Türkçeyi Korumak Kimin Görevi

Kristen Stewart

Daimi Üye
Katılım
3 Aralık 2009
Mesajlar
47.855
Tepki
49.338
Puan
113
Yaş
37
Konum
Çıkmaz Sokak
Kültürlerin gelecek kuşaklara aktarılmasında büyük bir görev üstlenen dil, toplumsallaşmaya da önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle bütün toplumlarda dil son derece önemsenmiştir.
Bizim memleketimizde de her kademeden insanımızca, yazışma ve konuşma dili olarak öz “Türkçe” bir dil kullanmaya özen gösterilmiş, zaman zaman da dilimize diğer dillerden eklenen yeni kelimeler olmuştur. Buna ilaveten, bölgesel farklılıklardan kaynaklanan şive değişiklikleri ve aksam farklılıklarının da olduğu, insanımızın konuşma şekillerinden fark edilebilmektedir…

Günümüz dünyasında yaklaşık 6 bin tane dil konuşulmaktadır. Türkçemiz, UNESCO raporlarına göre dünya dilleri arasında başta Orta Asya olmak üzere, çeşitli ülkelerde toplam 200 milyondan fazla nüfusun konuştuğu dil olarak 5. sırada yer almaktadır. Tarihi süreç incelendiğinde Türk dilinin 4000 yıllık bir mazisi bulunmaktadır. Bunca yıldır Türk ilim ve fikir adamları, sanatkâr, şair, edebiyatçı ve yazarlar her sahada birçok eser vermek suretiyle Türkçemizin ne kadar zengin bir dil olduğunu tüm dünyaya ispat etmişlerdir.
Verdikleri eserlerle dilimize sahip çıkılmış ve bozulmadan bugüne kadar gelmesine önemli katkılar sağlanılmıştır. Aradan geçen bin yıllara rağmen bu eserler, hâlâ ilk günkü safiyetinde okunmakta ve açık bir şekilde anlaşılabilmekte ise bu durum, onların dili kullanmakta ne derece usta olduklarının açık bir göstergesidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “Türk milleti demek, Türk dili demektir. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” şeklinde dilin önemini ifade etmektedir.

Fransız yazar Albert Camus ise ; “İnsanın iki yurdu vardır; biri, üzerinde doğduğu topraklar diğeri o topraklarda konuşulan dildir. Bir yazar olarak benim görevim anadilim hudutlarında nöbet tutmaktır.” diyerek dilin önemine vurgu yapmaktadır.

Bir ferdin dil öğrenmesi henüz çocukken başlamaktadır. Sözlü olarak ailesinden öğrendiği dille iletişim kuran çocuk, çok sonraları okuma yazma öğrenmekte ve yazı diline kavuşmaktadır. Buna rağmen dilin söz olarak kullanılması kalıcı olmamakta zamanla dilde unutma, değişim ve gerilemeler yaşanmaktadır. Bu nedenle sözel olduğu kadar yazı dili olarak da düzgün bir dil kullanılması, bilgininin, fikrin, tecrübenin ve her türlü değerin yazı olarak kayıt altına alınması bir zorunluluktur. Böylelikle kültürel miras, yapılan çalışmalar ve oluşturulan eserler sadece saklanmakla ve gelecek kuşaklara aktarılmakla kalmayıp, sağlıklı bir şekilde kalıcılığı da gerçekleştirilmektedir.


