Hasret (Yazan : Nk83)

nk83

࿐*⁀➷
Site Yazarı
Katılım
24 Ağustos 2010
Mesajlar
64.939
Tepki
86.655
Puan
113
Konum
✩Yazar Odası✩
dgfhkujl forumtipi.jpg


Künye

Hikayenin Adı :
Hasret
Yazan : nk83
Tür : Romantik, Dram, Komedi (Her telden çalıyor aslında )
Hikayenin Yazımına Başlama Tarihi : 6 Temmuz 2016 (İnternet ortamına hemen eklememiştim)
Bir kitap platformunda okunma sayısının 1 milyon olmasına çok az kalmıştı (O siteyi erişime kapattılar) Eski nostaljik dizilere benzediği için seveni çoktu. 100 küsur bölüm yazmış final bölümlerinde de kapanma sebebiyle mecburi ara vermiştim :ne:

Her hakkı saklıdır. Yazardan izin almadan kopyalanıp çoğaltılamaz.

Gifler/Resimler yazdığım hikayenin sahnelerine uyacak şekilde benim tarafımdan yapılmıştır. Hazır giflerin üzerine yazılmış bir hikaye değildir

Hikaye içinde geçen kişi kurum mekan ve markalar tamamen hayal ürünüdür yani kurgusaldır. Hikayede geçebilecek herhangi bir şeyde de reklam niyeti yoktur.

karakterleraaa.png

Oyuncular / Karakterler
Fahriye Evcen Özçivit : Hasret
Burak Özçivit : Orhan
Birkan Sokullu : Fikret
Öykü Karayel : Miray
Cansel Elçin : Can
Tuba Büyüküstün : Canan
Nilay Deniz : Simge Buse
Berk Hakman : Mert
İbrahim Çelikkol : Ali
Ebru Özkan : Firuze
Alihan Türkdemir : Talha
Çetin Tekindor : Talat
Ayda Aksel : Neyhan
Zuhal Olcay : Hümeyra
Avni Yalçın : Çetin
Engin Öztürk : Onur

Konusu

Orhan üç yıl önce tüm kalbiyle bağlı olduğu sevdiğini kaybetmiş ve kendisini hayatın hareketliliğinden soyutlayarak sadece işine vermiştir. Ablası Firuze yeğeni Talha ağabeyi Can kardeşleri Fikret ve Mert ile birlikte de son derece sevgi dolu bir aileye sahiptir.

Aile büyüklerine gelecek olursak eğer babaları Talat Bey sakin bir adam olmakla birlikte anneleri Neyhan Hanım eşinin tam aksine adeta evin neşe kaynağıdır. Çocuklarına yeri geldi mi takılır yeri geldi mi de onları o tatlı diliyle hizaya sokmaktan hiç çekinmez. Yani Orhan'ın bir yanı Zeynep'in yarattığı boşlukla uçuruma dönmüşken diğer bir yanı da ailesinin sevgisiyle ayakta durmaya çalışıyordu.

Hasret ise Orhan kadar şanslı bir hayat süremiyordu. Her şeye boyun eğen bir annesi ve alkolik aksi mi aksi babasıyla birlikte son derece sıkıntılı zamanlar geçirip geçimlerini de küçük bir çiçekçi dükkanından sağlıyorlardı. Babasının durumu ortada olduğu için de tüm yük Hasret'in omuzlarındaydı. Neredeyse bir ırgat gibi çalışıyor ama buna rağmen işitmediği hakaret kalmıyordu.

Bambaşka hayatlar yaşayan Orhan ile Hasret'i de bu küçük çiçekçi dükkanı bir araya getirecekti. Orhan üç yıldır ne zaman Zeynep'in mezarına gitse çiçeklerini bu dükkandan alıyordu. Ancak bu süre zarfında birbirlerini hiç görmemişlerdi çünkü babası Hasret'i bir odaya kapatıp yabancılarla görüşmesine de yan yana gelmesine de izin vermiyordu. Kızı karanlık rutubetli bir odaya adeta hapsedip siparişleri de yığdıktan sonra kendisi ön tarafta oturarak birasını içip radyosunu dinliyordu.

