Duyuruyu Kapat
Hanimefendi: kadınlara özel bir şekilde sağlık, giyim, beslenme, diyet ve benzeri kısaca her konuda destek veriyor. Türkiye'de tek kaynak olma yolunda hızla ilerleyen Hanimefendi.com, üyeler dışında ziyaretçilere açık yapısıyla da paylaşım mantığının hakkını vermeye çalışıyor. Siz de bunun bir parçası olmak istiyorsanız, hemen ücretsiz kayıt olabilir ve aramıza katılabilirsiniz. Sensiz bir kişi eksiğiz... :)
Duyuruyu Kapat
Instagram 180T
Facebook 10K
Twitter 138T

Beni Kalbine Yaz / Yazan : nk83

Konu, 'Hikayelerimiz ve Romanlarımız' kısmında nk83 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    ghkchgkparlakforumtipi.png
    [​IMG]

    Künye

    Hikayenin Adı : Beni Kalbine Yaz
    Yazan : nk83
    Tür : Romantik, Dram

    Ana Karakterler / Oyuncular
    [​IMG]
    Ahmet Atahan : Daniel Gillies
    Eylül Acar : Phoebe Tonkin


    Yan Karakterler / Oyuncular
    [​IMG]
    Derya Üstündağ : Lyndsy Fonseca
    Buğra Çelik : Colin Farrell
    Selim Atahan : Paul Wesley
    Meral Tekin : Kristen Stewart
    Tolga Gürsoy : Stephen Amell
    Ela Yılmaz : Shelley Hennig
    Kenan Gürsoy : Nathaniel Buzolic
    Mine Arman : Alexis Bledel
    Dede Selim Atahan : Christopher Plummer
    Haluk Atahan : Terry O'Queen
    Lara Parilla : Belma Acar
    Dr.Ali Turalı : Matthew Fox
    Dr.Irmak Mertoğlu : Katherine Heigl

    [​IMG]

    Not : Eylül ve Ahmet birbirinden farklı iki hikayemde yer alan karakterlerdi. Ancak ikisi de oralarda bir türlü mutlu olamayınca bende ikisini tanıştırıp yepyeni bir hikaye yazmaya karar verdim. Bakalım bu iki karakter diğer hikayelerde yakalayamadıkları mutluluğu birbirlerinde bulabilecekler mi :)

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları

    #benikalbineyaz





    Bu hikayedeki kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür.Gerçek kişi,kurum ve olaylarla hiçbir ilgisi yoktur.

    Resim ve gifler alıntı olup tarafımdan birleştirilerek duruma uygun hâle getirilmiştir

    Bu sitede bulunan tüm hikayeler yazarına aittir, izinsiz olarak kaynak gösterilse dahi kullanılamaz.​
     
    Son düzenleme: 17 Kasım 2019
  2. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    Karakter Tanıtımları

    Geçmişin Gölgesinde adlı hikayeme 52.bölümde dahil olmuş olan : Eylül Acar

    [​IMG]

    Aşk acısının ne demek olduğunu bilir misin?
    Ben bilmezdim. Hatta itiraf edeyim böyle şeylere inanmazdım da
    Çünkü kimsenin bana böyle duygular yaşatmaya gücünün yetmeyeceğini düşünüyordum
    Ta ki onu tanıyana dek... Yani Buğra'yı
    Şu an adını söylemek bile bütün sinirlerimi yay gibi germeye yetiyor
    Hayatıma öyle garip bir şekilde girdi öyle de kötü bir şekilde çıktı ki anlatmaya nereden başlayacağımı bile bilemiyorum
    Hani anlatılmaz yaşanır denir ya işte ikimizin karşılaşması da aynen öyle oldu

    Buğra şu an can dostum olarak adlandırdığım Ela'nın eşiydi. Maalesef hala öyle...
    Ancak onların evliliği pek normal bir evlilik değil. Hani şu kağıt üstünde denilen zoraki yapılmış evliliklerden
    Ela uzun zamandır kızının babasıyla birlikte birçok zorluğa göğüs germeye çalışıyor. Sevdiği adamla yani Tolga ile evlenecekleri gün ortak aile geçmişleriyle ilgili çok önemli bir sır öğrendiği için nikahını terk etmişti. Bende Ela'nın hayatına o sırada dahil olmuştum. Onu sokak ortasında üzerinde gelinliğiyle ne yapacağını bilemez bir halde ağlarken bulmuştum. O gün benim içinde hiç iyi bir gün değildi çünkü "Doğrucu Davut"luğum yüzünden işimden kovulmuştum ve annemin yanına İzmit'e geri dönüyordum. Ela'yı üzgün bir halde görünce yanına gittim ve neyi olduğunu sordum. Bir süre konuştuk. Gideceği bir yer olmadığı için ona benimle birlikte annemin İzmit de bulunan evine gelmesini ve bir düzen kurana kadar da bizimle kalmasını teklif ettim. Geldi ve biz birbirimize gerçekten çok alıştık. Yavaş yavaş arkadaşlığımızda ilerledi. Artık onu hiç sahip olamadığım kız kardeşim gibi görüyorum.

    Sonra işler yeniden kötü bir hal almaya başladı. Ela'nın hamile olduğunu öğrendik. Bazı özel durumlardan ötürü terk etmek zorunda kaldığı nişanlısına bebek beklediğini de söyleyemedi. İşte Buğra da o arada devreye girdi. Onlar çocukluk arkadaşıydı ve Buğra Ela'nın ortadan kaybolduğunu öğrendiği andan itibaren bıkmadan usanmadan hergün Ela'yı arayıp nerede olduğunu öğrenmeye çalıştı. Ona başta söylemedik ama bir gün Ela kafede otururken fenalaştı ve onu hastaneye götürmek zorunda kaldık. Düşük yapma riski vardı ve moralman çok kötü bir durumdaydı. Buğra'yı aradık. Endişelenmesin diye hastanede olduğumuzu söyleyemedik tabi. Ona annemin işlettiği kafeye gelmesini söyledim. O da hiç vakit kaybetmeden hemen geldi. Buğra'yı ilk gördüğümde doğal olarak birbirimizi hiç tanımıyorduk. İçeriye sıradan bir müşteri gibi girdi. O ilk görüşte yayılan elektriklerimiz de bugün yaşanan olayların habercisiydi sanki. Ondan etkilendiğimi saklayamam. Etrafa arar gözlerle bakınca onun beklediğimiz kişi olabileceğini düşünmüştüm ve sorduğumda yanılmadığımı da gördüm. Aslında Ela'nın nerede olduğunu öğrenmeye çalışırken bana biraz ters davranmıştı. Sonra özür diledi ama bu tavrı hiçbir zaman düzelmedi. Hoşlanmayacağı bir şey duyduğunda kabalaşıp gerçekten çok yaralayıcı konuşmalar yapabiliyor ama arkasından da hep özür diliyor. Tabi her kırgınlıkta bir kuru özürle düzelmiyor.

    Hamilelik durumu ortaya çıktığında Ela ile etraflıca konuştular. Buğra Ela'ya bir teklifte bulundu. Madem İzmir'e ailesinin yanına dönmek istiyor ama aynı zamanda onlara bebekle ilgili hiçbir açıklama da yapmak istemiyor o zaman evlenmelerinin en doğru karar olacağını söyledi. Ela en başta kabul etmek istemedi. Kardeşten öte sevdiği Buğra'nın hayatını bu şekilde mahvetmek istemiyordu. Ancak Buğra onu bir şekilde ikna etti. Sadece bebek doğana kadar evli kalacaklardı ve sonra da anlaşamıyoruz diyerek boşanacaklardı. Off! İşler hiçte sanıldığı gibi olmadı çünkü onlar evlenerek İzmir'e geldiklerinde Tolga da oradaydı ve bu işin peşini bırakmadı. Bunda zeka küpü olan kardeşinin de parmağı var tabi. Adam insanın kulağına kar suyu kaçırmayı çok iyi biliyor. Kafasında daha önceden yaşanan birkaç detayı birleştirince bebeğin babasının ağabeyi olma olasılığının çok yüksek olduğu tezini ortaya attı ve haliyle Tolga da Ela'nın peşinden ayrılmadı. İyi ki de ayrılmadı çünkü şu an sorunlarını bir nebzede olsa aşmış durumdalar. Hatta Ela doğum yaptığı gün Tolga'ya bebeğin ikisinin olduğunu da itiraf etti. Ne yazık ki Ela doğum yaptığı sırada ben orada değildim ama kızlardan o gün çok duygusal anlar yaşandığını öğrendim. Tolga'yı da en az Ela kadar severim. O yüzden mutlu olmalarını da canı gönülden istiyorum.

    [​IMG]

    Şimdi de hayatlarındaki her olumsuzluğa rağmen el ele gönül gönüle kalmak için çaba harcıyorlar. İşte burada yine Buğra devreye giriyor çünkü onların bir araya gelebilmesi için Ela ile boşanmaları gerekiyor. Ama boşanamıyorlar. Neden mi? İşe bakın ki bu Buğra uyuzu meğerse Ela'ya zaten yıllardır aşıkmış! Ela'yı sevdiği için ve bu evlilik gerçekte olsa sahte de olsa sevdiği kadın hep yanında olsun diye onunla evlenmiş. Kızın haberi var mı diye merak ediyorsun değil mi? Hayır tabi ki! Yıllarca ruhu bile duymamış çünkü bu Buğra efendi ona bir türlü söylemeye cesaret edememiş. Ela da ne kadar kendisine olan düşkünlüğünü bilse de bir yandan da onu kardeşi gibi gördüğü için böyle bir şeyi Buğra'ya hiç konduramamış. Şimdi son durumları ise Ela boşanmak için çabalarken Buğra da tam aksi şekilde asla gerçek olmayacak olan evliliklerini kurtarmaya çalışıyor. İşin kötüsü Ela'ya boşanmak istemediğini söylediğinde onu yıllardır sevdiğini de söyledi ve arkadaşlıkları da büyük bir yara aldı. İşte bir ne olduysa bundan sonra oldu da o ara oldu. Buğra'nın inadı Ela ve Tolga'ya epeyce zorlu anlar yaşatmaya başladı çünkü Buğra'nın aşkı saplantıya dönüştü. Ela ne kadar Tolga'yı sevdiğini ve onunla olmak istediğini söylese de Buğra bunun yanlış bir karar olduğunu söyleyip ikisinin bir araya gelmesine engel oluyor. Ela'nın birgün muhakkak kendisini sevmeye başlayacağından o kadar emin ki onlara huzur vermeye de hiç niyetli değil. Sahneyi benim devralmam da o esnalarda oldu.

    Buğra ile en yakın iletişim kurabilen kişi bendim çünkü bir süre sonra tüm dostlarını kırıp kendisinden uzaklaştırmaya başlamıştı. Beni de kırıyordu ama ben ona sırtımı dönemiyordum. Nedenini tahmin edersin herhalde. Onu tanıdığım günden itibaren içimde benden bile gizli yavaş yavaş büyüyen bir sevgi oluşmuştu. Ona aşık oluyordum. Neden bilmiyorum ama bir gün kendimle yüzleştiğimde ona karşılıksız bir aşk beslediğimi fark ettim. Önce bu garip geldi ama bir süre sonra kabullenip bunu Ela ile paylaştım. İkimiz adına çok sevindi çünkü Buğra'ya kızıyor olsa da bir yandan da onun gerçek bir aşk yaşayıp mutlu olmasını da istiyordu. Kendisini unutup hayatına devam etmeliydi. Açıkçası bende Buğra'yı bu saplantılı aşktan çekip çıkarmak ve kendi hikayemizin baş kahramanı yapmak istiyordum.

    Biliyor musun? Biz onunla gerçekten çok mutlu olabilirdik. Ben buna çok inanmıştım çünkü bir süre sonra karşılık almaya da başlamıştım. Onunla dertleşirken konuşurken ve şakalaşırken aynı zamanda yavaş yavaşta yakınlaşıyor gibiydik. O anlarda gözlerinde başka bir kadını zorla kendisine bağlamaya çalışan hastalıklı adam bakışları yoktu. O anlarda karşımda halinden mutlu son derece sakin ve ara sıra bana takılıp gülümsememize neden olan bir adam vardı. Bu da beni mutlu ediyordu. Benim sevdiğim Buğra o Buğraydı çünkü...

    Hani sana zeka küpü diye bahsettiğim bir kardeş vardı ya? İşte Buğra'nın işleri çok fazla tırmandırdığı bir dönemde bu kardeşle yani Kenan ile bir plan yaptık. Ela'yı Buğra'dan kurtarmak adına yapılan bir plandı bu. Buğra ile yakınlaşıp aklını karıştırmaya başladım. İlgisini Ela'dan çekip tamamen kendime doğru yönlendirdim yani. O sırada Kenan'ın tabiriyle evlilik temeline dinamit koyacak nitelikte olan fotoğraflar çektik. Yanlış anlama bunlar sadece onu öptüğüm ve onunda beni öptüğünü gösteren fotoğraflardı. Bu Ela'nın boşanma davası açtığında işine çok yarayacaktı çünkü aldatıldığını belgelemiştik. Buğra'nın arkasından iş çevirmek hoşuma gitmiyordu ama herkesin iyiliği için bunu birinin yapması gerekiyordu. Sonuçta Ela kızının babasına kavuşacaktı. Bende Buğra'yı bu esaretten kurtararak yeni bir hayata başlamasına ve bunu da gerçekten onu seven biriyle yapmasını sağlayacaktım. İlk başta herşey yolundaydı ama sonra işler istediğimiz gibi ilerlemedi. Buğra tam sonunda ikna olup Ela'yı unutmayı kabul ederek bana gelmişti ki Kenan ile yaptığımız plan ortaya çıktı. Tabi öğrenince bana olan tüm bakışı değişti. Bana çok ağır şeyler söyledi. Sözleri hala kulaklarımda...

    [​IMG]

    "İşte Ela'yı bu yüzden seviyorum. Bu yüzden ona aşığım anlıyor musun? O benimle hiçbir zaman oynamadı. Üzülmeme neden olsa da kalbinde ne hissediyorsa bunu bana bütün dürüstlüğüyle söyledi. Bu açık yürekliliğini bildiğim için onun beni sevmesini sabırla bekledim. Biliyor musun? Bir süredir seninle aramızda geçen şeylere rağmen beklemeye de devam edeceğim çünkü o bunu hak ediyor! Ela eğer birgün bana gelirse bunu gerçekten istediği için yapacak. Gelişi asla yalandan olmayacak. Beni sevdiğini söylerken aynı zamanda arkamdan işler çevirmeyecek! Ama sen..."

    Bu "Ama sen"in devamını ondan duyamadım çünkü bunu söylemeye tenezzül bile etmediğini bakışlarıyla çok net bir şekilde bana belli etti. Bunları söylemesine çok üzülmüştüm. Bu konuşma daha ağır söylemlerle devam etti ve beni daha da çok kırarak Ela'ya olan aşkından bir kez daha emin olmasını sağladığım için bana kinayeli bir teşekkür edip artık zerre kadar umurunda olmadığımı da söyleyerek kapıyı vurup çıktı. Yani henüz kazanamadığım kalbini sonsuza dek kaybetmiştim. Çok ağladım ama ben onun gibi olamayacağımı biliyordum. Ben böyle bir kadın değildim çünkü. Asla onun Ela'ya yaptığı gibi bana ait olmayan bir kalbin peşinden koşamam. İşittiğim ağır lafların ardından içimdeki Buğra tamamen ölmüştü. Bitirmiştim. Bitirmek de zorundaydım. Hissettiğim duyguları tamamen yok edecek ve hayatıma sil baştan devam edecektim. Ama mutluluğu yakalayacağım bir anda hayat bana öyle bir çelme takacaktı ki Buğra ile istesek de birbirimizden kopamayacaktık. Ahh! Bu da hayatımın en büyük dersi oldu tabi. Ağır bir ders hem de...

    Sana önemli bir tavsiye vereyim mi?
    Kalbinde başka bir kadının kırıntılarını taşıyan ama buna rağmen yine de sana gelmeyi tercih eden bir adama asla aşık olmaya kalkma.
    Sakın duygularından emin olmak için seni kullanmasına izin verme çünkü bu yapıp yapabileceğin en büyük hatalardan biri olur. Gördüğün gibi başıma geldi de biliyorum. Şu an çok gencim. Eminim ki ilerleyen zamanlarda hayatıma sevebileceğim biri girecek. Ama bu sefer akıllandım. Hayatıma girecek kişi her kim olursa olsun onun "Beni Kalbine Yaz"dığından emin olmadan ben onu kalbime yazmayacağım!

    [​IMG]


    Karakter Tanıtımları

    Son Mektup adlı hikayeme 2.sezonda dahil olmuş olan : Ahmet Atahan

    [​IMG]

    Tesadüflere inanır mısın?
    Ne cevap verdiğini bilmiyorum ama ben inanmam
    Yaşanılan her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum
    Kadere inanan bir doktorum ve buna inanmam içinde sebeplerim var
    Bu sebeplerden en can sıkıcı olanları da maalesef beni görevimin başındayken bulanlar oluyor
    Bazen iyileşme yönünde yüksek yüzdeler verip her şeyin mükemmel seyrettiği ameliyatlar gerçekleştiriyorum
    Ancak kader denen şey tam da orada kendisini belli ediyor çünkü tam "Harika bir işti çocuklar! Hastayı kapatıyoruz müziğin sesini açıyoruz!" dediğim sırada beklenmedik bir komplikasyon gerçekleşiyor. Yani hastanın kaderi siz elinizden geleni yaptınız ama şimdi kenara çekilme zamanı çünkü sıra bende diyerek sahneyi ele geçiriyor
    Başıma nadiren gelse de böyle anlar yaşamaktan nefret ediyorum dememe gerek yok öyle değil mi?

    "Hayatta önüne geçemeyeceğimiz ya da müdahale edemeyeceğimiz olaylar da vardır.
    Bunu kabullenmeyi öğrenmemiz gerek"

    Sanırım ben elimden geleni sonuna kadar yapıp neticeyi her hâlükârda kabullenmeyi öğrenmiş biriyim. Ama herkes benim gibi değil. Annemi yani Zülal Atahan'ı yıllar önce kaybettik. Zor zamanlardı. Hele ki bir doktor ve aynı zamanda evlatsanız. Her neyse... Bu kabullenme temalı düşüncemi de annemi andığımız gece yemek sofrasındayken "Keşke elimde sihirli bir değneğim olsaydı da o güne geri dönüp babaannemi kurtarabilseydim" diyen yeğenime söylemiştim. Aslında tam olarak ona dediğimde söylenemezdi. Bu sözü bilinçli olarak yıllardır küs olduğum babasına yani kardeşime küçük bir laf çarpma niyetiyle söyledim. Ama dilimdeki kemiksizlik bakışlarımdaki ima ile birleşince çarpmanın etkisi de büyük oldu.

    [​IMG]

    Selim zeki bir adamdır. Bu yüzden lafın muhatabını daha ağzımı açtığım anda anlayarak yeğenimin üzerinden "Bu amcanın profesyonel kimliğini ön plana aldığı düşüncesi tabi" diyerek karşı atağa geçti. Bu da sert bakışlarımızın birbirine döndüğü minik bir ağız dalaşının startını verdi tabi...

    - Bu benim profesyonel kimliğimin düşüncesi ise peki senin profesyonel olmayan kimliğinin düşüncesi ne Selim?
    - Ne olduğunu çok iyi bildiğini düşünüyorum. Hatırlarsan bunu seninle enine boyuna konuşmuştuk. Tekrar açmak yersiz olur

    Haklıydı. Bu konuyu açmak o an yersizdi çünkü profesyonel olmayan kimliğinin düşüncesini bende biliyordum yumruğunun tadına bakan çenemde biliyordu. Bu konuşma haliyle ortamı biraz gerdi ve babamızın araya girip masada hanımların olduğunu hatırlatmasıyla bıçak gibi kesilerek son buldu. Halbuki ben Selim'i bilerek kızdırmaya çalışıyorum. Bilerek üstüne gidiyorum. Sinirlensin ve kendisine hakim olamasın istiyorum. Bunun bir nedeni var elbette. Yıllardır içinde tuttuğu kinini serbest bırakıp bana onu içinden yok edene kadar saldırsın ve bütün nefretini akıtsın istiyorum. Bunu yapsın ki gücü de öfkesi de bittiğinde iki kardeş gibi sakince konuşmaya başlayabilelim. Ancak henüz bir başarıya ulaşamadım çünkü halen karşımda Atahan şirketinin girişindeki dedemin büstü gibi durup o otokontrollü tavrını koruyor. Ama bir gün kontrolünü kaybedecek. İşte o zaman o da rahatlayacak bende...

    Belki de bunu yapmasını Meral sağlar. Meral'i ne kadar kız kardeşim gibi görsem de ona karşı samimiyet sınırlarını bazen bilinçli olarak geçiyorum ve bu da Selim'in adeta çıldırmasına neden oluyor. Bir şey de diyemiyor ama onu biraz daha zorlarsam söyleyeceği üç beş bir şey olacağına eminim. Bu arada ne kadar şaşkınım afedersin sana Meral'in kim olduğundan bahsetmeyi unuttum. Kardeşimin gönlünü fena halde kaptırdığı gizemli asistanı ve benimde bir süredir hayati tehlikesi en üst noktada olup kırmızı alarmları da çın çın öten hastam.

    [​IMG]

    Ama Selim bunu bilmiyor. Ne Meral'in hastalığından ne de ağabeyinin aslında onunla sadece hasta doktor ilişkisi olduğundan haberdar. Buna seneler öncesine atıfta bulunan bir nevi deja vuuu diyebiliriz. Öğrendiğinde ikimizinde canına okuyacağından adım gibi eminim. Şimdi sen bir doktorsun kardeşine hasta haklarında tıbbi verilerin gizliliği ve mahremiyeti hakkındaki maddeden bahsedip rahatlıkla işin içinden sıyrılabilirsin diyor olmalısın. Ama o dediğin o kadar da kolay değil. Hele ki karşındaki kişi Selim ise. Ben kardeşimi tanıyorum hem de çok iyi tanıyorum. Ona böyle bir şeyi en son söylediğimde daha birkaç dakika önce sana da bahsettiğim yumruğu suratıma geçirip dudağımı patlatmıştı. Bu bilgilendirme onun üstünde işe yaramaz yani...

    Artık bunu zamanı gelince doğaçlama konusundaki üstün yeteneğimi devreye sokarak geçiştirmeye çalışırım. Tabi Meral'i o zorlu beyin ameliyatından sonra yaşatmayı başarırsam kendime de konuyu kaynatma konusunda daha rahat bir ortam sağlayabilirim. Aksi olursa ne yaparım bilmiyorum. Düşünmek dahi istemiyorum. Sevdiğiniz birinin hayatının sizin elinizde olduğunu bilmek berbat bir duygu. Hele ki söz konusu olan daha önce başka doktorların çok riskli buldukları için gerçekleştirmeye pek de yanaşmadıkları bir ameliyatı üstlenmekse bu o berbat hissini de otomatikman ikiye katlayan bir şey oluyor. Maalesef %50'lik bir şansımız var. Yani siyahları ve beyazları çarpıştırıyoruz ara renklerimiz yok. Ekibim ben ve Meral elimizden gelenin en iyisini yaptığımızda ya kader sahneye çıkıp selamını verecek ve alkışları toparlayacak ya da perdeleri sonsuza kadar kapatıp bizlerin de toplu halde kabullenme aşamasına geçmemizi sağlayacak. Umarım alkışı kapar çünkü kardeşimin yeniden aynı acıyı tatmasını istemiyorum. Ayrıca Selim'in bir daha Meral gibi onun ruhunu tamamlayabilecek birini bulabileceğini de hiç sanmıyorum. Mutlu olmalarını istiyorum. Hem Meral'in hem de Selim'in...

    Benim ruhumu tamamlayan biri olup olmadığını merak ediyor musun?
    Sana biraz magazinel içerikli haberler vermeme ne dersin?
    Benim dikkatimi de bir süredir üzerine toplayan biri var
    Derya...
    Derya Üstündağ!

    [​IMG]

    Tatlı kız...
    Ona tatlı kız derken kendim bile inanamıyor olacağım ki bunu söylerken yüzümde hınzır bir gülümseme beliriyor
    Onu tanıyanlar da ne kadar despot ne kadar katı ve ters bir kadın olduğunu söyleyip duruyor. Bense onun bu halini oldukça çekici buluyorum
    Gerçi Meral de pek öyle düşünmüyor sanırım çünkü aralarında henüz nedenini öğrenemediğim bir gerilim olduğunu hissediyorum
    Aslında enerji alanlarının birbirlerini itmesini anlayabiliyorum çünkü Meral ne kadar sakin uysal ve geçimli bir kızsa Derya da onun tam aksi bir karakter

    Derya uzun yıllardır Atahan şirketinde çalışıyor. Bir nevi Selim'in sağ kolu diyebiliriz
    Babamız annemizi kaybetmenin acısını iki kere kalp krizi geçirerek hafifletmeye çalışınca şirketteki tüm yük Selim'in omuzlarına kaldı. O dönem o da pek iyi değildi. Annemin ardından dağılmış büyük bir boşluğun içine düşmüştü. Onu o karanlıktan çıkarıp omuz veren kişi de Derya oldu. Ona bu konuda müteşekkirim. Kardeşimin yanında olamadığım zamanlar benim yokluğumu aratmayacak şekilde onunla ve şirketle ilgilendi. Dedemin babama bıraktığı babamın da mecburi emeklilik yüzünden Selim'e bıraktığı yıllara dayanan markamızı Derya ile birlikte hiçbir fire vermeden ayakta tutmayı başardılar. Kararlı ve yenilgiyi kabul etmeyen güçlü kadınları severim. Bu özelliğiyle her geçen gün beni kendisine çekmeye devam ediyor

    Tabi karşılaştığımızda sözlü olarak girdiğimiz laf dalaşlarını es geçmekte olmaz
    Bazen birbirimize üslup kuralları içinde demediğimiz kalmıyor ama finali her zaman benim hoş bir iltifatım onun da buna karşılıp gözlerini devirerek gülümsemesi yapıyor

    Benimle atışmayı seviyor... bende onunla
    Belki işleri ilerletip gerçekten de iyi bir ikili olabiliriz ne dersin?
    Bunu öğrenmek için sanırım ikimizinde biraz daha zamana ihtiyacı var

    Kalbinden gelen o her zamankinden farklı sesin kaderin kulağına "İşte onu buldun sakın kaybetme" diye fısıldadığı ses olduğunu biliyor muydun? Bilmiyorsan da artık biliyorsun. Bu sesi duyduğunda artık yapman gereken tek şey karşına çıkan o özel kadını kalbine kazıyıp hayatını kendisine adamaya hazır olduğuna onu ikna etmektir.

    O halde neden Derya'yı bunca zamandır ikna edemedin diyor olmalısın. Etmedim çünkü henüz o sesi duyamadım. Ama inanıyorum.Yakında o sesin kulağıma fısıldanışına şahit olacağım. Ve işte o zaman sende bambaşka bir Ahmet ile tanışacaksın. Sevdiği kadın için kendi hayatını bile ikinci plana atabilecek mutluluğunu da onun mutlu olmasına bağlı tutabilecek bir Ahmet tanıyacaksın
    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları


    Feridun Düzağaç - Alev Alev
    Alev alev yanıyorum
    Buzlarım çözülüyor aşka
    Gardım düşüyor, tutamıyorum
    Korkuyorum bakışların çarpınca bana
    [​IMG]
    Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık
    Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık

    Alev alev yandığım doğru
    Küllerinden doğar mıyım sana doğru
    Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim sendeyim..
    Al beni ne yaparsan yap
    Al beni ne yaparsan yap

    Sen ışığını arayan, güzel günebakan
    [​IMG]
    Ben tozuna dumanına hasret, bir enkaz

    Alev alev yandığım doğru
    Küllerinden doğar mıyım sana doğru
    Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim sendeyim..
    Al beni ne yaparsan yap
    Al beni ne yaparsan yap
    [​IMG]

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  3. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    Eylül ve Ahmet birbirleriyle karşılaşmadan önce
    diğer hikayelerde görülen ve görülmeyen
    neler yaşamışlar kısa kısa onlara göz atalım.
    Esas bölümler de sonra gelsin
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül / İzmir__::::::::........

    - Ela!
    - Eylül ne oldu neden ağlıyorsun? Söyle bana neyin var?
    - Acı çeken bir kalbim var Ela
    - Ben... Ben anlayamıyorum
    - Buğra
    - Tolga ile beraber İstanbul da olduğumu mu öğrendi yoksa? Bizimle alakalı bir sorun yaşamadınız değil mi?
    - Hayır sizinle alakası yok. Sorun kimse de değil Ela bütün sorun o kas kafalı da!
    - Hey bekle! Sen şu anda neredesin yanında biri var mı?
    -Evdeyim. Mine ve Kenan dün akşam burada kaldı. Şimdi de eşyalarımı arabaya koyuyorlar
    - Eşyalarını mı? Eylül neden eşyalarını toparladın?
    - Buradan gitmem gerek Ela bana kaldıramayacağım kadar ağır şeyler söyledi. Ben burada daha fazla kalamam. Onu görmeyi bırak aynı havayı bile solumak istemiyorum
    - Aman Allah'ım siz bu hale nasıl geldiniz Eylül?

    Bu hale nasıl geldiğimizi düşünerek ağlarken içeriye Kenan girdi. Beni böyle aciz bir durumdaymışım gibi görmekten hiç hoşlanmıyordu. Ben herkese göre onun kadın versiyonuydum ve Kenan Gürsoy'un bu hayattaki hiçbir versiyonunun hata yapma ya da yaptıysa da bu hatanın altında ezilme lüksü yoktu. Üstelik bu yaşadığım olayda ona göre resmen bile bile lades demiş biriydim. Beni Buğra konusunda o kadar uyarmasına rağmen yine de bildiğimi okuyup sonunda tepetaklak olmuştum. Yine de onun hakkını yiyemem çünkü Kenan aptal gibi içine düştüğüm bu durum karşısında her ne kadar bana kızmış olsa da bir yandan da yanımda olmayı seçerek beni koruyup kollamaya devam etti. Böyle yaparak beni şaşırtmadı dersem yalan olur. İnsanlara karşı her ne kadar sert ve umursamaz gibi gözükse de hayatına giren insanları istesinler veya istemesinler koruma çemberinin içine alan bir adamdı o. Artık o çemberin içindekilere bende dahildim ve sanırım bundan şikayet etmekten çok mutlu oluyordum. Kenan beni ağlarken görünce hızla yanıma gelip elimdeki telefonu aldıktan sonra Ela ile konuşmaya başladılar. Bende o sırada gözyaşlarımı silmeye çalışıp onları dinliyordum.

    - Ela öğrendiklerimden sonra gerçekten sakin kalmaya çalışıyorum ama bana okeyi verdiğin anda seni bir kaç dakika içerisinde dul bırakabilirim! İzin ver şu Buğra'yı İzmir'in girişine asayım hem benim sinirim geçsin hem Eylül'ün intikamı alınsın hem de sen sırtındaki yükü atıp gerçek ailenle mutlu ol. Ahh! Kenan Gürsoy'dan yılın en şık hareketi!!! Bir taşla vurulan üç kuş!
    - Kenan bana açık konuş. Buğra ne yaptı?
    - Bu kızı kaybederek hayatının en büyük hatasını yaptı Ela. Ama işe bak ki onun aksine Eylül onun gerçek yüzünü görerek hayatının en büyük yanlışından dönmüş oldu
    - Neden açıkça söylemiyorsunuz?
    - Bence geldiğinde bunu Eylül ile yüz yüze konuşursunuz
    - Eylül buraya mı geliyor?
    - Evet birazdan onu havaalanına bırakacağım. Sende biricik tatlı yeğenimin babasına söyle bir zahmet karşılamaya gitsin
    - Tabi ki söylerim. İyi yapmış çok iyi yapmış. Biz onun toparlanmasına yardım ederiz
    - Benim de sizden beklentim bu. Ela şimdi kapatmam gerek aşağıda taksi bekliyor
    - Tamam canım siz çıkın. Hiç merak etmeyin Eylül burada çok daha iyi olacak
    - Umarım. Görüşürüz Ela ağabeyime sevgilerimi ilet

    Bu telefon görüşmesinin ardından Kenan ve Mine ile birlikte havaalanına gitmek üzere evden ayrıldık. Yol boyunca arabanın içinde sessizce oturup Mine'in moralimi yükseltmeye yönelik olan sözlerini dinledim. Ona gerçekten çok teşekkür ederim ama ne yazık ki bunu yapmasının üzerimde hiçbir faydası olmadı. Bu konuşmayı benimle birkaç gün sonra yapsa belki etkili olabilirdi ama şu an herşey o kadar taze ki söylediklerine odaklanamıyorum bile. Kalbimin bir erkek yüzünden bu kadar kırılabileceğine ihtimal bile veremezken şu an hissettiğim acı yüzünden binbir parçaya ayrılmışım ve bir daha da parçalarımı asla bir araya getiremeyecekmişim gibi hissediyorum. Ama bu hisse rağmen yine de çabalayıp Buğra'dan önceki Eylül'ü yeniden ayağa kaldırmayı başarmanın bir yolunu bulacağım. Yapacağım bunu... En azından var gücümle deneyeceğim.

    Havaalanına girip artık gitme vaktim geldiğinde bizim yer cücesiyle yani Mine ile içime oturan bir vedalaşma yaşadım. Birbirimize sıkıca sarıldığımızda "Mine ağlamak yerine sevinmelisin çünkü Eylül onu tanıdığımdan beri ilk defa doğru bir şey yapıyor" diyen Kenan'ın eline sertçe vurup "Karışma Kenan! Ela'lar giderken de doğru dürüst ağlatmadın zaten hemen susturdun beni gidişleri içimde patladı!" deyip ağlıyordu. Onu anlayabiliyorum çünkü önce arkadaş olarak Buğra'yı sonra da İstanbul'a gitmek zorunda kalan Tolga ve Ela'yı kaybetti. Şimdi de ben gidiyorum ve iyice yalnız kalacak. Artık yanında bir tek Kenan ve Yelda kaldı. Yelda evli ve sevgili kaynanatörüyle işi başından aşkın yani kendine bile hayrı yok desem yeridir. Kenan'ın da işi gücü evi herşeyi İstanbul da. Elbet onlar içinde ayrılık çanları kısa bir süre sonra çalmaya başlayacak. Gerçi Kenan bu onun ne yapacağı önceden kestirilemez. Belki küçük şirinesine kıyamayıp o gösterişli lüks hayatını elinin tersiyle iterek İzmir'e bile yerleşebilir. Ya da hepimizi şok ederek Mine'yi de Gürsoy ailesine katıp yanında gitmeye ikna edebilir. Yapar mı yapar...

    Mine'nin ardından vedalaşmak için Kenan'a doğru döndüm. Karşı karşıya geldiğimizde gözlerimin dolmak üzere olduğunu görünce hemen müdahale edip ellerini dur dercesine bana doğru uzattı ve "Aaa aaa! Sakın ağlamaya kalkma pembe panter yoksa dönüşte acısını Müfettiş Gadget'dan çıkarmak zorunda kalırım" dedi. Buğra'yı kastediyor. Bana taktığı pembe panter lakabı gibi bazı zamanlar Buğra'dan da Müfettiş Gadget diye bahseder. Gözlerimin dolmasını engellemeye çalışıp zoraki bir şekilde tebessüm ettikten sonra Kenan ile sarıldık. O sırada ona yaptığı herşey için teşekkür ederken o da bana "Git ve aynı benim yaptığım gibi sende içindeki gerçek Eylül'ü bulup çıkaracak birine aşık ol. Emin ol ki buradaki Eylül sen değildin. Sen olmadığın içinde bu kadar üzüldün ve çaresiz kaldın" dedikten sonra geri çekilip omuzlarımı tutarak gözlerimin içine baktı ve "Bu arada işle ilgili teklifim hala geçerli. Yalnız bana yer bildirimi yapmadan önce tuvaletlerinin durumunu kontrol etsen iyi olur çünkü o konudaki sözümde hala geçerli" dedi. Deli bu çocuk! İstanbul'a gideceğim belli olduğunda bana çalışmak istediğim yeri seçmemi ve hemen ona haber vermemi istemişti. Ona göre nereyi seçersem seçeyim kabul edilmem tek bir telefonuna bakarmış. Hatta bu konuda aramızda şöyle bir diyalog yaşanmıştı.

    - İş konusunu kafana takma. Sen sadece şurada çalışmak istiyorum de bende dileğini tek bir telefonla gerçekleştireyim
    - Lamba cini misin sen?
    - Kenan Gürsoy'un açamayacağı kapı yoktur demeyi tercih ediyorum
    - Maymuncuksun yani
    - Biliyor musun gerçekten sana çok iyi niyetlerle yaklaşmıştım ama kapıya yanlış anahtar takmaya çalışıp kilide zarar verdiğin için iyi niyetimde büyük bir hızla karanlığa karıştı. Bu yüzden hangi kariyeri seçersen seç işe tuvalet temizliğinden başlamanı sağlayacağım


    Kötü haber şu ki sırf bana gıcıklık olsun diye bu dediğini büyük bir zevkle yapacağından adım kadar eminim. Manalı bir bakışla tavsiyesi için teşekkür edip kendi işimi "Gürsoy torpili" olmadan da bulabileceğimi söyledikten sonra aramızda bir sessizlik yaşandı. Üçümüz de buruk bakışlarla birbirimize bakarken bir kolumu Mine'nin diğer kolumu da Kenan'ın boynuna dolayıp onları çok sevdiğimi ve birbirlerine dikkat etmelerini söyleyerek sıkıca sarıldım. Onlarda aynı şekilde bana sarıldı. Mine'in sulu zırtlak haline rağmen gülümsemeye çalışarak beni kesinlikle merak etmemelerini çünkü iyi olmak için elimden geleni yapacağımı söyleyip işlemlerimi yapmaya gittim. Onlarda ben içeriye girene kadar aynı yerde bekleyip ben onlara baktıkça da el salladılar. İkisine de son kez tebessüm edip el salladıktan sonra uçağa doğru yürümeye başladım.

