Duyuruyu Kapat
Hanimefendi: kadınlara özel bir şekilde sağlık, giyim, beslenme, diyet ve benzeri kısaca her konuda destek veriyor. Türkiye'de tek kaynak olma yolunda hızla ilerleyen Hanimefendi.com, üyeler dışında ziyaretçilere açık yapısıyla da paylaşım mantığının hakkını vermeye çalışıyor. Siz de bunun bir parçası olmak istiyorsanız, hemen ücretsiz kayıt olabilir ve aramıza katılabilirsiniz. Sensiz bir kişi eksiğiz... :)
Duyuruyu Kapat
Instagram 180T
Facebook 10K
Twitter 138T

Zihinsel Özürlü Çocukları Olan Ailele

Konu, 'Engelliler dünyası' kısmında Gülümse tarafından paylaşıldı.

  1. Gülümse

    Gülümse Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Şubat 2009
    Mesajlar:
    3.793
    Beğeniler:
    7.105
    Zihinsel Özürlü Çocukları Olan Aileler ile Sağlıklı Çocuklara Sahip Ailelerin Çocuk Yetiştirmeleri
    Amaç: Sağlıklı aileler, , “fonksiyonel aile” olarak tanımlanıp, çocuğun psiko-sosyal gelişimini sağlıklı bir şekilde

    sürdürmesini sağlar. Ailede hasta veya özürlü bir kimsenin olması, aile işlevselliğini bozar. Çalışmamızda

    hipotez olarak özürlü çocuğa sahip ailelerin aile işlevselliğinin bozuk olacağını öne sürdük. Bu amaçla, özürlü

    çocuk ailesi ile sağlıklı çocuk ailesinin işlevselliği karşılaştırıldı.

    Yöntem: İlköğretim özel alt sınıfında ve özel rehabilitasyon merkezlerinde eğitim gören zihinsel engelli 50

    çocuğun ailesi ile, normal eğitim gören 30 sağlıklı çocuğun ailesine demografik özellikleri içeren bir anket

    formu ve “Aile Değerlendirme Ölçeği” uygulandı. Sonuçlar istatistiksel analizle değerlendirildi.

    Bulgular: Özürlü çocuğu olan ebeveynlerin %24’ünün suçluluk ve pişmanlık duyduğu, %14’ünün isyan ve

    yılgınlık yaşadığı, %20’sinin çaresizlik ile yeterli sabır ve anlayışı gösteremedikleri gösterildi. Özürlü çocukların

    psikolojik yardım alıyor olması (p<0.05), babanın çalışmıyor alması(p<0.01) ve annenin çalışıyor olması

    (p<0.01) “davranış kontrolü” alt boyutlarını anlamlı düzeyde etkilemektedir. Annenin çalışıyor olması “gerekli

    ilgi gösterme” alt boyutunu da olumsuz yönde etkilemektedir(p<0.05).

    Sonuç: Özürlü bir çocuğa sahip olmak, aile işlevselliğini belirgin olarak bozmaktadır. İşleyişin tekrar normal

    sınırlara çekilebilmesi için sosyal destek sistemlerinin çok iyi işleyerek gerektiğinde devreye girmesi gerekir.


    Toplumun en küçük birimi olan aile,

    genel tanımıyla çocuklardan oluşan, aynı anda

    pek çok farklı işlevi olan bir kurumdur. Ailenin

    işlevleri pek çok yazar tarafından ele

    alınmıştır. Ogburgn, ailenin işlevlerini yedi

    grup altında toplar (1,2). Bunlar ekonomik

    ihtiyaçları karşılamak, satü sağlamak,

    çocukların eğitimini planlamak, dini

    değerlerini vermek, boş zaman faaliyetlerini

    gerçekleştirmek, aile üyelerinin birbirini

    koruması ve karşılıklı sevgi ortamı yaratmak

    Düzce Tıp Fakültesi Dergisi 2008; 3:21-28

    Celalettin İÇMELİ ve ark. 22

    gibi işlevlerdir. Genel olarak bakıldığında, aile

    işlevlerinde aile içi iletişime, karşılıklı saygı ve

    işbirliğine büyük önem verilmektedir. Aile içi

    ilişkilerin yapısı, ailenin işlevlerini sağlıklı bir

    biçimde yerine getirip getirmemesinde önemli

    bir belirleyicidir(3).