Bir gün Orhan yine gelmişti. Babası erkenden çıkıp çiçek fidelerini almaya gittiği için de bu defa dükkanda sadece Hasret vardı. Küçük bir kaza ile başlayan tanışmaları Orhan'ın o gün gördüklerinden sonra tüm dikkatinin Hasret'e yönelmesine neden olmuştu. Günden güne kızın yaşadıklarına şahit olmaya başlayan Orhan'ın aklını kemiren tek bir soru vardı. O kızı oradan kurtarmalıydı. Ama nasıl?

etrdytguh.jpg


........::::::::____::::::::........

Yorumlarınızı bu sayfaya veya verdiğim linkten yorum sayfama yapabilirsiniz ;)
nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
 
OP
nk83

nk83

࿐*⁀➷
Site Yazarı
Katılım
24 Ağustos 2010
Mesajlar
64.939
Tepki
86.655
Puan
113
Konum
✩Yazar Odası✩
1637a6df4cbb765a206462875416.png


1.Bölüm

Dışarıda sıcacık harika bir hava vardı. Kuşlar cıvıldıyor gün ışığı tüm güzelliğiyle evin pencerelerine vuruyordu. Evin içindeki sesler de cabasıydı tabii. Belli ki Neyhan Hanım etrafında fır dönen çocuklarının yarattığı o neşeli atmosferle kahvaltı sofrasını donatmaya başlamıştı bile. Rahat da bırakmıyorlardı ki kadını hınzırlar!

Orhan bir süre bu neşeli sesleri dinleyip sonra da içindeki sıkıntıyla birlikte yorganını savurarak yattığı yerden kalktı. Parmaklarını saçlarının arasından keyifsizce geçirirken aynı anda da penceresinden dışarıya bakıyordu. Bugün 12 Nisan 2017'ydi. Yani üç yıl önce kaybettiği Zeynep'in ölüm yıl dönümü. İçindeki sıkıntı da bundan ileri geliyor olmalıydı.

Saate göz ucuyla bakıp henüz sabahın yedi buçuğu olduğunu görünce hüzünlü bakışlarını yatağının başucunda duran sevdiğinin resmine doğru çevirdi. Karşısındaki bir kağıt parçası da olsa Zeynep'i gözlerinin içi gülerek ona bakıyordu. Orhan da ona gülümsemek istedi ama yapamadı. Tam gülümseyecekken gözlerinin nemlenişi durdurdu onu. Kalbi o acı haberi bir kez daha almışçasına sıkışmıştı sanki.

"Birkaç saat sonra seni bir kez daha kaybedeceğim Zeynep'im"

klll.jpg

Gözleri dolarak çerçeveye dokunurken odasının kapısı da tanıdık bir vuruşla tıklatılmaya başlandı. Orhan gelenin kim olduğunu tıklatma tarzından anlamıştı. Elini çerçevenin üzerinden usulca çekerken bir yandan da kapıya doğru bakıp "Girebilirsin Fikret!" diye seslendi. Bu onayın ardından kapı aralanmış ve Fikret kardeşinin tepkisini ölçerek tedirgin adımlarla içeriye girmişti. Kardeşler arasında Orhan'ı en iyi anlayan kişi Fikret gibi görünüyordu. Bu belki de duygusal bir yapısı olmasından kaynaklı bir durumdu.

Orhan kardeşini görür görmez az önceki hüzünlü havasını dağıtmaya çalışıp ona "Seni sabahın bu saatinde odama hangi rüzgar attı?" diye sordu. Aslında bu nedeni gayet iyi biliyordu yani sorguya suale gerek yoktu. Fikret kardeşinin sorusunu yanıtsız bırakarak ağır adımlarla yanına gittikten sonra ona sıkıca sarılıp "Sadece yanında olmak istedim" demekle yetindi. Orhan bu hareket sonrası içindeki hüznü saklayamamış aksine bu hüznün yüzüne birebir yansımasına neden olmuştu. Kardeşine sarılıp soğukkanlı olmaya çalışarak "Sağ ol" dediğinde ikisi de geri çekilip bakışlarını birbirlerinden saklayarak aynı anda "Hadi kahvaltıya..." dediler. Tabii sözlerini tamamlayamadan gülümsemişlerdi.