    Aramızda yaşanan bu buruk vedanın ardından içimde kırılıp dökülmeme yol açan duygularla birlikte uçağa binip yerime yerleştim. O anla birlikte hem İzmir ile hem de Buğra ile aramda geri dönüşü olmayan bir mesafe oluştu sanki. Uçak havalanıp İzmir semalarından uzaklaştıkça da aramızdaki mesafe hızla açılmaya başladı. Bu olurken sanki hissizleşmişim gibiydi ama bir ara yaşadıklarımız gözümün önünden bir film şeridi gibi geçmeye başlayınca gözyaşlarıma hakim olmakta epeyce güçlük çektim. Kazanan kim mi oldu? Aslında tek bir damlasına bile değmeyecek olan o adam için akmaya başlayan gözyaşlarım oldu. Yolculuk boyunca gözümden sessiz sedasız akan o yaşlar eşliğinde Buğra ile aramızdaki ne olduğu belli olmayan ilişkinin muhakemesini yaptım. Bu hiç de kolay olmadı. Ama Buğra defterini kapatabilmem için tüm duygularımla yüzleşmem ve sonunda da kendimi ondan azat edebilmem gerekiyordu. Bunu yapmak içinde kısacık bir zamanım vardı. İstanbul'a adım attıktan sonra yepyeni bir hayatım olacak ve ben kendime mutlu olabilmem için bir şans daha vereceğim. Belki hemen olmayacak ama olması için elimden geleni yapacağım. Ben güçlü bir kadınım ve bunu başaracağımdan da adım gibi eminim. Yeni hayatıma başladığımda artık bende Buğra'dan tek bir iz dahi kalmasını istemiyorum. Bu uçaktan indiğimde artık o benim için bir yabancıdan öteye gitmeyecek. Bitecek... Bitireceğim.

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet - İstanbul__::::::::........

    - Ahmet bey müsaitsiniz değil mi? Sizinle çok acil konuşmam lazım
    - Sana da merhaba Meral
    - Ahh! Özür dilerim telefonu açar açmaz direkt konuya girdim değil mi?
    - Tamam sorun değil. Konumuz ne?
    - Derya hanım
    - Ne olmuş Derya'ya?
    - Bizi beraber görmüş. Yani ameliyatımın nasıl olacağını konuşmak için çıktığımız yemekte beni ağlarken sizi de beni teselli ederken görmüş ama...
    - Ama yanlış anlamış
    - Hem de çok yanlış anlamış. Bana Atahan kardeşlerden hangisini tercih ettiğine artık bir karar ver dedi. Bu dediğine inanabiliyor musunuz? Sizin güçlü kadınlardan etkilendiğinizi ve bende ne bulduğunuzu anlayamadığına dair saçma sapan bir sürü şey söyledi
    - Beni kıskanmış mı yoksa bana mı öyle geliyor?
    - Ahmet bey konumuz bu değil! Selim'e söyleyeceğini ima ederek beni köşeye sıkıştırmaya çalışıyor
    - Meral sende biliyorsun ki az önce bir ameliyattan çıktım ve inan bana kafam kazan gibi...
    - Özür dilerim biliyorum ama o kadar panikledim ki akşama kadar bekleyemedim
    - Hayır hayır özür dileme. Benim sadece kafamı toparlamaya ihtiyacım var. Ayrıca birazda acıktım galiba
    - Acıktınız mı? Bu durumdayken mi? Ahmet bey ne olduysa zaten sizin acıkmanız yüzünden oldu
    - Harika! Gündüzleri hayat kurtarmaya çalışıyorum akşamları da sıklıkla nöbete kalıyorum düzenli bir hayatım yok ama bu önemli değil çünkü ben zaten bir robotum değil mi? Yiyemem içemem uyuyamam gezemem tozamam bla bla blaaa...
    - Afedersiniz öyle söylemek istemedim
    - Biliyorum Meral sadece açılmak için sana takılıyordum
    - Ne yapabiliriz peki?
    - Ben Derya'yı arayıp yemekte bana eşlik edip edemeyeceğini öğreneyim sonra da senin peşini bırakmasına yönelik çalışmalara başlayayım. Uygun mu?
    - Hem de çok uygun
    -Tamam o halde
    - Çok sağolun Ahmet bey. Böyle bir şey Selim'in kulağına giderse ne yaparım bilmiyorum. Ona aramızda sadece hasta doktor ilişkisi olduğunu da söyleyemiyorum ve sorup da öğrenemediği her şey onu çıldırtıyor
    - Merak etme elimden geleni yapacağım. Bu arada sen iyisin değil mi? Bir sorun yok
    - İyiyim ama bu iş çözülürse çok daha iyi olacağım
    - Tamam endişelenme artık senin stres yapmaman lazım. Ben yemek dönüşü seni ararım
    - Peki sizden haber bekliyorum o zaman
    - Hoşçakal Meral kendini fazla yorma
    - Hoşçakalın Ahmet bey

    Meral ile yaptığım görüşmenin ardından arkama yaslanıp başımı geriye attım ve bir süre bomboş tavana bakarak düşündüm. Derya gibi sabit fikirli bir kadını bu düşüncesinden nasıl vazgeçirebilirim ki? Hem de düşündüğünün aksine Meral'in sadece doktoru olduğumu söylemeden. Bunu nasıl yapabilirim ben bile merak etmiyor değilim. Parmaklarımı senkronize bir şekilde masama vururken midemden gelen "Hey doktor beni unuttun!" sinyalini alınca tekrardan telefonumu elime alıp Derya'nın numarasını tuşladım. Her zaman yaptığı gibi yine çalar çalmaz telefonunu açmadı. İnsanları bekletip ulaşılmaz olduğunu göstermeyi çok sever. Benimde yapmayı sevdiğim bir şeyler var tabi. Onun bu yönünü bildiğim için bende her zaman telefonunu çaldırır çaldırır tam açtığını anladığım sırada da kapatıp onun geri aramasını beklerim. Ararsa ne âla... Ama çoğunlukla merakına yenilip beni geri arar. Bu konuda beni yine şaşırtmadı.

    - Telefonu yüzüme kapattın
    - Öyle mi? Zamanında açmamışsın demek ki
    - Ne istiyorsun Ahmet?
    - Yemek yiyeyim diyorum
    - Ye o zaman
    - Yiyeceğim zaten
    - Beni neden aradın peki? Eğer sana restoran önerisi yapmamı istiyorsan...
    - Hayır öneri istemiyorum. Bana eşlik etmeni istiyorum
    - Olmaz
    - Olur
    - Ahmet!
    - Hadi ama Derya kabul edeceğini ikimiz de biliyoruz. Hem seninle konuşmak istediğim bir şey var
    - Neymiş o?
    - Yemek teklifimi kabul edersen öğrenirsin. Çok önemli demiş miydim?
    - Tamam dediğin gibi olsun. Nereye geleyim?
    - Ben seni alırım

    Telefonu kapatırken aynı anda da ayağa kalktım. Masamdaki dosyaları kapatıp çekmeceme attıktan sonra da ceketimi giyerek hemen odamdan çıktım. Çıkar çıkmaz da "Ahmet hocam birkaç dakikanız var mı?" diyerek önüme fırlayan Koray ile burun buruna geldim. Bu çocuk bir gün yüreğime indirecek. Aslında bana Meral'in ameliyatına girmek istediğini söyleyeceğini tahmin edebiliyorum ama bu konuyu ayak üstü konuşmak için pek vaktim yok. Tabi hevesini kırmakta olmaz. Gözlerimi kısıp "Yürürken konuşabilir misin?" diye sorduğumda heyecanlanıp "Elbette! Siz yeter ki kabul edin amuda kalkıp arkanızdan bile koştururum" dedi. Evet yapar. Ondan şu an o ışığı aldım gerçekten. Söylediğini ister istemez gözümde canlandırarak "Yavaş Koray!" dedikten sonra onu şöyle bir süzüp bu kadar istekli olması karşısında da "Hadi o zaman acele et" dedim. Hızıma yetişmekte biraz sorun yaşasa da bundan pek şikayetçi değil gibiydi. Aslında bu bir ilk çünkü genelde beraber yürüdüğüm insanlar çabuk havlu atarlar.

    - Eee Koray anlat bakalım
    - Ahmet hocam kulağınıza geldi mi bilmiyorum ama...
    - Gelmez mi?
    - Gerçekten mi?
    - Hakkındaki kulis dedikoduları aldı başını gidiyor Koray. Benden duymuş olma ama bu aralar bizim katta çok popülersin
    - Nasıl yani? Ne deniyor ki?
    - Asistanım Gözde'ye yazılıyormuşsun
    - Ne! Hayır hocam yok öyle bir şey
    - Koray!
    - Tamam sadece geçen akşam saat geç olunca onu evine bıraktım. Yolumun üstüydü
    - Öyle demiyorlar ama ertesi günde...
    - Ertesi günde biraz yoğundu ve bende buradan ayrılamadığı için ona yemek getirdim. İnsaniyet namına yani
    - İnsaniyet namına kısmından biraz süpheliyim
    - Hocam yapmayın
    - İşin aslını anlat o zaman
    - Şey...
    - Koray cevap verme süren dolmak üzere iyi düşün yoksa bu konuda verdiğin eksik bir bilgi sana hiç ummadığın bir anda olumsuz yansıyabilir
    - Tamam hakkımdaki tüm suçlamaları kabul ediyorum! Bir süredir sizin ameliyatlarınıza girebilmek için büyük bir çaba harcıyordum ve duyduğuma göre...
    - Gözde'den duyduğuna göre...
    - Evet hocam. Şey... Gözde'den duyduğuma göre yakında çok önemli bir ameliyat gerçekleştirecekmişsiniz
    - Eee?
    - Bende düşündüm ki o zamana kadar konuyla alakalı yeteri kadar bilgi sahibi olursam belki beni de en azından gözlemci asistanınız olarak ekibe dahil edebilirsiniz
    - İyi düşünmüşsün
    - Tamam mı yani?
    - Tamam demedim. Dedim mi?
    - Demediniz
    - Ama düşüneceğim
    - Sağolun hocam! Çok sağolun
    - Bu arada blöf yapmıştım çok çabuk düştün. Hakkında konuşulduğu falan yok rahatlayabilirsin
    - Ama hocam!
    - Bir daha ki sefere asistanımdan uzak dur. Bilgi alacağım derken kızın başını da yakacaksın durduk yere
    - Özür dilerim hocam bir daha ki sefere direkt size gelirim
    - Yavaş demiştim Koray yavaş!

    Hastane kapısından gülümseyerek çıktıktan sonra arabama geçip trafiğe yakalanmadan şirketin önüne geldim. Derya'ya aşağıda olduğumu haber verdikten sonra da araçtan çıkarak ellerim ceplerimde bir halde giriş kapısına bakarak beklemeye başladım. Bakalım beni bu sefer ne kadar bekletecek. Telefonumla oyun oynamaya dalmışken yaklaşık "17" dakika sonra yanıma yaklaşan topuklu ayakkabı sesiyle birlikte Derya'nın teşrif ettiğini anlayıp başımı telefonumdan kaldırmadan "Öğle yemeğine çıkacağımızı sanıyordum. Akşam yemeği olduğunu bilseydim daha nezih bir yerden masa ayırtırdım" dedim. Bunu laf çarpar gibi söyleyince hemen gardını alıp "Bir daha ki sefere şirkete yaklaştığında haber verirsen gereksiz yere beklemek zorunda kalmazsın" dedi. Cevap vermeden gülümsedim. Derya da ellerini önünde kavuşturarak önümde durduktan sonra "Hadi gitmiyor muyuz?" diyerek dik dik bakmaya başladı. Ben ise oyunumu oynamaya devam ediyordum. "Tamam şu level'ı geçeyim gideriz" dediğimde sinir oldu ve tam da ondan beklediğim gibi bir tavır göstererek telefonu "Aaa aaa! Bitti bile" diyerek elimden aldı. Göz göze gelsek de onu baştan aşağıya incelemekten geri kalmadım. Yine tüm güzelliği üstündeydi.

    Çatık kaşlarıyla telefonu kapatıp bana geri uzatırken "Beni sinir etmeye bayılıyorsun değil mi?" deyince evet dercesine gülümsedim. Beni iyi tanıyor ve bu da hoşuma gidiyor. Telefonumu "Biliyor musun? Beni çok beklettin ama sanırım buna değdi. Her zamankinden daha büyüleyici gözüktüğünü kabul etmek zorundayım" diyerek elinden aldım ve ceketimin iç cebine koydum. Derya yarım ağızla teşekkür ederek yaklaşırken de arabanın kapısını açıp kulağına doğru yaklaşarak "Ayrıca rujunun rengine de bayıldım. Dudaklarının kusursuzluğunu ön plana çıkarmış" dedim. Tam arabaya binecekken bunu söylememle birlikte aniden durdu ve yüzüme bakmadan gülümseyip "Yine formundasın Ahmet. Sanırım bende herşeye rağmen iltifatlarından etkilendiğimi kabul etmek zorundayım" dedikten sonra içeriye geçti. Kapısını kapatıp direksiyon başına geçtikten sonra yemek yiyeceğimiz mekana doğru hareket ettik. Restoran seçimini işimi kolaylaştırması adına Meral ile beraber geldiğimiz restorandan yana kullandım. Böylece konuya daha rahat bir giriş yapabilecektim. Ancak mekanın önüne geldiğimiz anda Derya konuya benden önce giriş yapıp "Bu aralar burası favori mekanın galiba" dedi. Birbirimize yan gözle bakarken yüzündeki imalı bakış resmen Meral'i kastediyorum diye bağırıyordu.

    - Evet sıcak bir atmosferi var. Ayrıca deniz ürünleri konusunda da çok başarılılar. Arkadaşlarımla yemek yiyeceğim zamanlar genelde ilk tercihim burası oluyor
    - Buraya sadece arkadaşlarını mı getiriyorsun?
    - İma seziyorum
    - Sezgilerin kuvvetliymiş
    - Evet buraya sadece arkadaşlarımla geliyorum
    - Ben senin arkadaşın mıyım Ahmet?
    - Bilmem. Sahi sen benim neyimsin Derya? Adını bir türlü koyamıyorum da
    - Uzun yıllardır aile şirketinizde çalışıyorum. Sanırım bu uzun birlikteliğin sonucunda Atahanların aile dostu olma şerefine erişmiş durumdayım
    - Atahanların aile dostu demek. Bu da biraz genel oldu sanki
    - Şimdilik böyle
    - Şimdilik...

    Derya'nın kapısını açıp inmesine yardım ettikten sonra anahtarı valeye teslim ederek restorana girdik ve bize gösterilen masaya oturduk. Siparişler verilip yemeklerimiz gelene kadar da genel bir sohbet içerisindeydik ama servis bittikten sonra garsonlar bizden uzaklaşır uzaklaşmaz Derya bana uzun uzun bakıp "Neden buraya geldik Ahmet? Yani bu ani yemek davetinin sebebi ne? Önemli demiştin" dedi. Düşünürken bir yandan da çatalıma biraz balık alıp "Önemli mi demiştim?" diye sordum. Elindeki çatalı tabağının kenarına bıraktı ve "Evet öyle demiştin" dediğinde ağzımdaki lokmayı yutup bir yudum su alarak "Gelmen için demiş olmalıyım" dedim. Gözlerini üzerime dikip belli belirsiz gülümsemeye başladı. Bende içinde su olsa da temsili olarak önümdeki kadehi ona doğru kaldırarak "Gergin görünüyorsun. Biraz rahatla ve bir kere olsun başka hiçbir şey düşünmeden bu güzel anın tadını çıkart. Ben öyle yapıyorum ve gerçekten işe yarıyor" dedim. Derin bir nefes alıp o da kadehini kaldırınca tokuşturup bir kaç yudum aldık. Sohbet sırasında yavaş yavaş gardını indirdiğini görmek de esas konumuza girmek için beni cesaretlendiriyordu.

    - Şirkette işler nasıl?
    - Bilmem kardeşine sorsana
    - Neden böyle söyledin?
    - Selim nedenini anlayamadığım bir şekilde beni şirkette pasifleştirmeye çalışıyor
    - Seni mi pasifleştirmeye çalışıyor? Mümkün olamayacağını bile bile
    - Mümkünleştirdi ama
    - Nasıl yani?
    - Yetkilerimi kısıtladı. Tanıtım gecesinin mükemmel olabilmesi için tüm detaylarla kendisi ilgilenecekmiş. İnanırsan tabi...
    - Neden böyle bir şey yapsın ki?
    - Bir bilsem
    - Kardeşimi kızdırdın mı Derya? Bak doğru söyle gider ona sorarım
    - Yıllardır yüzüne bile bakmıyor Ahmet sana söyleyeceğini mi düşünüyorsun?
    - Bence Selim'in bu gerginliği sadece sana değildir. Üstüne alma
    - Sana da mı patladı?
    - Bana patlasa rahatlayacak ama henüz benimle konuşmaya yanaşmıyor. Geçen gün hastaneden çıkıp yine buraya gelmiştim. Asistanıyla karşılaştım. Neydi adı...
    - Meral mi?
    - Ahh! Evet Meral. Şirketten çıkmadan önce Selim'in gazabına uğramış. İki gözü iki çeşme ağlıyordu
    - Sende tam üstüne denk geldin yani?
    - Öyle oldu. Neyse ki Selim'in aslında kötü biri olmadığını sadece konu iş olunca dilinin biraz acılaşabileceğini anlatmaya çalışıp onu sakinleştirmeyi başardım. Artık kıza ne dediyse içine oturtmuş ayakta zor duruyordu
    - Hmm... Sende iyi niyet elçiliğine soyundun
    - Atahan şirketinin düzenini korumak diyelim. Sonuçta orası aile şirketimiz değil mi? Bir sorun varsa karşıdan bakmak olmazdı. Özellikle de böylesine özel bir geceye hazırlanırken çalışanların motivasyonunu düşürmemek lazım
    - Sadece o kadar diyorsun yani
    - Evet sadece o kadar... Başka ne olabilirdi ki?
    - Bilmem. Biri görse sizi yanlış anlayabilirdi
    - Şu an seninle beni görseler yanlış mı anlarlar?
    - Bakış açısına göre değişir
    - Doğru değişir. Fikrin neyse zikrin de odur derler değil mi? İşte herşeyi kötüye yormamak lazım. Dünyaya biraz daha pembe gözlüklerle bakmak hayat kurtarır
    - Bir doktor tavsiyesi galiba
    - Nasıl alırsan

    [​IMG]
    ........::::::::__Eylül - İstanbul__::::::::........

    Uçağım İstanbul'a iniş yaptığı anda çok garip bir şey hissettim. Sanki duygularım kapanmıştı ve artık konuyla alakalı hiçbir şey hissedemiyordum. İçim bomboştu. Ne düşünmem gerektiğini ne hissetmem gerektiğini bilemiyordum. Anladığım kadarıyla beni kendime getirecek güçlü bir tokata ihtiyacım vardı. Camdan dışarıya doğru bakarken tüm yolculuk boyunca yanında ağladığım bayan elini omzuma koyarak "İyi misiniz?" diye sordu. Elini hisseder hissetmez ona doğru baktım. Bilmiyordum. İyi miyim yoksa kötü müyüm kestiremiyordum. Ne olmuştu ki birdenbire...

    - Evet iyiyim galiba
    - Dalmışsınız. Herkes çıktı isterseniz siz de yavaş yavaş kalkın. Size yardımcı olmamı ister misiniz?

    Etrafa bakınıp gerçekten de tek tük insanlar kaldığını görünce şaşkın bir ifadeyle ayağa kalkarak "Dalmışım gerçekten. Uyarınız için teşekkür ederim" dedim. Çantamı omzuma asıp yanına geldiğimde bana elini uzatıp "Bu arada tanışamadık. Ben Gizem" dedi. Evet sürekli ağladığım için etrafımda olup bitenlere çok da adapte olamamıştım ama ara sıra bana uzattığı mendiller için kendisine teşekkür etmiştim. Yani ettim herhalde. Bana doğru uzattığı elini tutup "Bende Eylül. Memnun oldum" dediğimde adının Gizem olduğunu öğrendiğim bu bayanla birlikte uçaktan indim. O kısacık sürede biraz da sohbet ettik. Yolculuk boyunca sürekli ağladığım için konuşma fırsatımız olmamıştı ama anladığım kadarıyla iyi birine benziyor.

    - İstanbul'a geliş amacın ne Eylül? Aile ziyareti mi iş mi?
    - Kaçış amaçlı desek daha doğru olur. Ya sen?
    - Yıllar önce buradan kaçar gibi gitmiştim. Şimdi de geri dönüyorum
    - Böyle mi oluyor?
    - Efendim?
    - Gün geliyor ve aslında hala kaçtığın yere ait olduğunu anlayıp geri dönmek mi istiyorsun?
    - Kalbini kaçtığın yerde bıraktığını anlayıp hayatına devam edemiyorsan evet geri dönmek istiyorsun
    - Aşk acısı demek
    - En yakın arkadaşıma sırılsıklam aşık olmuştum. Olmayacak bir şeydi
    - Kulübe hoş geldin
    - Ama ona hiç söylemedim
    - En güzeli! Ben söyledim de ne oldu?
    - Ne oldu?
    - Ne olacak? Katil oluyordum!
    - Ne?
    - Hiç iyi şeyler olmadı ve bende ondan uzaklaşmayı seçtim. Neyse beni boşver sen ne yapacaksın? Yıllar sonra gecikmiş bir itirafta bulunmak için geldiysen aman diyeyim sakın böyle bir şey yapma
    - Buna cesaret edebilir miyim bilmiyorum. Önce ailemin yanına uğrayıp onlarla biraz vakit geçireceğim. Belki daha sonra onu görmeye giderim
    - Bol şans o zaman
    - Sana da...

    Gizem ile birbirimize iyi şanslar diledikten sonra ayrıldık. Yolcu çıkışına gelip o kalabalık insan grubunun içinde aranırken Tolga'yı görüp beni fark etmesi için elimi kaldırdım. Buruk bir gülümsemeyle bir araya gelince sıkıca sarıldık. Tolga kan çanağına dönmüş olan gözlerime merakla bakıp "Hoşgeldin Eylül yolculuk nasıl geçti?" diye sorunca ona kötü şeylerden bahsetmek istemedim ve "Arınmayla geçti. Önce bütün toksinlerimi paraşütle bir bir İzmir semalarına bıraktım sonra da detoks programına geçerek kendime yapılacaklar ve yapılmayacaklar şeklinde sıkı bir liste hazırladım" dedim. Böyle söylesem de yine de bu kadar çabuk toparlanamayacağımı o da biliyordu ve omuzumu destek amaçlı tutarak bana Ela ile birlikte herhalükarda yanımda olacaklarını söyledi. Bunu zaten biliyordum ama bir kere de ondan duymak iyi geldi galiba. Havaalanından çıktıktan sonra çantalarımı arabaya yerleştirmeye başladık.

    - Eylül eve gitmeden önce bir yerlerde oturup kahve içelim mi?
    - Olur tabi ama neden? Bir şey mi oldu?
    - Sadece olup biteni öğrenmek ve Ela'ya ne kadarını söylememiz gerektiğini kararlaştırmak istiyorum. Bu aralar çok tedirgin ve en ufak bir şey bile endişelenmesine yol açıyor. Onun gerginliği Rüya'yı da etkiliyor tabi
    - Haklısın. Tamam gidelim o zaman

    Bir yer bulup kahvelerimizi söyledikten sonra Tolga'ya benim için bazı özel olan detayları atlayarak hemen hemen herşeyi anlattım. En azından bilmesi gereken şeyleri öğrenmişti. Öğrendiklerinden sonra da tedirgin olduğu açıktı. Artık arada ben olmadığıma göre Buğra'yı frenleyebilecek biri kalmamıştı. İkimizde biliyorduk ki Buğra'nın şu an tek yoğunlaşacağı şey Ela olacaktı. Ben hayatındayken onun gündemini değiştirip Ela'nın peşine düşmesini engelliyordum ama şimdi bunu yapacak biri yoktu. Eğer Ela'nın İzmir de olmadığını öğrenirse kıyamet kopabilirdi ki Kenan da ona bu konuda pek hoş bir ortam sağlamazdı. Birbirlerine girmeleri an meselesiydi çünkü Buğra ağabeyi İstanbul'a gittiği için Ela'yı gizleme görevini Kenan'ın üstlendiğini düşünüyordu. Yani gırtlağına sarılacağı ilk kişi Kenan olacaktı.

    - Eylül şimdilik Ela'yı bu konuda fazla endişelendirmeyelim olur mu?
    - Merak etme zaten bu konuları konuşmaya pek niyetli değilim
    - Fark ettim. Soğukkanlı gözüküyorsun
    - Garip bir şey oldu Tolga. Zihnim onunla ilgili bir şey hissetmemi engelliyor sanki
    - Düzelecek Eylül her şey yoluna girecek
    - Umarım öyle olur
    - Ela'yı meraklandırmadan kalkalım mı?
    - Tamam olur

    Ben çantamı alıp toparlanırken Tolga da hesabı istedi ama bir anda gülümseyerek ayağa kalkıp "Selim seni görmeyi beklemiyordum. Nasılsın?" dedikten sonra yanına gelen genç adamla birbirlerine sarıldılar. Onlar selamlaşırken yanındaki bayanda elini bana doğru uzatıp "Merhaba" dedi. Bende ona aynı şekilde karşılık verdim ve Tolga'nın onları masaya davet etmesiyle yeniden yerime oturdum. Samimiyetlerine bakılacak olunursa çok eskiden tanıştıkları ortadaydı. Adının Meral olduğunu öğrendiğim bayanda Selim beyin asistanıymış. Halbuki bende içimden ne hoş bir çift diye geçirmiştim. Yanıldım galiba...

    - Nasıl oldun Tolga? Daha iyi misin?
    - İyiyim Selim bir sıkıntı yok. Bu arada Meral hanıma teşekkür edemedim. Ela ile çok yakinen ilgilenmişsiniz. Onun ne kadar korktuğunu tahmin edebiliyorum. Yanında olduğunuz ve onu yalnız bırakmadığınız için ne kadar minnettar olduğumu bilemezsiniz

    Evet Tolga bir süre önce hastaneye kaldırılmıştı çünkü İzmirdeyken Buğra ile yaptıkları bir kavga sonucunda yaralanmış ama onun başını belaya sokmamak için yarasını ev ortamında tedavi ettirmişti. Bir süre sonra da haliyle bu yara enfeksiyon kaptı ve İstanbul'a geldikleri gibi acilen hastaneye yatmak zorunda kaldı. O gün Selim beyler de oğlu attan düşüp bileğini çatlattığı için oradaymış ve Meral de eli ayağı birbirine giren Ela'ya çokça destek olmuş. Genç bayan çekingen bir tavırla "Önemli bir şey yapmadım ki olması gereken buydu. Sağlığınıza yeniden kavuştuğunuz için çok sevindim Tolga bey umarım siz ve aileniz bir daha böyle şeyler yaşamak zorunda kalmazsınız" dedi. Tolga teşekkür ettikten sonra yeniden kahveler söylendi ve koyu bir sohbet başladı. Beyler iş konularına dalınca teklifler de havada uçuşmaya başladı. Selim bey önce Tolga'dan sınırlı bir sayıda çıkacak olan özel parfümlerinin tanıtım fotoğraflarını çekmesini istedi sonra da iş nasıl oraya geldi pek anlayamadım ama Tolga'nın bunu memnuniyetle kabul etmesinin ardından Selim bey bana da o tanıtımda yer alacak mankenlerden biri olmamı teklif etti. Bu teklif hem bende hem de Meral de küçük çaplı bir şok etkisi yarattı tabi. Çünkü ikimizi de kapsıyordu.

    - Eylül hanım simanız hiç yabancı gelmedi daha önce hiç modellik yaptınız mı?
    - Aslında bir ajansa kaydolmuştum ama geri dönüş olmamıştı
    - Peki o geri dönüşü ben yapsam ne dersiniz?
    - Nasıl yani?
    - Sınırlı bir sayıda çıkması planlanan parfümümüz farklı bir dizayna sahip. Tasarımcısı ortaya öyle bir fikir sundu ki aynı şişede kullanılacak iki farklı parfüm yarattık. Bu iki ayrı parfümün biri gündüzü diğeri ise geceyi temsil ediyor. Ben düşündüm de belki de bu iki tarzı iki ayrı modelle sunmak çok daha hoş bir etki yaratabilir.


    Düşünceli gözlerle suyumu yudumlarken Selim bey Tolga'ya dönüp "Yani kabul ederlerse birini Eylül hanım diğerini ise Meral tanıtabilir" deyiverdi. Bunu duyduğumuz anda Meral ile aynı anda içtiğimiz suları genzimize kaçırıp "Ne!" dedik. Aslında durum açıktı. Taşı toprağı altın olduğu konusunda etrafta garip rivayetler dolanan İstanbul'a gelir gelmez mükemmel bir iş fırsatı yakalamıştım. Ama bu işi "Gürsoy torpili" ile bulduğum Kenan'ın kulağına asla gitmemeliydi. Onun diline düşmektense yüz üstü çamura düşmeyi yeğlerim çünkü. Kısa bir süre sonra meraklanmaya başlayan Ela'nın aramasıyla izin isteyip kalkmak zorunda kaldık. Hayat bir yerden çelme takıp düşürüyor ama bir yerden de düşerken canın acımasın diye yere minder seriyor gibi. Bu iş kafamı dağıtmama yardımcı olacağı gibi Buğra'yı düşünüp acı çekmeme engel olacak sanki. İşe bak Eylül Acar yıllara dayanan önemli bir firmanın tanıtım yüzü olacak. Şaka gibi!

    Arabaya geçtikten sonra eve doğru yol aldık. Ara sıra ister istemez durgunlaşsam da İstanbul'un havası bana iyi gelmişti. Bunu Tolga da hemen fark etti. Kısa bir süre sonra çok güzel bir evin önünde durduk. Evin yanı sıra bahçesi adeta cennet gibiydi. Birbirinden güzel çiçekler vardı ve sanki evin etrafını o hoş kokularıyla sarıp sarmalamış gibiydiler. Tolga ile arka taraftan çantalarımı alırken "Bu evi sattığına inanamıyorum Tolga. Delirmiş olmalısın" dedim. Tolga gülümseyerek "Eğer Ela'ya eski karımla oturduğum eve yerleşmeyi teklif etseydim işte o zaman gerçekten delirmiş olurdum. Şimdiden diken üstünde gibi duruyor bir an önce yeni bir ev bulmam lazım" dedi.

    - Kime sattın? Evin kıymetini bilecek biri mi bari?
    - Selim'in ağabeyine sattım. Ahmet Atahan'a yani
    - Yabancıya gitmemiş
    - Evet öyle oldu. O ev arıyordu bende evimi satıyordum
    - Güzel denk gelmiş
    - Evet Bora sağolsun hemen aracı olup birbirimizden haberdar olmamızı sağladı
    - İyimiş
    - Hadi gidelim Ela meraktan ölmüştür

    Eve yaklaşmamızla birlikte hemen kapı açıldı. Herhalde Ela bizim geldiğimizi pencereden görmüş. Kapıyı açar açmaz beni karşısında görünce "Eylül seni çok merak ettim" diyerek sıkıca sarıldı. Bende ona sarılıp "Merak etme iyiyim" dedim. O sırada Tolga da çantalarımı yukarıya çıkardı. Ela beni hemen içeriye alıp yolculuğumun nasıl geçtiğini sormaya başlarken bende ceketimi çıkarıp biraz zor geçtiğini ama burada olmaktan çok memnun olduğumu söyledim. Salona doğru geçerken merakla "Rüya uyuyor mu Ela? Bir öpüp koklasaydım" dediğimde Ela yeni uyandığını söyledi ama o sırada merdivenlerden hızla inen Tolga'yı görünce "Çıkıyor musun Tolga?" diye sordu. Tolga'nın yüzü biraz garipti sanki. Ne olduğunu pek anlayamadım ama bu ifadeyi tanıyorum. Pek hayra alemet bir yüz ifadesi değil bu.

    - Ben geldim diye gitmiyorsun değil mi? Düzeninizi bozmayı hiç istemem
    - Olur mu Eylül aşk olsun. Ela'ya söylemiştim Bora'ya gidiyorum. Yemeğe yetişmeye çalışırım siz de rahat rahat konuşup dertleşin
    - Tamam sonra görüşürüz o zaman

    Ela onu geçirdikten sonra yanıma geldi. Onunda yüzü düşmüştü. Ne olduğunu sorar gibi bakmamla birlikte de derin bir nefes alıp "Bilmiyorum Eylül ama bana söylemek istemediği bir şey var sanki. Bora ile konuşmak istediğine göre konu ailesi olabilir" dedi. Kollarımızı güç almak için birbirimizin omzuna atıp salona geçtiğimizde Rüya hanımda pusetinin içinde kıpır kıpır bir halde agucuk gugucuk yapıyordu. Şaşkın gözlerle ufaklığa baktıktan sonra dikkatli bir şekilde kucağıma alıp "Gel bakalım Eylül teyzoşuna! Ela kocaman olmuş bu neyle besliyorsun Allah aşkına?" dedim. Ela kızının başını okşarken Rüya sorumun ardından bir anda üzerime kusunca yüzümü ekşitip "Anladım Rüyacığım sütmüş ama keşke görsel bir sunum yapmasaydın" dedikten sonra "Ahh! Al annesi seni istiyor" diyerek apar topar ufaklığı Ela'nın kucağına tutuşturdum. Çocuklarla özellikle de bebeklerle aram hiçbir zaman iyi olmadı zaten...

    - Ela ben üstümü nerede değiştirebilirim?
    - Yukarıya çık Eylülcüğüm. Sağdaki ilk odayı senin için hazırladık
    - Tamam canım sağol

    Çantamı alıp merdivenleri çıktıktan sonra tarif ettiği üzere sağdaki ilk odaya girdim. Çantalarımda bir köşede duruyordu. İçinden giyecek bir kaç parça eşya çıkardıktan sonra üzerimi değiştirip odanın penceresini açarak dışarıyı izlemeye başladım. Aklımdan da bir sürü şey geçiyordu. Dalmış bir halde bahçedeki yaşlı adamın ağaçları budamasını izlerken bir an ağzımdan "Acaba gittiğimi fark etti mi?" diye saçma sapan bir soru çıktı. Kendime geldiğim anda "Saçmalama Eylül! Fark etse de etmese de artık bu umurunda bile olmamalı. Buğra senin için öldü. Üzerine toprağı attın ve bulunduğu yeri terk ettin. Unut onu... O artık yok" deyip pencereyi kapatarak içeriye girdim. Nefesim düzensizleşmişti. Böyle düşünmek beni çok kızdırdı. Yatağa oturup düşünürken çantamı önüme çekerek içinden telefonumu çıkardım ve rehberden Buğra'nın numarasını buldum. Birkaç saniye ismine baktıktan sonra elim tam arama tuşuna gidiyordu ki kendime hakim olup seçeneklerden "Sil" kısmını bulup basmak ve basmamak arasında gidip gelmeye başladım. Niye kafam karışmıştı ki sanki. Onu bir daha aramam gerekmeyecekti. Silecektim ve gidecekti. Bu kadar basit! İçimden "Bas Eylül bas!" derken kahretsin ki yapamayacağımı anladım ve telefonu yatağın üzerine attım.

    "Senden nefret ediyorum Buğra!
    Kalbimden de aklımdan da hayatımdan da çık git artık!
    Çık git!!!"

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  4. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    - Ela sen Mine ile en son ne zaman konuştun?
    - Seni havaalanına bıraktıktan sonra merak etmeyeyim diye aramıştı. Ne oldu?
    - Ne Kenan ne de Mine telefonlarını açmıyorlar
    - Beraber olduklarını sanmıyorum. Hulki amca bu kadar geç bir saatte Mine'nin dışarıya çıkmasını pek onaylamıyor. Hele ki Kenan'dan sonra sıkı yönetimi iyice arttırdı
    - Belli ki bir sorun oldu. Aynı anda telefonlarını açmamaları biraz garip değil mi?
    - Kavga mı ettiler acaba?
    - Olabilir. Kenan kesin magazin sayfalarına manşetten girmiştir Mine de telefonunu bunu bana nasıl yaparsın deyip o taş kafasına atıp kırmıştır
    - Deme çocuğa öyle uslandı artık gözü Mine'den başkasını görmüyor
    - Göreceğini görmüş o zamanında dua etsin Mine eski kirli çamaşırlarını öğrenmesin
    - Geçip gitti onlar. Hem Mine'den önceki hayatı değil Mine'den sonraki hayatı önemli ve itiraf edecek olursam Kenan sadakatiyle bırak beni Tolga'yı bile şaşkına çeviriyor
    - Öyle de devam etsin. Mine'yi üzerse hep beraber canına okuruz. Ama gerçekten çok merak ettim ben Buğra ile dalaşmasınlar sakın
    - Haklısın. Dur ben bir Nezoş'u arayayım evdeyse de çıkar ortaya şimdi
    - Tarihi eser sayılacak yaşa gelmiş bir kadına da Nezoş demiyor musunuz beni benden alıyorsunuz
    - İstersen bir kere Nezaket teyze de anlarsın neden öyle dediğimizi. Şaka bir yana Mine'nin anneannesi çok tatlı ve yaşı olmayan bir kadın sende birkaç kez gördün zaten
    - Gördüm gördüm hatta o muhteşem limonatasının tadı hala damağımda. Ahh olsa da içsem canım nasıl da çekti
    - O gün Mine'yi deli etmiştin hatırlıyor musun?
    - Hatırladım tabi getirdiği limonatayı bakışlarıyla boğazıma dizmişti. O günün akşamı nasıl ağlaya zırlaya Kenan'ı sevdiğini itiraf etti ama! İşte böyle tutuştururum ben adamı
    - Kenan ile birlikte olduğunuzu sanınca cidden çok kıskanmıştı. Onu ilk defa öyle gördüm
    - Halbuki onları bir araya getirmek için Kenan'ı itekleyip duruyordum haberi yok
    - Öyle gerçekten... Bir saniye Eylül

    Ela açılan telefonun ardından "Nezoş benim Ela" dedikten sonra telefonu kulağından biraz uzaklaştırmak zorunda kalıp bana da yüzünü ekşiterek "Unuttun bizi hiç arayıp sormuyorsun diye kızıyor" dedi. Bende kadıncağızın sesini dinleyip bir yandan da Ela'ya başka ne diyor dercesine bakıp gülümsüyordum. Ela da ne durumda olduklarını belli etmeden uygun bir şekilde cevaplar verip Mine'nin evde olup olmadığını sorduktan sonra onu telefona rica etti. Ancak bir sorun var gibiydi. Mine geldikten sonra Ela telefonlarını neden açmadıkları konusunda sıkıştırmaya başlayıp sonra da konuşmasını bıçak gibi keserek bana doğru baktı. Mine her ne söylediyse Ela'nın beklemediği bir şey olduğu kesindi. Tabi konuşmaya benimde dahil olabilmem için hemen telefonunu umuma açmak zorunda kaldı.

