Duyuruyu Kapat
Hanimefendi: kadınlara özel bir şekilde sağlık, giyim, beslenme, diyet ve benzeri kısaca her konuda destek veriyor. Türkiye'de tek kaynak olma yolunda hızla ilerleyen Hanimefendi.com, üyeler dışında ziyaretçilere açık yapısıyla da paylaşım mantığının hakkını vermeye çalışıyor. Siz de bunun bir parçası olmak istiyorsanız, hemen ücretsiz kayıt olabilir ve aramıza katılabilirsiniz. Sensiz bir kişi eksiğiz... :)
Duyuruyu Kapat
Instagram 180T
Facebook 10K
Twitter 138T

Sevmemeliyiz - Yazan : nk83

Konu, 'Yazım Aşamasında Olan Hikayelerin İlk Tanıtımları' kısmında nk83 tarafından paylaşıldı.

Etiketler:
  1. nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    tttfotrum.jpg

    Sevmemeliyiz

    Beliz Sonant : Elifcan Ongurlar
    Tan Demiröz : Seçkin Özdemir
    Kerim Yücesoy : Onur Tuna
    Meyra Demiröz : Ayça Ayşin Turan

    rgth.jpg


    Gün alır sessiz büyür yanımda
    Her adım her anımda

    Gün olur sensiz utanıp olmaktan
    Bilerek yanarım aslında
    Güler bana

    Ağladığım gece yarısı
    İnsanlığın garip sancısıBelki de biz öğrenmeliyiz
    Belki de biz sevmemeliyiz

    Her şeyi gören sen göremedin mi beni?
    Her şeyi duyan sen duyamadın mı beni?
    Her şeyi bulduysan bulamadın mı beni?
    Her şeyi bilen sen bilemedin bi beni!

    Belki de biz öğrenmeliyiz
    Belki de biz sevmemeliyiz

    •●●·٠•●●•٠·˙

    Hikayeyi okuduktan sonra olumlu olumsuz tüm yorumlarınızı aşağıdaki linke tıklayarak yazabilirsiniz...
    Yorum Sayfası : nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
    #sevmemeliyiz​
     
    Son düzenleme: 20 Haziran 2020
  2. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    forums.png

    1.Bölüm : O kız benim şirketime de atölyeme de ayak basamaz!"

    "Günaydın!"

    Elinde bir dolu torbayla atölyeden içeriye giren Tan mutluluğu yüzünden okunur halde masaya yaklaşarak kendisine bir bir günaydın diyen çalışanlarına gülümsüyor bir yandan da elindeki torbaları masaya yerleştiriyordu.

    Pazartesi sendromlarını bilmeyeniniz yoktur herhalde. Bu atölyede de enerjiler her ne kadar yüksek olsa da maalesef haftanın ilk günü birçok kişinin bu sendromdan etkilenmesine neden oluyor. İşte bu atölyenin güzide çalışanlarını yükseltme görevini de yıllardır Tan üstlenmişti.

    Babası Faruk Demiröz'ün yanında işe başladığı ilk günden beri bu atölyeye her pazartesi bu şekilde eli kolu dolu bir halde geliyordu. Hatta bu alışkanlığı yıllar yıllar öncesine dayanıyordu. Hafta sonları babasıyla birlikte atölyeye gideceği zaman o küçücük haliyle annesinin hazırlayıp dolaba koyduğu sütlaçları alır paketlerken Beril Hanım'a yakalanınca da savunmasını "Ama siz de bir yere ziyarete giderken tatlı götürüyorsunuz" diyerek yapardı. Annesi bir şey diyemediği gibi bir de üstüne sütlaçları paketlemesine yardım etmeye başlardı. Ağaç yaş iken eğilmişti yani...

    Keşküller tavukgöğüsleri supangleler elden ele dağıtılırken yıllardır bu atölyede çalışan Gülten Hanım'da tam bir kaşık aldığı kazandibiyi Tan'ın ağzına atıp "Al bakayım şunu! Hep bize olmaz biraz da kendin ye kurudun kaldın gece gündüz çalışmaktan" demişti ki içeriye giren Ayşegül omuzları düşük bir halde "Tatlıları bensiz mi yiyorsunuz? Aşk olsun ama!" diyerek dikkatleri üzerine çekti. Tan dudağının kenarına bulaşan tatlıyı baş parmağıyla silerken bir yandan da "Senin fırın sütlacını ayrı koydum merak etme" deyip torbadan aldığı tatlıyı Ayşegül'e uzattı.