Dilimizdeki sözcük sayısının 75.000 olduğu (TDK 199 8 düşünüldüğünde; dil hazinesi olarak ne kadar bir zenginliğe sahip olduğumuz açıkça ortadadır.
Üstat Cemil Meriç; “Her eser, kendi dili ile doğar.” demektedir. Dil, kültürümüzü ve mazimizi dünden bugünlere taşıyan, bugünü de yarınlara aktaracak olan en etkili unsurdur. Çünkü kültürün taşıyıcısı dildir. Dilin yozlaşmaya başladığı ve kültürümüzün yok edilmeye çalışıldığı zamanlarda; Tapduk Emre, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Karacaoğlan, Sarı Saltuk ve Karamanoğlu Mehmet Bey gibi büyük isimleri, yaşadıkları dönemin aydınları olarak görev başında görmekteyiz. İlim, irfan ve kültür tarihimizin bu büyük simaları, bizlere Türk kültür ve medeniyetinin tahrip edilmesine karşı, ürettikleri önemli çalışmaları ve eserleri ile dilimize nasıl sahip çıkıldığının en güzel örneğini göstermişlerdir. İçinden geçtiğimiz şu zaman diliminde de bir yozlaşma ve cümle içinden kelime seçilerek aydın bir kişi olunduğunun zannedildiği bir dönemi yaşıyor ana dilimiz! Öyleyse, oluşan bu dil kirlenmesi ve yozlaşma karşısında dilimize sahip çıkma görevi acaba kimin üzerinde?

Yabancı dilde söylemler ve kelimeler kullanmak suretiyle modern bir kişiyim görüntüsü sunulmaya çalışılmakla, aslında; bilinçaltı komplekslerin gizlenmeye çalışıldığı aşikârdır. Ben ne kadar kültürlü kişiyim, bu aracın ya da konunun yabancı dilde ifade edilişini de biliyorum gibi bir yaklaşım ile neyin imajı verilmektedir. Böyle yapılınca kişi ve kişilikler daha ayrı bir hava ve özellik mi kazanmış olmaktadır? İşte, toplumumuz ve kullandığı ana dili olan Türkçemiz son yıllarda ne yazık ki böyle anlayışlara ev sahipliği yapabilmektedir!

Aksi halde, cosmetics, chatleşmek, leasing, insert, center, terörizm, stilist, desinatör, konsensüs, prefabrike, global, konsept, laptop, dizayn, class, clasic, international, dijital, trend, cool takılmak, takıl bana, ayıpsın, koptum, yok ölee, fulüm, herıld yani, daral geldi, trip yapma, vaav, yuhii, morcivet vs… gibi yabancı ve uydurma sözcükleri kullanmanın haklı gerekçesi ne olabilir? Hem de bu kelimelerin Türkçe karşılıkları kendi dilimizde mevcut olduğu halde… Bu yabancı sözcükleri kullananlar acaba Türkçe karşılıklarını bilmediklerinden mi yoksa bir takım kompleksleri nedeniyle mi böyle konuşup yazmaktadırlar? Birçok iş yerinin isimleri ve tanıtım tabelalarının da yabancı içerikli olduğunu hep birlikte gözlemlemekteyiz. Ticari işletmelere yabancı isimler verildiğinde, kazançlarında daha büyük artışlar mı olmakta veya kar oranları mı yükselmektedir. Yoksa o gördüğümüz yabancı isimli tabelalar, yabancı uyruklu iş adamlarına mı aittir? Yâda İnternet ortamında çeşitli programlar aracılığı ile kafası kopartılmış kuşa benzetilebilecek haliyle yan yana getirildiğinde dahi bir kelime olma görevini yerine getirmeyecek şekilde yazışan gençler, bizim çocuklarımız değil mi? Çeşitli kısaltma, şekil ifadeli ve yazı dilinden başka her şeye benzeyen harf yığınlarından oluşmuş hitap ve onaylama tarzındaki üslup Türkçemize mi aittir. Yâda bizim bilmediğimiz yeni bir dil mi piyasa sürülmüştür...