    Ailenin ilevleri; kolaylaştırıcı, arabulucu,

    uyum sağlayıcı ve birbirlerinden farklı

    yetenek ve potansiyele sahip üyeler için

    koruyucu bir sistem olarak ifade edilir. Asıl

    görevleri ise üyelerinin yeteneklerini

    geliştirmek, çocukların sosyalleşmesini

    sağlamak, üyelerin işlevselliklerini

    sürdürdükleri organizasyonların taleplerini

    karşılamada yardımcı olmak, ailenin refahı için

    gerekli olan fiziksel ve ruhsal çevreyi

    oluşturarak üyelerin doyum sağlamasını temin

    etmektir (4).

    Ailenin sağlıklı olup olmamasına

    işlevselliği açısından bakıldığında, işlevlerini

    yerine getiren ailenin sağlıklı, karşıtı ise

    sağlıksız aile olarak tanımlanabilir (3,5).

    İşlevlerini beklenen düzeyde yerine getiren

    aileler “fonksiyonel aile”, aile içi iletişimin

    bozuk oluşu nedeniyle işlevlerini yerine

    getiremeyen aileler de “fonksiyonel olmayan

    aile” olarak tanımlanır (3). Yine Tufan(6),

    ailenin sağlıklı veya sağlıksız olmasını sosyoekonomik

    özelliklerine, toplumdaki hizmet ve

    olanaklarına, aile üyelerinin genetik

    özelliklerine, kişilik yapılarına, aile içi

    ilişkilerin dinamik yapısına bağlar. Bunların

    olumlu ya da olumsuz olması, ailenin

    işlevlerini yerine getirmesinde belirleyici olur.

    Birçok araştırmacı aile işlevlerinin

    sağlıklı veya sağlıksız oluşu üzerinde bazı

    etmenlerin rol oynayabileceği üzerinde

    durmuşlardır (2,7). Bu etmenleri, demografik,

    sosyal ve ekonomik özellikler, ailenin

    nitelikleri ve ailenin yaşam döngüsü şeklinde

    sıralamak mümkündür. Ailenin demografik ve

    sosyal nitelikleri bakımından hane halkı

    büyüklüğü, aile üyelerinin kompozisyonu, aile

    üyelerinin yaşı, cinsiyeti, öğrenim durumları,

    kır veya kent kökenli olmaları, ilk evlenme

    yaşı, yetişkin aile üyelerinin yaptığı işler

    olarak sıralanabilir. Aile üyelerinin ekonomik

    nitelikleri ise, gelir, gider, tasarruf ve mülkiyet

    biçiminde belirlenir. Becvar ve Becvar(8),

    ailenin tıpkı kişilerin geçirdiği gelişim

    aşamaları gibi belli aşamalardan geçtiğini

    belirtir. Buna ailenin yaşam döngüsü adı

    verilir. Aile üyeleri farklı aşamalarda farklı rol

    ve görevlere sahip olup, o aşamaya özgü aile

    sorunları ile karşılaşabilir. Bu da aile

    işlevlerini etkileyen bir husustur.

    Aile sisteminin özelliklerinden sayılan

    yetki paylaşımı, rol dağılımı ve aile sırları ile

    üyelerin ilişkilerinde gözlenen esneklik-katılık,

    yakınlık-uzaklık, düzenli-düzensiz iletişim ya

    da iletişimsizlik gibi faktörler, aile yaşamının

    vazgeçilmez görevleri olan temel ihtiyaçların

    karşılanması ve sorun çözme biçimlerini

    kesinlikle etkisi altına almaktadır. Aile üyeleri

    arasında etkileşim, aile üyelerinin tek tek

    sağlıklarına etki ettiği gibi, bir üyenin sağlıksız

    olması da tüm ailenin yapısına ve işlevlerine

    etki etmektedir (9,10,11). Bulut(2), ailede ruh

    hastası olanların kendi aile işlevlerini her

    konuda, ruh hastası bulunmayan ailelerden

    daha bozuk ve sağlıksız olarak algıladığından

    ve hastalıkla baş etme güçlerinin zamanla

    yitirildiğinden bahseder.