    - Evlenme mi teklif etti? Şaka yapıyorsun Mine!
    - Ela bırak şaşırmayı falan! Mine sende geveleyip durma ne cevap verdin ondan haber ver çatladık burada!
    - Hayır dedim
    - Ne!
    - Hayır mı demiş!
    - Hayır dedim ama sonra boynuma hikayesi de olan çok güzel bir kolye taktı. Bende dayanamadım bastım eveti
    - Ne yani bu yer mantarı bir kolyeye mi tav olmuş Ela?
    - Dur Eylül anlamaya çalışıyorum. Mine sen ne diyorsun Allah aşkına?
    - Ne bileyim Ela sanki Kenan'ı bilmiyorsun! Hayır diyorum hayırımı evet yapıyor olmaz diyorum olmazımı olduruyor sevimsiz şey! Ama bu gece ona ayrı bir aşık oldum sanki. Bana çok güzel şeyler söyledi rüya gibi bir geceydi
    - Çok sevindik Mine her şey gönlünüzce olsun da Kenan da senin gibi telefonunu açmıyor bir şey mi oldu?
    - Hayır olmadı. Beni eve bıraktıktan sonra o da kendi evine gitti
    - Mine?
    - Efendim Eylül?
    - Eve gittiğinden emin misin çünkü ben evi de birkaç kez aradım açmadı
    - Bana eve gidiyorum dedi. Kızlar ne oluyor?

    Ne olduğunu maalesef ki çok sonra öğrendik. Meğerse eve dönerken Buğra da kapısının önünde Kenan'ın eve geri dönmesini bekliyormuş. Nedeni açık... Ben sahneden çekilir çekilmez o da eski takıntılarına geri dönmüş ve şimdi de Ela'nın yerini öğrenmek istiyordu. Kenan'ın ağzı çok sıkıdır. Ona tek kelime etmediği için bu karşılaşma sonrasında ikisi büyük bir kavgaya tutuşup bir gecede ortadan kayboldu. Sonrası daha fena! Olaylar olaylar olaylar... Neyse ki hiç ummadığım ve hiç istemediğim bir anda karşıma yeniden çıkacak olan Buğra'nın şokunu o an yanımda olan kişinin sayesinde bir nebze daha çabuk atlatacaktım. Bunu da zamanı geldiğinde anlatırım artık...

    ........::::::::__Çekim Günü__::::::::........

    Atahanların özel olarak piyasaya sunacağı parfümün tanıtımları bugün çekilecek. Heyecanım tavanla buluştuğu için yapıp yapamayacağım konusunda çok muallaktayım ama fotoğrafçımızın Tolga olması o tedirginliğimi bir nebze olsun baskılamama yardımcı oluyor. Ayrıca tek acemi mankenin de ben olmayacak olmam yüreğime biraz su serpmedi değil. Resmen al beni vur Meral'e durumundayız. Onunda bu taraklarda hiç bezi yok gibi. Ömrü hayatında ilk defa modellik yapacağı çok açık çünkü o da en az benim gibi bu teklifi korkuyla ve endişeyle karşılamıştı. Umarım günün sonunda Tolga bizim yüzümüzden saçını başını yolup emekliliğini istemez...

    Evden Tolga ile beraber çıktık. Arabada giderken suskundum ve bu yüzden sadece ara sıra Tolga'nın yönlendirdiği kısa kısa sohbetler ettik. Beni biraz cesaretlendirmeye çalışıp benden daha beter modellerle de çalıştığından bahsederek birkaç anıyla yüzümü güldürmeyi başardı. Çekim mekanına en erken gelenlerden biri de bizdik çünkü Tolga'nın hazırlıklarını çok önceden tamamlaması gerekiyordu. O işlerini hallederken bende etrafta boş boş gezinip neyin içine düştüğümü anlamaya çalıştım. İçeride öyle bir hareketlilik vardı ki daha ilk dakikadan başım dönmeye başladı. Seçilen kıyafetler bir o yana bir bu yana gidiyor ışıkla ve dekorla uğraşan görevliler de ortalıkta koşuşuyordu. Herkes full konsantre işine adapte olmuş vaziyetteydi yani...

    "Eylül hanım!"

    Kulağımı tırmalayan bu sesle istisnasız her muhatap kaldığımda olduğum yerden sıçradım. Biri ya bu kızın ses tellerine bir ayar çekmeli ya da bana bir kulak tıkacı bulmalı! Bu sesi ilk kez duyduğumda yanımda beliren kız bana bu çekimde Tolga'nın asistanlığını yapacağını söyleyip hemen ardından da kuaförümüzle tanıştırdı. Masmavi saçları ve kaşında da kurukafa temalı piercing olan garip tavırlı bir adamdı. Onunla pek anlaşamadığımızı söylemek zorundayım. Hatta tanışır tanışmaz aniden yanımda bitip izin bile almadan ellerini saçlarımın arasına sokunca bende o anlık reflekse boğazına sarıldım. Ümüğünü sıkmak denir ya... İşte aramızda ümük nasıl sıkılır bunun küçük bir canlandırması yaşandı. İnsan önce bir saçlarınızın kalitesine bakmak istiyorum deyip müsade alır değil mi? Ama almadı ve haliyle etrafımızdakiler de bizi zor ayırdı. Neyse en azından artık yanıma desturla gelmesi gerektiğini öğrenmiş oldu.

    Kostümcüsü makyözü kuaförü derken bir süre sonra bana afakanlar basmaya başladığı için dışarıya çıkıp biraz hava almak istedim. Stresten elim belimde bir o yana bir bu yana gidip gelirken kendi kendime de heyecan yapmamam için bir dizi telkin vermeye çalıştım ama ne mümkün. Neyse ki çok geçmeden Meral de geldi. O taksiden inerken bende hızla yanına gidip selamlaştıktan sonra "Kaçmak için hala şansımız var ve inan bana kaçma konusunda çok iyiyimdir. İstersen Ela'ya da sorabilirsin. Ne dersin gidelim mi?" diye sordum.

    Ela'ya sor derken ona ciddi bir kaynak sunmuştum. Sonuçta onu bir kez gelinlikleriyle bir kez de kızıyla birlikte Buğra'ya yakalanmadan hastaneden kaçırıp Tolga'ya teslim ettim. Bu konular da profesyonelim yani. Kaçma teklifim sonrası Meral'in yüzünde çok şaşkın bir ifade belirdi. Hemen ardından da bunu neden söylediğimi anlayamamış bir halde gülümsedi. O gülünce dayanamayıp bende güldüm. Ona içerisinin durumunu anlatıp bir de üstüne ne demek istediğimi gözleriyle görünce bana kaçma teklifimi kabul eder gibi baktı. Ancak şans bizden yana değildi çünkü kapıya doğru gitmek için arkamızı döndüğümüzde az önce bahsettiğim cırtlak sesli asistan kız ellerini birbirine çarparak "Modelleri hemen makyaja alıyoruz!" diye bağırdı. Yakalanınca mecburen paşa paşa gidip makyaj masalarımızın önüne oturduk tabi. Hoş zaten Tolga'yı da Selim beyi de yüz üstü bırakacak değildik ama mümkün olduğunca o ortamdan uzaklaşıp heyecanımızı perdelememiz gerekiyordu.

    [​IMG]

    Çekim başladığında çok şükür ki benden önce Meral'in deneme çekimleri yapıldı. Eminim o da tam tersinin olmasını canı gönülden isterdi ama bu konuda şans benden yana oldu. Başıma neler gelebileceğini öğrenmek için onları merakla izlerken benim üzerimdeki gelinliği andıran beyaz tül elbisenin de etekleri düzeltilmeye çalışılıyordu. Meral'in ardından sıra bana da geldi tabi. Ancak hiç de tahmin ettiğim kadar zor olmadı. Tolga zaten çok nazik ve son derece sakin bir adam olduğu için insanı germeden işini layıkıyla yapıp karşısındakini de istediği kalıba rahatlıkla sokabiliyor. Açık konuşmak gerekirse bu işi sevdim. Özellikle de zaman geçip iyice alıştıktan ve çekilen fotoğrafların güzelliğini gördükten sonra ciddi ciddi de heveslenmeye başladım.

    Deneme çekimlerinin bitmesine yakın asıl patron geldi. Yani Selim bey... Hatta elinde şık da bir kutu vardı. Onu asistanlara teslim ettikten sonra çekimlere onun içinden çıkan şu meşhur parfüm eşliğinde devam ettik. Hiç abartmıyorum şahaser bir şeydi ve ben daha önce hiç böyle bir tasarımla karşılaşmamıştım. Kokuları da ayrı bir olaydı tabi. Meral'in tanıttığı gündüz kullanıma uygun olan parfüm oldukça hafif ve insana mutluluk hissi veren nitelikteydi. Benim tanıttığım geceyi temsil edeni hele hiç sorma epey kışkırtıcı bir şeye benziyor. Bir taraf olabildiğine masumken diğer taraf ben biraz yaramazım diyordu sanki...

    Biraz dedikodu yapmak istiyorum o yüzden ses tonumu biraz kısacağım. Oturduğum yerden etrafı gözlemliyorum da içimden gelen bir ses Meral'in Selim bey için bir asistandan çok daha özel bir konumda olduğunu söylüyor. Hani öyle böyle değiller. Bakışlar fena! Selim beyin çaktırmamaya çalışarak Meral'i hayranlıkla izlediği anlarda Meral'in de bunu hissetmiş gibi tebessüm edip sonra da utangaç bir tavırla belli belirsiz ona bakması aman canım bırak çekimi falan resmen karşında yılın aşkı ödülünü alabilecek oscarlık sahneler cereyan ediyor dedirtiyor. Sevdim doğrusu aralarında güzel bir enerji olduğu belli...

    Ne hissediyorum biliyor musun?
    Bence bu yaratılan parfümün masum tarafı Meral'i yaramaz tarafı da Selim beyi temsil ediyor.
    Olur mu olur...

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül - Tanıtım Gecesi__::::::::........

    Çekimlerin ardından o göz alıcı gecenin tüm hazırlıkları günden güne tamamlandı. Bu akşam da tanıtımlarında yer aldığım İki Hayal Tek Bir Şişede parfümü görücüye çıkıyor. Bu sabah uyandığımda o kadar karmaşık duygular içerisindeydim ki nasıl bir ruh haline bürünmeliyim buna bile karar veremedim. Bir yanım bu gece için mutlu ve heyecanlıyken diğer yanım henüz geri de bırakamadığım anılarımın matemini tutuyor sanki. Yani sol yanımda cenaze namazım kılınıyorken sağ tarafımda onun aksine nikahım kıyılıyor gibiydi. Bu da böyle garip bir benzetme oldu işte. Ama ruh halimdeki çelişki dışarıya tam anlamıyla bunu yansıtıyor.

    Meral ile ikimizin kıyafetleri özel olarak hazırlandığı için neyse ki bu aşamada ne giysem krizi yaşamadım. Saç ve makyajımızda mekana gittiğimizde yine uzman ellerden çıkacakmış. Benim yapmam gereken tek şey de spor bir kıyafet giyip çantamı ve özel kılıfında olan elbisemi alarak evden çıkmak sonra da hadi değiştirin beni etim sizin kemiğim benim diyerek kendimi profesyonel ellere teslim etmek olacak.

    "Eylül hazırsan aşağıya gel canım araba geldi"

    Ela'nın ne dediğini algılayamasam da sesini duyduğumda kendimi aynanın önüne geçmiş boş gözlerle yüzüme bakarken buldum. Karşımda duran kadına acıyarak baktığımı fark etmem de ekstra vurucu olmadı değil. Bu fark edişin ardından da aynadaki görüntümü baştan aşağıya süzüp biraz da kızarak "Bakma öyle melül melül! Hayat devam ediyor.... Etmeye de devam edecek. Ona kapılıp aynı hızla gitmeyi başaramazsan hep geri de kalırsın. Toparlan ve o hıza ayak uydur. Eski Eylül olmak istiyorsan başka çaren yok" dedikten sonra duruşumu düzeltip omuzlarımı dikleştirdim ve gözlerimi de hafifçe kısarak "Aferin kızıma" demekten de kendimi alamadım. Bu aferini geri almama neden olacak bir mimikte bulunmadan hemen çantamı ve elbisemi alarak odamdan çıktım. Aşağıya indiğimde Ela da koltuğa oturmuş Rüya'yı emziriyordu. Maalesef o bu gizlilik olayları yüzünden bu gece bizimle olamayacak ama Tolga gecenin belli bir kısmına kadar halihazırda bulunacak.

    - Elacığım ben çıkıyorum
    - Tamam canım geçiremiyorum kusura bakma
    - Mühim değil siz takılın ana kız... Tolga nerelerde?
    - Henüz gelmedi. Bu arada Selim bey senin için araba göndermiş
    - Sahi mi?
    - Evet sana seslendiğimde de söylemiştim
    - Anlayamadım demek ki... Neyse dönünce görüşürüz
    - İyi eğlenceler canım
    - İyi geceler

    ........::::::::____::::::::........

    Dışarıya çıktığımda arabanın önünde bekleyen şoför beni görür görmez yanıma gelerek elimdeki elbiseyi aldı ve beraber arabaya doğru yürürken de "İyi akşamlar Eylül hanım beni Selim Atahan bizzat gönderdi. Adım Kemal. Sizi tanıtım mekanına götürmek ve işiniz bittiğinde evinize geri getirmekle sorumluyum. Bir isteğiniz olduğunda da bana söylemeniz kafi" diyerek arka kapıyı açtı. Eee bir kal geldi haliyle. Böyle şeylere alışık olmadığım için bunu biraz yadırgadım doğrusu. Bu zengin hayat mevzuları hiç bana göre olmamıştır zaten. Neden bilmiyorum ama bana böyle hizmet edilip sizli bizli konuşulunca kendimi banknotların arasında sıkışıp kalmış madeni para gibi hissediyorum. Bunu değersizlik anlamında söylemiyorum. Madeni para olmaktan da gayet memnunum. Sadece ait olmadığım bir yerdeymişim gibi geliyor. Yerimi yadırgıyorum desem daha uygun olacak herhalde...

    Kapımı açan Kemal adındaki genç adama teşekkür edip arabaya geçtiğimde o da kapımı yavaşça kapatıp önce elbisemi diğer tarafa astı sonra da ön tarafa geçti. Göz açıp kapayana kadar da mekanın önüne geldik. Kapım yeniden şoför tarafından açılınca dışarıya çıkıp belli belirsiz bir tebessümle "Teşekkürler" dedikten sonra elbisemi vermesiyle merdivenleri çıkıp içeriye girdim. O devasa kapıdan içeriye girdiğimde beni kapının önünde yer alan tanıtım görüntülerimiz karşıladı. Ekran teknik açıdan kontrol edildiği için sık sık kesintiye uğrasa da gözlerimi üzerinden ayıramadım. Böyle olacağını hiç beklemiyordum. Her kareye dikkatle bakarken yaptığımız işten gerçekten gurur duydum. Ne Meral'in ne de benim acemiliğimiz asla belli olmuyordu. Ortaya bu kadar harika bu kadar profesyonel bir işin çıkmış olmasına çok şaşırdım. Parfüm de zaten tek başına gecenin starı benim dedirtiyordu. İyi ki bu teklifi geri çevirmek gibi saçmasapan bir şey yapmamışım. Sanırım verdiğim en doğru kararlardan biri de bu işin içinde var olmakmış. Aferin Eylül! Her ne kadar depresyonun eşiğinde de olsan mantıklı kararlar verebiliyormuşsun...

    Yüzümdeki mutlu tebessümle içeriye geçtikten sonra bir görevli yakalayıp giyineceğimiz odaların nerede olduğunu sordum. Onu öğrenirken aynı zamanda Meral'in de az önce geldiğinin tiyosunu aldım. Neyse ki tek başıma oturup sıkılmak yerine iki çift laf edecek biri daha oldu hayatımda. Bu kızı sevdim gerçekten. Yani Meral'i. Ben iyi biriyim diye bas bas bağıran tertemiz bakışları ve insanları kırmaktan korkan da narin bir yapısı var. Keza Selim bey de öyle. Dürüst ve güvenilir bir adama benziyor. Tolga'nın Atahan ailesiyle ilgili konuşurken onları çok candan bir şekilde anlatması da bu sebepten olmalı. Ben birine baktığımda iyi ya da kötü rengini bilmek isterim. Ya siyahsındır ya da beyaz... Ara renkler arasında gidip gelen insanlara hele ki işine göre ebrulileşen insanlara hiç tahammülüm yok. Güveniyorum ama bu insan beni kullanıyor olabilir mi kaygısı yaşamaktan da nefret ederim ve bu tarz insanlar öyle ya da böyle hayatımda pek yer edinemezler. Buğra gibi değil mi? O da bir yer edinemedi... Ya da o da yerini yadırgamıştır kimbilir. Kalbini kırıyor diye üzülme belki de hak etmediği yerden çıkmaya çalışıyordur demiş ya yazar... Buğra da yok etmem gereken bir iz bıraksa da kırdı döktü ve hak etmediği yerden çıktı gitti işte...

    Bunları düşünerek keyifsiz bir halde kapının önüne geldikten sonra içeriye bu halde girip Meral'in de keyfini kaçırmamak için hemen evdeki gibi duruşumu düzelttim ve derin bir nefes alıp "Merhabalar gecikmedim değil mi?" diyerek içeriye enerjik bir giriş yaptım. Bir anda o depresif halden çıkışımı fark etmekte doğru bir adım attığımı bana hissettirdi. Ben içeriye böyle girince Meral de hemen oturduğu yerden kalkıp yüzündeki hoş gülümsemeyle "Merhaba Eylül bende az önce geldim" diyerek bana sarıldı. Elbisemi onun elbisesinin yanına astıktan sonra da yanına geçip oturdum.

    - Nasılsın?
    - İyi diyelim iyi olalım. Sen nasılsın Meral?
    - Bence de iyi diyelim iyi olalım
    - Neyin var?
    - Biraz gerginim sanki
    - Merak etme yarın sabah uyandığında bunların hepsi yok olacak ve sende kendini tüm günü sıcacık yatağında geçirirken bulacaksın

    Bunu söylediğimde yüzü öyle kötü bir hal aldı ki bir an söylediğim şeyleri yeniden kontrol etmek zorunda hissettim. Kötü bir şey dememiştim aslında sadece tüm bu gerginlik tedirginlik yorgunluk bitecek manasında bir şey söylemiştim ama o sanki yarın topluca ölüyoruz Meral hazırla kendini demişim gibi algıladı sanki. Onu nedenini anlayamadığım bir şekilde üzdüğümü düşünürken Meral de "Senin neyin var?" diye sordu. İyi diyelim iyi olalım dediğim için sorma gereği duydu herhalde. Tek bir noktaya bakıp saçımla oynarken dertleşme gereği duymuş olacağım ki "Kırılıp un ufak edilmiş bir kalbim var" dedim ve hemen ardından da Meral'e bakıp başaramasam da tebessüm etmeye çalışarak "Nasıl iyileştirileceği hakkında bir fikrin var mı?" diye sordum. Bu soru olaya biraz muzurluk katıp kendimi hızla o Buğranlı havadan kurtarabilmek içindi ve sağolsun Meral de bunu anlayıp pasıma en iyi şekilde yanıt vererek "Alternatif tıbba yatkınımdır ama bence sen bu işlerde ehil olan bir doktora görünmelisin. Şansa bak ki bu geceki davetlilerin arasında yakışıklı bir doktorumuz da mevcut" dedi. İkimizinde güldüğünü söylememe gerek var mı bilemedim.

    [​IMG]
    - Sahi mi? O halde sen bana sadece kim olduğunu göster tanışma bahanesini ben yaratırım
    - Ben bahaneye ihtiyacın olacağını pek sanmıyorum
    - Bu da bir çeşit alternatif tıp galiba
    - Nasıl yani?
    - Baksana bana resmen çiviyi çiviyle sökme kürü öneriyorsun
    - Kür mü? Ahmet bey bunu duymamalı
    - Kim?
    - Ahmet bey... Kendisi hem bir doktor hem de bir Atahan. Büyük ihtimalle de bu gece zaten tanıştırılacaksınız
    - Hmm... Derdime derman olacak olan doktorum ayağıma geliyor desene
    - Öyle oldu galiba
    - Bunu dediğimi de duymasın Meral
    - Bence de duymasın Eylül

    Biz neşemizi yerine getirip gülüşürken kapı tıklatıldı ve içeriye makyözler eşliğinde kuaförler girdi. Meral ile birbirimize el mahkum yapacak bir şey yok şeklinde bakışlar attıktan sonra aynaların karşısına oturduk. Değişim başladı yani. Bu defa işimiz biraz daha uzun sürdü çünkü makyaj öncesinde ciltlerimize maske uygulaması da yapıldı. O sırada Meral'in beni çokça korkuttuğunu belirtmek isterim. Defalarca seslenmeme rağmen beni bir türlü duymadı ve ancak kolunu tutup biraz sarstığımda kendine gelebildi. Yorgunluktandır diye düşünüyorum ama gözlerini açtığında biraz garip gözüküyordu. Verdiğim suyu içip ayağa kalkarken de biraz sendeledi. Makyözümüzün hızlıca kolundan yakalamasıyla da iyi olduğunu ve sadece biraz hava alması gerektiğini söyleyerek pencerenin önüne gitti. Tuhaf gözüküyordu. Onda bir haller var sanki... Umarım sadece yoğun tempodan kaynaklı bir şeydir. İkimizde hazırlandıktan sonra odadan çıktık. O sırada telefonuma bakıyordum ve annemin aradığını fark ettim. Meral'e telefon etmem gerektiğini söyleyip izin istedikten sonra annemi arayarak sakin bir yere geçtim. Uzun uzun çaldıktan sonra nihayet telefon annem tarafından açıldı.

    - Eylülcüğüm
    - Nasılsın anne? Aramışsın ama hazırlanırken duyamadım
    - İyiyim kızım önemli bir şey yok seni merak ettim sadece
    - Bugün arayamadım seni özür dilerim
    - Sen iyi misin peki? Sesin biraz donuk geliyor
    -Hayır hayır iyiyim. Yorgunum o kadar
    - Akşam üstüne doğru Buğra ile konuştum Eylül

    Bunu duyduğum anda buz kestim. Kaşlarımı çatarak zorlukla yutkunup "Ne yaptın?" diye sorarken annem de "Onun sesi de aynı senin gibiydi. Moralin mi bozuk diye sordum iş güçle uğraşıyorum Belma abla deyip geçiştirdi" dedi. Hiçbir şey söyleyemeden olduğum yerde kaldım. Ben sessizliğimle başbaşayken annem "Senin gittiğinden bile haberi yoktu. Ben Eylül nasıl hiç konuştunuz mu telefonla ulaşamıyorum diyorum o bana bilmem ya Minelerde ya da evde takılıyordur herhalde diyor. Aranızda küskünlük mü var kızım?" diye sorunca bunu duymak çok ağır geldi be! Gittiğimden nasıl haberi olmaz. İzmir de olmadığımı nasıl anlamaz? Kaç zamandır hiç mi sorgulamadı bu kız nereye gitti iyi mi kötü mü başına bir şey mi geldi diye! Yazıklar olsun ne diyeyim...

    - Eylül?
    - İstanbul da olduğumu söyledin mi anne?
    - O bana buralardadır herhalde deyince bende seninle konuşmadan bir şey söylemedim. Gerek de olmadı zaten
    - Boşver senden duymasın. Biz Buğra ile biraz tartıştık ve ben İstanbul'a geldiğimi ona söyleme gereği duymadım
    - Siz arkadaşsınız Eylül yapmayın böyle
    - Artık arkadaş falan değiliz anne. Sende herhangi bir şey olduğunda artık onu arama lütfen
    - İyice koptunuz yani?
    - Evet
    - Bu hale nasıl geldiniz peki?
    - Bitti gitti konuşmak istemiyorum
    - Eylül bir araya gelmez konuşmazsanız sorunlarınızı çözemezsiniz ki
    - Çözemeyeceğimiz bir sorun oldu ve biz de daha beter olmadan görüşmeme kararı aldık
    - Ela ne diyor? Buğra onu sever dinler aranıza köprü olsa belki barışırsınız
    - Anne lütfen bu konuyu kapatalım
    - Ama kızım...
    - Anne ne olur şu an hiç de Buğra konuşacak havamda değilim. Tanıtım gecesi birazdan başlayacak ve benim davetlilerin arasına geçmem gerekiyor
    - Peki ne yapalım. Görüşürüz kendine dikkat et
    - Ederim

    Ederim mi? Çok dikkat ettim aferin bana! Eylül Acar'a yakasına takabileceği bir adet kırmızı kurdele lütfen. Off! Kadıncağız aramızda neler olup bittiğini bir duysa arkadaşsınız barışırsınız demek yerine gider Buğra'yı bir güzel paylardı herhalde...

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet - Tanıtım Gecesi__::::::::........

    - Enteresan
    - Enteresan olan şey ne?
    - Derya Üstündağ o yoğun programının arasında vakit ayırıp beni arar mıydı diye düşünüyorum da...
    - Düşünüyorsun ve?
    - Bir anlamı olmalı diyorum
    - Var tabi ki
    - Şaşırmışa benzemiyorum
    - Bu gece bana eşlik eder misin diye soracaktım
    - Sor o zaman
    - Sormuş olmadım mı?
    - Olmadın
    - Beni zorluyorsun Ahmet
    - Pekala o halde cesaretini toplayınca yeniden ararsın cevabını o zaman veririm
    - Dur kapatma!
    - Cesaretlendik bakıyorum
    - Bana bu gece eşlik eder misiniz Ahmet Atahan?
    - Zevkle ederim Derya Üstündağ
    - Seni salonda göremiyorum. Hala hastanede misin?
    - Bugün hastane biraz karışıktı geç çıkmak zorunda kaldım ama trafik yoğun değil gibi gelişim fazla uzun sürmez
    - Güzel... O zaman gelince görüşürüz
    - Görüşürüz

    Telefonu kapatırken dikiz aynasından kendimi gördüm de yüzümde manasız bir tebessüm vardı. Derya'nın beni arıyor olması pek de olası bir durum olmadığı için biraz şaşırdım. Arayıp soran taraf her zaman ben olurdum çünkü. İşte bu gerçekten enteresandı. Kendi kendime "Neler planlıyorsun Derya Üstündağ?" derken bir yandan da keyifli bir halde radyoyu açtıktan sonra sıklıkla yaptığım gibi sesi yükseltip alttan alttan usul usul başlayan şarkının büyüsüne kapılıp gittim.

    Çalan Şarkı : Feridun Düzağaç - Alev Alev

    Alev alev yanıyorum
    Buzlarım çözülüyor aşka
    Gardım düşüyor, tutamıyorum
    Korkuyorum bakışların çarpınca bana

    Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık
    Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık

    Alev alev yandığım doğru
    Küllerinden doğar mıyım sana doğru
    Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim sendeyim..
    Al beni ne yaparsan yap
    Al beni ne yaparsan yap

    Sen ışığını arayan, güzel günebakan
    Ben tozuna dumanına hasret, bir enkaz

    Alev alev yandığım doğru
    Küllerinden doğar mıyım sana doğru
    Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim sendeyim..
    Al beni ne yaparsan yap
    Al beni ne yaparsan yap

    Bu şarkıyı nedensizce çok severim. Hatta şu an bu şarkının da içinde bulunduğu albüm arabamın torpido gözünde duruyor. Aklıma estikçe de takar takar dinlerim. İnsana şarkı mı dinliyorum yoksa bir aşk hikayesinin kahramanından yaşadıklarını birebir mi dinliyorum dedirten bir şarkı bu. Aslında güzel olduğu kadar hüznü de çaresizliği de içinde barındırıyor. Şarkıda da dendiği gibi kendimden bile vazgeçip al beni ne yaparsan yap diyebileceğim kadar güçlü bir aşk yaşar mıyım bilemiyorum ama beni şöyle küllerimden kendisine doğru doğmamı sağlayacak bir aşka da hayır demem doğrusu...

    Bir yandan şarkıyı mırıldanıp bir yandan da yolu takip ederken nihayet tanıtımın yapılacağı mekana geldim. Arabamı park edip radyoyu kapattıktan sonra da yan koltuktaki ceketimi alarak aracımdan çıktım. Bir yandan ceketimi giyip bir yandan da yürürken kapının önünde Meral'in olduğunu fark etmem de pek uzun sürmedi. Bu halde dışarıya çıktığına göre belli ki benim kendisini fırçalamamı bekliyordu. Ben ona kendine dikkat et dedikçe o neden tersini yapıyor buna gerçekten bir mana veremiyorum. Beni görünce hemen yerinden doğrulup "Hoşgeldiniz Ahmet bey" dedi. Ona bakıyorum da gerçekten çok hoş görünüyor. Meral'i hep spor ya da iş münasebetiyle resmi kıyafetler içinde görmeye alıştığım için bu şık hali bana çok değişik geldi. Selim'in sahnede olacağı esnada onun görüş alanına girmese iyi olur yoksa kardeşim tüm dikkatini kaybedip kekeleyerek hayatının en utanç verici konuşmasına imza atabilir.

    Ellerim ceplerimde olarak merdivenleri ağır ağır çıkarken bu sırada Meral'e de takılmayı ihmal etmeyip "Tanışıyor muyuz? Aslında pek sanmıyorum çünkü tanışmış olsaydık sizi unutmam mümkün olmazdı" dedim. Bunu söyledikten sonra yüzündeki ifadeyi gördüğüm için dayanamayıp istemsizce sırıttım. Benim ardımdan o da bir bayana yakışır ölçüde hafifçe tebessüm etti. Tanımamış gibi davranma oyununu tadında bırakıp daha samimi bir tavırla gülümseyerek "Nasılsın Meral?" diye sorduğumda bana "Bugün bu soruya verilebilecek çok iyi bir cevap öğrendim" dedi. Şaşırdım ve bunu da bakışlarımla belli ederek "Neymiş o?" diye sordum. Kısacık bir an durdu ve sağ elini kaldırıp işaret parmağını da zarifçe havaya kaldırarak "İyi diyelim iyi olsun" dedi. Hmm... Benim ara sıra karamsarlık batağına saplanan hassas dengelere sahip hastam doğru enerjiyi yakalamışa benziyor. Aferin ona...

    - Pozitif bir yaklaşım
    - Evet öyle. Hem bu sayede iyiyim diyerek yalan da söylememiş oluyorum
    - İyi değilsin yani
    - Nasıl olabilirim ki? Bugün aynı zamanda buradaki son günüm
    - Bu kadar efkarlanma. Geri döndüğünde de bugün buradaki hatta hayatımdaki ilk günüm dersin
    - Umut verici konuştunuz
    - Umut olmadan yaşanır mı?
    - Yaşanmaz
    - Benim umudum duvardaki saate bakmak zorunda kalana dek hep bir yerlerden el sallar
    - Saate bakmak zorunda kalmak mı? Bu ne anlama geliyor?
    - Bu hastanın ex olduğu anlamına geliyo... ama benim bunu sana söylememem gerekiyordu tabi
    - Bence de söylememeniz gerekiyordu. Aman Allah'ım! Lütfen ameliyathanedeki saatleri benim göremeyeceğim bir yere koymalarını söyleyin
    - Çok özür dilerim seni korkutmak istememiştim. Hemen konu değişimi yapıyorum
    - Sevinirim
    - Pekala söyle bakalım neden soğukta duruyorsun? Görünce kızayım diye mi?
    - Çok gerginim ve biraz hava almak istedim
    - Bu gibi durumlar içinde endişelenme her şey olacağına varır derler. Gerilme bu kadar bırak ne yaşaman gerekiyorsa onu yaşa
    - Elimde değil ki bugün Selim'e her baktığımda içimde bir şeyler kopuyor sanki


    Beraber ağır adımlarla içeriye girerken Meral'e yan gözle bir bakış atıp "Aşk birleştirici bir güçtür Meral öyle kopup gitmelere izin vermez" dedikten sonra önüme dönmem ve parfümün tanıtım fotoğraflarını görerek çarpılmam bir oldu. Evet yaşadığım şey kesinlikle çarpılmaktı. Beni bu kadar etkileyen neydi bilmiyorum ama olduğum yere çivilenirken gözlerimi o dönüp duran fotoğraflardan bir türlü ayıramadım. Aynı resimlere defalarca bıkıp usanmadan bakarken Meral'in bir şey söylediğini algıladım ama bir türlü dönüp ne dediğini soramadım. Lal olmuş konuşamaz bir hale gelmiştim sanki. Meral'in de bu halime şaşkınlıkla bakıyor olduğu tarafımca hissediliyordu. Az önce rahat rahat konuşup aşkın birleştirici bir güç olduğundan bahseden adama saniyeler içinde ne olduğunu merak ediyor olmalı. Açıkçası ben bile ne olduğunu bilemiyorum. Tek bildiğim şey beni adeta hipnotize eden o fotoğraflara bakmak ve kendimi o resimlerde ne bulduğumu ararken kaybetmek istediğimdi. Bakışlarım benden bağımsız olarak yeniden kilitlendi o güzelliğe. Meral de bir bana bir de tanıtım fotoğraflarına bakarken "Çok güzel olmuş değil mi?" diye sorunca tuhaf bir hisle karşımdaki kadının gözlerine bakıp "Evet çok güzel" dedim. Güzel dedim ama daha fazlasını hak ettiğini söylemek isterim. Sadece uygun kelimeyi bulmak biraz zordu. Kifayetsizleşen kelimeler yüzünden güzel demekle yetinmiştim ama belli ki daha da fazlasıydı...

    "Çekimler yorucuydu ama yine de tahminimden daha keyifli geçti. Eylül de çok tatlı bir kızmış beraber çok eğlendik"

    [​IMG]

    Onca kelime arasından Meral'in sadece Eylül dediğini işitmem de enteresandı
    Ama en enteresanı da bu ismi ilk kez duymuyor ve duyduğum anda da istemsizce dudaklarımı oynatıp "Ey-lül" diyerek hecelemiyor olmamdı
    Daha öncede yapmıştım bunu... Sadece farkında değildim
    Nereden bilebilirdim ki o kadının beni alev alev yakacağını
    Al beni ne yaparsan yap dedirteceğini
    En önemlisi de kulağıma "Beni buldun sakın kaybetme" diye fısıldayacağını...


    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları


     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  5. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]


    ........::::::::__Eylül - Tanıtım Gecesi__::::::::........


    Annemle yaptığım görüşmenin ardından söyledikleri kulaklarımda çınlaya çınlaya moralsiz bir halde salona geri döndüm. Yalan söylemeyeceğim şu an kendimi dipsiz bir kuyunun içindeymişim gibi hissediyorum. Ayaklarımın hangi vakit yerle temas edeceğini bilmeden aşağıya düşmeye de devam ediyorum. Buğra'nın gittiğimden dahi haberi olmaması canımı çok yaktı ama daha da kötüsü bunu hala umursuyor olmamdı. İşte bu da hissettiğim acıyı ikiye katlamama yol açtı. Kendi kendime kızıp "Bırak Eylül ya! Peşine düşse arayıp sorsa seni tekrar kırsa daha mı iyi olurdu?" diye söylene söylene etrafıma baktığımda o kalabalığın içinde kendimi pek de iyi hissedemeyeceğimi anlayıp hava almak için terasa çıktım. Çıkar çıkmaz da yüzüme çarpan sert rüzgarla birlikte gözlerimi kapatıp öldürmeyen ama süründüren bir çizik daha alan kalbime merak etmemesini ve her şeyin düzeleceğini söyledim. Umursadı mı bilmem ama hala için için yanmaya devam ediyor sanki. Kendi derdimle boğuşurken kulağıma da anlam veremediğim bazı sesler gelmeye başladı. Görünen o ki terasta tek başıma değilmişim. Terasın en güzide yerini kıyı köşe kumruları kapmış fısıldaşıyorlardı. Ama ne fısıldaşmak...

    - Neden anlamamakta direniyorsun? Bunu yaparsam aramızdaki bütün ipleri koparmış olurum
    - Hadi ama konuşmuştuk bunları!
    - Beni bir kenara bırak kendi başına nasıl bir bela alabileceğinin farkında mısın sen?
    - Nasıl bir sonuç doğuracağı umurumda bile değil o serinin içeriğini ne pahasına olursa olsun istiyorum

    Ooo! Fısıltı gazeteme an itibariyle bombavari bir haber düştü gibi görünüyor ama tarafların kim olduğunu bilememek biraz sıkıntı verici. Keşke Buğra uyuzuna kafa yoracağıma gözümü kulağımı açsaydım da şu konuşmanın başını kaçırmamış olsaydım. Belli belirsiz gelen seslere doğru baktığımda uzun boylu esmer bir adam kafasında görümce topuzu olan bir kadına "Duygusal davranma aklını kullan. Bu iki taraf içinde çok kârlı bir anlaşma olacak" dedikten sonra elini cebine attı ve "Şimdi söyle bakalım. Bu cazip teklifimi kabul ediyor musun?" diye sorarak bir çek uzattı. Kadın bir süre çeke doğru bakıp kaldı. Hani "Amma düşündün be! Bütün kariyerini gözden mi geçiriyorsun?" denir ya... İşte yüzündeki ifade onun tipik bir örneğiydi. Yalan yok şu an aklından neler geçtiğini bilmek isterdim. Sert bakışlarını adama çevirip çeki aldıktan sonra muhtemelen üzerinde yazan rakamı görmek için şöyle bir baktı ve hemen ardından da "Benden istediğin şeyin bedeli bundan daha fazla" dedi. Böyle söyleyince adamda gülümsemeye başladı. Bunu diyeceğini önceden tahmin etmiş herhalde. Ellerini ceplerine sokup manzaraya karşı dururken "Merak etme bu sadece seni biraz teşvik etmek için sunduğum önemsiz bir rakam. Dediğimi yaparsan emin ol ki seni bu konuda oldukça tatmin edecek bir teklifim olacak" dedi. Kadının yüzünde hem öfke hem de tereddüt vardı.