Öğretim dili olarak dilimizin kenara itilmesi ve yabancı dille eğitimin Türkiye’de yaygın hale gelmesi hatta anaokulu seviyesine kadar yabancı dil öğretimi veriliyor olması gibi bir sorunla karşı karşıya olduğumuz da herkesin bilgisi dâhilinde olan bir diğer sorundur. Eğer başka dillerde eğitim ana dilde eğitimin önüne geçmeyi sürdürürse, Türkçemiz tabi ki ortadan kalkmaz! Fakat ulusal dil olma konusunda ciddi sıkıntılar yaşanılması kaçınılmaz olur. Hâlbuki Anayasamızda ulusal dilimizin “Türkçe” olduğu yazılı iken bu bilinçsizlik ve özenti neyin nesidir? Ulusal hedefleri olmayan bir ülkenin bireyleri olursak, ulusal bir dil kullanımından da yoksun kalmak yolunda hızlı mesafeler kat etmemizi maalesef kimseler önleyemez!

Bütün bunları anlatırken yaklaşımımız, yabancı kelimelere veya başka dillere karşıtlık olarak değerlendirilmemelidir.
Büyük insan İmamı Gazali; “Her lisan, hakikatte bir insandır.” buyurarak dil öğrenmenin önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunun karşısında olmak mümkün değildir. Bizim burada eleştirdiğimiz husus, kendi dilimizin yerine başka dilleri ön plana çıkartmak suretiyle dilimizin anlaşılmaz hale getirilmesi ve kültürümüzün yok edilmesine yönelik kayıtsız kalışlaradır.
Öyleyse; Her konuda olduğu gibi dil konusunda da bir alt yapı çalışması yapılarak bu geçişler sağlanmalı ki olumsuz etkilenmelerinin önüne geçilebilsin. Dil bilgisi kurallarına ve anlam uyumsuzluklarına meydan vermemek için dil uzmanlarınca çalışmalar yapılmalı, dilimize giren yabancı kelimeler, günümüze uygun olarak ele alınıp, gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra kullanıma girmelidir düşüncesindeyim. Aksi takdirde dilimize giren 2000 (iki bin) kelime sayısının daha da artacağından ve buna bağlı olarak dildeki yozlaşmanın tüm hızı ile devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın!

Görsel, işitsel ve yazılı her ortamda dilin önemi, yazılı ve sözel olan tüm kullanıcılara anlatılmalı ve bu konuda ciddi bir kamuoyu oluşturulmalıdır. Çeşitli birlik ve sanayi odaları ile sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerince, iş yerlerine verilen isimlerde yeni düzenlemeler yapılmalı ve önlem alınmalıdır. Güzel Türkçemizin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi ve öğretimde birliğin sağlanması, çeşitli bilimsel ve sanatsal alanlarda Türkçenin kullanılmasının bir zorunluluk olduğu unutulmamalıdır. Aksi takdirde çevremizde, Türk olduğu halde Türkçeyi sonradan öğrenmiş yabancı uyruklu gibi konuşan insan sayısının hızla arttığını görmek kaçınılmaz olacaktır.
Sonuç olarak; "Türk milletinin dili Türkçedir...” “Türk evladına Türkçeden başka bir dil yakışmaz” diyor, Karamanoğlu Mehmet Beyin tarihe altın harflerle yazılan 12 Mayıs 1277 yılında yayınladığı; "Bu günden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meydanda, seyranda ve meclislerde Türkçeden başka dil kullanmaya!" diye emrettikleri fermanındaki dile verilen önemin farkında olunması gerektiğinin, hep hatırda tutulmasında fayda görüyorum. Gerek fert, gerek toplum, gerekse kurumsal olarak böyle bir “dil bilinci” içinde hassasiyetle hareket edilmesi gerektiğinin altını çizerek konuyu bağlamak istiyorum.


Gönlünüzden güzellik, yüzünüzden tebessüm ve dilinizden Türkçemizin ışığından süzülen tatlı ifadeler hiç eksik olmasın.
 

sadiye

Admin
Admin
Katılım
4 Mayıs 2010
Mesajlar
60.971
Tepki
56.321
Puan
113
Yaş
41
Konum
Almanya
Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “Türk milleti demek, Türk dili demektir. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

Bu sözün üstüne daha ne denir? :bayrak:
 

Şu anda bu konu'yu okuyan kullanıcılar

    Üst