    xdgfh.jpg

    "Teşekkür ederim kesene bereket"

    "Hepimize afiyet olsun"

    "Tan sonunda beklediğin... Of! Bu arada tatlı harikaymış kendimi kaybetmek üzereyim"

    "Aman dikkat! Geçen sefer ki gibi küçücük bir pirinç tanesiyle boğulmaya teşebbüs etme sakın"

    "Gerçekten aşk olsun ama! Neyse ben beklediğin kumaşlar sonunda geldi diyecektim. Kontrol ettim hiçbir eksik kusur yok hepsi şahane görünüyor"

    Tan bu habere çok sevinmişti. "Süper! Ben gidip hemen bir bakayım" dedikten sonra kaptığı bir peçeteyle ağzını sile sile tatlılar için teşekkür edenlere göz kırpıp öpücük atarak koşar adım arka tarafa geçti. Bu sırada içeriden gelen konuşmalara ve gülüşmelere kayıtsız kalamıyor o da gülümsüyordu. Bu insanların varlığı ona kendisini mutlu hissettiriyordu.

    Babasını kaybettikten sonra Tan'ın içinde çok büyük bir boşluk olmuş ve o boşluğu da bir türlü doldurmayı başaramamıştı. Ama bu içerideki insanların herbiri ona babasını hatırlatıyordu. Hele Gülten Hanım... O babası bu işe terzi olarak başladığından beri Demirözler ile beraberdi. O da mesleği Faruk Bey'den öğrenmiş yıllarca da onunla birlikte çalışarak alın teri dökmüştü.

    Tan için babasıyla çalışmış olan herkes çok özeldi çünkü onları gördükçe hâlâ babasının da burada olduğunu hissediyordu. Neyse ki Faruk Bey'in vefatının ardından tüm çalışanlar Tan'a güvenmiş ve hiçbir yere gitmeyeceklerini batacaklarsa da çıkacaklarsa da bunu hep beraber yapacaklarını söyleyip Tan'a en çok ihtiyaç duyduğu anda destek olmuşlardı. Bir kişi iki kişi değil hepsi kıymetli insanlardı yani.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Tan gelen kumaşları tek tek inceleyip klasörüne her birinden örneklik parçalar aldıktan sonra odasına geçerek kendisini yer minderlerinin bulunduğu köşesine atmıştı. Gözlüğünü takıp sehpanın üzerinde duran çizim kağıtlarını ve kalemlerinin bulunduğu kutuyu da yanına çekip düşüncelere dalarak bir süre sessizce durdu. Zihninde o kumaşları kullanarak elbiseler tasarlıyor ve düşünce anlamında sonuca ulaşınca da hayal ettiklerini kağıtlara döküyordu. Saatte ilerledikçe ilerliyordu ama o sanki daha yeni gelmiş gibi hissediyordu. Çizim yapmak onun için bir tutkuydu ve o anlarda sanki onun için zaman duruyor gibi oluyordu.

    Gün her zamanki gibi başlamış gayette güzel ve verimli devam etmişti ancak birazdan gelecek olan telefonla Tan'ın hayatı altüst olacağa benziyordu. Oturduğu yerden kalkıp kahve almak için odasından çıkarken duyduğu sesle geri geri gelip telefonunu eline aldı. Şirket avukatı ve aynı zamanda Tan'ın da bu vesileyle yakın arkadaşı olan Kerim arıyordu ve konuşmaları gereken çok önemli bir şey olduğunu söyleyerek onu şirkete çağırıyordu. Tan onun sesinden dolayı huzursuz olup hemen ceketini alarak odadan çıkmıştı. Bir yandan yürüyüp ceketini giyerken bir yandan da konuşmayı sürdürüyordu.

    "Kerim sorun ne?"

    "Şirketle alakalı ama telefonda olmaz yüz yüze konuşalım"

    "Annemle Meyra'ya da haber verdin mi? Şirketle alakalıysa ortaklar olarak onların da bulunması iyi olur"

    "Onlar zaten mevzudan haberdarlar. Eve döndüğünde bu konuyu baş başa konuşursunuz"

    "Tamam ben atölyedeyim zaten yirmi dakikaya orada olurum"

    Tan telefonunu cebine atıp kendisine doğru bakan çalışanlara "Kerim beni şirkete çağırıyor gitmem gerek. Hepinize kolay gelsin. İhtiyaç halinde telefonum hep açık biliyorsunuz zaten" dedikten sonra "Güle güle" sesleri eşliğinde herkese eliyle kalp yaparak geri geri çıkıp atölyeden ayrıldı.