    En küçük toplumsal birim olarak

    tanımlanan ailenin temel işlevlerinden biri de

    çocuğun psiko-sosyal gelişiminin erken

    evrelerinini sağlıklı bir şekilde organize

    edilmesini sağlamaktır (12). Ailede hasta veya

    özürlü bir kişinin olması, bu durumun özellikle

    çocuklardan birinde çıkması ailenin işleveselliğini

    bozar. Biz, özürlü çocuğa sahip ailelerde

    aile işlevinin bozuk olacağını ve çeşitli sosyodemografik

    faktörlerden, özellikle çocuğa karşı

    aile tutumlarından etkileneceğini düşünüyoruz.

    Bu amaçla bir grup özürlü çocuk ailesi ile

    sağlıklı çocuğa sahip ailenin işlevselliğini

    karşılaştırmayı amaçladık.

    YÖNTEM

    İlköğretim özel alt sınıfında eğitim

    gören 31 çocuk ve daha ileri düzeyde zihinsel

    özürlü çocuğa yönelik eğitim veren özel bir

    rehabilitasyon merkezindeki 19 çocuk olmak

    üzere, zihinsel engelli toplam 50 çocuğun

    ailesi ve yine aynı okullarda normal eğitim

    gören benzer sosyo-ekonomik seviyelerde 30

    sağlıklı çocuğun ailesi, rasgele örnekleme

    yöntemi ile tespit edildi. Görüşmeden önce

    araştırmanın içeriği ve kullanılacak materyaller

    hakkında bilgi verildi. Ailelere sosyal,

    ekonomik ve demografik özelliklerin

    sorgulandığı bir anket formu ve aile

    işlevselliğini değerlendirmek üzere “Aile

    Değerlendirme Ölçeği” uygulandı. Ölçek,

    görüşmeyi kabul eden ebeveynlerden biri

    tarafından dolduruldu.

    Veri Toplama Araçları

    1-Sosyodemografik Bilgi Formu:

    Ailelerin ve çocukların özelliklerini tanımak

    Düzce Tıp Fakültesi Dergisi 2008; 3:21-28

    Celalettin İÇMELİ ve ark. 23

    amacıyla hazırlandı. Aile ile ilgili olarak konut

    tipi, aile tipi, görüşülen ebeveynin eğitim

    düzeyi, ailenin gelir düzeyi, ebeveynlerin

    çalışma durumları sorgulanmış olup, çocukla

    ilgili olarak yaşı, varsa özrü, cinsiyeti,

    psikiyatrik yardım alıp almadığı soruldu.

    Ailelerin özürlü çocuğa tutum ve davranışlarını

    değerlendiren yarı yapılandırılmış bir anket

    uygulandı. Kontrol grubuna, ailenin özürlü

    çocuğa karşı tutumlarına ilişkin sorular

    yöneltilmedi.

    2-Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ):

    Ailenin işlevlerini hangi alanlarda yerine

    getirdiği ya da getiremediğini, aile üyelerinin

    algılarına göre değerlendirmeyi sağlayan,

    problem çözme, iletişim, roler, duygusal tepki

    verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranış

    kontrolü ve genel fonksiyonlar olmak üzere

    yedi alt ölçekten oluşan 60 sorulu bir öz

    bildirim ölçeğidir. Epstein ve arkadaşları (13)

    tarafından geliştirilmiş, Türkçe formunun

    geçerlilik güvenilirlik çalışması Bulut ve ark.

    (3) tarafından yapılmıştır.

    Problem Çözme: Ailenin bütünlüğünü tehdit

    eden sorunları, ailenin işlevselliğini sürdürecek

    düzeyde çözebilme yeteneğine işaret

    etmektedir.

    İletişim: Aile bireyleri arasında bilginin

    değişimi olarak tanımlanır. Mesajın içeriği ve

    kimin amaçlandığı ile ilgili olarak sözel

    mesajın açık ve doğrudan olup olmadığına

    odaklanır.