    - Bana biraz zaman ver
    - Ne için?
    - Eğer bu gece düşündüğüm şey olursa gözüm hiçbir şey görmez de ondan! Duygusallığımı tamamen kenara bırakıp aklımı kullanırım ve gereği ne ise onu yaparım. Ayağımı kaydırmaya çalışanları alaşağı etmekten bir an bile olsun tereddüt etmem bilirsin
    - Anlaştık

    İkisi arasında anlaşma sağlanınca pencereden sarkan meraklı komşu gibi yakalanmamak için hemen sessizce geri çekilip terastan çıktım. Bana da bravo yani nerede bir aksiyon var hemen oradayım. Bela çekici miyim ne! Kahretsin merakta ettim. Bu kadınla adamın kim olduklarını öğrenirsem düğüm çözülür herhalde. Bana da iş çıktı durduk yere. Duyduklarımı farklı teoriler üreterek düşünürken bir yandan da hızlı hızlı yürümeyi sürdürüyordum. Ta ki koridorun diğer ucundan bana doğru yürümekte olan adamla göz göze gelene kadar. O anla birlikte hem adım adım yavaşladım hem de kafamın içindeki sesler tuhaf bir şekilde suskunlaştı.

    [​IMG]

    Bu nasıl oldu bilmiyorum ama bu suskunluk pek uzun sürmedi. Garip bir şekilde birbirimize bakarak o koca koridorda yürürken yaklaştı yaklaştı ve bana bakmayı sürdürerek yanımdan geçip birkaç saniye içinde de koridorda büyük bir gümbürtü patlattı. Nasıl mı? Tamam bu konuda dürüst olacağım çünkü olayı eksik anlatmak istemiyorum. Yanımdan geçtiğinde parfümünün o muhteşem kokusuna kayıtsız kalamayıp istemsizce gözlerimi kapatmıştım. Bir anda tokat gibi çarptı desem yalan olmaz. O kadar hoş bir kokuydu ki bende uyandırdığı güzel his yüzünden onu evimde oda parfümü olarak bile kullanabilirdim.

    Afedersin bölüyorum ama yanlış anlaşılma olmaması için bu çarpılmanın adamdan dolayı değil parfümün etkisinden dolayı olduğunun altını çizmek zorundayım
    Yani adamın son derece yakışıklı ya da etkileme dozu yüksek bir karizmatiklikte olmasının bu çarpılma da herhangi bir etkisi yok
    Az önce saçmaladım. Bunu kayıtlardan çıkaralım
    Her neyse sıradan bir parfümdü işte!
    Ne anlatıyordum ben?
    Ne anlatıyordum!!!

    Tamam tamam telaşa mahal yok çünkü hatırladım. Yanımdan geçip gittiğinde gözlerimi kapatıp olduğum yerde kaldım ve saniyeler içinde gelen gümbürtüyle arkamı döndüğümde de az önce yanımdan kırmızı halı şıklığıyla George Clooney etkisi bırakarak geçip giden adamı çarpıp düşürdüğü garsonun tepsisini toparlayarak telaşla özür dilerken buldum. Tabi o an verebileceğim en doğal tepkiyi vererek hallerine gülmeye başladım. Açık olacağım. Ben düşmekten nefret ederim ama bu şekilde düşen biri gördüm mü net gülerim. Kendimi toparlamam da biraz zaman alır çünkü aklıma geldikçe kendime hakim olamam. Ne komiktir ki bu sahneyi bu gece birkaç kez daha yaşayacaktım. Ne diyeyim sen bu haldeyken bile beni güldürdün Allah da seni güldürsün yabancı...

    Bu sahnenin ardından arkamı döndüm ve hızla yürümeyi sürdürüp merdivenlerden aşağıya indim. O kadar kalabalıktı ki bir an gözüm korkmadı değil. Etrafa şöyle bir göz gezdirirken Selim beyin ailesiyle konuşup masalarından ayrılmak üzere olan Tolga'yı görünce derin bir oh çekerek yanına gittim. O da beni görünce gülümseyip "Çok şık olmuşsun" dedi. Teşekkür edip birlikte etrafa bakınırken dayanamayarak "Annemle konuştum. O da Buğra ile konuşmuş" dedikten sonra içinde öfke de barındıran kırılmış bir ifadeyle "Adam gittiğimden bile bihaber inanabiliyor musun? İzmir de olmadığımı fark etmemiş bile" dedim. Tolga'nın yüzünde sevimsiz bir ifade vardı. Kesin hoşuma gitmeyen acı bir gerçekle beni yüz yüze getirecek. Bunu yapsın diye mi ona böyle bir şey söylüyorum bilmiyorum. Belki de yüzüme vursun istiyorumdur. İzmir'deyken Kenan nasıl yüzüme her şeyi pat pat söylüyorsa şimdi de birileri bunu yapsın ki Buğra'yı kendi içimde aklayacak herhangi bir açık yakalayamayayım. Off! Neler söylüyorum ben!

    - Gittiğini fark etmemiş olmasını neden bu kadar umursuyorsun?
    - Haklısın neden kalbimi acımasızca söküp ellerime veren bir adamı umursuyorum ki?
    - Ona kalbinin yerini gösteren de sendin unutma
    - Acıtması mı gerekirdi?
    - Hayır gerekmezdi ama o en başından beri böyle bir adamdı Eylül. Bunu hepimiz biliyoruz
    - En son benim öğrenmiş olmam ne acı
    - Biliyor musun ikinizi bir arada düşünemiyorum. Sizi aynı karenin içine bile alamıyorum
    - O kadar alakasızız yani
    - Onda ne bulduğunu düşünüyorum da...
    - Söyle hadi
    - Bulamıyorum. Acı çekmekten mi hoşlanıyorsun yoksa?

    Bakışlarımı Tolga'ya doğru çevirip alaycı bir tonlamayla "Beni yakaladın! Evet acı çekmekten büyük bir zevk alıyorum" dediğimde ikimizde bu söylediğim şeyin saçmalığıyla aynı anda tebessüm ettik. Keyifsizce iç çektiğim sırada Tolga son derece içten bir tavırla "Merak etme bu böyle sürmeyecek. Şu an seni acıtan inciten kıran her ne varsa yakında bir bir geçecek. Kısa bir süre sonra küllerinden yeniden doğacaksın ve tüm bunlar olurken Ela da bende her zaman yanında olacağız" dedi.

    Bunu duymak iyi geldi
    Her ne yaşarsam yaşayayım yanımda olacaklarına zaten tüm kalbimle inanıyorum
    Onların dostluğuna sahip olduğum için gerçekten çok şanslıyım
    İnsanın düştüğünde hatta düşmek üzere olduğunda bunu hissederek kendisini havada yakalamaya çalışan arkadaşları olması o kadar büyük bir ayrıcalık ki...
    İşte ben o ayrıcalığa sahip olan insanlardanım
    İyi ki hayatımdalar...

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Tanıtım görsellerinin üzerimde yarattığı beklenmedik şoktan sonra Meral'in yanından ayrılıp o koca salonun içinde Derya'yı aramaya başladım. Aslında bu noktada bir itirafta bulunmam gerek. O salonun içinde yana yakıla Derya'yı mı arıyordum yoksa insanı birkaç saniye içinde büyüleyip kendisine hapseden o güzeller güzeli kadını görmek için mi çırpınıyordum belli değildi. Hadi hazır başlamışken itirafa devam edeyim. Aklımı başımdan alan o buğulu gözler zihnimden bir türlü silinmedi. Kime baksam içten içe o gözleri eşleştirmeye çalışıyormuşum gibiydi. Tuhaf bir şekilde onu görmek istedim. Deliler gibi istedim bunu. Bu gecenin ailem açısından önemini göz ardı edebilsem herhalde çoktan mikrofonu kapmış "Eylül!" diye seslenerek bu salonu inletiyor olurdum. O da çıkıp gelse ve "Ne istiyorsun?" dese ne yapardım bilmiyorum. Büyük ihtimalle ona bakmaktan karşısında tutulur kalırdım.

    Salondan bir netice çıkmayınca üst kata bakmak için merdivenlere yöneldim. Derya o kadar mükemmeliyetçi bir kadın ki eminim yine kimsenin fark edemeyeceği bir yerlerde eksik kusurlar bulup görevlileri de istekleriyle çileden çıkarıyordur. Seri adımlarla merdivenleri çıkıp koridora yöneldiğimde beklenen eşleşme en beklenmedik anda gerçekleşti. Zihnime yer etmiş olan o muazzam gözler hiç ummadığım bir anda sahibini buldu. İşte orada. Aslında doğru mu görüyordum emin olamadım doğrusu. Belki de hayaldi ve sadece onu bu kadar çok görmek istediğim için görünüyordu bana...

    Adımlarım onu görme süremi uzatmak için ister istemez yavaşlarken koridorun diğer bir ucundan bana doğru yürüyen bu muhteşem kadının büyüsüne kapılmam da pek uzun sürmedi. Karşılıklı olarak birbirimize doğru yaklaşırken attığım her adımda fotoğraflarından çok daha güzel olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Bu her bir fark ediş de sanki ıslak bir elle prize dokunuyormuşum gibi bir hissiyat verdi bana. Sadece biraz sert bakışlara sahipti. Ona nasıl bakıyorum bilmiyorum ama belki de bakışlarımdaki derinlik kızmasına neden olmuştur. Onu geçip gitmeme birkaç adım kala o koridorun başına geri dönmek istedim. Birazdan gözden kaybolacak ve bende gerçek dünyaya geri döneceğim. Ama dönmek istemiyorum ki. Şu an nereye giderse gitsin yanında olmak ve hiç konuşmadan sadece onu izlemek istiyorum. Çok saçma bir istek değil mi? Yani bir insanla hiçbir iletişim kurmadan sadece onu izlemek istemek...

    [​IMG]

    Beklenen oldu ve gözlerimiz olabileceği en yakın mesafeye ulaşmışken ikinci bir çarpılma yaşayıp yanından o güçlü sarsılmayla birlikte geçip gittim. Ancak kahretsin ki o çarpılma sonucunda gözlerimi istemsizce kapattığım için bir aksilik oldu ve burnuma ulaşan kokunun etkisinden çıkmaya çalışırken aynı anda da elinde kadeh dolu bir tepsi bulunan genç garsonun üzerine resmen kapaklandım. Çarptım demek isterdim ama bu biraz hafif kalırdı. İnan bana kapaklanmak şu durum açısından çok daha doğru seçilmiş bir kelime. Ama bu tamamen benim suçum değil yanımdan geçen hanımefendinin kullandığı parfümün suçu.

    Sanki yeteri kadar etkileyici değilmiş gibi bir de ne diye güzel kokar ki bir insan!
    Karşısındakini daha da savunmasız bırakmak için mi?
    Neyse ne!

    Rezil olduğumla kaldım çünkü hızla ayağa kalkarak bir yandan çocuğun tepsisini toparlamaya çalışıp bir yandan da özür dilerken onun bize doğru bakıp güldüğünü gördüm. Kahretsin gülüşü de pek bir fenaymış! Bu kadın bu gece beni kendisine aşık etmeden rahat etmeyecek anlaşıldı. Bir gözüm tepside bir gözümde onun üzerindeyken zarif bir şekilde arkasını dönüp merdivenlere doğru yürümeye başladı. Yürüyüşü de güzelmiş...

    Ardından bakarken aniden elimdekileri bırakıp "Gitme" diye fısıldadım. Tabi bu isteğim yanlış kişiye ulaştı ve az önce üzerine düştüğüm garson çocuk "Özür dilerim ama gitmem gerek efendim. Davetlilere içecek servisi yapmalıyım" dedi. Sanki ona demişim gibi ne diye üstüne aldıysa. Tuhaf bir bakışmanın ardından koluna minik bir dokunuş yapıp tekrardan özür dileyerek yanından uzaklaştım. Birkaç adım sonrası da aniden durup tam buraya neden geldiğimi düşünüyordum ki Derya'nın "Sonunda gelmişsin?" dediğini duyarak o unuttuğum nedeni şıp diye hatırlayıverdim. Doğru ya Derya'yı arıyordum.

    Yüzüme yerleşen muzur bir gülüş eşliğinde sese doğru dönüp Derya'yı baştan aşağıya incelerken onu biraz sinirlendirmekten zarar gelmez diye düşünerek "Derya Üstündağ'ın gözlerini yollarda mı bırakmışım yoksa bana mı öyle geliyor? Ne o Sindirella'nın Külkedisi'ne dönüşmeden önce balodan erken mi ayrılması gerekiyormuş?" diye sordum. Her zaman ki sert tavrıyla gözlerini kısarak bakıp "Ben o masalın içinde var olacaksam da Külkedisi olmam Ahmet" dedikten sonra yanıma yaklaşıp gözlerime dik bir şekilde bakarak "İyi yürekli şirin bir prenses olmak mizacıma epeyce ters çünkü..." dedi. Haklı. Dudaklarımı büzüp ona bakarken bu sefer ne hikmetse durumu bir iltifatla taçlandırıp güzel bir şekilde noktalayamadım. Sadece kolumu ona doğru uzatıp çekici bakışlarımı kullanarak "Gidelim mi kötü kalpli kraliçem?" diye sordum. Koluma girerken dayanamayıp tebessüm ettiğine göre bana kızmamış. Kızmasın da zaten...

    [​IMG]
    ........::::::::__Eylül __::::::::........

    Gece son derece kusursuz ilerliyor. Belli ki bir sorun çıkmaması için epey özen gösterilmiş ama yine de bunalıyor insan. Ne zaman kalabalığın üstüme üstüme gelmeye başladığını hissetsem kafamı dinlemek için kendimi hemen kuytu köşelere attım. Aynı şimdi de yaptığım gibi. Mekanın balkon katına çıkıp sessizce aşağıya doğru bakıyorum ama gördüğüm şey gerçeğinden biraz daha farklı. Kahrolası aklım sanki sabrımı test etmeye çalışıyormuş gibi Buğra ile ilgili sorular üretip beni zıvanadan çıkarmaya çalışıyor. Ben ise bu sorulara cevap yetiştirmek yerine gönül rızamla bu hallere nasıl düştüğümü düşünüp kendi kendime birbirinden yaratıcı hakaretler yağdırmaya çalışıyorum. Belki de bu seslere maruz kalmamak için yalnız kalmamam gerekiyordur. İşe bak ki tam bunu düşünürken Meral'in yanıma doğru yaklaştığını fark ettim. Harika bir zamanlama...

    Asık yüzümü saniyeler içinde toparlayıp gülümseyerek ona manalı manalı bakmaya başladım. Bu bakışımın tabi ki de şu kapıdan günün en önemli adamının yani Selim Atahan'ın kolunda girmesiyle çok ilgisi var. Sonunda beraber olduklarını etkili bir girişle cümle aleme deşifre ettiler. Ben anlamıştım. Hep anlarım zaten öyle bir özelliğim vardır benim ama bir kendime hayrım dokunmaz nedense. Onlar beklenmedik bir şekilde salona giriş yaparken insanların da yüzünü görmen lazımdı. Bu görüntü bazılarını gülümsetti bazılarını hasetlendirdi bazılarını ise imrendirdi. Ben hangi kesimdeyim? Tabi ki gülümseyip onlar adına mutlu olan kesimdeyim. Meral bu bakışlarımın nedenini henüz anlayamamış olacak ki bana uzaylıymışım gibi bakıp yanıma geldi ve yanyana durup birbirimize manasızca gülümsediğimiz anda da "Ne oldu Eylül neden gülüyorsun?" diye sorup cevap vermemi merakla bekledi.

    - Anlamıştım desem?
    - Neyi anlamıştın?
    - Çekim günü patronla ikinizin kaçamak kaçamak attığınız bakışlarınızdan aranızda bir şeyler olduğunu anlamıştım
    - O kadar belli oluyor muydu?
    - Birbirinize bakmadığınız sürece durumu iyi idare ediyorsunuz ama gözleriniz birbirine değdiği an tam seyre dalmalıksınız
    - Şaka yapıyorsun
    - Hayır yapmıyorum. Hatta sen son kostümünü giyip içeriye o deriiin sırt dekoltenle afet gibi geldiğin zaman Selim beyin bakışlarını görmüş ve içimden saniye bile tutmuştum
    - Ne saniyesi?
    - Kaçıncı saniyede yanına gelip seni artistik bir şekilde öpeceğiyle ilgili bir saniye
    - Eylül!!!
    - Bakma öyle! Bence yapmamış olsa da kesinlikle aklından geçirdi. Dakikalar boyunca seni o elbisenin içinde son derece çekici pozlar verirken görünce adamın aklı yerinden oynamıştır herhalde. Belki de ondan sürekli su içip duruyordu. Hararet bastı tabi...

    Aaa aaa! Utandı. Meral'in kaşı gözü sürekli yer değiştirirken bende onun bu haliyle çok eğlendim doğrusu. Halbuki neden bu kadar telaş yaptı ki sonuçta seviyor ve sevdiği kişi tarafından da seviliyor bundan güzel bir şey var mı Allah aşkına? Aklından ne geçiyor bilmiyorum ama çekinerek yüzünü ekşitince omzuna doğru minik bir dokunuş yapıp "Ay hemen de utandı. Sende aynı Ela gibisin onu da böyle sıkıştırınca renkten renge giriyor. Utangaç aşıklar sizi!" dedim. Bunu söylememle birlikte biraz rahatlar gibi olup gülümsemeye başladı. Gülsün tabi şimdi gülmeyecek de ne zaman gülecek sanki...

    - Niye sen öyle değil misin?
    - Nasıl? Utangaç aşık mı?
    - Evet
    - Değilim. Gözüm karadır benim
    - Bu gözü karalığın sonunda kesinkes üzüleceğini bilsen de devam eder mi?
    - Evet eder
    - Hiç düşünmedin
    - Düşünmeme gerek yok çünkü etti. Yanıp kavrulacağımı bile bile kendimi sevdiğim adam için ateşe attım ben. Doğru olduğunu bilsem de onun için yapılan hiçbir uyarıya kulak asmadan sadece aptal kalbimin sesini dinleyerek ona doğru yürüdüm çünkü ikimize çok inanmıştım. Onu değiştirebileceğimi düşünmüş beraber her şeye sıfırdan başlayabileceğimizi sanmıştım
    - O ne yaptı peki?
    - Tam bize bir şans verip elimi tutacağını hissettiğim anda yolumdan çekilmeyi tercih etti... çünkü onun gitmek istediği yön bambaşkaydı. Bir sonu olmayan ama gitmekte de ısrarcı olunan yol da onun yoluydu. O da yanacağını bile bile ateşe yürüyor. O da onun olmayanı istiyor

    Bu konuşma buraya nasıl geldi anlayamadım ama bu sözlerin ağzımdan çıkışı içimi alev alev yakmaya yetti. Meral söylediklerimden etkilenmiş bir edayla "Kimi istiyor Eylül?" diye sorunca bunu söylemek de çok ağır geldi be! Söyleyeceğim şeyin verdiği rahatsızlıkla ellerimi ovuştururken "Ela'yı istiyor" dedikten sonra mühim değil der gibi gülümsemeye çalışıp sonra da başaramayınca yüzümü astım. Meral de sessizce beni izliyordu. O bir şey demeyince içimde kalmasın diye düşünmüş olacağım ki kaldığım yerden devam ederek "O en yakın arkadaşıma deli divane aşık. İşin kötüsü onu Tolga'dan söküp almak için yapmayacağı şey yok. İşte kalbimin aptal oluşu da buradan ileri geliyor çünkü onca insan varken gidipte böyle bir adama aşık oldu" dedim. Bu sözlerden sonra Meral ile birbirimize bakıp kaldık. Ne düşünüyor bilmiyorum ama kafasının karıştığı açık. Dikkatimi dağıtmak adına etrafa göz atarken Meral de elini kolumun üzerine koyup gayet samimi olduğunu düşündüğüm bir tavırla "Kalbini kıran adam bence seni kaybederek hayatının en büyük hatasını yapmış" dedi. Böyle düşündüğün için teşekkür ederim bile diyemedim. Ona tebessüm etmekten başka bir şey yapamadım. Ne garip... Ela neler olduğunu sorduğunda aynı şeyi Kenan da söylemişti. Bu kadar değerli miyim bilemedim doğrusu. Yani beni kaybetmek hayatta yapılan en büyük hataya mı tekabül eder emin değilim galiba. İşte bu kadar değersiz hissettirdi bu adam bana kendimi...

    - O kaybetti ama ben kırılıp dökülmeme rağmen bir şekilde kazanmış oldum değil mi? Sonuçta görmüş oldum ki kendi hikayeme baş kahraman yapmaya çalıştığım adam meğerse hikayemin figüranı bile olmaya layık biri değilmiş
    - Eylül?
    - Efendim?
    - Ne zaman oldu bunlar?
    - Seninle tanıştığımız gün uçaktan yeni inmiştim. Bir gün öncede Buğra ile tartışıp tüm iplerimizi koparmıştık. İzmir de kalamadım. Onu görmekte sesini duymakta istemedim. Onun izlerini hayatımdan tamamen silmem lazım
    - Onu hala seviyor musun?

    Ve en can alıcı soru gelmekte de gecikmedi. Onu hala seviyor muyum? Ne diyeceğimi de bilemedim ki. Evet de diyemiyorum hayır da diyemiyorum. Saçmasapan bir haldeyim. Sanki kazara evet desem biri sen daha akıl olmadın mı diyerek kafama küreği indirecekmiş gibi hissediyorum. Hayır desem de buna kendimin de inanmakta zorlanacağını düşündüğüm için keyifsiz bir hisle kaplanacakmışım gibi geliyor. Kısa bir an bu sorunun gerçek cevabının ne olabileceğini düşünüp durdum ve hemen ardından da başımı olumsuzca iki yana sallayarak "Sevmemem gerektiğini biliyorum. Kendi iyiliğim için ondan ve ona ait olan iyi ya da kötü tüm duygularımdan kurtulmam gerek" dedim. Evet en uygun cevap kesinlikle buydu. Durduk yere adımı yalancıya çıkarmanın bir manası yoktu zaten.

    "Eylül ben bunu en kısa zamanda başaracağından eminim"

    Her şeye rağmen güçlü durmaya çalışırken bir an böyle durumlarda yapılan şu kız sarılmalarından bir adet de bizim yapacağımızı sandım ama neyse ki böyle bir şey olmadı çünkü olsaydı büyük ihtimalle o güçlü duruşum temelinden sarsılabilirdi. Bunu yapacakmış gibi olup sonra da her ne olduysa aniden vazgeçtiği için çok sevindim. Bu kız karşısındakinin ruh halini çözümlemekte çok başarılı gerçekten. Bu konuşmayı daha fazla uzatmadık ama garip bir şekilde Meral ile konuşmak bana iyi de geldi. Sanki hislerim konusunda çok daha açık olsam yani kendime bile söylemekten çekindiğim şeyleri dile getirsem beni asla yargılamayacak sadece anlamaya çalışacakmış gibi geldi. Galiba dostlarımın arasına yeni biri daha katılıyor.

    Bu konuşma sonrası Meral ile birlikte sessizce aşağıda olup bitenleri izlemeye daldık. Belli ki henüz ikimizin de aşağıya inesi yoktu. Bu sessizlik iyi de geldi aslında vücudumun biraz olsun dinlendiğini hissettim. Meral de hiç ses çıkarmayınca bir ara yan gözle iyi olup olmadığını anlamak için ona doğru baktım. Malum hazırlık sürecimizde beni biraz korkutmuştu. Ama endişe edecek bir şey yoktu. Sadece tek bir noktaya kilitlenmişti. Merak edip bakışlarını takip ederek nereye baktığını anlamaya çalışırken durum ortaya çıktı. Aaa aaa! Bakın orada kim varmış? Hatta kimler varmış desem daha iyi olur.

    [​IMG]

    Şampanyasını yudumlayan adamı işaret edip "Onu tanıyor musun?" diye sorduğumda Meral hemen başını sallayıp gayet olumlu bir tavırla da "Evet tanıyorum" dedi. Gülümsediğine göre iyi tanıdığı biri olmalı diye düşünürken "Sana bu geceki davetlilerin arasında olacağını söylediğim yakışıklı doktorumuz o" demez mi? İyi de bu adam nasıl doktor anlayamadım. Bu gece ne zaman karşılaşsak birilerinin hayatını tehlikeye attı çünkü...

    - Demek Ahmet Atahan oydu
    - Evet ta kendisi. Aslında ben çoktan tanışmışsınızdır diye düşünmüştüm
    - Birkaç kez karşılaştık ama konuşamadık
    -Konuşamadınız mı? Neden diliniz mi tutuldu?

    Ne dedi! Dilim ne olmuş? Bu dediğini duyar duymaz ağır çekimde Meral'e doğru döndüm. Gülüyordu. Bana gülüyordu! Ama hakkını vermek lazım ki lafı iyi oturttu. Kısacık bir an bu soruyu sindirmeye çalışıp sonra da istemsizce gülerek "Az önce seni sıkıştırdığım için intikam mı alıyorsun Meral?" dedim. "Belki de..." deyip önüne döndü. Hala gülümsüyordu ve bende ne zaman gülmeyi bırakacak diye ona odaklanıp doktoru kastederek "O halde bence bunu ona sormalısın çünkü gözlerini üzerimden ayıramayan kendisiydi" dedim. Tam önüme dönmüştüm ki bu sefer de "Hmm... Bu detayı ona bakmadan nasıl fark ettin merak ettim doğrusu" deyiverdi. Etrafta garson marson bir şey yok mu? Boğazım fena kurudu da...

    - Biliyor musun insanı köşeye sıkıştırma konusunda hiç de fena değilsin
    - Sıkıştın yani?
    - Tamam kabul ediyorum! Hoş bir adam ve bakışlarındaki samimiyetten de biraz olsun etkilenmiş olabilirim ama şu an bunun devamlılığı olmasa iyi olur diye düşünüyorum
    - Neden?
    - Çünkü içimden bir ses kalbinin dolu olduğunu söylüyor. Yanılıyor muyum?
    - Bunu nasıl anladın?
    - Hmm... Haklıyım yani?
    - Ooo! Bu hileli bir soruydu değil mi?
    - Evet her zamanda tutar. Kadeh tokuşturduğu hatuna bakacak olursak aradaki elektrikte epeyce hissedilir ölçüdeymiş
    - Ben karşılığı olduğunu sanmıyorum Eylül
    - Öyle ya da böyle üzgünüm ama sevgili doktorumuz "Bunları sakın yapma!" listemdeki ilk ve en önemli kurala harfi harfine uyum sağlıyor
    - Hangi kural?

    Gayet ciddi bir tavır takınarak işaret parmağımı havaya kaldırdım ve "Kalbinde başka bir kadının kırıntılarını taşıyan ama buna rağmen yine de sana gelmeyi tercih eden bir adama "asla" aşık olmaya kalkma kuralı" dedikten sonra gözlerimi devirerek sözüme devam edip "Yani gördüğün gibi en baştan patlayarak var olup olmadığını bile bilmediğim şansımızı kaybettik" dedim. Tebessüm ederek birbirimize bakıp kaldık. Meral ne düşünüyor bilmiyorum ama zaten ben şans peşinde koşmaya pek niyetli değilim. Bu sıralar şu aşk acısı denen o lanet şeyden çekiyorum ve başka birinin varlığını kabul edebilmem de pek mümkün gözükmüyor. Aaa! Şakasını yaparım o ayrı... Yapıyorum da bu bana da eğlenceli geliyor ama gerçeğe dönüşeceğini hissettiğim anda işler benim açımdan gerçekten içinden çıkılmaz bir hal alabilir. O yüzden yelkenlerimin yeni aşklara kapalı bir dönemde olduğunu belirtmek isterim. Meral de uzun uzun düşündü düşündü ve birazdan söyleyeceği şeye gerçekten de çok inanıyormuş gibi "Bence sen yine de çok kesin konuşma zira karşındaki adam olmayacak şeyleri oldurma konusunda tam bir mucize yaratma uzmanıdır. Eğer kaderiniz sizi aynı yolda buluşturmaya karar verdiyse de hiç endişelenme çünkü Ahmet bey bir insanın sahip olup olabileceği en güvenilir yol arkadaşıdır" deyiverdi.

    Tuhaf bir şekilde söylediği şeye inandım
    İçimde en ufak bir şüphe kırıntısı bile oluşmadı
    Belki de Meral'e ve ağzından çıkacak sözlere güvendiğim içindir bilmiyorum
    Ancak tam ağzımda bir şeyler geveleyecekken aniden bundan vazgeçerek bakışlarımı engel olamadığım bir şekilde ona doğru çevirdim
    Yani doktora...

    [​IMG]

    O da bana bakıyordu
    Belki de hissetmiştim bana doğru baktığını
    O bakışlardaki anlam veremediğim güç beni kendisine bakmaya zorlamıştı
    "Hadi ama bak artık!" demesine kayıtsız kalamadım
    Bakmamam onunla göz göze gelmemem imkansızdı sanki
    Neden böyle oldu bilmiyorum
    Bu bakış neden beni rahatsız etmedi onu da bilmiyorum
    Sadece bu adamla daha çok karşılaşacakmışız gibi hissediyorum

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları


     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  6. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül - Tanıtım Gecesi__::::::::........

    "Peki doktorun konuştuğu şu siyahlı kadın kim? O da bir Atahan değil herhalde"

    Yüzüme söylesem mi söylemesem mi dercesine çelişkili bir ifadeyle bakarken sonunda ne diyeceğine karar vermiş gibi başını iki yana da yavaşça sallayıp "Hayır o bir Atahan değil. Umarım hiçbir zaman da olmaz. Derya hanım uzun yıllardır Selim ile birlikte çalışıyor. Adeta sağ kolu gibi" dedi. Bir dakika bir dakika! Sağ kol derken... Bayan görümce topuz mu sağ kol? Ooo ooo! Bu hatunun bir işler çevirdiği ortada. Demek Atahanlarla çalışıp bir yandan da korsan yayın yapmacılık he! Fısıltı gazetem bu bilgi ışığında basıma hazır gibi görünüyor. Bana da bu haberi altına imzamı atıp ana sayfadan patlatmak düşüyor tabi. Terastaki şu kıyı köşe kumrularının yaptığı ayak kaydırmalı satışı düşünürken bir yandan da gözlerimi kısarak "Bak sen şu maskeli baloların kimliği belirlenemeyen şaibeli davetlisine! İkili oynuyor yani?" dedim. Meral bunu duyar duymaz bana doğru döndü ve şaşırarak "Maskeli mi? Neden böyle bir şey söyledin?" diye sordu.

    Meral bunu sorarken bir ara Tolga ile yaptığım ayak üstü konuşmayı düşündüm. Yanıma geldiğinde gergin gözüküyordu ve nedenini sorduğumda bana bir davetliyi işaret ederek durumu anlatmaya başladı. Birkaç dakika öncesinde o adam ve Meral yanlışlıkla çarpışmışlar ama Meral özür dileyip yoluna gitmek istemesine rağmen adam buna hiçbir şekilde müsaade etmemiş. Sanırım birazda rahatsızlık verecek şekilde Meral'e karşı samimi tavırlar içerisine girmiş. Kız çok tedirgin olmuş tabi. Bu durumu uzaktan gören Tolga da adamı daha önceden tanıdığı ve Selim beyle aralarındaki husumetten haberdar olduğu için bundan hoşlanmayacağını düşünüp hemen müdahale ederek Meral'i o adamın yanından uzaklaştırmış. Ama en bombası geliyor. Bil bakalım o adam kimdi?

    - Hani sana çarpan bir adam vardı ya... Tolga söyledi Emir mi Demir mi ne öyle bir şey...
    - Evet ne olmuş Emir beye?
    - Valla senin patronun sağ kolunu kendi sol koluna transfer etmiş galiba
    - Eylül ben hiçbir şey anlamıyorum
    - Bir ara hava almak için terasa çıkmıştım. O ikisi de oradaydı. Sessizce konuşmaya dalmışken benim geldiğimi fark edemediler
    - Ne konuşuyorlardı?
    - Bir seriden bahsettiler ama o sırada çok odaklanmadığım için tüm konuşmayı anlayamadım
    - Hayal Et serisi olabilir mi?
    - Olabilir ama emin değilim. Bu Emir denilen adam sizin bayan sağ kola teklifini kabul edip etmediğini sorduktan sonra bir çek uzattı
    - Derya hanım çeki aldı mı?
    - Aldı ama istediği şeyin bedelinin bundan daha fazla olduğunu söyledi
    - Sen ciddi misin? Ama o adam ezelden beri Atahanların rakibiymiş
    - Ooo ooo! O halde bir ara Selim beye çıtlat da şirketindeki cilveli köstebeğe dikkat etsin

    Cilveli dedim çünkü deminden beri izliyorum da kadın biraz daha zorlasa doktorun ağzının içine gönül rızasıyla düşüverecek gibi görünüyor. Haah! Doktorda pek memnun maşallah kadın ona göz süzdükçe keyiften dört köşe oluyor. Her neyse... Meral bu duyduklarına inanmakta epeyce zorluk çekti. Aklından neler geçiyor bilmiyorum ama sanki allak bullak olmuş gibi. Belki de bunları Selim beye uygun bir dille nasıl anlatacağını düşünüyordur. Bir süre ikimizde sessiz sedasız düşüncelere daldık. Aşağıdaki kalabalığı izlerken "Meral inelim artık?" diye sorduğumda bana biraz daha burada kalmak istediğini söyleyince onu yalnız bırakıp aşağıya indim. Davetlilerin arasına karışacakken de günün adamıyla yani Selim beyle yüz yüze geldim. Gözleri parıldayarak yukarıya doğru bakıyordu. Meral'i arıyor olmalı. Beni görünce hoş bir tebessümle "Meral'e bakmıştım. Yukarıda değil mi?" diye sordu.

    - Evet yukarıda az önce yanındaydım
    - Güzel... Onu tekrardan kaybetmemek için yanına çıksam iyi olacak
    - Selim bey?
    - Efendim Eylül?
    - İkiniz adına çok sevindim. Mutluluklar dilerim
    - Teşekkür ederim çok naziksin
    - Ben sizi tutmayayım
    - O halde sonra görüşürüz
    - Görüşmek üzere

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    -Seni biraz yalnız bıraksam sorun olur mu Ahmet?
    - Nereye gittiğini bilirsem sorun olmaz
    - Sen hangi ara böyle bir adam oldun?
    - Böyle bir adam derken... Ne gibi?
    - Maço tavırlı. Hiç hoşlanmam bilirsin
    - Oysaki bunu söylerken kibar bir dil kullandığımı düşünüyordum
    - Bunu yansıtmakta güçlük çekmişe benziyorsun
    - Bu gece için sana eşlik etmemi istemiştin bende bunun gereğini yerine getiriyorum. Kendisine karşı sorumlu hissettiğim bir kadına ihtiyaç anında hemen ulaşabilmem benim için önemlidir. Sende bunu bilirsin

    Keyifsiz bir halde "Biliyorum ve itiraf etmem gerekir ki bu özelliğini çok takdir ediyorum" dediğinde ona şöyle bir bakıp genel hali dolayısıyla da "Gergin görünüyorsun. Bir sorun mu var?" diye sordum. Gerginliği devam etti. Elini kolumun üzerine koyup bu sorumu yanıtsız bırakarak "Selim'in birazdan yapacağı konuşma için tüm hazırlıklar tamam mı diye bakmam gerekiyor. Perde arkasında olacağım yani... Kime sorsan gösterir" dedi. Elini yavaşça çekerek giderken bende onu yan gözle takip ettim. Dalgın görünüyor. Canını sıkan bir şey olmuş sanki. Gözden kaybolana dek düşünceli bir halde ardından baktıktan sonra salondan çıkıp yoğun bakımdaki bir hastamın ne durumda olduğunu sormak için telefonumu çıkardım. Konuşurken de hangi ara mekanın dışına çıktım bilmiyorum ama iyi ki de çıkmışım diyorum. Bu aralar sözlerimi ısrarla kulak arkası eden laf dinlemez hastam yine firar etmişe benziyor. Ah Meral ah!

    "Meral ben sana ne demiştim! Bu soğukta neden yine dışarıdasın sen?"

    Söylediklerimi duyarak arkasını dönerken bende merdivenlerden iniyordum. Ne oldu bilmiyorum ama çok endişeli görünüyor. Düşmemek için eteklerini tutarak yanıma doğru geldikten sonra korkuyla karışık telaşlı bir ifadeyle "Ahmet bey iyi ki geldiniz" deyince sağlığı itibariyle onun iyi olup olmadığını anlamaya çalışıp bir yandan da "Neyin var senin bir şey mi oldu? Yoksa kendini kötü mü hissediyorsun?" diye sordum. Başını iki yana sallayıp durumun kendisiyle alakalı olmadığını söylerken bir yandan çıkardığım ceketimi omuzlarına bıraktım bir yandan da "Peki sorun ne?" diye sordum. Ceketi sıkıca tutup teşekkür ettikten sonra gözlerime yardım edin dercesine bakarak "Selim'i çok merak ettim onu bir türlü bulamıyorum. Rica etsem siz de gidebileceği yerlere bakar mısınız?" dedi. Şaşırdım tabi. Ne yani Selim'i bulamadığı için mi bu kadar telaşlanmış. Sonuçta kardeşim koskoca bir adam buralarda bir yerlerdedir herhalde.

    - Önce sakin ol ve bana ne olduğunu en başından itibaren anlat. Neden Selim'i merak ediyorsun?
    - O Emir beyle beraberdi. Konuşacaklardı ama bir anda ikisi de ortadan kayboldu
    - Bunun için mi bu kadar telaşlandın? Salona geçmişlerdir Meral eminim ki endişe etmeni gerektirecek bir durum yoktur
    - Ben tartıştıklarını düşünüyorum ama...
    - Tartıştıklarını mı? Öyle bir izlenim mi aldın?
    - Selim ona çok sinirlendi. Kızgın bir şekilde benden salona dönmemi istedikten sonra da ikisi bir daha görünmedi
    - Selim neden sinirlendi ki?
    - Şey...
    - Söyle Meral
    - Emir bey bana karşı biraz haddini aştı da
    - Hmm anladım. O halde Selim'in de ona karşı sınırı biraz aşmasında bir sakınca yok
    - Siz yapmayın bari
    - Tamam bir şey yaptığım yok. Sen şimdi içeriye gir bende etrafa bakıp onları bulmaya çalışayım
    - Teşekkür ederim
    - Meral içeriye gir derken ciddiydim. Bak yüzün bembeyaz olmuş ameliyat öncesi hasta olup başıma iş açacaksın. Hadi...
    - Peki gidiyorum merak etmeyin

    Meral'in yanından ayrıldıktan sonra mekanın diğer tarafına geçerek Selim'in gidebileceğin yerlere bakmaya başladım ama netice pek olumlu olmadı. Nereye baksam kime sorsam kardeşimle ilgili herhangi bir ipucu yakalayamadım. Aslında biraz tedirginde olmadım değil. Meral'e olan ilgisi de sevgisi de o kadar üst noktadaki Emir denen adamın yaptığı saygısızlığın çok sert bir şekilde geri dönüşü olmuş olabileceğine inanıyorum. Tek temennim bu geceyi olumsuz etkileyecek bir şey yaşanmaması. Bakabilinecek her yere baktıktan sonra ön kapıya doğru yürümeye başladım. Kardeşimi neden bulamadığımda o an belli oldu çünkü Meral'i bıraktığım noktada ikisi bir araya gelmiş konuşuyorlardı. Selim kaşlarını çattığına göre araları biraz limoni galiba. Onlara doğru bakarak yürürken Selim de beni fark edip ters ters bakmaya başladı. O an anladım ki Meral ile ilgili onun üstüne fazlaca gittiğimden dolayı elindeki bardak dolmuş hatta taşma noktasına gelmiş. Hani şakayı da tadında bırakmak gerek denir ya... Sanırım doğruymuş.