    Biraz sonra duyacağı tatsız şeylerden habersiz merdivenleri birer ikişer inip arabasının yanına geldiğinde atölyenin müdavimi olan kedilerden birinin yine arabasının üzerine kurulduğunu görmüştü. Bu küçük yaramaz da o kadar araç varken dönüyor dolaşıyor yine gidip Tan'ın arabasına yerleşiyordu. İnsan da seçiyordu ha! Mesela Kerim geldiğinde onun yanına bile yaklaşmaz uzaktan yüzüne doğru bakarak mırıl mırıl söylenip uzaklaşırdı. Herhalde Kerim'in kedilerden huylandığını hissediyordu ama bir gün elbet yıldızları barışırdı.

    Tan "Hayda!" diye diye yanına yaklaşıp hafifçe eğilerek kediyle göz göze geldikten sonra "Cimcime Hanım senin yine ne işin var benim arabamın üzerinde? Biz seninle anlaşmamış mıydık? Hani sen kızların senin için yaptığı minderin üzerinde yayılacaktın artık. Hadi bak işim acele! Kerim huysuzu çağırıyor gecikirsem vır vır söylenir biliyorsun sende ne soğuk nevale olduğunu. Hadi git yat minderine geri döndüğümde yine geçer oturursun kaportaya" dedi. Kedi gözlerine baka baka söylediklerini dinlemiş Tan'ın minderi işaret etmesiyle de sallana sallana kalkıp arabanın üzerinden atlayarak mindere yatmıştı.

    Tan kedinin haline gülüp "Sonra görüşürüz Cimcime Hanım atölye sana emanet" dedikten sonra anahtarıyla kapıları açıp arabaya geçti. Aracı çalıştırır çalıştırmaz eli radyoya gitmişti. Kulağına hoş gelen bir müzikle durup ona eşlik ederek ilerlerken şirketteki odasında dört dönen Kerim de öğrendiği şeyleri Tan'a nasıl anlatacağını düşünüyordu. Adam çıldıracaktı ve çıldırmakta da haklı olduğu için Kerim onu nasıl sakinleştireceğini bilemiyordu. Bu Tan için gerçekten ağır bir darbe olacaktı.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Tan şirkete varıp arabasını park ettikten sonra hızlı adımlarla içeriye girmişti. Hızını kesmeden ilerlerken karşılaştığı kişilerle selamlaşıyor bir yandan da Kerim'in kendisini neden çağırmış olabileceğini düşünüyordu. Birazdan öğrenirdi elbet.

    "Hoş geldiniz Tan Bey"

    "Hoş bulduk Özge nasılsın?

    "İyiyim efendim ya siz?"

    "Harikayım! Kerim içeride mi?"

    "Evet içeride sizi bekliyordu"

    "Ben bir an önce gideyim o zaman. Bize bir sade bir de orta şekerli kahve yollar mısın?"

    "Tabii ki hemen"

    "Şey... "

    "Buyurun"

    "Varsa yanına kurabiye ya da şu sizin kepekli galetalardan da koyar mısın? İçim kazındı da..."

    "Gelirken dereotlu poğaça ve sizin sevdiğiniz elmalı kurabiyelerden almıştım onlardan da koyar getiririm"

    "Bu şirketteki iyikilerimin başında geliyorsun Özge! Bugünkü tüm kalpler sana gelsin"

    Tan kapıyı tıklatıp hafifçe açarak başını içeriye uzattıktan sonra "Kerim müsait misin?" diye sordu. Cevap gelmemişti. O anlarda Kerim elleri ceplerinde bir halde bulundukları kattan aşağıya doğru dalgın dalgın bakıyordu. Ne düşünüyordu belli değildi ama canını sıkan bir şey olduğu belliydi.

    onur-tuna_16_9_1522079555.jpg

    Tan kendisini duymayınca ıslık öttürüp yüksek bir ses tonuyla da "Kerim!" demiş Kerim'de onun sesiyle kendisine gelip "Girsene durma öyle yabancı gibi" demişti. Tan kuşkulu gözlerle onu izleyip masanın ucuna otururken Kerim'de sıkıntısı tavırlarına yansır bir halde kravatını hafifçe gevşetip yanına gelerek sırtını duvara yasladı. Durum gittikçe merak uyandıran bir hâl alıyordu. Ne zamandan beri şirkette bir sorun olduğunda böyle matem havası estiriliyordu anlamamıştı.