"Fikret sen önden git olur mu? Ben bir yüzümü yıkayayım hazırlanayım sonra gelirim yanınıza"

"Tamam ama gecikme yoksa Mert annemin yaptığı gözlemeleri sen daha kokusunu bile alamadan silip süpürür"

"Olur gecikmem"

En küçük kardeşleri tabakta tek bir kırıntı bile bırakmazdı gerçekten. Mert'in zayıf olmasına rağmen yediği onca şey nereye gidiyordu bu biraz meçhuldü. Boğazına çok düşkündü ve evde de gece peş peşe yediği sütlaçları sabah sorulduğunda hatırlamamasıyla epeyce dalga konusu olmuşluğu vardı.

Orhan'ın yüzündeki tebessüm kardeşi odadan çıkar çıkmaz yeniden soldu. Derin bir iç çekerek banyoya girdikten sonra da yüzüne birkaç kez su çarpıp aynadaki görüntüsüne baktı. Sanki kendisine değil de "Senin suçun değildi" diyen Zeynep'e bakıyor gibiydi. Onu düşündükçe içi paramparça oluyordu. Sevdiği kızın yüzünü son bir kez görememiş ona dokunamamış son bir kez onu sevdiğini söyleyip alnına bir buse konduramamıştı.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de Zeynep'in ailesi tarafından sanki kızlarının katiliymiş gibi kötü muamele görüyordu. Halbuki Orhan'ın Zeynep'in ölümüyle alakalı hiçbir suçu günahı yoktu. Ama gelin görün ki aile kızlarının acısını nefrete dönüştürüp Orhan'ın üzerine çevirerek hafifletebiliyordu. Aslında babası Çetin Bey'den ziyade annesi Hümeyra Hanım yapıyordu bunu. Kızının ölümü sebebiyle yaşadığı travmayı o da Orhan gibi hâlâ atlatamamıştı. Sanki Zeynep'in öldüğü gün hayat ikisi için de durmuş ve o andan sonra her gün aynı acıyı aynı yoğunlukla yaşamaya mahkum olmuşlardı.

Orhan ılık bir duş alıp odasına geri döndükten sonra dolabını açmış ve birkaç parça eşya çıkarıp onları giymeye başlamıştı. Bunu yaparken kulağında o gün yaşananlar sebebiyle feryat figan ağlamalar gözlerinin önünde de Zeynep'i son yolculuğuna uğurlarken ki görüntüler vardı. Görünen o ki bugünü diğer günlerden çok daha zor geçirecekti.

........::::::::____::::::::........

Aşağıda ise durumlar yukarıdakinden farklıydı. Evin annesi Neyhan Hanım sabahın erken bir saatinde kalkmış şimdi de herkes aşağıya inmeden önce kahvaltı sofrasını hazır etmeye çalışıyordu. Çocuklarının kendisine takılıp durmasına rağmen de bunu gayet güzel başarmıştı.

Elinde tepsiyle yemek masasına yaklaşan Neyhan Hanım gözleri bir türlü rahat durmayan küçük oğlunda olarak tepsiyi masaya koydu. O anlarda yeğeniyle şakalaşan Mert ise annesinin gelişini fark etmemiş ve çaktırmamaya çalışarak elini gözlemelere doğru uzatmıştı. Tabii sen misin ana sözü dinlemeyen durumu da anında vuku bulmuştu çünkü bunu yaptığı anda Neyhan Hanım küçük oğlunun eline bir tane patlatıp "Oğlum bir rahat dur! Sanki arkandan atlı kovalıyor. Şimdi babanla ağabeyin gelecek zaten az sabret! Ayol gören de aç biilaç bırakıyoruz zanneder" deyiverdi.

Mert yediği şaplakla "Aa! Bir de oğlum gözlemelerimi çalıyor deyip karakola şikayet et bari anne!" deyip acıyan elini ovalarken o an onu dinlemeyen Neyhan Hanım da etrafa bakınarak "Sahi Orhan niye gelmedi hâlâ? Sesi soluğu da çıkmıyor hasta falan değildir inşallah. Ay dur bir bakayım şu oğlana!" dedi ve an itibarıyla bu soruya cevap "Günaydın" diyerek içeriye giren Orhan'ın ta kendisinden geldi.