    Roller: Ailenin farklı aile görevlerini ele

    alışlarını ve bu görevlerin nasıl dağıldığı ve

    yerine getirildiği ile ilgili davranış modelleri

    oluşturma ve sürdürme becerilerine ilişkindir.

    Duygusal Tepki Verebilme: Aile bireylerinin

    duygularını açıkça ifade edip edemediğini

    değerlendirir.

    Gereken İlgiyi Gösterme: Aile bireylerinin

    birbirlerinin etkinliklerine ve onları

    ilgilendiren şeylere karışma boyutu ile

    ilgilenir.

    Davranış Kontrolü: Bir ailenin biryelerinin

    davranış standartlarını belirleme ve sürdürme

    yollarını değerlendirir.

    Genel fonksiyonlar: Ailenin önceki tüm

    alanlardaki genel işlevselliğini değerlendirir.

    Herbir alt ölçek puanındaki artma işlevsellikte

    daha çok bozulmayı gösterir.

    İstatistiksel Analiz

    Grupların karşılaştırılmasında, kategorik

    değişkenlerde Ki-kare; grup ortalamalarının

    karşılaştırılmasında ise Student-t testi kullanıldı.

    p<0.05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı

    kabul edildi. Sayısal değerler, ortalama ve

    standart sapma olarak verildi.

    BULGULAR

    Grupların yaş, cinsiyet, babanın

    çalışma durumu, annenin çalışma durumu,

    görüşülen ebeveynlerin eğitim düzeyleri, aylık

    gelir düzeyi, aile tipi ve yaşanan konutun tipi

    gibi özellikleri benzerlik göstermektedir.

    Çalışmaya katılan ailelerin sosyo demografik

    özellikleri Tablo 1’de sunulmuştur.

    Özürlü çocukların %28’i kız, %72’si

    erkek olup %58’inin yaşları 10 ile 13

    arasındadır. Tüm ebeveynlerin eğitim düzeyi

    %45 ile ortaokul-lise seviyesinde olup hiç

    okur-yazarlığı olmayanların oranı %11.25’tir.

    Yine tüm ebeveynler içinde babaların çalışma

    oranı %76.25 iken, annelerin dışarıda çalışma

    oranı %15’tir. Aylık gelir düzeyi özürlü grupta

    500 YTL altı %30; 500-1000 YTL arası %36;

    1000 YTL ve üzeri ise %36 dağılım

    göstermektedir. Ailelerin her iki grubunda da

    %70’i çekirdek aile oluştururken, %30’u geniş

    aile oluşturmaktadır. Ailelerin oturdukları

    konut tipi %76.8 apartman dairesi, % 22 ise

    müstakil ev şeklindedir. Görüşme yapılan

    ebeveyn, özürlü grupta % 52 baba, %46 anne;

    sağlıklı grupta ise %13.3 baba, %83.3 anne

    olup, fark anlamlıdır (p<0.01). Bunlar aile

    işlevlerini değerlendirme sırasında etkili

    olabilecek faktörlerdir.

    Aile değerlendirme ölçeğinde (ADÖ),

    özürlü ve sağlıklı çocuk aileleri arasında

    problem çözme, duygusal tepkiler verebilme,

    davranış kontrolü, genel fonksiyonlar alt

    boyutlarında anlamlı farklılık saptanmıştır

    (Tablo 2).

    Özürlü çocuğa ait özelliklerden yaş,

    özrün doğuştan ya da sonradan olup olmaması

    ADÖ’de anlamlı fark oluşturmamaktadır.

    Cinsiyet ise duygusal tepkiler verebilme alt

    boyutunu erkek çocuklar aleyhine anlamlı

    düzeyde etkilemektedir (t = -1.26; p<0.01).

    Özürlü çocukların sadece %30’u psikolojik

    yardım almaktadır. Özürlü çocuğun psikolojik

    yardım alıyor olması, davranış kontrolü alt

    boyutunu anlamlı olarak etkilemektedir (t = -

    1.64; p<0.05).