    Karşı karşıya duruyorlardı ama ikisinden de çıt çıkmıyordu. Kerim olanları ona nasıl söyleyeceğini düşünürken Tan bir süre daha bekleyip sonra da "Çatlatmasana insanı Kerim! Bugün bütün gün atölyede çalışmam gerektiğini bilirken neden apar topar çağırdın beni?" diye sordu. Kerim tam cevap vermeye hazırlanmışken kapı tıklatılmış ve içeriye elinde tepsiyle Özge girmişti.

    Tan'ın önünden geçen tabaktan bir poğaça aşırıp "Süpersin Özge!" deyişi eşliğinde Özge'de "Afiyet olsun" diyerek tepsideki tabağı ve kahveleri sehpanın üzerine bıraktı. O sırada Kerim'de söze nasıl başlaması gerektiğini bulmuş gibiydi. Özge boş tepsiyle ikisine bakıp "Başka bir isteğiniz var mı?" dediğinde Tan olursa soluğu yanında alacağını söylerken Kerim'de canı sıkkın bir halde "Özge kimseyi telefona bağlama odaya da alma Tan Bey ile özel konuşacağız" dedi. Tan Bey mi? Özge peki der gibi başını sallayıp çıkarken Tan'da yan gözle arkadaşını süzüyordu. Tamam Kerim normalde de ciddi bir adamdı ama bugün ekstra bir ciddiyet vardı üzerinde.

    "Anlatacak mısın artık?"

    "Meyra ve Ertuğrul Bey bu sabah tek celsede boşanmış"

    "Şaka mı bu?"

    "Hayır değil"

    "Kardeşim bana böyle bir düşüncesi olduğundan bahsetmemişti ama ne yalan söyleyeyim geç olsa da o üçkağıtçı adamdan kurtulduğuna sevindim. Onu ne benim ne de babamın gözü hiç tutmamıştı zaten"

    "Bilmez miyim? Buranın hissedarlarından biri olmak için az kriz çıkarmadı"

    "Aklı sıra az da olsa bir hisse alacak ve babamdan sonra kardeşimin de hisseleriyle birlikte annemle beni pasifleştirip en güçlü söz sahibi kendisi olacaktı ama planları tutmadı. Babam değil ona hisse vermek zırnık bile koklatmazdı. Meyra'nın aklına girip gizli saklı evlenmeselerdi bu ailenin yakınına bile yaklaşamazdı ya kardeşime dua etsin"

    Kerim o dönemleri düşünürken buruklaşmıştı. Evlendiklerini Tan'ın şirkete barut gibi gelip kendisine dert yandığı esnada öğrenmiş ve o da büyük bir şok yaşamıştı. O zamana kadar Meyra'nın biriyle görüştüğünden bile haberdar değillerdi. Söylememesi de sonradan belli olmuştu çünkü Ertuğrul Bey Meyra'dan yirmi beş yaş büyük biriydi. Tüm aile gibi Kerim'de bu olanlara inanamamıştı. O ikisini yan yana görmek bile tahammül edilemezdi.

    Tan'ın kahvesinden bir yudum alıp "Ee! Beni buraya şirketle ilgili diye çağırdın ama mevzu ailesel çıktı" demesiyle asıl konuya gelmişlerdi. Birazdan burada kıyamet kopacaktı çünkü hiçbirinin tahmin etmediği bir şey olmuş ve ne yazık ki Meyra'nın evlenmesi ve boşanması gibi bundan da iş işten geçtikten sonra haberdar olmuşlardı.

    Onu çağırma sebebini düşünerek derin bir nefes alan Kerim "Seni acil çağırdım çünkü bu boşanma şirketteki bazı taşları yerinden oynattı" dedikten sonra Tan'ın gözlerine kendini en kötüye hazırla der gibi bakıp sözünü de "Hem de çok önemli taşları" diyerek tamamladı.