"Buradayım annelerin en güzeli hiçbir şeyim de yok sapasağlamım!"

Orhan annesinin yanına gelir gelmez yanağını öpmüş Neyhan Hanım ise oğlunun omuzunu sıvazlayıp "Madem geldin hadi geç o zaman kardeşlerinin yanına" dedikten sonra içeriye giren eşine de "Nerede kaldın be Talat? Şu masayı kurduğum andan beri Mert'i dört buçuk kişi zor zapt ettik. Vallahi gidiyordu bütün gözlemeler!" dedi dert yana yana.

Anneannesinin bu dediğini duyan küçük Talha diğer yanında oturan annesine dönüp "Buçuk olan ben miyim Mert dayım mı anne?" diye sorunca hepsini gülümsetmişti. Herkes bir ağızdan "Sensin ufaklık!" diyerek sofradaki yerlerini alırken Orhan da ailesinin neşeli hallerini ve birbirlerine takılmalarını buruk bakışlarla izleyip sessiz sedasız kendi yerinde oturuyordu. Herkes yerleşince Neyhan Hanım bir yandan servise bir yandan da sorguya başladı.

"Beşi bir yerdelerimin bugünkü planlarını öğrenelim bakalım. Sağ baştan başlayın. Can?"

"Benim kahvaltıdan sonra oyalanmadan hemen çıkmam gerekiyor anne çünkü dokuz buçuk gibi ofisini tasarlayacağımız bir müşterimiz gelecek. Öncesinde ona yapacağım sunum için hazırlanmalıyım"

"Ya sen ne yapacaksın Firuze?"

"Talha'yı okula bıraktıktan sonra babamla birlikte şirkete geçeceğiz. Akşam da evdeyim herhalde şimdilik bir planım yok"

"Mert Efendi sen bugün nerelerde sürteceksin bakalım? Az detay ver anana!"

"Aşk olsun annem! Hem ne sürtmesinden bahsediyorsun ya vallahi gönül koyacağım bak. Sen oğlunu hiç tanıyamamışsın. Okuldan sonra bir arkadaşın evinde müzik yapacağız oradan da bir yerlere takılırız işte"

"Sürtecen işte ne laf kalabalığı yapıyorsun bir de! Fikret sen ne yapacaksın oğlum?"

"Arayıp da bulamadığım bir kitap var. Bugün de bir umut sahafları gezeyim istiyorum"

"Bana bak öyle sahaf mahaf deyip sonra da olmadık yerlerden bana yine bitli pireli kitapları getirme sakın"

"Yok anne o bir kere oldu bir daha olmaz"

"İnşallah! Orhan sen ne yapacaksın oğlum?"

Orhan'ın aklı bambaşka yerlerde oturduğu için annesinin sorusunu duyamamıştı. Tabağındaki salatalığı bir o yana bir bu yana iterken yanında oturan Fikret'ten yediği dirsekle kendisine gelip "Bir şey mi dediniz?" diye sordu. Neyhan Hanım elini daire çize çize sallayıp "Ooo! Oğlan çoktan gitmiş gideceği yere ben de hâlâ saf gibi cevap bekliyorum" dedikten sonra diğerlerinin gülüşmesi eşliğinde de "Senin bugünkü planın ne diyorum oğlum" dedi ama Orhan'ın yüzü düşerek "Mezarlığa gideceğim. Bugün Zeynep'in ölüm yıl dönümü" demesi o gülüşmelerin bıçak gibi kesilmesine neden oldu.

Neyhan Hanım şaşırarak eliyle ağzını kapatıp "Bugün müydü o?" dedikten sonra Orhan'ın göz göze gelmemeye çalışarak öyle olduğunu ima edercesine başını sallamasıyla da "Önceden desene be oğlum! Neyse ben dua okur bir helva kokuturum birazdan" dedi. Sevdiği gitmiş her sene yapılan helvası kalmıştı yadigar.