    Ebeveyne ait özelliklerden, babanın

    çalışmıyor alması davranış kontrolü alt

    boyutunu (t = -1.33; p<0.01); annenin çalışıyor

    olması gerekli ilgi gösterme (t = -1.75; p<0.05)

    ve davranış kontrolü (t = -1.15; p<0.01) alt

    boyutlarını anlamlı düzeyde etkilemektedir.


    Tablo 1. Sosyo-demografik verilerin özürlü ve kontrol grubu arasında karşılaştırılması.


    [​IMG]


    Tablo 2. Özürlü ve sağlıklı kontrol grubunda “Aile Değerlendirme Ölçeği” (ADÖ) alt boyutlarının

    karşılaştırılması.


    [​IMG]


    Aile tipi, oturulan konut tipi, ailenin kırsal ya

    da kentsel kökenli olmasının ADÖ’ye etkisinin

    olmadığı gösterilmiştir.

    Ailenin çocuğunun özrü konusunda

    zaman içerisinde gösterdiği tutumlar değerlendirildiğinde,

    istatistiksel olarak anlamlılık

    gösteren tutumlar şunlardır:

    * Ebeveynlerin %24’ü suçluluk ve pişmanlık

    duyduğunu, %14’ü isyan ve yılgınlık

    yaşadığını, %20’si çaresizlik hissettiğini,

    %28’i tahammül edemediğini, %10’u karışık

    duygular içinde olduğunu, %16’sı sabır ve

    anlayış gösteremediğini bildirdi.

    * Sabır ve anlayışla yaklaşmanın tüm alt

    boyutları olumlu etkilediği;

    * Pişmanlık ve suçluluk duygusunun roller ve

    davranış kontrolü alt boyutlarını olumsuz

    etkilediği;

    * İsyan ve yılgınlık duygusunun roller ve

    davranış kontrolü alt boyutlarını olumsuz

    etkilediği;

    * Çaresizlik duygusunun gerekli ilgiyi

    gösterme ve genel fonksiyonlar alt boyutlarını

    olumsuz etkilediği;

    * Karışık duygular hissetmenin iletişim ve

    gerekli ilgiyi gösterme alt boyutlarını olumsuz

    etkilediği tespit edildi. (Tablo 3a ve 3b).

    TARTIŞMA

    Araştırmamızın en temel bulgusu

    öngördüğümüz şekilde, özürlü çocuk sahibi

    ailelerin işlevselliğinin pek çok alt boyutta

    bozuk olduğudur. Özürlü çocuk sahibi aileler

    ile sağlıklı çocuk sahibi ailelerin işlevleri

    arasında problem çözme, duygusal tepki

    verme, davranış kontrolü ve genel fonksiyonlar

    açısından anlamlı fark bulunmaktadır.

    Çalışmamızın diğer önemli bir bulgusu ise

    özürlü çocuğu olan ailelerin çocuklarına karşı

    geliştirdikleri tutumlar ile aile işlevselliğinin

    bozulması arasındaki bağlantıdır. Çocuklarına

    karşı olumsuz tutumlar içerisinde olan

    ailelerin, işlevlerini daha olumsuz değerlendirdiği

    saptanmıştır.

    Problem çözme boyutu, ailenin maddi ve

    manevi sorunlarını etkili bir biçimde


    Tablo 3a. Özürlü çocuğa gösterilen aile tutumlarının ADÖ alt boyutlarına etkisi.


    [​IMG]


    Tablo 3b. Özürlü çocuğa gösterilen aile tutumlarının ADÖ alt boyutlarına etkisi. (devam)


    [​IMG]


    çözebilme başarısı olarak açıklanmaktadır.