    Tan rahatça otururken bu duyduğuyla aniden doğrulmuştu. Söylediği şeyi anlayamamış gibi bakarak "Ne demeye çalışıyorsun sen Kerim? Kardeşimin boşanmasının şirketle ne alakası var ki?" deyip Kerim'in de çenesini ovuşturarak "Neden yaptı gerekçeleri neydi mecbur mu kaldı tehdit mi edildi bilmiyorum hiçbir fikrim de yok ama Meyra boşanmadan önce hisse devri yapmış. Şirketin kardeşine ait olan hisseleri şu an Meyra'da değil" demesiyle beyninden vurulmuşa dönmüştü.

    restu6ytf.jpg

    Ne demek hisseler kardeşinde değil? Düşündüğü şey olmuş olamazdı değil mi? Yani Meyra kimseye danışmadan onay almadan o adama... Hayır hayır! Bu mümkün değildi. Niye tam da o adamdan kurtulacakken böyle bir şey yapsın ki aklını mı kaçırmış bu kadın!

    "Bu şirketteki tek söz sahibi kişi Meyra değil. Bizim onayımız olmadan sessiz sedasız yapamaz bunu!"

    "Hisse geçişinde en büyük payın sahibi olan Beril Hanım'ın da onayı var Tan"

    "Ne dedin? Annem böyle bir şeye asla onay vermez!"

    "Bir dolap döndüğü açık durup dururken bizden habersiz böyle şey yapmaları mantıklı değil. Konuyla alakalı bir adım atmadan önce hem Beril Hanım'la hem de Meyra ile konuşmalıyız"

    "Annemin avukatı bu durumu nasıl açıklıyor peki?"

    "Gökçen Hanım konu üzerine fazla konuşmak istemedi. Beril Hanım sessiz kalmasını ve gerekirse bizi kendisine yönlendirmesini istemiş"

    Tan öfkesi düşünceli gözlerine yansır bir halde "Sakın bana ailemizde kalması gereken o hisseler şu an o Ertuğrul denen şerefsiz adamın ellerinde deme Kerim! Sakın bunu bana deme!" derken aynı anda da kapı aralanmış ve içeriye "Sakınan göze çöp batarmış deyip işi espriye mi vuralım yoksa gerçekçi davranıp her şey olacağına varır engellemek sadece vakit kaybettirir mi diyelim?" diyen Ertuğrul Bey girmişti. Biz ona en iyisi öfke dolu bir boğanın karşısına çıkmak adamı canından bile edebilir aman ha diyelim!

    Tan öğrendiklerinin üzerine bir de bu adamı karşısında görünce sinirlerine hakim olamamış ve o kızgınlıkla "Seni aşağılık herif!" diyerek üzerine yürümeye başlamıştı. Tabii ona yaklaşamadan Kerim hemen onu durdurup aralarına geçmişti bile.

    "Özür dilerim Kerim Bey ben kendisine engel olamadım"

    "Tamam sen çıkabilirsin Özge!"

    Tan'ın siniri geçecek gibi değildi. Özge'nin ardından gözü dönmüş bir halde "Kerim çekil önümden!" dedikten sonra Kerim'in tabii ki de onu dinlememesiyle Ertuğrul Bey'e doğru gitmeye çalışarak "Seni babamın alın teri bulunan bu şirkette barındırmam Ertuğrul Sonant!" diye bağırdı. Adam onu böyle gördükçe daha da keyifleniyor gibiydi. Açıkçası Tan tam da istediği tepkileri veriyordu.

    Ertuğrul Bey Tan'ın adeta çıldırmış halini sinir bozucu bir gülümsemeyle izlerken beklenmedik bir şey daha söyleyerek "Senin için teselli olur mu bilmem ama şirketin hisseleri bende değil. Yani bende sayılır ama resmi anlamda değil" deyip ikisini de şaşkına çevirmişti. Ne demek bu şimdi? Kafa mı buluyor bu adam onlarla!

    Kerim arkadaşının yeniden öfkeleneceğini önceden hissedip onu daha da sıkı tutarken Tan'da onun omzunun üzerinden parmağını sallaya sallaya "Benimle oynama Sonant! Sana ait olmayan o hisseleri hemen aileme geri vereceksin yoksa seni elimden kimse alamaz!" dedi ama Ertuğrul Bey damarına basmaktan keyif alıyor olmalı ki kendi kendisine "O halde Kerim'in burada olması benim için büyük bir şans!" diye mırıldandı.

    "Nasıl yaptın bunu? Kardeşimi nasıl kandırdın söyle!"