Orhan annesine bu inceliği için teşekkür ettikten sonra "Müsaadenizle ben artık kalkayım. Size de afiyet olsun" deyip ani bir şekilde masadan ayrıldı. Belli ki tüm gözler üzerindeyken orada hiçbir şey yokmuş gibi oturmaya devam edememişti. Orhan'ın gidişiyle de derin bir sessizlik yaşanmıştı. Herkesin aklından geçenler aynıydı tabii. Zeynep'in öldüğü gün zihinlerde yeniden canlandıkça yüzlerde de ister istemez hüzünlü bir ifade beliriyordu.

Orhan odasından ceketini aldıktan sonra evden çıkmış onun ardından da Neyhan Hanım yerinden kalkarak pencerenin önüne gelmişti. Oğlunun üzgün bir halde gidişini içi acıyarak izlerken bir yandan da "Yüzü bir gülemedi yavrumun! Ne şanssız ne bahtsızmış. Bundan sonra gülsün inşallah" demeden edemiyordu. Bu temennide bulunurken bugün oğlunun hayatının kökten değişeceğinden habersizdi tabii. Anne duası sonunda kabul oluyordu yani.

Herkes sessizleşmişken bu kasvetli hava Mert'in "Sen ağabeyime bir kurşun dök oku üfle anne anca paklar onu" demesi ve Fikret'in de kardeşinin ensesine "Zevzeklik yapma da aç kulağını iyi dinle insanları!" diyerek sert bir şaplak indirmesiyle dağılmıştı. Gerçekten zevzekti bu çocuk! Önündeki gözleme yerine konuşmalara odaklansaydı ne kadar hassas bir durumda ne kadar büyük bir çam devirdiğini anlardı.

........::::::::____::::::::........

Orhan morali bozuk bir halde evden çıktıktan sonra otoparktan arabasını da alarak oradan ayrıldı. Mezarlığa gitmeden önce her zamanki çiçekçisine uğraması gerekiyordu. Uzunca bir yol gittikten sonra da bahsi geçen çiçekçinin önünde durup aracından indi. Dükkana bakarak ağır adımlarla kapısına doğru yaklaşırken birazdan hayatını tamamen değiştirecek adımlar attığının farkında değildi tabii.

Kapıyı açıp içeriye girdikten sonra etrafa şöyle bir bakındı ve kimsenin olmadığını görünce de "Bakar mısınız?" diye seslendi. Cevap veren olmamıştı ama çiçekçinin kızı onu kapalı kapıların ardından duyup bakışlarını aniden sese doğru çevirmişti. O kız Hasret'ti. Ne yapacağını da bilememişti. Odadan çıkamıyor seslenen kişiye de karşı bir cevap veremiyordu. Ancak içeriden de ayak sesleri gelmeye devam ediyordu. Bu seslenen her kimse hâlâ içerideydi ve belli ki babası da henüz gelmemişti. Hasret'i de "Ya kapıyı açıp da içeriye girerse?" telaşı sarmıştı.

Hasret'in varlığından ve kendisinden tedirgin olduğundan haberdar olmayan Orhan ise ellerini kapının pervazına dayayıp başını dışarıya uzatarak etrafı kontrol etti. Çiçekçinin sahibi de kamyoneti de ortalarda görünmüyordu. Yakın bir yere gitmiş olmalıydı yoksa dükkanı neden açık bıraksın ki diye düşünen Orhan adamın dönüşünü beklemek için masanın önündeki sandalyeye oturdu.

Oturmuştu oturmasına da gelen giden olmuyor saatte ilerliyordu. Yeteri kadar da beklemişti yani artık gitse iyi olacaktı. Orhan başka bir çiçekçi bulmak için tam kapıdan dışarıya adımını atmıştı ki bir şeylerin devrilme ve kırılma sesiyle hemen sese doğru dönüp kapalı kapıya baktı. Ses oradan gelmişti çünkü. Yani Hasret'ten...