    Çalışmamızda incelediğimiz değişkenlerden

    babanın çalışmıyor olması, problem çözmeyi

    olumsuz etkilemektedir. Bu grupta özellikle

    çözüm bekleyen problemlerden birinin maddi

    sorunlar olduğu düşünülürse babanın

    çalışmıyor olmasının problem oluşmasına

    sebep olduğu sonucuna varılabilir. Özürlü

    çocuğun, yaşıtlarına göre daha masraflı olması

    sebebiyle, muhtemelen zorlukla geçinen aile

    için maddi sorunlar daha da artmaktadır. Bu

    durum, çocuğun hak etmediği biçimde

    kendisine uygunsuz davranılmasına, onunda bu

    uygunsuz davranışa uygunsuz cevap vermesine

    yol açar. Uygunsuz anne-baba tutumunun

    kaçınılmaz sonucu, çocuklarda ağır duygusal

    ve davranışsal bozuklukların ortaya çıkmasıdır

    (14). Diğer taraftan, bu özellikteki çocukları

    olan ailelerin ve yakınlarının özre olumlu bakış

    tarzı ve davranışları, çocuğun özrüne ve

    çevresine karşı uyumlu bir birey olarak

    gelişmesini sağlayabilir (15). Çalışmamızda

    biz de özürlü çocuğa sabır ve anlayışla

    yaklaşma tarzının, aile işlevini her boyutta

    olumlu etkilediğini tespit ettik.

    Duygusal tepkiler verme boyutu, aile

    üyelerinin her birinin uyaranlar karşısında en

    uygun tepkiyi göstermesi anlamına

    gelmektedir. Bu boyutu etkileyen faktörlerden

    birisi cinsiyettir. Aile, özürlü kız çocuklarına

    daha uygun duygusal tepkiler verirken erkek

    çocuklar için verilen tepkiler yetersiz ya da

    uygunsuz olmaktadır. Bunu ailenin erkek

    çocuklara yüklediği anlam ve beklentilerle

    ilişkilendirme olasıdır. Anne ve babanın daha

    çocuk doğmadan önce zihinlerinde idealize

    ettikleri bir çocuk kavramı bulunmaktadır (16).


    Aile, özürlü bir çocukla karşı karşıya

    kaldığında bu beklenti ve düşler sona erer.

    Ailenin beklentileri ile gerçek durum arasında

    farklılıklar arttıkça, ailenin hayal kırıklığı da

    artar ve gerçek durumla baş etme zorlaşır

    (17,18). Bu beklentilere bir de toplumun ve

    kültürün yarattığı ideal çocuk algısı

    eklendiğinde özellikle erkek çocuk ile ilgili

    hayal kırıklığının büyük oluşu daha rahat

    anlaşılabilir. Kültürümüzde erkek evlat, neslin

    devamı, baba ocağının bekçisi şeklinde

    görülmekte, bir yandan da gelecek zor günlerin

    sigortası olarak değer atfedilmektedir. Bu

    yüzden zayıflığı kabul edilemez, onun

    duygularını göstermesi ve dillendirmesi,

    zayıflığın kabulu olacağından onaylanması ve

    tahammülü daha zordur.

    Davranış kontrolü boyutu aile üyelerinin

    psikolojik ya da sosyal bir tehlike karşısında

    davranışlarına standart koyma ve disiplin

    sağlama biçimidir. Çocuğun psikolojik destek

    alıp almadığı, ailede çalışan birinin varlığı,

    ailede babanın ve annenin çalışma durumları,

    davranış kontrolünü etkilemektedir. Babanın

    çalışmıyor olması hem özürlü hem de sağlıklı

    grupta davranış kontrol boyutunu sağlıksız

    hale getirirken, annenin çalışmnası özürlü

    grupta gerekli ilgiyi gösterme ve davranış

    kontrol boyutlarını olumsuz etkilemektedir. Bu

    sonuç, çalışmayan baba, dışarıda çalışan anne

    figürlerinin aile tarafından sağlıksız aile

    işlevselliği şeklinde değerlendirildiğinin

    kültürel bir göstergesi olabilir. Diğer açıdan,

    özürlü çocuğa karşı geliştirilen olumsuz

    tutumları da yansıtabilir. Olumsuz tutumlardan

    özellikle çaresizlik hissettiğini söyleyen

    ebeveynler aynı zamanda gerekli ilgiyi

    gösterme alt boyutunda bozulma bildirmektedir.