    O rahatsız edici sessizliğin içinde Meral'e doğru bakıp kardeşimi kastederek "Onu bulmuşsun" derken Selim de bir bana bir de Meral'in omuzlarındaki ceketime bakıp hiçbir şey söylemeden içeriye girdi. O an Meral ile göz göze geldik. Bana öyle bir bakışı vardı ki sanki bir şeyler onlar açısından olumsuza doğru gitmeye başlamış gibiydi. Bu beni üzdü. Meral'in uzun zamandır nelerle boğuştuğunu çok yakinen biliyorum ve bu yaşadıklarını başkalarıyla paylaşamadığı için bu kadar arada derede kalıyor olması da canımı çok sıkıyor. Keşke o zorlu ameliyattan önce inadını kırıp Selim'e herşeyi itiraf edebilse. Yanımda ol. Korkmamam için elimi tut çünkü benim sadece buna ihtiyacım var diyebilse. Ama yapamıyor. Kardeşimi mahvetmemek için kendi acısını ikiye katlamaya razı geliyor. Bu bakışın ardından Meral de ağlamaklı bir halde kardeşimin ardından içeriye girdi. Bende bir süre dışarıda bekledim. Biraz hava almam gerekiyordu. Ona söylüyorum ama bende çok gerginim. Meral ameliyat hazırlıklarına başlayabilmemiz için hastaneye yatmak zorunda. Bu gece aslında onun açısından Selim'e bir veda niteliği taşıyor. Ne kadar olumlu düşünmeye çalışsam da birbirlerini belki de son kez görmüş olacaklar. Üzerimde büyük bir sorumluluk var. Ne yapıp edip bu kızı kurtarmam lazım. Hayatını tehdit eden o tümörü hiçbir hasar bırakmadan çıkarmalı ve onu Selim'e geri getirmem lazım.

    Dalgın bir halde öylece dururken mekanın içinde bir yandan diğer bir yana doğru gitmekte olan Eylül'ü gördüm. Gözlerim ister istemez ona takıldı. İnsanda merak uyandıran gizemli bir duruşu var. Sert bakışları ve mesafeli bir tavrı olmasına rağmen bazı anlarda aslında ne kadar yumuşacık olabileceğini açık etmekten de kurtulamıyor. Özellikle Meral ve Tolga ile konuşurken belli oluyor bu. Belki de onların yanında rahat hissettiği için kendisini gizlemiyordur. Sanırım Meral'den küçük bir yardım isteyip bizi bir an önce tanıştırmasını sağlamalıyım. Bu düşüncelerle birlikte içeriye girdiğimde ilerde Meralleri görüp yanlarına yaklaştım. Selim de beni görünce elinde tuttuğu ceketimi almam için bana doğru uzattı. İkimizde sessiz kaldığımız için Meral hemen suskunluğu bozarak "Teşekkür ederim Ahmet bey hem ceket için hem de yardımınız için" deyince bende mühim olmadığını söyleyip ceketimi giymeye başladım.

    Beraber salona girdiğimizde yanımıza Derya geldi ve Meral'e doğru anlam veremediğim garip bir bakış atıp kardeşime de yapacağı konuşma için her şeyin hazır olduğunu söyledi. Demek şu eşi benzeri olmayan parfüm artık göz önüne çıkmaya hazır. Selim yadırgamama neden olacak soğuklukla Derya'ya hemen geleceğini söyledikten sonra Meral'e doğru döndü ve oldukça hoş bir şekilde çenesine dokunup "Seni rahatça görebileceğim bir yere geç olur mu? Mümkünse en önde ol" dedi. Meral önce şaşırsa da sonradan tebessüm etmeye başladı. Bunu kendisinden neden istediğini sorduğunda da Selim sessiz olmaya çalışarak "Sen dediğimi yap ve sahneden baktığımda bu eşsiz güzellikteki kadını görmemi sağla" dedi. Ooo! Çok daha sessiz olmalıydı çünkü onu duydum. Bu arada kardeşim kendisini aşmaya başlamışta haberim yokmuş. Aferin ona...

    Meral ardından baka kalınca bende başımı ona doğru uzatıp "Bakıyorum Selim ile işleri bayağı ilerletmişsiniz" dedim. Gerçekten öyle olmuş. Kardeşimin bir kadına bu denli aşık aşık bakıp etkileyici sözler söylemesine pek alışkın değilim. Bu konularda hiçbir zaman kendisini karşı tarafa tamamen teslim eden biri olmadı. Araya koyduğu mesafe dışarıdan bakınca hemen anlaşılabilirdi. Ama Meral'e karşı tüm duvarlarını yıkmış gözüküyor. Güzel bir şey bu. Hele ki bunu sonuna kadar hak eden bir kadına karşı yapması çok daha güzel. Söylediğim şeyin ardından Meral gözlerini devirerek "Bu gece ki bir ileri iki geri durumumuzu saymazsak evet bayağı ilerlettik" deyince ister istemez gülümsedim ve dilime hakim olamayarak "Alınma ama bu asabiyetle bu adamı senden başka hiç kimse çekmez zaten" deyiverdim. Tabi bunu der demez neden öyle diyorsunuz aşk olsun dercesine bas bas bağıran çatık kaşlı gözlerini bana doğru çevirip "Ahmet bey!" dedi.

    Kahretsin ki bu konuşmanın hemen ardından yine bir aksilik daha doğrusu bir talihsizlik yaşandı. Tam Meral'in bana karşı olan ters bakışlarına karşılık muzurca gülümseyip "Öyle ama..." diyerek yanından gidiyordum ki arkamı döner dönmez hiç beklemediğim bir şekilde Eylül denen o güzeller güzeli varlıkla burun buruna geldim. Bu yaşanan talihsizliğin tartışmasız en güzel kısmıydı. O kocaman buğulu bakışlı gözleriyle bu kadar yakinen tanışmak ayrı bir vurucu oldu tabi. Gözlerinin ışıltılı ela tonuna hapsoldum diyebilirim. Gözleri de güzelin bir kaç tık ötesindeymiş...

    [​IMG]

    Göz göze geçirdiğimiz zaman ne kadardı emin değilim ama saniyelik bir şeyse de o saniyelerin çok ama çok yavaş aktığı kesindi. Keşke şu an bir sette olsaydık da yönetmen ayağa kalkıp "Sahneyi baştan alıyoruz" diye bağırsaydı. Sonra bir daha bir daha ve tekrar bir daha. Bir kadını tekrar tekrar yaşamak isteyebileceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ama getirtti. O bana bende ona bakarken o kadar yakın durmamıza rağmen ikimizde bir diğerimize temas etmemeye özen göstererek birbirimizin yanından adeta süzülüp geçtik. Kahretsin ki şu noktada kara bahtım kem talihim devreye girdi. Nasıl mı? O tam bir hanımefendi gibi durumu hemen toparlayıp Meral'in yanına geçerken ben onun aksine tam bir aptal gibi yıldırımı yine aynı yere düşürdüm ve ona bakayım derken arkamdan geçen garsona çarptım. Evet yine garson yine ben! Neyse ki bu sefer tepsisi boştu. Aman Allah'ım sevindiğim şeye bak! İçten içe kendime kızıp çarptığım garsondan da özür dilerken kulağıma sinir bozucu bir kıkırtı geldi. Meral mi o? Evet o! Sese doğru dönüp işaret parmağımı ona doğru uzatarak dişlerimi sıka sıka "Gülme!" dedim ve yan gözle de artık bu rutinleşen durumuza hiçbir tepki vermeyen Eylül'e bakıp hızla oradan uzaklaştım. O da haklı tabi neden gülsün ki? Tamam başta bu çarpmalarım komik ya da sempatik gelmiş o da bu yüzden gülmüş olabilir ama artık iş aptallığa dönüşmeye başladı.

    Neden tam üzerinde iyi bir etki bırakacakken final hep hüsranla sonuçlanıyor anlamıyorum
    Herhalde yaptığım bunca sersemlikten sonra hakkımda pek de hoş şeyler düşünmemeye başlamıştır
    Kahretsin! Bir onun bende bıraktığı etkiye bak
    Bir de benim onda bıraktığıma...

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    "Değerli konuklarımız öncelikle Atahan Kozmetik'in 60. yılına özel düzenlenen bu önemli gecesinde bizlerle birlikte olduğunuz için sizlere tek tek teşekkürlerimi sunmak istiyorum"

    Selim bey hazırlanan sahnedeki yerini alıp açılış konuşmasına başlarken biz de Meral ile birlikte pür dikkat onu dinliyorduk. Bir ara 1956 yılında dedesi Selim Atahan tarafından temelleri atılan şirketleriyle alakalı konuşurken kafamda küçük bir hesaplama yapıp bir hayli de şaşırarak "Şirkete bak 1956 da kurulmuş. O tarihte beni bırak daha annem bile doğmamış" deyiverdim. Bu sözlerim de gecenin ciddiyetine çok uydu gerçekten. Meral de bana bakıp gülerek tekrardan Selim beye doğru baktı. Daha doğrusu ona doğru bakarken gözleri o sırada bambaşka bir gözle daha buluştu. Şu doktorun yanında duran kadının gözlerine yani. Düşünceli bakışlarımı ikisi arasında gezdirirken kadının tavrında bir sıkıntı hissederek kaşlarımı çattım ve kendime engel olamayarak "Meral bu bayan sağ kolun seninle bir derdi mi var? Kadın nahoş bakışlarını bir türlü üzerinden çekemedi. O değil şimdi dayanamayıp ne bakıyorsun arkadaşım diyeceğim o olacak" dedim. Söylediğim şey yüzünden tebessüm edip "Sakın böyle bir şey yapma" deyince bende aynı şekilde gülümseyip kelimeleri uzata uzata "Şansını zorlamasa iyiii edeeer" dedim. Gerçekten de öyle. Bu kadın beni çok rahatsız ediyor. Belki de küçük oyununu öğrendiğim için otomatikman bir tepki oluşturmuşumdur bilmiyorum ama şu kısacık zamanda tüylerimi diken diken eden biri olmayı başardı.

    "Derya hanım karşısındaki kişiye dişini geçirmeyi sever. Bence onunla hiç muhatap olma seninle uğraşmasını hiç istemezsin"

    Dalmış bir halde kadının sert bakışlarına karşılık verirken Meral'in bu söylediğini duyup tek kaşımı kaldırarak ona şöyle bir baktım ve onunda bana bakmasıyla birlikte "Onun atarı bende işe yaramaz merak etme. Bana diş geçirmeye çalışanın dişlerini söküp eline veririm ben. Yazık olur gülcemaline... Sonra rahat rahat kırıtamaz da doktor beye" dedim. Doktoru ne diye karıştırdım bilmiyorum ama hakkını vermek gerekir ki tam da yerine oturdu. Bu arada Meral'in yüzü de görülmeye değerdi doğrusu. İşin garibi bu sahneye şahit olmak istediği de gözlerindeki heyecandan epeyce belli oluyordu. Aralarının bozuk olduğu çok belli. Aynı şirkette çalıştıklarına göre kimbilir neler yaptı kıza...

    Meral ile konuşmamız sonlanırken Selim bey de İki Hayal Tek Bir Şişede adlı parfümlerinin geçirdiği süreci büyük bir özenle hazırlanmış görsellerle anlatmaya başladı. O dev ekranda akıp giden onca emeği görünce insan yaptıkları şeye daha da çok saygı duyuyor. Dışarıdan bakınca aman canım parfüm işte denebiliyor ama yok öyle değilmiş. Geçirdiği gelişim takdire şayan gerçekten. Meral'e bakıyorum da o da çok etkilenmiş bir halde ekrana kilitlenip kalmış. Belki ki sevdiği adamın başarısı yüzündendir bu gözlerindeki doluluk. Parfümün kağıt üzerinden üretime geçilene kadar ki değişiminin yansıtıldığı ekran aniden karardı. Ne olduğuna dair saniyelik bir şaşkınlığın ardından da sahnenin tam da ortasında duran standın üzerinde bir ışık belirdi. Üzeri kapalı olsa da altında bir cevher sakladığı açıktı.

    Herkes merakla olacakları beklerken Selim bey yakasına takılan mikrofonun ardından "Bu gece edindiğim izlenimlere göre gizemli tasarımcımızın da en az parfümümüz kadar merak uyandırmış olduğunu gördüm. Bence artık bu merakın giderilmesi gerek" diyerek standın yanına geldi. O an bana tuhaf gelen bir şey oldu. Şu bayan görümce topuz sanki kendisinden bahsedilecekmiş gibi büyük bir özgüvenle sahneye doğru yaklaşırken Meral de üzgün bir halde koluma dokunup dikkatimi kendisine doğru çektikten sonra "Ben birazdan dönerim" dedi. Ne oldu anlayamadım. Tam nereye gideceğini sormak üzereyken de daha enteresan bir durum yaşandı. Selim beyin "60. yılımıza özel üretilen İki Hayal Tek Bir Şişede parfümümüze eşsiz tasarımıyla hayat veren Meral Tekin'i sizlerin huzurunda sahneye davet ediyorum" demesiyle Meral hiçbir yere gidemeden olduğu yerde kaldı. Ne oluyor Allah aşkına? Benim biraz kafam karıştı. O tasarım Meral'e mi aitmiş... ama hiç bahsetmedi. Ayrıca tasarım Meral'in ise neden bu bayan sağ kol bu kadar bozuldu ki. Kadın resmen büyük bir hezimete uğramış gibi bakıyor. Dur bakayım... Sinirden gözü mü seğiriyor onun? Ay çok şirin. Bak şimdi keyfim yerine gelmeye başladı işte. Meral yaşadığı şokun ardından arkasını dönüp Selim beyle göz göze gelerek mutlu bir halde sahneye doğru yürürken kadın resmen nefret tohumlarıyla şarjörünü doldurup silahını ona doğru tuttu. Bakışlarından bahsediyorum ortada polisiye dizi tadında bir aksiyon yok yani...

    Burnu düşse yerden almaya bile tenezzül etmeyecek olan bu kadını şu halde gördüm ya başka bir şey istemem herhalde. Dikkatimi ondan alıp sahneye verdiğimde Selim bey en az Meral kadar mutlu bir ifadeyle bakıp "Bu gece sizler tarafından aldığım olumlu yorumların büyük bir bölümünü hak eden tasarımcımız fark ettiğiniz üzere ricamı kırmayıp İki Hayal Tek Bir Şişede adlı parfümümüzün tanıtımlarında da yer alan modellerimizden biriydi. Bu da demek oluyor ki birazdan canlı canlı da göreceğiniz bu eşi benzeri olmayan parfümün aynı kendisi gibi eşsiz bir güzelliğe sahip olan yaratıcı tasarımcısı aslında tüm gece zaten gözlerinizin önündeydi" dedikten sonra standın diğer tarafına geçip "Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki Meral Tekin bugünden sonra Atahan Kozmetik'in tasarım departmanının başına geçip yaratıcılıkta sınırları bir hayli aşan tasarımlarıyla üreteceğimiz tüm parfümlerimize bir nevi hayat vermeye de devam edecek. Kendisini tebrik eder ve aramıza katılmasından ötürü büyük bir mutluluk duyduğumuzu bilmesini isteriz" dedi. Bunları söylerken de yanındaki kadına yani Meral'e bir bakışı vardı ki insan gerçekten imreniyor. Aralarındaki aşkın ne denli büyük olduğu bu bakışlarda gizli. Meral şanslı bir kız...

    Sonrası da su gibi aktı gitti. Birlikte standın üzerindeki kadife örtüyü kaldırdılar ve bir yandan patlayan flaşlar bir yandan da salonda yankılanan alkışlar eşliğinde bu özel parfümü gün yüzüne çıkardılar. Hiçbir aksilik yaşanmadan gerçekleşen harika bir sunumdu. Selim bey ve Meral bir süre sonra sahneden inip tebrikleri kabul ederek ailelerinin yanına geçti. Nedenini o an anlayamadım ama Meral ve ailesi arasında çok duygusal bir an yaşandı. Acaba görüşmüyorlar mıydı? Meral'in yüzünü göremedim ama babasının kızına sarılırken ki ifadesi içimi acıttı sanki. Belki de aralarında bir sorun vardı ve bu gecenin vesilesiyle o sorun ortadan kalkmıştı. Umarım onlar açısından herşey yolundadır.

    Bu nedeni gecenin sonunda tesadüfen öğrenip büyük bir şok yaşayacağımı hiç tahmin etmemiştim
    Meğerse kızın derdi büyükmüş...

    Gecenin sonlarına doğru Selim beyin ailesi kalktı. Doktor ve kardeşi zar zor yürüyen dedelerinin kollarına girip yürümesine yardımcı olurken Selim beyin oğlu da amcasının yanından ayrılmayıp her ne söylüyorsa onun gülümsemesine neden oluyordu. Aralarının iyi olduğu belli. Güzel bir görüntüydü. Onların ardından bir süre Meral ve ailesini izledim. Birbirlerine çok düşkün oldukları o kadar belli ki. Bir an burulmadım dersem yalan olur. Benim bu hayatta bir tek annem var. O da tek başına İzmit de yaşıyor ama birkaç akrabamız da halen orada. İzmit de doğmuş orada büyümüş ve şimdi de küçük bir kafe işletiyor. Babam da yıllar önce vefat etti. Ben aslen Ankaralıyım. Kendimi bildim bileli orada yaşadık ama babamın ani ölümü annemi orada yaşayamaz hale getirdi. İzmit'e geri dönmek istedi. O bize bir düzen kurdu ama ben orada kalamadım. Yaşayamadım boğuldum sanki. İzmir'e geldim ki iyi ki de gelmişim çünkü bu vesileyle Elalar ile tanıştım. Tabi sonra da İstanbul'a geldim ve şimdi de burada bu güzellikleri yaşama şansını elde ettim. Burada olmak bir tesadüf mü yoksa kaderim de mi vardı bilmem ama şu an bana iyi gelen bir yerdeyim. Sanırım önemli olan da bu...

    Meral'in sürekli kapıya doğru bakıyor olmasından dolayı meraklandığımı gizleyemem. Bu merakta beni yanına sürükledi tabi. Ama yine aksiyon var gibi görünüyor çünkü şu Derya denen kadın bir anda Meral'in yanından sert adımlarla ona bir şey söyleyerek geçip gitti. Kızın da yüzü düştü. Masaya gelip ailesine selam verdikten sonra hemen Meral'e dönüp "Arkandan geçerken ne dedi o sana?" diye sordum.

    - Konuşmak istiyor
    - Sen istiyor musun?
    - Hayır ama bir yandan da ne derdi var öğrenmek istiyorum
    - O halde git ve öğren
    - Tamam gidiyorum. Selim geldiğinde beni sorarsa makyajımı tazelemeye gittiğimi söyle olur mu?
    - Peki söylerim

    Meral bir hayli huzursuz bir halde kadının ardından giderken içimden gelen sese kulak verip "Meral!" diye seslendim. Hemen sesime doğru döndü. O kadının karşısında güçsüz ve çaresiz durmasını istemedim. Meral ile birbirimize bakarken onu biraz yüreklendirerek "Karşısında tedirgin durma ve sana diş geçirmesine de izin verme. Şu an eli güçlü olan sensin bunu sakın unutma. Gerekirse resti çek herkes yerini bilsin" dedim. Kısacası baktın durum aleyhine işliyor sende şu Atahanların arkasından dalavere çevirerek serilerini yürütme işini vur yüzüne demek istedim. Bunu söylemem ona iyi gelmiş olacak ki o huzursuz halden hızla sıyrılıp bakışlarını toparlayarak "Teşekkür ederim" dedikten sonra salondan çıktı.

    Çıkış da o çıkış
    Ben kendime boşu boşuna laf olsun torba dolsun diye bela çekiciyim demiyorum
    Meral uzun süre geri dönmeyince merakıma yenilip yanına gidecek ve kendimi tam bir kaosun içinde bulacaktım
    Hem de ne kaos!
    Sanki bütün belalar bir araya gelmek için bugünü bulmuştu
    Bayan sağ kolu kendime düşman etmem yetmeyecekmiş gibi doktor ve kardeşinin arasında yaşanan sert tartışma sonrası geceyi hiç ummadığım bir yerde gözyaşları içinde geçirecektim
    Bu gece ki bu olayda hayatımın bir başka kırılma noktasıydı
    Çünkü bu sayede doktorun bambaşka bir yönüyle tanışıp ona insani olarak büyük bir güven duyacaktım
    Meral onun için Ahmet bey bir insanın sahip olup olabileceği en güvenilir yol arkadaşıdır derken haklıymış galiba

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz


    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  7. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960


    [​IMG]


    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Selim ile birlikte babamları araçlarına kadar geçirdik. Yeğenim Kaan'ın da uyku saati gelmişte geçmişti bile. Dedemiz deseniz bıraksak sabaha kadar yanımızda kalabilirdi ama maalesef ki artık sağlığı buna pek el vermiyor. Oldukça yaşlandı ve bu da hareketlerini kısıtladığı kadar yaşam kalitesinde de noksanlıklar yaratmaya başladı. Onu küçüklüğümden beri çok severim. Selim de sever. Birlikte babaannemizin ve dedemizin yanına gitmişliğimiz de yaz tatillerinde evlerinde kalmışlığımız da çoktur. Biz daha çok dede kültürüyle büyümüş evlatlarız. Hayat adına ne biliyorsak onun sayesindedir. Temelimizi oluşturan en önemli Atahan'ımızın şimdi bu şekilde elden ayaktan düşme noktasına gelmesi de eminim beni olduğu kadar kardeşimi de babamı da derinden etkiliyordur. Neyse ki bu hayat enerjisini yitirmeye yetmedi. Bana çokça takılır hatta demediğini de bırakmaz. Doktor kimliğimin verdiği yetkiyle etrafında pervane olmamdan dolayı da çok şikayetçi. Ama ben buna takılmıyorum çünkü nazını sadece bana geçirebildiği için böyle davrandığını düşünüyorum. Bir de kardeşimi geri kazanabilsem her şey çok daha iyi olacak. Aramızda yıllardır süregelen ve artık bahsi geçmediği içinde üstünü kapalı olarak tuttuğumuz bir gerginlik var. Bu sorunu aşmak istesem de o buna bir türlü yanaşmıyor. Hatta zorunlu haller haricinde beni görmezden gelmeyi tercih ediyor. Bende aramızdaki bu durumu artık doğal akışına bıraktım galiba...

    Ailelerimizin ardından Selim her zaman ki gibi yanımda bir dakika bile durmadan içeriye girdi. Keşke kalsaydı demeyeceğim çünkü muhtemelen yine tartışacak bir ortam yaratırdık. O içeriye geri döndükten sonra bende biraz hava almak için dışarıda kaldım. Yorgun bir halde boynumu esneterek rahatlatırken de terasta gözlerime inanmakta zorlandığım bir sahne yaşandığını fark ettim. Meral terasın demir korkuluklarına dayanmış Derya da ona oldukça yakın duruyordu. Tartıştıklarını düşünmek dahi istemiyorum ama neden bu halde olabileceklerine de uygun bir cevap bulamıyorum. Onları görür görmez koşarak içeriye girdim. Son derece hızlı olmaya çalışarak merdivenleri çıktıktan sonra da terastan içeriye adım atar atmaz "Derya!" diye seslendim. Gördüğüm şey yüzünden belki ses tonumu ayarlayamamış olabilirim ama gerçekten de aralarında bir sorun yaşanıyor gibiydi. Derya bu seslenişimle birlikte hemen geri çekilirken bir an Meral'in dengesini kaybederek onun kolunu tuttuğunu fark ettim ve telaşla yanlarına koştum. O sırada neyse ki Derya düşmeden önce Meral'i yakalamayı başardı.

    "İyi ki geldin Ahmet bende Meral'i bu halde bulunca ne yapacağımı bilemedim"

    Meral gözlerini kapatıp nefesini düzenlemeye çalışırken bir yandan da "İyiyim ben bir şeyim yok. Sadece aşağıya bakınca başım döndü" dedi ama ona inandığımı söyleyemeyeceğim. Meral'den gözlerini açıp tek bir noktaya bakmasını istedikten sonra Derya'yı buradan uzaklaştırmak içinde "Tansiyonu düşmüş olmalı. Bize biraz su getirir misin Derya" dedim. Şu an ne olduğunu bilmediğim için bu sahneye şahit olmasını istemedim. Eminim Meral de benimle aynı fikirdedir. Derya gider gitmez üzerimdeki montu Meral'in omuzlarına koyup "Hadi kalk Meral" diyerek onu doğrulttum. Bir yandan destek almak adına koluma girip bir yandan da bana telaş yapmamam için "Tamam gerçekten geçti. Sorun yok" demeye başladı.

    - Baş dönmen geçmiş olabilir ama hala donmaya devam ediyorsun. O yüzden de lafımı dinleyip hemen içeriye gidiyorsun
    - Siz burada olduğumuzu nasıl bildiniz?
    - Aşağıda biraz hava alıyordum. Terastan sarkan bir adet Meral bir adette Derya görünce koşup ne olduğuna bir bakayım dedim
    - Anladım. Ahmet bey sizinle konuşmamız gerek
    - Tamam konuşuruz ama sonra...
    - Sonra olmaz. Derya hanım bizi görmüş
    - Görmüş derken?
    - Ameliyat yönteminizi konuşmak için beni yemeğe çıkardığınızda gördüğünü zaten biliyorduk ama daha da kötüsü hastaneye sık sık gelişlerimi de orada gizli saklı buluşmamıza yormuş
    - Ne demek oluyor bu?
    - Bu beni Selim'e söylemekle tehdit ediyor demek oluyor
    - Derya böyle bir şey yapmaz. Sen yanlış anlamış olabilir misin?
    - Hayır çok net bir şekilde bana eğer onu destekleyici bir şekilde Selim ile konuşmazsam sizinle aramızda bir şeyler olduğunu Selim'e söylemekle tehdit etti. Ondan önce davranmamız lazım. Selim en doğru haliyle bizden duymalı
    - Selim ile konuşmanı neden istiyor?
    - Derya hanımdan istifasını vermesini istemiş
    - Neden?
    - İş anlamında güvenini sarsacak hareketlerde bulunduğu için olduğunu düşünüyorum. Bence haklı da...
    - Onu haklı bulmana ne sebep oldu?
    - Gerçekten öğrenmek istiyor musunuz?
    - Hayır ama bilmeliyim
    - Derya hanım Emir Saygıner'e serinin içeriğini satacak

    Uzun bir sessizlik oldu ve bu sessizliğin oluşmasına sebep olan da bendim. Duyduklarıma inanamadım daha doğrusu inanmak istemedim. Derya'yı çok uzun yıllardır tanıyorum ve ona böyle bir ihaneti konduramıyorum. Onun daha önce de Meral'e ikimiz adına imalarda bulunduğunu elbette biliyorum ama bu son duyduğum şey olmadı... İçimde ne var ne yoksa kırıp döktü masalar da havada uçuştu sanki. Gönlüm kırık aklımda hala bir yanlışlık olmalı derdinde olduğu için çaresizce bir çıkış yolu arıyor. O Selim ile birlikte aile şirketimizi ayakta tutabilmek için canını dişine taktı. Şimdi bunu yapmasına neden olabilecek ne olmuş olabilir ki? Aslına bakılacak olunursa sebep de önemli değil çünkü bunu yapmasını mazur gösterebilecek hiçbir şey olamaz. İtiraf etmeliyim ki bu ağır oldu. Çok ağır oldu...

    Duyduklarımı hazmetmeye çalışırken suskunluğum da devam etti ve Meral de az önce söylediği şeyi biraz daha açıklama gereği duyarak "Eylül o an ne anlama geldiğini bilmese de ikisini bunları konuşurken duymuş. Derya hanımın Atahanlarla çalıştığını öğrenince de şaşırıp bana duyduklarını anlattı. Emir bey içeriği getirmesi karşılığında Derya hanıma bir çek vermiş ve ikisi anlaşmış ama bunu şu an gerekmedikçe kimseye söylemeyeceğim. Hem zaten Selim de yollarını ayırma kararı almış daha fazla budaklandırmaya gerek yok ama yine de siz de bilin istedim. Ben yokken olur da Selim yine Derya hanıma karşı yumuşarsa onu bu konuda dikkat etmesi için uyarırsınız" dedi. Bu söylediği o kadar zor ki. Ben hala bunu nasıl yapabildin Derya kısmındayım. Henüz öğrendiklerimi hazmetme konusunda bir ilerleme kaydedememişken yine de yaşadığım şoku ustaca kapatmaya çalışarak tam "Bunu geç de olsa öğrenmem iyi oldu. Tam bana karşı bir şeyler hissettiğini düşündüğüm anda..." demiştim ki terasa girip bizi başbaşa konuşurken bulan kardeşimin beni yanlış anlayarak "Sana karşı bir şeyler hissettiğini düşündüğün anda ne oldu Ahmet? Meral'i bu gece kardeşinin kolunda görünce hayal kırıklığına mı uğradın?" demesiyle lafımı tamamlayamadan hızla ona doğru döndüm. Olamaz! Bunu Meral'e söylediğimi sanarak beni yanlış anladı! Hem de fena halde yanlış anladı. Kahretsin!

    [​IMG]

    - Selim yanlış anladın ortada sandığın gibi bir durum yok
    - Nasıl bir durum var peki? Ben gelmeden az önce Meral'e her ne diyorsan o sözünü tamamla da ortada ne varmış bende öğreneyim
    - O söylediklerimin Meral ile bir ilgisi yoktu. Bambaşka bir konu konuşuyorduk

    Bunu söylerken Meral'in kolumdan usulca çıktığını fark eden kardeşim bizi başbaşa görmesinin yanı sıra bir de kolkola olmamıza fazlaca kızdı ve sinirle bana doğru yaklaşıp "Neden seni sürekli Meral'in etrafında görüyorum Ahmet! Ne zaman arkamı dönsem seni onun yanında buluyorum. Neden!!!" diye bağırdı. Meral korkuya kapılıp ortamıza geçerken "Anlamadan hüküm vermeye kalkma! Sana yanlış anladığını söyledim bekle açıklayayım" dedim ve Selim de gözlerinden alevler çıkararak "Tamam açıkla bekliyorum!" dedi. Şu duruma düştüğüme gerçekten inanamıyorum ama öz eleştiri yapmam gerekirse buna zemin hazırlayan da ben oldum. Bu noktaya gelebileceğini nereden bilebilirdim ki...

    Meral endişe içinde bize ne olur yapmayın der gibi bakarken ona "Meral hadi sen içeriye gir artık" dedim ama kardeşim buna bile kızdığını bana bakışlarıyla çok net bir şekilde belli etti. Sanki sen kimsin de ona böyle bir şey söyleyebiliyorsun der gibi bakması canımı sıkmadı değil. Ancak bu umrumda bile değil çünkü bu kızın sağlığı benim için her şeyden önce gelir. Bu kadar stres yaşaması da bu kadar soğukken açık bir havada durması da benim risk olarak görebileceğim şeyler. Üzgünüm ama bu noktada Selim'in bana karşı olan tavırlarını yok saymak zorundayım. Meral bana doğru gitmek istemediğini belli edercesine başını sallarken Selim önce "Meral bizi biraz yalnız bırakır mısın?" dedi sonra da Meral'in "Hayır gitmek istemiyorum" demesiyle daha otoriter bir tavır takınarak "Meral içeriye gir! Lütfen" dedi. Ona öyle baktı ki Meral'in kalmak gibi bir lüksü yok gibiydi. O da hiç istemese de ısrarcı olamadan mecburen yanımızdan ayrılıp terastan çıktı.

    Sanırım benimde yıllardır olmasını beklediğim konuşma bu vesileyle artık gün yüzüne çıkacak
    Selim o kadar kızgın ki yıllardır içinde biriktirdiği bütün nefretini üzerime kusacak gibi görünüyor
    İşin garibi bunu yapmasını o kadar çok istiyorum ki!
    Sonunda onunla kozlarımızı paylaşıp tozlu raflar ardında kalan sorunlarımızı yok etmeyi o kadar çok istiyorum ki
    Görünen o ki bu gece bana bu imkanı verecek

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Meral uzun süre geri dönmeyince merakıma yenildim ve onu bulmak için salonun dört bir köşesini gezdim. Terasın yakınına geldiğimdeyse ileride bir hareketlilik vardı. Neler olduğunu anlamaya çalışırken de bu konuşmaya şahit oldum.

    - Ooo! Sanırım bana gerek kalmadan Selim sizi çoktan baş başa yakalamış bile
    - Gider misiniz lütfen! Hayatımı yeteri kadar zorlaştırıyorsunuz zaten!
    - Bakıyorum yine küstahlığı ele aldın. Benimle düzgünce konuşmayı öğreneceksin Meral yoksa ben sana öğretmesini bilirim
    - Hadi öğretin! Gerçekten nasıl öğreteceğinizi çok merak ediyorum. Hadi bekliyorum!
    - Şirkete geldiğin günden beri canımı çok fena sıkıyorsun Meral!

    Bizim bayan sağ kol kızgın bir halde Meral'in üzerine yürüyünce dayanamayıp "Biliyor musun Meral bu cilveli köstebekte bu salona ayak bastığından beri benim canımı çok fena sıkıyor. Neden böyle oldu acaba?" diyerek yanlarına gittim ve gitmem yetmiyormuş gibi bir de elimde tuttuğum şampanya kadehini "yanlışlıkla" şu Derya denen hatunun üzerine boca ettim. Artık kenara çekilmesinin vakti geldi diye düşünmüş olmalıyım. Böyle anlarda bedenim benden bağımsız hareket edip bu tarz "yanlışlıklar" yapabiliyor. Yani tamamen istemsizce yapılan bir hareketti bu...

    Kadın şaşkınlık içinde üstüne başına bakarken Meral'in şok dolu bakışlarına aldırmadan üzülmüş gibi davranarak "Aaa! Afedersin elimden kaydı "galiba" neyse canım üzülme zaten geceye cenaze levazımatçısı gibi simsiyah katıldığın için davetliler üzerindeki lekeyi fark etmeyecektir. Sen asıl referansına işlenmesi muhtemel olan diğer lekeni temizlemeye bak" deyiverdim. Ah bu çenem yok mu bu çenem... Kopsun diyeceğim sandın değil mi? Ne münasebet canım! Tabiki de bu ara sıra ayarı elden kaçan ama lafıda çoğunlukla gediğine oturtan çenem iyi ki var. Kadın mahvolan elbisesi için tasalanmayı bırakıp hemen bana doğru döndü. Ama ne dönüş! Sanırsın arenaya çıkmış iki kızgın boğayız ve birbirimize kırmızı bir bayrak sallıyoruz. Kafa kafaya gelmemiz an meselesi yani. Valla kollasın kendisini zira kafam oldukça sağlamdır. Fena üzerim dokunmaya teşebbüs edeni!

    Kadın Meral'i tamamen bırakıp bu seferde benim üzerime doğru yürüyerek "Sen kim olduğunu sanıyorsun da Derya Üstündağ ile böyle konuşmaya cesaret edebiliyorsun!" deyince gülmeden edemedim. Kendisinden Derya Üstündağ diye mi bahsediyor? Ah! Bütün ciddiyetim gitti görüyor musun? Burnumun dibine kadar girdiğinde gözlerimi kısarak "Ben Eylül Acar'ım da bence bu soruyu uzman bir görüş eşliğinde asıl sana sormak lazım. Belli ki burada kendisini üstün bir varlık gibi gören bir tek sen varsın. Bu hastalıklı bir durum biliyorsun değil mi? Gömleğinin kollarını arkandan bağlayıverirler haberin bile olmaz" dedim. Aaa aaa! Kızdı. Dişlerini sıkarak "Hadsiz!" derken bir saniye bile beklemeden yaptığı satışı kastederek "Kundakçı!" dedim ve hemen ardından da alaycı bir tavırla "Mecazı anlamda yani" demeyi de ihmal etmedim. Şu çalkalayıp çalkalayıp mantarı hızla çıkarılan şampanyalar gibi köpürdü kadın. Huyum kurusun iyi de çalkalarım. Sanırım bu konuşma sonrası benim Meral kadar narin bir kız olmadığımı da böyle lafların altında kalamayacağımı da anlamıştır. Anlamadıysa da ben bir ara hızlandırılmış olarak ona anlatırım. Kıpkırmızı olmuş bir yüzle bir Meral'e bir de bana bakıp elindeki su bardağını bir kenara bıraktı ve bana doğru dönüp tehditkar bir tavırla gözlerini kısarak "Bunu kenara yazdım Eylül Acar! Seninle yeniden karşılaşacağız ve inan bana bu karşılaşma hiç hoşuna gitmeyecek" dedikten sonra yanımızdan ayrıldı.