    "Estağfurullah kardeşini kandırmak gibi bir düşüncem olmadı. Sadece sevgili eşimden... Afedersin sevgili eski eşimden rica ettim o da beni kıramadı"

    "Ben şimdi senin ricana..."

    "Tan dur!"

    "Kerim sakın bırakma yoksa beni Tan'ın elinden senden başka hiç kimse alamaz"

    "Bak hâlâ!"

    Kerim arkadaşının gözlerine dik dik bakıp "Dinleme onu seni kışkırtmak için yapıyor. Oyununa gelme!" derken Ertuğrul Bey'de odanın içinde dolanıp masadaki dosyalara alelade bir şekilde dokunarak "Faruk ile sen beni bu şirketin yakınına bile yaklaştırmıyordunuz hatırladın mı? Gören de şirketinizi başınıza yıkacağım sanırdı. Halbuki ben küçük bir hisseyle her anlamda aileden biri olup tüm bilgi birikimimi buraya aktarmayı düşünmüştüm. Ama siz beni bir tehdit olarak gördünüz. Senin hâlâ daha öyle gördüğün açık. Ben de düşündüm taşındım ve böyle bir yere varamıyoruz bari beklentiyi karşılayıp hisseleri farklı bir yol deneyerek elde edeyim dedim. Kalbim temiz olmalı ki işim de epey rast gitti" dedi.

    Adam konuştukça Tan daha da çıldırıyor Kerim'de onu kontrol altında tutmakta zorlanıyordu. Sessizce "Sakin ol! Ona sakın uyma birazdan defolup gidecek ve biz de seninle kafa kafaya verip ondan kurtulmanın bir çaresine bakacağız" derken Tan onu dinliyor gibi görünüyordu ama bir yol bulsa bu adamın gırtlağına çökmekten bir an bile olsa tereddüt etmezdi.

    Ancak tam bu noktada Kerim'in de gözünü döndürecek bir şey olmuştu. Ertuğrul Bey onları daha da sinirlendirmek ve Kerim'in Meyra'ya olan ilgisini Tan'a belli edip aralarını açmak için imalı bir ses tonuyla "Keşke hisseler karşılığında bile olsa güzeller güzeli karımın boşanma talebine uymak zorunda kalmasaydım. Onu şimdiden özledim biliyor musunuz? Meyra'mın o hoş kokusu hâlâ burumun ucunda" deyince Kerim'de o an hiçbir şey düşünememiş ve Tan'ı bıraktığı gibi "Sözlerine dikkat et yoksa bu odadan sağ çıkmana asla müsaade etmem!" diye bağırarak Ertuğrul Bey'in yakasına yapışmıştı.

    ddfghforum.jpg

    Kerim artık Meyra'nın adını o lanet olası ağzına almaması gerektiği konusunda Ertuğrul Bey'e öfke saçarken Tan'da verdiği yüksek tepkinin şaşkınlığını yaşıyordu. Bu hiç beklediği bir şey değildi. Kerim her zaman sakinliğini ve soğukkanlılığını koruyan bir adam olmuştu ama şimdi bambaşka bir adama dönüşmüş gibiydi. Kerim'i adamın üzerinden çekip "Defol git buradan Sonant yoksa senin için hiç iyi olmayacak!" dediğinde Ertuğrul Bey'de yüzündeki zoraki gülümsemeyle kollarını elleriyle sanki toz varmış gibi silkeleyip kapıya doğru yaklaştı.

    Ancak çıkmadan önce söylemek istediği başka bir şey daha vardı. Tam kapıyı açmışken bedenini yana çevirip "Hisseleri geri istiyorsan bu konuda beni değil kızım Beliz Sonant'ı ikna etmen gerekecek çünkü şirketin yeni hissedarı o. Ama şunu da bil ki bu hiç ama hiç kolay olmaz Tan Demiröz!" dedikten sonra çıkmak için yeniden kapıya doğru döndü. Ertuğrul Bey kapıdan keyifli bir şekilde adım attığı anda Tan'ın sesi de tüm kata hakim olacak şekilde yükselmişti.

    "Kim olduğu umurumda bile değil! O kız benim şirketime de atölyeme de ayak basamaz! Duydun mu beni Sonant!"


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Hikayeyi okuduktan sonra olumlu olumsuz tüm yorumlarınızı aşağıdaki linke tıklayarak yazabilirsiniz...
    Yorum Sayfası : nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
    #sevmemeliyiz​
     
    Son düzenleme: 22 Haziran 2020