    Özürlü çocuğun yaşıtlarına göre

    daha çok ilgiye ve zamana ihtiyaç duyduğu,

    inkar edilmez bir gerçektr. Diğer taraftan, baba

    veya anneden en az birinin maddi problemleri

    aşmak için çalışması gereklidir. Babanın

    çalışmasının yeterli olduğu durumlarda

    çocuğun bakım ve ilgilenilmesi tek başına

    annenin işi halini almaktadır. Özellikle annenin

    evdışında geçirdiği vakit, çocuğun ilgi ve

    ihtiyacının karşılanmaması anlamına gelebilir.

    Bazen ilginin olumlu veya olumsuz anlamda

    özürlü çocuğa kaydırılması ile ailede diğer

    çocuklar ve eş ihmal edilebilir. Özürlülük

    sebebiyle ailenin diğer üyelerinin ilgi ihtiyacı

    normalden daha fazla da olabilir. Eğer bir de

    anne dışarıda çalışıyorsa, bu zaman ve enerji

    olarak da zorlaşır. Eşler birbirlerini veya

    kendilerini, aile üyelerine yeterince ilgi

    göstermediği şeklinde suçlayabilir. Sağlıksız

    işleyen aile ortamlarında aile üyelerinde

    suçlayıcılık ve yargılayıcılık en belirgin

    özelliklerdir (19). Yine Bavers’a (20) göre bu

    tip aile üyeleri sağlıklı iletişime kapalıdır,

    üyelerde egozim egemendir, kişiler oldukları

    gibi değil, diğer baskın üyelerin olmasını

    istedikleri gibi olmaya zorlanır. Bunun için

    üstü kapalı kurallar uygulanır, sorunlar sahte

    davranış kalıpları ile saklanır, çoğu zaman

    problemin nedeni ve çözümü başka bir soruna

    kaydırılarak, gerçek sorun inkar edilir.

    Çalışmamızda da ortaya konduğu gibi,

    isyan-yılgınlık duyduğunu bildiren ebeveynler

    roller ve davranış kontrolü boyutlarında sıkıntı

    yaşamaktadır. Özürlülük nedeniyle çöküntü

    yaşayan ebeveynlerden anne, özellikle

    toplumumuzda fedakarlık duygusu içinde daha

    çok vermeye çabalar ki bu bir anlamda kadının

    rolünün daha da baskınlaşması, yeni roller

    üstlenmesi demektir. Gerçekten de özürlü

    çocuğa sahip ailelerde yapılan araştırmalar,

    genellikle çocuğun engelliliğinin

    sonuçlarından, annenin babaya göre daha çok

    etkilendiğini ortaya koymaktadır. (21) Aileler

    baş etmekte zorlandıkları bu durumla ya

    yüzleşmekten kaçınmakta ya da onu aşabilmek

    için aşırı çaba sarfetmektedir. İhtimal ki dah

    önce bahsedilen pek çok faktörün etkileşimi

    sebebiyle, rollerinde farklılaşma ya da

    yüklenme yaşayan ebeveynlerde isyan ve

    yılgınlık ortaya çıkmakta, aslında baş

    edemediği rol ve sorumlulukları neticesinde

    kontrolü ve aile disiplinini kaybetmektedir. Bu

    ise ailenin davranış kontrolü puanlarına

    olumsuz yansımaktadır.

    Suçluluk ve pişmanlık duygusunu yaşayan

    aileler, özürlü bir çocuğa sahip olmakla

    geçmişteki bazı olaylar nedeniyle cezalandırıldıklarını

    düşünebilirler. Bunların bir kısmı

    sağlıklı bir gebelik için gerekli olan fiziksel,

    sosyal ve duygusal şartların yerine getrilmediği

    inancını taşıyabilirler. Daha ileri yaşlarda

    çocukların özürlü olduğu teşhis edilen annbabalar

    ise, bu durumu fark edememekten veya

    çocuğa gereken ilgiyi ve anlayışı gösterememekten

    dolayı kendilerini de suçlayabilirler.