    [​IMG]

    Ooo ooo! Ateş olsan ne kadar yer yakardın? Neyse metrekare hesabını bir kenara bırakıp bahsettiği karşılaşmanın gerçekleştiği sırada bunu ona bizzat sorarım. Onun söyleyişiyle "Derya Üstündağ" yanımızdan giderken bana da arkasından "Su verenlerin çok olsun tatlım" diye seslenip getirdiği suyu da bir dikişte içmek kaldı tabi. O değil de fena ayar oldum ben bu bayan sağ kola yalan yok. Bunu da suyu içtikten sonra Meral'e dönüp "Taktım ben bu kadına elimden çekeceği var. Şansına tam da depresyonun eşiğinde olduğum döneme denk geldi. Allah yardımcısı olsun" diyerek belli ettim. Bunu söyledikten hemen sonrada Meral'in endişeli bakışlarını takip ederek terasa doğru baktım. Ne olduğunu anlayamadım ama doktor ve Selim beyde tartışıyor gibiydi. Meral ile birkaç adım yaklaşıp iki kardeşin konuşmasını izlerken "Onlara ne oldu?" diye sorduğumda tam Meral "Durum çok karışık ne sen sor ne de ben söyleyeyim" diyordu ki doktor hiç beklenmedik bir itirafa imza atıp kardeşine "Meral ile aramızda düşündüğün gibi ne bir aşk ne bir duygusal yakınlık hiçbir şey olmadı olamaz da çünkü ben sandığının aksine onu değil uzun zamandır Derya'yı seviyorum... Ona aşığım. Anladın mı şimdi?" diyerek bombayı patlattı. Hmm... Hepimiz anladık galiba.

    Bir itirafta da ben bulunayım mı?
    Aramızda kalacak ama... Kayıt dışı niteliği taşıyan bir itiraf bu
    Doktorun ağzından bunu duyduğum anda gözlerimin önünden bu gece ki karşılaşmalarımız geçip gitmeye başladı
    O uzun koridorda birbirimize bakarak yürüyüşümüz...
    Meral ile konuşurken aniden arkasını dönüp göz göze gelişimiz ve birbirimize temas etmemeye çalışarak geçip gidişimiz...
    Hepsi birer film şeridi gibi kırmızı alarm çala çala konvoy halinde ilerliyordu
    Bu neden oldu emin değilim ama söylediği şeyin benim üzerimde negatif bir etki bıraktığı kesindi

    Onların arasında da bizim aramızda da derin bir sessizlik oldu. Ne itirafmış arkadaş herkesi sus pus etti. Donuklaşan bakışlarımla iki kardeşi daha doğrusu doktoru izlerken kendime engel olamayıp buruk bir ses tonuyla da "Ooouv! Gecenin itirafı doktor beyden geldi" dedim. Garip bir andı. Meral ne düşüneceğini bilemez bir halde yan gözle bana bakıp "Ahmet beyle ilgili seni yönlendirmeye çalıştığım için özür dilerim. Ben sanmıştım ki..." dediğinde bize aracı olmaya çalıştığı için çok üzüldüğünü hissettim ve benim açımdan bir sorun olmadığını belli etmek için hafifçe tebessüm ederek "Sıkma canını Meral ben zaten kimseyle ilgili beklenti içine girecek durumda değilim. Benim hala kendi içimde çözmem gereken şeyler var. Bunu sende biliyorsun anlatmıştım" dedim. Bunu dedim ama o bana karşı çok mahçup oldu sanki... ama olmasın. Onun ne suçu var ki gönül bu nereye konacağını kestiremiyor işte. Baksana onca gül papatya menekşe varken gitmiş kaktüse konmuş. Bu saatten sonra saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok gibi görünüyor. Gönül bu gibi durumlarda o kaktüsün üzerindeki dikenler canını yakmadan laf dinlemiyor maalesef. Bir kaktüszede olarak söylüyorum ki umarım bu cesur yürek bu sevdayı en az hasarla atlatır.

    - Derya mı?
    - Evet Derya...
    - Ben sanmıştım ki...
    - Her ne sandıysan yanılmışsın Selim. Ben Meral'e asla düşündüğün anlamda bakmadım bakmayacağım da. En başından beri onun seni seninde onu sevdiğini bilmiyor muyum sanıyorsun? Ben Meral'e hayatımda değer verdiğim bir arkadaşım ve aynı zamanda da kardeşimin sevdiği kadın olarak yer verdim. İçini rahatlatacaksa söyleyeyim. İki dünya bir araya bile gelse biz Meral ile ağabey kardeş ilişkisinden öteye bir adım dahi gidemeyiz. Adım kadar eminim o da benimle aynı düşüncededir

    Onları dikkatle dinlerken bu söylediği şeyi takdir ederek "Ne kadar sakin ve net konuşuyor. Kardeşinin kızgın olduğunu bildiği için alttan alarak tansiyonu da düşürüyor. Bu iyi bir şey..." dedim. Yangına körükle giden insanların aksine yangına bir kova suyla gitmiş olması ne yalan söyleyeyim hoşuma gitti. Ta ki Selim bey "Neden bunca zaman aksini düşünmeme sebep olacak şekilde davrandın o zaman?" diyene kadar. Az önce takdir ettiğim adam kardeşine dik dik bakıp sert bir tonlamayla da "Kız diye! Bu bahaneyle sinirden küplere binip üstüme gel ve artık benimle yüzleş diye! Onca yıl biriktirdiğin tüm nefretini üzerime kus bağır çağır istersen yine vur ama şu anlamsız kinini artık bitir de hayatımıza devam edebilelim diye!" demez mi? Ne oluyor Allah aşkına? Bu beklenmedik çıkışla resmen şok oldum. Bunu ister istemez ifademe de yansıtıp kaşlarımı çatarak "Ne diyor bu ya! Ay nazar değdirdim yangına körükle gitmek bu olsa gerek. Resmen gözümüzün önünde elindeki suyla yangın çıkardı adam!" dedim ve konuşmanın devamını dinlemek için bakışlarımı Meral'in üzerinden çekip tekrardan onlara doğru döndürdüm. İkisi de çok sinirli gözüküyordu. Gerçekten de yılların öfkesi çıkıyor olmalı.

    - Anlamsız mı! Sen hala neye sebep olduğunun farkında değilsin değil mi? Üzerinden bunca yıl geçti ama bu süre içinde beni birazcık anlamaya çalışıp yaptığın şeyi de bir kere bile olsun sorgulamadın değil mi!
    - Biz seninle olaylara aynı pencerelerden bakmayı başaramıyoruz Selim! Ben doğru olanı yaptığımı biliyorum sen ise anlayamadığım bir şekilde aksini düşünüyorsun!
    - Anlamadın anlamayacaksın da çünkü sen annemiz için elinden geleni yapmıştın Ahmet!
    - Bunu biliyorsan bu öfke niye o zaman!
    - Bu öfke niye söyleyeyim de o profesyonel kimliğinin bakış açısını biraz genişlet! Sen elinden geleni yaptın ama ben annem için hiçbir şey yapamadım! Annemin ölümü içimde hep bir soru işareti hep bir acaba ile gömülü kaldı! Onun için çabalamama bile izin vermedin! Onun için elimden geleni yapmama ya da yapabilecek birini bulmaya çalışmama olanak tanımadın! Beni içimde acaba annemi zamanında kurtarmak için elimden bir şey gelebilir miydi sorularıyla yaşamaya mahkum ettin!

    [​IMG]

    - Annem böyle olmasını istedi Selim! Bilmenizi istemedi
    - Ne olursa olsun bana söylemeliydin! Ben olsaydım bu hakkını elinden almazdım. Bir oğul olarak görevlerini yapmana mani olmazdım
    - Özür dilerim!
    - Özrün bizi o günlere geri döndürmedi görüyor musun? Döndürmeyecekte! Hasta olduğundan bile haberdar olmadığım annem senin değil benim kollarımda öldü Ahmet ve sen bunun ne demek olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaksın!
    - Ne yapmamı istiyorsun peki?
    - Benden uzak dur Ahmet... Benden uzak dur!!!

    Selim bey son sözlerinin ardından sert adımlarla bize doğru yaklaşıp yanımızdan bir hışımla geçip giderken doktor da olduğu yerde kaldı. Bu konuşma ona epeyce ağır gelmişe benziyor. Meral de ondan pek farklı değil. Yüzünde öyle garip bir ifade var ki sanki duydukları onu yıkıp geçmiş gibi. Kazara dokunsam kırılacak dökülecek binbir parçaya ayrılacakmış gibi görünüyor. O neden bu kadar etkilendi acaba? Bir onun halini bir de terasın korkuluklarına tutunarak aşağıya doğru bakan doktoru izlerken ne düşünmem ya da ne yapmam gerektiğini bilemedim. Sadece Meral'in çok kötü bir halde olduğunu görüp zorlukla yutkunmaya başladığını fark edince kendisine gelsin diye kolunu tuttum ve hemen ardından da "Selim bey iyi görünmüyordu bence arkasından gitmelisin Meral" dedim. Sanki deminden beri buz kesmişti de bunu söylemem onu yavaş yavaş çözüyor gibiydi. Ağır hareketlerle bana doğru dönüp boş boş baktıktan sonra başını salladı ve yan gözle doktora bakıp "Güçlü durmaya çalışıyor ama aslında değil. Onunla kalır mısın?" dedi. Kim! Ben mi? Nasıl yani benim ne faydam dokunur ki ona? Onu tanımıyorum bile...

    Benden istediği şey sonrası gözlerimi kaçırıp bunun doğru olup olmayacağını düşündüm ama sonra bu düşünceleri başımdan savarak tekrardan Meral'e baktım. Gerçekten çok kötüydü ve gözleri dolmuş bir halde benden bir cevap vermemi bekliyordu. Uzatmanın bir manası olmadığını düşündüğüm için başımı tamam dermiş gibi sallayıp "Merak etme onu yalnız bırakmam" dediğimde Meral de ağlamaklı bir halde bana teşekkür ettikten sonra hemen Selim beyin ardından gitti. Yalnız bırakmam dedim ama onun için ne yapabilirim hiçbir fikrim yok. Garip bir hisle sırtı bana dönük olan adama baktıktan sonra gözlerimi üzerinden ayırmadan sessizce yanına doğru yaklaşmaya başladım. Elbet söyleyecek ufak tefek bir şeyler bulurum herhalde. En kötü ihtimalle büyük saçmalarım bu da zaten gülmesine neden olur. Belli bir mesafede durduktan sonra dudaklarımı kemirerek beklemeye başladım. Kendisini iyi hissetmesini sağlayacak o sihirli sözleri bir türlü bulup çıkaramıyorum ve bu da canımı sıkıyor. O sırada esen rüzgar bana ilham verecek bir esiş yaparak o rahatlamama neden olan ve bende güzel hisler uyandıran parfümü gönderdi bana...

    "Hayat sevdikleriyle sınarmış insanları...
    Ne kadar dayanıklısınız ne kadar bağlısınız test etmek istermiş
    Görmek istermiş sunacağı güzellikleri hak edip etmediğinizi
    Her şeye rağmen hala bir umut taşıyorsanız ve aranızdaki o bağa sıkı sıkıya tutunuyorsanız da sizinle uğraşmaktan vazgeçip rahat bırakırmış

    Bence iki kardeş olarak yaptığınız bu konuşma ve şu an ki üzgün halleriniz o bağın hala sağlam olduğuna işaret ediyor
    Benden uzak dur demesi de sakın yıldırmasın seni çünkü bunca zamandan sonra birbirinizi yok saymayıp açılabildiğinize göre sizin içinde hala umut var demektir
    Aslında kızmadı da sana...
    Anla beni diye haykırdı
    Acı çektim hala daha çekiyorum ve ne yaparsam yapayım yok olmuyor demek istedi
    Belki de bunu sana şimdi söylüyorum çünkü bu duyguyu tek başıma nasıl yok ederim bilmiyorum demeye çalıştı
    Yardım et demek istedi belki de..."

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Terasın demirlerini sıkıca tutup kardeşimin gidişini üzgün bir halde izlerken bu sözleri işittim. Kalbimde sıradışı bir hareketlenme olduğunu gizleyemem. Bu seçilen kelimelerden mi kaynaklandı yoksa kulağıma ulaşan sesin o hoş tınısından mı kaynaklandı bilmiyorum ama her neyse bende bir karşılığı olduğu açıktı. Bu sözlerin üzerimde yarattığı etkiyle arkamda kimin olduğunu anlamak için döndüğümde ise sorularım cevap buldu çünkü tam karşımda onun olduğunu gördüm. Yani Eylül'ün. Onu beklemediğim bir anda görmenin şaşkınlığıyla o güzel yüzüne uzun uzun bakarken aklımdan geçen tek şey "Sesi de güzelmiş" oldu. Evet onca şeyden sonra aklıma ilk düşen şey bu oldu.

    [​IMG]

    Eylül ise bu düşüncelerimden habersiz huzursuz ama bir o kadar da duru bir tavırla kardeşimi kastederek "Üzülme... Sadece haklı olduğunu düşünsen bile onun da neden böyle hissettiğini anlamaya çalış" dedikten sonra cam gibi parlayan gözleriyle gözlerime bakarak "Her zaman tek bir doğru yoktur be doktor... Senin doğrunla bir başkasının doğrusu aynı noktada birleşmez bazen. Bir fotoğraf görmüştüm. Yerde bir rakam yazılıydı. İki adamda karşılıklı durmuş ona doğru bakıyordu. Düşün bir kere sen o yerde yazan rakamın altı olduğuna bu kadar eminken o da dokuz olduğuna bir o kadar eminken hanginiz haklı çıkabilir ki bu durumdan... Çıkamazsınız. Karşınızdakinin inadını neden kırmadığını ya da neden düşüncesini bu kadar körü körüne savunduğunu anlamak için o yerdeki rakama bulunduğunuz noktadan çıkıp bir kez de birbirinizin yerinden bakmanız gerekir. Kendi gözlerinizle değil onun gözleriyle görmeniz lazım bazen de..." dedi. Hiçbir şey söyleyemeden birkaç adım yanına yaklaştım ve söylediklerini düşünerek ona hayranlıkla bakıp "Empati yap diyorsun yani" dedim. Tebessüm eder gibi oldu ve görmemem içinde başını başka yöne çevirip "Çok uzattın tek kelimeyle de anlatabilirdin diyorsun yani" dedi. Her hareketini dikkatle inceleyip "Ama itiraf etmeliyim ki o zaman bu kadar etkileyici olmazdı" dediğimde gözlerimiz tekrardan buluştu.

    Böyle olunca da tekrardan ciddileşip sözlerine "Meral ile ilgili olan sorun netliğin sayesinde çözülmüşe benziyor ama annenizle ilgili olan konuda biraz çabalamalısın. Hatta gözünü korkutmak istemem ama çok fazla çabalaman gerektiğini de söylemem gerek. Kardeşinin tarafından bakmayı öğrenip onu anlamaya çalışman lazım. En önemlisi de onu anlamaya gönüllü olman lazım" diyerek devam etti. Derin bi nefes alırken başım ister istemez eğildi ve o anla beraber hiç düşünmeden "Ona aynı şeyi tekrardan yaşatabilirim" dedim. Bunu dememem gerekiyordu. Doğal olarak bakışlarında bir değişim oldu ve bana neden böyle söylediğimi sordu. Söyleyemem ki. Bu sorusunu cevaplamadan birkaç saniye sessiz kalıp sonra da "Aramızdaki sorunu çözmek için elimden geleni yapacağım. Başarabilmem için dua eder misin? Bu benim için çok önemli" dedim. Bakışlarımdan bir mana çıkarmaya çalışsa da bunu başaramamış olacak ki kaşları düşünceli olduğunu belli edercesine çatıldı.

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    "Neden benim dua etmem bu kadar önemli?"

    Bu kadar önemli bir konuda neden benden medet umuyor ki? Beni tanımıyor bile... Sorumu yanıtlamasını beklerken doktor dudağını hoş bir tavırla büzüp "Uğurun olduğuna inanmak istiyorum diyelim" dedi. Söylediklerini düşünüp şaşırarak bakarken "Edecek misin?" diye sorunca kısılan gözlerimi bir iç çekerek normalleştirip "Kendini iyi hissetmene neden olacaksa... Evet ederim. Hem de tüm kalbimle ederim" dedim. Bunu söylememin ardından aramızdaki masafeyi belli bir düzeyde tutan o son birkaç adımı da atıp tam önümde durdu. Normalde bu hareket sonrası onu biraz geri itip "Hop! Ağır ol bakalım" demem gerekiyordu ama nedense bunu yapamadım. Belki de bakışlarındaki samimiyetten dolayı bir tehdit hissetmediğim içindir.

    Gözlerimiz birbirimizin gözlerinde özgürce gezinirken çok etkileyici bir ses tonuyla "Güzel olan sadece yüzün gülüşün sesin ya da yürüyüşün değilmiş" dedikten sonra ne demek istediğini anlayamamış gibi bakmam üzerine tebessüm edip sözlerine devam etti ve işaret parmağıyla kalbimin üzerine bir iki yumuşak dokunuş yapıp "Korumaya al onu... İncinmesine kirletilmesine yıpratılmasına izin verme... Camdan bir fanustaymış gibi sakla her türlü kötülükten... Yerini de kimseye söyleme... Bırak sadece içindeki güzelliği gerçekten fark edebilen bulup açsın kapılarını... O zaman da kulağına fısıldanan sözlere güven ki değer bulacağı gönüllerde atmaya devam edip hak ettiği güzellikleri yaşasın" dedi. Elini geri çekerken hala birbirimize bakıyorduk. Kahretsin! Etkilendim galiba.

    [​IMG]
    Engellemeyi başaramadığım bir şekilde gülümsememi sağlayan bu hareket sonrası bakışlarını benden alarak başka yöne çevirdi
    Hakkını vermek gerekir ki birine kalbinin güzel olduğunu belirtmek için oldukça hoş bir yoldu
    Yapma bunu doktor!
    Şimdi yapma...

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz


    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları


     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  8. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960

    [​IMG]

    "Korumaya al onu...
    İncinmesine kirletilmesine yıpratılmasına izin verme...
    Camdan bir fanustaymış gibi sakla her türlü kötülükten...
    Yerini de kimseye söyleme...
    Bırak sadece içindeki güzelliği gerçekten fark edebilen bulup açsın kapılarını...
    O zaman da kulağına fısıldanan sözlere güven ki değer bulacağı gönüllerde atmaya devam edip hak ettiği güzellikleri yaşasın"

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Doktorun sarf ettiği bu hoş sözlerin etkisinden çıkmayı bir türlü başaramadım. Seçtiği kelimeleri ve onları özenle yan yana dizişini düşündükçe yüzümdeki gülümseme de iyice derinleşmeye başladı. Ancak bu gülüş fazla uzun sürmedi çünkü doktor başını diğer tarafa çevirdikten sonra kaşlarını çatarak aşağıya doğru bakmaya başladı. Ne olduğunu anlamak için yanına gidip aşağıya baktığımda Selim bey gidiyor Meral de donup kalmış gibi hiç kıpırdamadan ardından bakıyordu. Neden gitmesine izin verdi ki?

    - Ne olmuş olabilir? Hey doktor!
    - Bilmiyorum ama Meral ile ben ilgilenirim. Sen içeriye geçip durumu idare et Eylül
    - Hayır bende geleceğim
    - Kalsan daha iyi olur

    "Ama..." dememe kalmadan hızla terastan çıkınca bende Meral'e bir kez daha baktım. Ters bir durum olduğu ortadaydı. Hiç düşünmeden eteklerimi toparlayarak "Hey bekle!" diye seslenip doktorun ardından terastan çıktım. Koridordan hızla geçip merdivenleri de aynı serilikle indikten sonra neyse ki doktora yetişmeyi başardım. İkimizde koşar adım Meral'e doğru yürüdükten sonra onda bir tuhaflık olduğunu anladık. Hareketsiz mankenler gibiydi. Hala Selim beyin gittiği yola doğru bakıyordu ve gözleri de dolu dolu olmuştu. Şoka girdi herhalde. Doktor hemen önüne geçip kendisine bakması için çenesinden tuttu. Meral de sanki kendisinde değilmiş gibi donuk bir ifadeyle "Gitti... Konuşamadık. Ona veda edemedim" dedi. Veda mı? Neden Selim beye veda edecek ki? Çok daha ilginci doktorda aynı Meral gibi hüzünlendi. Ne oluyor Allah aşkına! Biri bana şu vedanın nedenini tez elden açıklasın lütfen...

    Neler döndüğünü anlamaya çalışarak ikisini izlerken doktor sessizce "Bunu bir veda olarak düşünme. Tekrardan bir araya gelmeniz için elimden geleni yapacağım. Selim'i yeniden görmeni sağlayacağım Meral. Güven bana" dedi. Kafam o kadar karıştı ki toparlayabilene aşk olsun! İki dakika önce Selim beyle boğaz boğaza gelmek üzere olan adam şimdi sanki araları güllük gülistanlıkmış gibi Meral ve kardeşini bir araya getirebileceğini mi iddia ediyor yani? Bunu nasıl yapacak gerçekten çok merak ettim. Gerçi bunu dememe kalmadan artık her ne olduysa doktor bir anda telaşlanıp "Hey hey sakin ol!" diyerek Meral'i düşmeden önce yakaladı. Bayıldı mı o?

    Meral'i saniyeler içinde doktorun kollarına yığılmış bir halde görünce paniğe kapılıp "Ne oldu ona... Neden bayıldı? Söylesene!" diye sormaya başladım ama o bana bir cevap vermek yerine ceketinin cebinden çıkardığı araba anahtarlarını elime tutuşturur gibi verip "Soru sorma sadece arabamı buraya getir. Acele et!" dedi. Yüzündeki endişeyi görünce sesimi çıkaramadan başımı sallayıp koşarak arabaların bulunduğu yere gittim. Elimde telaştan tir tir titriyordu. Anahtarı arabaların üzerine doğru tutup doktorun arabasının hangisi olduğunu anlamak için farlarının yanmasını beklerken neyse ki ikinci basışımda arabası "Buradayım!" dercesine bana bir sinyal gönderdi. Hızla koşup arabaya bindikten sonra da aracı büyük bir telaşla Meral'i kucaklayıp bana doğru yaklaşmaya başlayan doktorun yanına çektim. Dışarıya çıkıp kapıyı açtığımda Meral'i başına dikkat ederek koltuğa yatırdı ve diğer tarafa geçip bana da "Arabayı sen kullan" dedi. İyi de ben buraların yabancısıyım onu ne yapacağız?

    - Bence sen kullanmalısın çünkü ben İstanbul'a daha yeni geldim. Yol bilmez iz bilmez sözü tam da benim için biçilmiş kaftan yani
    - Ben sana tarif ederim. Hadi Eylül!

    Paldır küldür arabaya geçip iki ayağım bir pabuca girmiş bir şekilde aracı çalıştırdıktan sonra mekanın açık otoparkından çıktım ama bir gözümde dikiz aynasından arka tarafa kaydı. Doktor doktorluğunun hakkını verecek ölçüde Meral ile ilgileniyor bir yandan da bana yol tarifi yapıyordu. Hızlı ama bir yandan da temkinli bir şekilde basmış gaza giderken Meral gözlerini aralayıp bir şeyler söylemeye başladı. Fısıltı şeklinde olduğu için ne dediğini istesem de anlayamadım. Meraklanarak "Ne diyor?" diye sorduğumda dikiz aynasından göz göze geldiğim doktorda üzgün bir ifadeyle "Selim'i sayıklıyor" dedi. Anlık bir şekilde arkamı dönüp Meral'e baktıktan sonra "Tamam o zaman hadi kardeşini arayıp haber ver ne duruyorsun?" dediğimde sessizlik oldu. Aynadan arka koltuğa baktığımda o da tereddütte kalmış gibi Meral'e bakıyordu. Ne oluyor bir anlasam! Tamam belki bir gerginlik yaşandı ve Selim bey gitti ama arayıp da Meral'i hastaneye götürüyoruz gel desek hayır gelemem diyecek hali yok. Hatta telefonu kapatmadan o merakla çoktan hastaneye varmış bile olur ama neden hala arayıp aramamakta ikilem yaşıyor bunu bir türlü anlayamadım.

    - Hey doktor!
    - Olmaz arayamam
    - Neden arayamazmışsın?
    - Yani telaşlandırmaya gerek yok anlamında söyledim. Sonuçta basit bir bayılma gibi görünüyor. Sen düz devam et sonra da ışıklardan sağa gir
    - Tamam gireriz de bu giz niye?
    - Giz falan yok
    - Nasıl yok? Birincisi neden Meral sanki bir daha hiç görüşemeyeceklermiş gibi Selim beye veda edemediğinden bahsetti? İkincisi neden sonrasında bayıldı ve hala ayılmadı? Üçüncüsü neden kimseye özellikle de Selim beye haber veremiyoruz? Dördüncüsü neden tekrardan bir araya gelmeleri için elinden geleni yapıp Selim beyi görmesini sağlayacağını söyledin? Beşincisi ve de en önemlisi nereden girecektim ben!!!
    - Sağdan!
    - Tamam tamam hallettim! Altıncısı...
    - Eylül sakinleşir misin lütfen!
    - Yapamıyorum! Bu kız bugün gözlerimin önünde bembeyaz bir suratla dengesini kaybedip yere kapaklanıyordu ve şimdi de kendisinde değil! Ona ne olduğunu bilmek istiyorum
    - Ne zaman oldu bu?
    - Makyajdan önce maske uygulaması yapılmıştı. O sırada Meral dinlenirken sızıp kaldı. Seslendim ama bir türlü cevap vermedi. En sonunda sarsarak uyandırdığımda kötü görünüyordu. Ayağa kalkar kalkmaz da gözü kararmış gibi sendeledi. Zor tuttular...
    - Bana hiç bahsetmedi
    - Bu kızın neyi var doktor?
    - Eylül bağırmasan mı acaba?
    - Bağırıyor muyum ben?
    - Evet!
    - Telaşlı olduğumda ses tonumu ayarlayamamak gibi saçma sapan bir reaksiyon verebiliyorum
    - Ne hoş!
    - Hoş mu? Neden hala gelmedik şu hastaneye!
    - Geldik ya Eylül düz git direkt acilden giriş yap
    - Acil girişi neresi?
    - İlerde kocaman "ACİL" yazan kırmızı bir tabela var görmüyor musun?
    - Gözlerimde astigmat var benim gece görüşümde pek iyi değil tamam mı!
    - Ve bunu bana şimdi mi söylüyorsun? Dikkat et!
    - Hey hey tırsma hemen o aracı bende gördüm o kadar da değil! Ayrıca ben sana sen kullan demiştim dinleseydin
    - Bana çift dikiş gördüğünden bahsetmemiştin
    - Sorsaydın
    - Haklısın şu durumdayken sağlık raporunu istemeliydim

    Ukalalığı iyice ele alan doktor beye sert bir bakış atıp sonra da dediği gibi acilden giriş yaptım. Araba durur durmaz dışarıya fırladı ve tok bir sesle "Sedye getirin!" diye bağırıp yeniden arabanın içine eğildi. Meral'i son derece dikkatli bir şekilde çıkardıktan sonra da gelen sedyeye yatırdı. Tabi o sırada beni de unutmadı. Bir yandan onlarla gidip bir yandan da bana "Eylül sen eve git arabam da sende kalsın. Ben yarın erken bir saatte gelir alırım" dedi. Haaah! Gideceğimi falan düşünüyor herhalde. Eğer öyleyse çok yanılıyor çünkü huyum kurusun pek de laf dinler bir kişilik değilimdir. Hatta bana bir kez daha kazara "Git" desin hastanenin önüne kazık çakarım o da her sabah ayağımın üstünden zıp zıp atlayarak içeriye geçmek zorunda kalır o kadar diyorum yani! Meral'i apar topar götürüşlerini izledikten sonra arabayı uygun bir yere park edip tabiki de doğama uyum sağlamak adına laf dinlemeyerek peşlerinden gittim. Ancak acile ayak bastığım anla beraber işin ciddiyetini de daha çok hissetmeye başladım çünkü basit bir bayılma olarak söylenen şey hiç de öyle değil gibiydi. Doktorun muayene sırasında yüzünün aldığı ciddiyeti ve gözlerine yansıyan endişeyi çok net gördüm. O "şakacı" adamdan eser yoktu diyebilirim.

    Bir süre sonra madem bana ne olduğunu söylemiyor bende gidip kendim öğrenirim diyerek nereye giderlerse gitsinler peşlerine takıldım. Ama bu noktada bir aksilik oldu. Uzaktan uzağa neler olduğunu anlamaya çalışırken kahretsin ki doktor gitmediğimi ve hala hastanede olduğumu fark etti. İşte o anla birlikte onun beni eve gönderme benim de orada Meral ile kalmak isteme çabalarım start verdi. Biraz inatlaştık tabi. En kötüsü de yanlış anlamadıysam eğer hastanede ufak çaplı bir sıkı yönetimde başlattı. Meral'in neyi olduğunu kime sorsam doktoru açıklama yapacak deyip beni başından savdı. Doktor desen bıçağın bile açamadığı o mübarek ağzını ancak "Hadi evine Eylül" konseptli çıkışlarında açıyor.

    Hadi bunlar neyse de yanına gelen diğer doktorla da arasında beni korkutmaya başlayan diyaloglar yaşanmaya başladı. Anladığım kadarıyla Meral'in durumundaki bir hastanın gözlem altında tutulması gerekiyormuş. Tabi onun durumundaki bir hastanın derken bundan ne mana çıkarmalıydım pek emin olamadım. Olduğum yerde dikilmiş onlara doğru bakarken doktor suratı sirke satar bir halde yanıma geldi. Ancak bu defa taktik değiştirip konuya biraz daha kibar bir üslupla giriş yaptı.

    - Eylül endişe etmene gerek yok. Lütfen artık evine dön
    - Orada dur bakalım! Bir sorun olduğu açık ve ben bunun ne olduğunu öğrenmek istiyorum
    - Bak Meral gayet iyi sadece biraz sarsılmış ve bedenen zayıf düşmüş. Tedbir amaçlı olarakta onu bu gece gözlem altında tutmayı düşünüyorum. Ben bütün gece buradayım zaten seninde kalmana gerek yok
    - Bu kızın neden burada kaldığına dair gerçek gerekçen ne doktor?
    [​IMG]
    - Tedbir amaçlı dedim ya
    - Tamam öyle dedin ama ben "gerçek" nedeni soruyorum
    - Eylül!
    - Doktor!
    - Titizlikte çığır açmış bir doktorum ve onu buradan göndermeden önce hiçbir sağlık sorunu olmadığına ikna olmak istiyorum. Tamam mı?
    - Sana güvenebilir miyim?

    Al işte! Şu şaibeli bakışı bile hayır bana güvenme diyor sanki. Ellerimi belime koyduğumda gözlerime dikkatle bakarak "Güvenebilirsin" dedikten sonra üzerime de şöyle bir bakıp "Bence gerçekten gitsen iyi olur çünkü kıyafetinle sen burası için fazla gösterişlisiniz ve işe bak ki magazinel açıdan oldukça aktif bir hastaneyiz. Bir saate kalmaz tüm hastanece tanınıp parmakla gösterilmeye başlanabilirsin" dedi. Elbiseme bakıyorum da gerçekten de burası için biraz fazlayım. Kırmızı kırmızı alev alev yanıyorum resmen. Aslında onun lafını dinleyip tıpış tıpış eve gitmiş gibi de gözükmek istemiyorum ama durumum da ortada. Başımı dikleştirip "Tamam ama üzerimi değiştirip tekrar geleceğim" dediğimde doktorda beni yavaşça ilerleterek "Gelirsin gelirsin" demeye başladı. Bir de kulağımdan tutsaydı tam olacaktı. Bu adam gerçekten tepemi attırıyor!

    "Ahmet bir bakar mısın?"

    Sesle beraber arkamızı döndüğümüzde doktor kendisini çağıran arkadaşına hemen geldiğini söyleyip bana da altını çize çize "Yarın görüşürüz" dedi. Beni sınıyor herhalde ama her denemesinde mayına basıyor haberi yok. O böyle yapınca bende bir şeylerin altını çizeyim dedim ve ona dik dik bakarak "Bana emrivaki yapma çünkü bu tavırlar bana işlemez. Yarım saat bilemedin kırk dakikaya görüşürüz!" dedim. Yüzüme karşı kendisine hakim olamamış gibi gülüp arkasını döndü ama tam uzaklaşırken de aniden durdu. Gidip gitmediğimi kontrol edecek herhalde diye düşünüp ters bir bakışla ellerimi belime koyarken de bana doğru dönüp kabul etmeliyim ki oldukça hoş bir gülümsemeyle "Bu arada tanıştığımıza sevindim Eylül. Umarım hisler karşılıklıdır" dedi. Ellerimi belimden yavaşça indirirken tebessümünü saklama gereği duymadan önüne dönüp uzaklaştı.

    Bu arada tanıştığımıza mı dedi o? Ooo! Doğru ya onunla daha bugün tanıştık. Hatta bugün bile değil saatler önce tanıştık. Şaşırmam doğal çünkü birkaç görüşmede yaşanabilecek olayları sıkıştırılmış program halinde tek bir günde yaşamış olduk. Onunla tanıştım dertleştim iş birliği yaptım bir de üstüne tartıştım eee birkaç saat daha kalırsam kesin birer kahve içip boğaz boğaza da geliriz daha ne olsun? Ardından baktığım sırada onu az önce kendisine seslenen doktor arkadaşıyla birlikte odaya girerken gördüm. Kapı açık olduğu için bulunduğum yerden bizim doktor beyin bilgisayar başına geçtiğini rahatça görebiliyordum. Meral'in sonuçları mı çıktı acaba? Şimdi gidip sorsam beni diğer doktorun yanında "Sen hala gitmedin mi?" diyerek madara eder. Eee bende boynumu bükmem tabi... Benimde kafam atar "Hastane giriş çıkışlarında senden izin kağıdı mı alacağım?" derim hep birlikte rezil kepaze oluruz.

    Şansımı daha fazla zorlamadan koridorda ağır adımlarla yürümeye başladım. Bir yandan da Meral'e ne olmuş olabileceğini düşünüyordum ama asansörü çağırdığım esnada koridorda bir hareketlenme oldu. O yöne baktığımda doktor ve arkadaşı da odada görünmüyordu. Gelen asansörün kapısını açmasını umursamadan sese doğru gittim. Çok şükür Meral ile ilgili bir durum değildi ama solunum zorluğu yaşayan bir hasta oldukça zorlu anlar yaşıyordu. Neyse ki başka doktorlar hemen müdahale etmeye başlamıştı. Tanımıyor olsam da o her kimse iyi olup olmadığından emin olmak için kapının önünde bekledim. O sırada da kulağıma beni endişelendirecek bazı şeyler gelmeye başladı. Duyduklarım hiç de hoş şeyler değildi. Anladığım ve de kapı ucundan gördüğüm kadarıyla bizim doktor ve arkadaşı bir tomografi filmini inceliyorlardı. Başta birçok tıbbi terim kullanıp beni afallattılar ama sonrası gayet anlaşılırdı.

    - Ahmet bak yaşatma olasılığının zorluğunu da geçtim. Sen bu tümörü hastada hiçbir kalıcı hasar bırakmadan çıkarabileceğine inanacak kadar iyi niyetli misin gerçekten?
    - Olumluya odaklanan biri olduğumu bilirsin. Başarının ilk şartı inanmaktan geçer
    - İnancına saygım sonsuz ama gerçekçi olmak gerekirse bu hastanın o masadan kalkması bile imkansız
    - Biz doktorlar imkansızı mümkünleştirmek için varız unutma
    - O halde acele etmelisin çünkü bu tümöre bir an önce müdahale edilmesi gerekiyor gibi görünüyor
    - O süreci başlattık. Ameliyatı çok kısa bir süre içinde gerçekleştirmeyi planlıyorum
    - Bu durumdaki bir hastayı yaşatmayı başarırsan kariyerinde altın bir çağ başlatabilirsin
    - Kariyerim umurumda bile değil. Bu kız yaşamak zorunda...
    - Onu tanıyor musun?
    - Evet tanıyorum. O kardeşimin geleceği...

    Duyduklarımı algılamakta daha doğrusu kabullenebilmekte güçlük yaşadığımı söylemek zorundayım. Lütfen biri çıkıpta bana Eylül bu konuşmayı tamamen yanlış anlamışsın git biraz uyu kendine gel malum yerininde üstünü örtmeyi sakın unutma desin. Bizim doktor bahsi geçen hasta için kardeşimin geleceği dedi öyle değil mi? Yani Selim beyin... Onun geleceği olduğu söylenen kız da otomatikman Meral oluyor o zaman. Aman Allah'ım! Mümkün kılınması gereken o imkansız durum başarıya ulaşmazsa Meral ölecek yani. Şu an ilk defa o car car işleyen çenemin sonsuza dek kapandığını hissediyorum. Dil tutulması denen şey bu olmalı. Kendimi o kadar kötü hissediyorum ki sanki o ikisi ailemden biri hakkında konuşuyormuş gibi sarsıldım. Bu kadar kısa bir zamanda meğerse ne çok benimsemişim Meral'i....

    Duyduklarımın şokuyla geri geri giderken doktorun radarına hemen yakalandım. Gitmediğim gibi bu konuşmaya da şahit olduğum için çok rahatsız olduğu açıktı. Yerinden kalkıp yanıma doğru gelirken bende geri geri gitmeye devam edip oradan daha hızla uzaklaşmak için arkamı döndüm. Açık havaya çıkıp derin bir nefes almam lazım yoksa halim gerçekten haraptı. Arkamı döndüm ama doktor hızıma yetişip kolumdan yakalayarak beni seri bir şekilde kenara çekti. Eğer bu normal bir an olsaydı beni kenara çekme teşebbüsü çok ağır bir karşılıkla sonlanabilirdi ama şimdi ben Eylül olmaktan çıktım gibi hissediyorum. Tek düşündüğüm şey bana az önce duyduklarımla ilgili doğru düzgün bir açıklama yapılması.

    Beni kendisine doğru döndürdükten sonra korkulu gözlerime dikkatle bakarak "Ne zamandır buradasın?" diye sorunca ne diyeceğimi bilemedim. Benim gibi bir kızın küçük dilini yutmasına yetecek kadardır buradayım işte. Endişesi benim ne yapacağını bilemez gibi bakan gözlerimle buluşurken aklımdan da diğer doktorun söylediği sözler geçmeye başladı. Tümör dedi öyle değil mi? Masadan kalkamaz da dedi. Kalksa bile kalıcı bir hasar oluşabileceğini ima etti. Bu nasıl olur aklım almıyor. Hele ki Meral'in bu durum karşısında nasıl ayakta kaldığını hiç anlayamıyorum. O çok tatlı ve çok masum bir kız. Hem de çok aşık... Nasıl başa çıkacaklar bu durumla hiç bilmiyorum. Donuk bir ifadeyle duyduklarımı sindirmeye çalışırken doktorun benden bir şeyler söylememi istediğini duyunca hiç düşünmeden "Meral'i... Onu kurtarabilir misin gerçekten?" diye sordum. Bu sorumun ardından gelen o "Bilmiyorum" bakışı herhalde hafızamdan hiç silinmeyecek. Ona dikkatle bakıp bana iyi bir şeyler söylemesini umarken o da birkaç saniye sessiz kalıp sonra da kendisine oldukça güvenen bir tavırla "Kurtarabileceğime inanıyorum" dedi. Bunu söylediğinde birbirimize bakıp kaldık. Sanırım inancının gücünü gözlerinden okumak istedim. Evet inancı tam ama görünen o ki şartlar elverişsiz...