Tedirgin bir halde kapıya yaklaşıp kulağını dayadığında içeriden benzer seslerin gelmeye devam ettiğini duydu. Birine bir şey mi oluyor endişesi yaşamıyor derse yalan olurdu. Belki de dükkanın sahibi olan yaşlı adam düşmüştü belli mi olurdu? Yardımcı olmak gerekebilir diye düşündüğü için kapıyı araladıktan sonra "Kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama..." dedi ancak lafını tamamlayamadan az önceki gürültüyü çıkaran Hasret korkuyla yerden kalkıp Orhan ile yüz yüze geldi. İkisi de birbirlerine bakarken sessiz kalmış tek kelime de edememişti. Orhan sessiz sedasız beklediği için Hasret onun gittiğini düşünmüş ve doğal olarak kapıyı açıp içeriye girmesini de ön görememişti. Orhan ise burada dükkanın sahibi dışında birini görebileceğini düşünmemişti.

rthj.jpg


İkisi de şaşkınlıklarını birebir yansıtan bakışlara sahipti. Orhan buraya senelerdir geliyordu ama bu kızı burada ilk defa görüyordu. Hasret de ondan farklı değildi. Sesini birkaç kez duyduğu bu adamın yüzünü daha önce hiç görmemişti. Sadece bazen odasındaki pencereden bakınca onu arabasına binerken görüyordu ama yine de sırtı dönük olduğu için yüzünü seçemiyordu. Gerçi bunun için bir çabası da olmuyordu çünkü Orhan onun için sadece bir yabancıydı.

Aralarındaki suskunluk dükkanın sessizliğiyle birleşmiş ve istemeden de olsa havayı bir ip gibi germişti. Hasret'in ürkek bakışlı gözleri ne yapacağını bilemediği için Orhan'ın üzerindeydi. Nefes alış verişi bile daha hızlı ve düzensiz hâle gelmişti. Ayağıyla belli belirsiz bir geri adım attı. Bunun üzerine Orhan'ın dikkati doğal olarak ayağına ilişince Hasret ondan çekinip daha net adımlarla geri geri giderek sert bir şekilde arkasındaki masaya çarptı. Çarpma sebebiyle masadaki malzemeler devrilmiş çıkan sesle birlikte Hasret irkilirken Orhan da ona doğru "Dikkat et!" demek istemişti ama belli ki bu uyarı için geç kalmıştı.

Tam bu sırada Orhan'ın gözü Hasret'in eline doğru kaydı. Kızın eli kesilmiş olmalı ki yere kan damlıyordu. Odaya girmesine neden olan kırılma sesleri boşa değilmiş demek ki. O anla birlikte de bakışları endişeli bir hâl almıştı. Belli ki kız kesilen elinin farkında bile değildi. Hasret neden kendisine böyle baktığını anlayamazken Orhan endişesini birebir yansıtarak "Eliniz kanıyor kesikler derin olabilir. Bakmama izin verin lütfen" deyip yanına doğru yürümeye başladı. Ancak buna rağmen adamın kendisine yaklaşıyor olması Hasret'i daha da çok tedirgin etmişti. Neden bahsettiğini anlamaya bile çalışmadan kan damlayan elini arkasına doğru saklayıp bir yandan ondan uzaklaşıyor bir yandan da istemediğini belli etmek için başını olumsuzca iki yana sallıyordu. Orhan bu tavrını garipsemişti. Sadece yardım etmek istiyordu ne vardı ki bunda?

Kızın ürkek tavrına karşılık durumun önemini vurgulayarak "Ama kesiğe pansuman yapmak gerek. Hem bu şekilde bırakırsanız mikrop kapar" dedi. Sesi sakin ama biraz daha sıcak ve güven verici bir tonda çıkmıştı. Hasret sessizliğini koruyordu. Düşünüyor gibi görünse de buna müsaade edebilecek halde değildi. İstemediğini belli edici şekilde yeniden başını iki yana salladıktan sonra göz ucuyla masaya baktı ve oradan aldığı bez parçasını üstünkörü bir şekilde kanayan eline sarmaya başladı. Orhan kızın alelacele bir halde elini sarmasını izlerken bir yandan da onun neden konuşmadığını düşünüp duruyordu. İnsan öyle ya da böyle karşısındakinin sorduğu sorulara bir iki kelime etmeliydi öyle değil mi?

1.Bölümün Sonu

........::::::::____::::::::........

Yorumlarınızı bu sayfaya veya verdiğim linkten yorum sayfama yapabilirsiniz
nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
 

Şu anda bu konu'yu okuyan kullanıcılar

    Üst