    Bazen suçlamalar anne-baba tarından bir

    diğerine yönlendirilebilir. Bu tarz suçlamalar

    ile aile üyeleri arasındaki iletişimi ve sıcaklığı

    etkileyebilir. Araştırmalar, engelli çocuğa

    sahip olan ailelerde boşanma ve eşlerden

    birinin evi terk etme durumlarına, hatta intihar

    olaylarına ve alkol bağımlılığına sıklıkla


    rastlandığını ortaya koymuştur (22,23). Bizim

    çalışmamız bu olumsuz tutumun ailenin roller

    ve davranış kontrolü boyutunu bozduğunu

    göstermektedir ki kendini suçlayarak ebeveynlerden

    birinin veya her ikisinin kendi içine

    dönmesi, bazen yoğun depresyon yaşıyor

    olması, anne-baba ve karı-koca rollerinin

    ortada sahipsiz kalmasına neden olmaktadır.

    Rollerin kaybı ya da bir diğer üyeye kayarak

    telafi edilme çabası ise, diğer üyelerde de aşırı

    yüklenmeye, bocalamaya yol açmaktadır. Bu

    değişimin neticesi aile ortamında disiplin ve

    düzenin kaybı anlamına gelen davranış

    kontrolünün yitirilmesidir.

    Çocuğun psikolojik destek alması, hem

    çocuğun hem de ailenin davranış kontrolü

    üzerinde yeniden bir düzenleme yapmasına ya

    da daha önce algılayamadığı özürlülük

    kavramını zihninde yeniden doğru şekilde

    yapılandırmasına yol açmaktadır. Muhtemelen

    bu sayede diğer tüm alanlarda olduğu gibi bu

    boyutta da sabır ve anlayış tutumunun

    gelişmesine ortam hazırlar. Bu açıdan

    yaklaşıldığında psikolojik yardım alıyor

    olmanın aile işlevselliğine katkısı inkar

    edilemez. Ancak bu katkı, anne ve babanın eşit

    oranda katılımları ve çözümü içselleştirmeleri

    ile devamlı olabilir. Oysa çoğu zaman

    ebeveynler bozuk aile işlevlerinde çözümün

    olduğu kadar sorunun da bir parçasıdırlar ve

    bunu inkar eğilimi taşırlar.

    Çalıştığımız örneklemin kısmen eğitim

    imkanlarına kavuşabilmiş özel bir grup olduğu

    unutulmamalıdır. Bu özürlü çalışma grubu

    içinde imkansızlıklar nedeniyle eğitim

    imkanlarına ulaşamayan ya da özrünün ağırlığı

    sebebiyle bu kurumlara gelemeyen ağır

    zihinsel özürlülerin aileleri de bulunmaktadır.

    Bu yüzden ileri derecedeki özürlülüğün aile

    işlevlerini bozduğu öngörülse de bunu nasıl ve

    ne boyutlarda olduğu üzerine bir sonuca

    gitmek mümkün değildir.

    Sonuç olarak, aile kurumu özürlü, hasta ve

    sağlıklı üyeleri ile bir bütündür. Bu bütünü

    oluşturan üyeler ve işlevler sürekli biribiriyle

    ilişki halinde olup, birindeki herhani bir

    aksama bütünde ve diğer üyelerin işlevlerinde

    de bozukluğa yol açmaktadır. İşleyişin tekrar

    normal sınırlara çekilebilmesi için sosyal

    destek sistemlerinin çok iyi işleyerek

    gerektiğinde devreye girmesi gerekir. Bunun

    için gerekli tüm tedbirler alınarak aile

    kurumunun ve işlevselliğinin sürdürülmesi

    sağlanmalıdır.
    Amaç: Sağlık
     
    zeyn0M, Arina ve Fındık Kurdu bunu beğendi.
  2. Fındık Kurdu

    Fındık Kurdu Daimi Üye

    Kayıt:
    3 Aralık 2009
    Mesajlar:
    47.854
    Beğeniler:
    49.335
    Paylaşım için teşekkürler ablacım:hhhhhh:
     
  3. Arina

    Arina Daimi Üye

    Kayıt:
    3 Aralık 2009
    Mesajlar:
    49.102
    Beğeniler:
    50.485
    Teşekkürler paylaşım için :hhhhhh:
     
  4. zeyn0M

    zeyn0M Daimi Üye

    Kayıt:
    28 Ekim 2011
    Mesajlar:
    1.002
    Beğeniler:
    315
    Paylaşım için teşekkürler