    [​IMG]

    Off! Bu hastaneden Meral'i görmeden gitmek istemiyorum. Bu kadar zor bir durumdayken kendisini yalnız hissetmemeli. Onunla konuşmak ve taşıdığı bu ağır yükü yanında olduğumu söyleyerek hafifletmek istiyorum. Doktor da eğer canı kıymetliyse sakın bana karşı çıkmasın yoksa o kıymetli canına fena okurum! Öğrendiklerimden sonra etrafa bakarken soğukkanlılığımı zor da olsa korumaya çalışarak "Bana şu halimden kurtulmak için uygun bir kıyafet lazım. Böyle hasta ziyaretine değilde birazdan doktorlar gecesinde Türk Sanat Müziği icra etmek için sahneye çıkacakmışım gibi duruyorum. Var mı bana göre bir şeyler?" diye sordum. Boş boş bakmaya başladı. Sanki çok garip bir şey sormuşum gibi ne diye şaşırıyorsa! Dolmasını engellemeye çalıştığım gözlerimi kısarak "Ne bakıyorsun öyle? Sen demedin mi magazinel anlamda bir hayli aktif bir hastaneyiz bir saate kalmaz manşetten giriş yaparsın diye! Eğer bunun olmasını istemiyorsan koş bana bir tane 36 beden hastabakıcı kıyafeti bul" dediğimde bana şöyle bir bakıp siniri bozulmuş gibi tebessüm etmeye başladı. Hayır yani gülmenin sırası mı şimdi? Tabi ki değil! Deli bu adam!

    Gitmeyeceğimi anlayıp beni bileğimden tutarak "Gel benimle inatçı keçi!" deyince bende ne diyor bu diye düşünsem de yine de bileğimi kurtarmaya çalışıp bir yandan da "Keçi sensin düzgün konuş benimle valla doktor demem yuttururum o yaka kartını sana!" demeye başladım. Pek ciddiye de alınmadım galiba. Beni kendisiyle aynı hızda yürütmeye çalışırken bir yandan da tek dediği şey "Bu içi boş bir tehdit oldu Eylül senden çok daha yaratıcı bir şey beklerdim" oldu. Cinnet geçirirsem bunun tek müsebbibi bu adamdır! Koridor boyunca didişip sonunda giyinme odalarının önüne geldik. Beni içeriye alıp dolaplardan birinin önüne gitti. Onun dolabı olduğunu da şifreyi girip kapağı açtığında anladım. Bana kendi kıyafetlerini verecek değildir herhalde...

    O anlarda gözlerim etrafı tarıyordu ama dolap kapağını içten görünce dikkatim tamamen oraya kaydı. Çocuk hastalarından gelmiş olduğunu düşündüğüm el boyaması resimler komik ve rengarenk rozetlerle birlikte dolabını süslüyordu. Selim beyin oğlu Kaan ile çekilmiş eğlenceli bir fotoğrafta tam göz hizasındaki yerini almıştı. Verdiği pozu değerlendirecek olursak doktor bey bayağı zıpır bir tip galiba. Dalmış bir halde resimlere bakarken dolabın kapağını kapatıp bana büyükçe bir hediye paketi uzatmasıyla kendime geldim. Bu kez de boş boş bakan ben oldum. Bu pakete bir mana veremeyince bir ona bir de pakete bakıp alaycı bir tavırla "Ne kadar öngörülü bir insansın daha tanışmadan bana hediye mi aldın?" diye sordum. Verdiği cevap sinirime dokunmadı değil. Paketi elime tutuşturup "Kime niyet kime kısmet diyelim. Sen üstünü değiştir bende kapının hemen önünde bekliyorum" dedikten sonra bana belli belirsiz göz kırpıp kapıya doğru gitmeye başladı. Kısmet ben oldum da niyet kimeydi acaba? Soramadım da iyi mi!

    Doktor odadan çıkınca bende onun hemen ardından paketi açtım. İçinden Brigitte Bardot tarzı marullanan hasır bir şapka rahat bir sandalet ve uzun efil efil de bir elbise çıktı. Hani şu rüzgar gördü mü canlanıp uçuş uçuş uçuşanlardan. Kime almış ki bunları? Umarım düşündüğüm kişiye değildir. Elbiseyi giymek için elime alırken şapkanın bandına iliştirilmiş bir not olduğunu fark ettim. Kısa bir an baksam mı bakmasam mı ikileminde kalsam da tabiki de merakıma yenik düştüm. Hem görmemi istemeseydi bana içinden bir kart çıkacak ona sakın bakma derdi bence... Yani herhangi bir uyarıda bulunmadığına göre bakmamda bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Gözüm kapıda olarak şapkayı elime aldıktan sonra kartı çıkarıp yazılana baktım. Üzerinde "Hava çok güzel pikniğe gideyim diyorum. Ne dersin?" yazıyordu. Ne garip bir davet diye düşünmeden edemedim doğrusu. Bizim oralarda buna cevaben gidersen git bana ne soruyorsun derler adama. Gerçi böyle bir hediye aldığına göre bu zat pek de öyle diyecek biri değil galiba. Hadi içimdekini saklamayayım. Bu hediyenin muhatabı cilveli köstebek olmalı. Bu hayatta kötü kalpli olmak varmış arkadaş! Öyleleri daha kıymetli oluyor demek ki...

    Aklım karta yazılan nota takılsa da hızlı bir şekilde üstümü değiştirip odadan çıktım. Doktorda arkası dönük bir şekilde kapının önünde bodyguard gibi duruyordu. İçeriye giren olmasın diye kapıyı öyle bir örtmüş ki ben giyinene kadar etrafta kuş uçurtmadığı ortada. Kapı sesiyle birlikte dönüp bana şaşırmış gibi baştan aşağıya bakarken tam "Çok yakış.." diyordu ki lafını tamamlayamadan onu bölmek durumunda kaldım. Birazdan laf çarpacağım çünkü iltifat duyarsam yumuşarım ve bunu etkili bir şekilde yapamam. Üzerine kart iliştirilmiş hasır şapkayı göğsüne dayayıp tutmasını sağlayarak yanından giderken bir yandan da imalı bir tavırla "Git bence ama şapkayı takmayı unutma sonra başına güneş müneş geçer neme lazım" dedim. Şu an ne yapıyor bilmiyorum ama onu orada bırakıp Meral'in yanına doğru giderken "Tavsiye için teşekkürler" demesiyle ister istemez tebessüm ettim. Ben ona laf çarpıyorum o bana teşekkür ediyor. Cidden deli bu adam...

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Bu kız kaçık! Ama sorun değil çünkü kaçıkları severim. Eğlenceli insanlardır hayatı renklendirirler. Eylül'ün ne umutlarla aldığım o elbisenin içinde salına salına gidişini hayranlıkla izledikten sonra elimdeki hasır şapkaya şöyle bir bakıp üzerindeki kartı elime aldım. Hafta sonunda Derya gibi bir kadına piknik şoku yapma planım bu gece itibariyle suya düşmüş görünüyor. Meral'in anlattıklarından sonra bir daha ona güvenebilir miyim emin olamıyorum. Derya'nın kardeşimin arkasından iş çevirip bunca zamandır emek verdiği Atahan markasına zarar verme düşüncesinde olabileceğini kabul edemiyorum. Ama bir yandan da Meral'in asla yalan söylemeyeceğini de biliyorum. Bana en ağır gelen şey de bu ya zaten... Onu kendi içimde ben bile aklayamıyorum. Neden yaptın Derya demekten başka bir şey yapamıyorum.

    Hasır şapkayı dolabıma koyduktan sonra Eylül'ün kıyafetini kuru temizlemeye göndermelerini isteyip Meral'in yanına döndüm. Sonrası malum... Hassasiyet rekoru kıran narin hastam odasına alınmış dinleniyordu. Onunla ilgili böyle latife ederek konuşuyorum ama çok bitkin gözüküyor. Son günlerde tanıtım gecesinin hazırlıklarıyla ilgilenirken kendisini boş vermiş gibiydi. Yemesine içmesine de hiç dikkat etmiyordu. Uyarılarıma kulak asmamış olması canımı sıkmadı değil. Ayrıca ameliyatı için uygun bütçeyi ayarlamak isterken çok da vakit kaybetti. Keşke bu konuda ona yardım etmeme izin verseydi. Neyse ki arkasında aslanlar gibi bir kardeşi var. Paraya ne için ihtiyacı olduğunu bilmese de ablası için arabasını satıp yine de hızır gibi yetişti. Onu bu halde görmeye gerçekten dayanamıyorum. Selim yanında olamadığı içinde kendimi Meral'e karşı iki kat daha sorumlu hissediyorum. Zamanı geldiğinde kardeşimin karşısında gönül rahatlığıyla durup kıymetlisine gözüm gibi baktığımı hissettirebilmeliyim.

    Şu an Eylül ile birlikte Meral'in iki yanına oturmuş uyanmasını bekliyoruz. Bedenen biraz gevşemesi ve o anksiyete halinin ortadan kalkması için serumuna sakinleştirici de eklemelerini söylemiştim. Bu da onun bir süre dinlenmesini sağladı. Ama uyanır uyanmaz yine Selim'i görmem lazım diye tutturacağından adım gibi eminim. Acilde uyanık olduğu anlarda bu konu üzerinden başımızın etini yedi desem herhalde mübalağa etmiş olmam. Meral'in uyanmasını beklerken boş boşta durmadık. Eylül'e her şeyi anlatmak zorunda kaldım çünkü duymaması gereken şeyler duyup bu konuya hiç beklemediğimiz bir şekilde çoktan dahil olmuştu. Meral ile nasıl tanıştığımızı hastalığını nasıl öğrendiğimi ve onu ikna edip bu zorlu ameliyata nasıl hazırlandığımızı her ama her şeyi anlattım. Haliyle neden hastalığını ailesinden ve Selim'den saklamak istediğini anlayamadı. Ama ben anlıyorum galiba. Onun bu keskin tavrı bana hiç yabancı gelmiyor çünkü. Yıllar önce Meral gibi düşünen bir başka kadınla daha benzer konuları konuşmuştum. O kadın annemdi. Meral'e baktığımda ve onunla bu konuları konuştuğumda o günlere küçük bir yolculuk yapmıyor değilim. Kafa anlamında birbirlerine o kadar benziyorlar ki bazen karşımda Meral değil de annem varmış gibi hissediyorum. Bunu tek hisseden de ben değilim. İnanıyorum ki başta dedem olmak üzere Atahan ailesindeki her birey onda annemin izlerini görüyordur. Belki de Meral'i bu yüzden bu kadar çabuk benimsemişizdir kimbilir. İşte uyanıyor...

    Meral gözlerini aralayıp nerede olduğunu anlamaya çalışırken bir yandan da bizi şaşırtmayarak "Selim'i görmek istiyorum. Onu görmem gerek!" demeye başladı. Aaaa! Yine başa sarıyoruz. Yattığı yerden kalkmak istediğinde bir omzundan Eylül bir omzundan da ben tuttum. Ancak o hala Selim'in yanına gitmek istediğini söyleyip duruyordu. Durulmasını sağlamak zor oldu ama sonunda ısrarlarının faydasız olacağını anlayıp sessizce ağlamaya başladı. Böyle olmasını bende istemezdim ama şu haldeyken onu hastaneden çıkaramam. Eylül uzaktan uzaktan "Bir şey yap konuşmalarını sağla!" diyerek sessiz sedasız dikkatimi çekmeye çalışırken bende yanına yaklaşıp "Bizi biraz yalnız bırakır mısın? Meral ile konuşmam gerek" dedim. O da bir bana bir de Meral'e doğru bakıp "Kızı daha fazla ağlatma bak geri döndüğümde yüzü gülüyor olsun yoksa külahları değişiriz" diyerek bana gözüm üzerinde işareti yaptıktan sonra odadan çıktı. Sanırım bu kaçık kızın bana posta koymasını da sevmeye başladım. Onda seveceğim bir şey daha olduğunu fark ettiğim sırada Meral'in hıçkırık sesini duydum ve yanına doğru yaklaşıp sandalyeye oturdum. Ona komodinin üzerindeki peçeteyi uzatıp ağlamamasını isterken bana adeta yalvarır gibi bakıyordu. Üzgünüm ama istediğini yapamam.

    - Nasıl hissediyorsun?
    - Perişan
    - Anladım. Meral sana özel bir soru sorabilir miyim?
    - Cevap verirsem Selim'e gitmeme izin verecek misiniz?
    - Hayır
    - Bu hiç teşvik edici olmadı ama
    - Ben sorumu sorayım cevap verip vermemek sana kalsın
    - Pekala
    - Hasta olduğunu kimseye söylemek istemeyişin birazda sevdiklerinin senin için üzüldüğünü görmek istememenden kaynaklanıyor değil mi? Onların bu hastalık karşısında senin kadar güçlü bir duruş sergileyemeyeceklerini biliyorsun çünkü. Bu da seni ruhen kötü etkileyecek. Belki de kendinden çok onları düşünmek seni yıpratıp zayıflatacak. Bu yüzden bilmelerini istemiyorsun. Yani onların bunu kaldıramamasından çok aslında sen onları perişan bir halde görmeye dayanamayacağını düşünüyorsun
    - Ahmet bey yapmayın
    - Dedem haklı... Annemle her yönden birbirinize o kadar çok benziyorsunuz ki Meral...
    - Ağlamamı istemiyorsanız lütfen devam etmeyin
    - Ama gerçek bu...
    - Zülal hanım... O da mı böyle düşünüyordu?
    - Annem çok güçlü bir kadındı. Aynı senin gibi bir zorlukla karşılaştığında korkup kaçınmayı değil sonucunda ne olursa olsun savaşmayı tercih ederdi. Ama herkesin bir zayıf noktası olduğu gibi onunda vardı
    - Ailesi...
    - Evet biz. Ben bu yönden biraz daha anneme benzerim. Herhalde doktor olmamın da bir getirisi buydu ama babam ve Selim... Onlar bununla başetmek de pek başarılı olamayabilirlerdi. Baş edemediler de. Annem de böyle olacağını biliyordu. Bence dimdik durup mücadelesini son damlasına kadar vermeye çalışırken bir yandan da onlara her baktığında belli etmemeye çalışsalar da gözlerindeki çaresizliği okumayı istemiyordu. Onun hüzne değil umuda ihtiyacı vardı. Bu yüzden de hastalığıyla tek başına yüzleşti
    - Tek başına değilmiş ki... Siz varmışsınız. Aynı şimdi benim yanımda olduğunuz gibi
    - Ama bu yeterli gelmedi. Onu kurtarmaya yetmedi
    - Zülal hanımın neyi vardı Ahmet bey?
    - Kalp yetersizliğinin ileri evresindeydi. İlk başlarda ciddi bir sorun yaşayana kadar belirti görülmemiş. Belki de annem belirtileri önemsemeyip üstünde durmadı ya da bir doktora görünmeyi hep erteledi bilmiyorum. Ondaki değişimleri yavaş yavaş fark etmeye başlayınca ters giden bir şeyler olduğunu anladım ama bu kadar ciddi olabileceğini düşünmek istememiştim. Sonra annemi zar zor ikna edip aynı hastanede çalıştığım doktor arkadaşımı görmeye götürdüm. Doktor Ali Turalı da benim gibidir. Hastaları söz konusu olduğunda gözü hiçbir şeyi görmez. Yenilikçi ve araştırmacı biridir. Ayrıca dış bağlantıları da oldukça kuvvetli bir doktordur. Yani tam aradığım kişiydi. Ali'nin gerekli tetkikleri yapmasını bekledik. Durumu iyi bir seyirde değildi. Hemen tedaviye başlandı ama yanıtları pek olumlu olmadı. Bir süre sonra Ali son tedavide de istediği cevabı alamazsa nakili gündemimize almamız gerekebileceğini söyledi. Ama olmadı işte...
    - Bunları yaşadığınızı bilmiyordum. Çok üzüldüm
    - Bende... Meral bana bir söz vermeni istiyorum
    - Ne sözü?
    - İster şimdi ister ameliyat esnasında isterse de sonra ne zaman olursa olsun... Ne şartlar altında olursa olsun her şeyin sonuna geldiğini düşünsen bile ben bitti demeden pes etmeyeceksin
    - Neden siz demeden?
    - Çünkü ben asla bitti demeyeceğim. Söz mü?
    [​IMG]
    - Söz

    Birbirimize sarıldığımız anda hala kapının önünde olduğunu düşündüğüm için "Eylül gelebilirsin!" diye seslendim. Tabi Meral de hemen ona gerçeği söyleyip söylemediğimi kurcalamaya başladı. Ona yalan söyleyip Eylül'ün bir şeyden haberi olmadığını söyledim. Meral'e göre Eylül onun sadece yoğun iş temposundan dolayı yorgun düştüğünü biliyordu. Sanırım şimdilik bu yalanın ardına saklanabiliriz. Eylül de ne konuştuğumuzu bilmediği için içeriye yüzümüzden bir şeyler okumaya çalışarak girdi. Tam oturması için ona yer verecekken de Meral elimi tutup içimi burkacak bir tonlamayla "Ahmet bey yalvarırım Selim'i görmeme izin verin. Onunla tahmin edemeyeceğiniz kadar kötü ayrıldık. Bu şekilde devam edemem ne olur size verdiğim sözü tutabilmem için kendimi daha güçlü hissetmeme yardım edin" dedi. Onu üzmek bana zevk vermiyor ama yeni yatış yapmış bir hastanın hastaneden çıkmasına nasıl göz yumarım. Hem durumu da ortada. Onların görüşmesini sağlayabilmem için Selim'in buraya gelmesi gerekir ki Meral de buna razı gelmez. Seri bir şekilde düşünürken devreye Eylül girdi.

    - Hadi ama doktor şu kıza izin ver de şaşırt beni!
    - Harika! İkiniz bir oldunuz aynı anda mı üzerime geleceksiniz?
    - İstersen teke tek de hallederiz sorun değil. Hem Meral'i de yormayalım değil mi?
    - Olmaz
    - Olur
    - Eylül!
    - Bırak görsünler birbirlerini ne konuşacaklarsa da konuşsunlar şu olaya neden bu kadar düz bakıyorsun anlayamıyorum
    - Düz mü bakıyorum?
    - Evet sadece doktor olarak değerlendirme yapıyorsun. O ikisini terasta gördün. Aşağıya indiğimizde bu kız ne haldeydi hatırlasana! Eminim kardeşinde şu an ondan farklı değildir

    Selim'i hatırlatmasının ardından Meral de diğer bir yandan bastırmaya başladı. Saniyeler içinde makineli tüfek gibi konuşan iki kadının arasında kaldım. Eylül'ün baskın duruşunun etkili olmaya başlaması Meral'i de şahlandırdı. Sesi soluğu çıkmayan uysal kızı da bozdu resmen! En garibi de çift taraflı olarak öyle bir üstüme geldiler ki kendimi bir anda onlara "Tamam tamam yeter ki susun artık!" derken buldum. İkisi de sanki bunu dememi aportta bekliyormuş gibi bir anda ayaklandılar. Eylül bir yandan bana serumu çıkarttırırken bir yandan da Meral'e kıyafet ayarlamak gerektiğinden bahsediyordu. Kahretsin ki bu iki kadın bana her dediklerini yaptırdılar. Bizim nöbete kalan hemşire kızlardan kıyafet ayarladığım yetmiyormuş gibi bir de bana hasta kaçırmamda yardım etmelerini istedim. Neyse ki sadece iki saatliğine olduğunu öğrenince bunu kabul etmeleri daha kolay oldu. İnsan ilişkilerim güçlü olduğu içinde şanslıyız. Beni ne hallere soktuklarından hiç haberleri yok. Bunu yaptığım ortalığa bir yayılırsa başım büyük belaya girer. Sonuç olarak Meral'i çaktırmadan hastaneden çıkarıp bir taksiye bindirdik. Şimdi de beklemek zorundayız ki geri dönsün...

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    "Beni kandırdı! Hayır hayır sadece o kandırmadı. Beni ikiniz kandırdınız!"

    Kafeteryadan aldığım sandviçi afiyetle yerken bir yandan da doktorun odanın içinde fır dönmesini hayretle izliyordum. Yahu iş işten geçmiş artık geçti Bor'un pazarı sür eşeğini Niğde'ye aşamasındayız adam hala beni kandırdınızın derdini yanıyor. Geçti doktorcuğum artık önündeki maçlara bakma zamanı desem çok mu yersiz olur? Evet doktorcuğum dersem yersiz olur bende sonradan fark ettim. Sandviçimden bir ısırık daha alırken gayet rahat bir tavırla "Sakinleşsene biraz! Giden gitti debelenme artık" dedim. Yüzünü komşu gezmesine zorla götürülmüş çocuk gibi ekşitip yanıma oturdu. Gerginliği de tarafımca epey hissedilir ölçüdeydi. Ona yan gözle bakıp diğer sandviçi işaret ederek "Hadi sende ye doktor" dediğimde bir sandviçe bir de bana bakıp "Epey iştahlı görünüyorsun onu da yemeyeceğinden emin misin?" diye sordu. Ağzımdaki lokmayı yutup tebessümle birlikte "Aslında yerim de ağzın doluyken söylenmeye biraz ara verirsin diye umut ediyorum" dedim. Eline aldığı sandviçin kağıdını açarken bana da ters ters bakıyor ama umrumda mı? İçsel olarak hemen test ediyorum. Çıkan sonuç tabiki değil!

    - Huzursuz olma sen iyi bir şey yaptın
    - Efendim?
    - Meral'i diyorum. Selim beyi görmesine izin vererek iyi bir şey yaptın. Eğer o kızın çırpınmalarını gözardı etseydin sanırım seninle ilgili hiç iyi şeyler düşünmezdim
    - Şimdi iyi şeyler düşünüyorsun yani
    - Lafı çarpıtma!
    - Çarpıttım bile
    - Tamam şimdi en azından duygularını kaybetmiş robotik bir doktor olmadığını düşünüyorum
    - Robotik?
    - Kusura bakma ben aklına geleni tartmadan ağzına düşüren biriyimdir
    - Fark ettim
    - Seni tanımıyorum o yüzden sormak zorundayım. Bunu iyi anlamda mı söyledin yoksa kötü anlamda mı? Ona göre tepki vereceğim
    - Kesinlikle iyi anlamda söyledim. Herhangi bir kinaye yok yani
    - İyi

    Sandviçimi bitirip kağıdını çöpe atarken doktorda bana "Eylül senin burada kalmana gerçekten hiç gerek yok. Bak Meral zaten her halükarda tanıtım gecesinin ardından hastaneye yatış yapacaktı. Her şey buna göre ayarlanmıştı. Şimdi tek yapmamız gereken Meral'i ameliyata en iyi şekilde hazırlamak olacak. Sende evine git bu gecenin yorgunluğunu üzerinden at iyice dinlen. İstersen yarın tekrar gelirsin. Hatta gelirsen ve Meral ile biraz sohbet edersen de çok sevinirim" dedi. Söylediklerini düşünüyorum da haklı galiba. Bu gece benim yapabileceğim pek de bir şey yok. Bir sonraki gelişimde Meral'e daha faydalı olabilirim. Hem Meral de iki saatliğine diye söz verdi ama eminim ki Selim beyin yanından ayrılmamak için ekstra zaman talebinde bulunacaktır. Ben olsam kesin öyle yapardım çünkü...

    - İyi madem gidelim bakalım. Bu arada ben elbisemi giyinme odasında bıraktım galiba onu da almam lazım
    - Sen elbiseyi kafana takma ben onu hallettim
    - Nasıl hallettin?
    - Bizim kızlardan elbiseni kuru temizlemeye göndermelerini rica ettim. Elbise temizlenir temizlenmez eline ulaşır merak etme

    Yiğidi öldür ama hakkını da ver demişler o yüzden de doktorun hakkını hemen teslim ediyorum. Çok ince bir harekette bulunduğunu kabul etmem gerekiyor çünkü. Birbirimize bakarken bugün bana karşı olan "Hadi Eylül eve!" tavırlarını gözden geçirip sempatik bir üslupla ona takılarak "Elbisemi kuru temizlemeye göndermeni bir iyi niyet göstergesi olarak mı algılamalıyım?" diye sorduğumda ondan hiç de beklemediğim bir karşılık aldım. Benim aksime oldukça ciddi bir tavırla gözlerimin içine derin derin bakarak "Dürüst olmam gerekirse eğer ufak tefek şeylerle bile olsa seni etkilemeye çalışıyorum. Onca sakarlığımın üzerine işe yarıyor mu bilmiyorum ama umarım yarıyordur. Umarım dikkatini çekmeyi birazda olsa başarıyorumdur Eylül Acar" dedi. Ne yapıyormuş? Bunu söylediğinde birkaç saniye birbirimize manasızca bakıp kaldık. Bende dürüst davranacağım. Şu an gözlerimi kısmış doktorun kafasının iyi olup olmadığını düşünüyorum. Bana böyle bir şey söylediğine göre pek de iyi değil gibi görünüyor. Ah be doktor! İyisin hoşsun da bu söylenecek şey miydi şimdi...

    Ona ne diyeceğimi de bilemedim. Her şeyi yok sayıp aklımdakini dilime yansıtarak yaptığının hoş bir hareket olduğunu söylesem bunun bana ne gibi bir geri dönüşü olur kestirebiliyorum. Onu tanımıyorum ve tanımadığım birine de bana karşı bu tavrını sürdürebilmesi için cesaret vermek istemiyorum. Öte yandan da tuhaf bir şekilde öfkelendiğimi hissediyorum. Ne yalan söyleyeyim "açık sözlülüğünü" bu yönde kullanmasından pek hoşlanmadım. Meral'in onun hakkında söylediği güzel şeylerin hatrına ters bir tepki vermemek içinde derin bir nefes aldıktan sonra "Ben çıkmadan önce bir ellerimi yıkayayım" dedim. Evet o beni etkilemeye çalıştığını söylerken ben ona ellerimi yıkamaktan bahsettim. Yapabileceğim bir şey yok. Bana şu aralar söylenmemesi gereken sözlerden birini söyleyip atılmaması gereken adımlardanda birini atmaya teşebbüs etti. Malum bir süredir Buğra vesilesiyle erkek cinsine savaş açmış ve de kalben topunun köküne kibrit suyu dökme mantığını benimsemiş durumdayım. Doktorda belki iyi niyetli belki de kurunun yanındaki yaş konumunda ama bu onu şimdilik kurtarmıyor maalesef ki.

    Bir dakika ya ne iyi niyetlisi! Hem ben niye iyi tarafından bakıyorum ki? Belki de daha ilk günden bir kıza böyle laflar edebiliyorsa o da al birini vur ötekine denilebilecek biridir. Haah! Bu arada dikkatimi çekmeye çalıştığını söyleyen adam daha birkaç saat önce de şu bayan sağ kola aşık olduğunu itiraf etmemiş miydi? Ayran gönüllü ne olacak! Kabul etmelisin ki çok hızlı ve ayarsız gittin doktor! Bu hızla gidersen tabi ki toslarsın. Kendimi içten içten kurup onu öylece bırakarak odanın içinde bulunan banyoya girdim. Ellerimi yıkarken aynı anda da aynada kendime bakıyordum. Yüzüm duyduğum şeyden hoşlanmadığını alenen belli etmiş ve içim neyse dışımda o diyerek fena halde düşmüştü. Halbuki bu gece yaşanılan şeylerden sonra onunla alakalı gayet olumlu şeyler düşünmüştüm. Off! Niye böyle bir şey yaptı ki?

    "Ah be doktor bir tutamadın o mübarek çeneni!"
    [​IMG]

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz



    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  9. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960


    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Çenesini tutamaz tabi çünkü adamın şirazesi kayık!
    Şiraze denen şey kitap yapraklarını belli bir düzende tutmaya yarayan ince örülmüş bir şerittir ya
    Belli ki doktorda içindeki duyguları derli toplu tutamadığı için bir cilveli köstebeğe doğru kayıyor bir de görünen o ki bana doğru kaymaya meyilleniyor
    Ama bana daha ilk dakikadan böyle yaklaşırsa ben onun ayağını kaydırırım haberi yok!

    Off! Kafamı da çok karıştırdı
    Onunla her ne kadar atışsakta söylenildiği gibi güvenilir biri olduğunu düşünmüştüm
    Meral için yaptıkları ve kardeşine rağmen hala onun yanında durması bana sırtını hiç düşünmeden dayayabileceğin biri izlenimi vermişti
    İnsanı satışa getirmez onunla yola nasıl çıkıldıysa aynı şekilde de varış noktasına ulaşılır sanmıştım
    Yanılmışım çünkü adam daha aşkına sahip çıkamıyor
    Madem seviyorsun aşığım diyorsun bu kadın bayan sağ kol gibi biri dahi olsa bir dur arkadaş!
    Önce bir anlamaya çalış. Neden böyle yapmış neden kardeşinin arkasından iş çevirmeye kalkmış senin için artık bir önemi kalmasa da git usulen bir sor kadına açıklama fırsatı ver defteri öyle kapat
    Ama yok! Bunları yapmadığı gibi bir de neyse canım o olmadıysa bu olur taktiğine başvurdu
    Hani şu bir dalı tutmadan diğer dalı bırakmamacılık!
    Çok sinirlendim daha fazla konuşmamam lazım

    Boynumu bir sağa bir sola doğru oynatıp kütürdettikten sonra omuzlarımı titreterek dikleştirip kapının kolunu tuttum ve sanki beni etkilemeye çalıştığını hiç söylememiş gibi normal davranarak yanına geldim. Odanın ortasında öylece duruyordu. Sanki yanlış bir şey yapmış ve bununda farkında olan bir çocuk gibi bakarak sessizliğini koruyordu. Böyle olunca da tek kaşım benden bağımsız hareket edip havalanarak doktora ters ters bakmamı sağladı. Ne kadar normal davranmaya çalışsam da gıcığı kapmıştım bir kere sözlü ya da fiziksel bir tepki vermesem içimde patlardı. İşin kötüsü çıkmadan önce çantamı alırken telefonumun ortada olmadığını fark ettim. Elime en son ne zaman almıştım onu da hatırlayamıyorum ki. Kafeteryaya indiğimde merak etmesin diye Ela ile konuşmuştum ama sonra ne yaptım bilmiyorum. Acaba ödemeyi yapıp sandviçleri alırken telefonumu kasanın yanında mı unuttum. Bak bunu yapmış olabilirim işte...

    Etrafa boş boş bakınırken doktorda meraklı gözlerle bakışlarımı takip edip "Bir şey mi oldu?" diye sordu. O bunu sorarken ben hala kara kara düşünüyordum. Beni kendime getirmek için garip bir tonlamayla "Eylüül?" diye seslenince oflayarak "Telefonumu nerede bıraktığımı düşünüyorum ama hatırlayamıyorum" dedim. Meral'in yatağına doğru yaklaşıp çarşafın aralarına bakarak altını üstüne getirirken doktorda tepeme dikilmiş güya bana yardım etmek için yastığın altına bakıyordu. Telefon bahane! Etrafımda dolanıp dikkatimi çekmeye çalışmıyorsa bende Eylül Acar değilim. Bir gözüm onda olarak eğilip yatağın altına da baktıktan sonra yerden hızla kalkıp doğruldum ama böyle yapınca da doğal olarak dengemi kaybederek ona doğru kaydım. Ona çarpmamla birlikte doktorda beni tutup "Hop hop yavaş ol! Öyle kalkılır mı Eylül dikkat et" diyerek uyarmak zorunda kaldı. Off! Ben ne yaptığımı biliyor muyum Allah aşkına! O telefon bana lazım. Onu hiçbir şekilde kaybedemem. Öyle bir lüksüm yok!

    Onu kendimden uzaklaştırıp "Çok saçma kalktım farkındayım. Telaşa mahal yok tekrarı olmayacak" diyerek daha önceden oturduğum koltuğun etrafına bakmaya başladım. Bu sırada bana "İstersen benim telefonumdan çaldırabilirsin. En azından bir yere düştüyse de nerede olduğunu anlamış oluruz. Tabi başka bir yerde unuttuysan da yakınındaki biri açıp bize bilgi verebilir" deyince hızlıca düşünüp çaresizce ona doğru döndüm ve hiçbir şey demeden telefonunu vermesi için elimi uzattım. O da belli belirsiz tebessüm ederek daha önceden komodinin üzerine bıraktığı telefonunu alıp bana doğru uzattı. O tebessümden de huylanmadım değil. İçimden gelen bir ses bunu yapma diyor ama mecbur yapacağım artık...

    Bir gözüm onda olarak numarayı yazdıktan sonra aramaya başladım ama ne olsa beğenirsin? Telefonum odanın içindeydi ve orada ne aradığını bilmediğim bir yerde kuzu kuzu yatıyordu. Bende telefonun çıkardığı melodiyle birlikte kaşlarımı çatarak doktora bakmaya başladım çünkü ses tam olarak ondan geliyordu. Telefonunu kapatıp ellerimi belime koyarak ters ters bakarken o da ceketinin iç cebinden telefonumu çıkarıp resmen safa yatarak "Aaa! Bu telefon senin miydi? Bende Meral'in sanmış kaybolmasın diye iç cebime koymuştum" dedi. İnandım mı? Hemen test ediyorum bekleyin... TABİKİ HAYIR! İfadesi ne kadar renk vermemeyi başarıyorsa gözleri de bu konuda bir o kadar beceriksizdi. İçten içe bu "muzip" şakasına sırıttığını hissedebiliyorum ve bu beni gerçekten deli ediyor! Gözlerimden alevler saçarak telefonumu elinden sertçe aldıktan sonra "Bu yaptığını asla unutmam doktor! Seni kara kaplı defterime yazdım haberin olsun" dedim. Verdiğim bu sert tepki sonrası kızgınlığımın geçmesini beklerken aramızda da saçma sapan bir sessizlik oldu.Tam da bu noktada beni çıldırtacak ikinci bir falsoya imza atması gerekmiyor muydu?

    [​IMG]

    Neden sustuğunu anlayamadığım sırada gayet sakin bir tonlamayla "Beni kalbine yazmanı tercih ederim" dedikten sonra gözlerini hafifçe kısıp belli belirsiz bir şekilde de tebessüm ederek "Böylece istesen de beni unutman mümkün olmazdı" deyince beni de ikinci kez ne yapacağımı bilemez bir halde bıraktı. Gözlerimi onun "Bu konuda gerçekten dürüstüm" der gibi bakan gözlerinde gezdirirken bir yandan da söylediği şey zihnimde dönüp durmaya devam ediyordu. Bir yanım samimi olduğuna inanmak üzere olabilir ama diğer yanım ısrarla kibrit suyu arayışına girip beni de saf olmamam konusunda dürtüklemekle meşgul oluyordu. Sanırım bu rahatsız edici dürtüğü dikkate alacağım çünkü bu hayatta ikinci kere aptallık yapmaya hiç niyetim yok. Bu gece her ne yaşanılırsa yaşanılsın kalbinde başka bir kadının aşkını henüz soğutamamış bir adamı ne şimdi ne de daha sonra ciddiye almam imkansız. Tabi benim kalbiminde şu sıralar su kaynattığını düşünecek olursak bu tarz girişimlere karşı pek de yenilikçi yaklaşmadığımı anlamak zor olmaz diye düşünüyorum. Doktorda bana söylediklerinde samimiyse bile bunun için çok üzgünüm çünkü onca yaşadığım şeyden sonra bu duyduklarım ne kadar hoş şeylerde olsa beni diken diken etmekten başka bir işe yaramıyor.

    Hiçbir şey söylemeden odadan çıkıp koridorda seri adımlarla yürürken içimden de "Uğraşma benimle doktor!" diye söylenip duruyordum. O da sanki beni duymuş "Uğraşacağım" dercesine peşimden geliyordu. Onunla ilgilenmeden asansöre binip giriş katına basacakken de benden önce davranıp elini butona uzattı. Bende kollarımı önümde kavuşturup asansörün kata inmesini bekledim. Normalde neden peşimden geldiğini sormam gerekiyordu ama bunu yapmak istemedim çünkü söyleyeceği herhangi bir şeyle beni üçüncü kez şaşkına çevirmesine izin vermek istemedim. Malum doktor beyin ağzı iyi laf yapıyor. Çok kısa bir süre içinde de kapı açıldı. Ses etmeden bana önden yol verip arkamdan gelmeyi de sürdürdü. Hala bir şey söylemiyorum ama bu nereye kadar sürecek merakta etmiyor değilim. Hastaneden çıkar çıkmaz da artık daha fazla dayanamadım ve hızla arkamı dönüp "Neden peşimden geliyorsun?" diye sordum.

    - Burada yapacak bir işim yok. Önce seni evine bırakırım sonra da biraz oyalanıp Meral'i de alır hastaneye geri dönerim
    - Ben kendi kendime giderim. Sen yolunu uzatma
    - Gideceğinden eminim ama bu şekilde gitmene izin veremem
    - Afedersin ama ne varmış şeklimde!
    - Anlatmaya kelimeler yetmez ki...
    - Ne?
    - Sen buraların yabancısıyım demedin mi?
    - Dedim çünkü öyleyim
    - Taksi şoförü bunu anlarsa seni trafik var şuradan gidelim buradan gidelim diyerek dolaştırır da dolaştırır
    - Yabancıyım dedim aptalım demedim. Bende bu dalgaya düşecek göz var mı sence?
    - Dürüst olmak gerekirse sende daha çok sana bakanı o dalgaya düşürecek göz var Eylül
    - Nasıl yani? Üçkağıtçıymışım gibi mi bakıyorum?
    - Hayır hayır! Sadece fazla güzel bakıyorsun demek istedim. İnsan o kocaman ela gözlerine bakarken boşluğa düşmüş gibi hissediyor. Tabi bundan şikayetçi olduğumu düşünmemen için bunun ne kadar hoş bir his olduğunu da belirtmem gerek

    [​IMG]

    Üç etti doktor! Kısa aralıklarla sarf ettiğin bu etkileme odaklı sözlerle doz aşımına neden oluyorsun haberin yok. Ama bu doz aşımının ona mı zararı olur yoksa daha çok bana mı emin olamadım. Yapma şunu be doktor! İstanbul'a gelirken bundan sonraki hayatımla alakalı o kadar büyük laflar ettim ki bu adamla mı sınanıyorum anlayamadım doğrusu. Belki de "Buğra Çelikten Yakayı Kurtarma Sınavı"ndan geçmem de bu sınanmaya bağlıdır. Off! Ona cesaret vermemeye hala kararlıyım bu yüzden de derin bir nefes alıp işi şakaya dökerek "Harika! Şimdi de eşek gözlü oldum. İncelik yapacağım derken kopacaksın doktor dikkat et" deyip elimi kaldırarak yoldan geçen taksiye durması için işaret yaptım. Adam görür görmez yanımıza doğru gelmeye başladı ama sonra ne oldu bilmiyorum tam duracakken bir anda yön değiştirip uzaklaştı. Neden böyle oldu ki? Doktorun da dediği gibi şeklimde bir gariplik olmalı. İkinci hatta üçüncü taksi denemem de aynı şekilde sonuçlanırken bu defa sonuncusunda durumu çaktım. Önüme düşen garip gölgeyle arkama baktığımda bu doktor efendi çağırdığım taksilere çaktırmadan eliyle git git yapıyordu. Ama o böyle yaparsa benim elimden bir kaza çıkar engelde olamam!

    - Sen ne yaptığını zannediyorsun öğrenebilir miyim?
    - Benimle gelmen için uygun ortam yaratıyorum
    - Seninle gelmeyeceğim doktor!
    - Geleceksin Eylül
    - Gelmeyeceğim

    Gelen taksiyi fark edip işaretimi gönderdikten sonra doktorun adamın gitmesine yönelik olan çabalarını engellemek içinde tam taksiye git diyecekken koluna bir dirsek attım. O da bu yaptığımla birlikte kolunu bile kaldıramadı. Haaah! Ben kazandım yani! Ancak taksiye doğru yaklaşıp kapıyı açtığımda adam bana ne dese beğenirsin? Yolcu alamazmış çünkü vardiye değişimi olacağı için tüm taksiler durakta toplanıyormuş. Anlayacağın buralarda bir taksi bulabilmek için vardiye değişiminin bitmesini beklemem gerekecek. Ooops! Kapıyı kapattıktan sonra taksici hızla uzaklaştı bende tabiri caizse orta yerde yerli malı gibi kaldım. Arkamdan da imalı bir öksürük sesi geliyordu. Hay aksi kuyruğumu kıstırıp ona dönemedim de! İması hoşuma gitmedi çünkü resmen "Ben hala buradayım Eylül tükürdüğünü yalamak için hala vaktin var" diyor gibiydi. Ne zaman büyük konuşsam başıma bir iş geliyor. Buna bir son verip çeneme hakim olmak zorundayım. Yeni bir taksi bulma umuduyla bakınırken "Hadi ama bu kadar belli etme" demesiyle neden bahsettiğini anlayamayıp ona doğru baktım. Ne saçmalıyor Allah aşkına!

    - Neyi belli ediyormuşum?
    - Seninde benden etkilendiğini ve bunu bana belli etmemeye çalıştığını anlayabiliyorum
    - Anlayışın biraz kıt galiba! Senden etkilendiğim falan yok doktor içi boş hayallere kapılma
    - Ben öyle düşünmüyorum
    - Sen ne düşünüyorsun acaba?
    - Baksana benimle aynı arabaya binmeye bile çekiniyorsun. Bunun bir anlamı olmalı
    - Ben mi çekiniyorum?
    - Evet çekinmeseydin seni evine bırakmama izin verirdin
    - Unuttuysan hatırlatayım. Bu hastaneye aynı arabayla geldik
    - Bende bir hatırlatma yapmak isterim çünkü o sırada bir kriz ortamı vardı ve Meral'i hastaneye getiriyorduk. Şartlar başkaydı yani...
    - Her lafa da bir cevabın var
    - Hadi ama Eylül bal gibi korktun kabul et
    - Korkmadım
    - Korktun
    - Ters psikoloji yapıyorsun değil mi?
    - İşe yarıyor mu?
    - Söyleyeceğimi mi sanıyorsun?

    Yüzüme baka baka gülüp "Yaramış!" deyince olduğum yerde ayaklarımı yere vurarak "Gerçekten de tahammül edilmesi zor birisin!" dedim ve onun "Sende ikna edilmesi zor birisin. Ben bir şey diyor muyum?" demesiyle de "Tamam arabana biniyorum ama ben kullanacağım!" deyip arabasına doğru yürümeye başladım. Ayak sesinin gelmediğini fark edince şaşırıp arkamı döndüğümde o da tuhaf bir ifadeyle bana bakıp "Gece görüşün hakkında çekincelerim var" dedi. Kabul ediyorum! Şu an gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Doktoru bu çift görüşlü halimle biraz korkuttum galiba. Gözlerimi kocaman açıp "Korkuyor musun yani?" diye sorduğumda hemen inkar edip bunun trafiğe çıkma açısından sakıncalı bir durum olduğunu anlatmaya başladı. Korktuğunu gizlemeye çalışıp buna kılıf uydururken ki ciddiyeti de beni öldürecek. Onu içten içe kahkahalar atarak dinlerken çok fazla uzatmasıyla araya girip "Hadi ama doktor bal gibi de korktun kabul et" dedim. Ben adamı böyle kendi lafıyla vururum işte. Eee kısasa kısas derler...

    Yüzünü gözünü ekşiterek bana bakarken elindeki anahtarı isteksizce havaya atıp "Dikkatli kullan!" dedi. Korkmadığını ispat ederken çenemle yarışamayacağını anlamış olmalı. Aferin ona. Bende attığı anahtarı havada yakalayıp "Merak etme bu arabadan tek parça halinde inmeni sağlarım. Yani bunu yapabilirim herhalde" dedikten sonra bana ters ters bakması eşliğinde "Bakma öyle hadi bin doktor birazdan hayatının en eğlenceli eve dönüş macerasını yaşayacaksın" deyip arabaya bindim. Bu defa gülümsememi engelleyemedim çünkü arabaya binişi birkaç saniyeyi bulurken yerine oturur oturmaz da hemen emniyet kemerini sıkıca bağlayıp kapıya tutundu. Neyse ona bu korku da yeter...

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    "Arabadaki tek doktorsun varış noktasına kadar kalp krizi geçirmemeye çalış. Hazır mısın?"

    Az önce iyice emin oldum ki bu kız gerçekten kaçıkmış! Umarım ona canımı emanet ederek hata yapmıyorumdur. Derin bir nefes aldıktan sonra başımı sallayıp "Hazırım" dediğimde o da başını bana doğru uzatarak "Rengin mi attı senin?" diye sordu. Ne münasebet! Öyle bir şey olmadığını söyledikten sonra arabayı çalıştırmasını isteyip radyoyu kurcalamaya başladım. Böyle yaparak belki dikkatim dağılır da nereye çarpacağımızdan çok Eylül'e odaklanabilirim. Arabayı sert bir şekilde tekleterek çalıştırdıktan sonra bana yandan bir bakış atıp dalga geçer gibi "Afedersin elimden kaçtı" deyince başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapatarak "Meral'in ameliyatını üstlenmeyi kabul eden tek doktor olduğumu unutma başka bir şey istemiyorum" dedim. Eminim bu onu durdurmaya yetecektir.

    Öyle böyle ama hakkını teslim etmeliyim ki arabayı gayet iyi ve dikkatli kullanıyor. Hatta kurallara benden bile daha çok dikkat ettiğini söyleyebilirim. Az önce yaptığı "şirinlikleri" de sırf beni tedirgin etmek için yaptığı ortaya çıktığında nihayet rahatladım ve ona yolu tarif ederek bir yandan da "Neden daha önce hiç karşılaşmadık?" diye sordum. Şaşırdı ve bunu bakışlarıyla da destekleyerek "Efendim?" dedi. Bir cevap beklediğini belli edince bende sorumu biraz daha açarak "Modelsin ve aile şirketimiz adına kardeşimle çalışıyorsun. Meral'i de yakinen tanıyorsun ama bu kadar ortak ortamlarımız olmasına rağmen biz seninle hiç karşılaşamadık" dedikten sonra ilerden sola girmesini istedim. Sol tarafa yanaştıktan sonra yola bakmayı sürdürerek "Aslen Ankaralıyım ama bir süredir İzmir de yaşıyordum. Kısa bir süre öncede aniden İstanbul'a gelmeye karar verdim. Gürsoylardan Tolga yakın arkadaşımdır. Uçaktan indiğimde beni o karşıladı. Eve geçmeden önce birer kahve içerken de Selim bey ve Meral ile karşılaştık. O sırada nasıl oldu bilmiyorum kardeşin bir anda Meral ve bana Tolga'nın da fotoğraflarını çekeceği parfümü tanıtacak mankenler olmamızı teklif etti. Açıkcası burada tutunabilmek için bir işe çok ihtiyacım vardı ve bu işi de Tolga gibi güvenilir bir arkadaşımın vasıtasıyla alınca çok da düşünmeye gerek duymadan kabul ettim. Normalde modellik yapmıyorum. Bu da ilk profesyonel işimdi. Meral ile de bu iş sebebiyle tanıştık ama onu arkadaş olarakta çok sevdim. O kadar temiz kalpli ve kırılgan ki insan iç güdüsel olarak zarar görmesin üzülmesin diye önüne geçip ona siper olmak istiyor" deyince bende onun Meral hakkında söylediklerini tebessümle dinleyip "İzmir'e birçok kez gittim. Tam yaşanılacak bir yer olduğunu düşünüyorum. O güzellikleri bırakıp İstanbul'a gelmeye nasıl karar verdin?" diye sordum.

    Yanlış bir soru sorduğumu hissediyorum çünkü yüzü düştüğü yetmezmiş gibi aniden suskunlaşıp dudaklarını kemirmeye başladı. Sorumdan rahatsız olduğuna göre daha fazla kurcalamadan konular arasında bir geçiş yapmam gerekiyor. Hassas olduğunu düşündüğüm bir noktaya değindiğimden dolayı biraz yüzü gülsün diye "Susuyorsun... Yoksa İzmir de büyük olay çıkardın da İstanbul'a mı kaçmak zorunda kaldın? Eğer öyleyse beni asıl o zaman korkutmaya başlarsın Eylül Acar" dediğimde minik bir tebessüm edip kısaca "Sen dedektif olmalıymışsın doktor bakıyorum hemen çözdün olayı" dedi. Söylediğiyle gülümsedim ama bir yandan da ona bakarken kendimi çok kötü hissettim çünkü sorduğum soruyla onu gerçekten üzdüğümü düşünüyorum. O kocaman güzel gözleri bile küçüldü sanki. Benim tarafımdan da sessizlik olunca yan gözle şöyle bir bakıp "Peki senin İzmir de ne işin vardı?" diye sordu. Benim İzmir de ne işim vardı? Güzel soru ama verilmesi gereken cevap onu etkileme çalışmalarımın üzerinde sıkıntılı sonuçlar doğurabilir. Derya'nın ailesi İzmir de yaşıyor ve o da onları sıklıkla ziyarete gidiyor. Bende bunu bildiğim için kendime tesadüfi görünen bilinçli karşılaşmalar yaratıyorum işte. Şimdi bunu Eylül'e bu şekilde söylersem de kendi ayağıma sıkmaktan başka bir iş yapmış olmam. Bu arada ona ne söyleyeceğimi düşünürken de epey vakit kaybettim.

    - Susarak beni işkillendirdiğinin farkında mısın? Zaman alehine işliyor ve bende ister istemez İzmir de ince işler çevirdiğini düşünmeye başlıyorum
    - Hayır hayır! Dediğim gibi İzmir'in havasını da suyunu da severim. Ayrıca orada yaşayan tanıdıklarım var. Gidiş gelişlerim daha çok o hoş havayı solumak ve ziyaret amaçlı oluyor
    - Çok zorladın be doktor hadi itirafa geç!
    - Ne itirafı?
    - İzmir kızlarının güzelliği dillere destandır. Sakın haberim yok duymadım deme... Yutmam!

    [​IMG]

    "Gecemi aydınlatan ateş böceği misin?" diye bir şarkı vardır. Bu şarkıyı şu an Eylül'e armağan etmek istiyorum çünkü bunları söylerken savurduğu o muazzam gülüş yarattığı hoşlukla gözlerimde adeta flaşlar çaktırdı. Ona bakıp gülümserken ağzımdan da hiç planlamadığım bir şey çıktı ve "Gördüğüm kadarıyla o kulaktan kulağa yayılan güzellikleri Ankaralı kızların eline su dökecek kadar destansı değilmiş" dedim. Bana doğru bakacakken vazgeçip yeniden yola doğru baktı. Bu defa kızmadı. Aksine söylediğim şey hoşuna gitmişe benziyor. İşte bu! Sonunda onu etkileme konusunda bir seviye atladım galiba. Hoş bir tavırla bana işaret parmağını sallayarak "Bak bu başarılıydı işte... Ama bir daha yapma" deyip sonra da yolun buradan sonrasını bildiğini söyledi. Sözünün üstüne söz söylemek istemedim. O yüzündeki bir görünüp bir kaybolan son gülüş bir daha görünmemek üzere yok olmasın bende onu yol boyunca kesintisizce izleyeyim istedim.

    Dakikalar sonra evin önüne geldik. Arabayı durdurup kemerini çözdükten sonra kısacık bir an durup sonra da bana dönerek "Sözümü tuttum. Gördüğün gibi ikimizde hala tek parçayız" dedi. İkimiz tek bir parçayız... O bunu başka bir anlamda söylese de kendi düşündüğüm mana çok daha hoşuma gitti. Emniyet kemerimi çözüp "Sayende sevinçlerim bile enteresanlaştı. Mesela arabadan sağ inebildiğine sevinen bir adama dönüşüyorum. Birine söylesen doktor demez deli gömleğini geçiriverir sırtıma" diyerek dışarıya çıktıktan sonra arabanın etrafından dolanıp Eylül'ün yanına geldim. Gülümsemesini görmemi engellemek için eliyle dudaklarını kapatıyordu ama açıkta kalan gözleri aşağıda neler olup bittiğini o dev ekrana aynen yansıtıyordu. Yanına geldiğimi fark eder etmez elini çekip "Dikkatli kullan" diyerek arabamın anahtarını havaya attı. Gözlerimin önünde yükselen anahtarı uzanıp tutarken de "İyi geceler doktor!" deyip eve doğru yürümeye başladı. Kapıyı tıklatıp açılmasını beklerken de "İyi geceler" diye seslenmemle birlikte omzunun ucundan bana doğru bakıp sanırım gülümsedi. Sanırım diyorum çünkü aramızdaki mesafeden dolayı yüzünü çok net seçemiyorum. Güldüğünü düşünmek işime geldi yani. İkinci çalışında da kapı açıldı ve içeriye girdi. Girmeseydi keşke... O kapı hiç açılmasaydı da sabaha kadar bana doğru her baktığında acaba gülümsedi mi yoksa ben mi yanlış anladım arasındaki ayrımı yapmaya çalışıp onu izleseydim. Ama açıldı. Tühh! Şansızlık diz boyu...

    Arabaya geçip saate baktığımda Meral'in dönmesine daha vakit olduğunu görünce oradan ayrılıp çevrede biraz turladım. Yiyecek bir şeyler aldıktan sonra da kendimi yine Eylül'ü bıraktığım noktada yani yakın bir zamanda Tolga'dan satın aldığım evin önünde buldum. Bekleme noktası olarak neden burayı seçtim hiçbir fikrim yok ama iyi ki gelmişim çünkü evi tüm ışıkları sönmüş bir halde bulacağımı düşünürken Eylül'ü balkona çıkmış etrafı izlerken buldum. Durgun ve düşünceli oluşu dikkatimden kaçmadı. Ne düşünüyor bilmek isterdim. Aslında daha çok bugünü ve beni düşünüyor olmasını isterdim ama bu da şimdilik çok hayali bir düşünceye benziyor.

    Bulunduğum yerden beni görmesi biraz zordu ama ben onu çok net görebiliyordum. Uzunca bir sürede onu izledim. Aklımdan da Eylül'ü tanıtım fotoğraflarında gördüğüm an ve sonrası geçiyordu. Gerçeği söylemek gerekirse beni kendisine çeken ilk şey o çarpıcı güzelliği oldu. Gerçi daha çok o devasa gözleri desem daha doğru olur. Hayatım boyunca hiç bu kadar muazzam gözlere sahip bir kadın görmemiştim. Bir ressamın en iyiyi bulmak için yıllarını verip resmettiği kadar özenle çizilmiş gibiler. Şu dış güzellik önemli değil esas gönlü güzel olsun diyen insanlardan değilim. İkisi de olsun canım neden o mu bu mu diye karar vermeye çalışıp azla yetinmek zorundayım ki diyenlerdenim. Üzgünüm ama durum bu. Ne yalan söyleyeyim Eylül de bu iki özelliğinde en üst noktada olması ilgimi ekstra cezbetmeye yetiyor.

    ........::::::::____::::::::........

    İki saat dolduğundan beri belli aralıklarla Meral'i arayıp durdum ama telefonunu bir türlü açmadı. Hastanede bana Meral'i çıkarmamda yardım eden kızlara da sordum. Onlarda henüz dönmediğini söylediler. Böyle yapacağını tahmin ediyordum ama yapmaz diye umuyordum. Selim'in yanındayken bırak saati kendisini bile unutur o. Israrla aramayı sürdürmem neticesinde en nihayetinde telefonunu açtı. Ona mesafeli bir tavırla "Beni kandırdın" dediğimde birkaç saniye sessiz kalıp sonra da özür diledi. Kabul oldu mu? Tabiki olmadı...

    - Hadi tamam söz verdiğin gibi gelmedin ama bari telefonunu aç Meral
    - Gerçekten çok özür dilerim. Telefonum montumun cebinde kalmış duymadım ama çok iyiyim ne olur beni merak etmeyin
    - Nasıl merak etmeyeyim? Daha bir kaç saat öncesi bizi ne kadar korkuttuğunu hatırlamıyorsun herhalde
    - Tamam haklısınız ama gerçekten kendimi çok iyi hissediyorum. Hem Selim yanımda o bana bir şey olmasına izin vermez
    - Ne zaman geleceksin peki?
    - Şey... Gelmek zorunda mıyım?
    - Gelmeyeceksin değil mi?
    - Ahmet bey lütfen izin verin burada kalayım. Söz veriyorum sabah erkenden hastanede olacağım
    - Beni çok zor durumda bırakıyorsun Meral
    - Bana bu iyiliği yapın Ahmet bey yemin ederim bir daha sözünüzden çıkmayacağım
    - Off Meral of!
    - Tamam mı?
    - Peki tamam ama kendine çok dikkat et
    - Teşekkür ederim binlerce teşekkür ederim. Bu arada Eylül nasıl?

    Ey-lüül! Sihirli kelimeyi söyleyip modumu bir anda değiştirdi. Bu soruyla birlikte gökyüzünde yalnız gezen bir yıldız gibi balkonda tek başına duran Eylül'e bakıp derin düşüncelere dalarken "Çok güzel" diyerek iç çektim ve hemen arkasından da kendimi kaybedip "Kendisine has büyüleyici bir havası var. İnsanı böyle..." deyince Meral de gülerek araya girdi ve bana "Ben o anlamda sormamıştım. Keyfi nasıl yani" dedi. Kahretsin! Resmen boş bulundum. Bunu kullanmasına fırsat vermemek için ciddi bir tavırla öksürüp "Aaa! İyi iyi. Onu Tolga ve Ela'nın yanına bıraktım. Her şey yolunda" dediğimde telefonun diğer ucundan imalı bir "Hmm" sesi geldi.

    - Ne hmm?
    - Benden sonra Eylül ile "başbaşa" ne konuştuğunuzu çok merak ettim
    - Bende saatlerdir Selim ile "başbaşa" ne yapıyorsunuz onu merak edeyim mi Meral?
    - Ahmet bey!!!
    - Kahretsin attım tuttu!
    - Gerçekten yanlış anladınız biz hiçbir şey yapmıyoruz! Birazdan da yatacağız zaten... Amaan! Yatacağız derken uyumak için demek istiyorum. Ayrı ayrı yani... Off ben yine çok konuşmaya başladım galiba saçmalıyorum...
    - Bence telefonu kapat Meral bundan sonrasını toparlayamayacağız
    - Olur
    - Dur dur!
    - Ne oldu?
    - Aaaah! Özür dilerim ama doktorun olarak seni uyarmak zorundayım
    - Ne için?
    - Sakın ameliyat öncesi son kontrollerini yaparken bana küçük bir Atahan sürprizi yapmayın

    Bir süre ses gelmedi ama sonrasında utangaç bir ses tonuyla bana "Ahmet bey!" deyince bende bu tuhaf konuşmayla ne yapacağımı bilemeyip telaşla "Kapat Meral!" dedim. Tahminim şu ki ikimizde aynı şeyler hissederek telefonu eş zamanlı olarak kapattık. Meral ile bu tarz bir konuşma yaptığımıza gerçekten inanamıyorum ama onu uyarmak zorundaydım. Bahsettiğim durumla karşı karşıya gelirsek ne ameliyat olabilir ne de ilaç kullanabilir. Bu da kendi adına zamanı aleyhine bir şekilde durdurmaktan başka bir işe yaramaz. İş işten geçmeden önce uyarımı yapmak zorundaydım yani. Meral'in geri dönmeyeceği belli olunca burada daha fazla durmamı gerektirecek bir bahanem kalmadı. Hastaneye tek başıma dönmek için kemerimi taktıktan sonra son bir kez daha Eylül'e baktım ama biraz kötü göründüğünü fark edince aracımı çalıştırmadan bir süre daha orada kaldım. Telefonla konuşuyor daha doğrusu konuşmuyor sadece karşı tarafı dinliyor gibiydi. Sıkıntılı olduğunu buradan bile görebiliyorum. Beden dili bu doğrultuda o kadar çok şey anlatıyor ki... Telefonu kapattıktan sonra ellerini saçlarının arasına geçirip balkonda huzursuz bir halde turlamaya başladı. Ama öyle böyle değil sanki nefes alamıyor gibi çok seri hareket ediyordu. Telefondaki kişi kimdi acaba?

    Neden böyle olmuş olabileceğini düşünürken de aynı hızla perdeyi sertçe iterek içeriye girdi. Ne durumda olduğunu merak ettiğim için hemen telefonuma sarılıp onu aramaya başladım ama telefonu da açılmadı. O hızla çıkınca balkonda bırakmış olmalı. Bu saatte gidip "Geçerken uğradım" diyerek kapılarını da çalamam ki. Sesli bir şekilde "Hadi Eylül geri çık!" diye söylenerek balkona bakarken Eylül tam aksi bir şekilde evin kapısından çıktı. Ceketini giymeye çalışırken de bahçeden bir hışımla çıktı ve sinirli bir halde sokak boyunca yürüyüp köşeyi dönerek gözden kayboldu. Neden bu kadar bekledim bilmiyorum ama aklım başıma gelir gelmez arabadan çıkıp peşine takıldım. Bu saatte bu kadar sinirli bir halde nereye gidebilir gerçekten anlamıyorum. Koşarak köşeyi döndüğümde onu hem seri adımlarla yürüyüp hem de kendi kendisine "Ayıkken ne hayrını gördük ki sarhoşken görelim! Gerizekalı sanki aramız güllük gülistanlıkta benden başka arayıp dertleşecek birini bulamamış!" diye söylenirken buldum. Kimden bahsediyor?

    Hızlanıp "Eylül bekle!" diyerek kolunu tuttuğumda ondan hiç beklemeyeceğim tarzda bir hareketle karşılaştım. Kendisine dokunmamla birlikte kim olduğuma bile bakmadan kıvrak bir manevrayla kolunu kurtarıp beni oldukça sert bir şekilde duvara yapıştırdı. Evet resmen yapıştırdı. Hatta çarpmanın etkisiyle duvarda izimin kalmış olabileceğini düşünüyorum. O da en az benim kadar şaşkındı. Gözgöze geldiğimizde hiçbir şey söyleyemeden karşısındakinin ben olduğuma inanamıyormuş gibi bakmaya başladı. Ben ise bir yandan öfkeli gözlerine bakıp bir yandan da sızlayan kemiklerimin yasını tutuyordum. Kahretsin! Eli de epey ağırmış...

    [​IMG]

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz


    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  10. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Eve döndükten sonra yatmak için odama çıktım ama ne kadar yorgun olsam da gözüme uyku girecek gibi değildi. Durum böyle olunca bende üzerimi değiştirip biraz hava almak için balkona çıktım. İçimdeki huzursuzluk yetmiyormuş gibi rahatsız edici de bir sessizlik vardı. Gecenin bir suçu yok tabiki. Bu rahatsızlığın asıl sebebi başka bir şeye odaklanamayıp düşünmemem gereken şeyleri düşünmemden kaynaklanıyordu. Kendime o kadar kızıyorum ki anlatamam. Gün içinde yaşadığım onca aksiyona rağmen az önce kendimi "Ne yapıyor acaba?" diye sorup Buğra'yı düşünürken yakaladım ve buna o kadar sinir oldum ki mutfaktan bir kabak oyacağı alıp beynimdeki o "Buğraaaa! Buğraaa!" diye zırvalayan gereksiz parçayı oradan söküp atmak istedim. Onu düşünmüyor hatta biri ezkaza Buğra dese bile onun Buğra Gülsoy'dan bahsettiğini zannedip "Oyunculuğuna bayılırım şahane aktör" demem gerekiyor.

    Onu bir an önce zihnen öldürmem şart diye düşünürken saniyeler içinde iti an çomağı hazırla sözü vuku buldu. İyi insan lafının üzerine arar demek isterdim ama o konuda şaibe olduğu için diyemiyorum maalesef. Şu an telefonum çalıyor ve bendeniz Eylül Acar doğru mu görüyorum yoksa doktor gece görüşümden korkmakta haklı mı diye düşünüp ekrana boş boş daha doğrusu aval aval bakıyorum. Gözlerime inanmakta zorlansam da ekranda Buğra'nın adı yazıyor. Bu saatte neden arıyor ki? Aa! Aslında doğru soru neden beni arıyor ki olacaktı. Telefonuma bakarken adeta kendimle savaştım. Asla açmayacağım desem de sanki bir anda uzanıp bu lafımı yutacakmışım gibi hissediyorum. Off hayır hayır! Bana ne diyeceğini merak etmiyorum. Sesini de özlemedim! Onu duymakta istemiyorum. Umurumda da değil. Onunla ilgili hiçbir şey bilmekte duymakta istemiyorum. Derin derin nefes alırken beni aramayı bıraktı ve yeniden o rahatsız edici sessizlik etrafımı sardı. Açmadım değil mi? Direndim ve açmadım. Aferin kızıma!

    Hayır geri alıyorum aferin falan değil çünkü şimdi de neden aradığını merak edip onu geri arama isteğime karşı koymaya çalışıyorum. Bunu yapmamalıyım. Ne demiştim ben? Kalbimle tetris oynar gibi oynayan bu adamı hayatımdan çıkaracağım. Buğra benim için öldü. Onu yeniden diriltemem. Yapamam bunu. Kahretsin! Telefonumun sesi de korku filmlerindeki o ürkünç tonlamayla yine "Aç beni Eylüüül!" demeye başladı. Ancak bu defa az önceki gibi değil. Telefonu elime aldığımda bir tane sesli mesajım olduğunu gördüm. Neden yapıyor ki bunu? Kalbini henüz söküp atmadım hala avuçlarımda sıkı sıkı tutuyorum demeye mi çalışıyor? Eğer öyleyse bende senin o kas kafanı ellerimde tutuyorum bir kııırt dememe bakar demeye çalışsam mı acaba? Ahh yaptım işte! Düşüncelerime odaklanırken elim istemsizce mesajı açtı bile...

    "Berbat durumdayım
    Etrafımda konuşabileceğim hiç kimse kalmadı
    Mine bile Gürsoy zehirlenmesi yaşadığı için ne zaman karşılaşsak bana nefretle bakıyor
    Boğuluyorum
    [​IMG]
    Hani geri gelecekti? Bana birkaç hafta izin ver kendimi toparladıktan sonra teyzemin yanına geleceğim demişti"
    Daha kaç hafta beklemem gerekiyor?
    Onun olmadığı hergün yavaş yavaş öldüğümü nasıl anlayamıyor?
    Söyle ona yapmasın bunu bana...."

    Sarhoş! Ne bekliyordum ki zaten? Beni ayık kafayla hiç arar mı o odun! Allah bilir insanlık edip yarın onu geri aramış olsam "Dün gece çok kötüydün. Şimdi iyi misin?" desem bir de utanmadan bana beni bir daha arama diyerek posta koyar telefonu da suratıma kapatır bu uyuz eşek! Berbat durumdaymış... Boğuluyormuş... Beter olsun inşallah! Mesajın devamını dinlemeden kapatıp daha sonra dinleme ihtimalime karşı da telefonumdan tamamen sildim. İstemiyorum arkadaş! Bu saplantılı bencil herifin karşısındakinin duygularını zerre kadar önemsemeyip Ela da Ela diye tutturmasını duymak istemiyorum. Ela'ya da bana da yazık değil mi? Onun yakasından düşmediği gibi beni de hala bu olayın içinde sürükleyip üçümüzü birbirimize kelepçelemeye çalışıyor. Kusura bakmasın ama ne Ela ne de ben ona bağlı kalamayız. Kilit milit tutmaz artık biz de. Güçlü bir kadın olduğumu biliyorum ama bazı durumlarda beni güçsüzleştirmeye yönelik olan düşüncelerimi kontrol edememekten nefret ediyorum. Ellerimi saçlarımın arasından geçirerek aklımın Buğra'yı bana zorla düşündüren o gerzek kısmını zapturapt altına almaya çalışıp bir o yana bir bu yana gitmeye başladım. Adama bak ya! Kendi boğuluyor ya illa gelip beni de boğacak!

    Bir anlık düşünceyle kapıya yaklaşıp perdeyi sertçe iterek odaya girdim. Üzerime bir ceket ve birazda para alarak odadan çıktıktan sonra merdivenleri de inip kendimi hemen dışarıya attım. Nefes alabilmek için çok daha geniş bir alana ihtiyacım vardı çünkü bu balkon beni pek kesmedi. Bu arada bu lanet olası ceketin kolu nerede! Ben giyemeyeyim diye özel mi imal etmişler anlamadım ki! Bahçeden apar topar çıkarken istemsizce söyleniyordum. Ama öyle böyle değil maşallah o anlarda dilim bir kemiği olmadığının gayette farkındaydı. Bu konuda yapabileceğim bir şey yok çünkü ancak bu şekilde ağzımı bozarak rahatlayabiliyorum. Böyle durumlarda şarjörümü iyice boşaltmadan beni susturmakta pek hayra alamet olmaz. Bu yüzden de saat geç oldu demeden evde duramayıp kendimi sokaklara vurdum.

    Sağıma soluma önüme arkama bakmadan sokağı hızla geçip kıza kıza köşeyi döndüm. Ayaklarımı yerle sertçe temas ettirerek yürürken de bir an yine kontrolümü kaybettim ve "Ulan Buğra! Şimdi karşımda olacaktın ki bak ben sana ne yapıyordum!" dedikten sonra telefonda söylediklerini düşünüp çeneme hakim olamayarak "Ayıkken ne hayrını gördük ki sarhoşken görelim! Gerizekalı sanki aramız güllük gülistanlıkta benden başka arayıp dertleşecek birini bulamamış!" dedim. Bunu söyledim ama birkaç saniye içinde eceline susadığını düşündüğüm biri beni kolumdan tutunca o anlık sinir ve refleksle kendimi tek hamlede kurtarıp bana dokunmaya cüret eden o talihsiz kişiyi de bileğini ters çevirerek tüm gücümle duvara çarptım. Bir ben çarptım bir de duvar çarptı desem hiç de yalan olmaz. Deli kuvveti denen şey bu olmalı. Öfkem şaha kalkıp bu konuda da zirveye oynarken gazabıma uğrayan kişinin bizim doktor olduğunu görünce yeniden doğru görüp görmediğim konusunda muallakta kaldım. O da en az benim kadar şaşkındı. İkimizde burun buruna ve de nefes nefese bir halde birbirimize bakıp az önce ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Hay aksi! Buğra'ya olan kızgınlığımın faturası da ona çıktı iyi mi!

    [​IMG]

    Kolumu doktorun nefes almaya çalışırken bir aşağıya bir yukarıya doğru yükseltip yükseltip indirdiği göğsüne dayamış ve kıpırdamasına olanak tanımayacak ölçüde de onu resmen duvara çivilemiştim. O kadar kızgındım ki elimin ağırlığını ayarlayabilmem de pek mümkün olamadı. Hele ki onu görmeme rağmen hala istifimi bozmamışsam durum bir hayli vahim gözüküyordu. Birbirimize şok dolu gözlerle bakmayı sürdürürken doktorun sanki böyle bir şey yapmam hoşuna gitmiş gibi "Vaaaooouuv!" demesiyle kendime gelir gibi oldum. Doğru mu duydum? Ben onu duvarla tek vücut yapıyorum ama o bana diyecek başka şey bulamamış gibi "Vaaaooouuv!" mu diyor yani? Şaka gibi!

    - Eylül?
    - Ne!
    - Biraz sakinleştin mi?
    - Ben zaten sakinim!
    - Ne yani bu normal sayılan halin mi?
    - Normal olmayan halimi de görmek ister misin? Hemen şimdi!
    - Hop hoop! Tamam sakinleş dedim
    - Bana sakin ol deyip durma!!!

    Ellerini havaya kaldırıp imalı bir tavırla "Pekala benim hatam özür dilerim. Neden sakin olmadığını düşündüm inan bilmiyorum" dedikten sonra masum bir bakışla gözlerimin içine bakarak "Bak her ne kadar şu an sana bu kadar yakından bakabilme şansı elde ettiğim için sevinsem de bir yandan da göğsümün üzerine çöken ağırlığın acısını da ta derinlerden hissedip son nefesimi vermek üzere olduğumu hissediyorum. Belki de acımı biraz hafifletebilirsin" dedi. Evet bende tam şu anda kendime iyice geldiğimi hissediyorum çünkü bunu dediği anda göğsünün üzerinde duran koluma bakınca o üzerine çöken ağırlığın sebebini daha iyi anladım. Yumruğumu bir daha açmamak üzere sıkmış tüm gücümü de koluma vererek onu neredeyse nefessiz bırakmıştım. O ise bana karşı koymuyordu bile. Aman Allah'ım ne yapıyorum ben? O Buğra değil ki...

    Bu kendine gelişle birlikte hemen kolumu üzerinden çektim. Doktora tuhaf tuhaf bakarken bir yandan da deli gibi çarpan kalbime odaklanmaya çalışıp "Sen hala ne arıyorsun burada? Çoktan evine gittiğini düşünmüştüm" dediğimde dudağını büktü ve hoş bir tonlamayla "Gidemedim. Belki de seni bir kez daha görmeden gözlerimi kapatmayacağımı hissetmişimdir" dedikten sonra belli belirsiz tebessüm ederek "Gerçi sen gözlerimi sonsuza dek kapatmaya niyetlenmiştin ama olsun yine de son gördüğüm kişinin sen olacak olman içimi epey ferahlatmıştı" dedi. Neden bana böyle şeyler söylemekte ısrar ediyor ki? Keşke yapmasa...

    [​IMG]

    Sözleri bittikten sonra gözlerimi ondan ayıramadım. Hiçbir şey de düşünemedim. Sanki biri çıkıpta kafamın içindeki kargaşanın tam ortasına geçerek "Hadi dağılın gözüm görmesin sizi!" demiş gibiydi. Bu kişinin kim olduğu da bellidir herhalde. Off! Sakinim dedim ama ona bakarken olmadığım gibi gerçek anlamda sakinleşmeye de şimdi başladığımı hissediyorum. Doktora başından beri gardımı alarak yaklaşsam da o bana enteresan bir şekilde iyi geliyor galiba. Hakkında yanılıyor olabilir miyim ki? Belki de tüm o olumsuz düşünceleri zerre kadar hak etmeyen ve Meral'in de dediği gibi hayatında ne şekilde bulunursa bulunsun güvenebileceğin biridir. Bir şeylerden emin olamamak beni gerçekten çıldırtıyor. Bu hep böyle mi devam edecek acaba? Hiç geçmeyecek Buğra'nın laneti de bir karabasan gibi hayatım boyunca üstümde mi olacak? Beni zerre kadar önemsemeyen bir adamın üzerimde böyle bir etki bırakması ne sinir bozucu! Onun yüzünden kimseye inancım kalmayacak diye korkmaya başladım. Gözlerimizi birbirimizin gözlerinde gezdirirken aklımdan geçen bu düşünceler yüzünden hiçbir şey söyleyemeden onu orada bırakarak yürümeye devam ettim. Bu defa peşimden geldiğini belli eden ayak seslerini duyabiliyorum.

    - Git desem de gitmeyeceksin değil mi?
    - İyi olduğunu düşünseydim de gitmezdim ama en azından gittiğimi düşünmeni sağlayabilirdim
    - İyi olduğumu düşünmüyorsun yani?
    - Sen söyle... İyi misin Eylül?

    Dudaklarımı kemirerek yürürken bir yandan da oflayıp "Hayır!" dediğimde o da bir adım arkamdan gelerek "Peki konuşmak ister misin?" diye sordu. İstemediğim hal ve hareketlerimden belli olmuyor herhalde. Hızımı hiç kesmedim. Kaşlarımı çatıp omzumun ucundan ona doğru bakarak "Cevabımın hep hayır olacağı sorular soruyorsun doktor!" dedikten sonra bana "Tamam o zaman bir şeyler yiyelim çünkü yemek yemek insana her zaman iyi gelir" demesiyle sanki bunu sormasını bekliyormuşum gibi büyük bir istekle arkamı döndüm ve "Bingoo! Buna evet denir işte! Midye yiyelim çünkü ben gergin olduğumda hep midye yerim. Aslında Kenan ile birlikte yerdim ama o burada olmadığına göre yerini sen doldurabilirsin diye düşünüyorum. Sonuçta ikinizde beni deli etmekten zevk alıyormuş gibi görünüyorsunuz yani yeme hızımı engelleyeceğini sanmam" dedim. Yüzüme acayip bir ifadeyle bakmaya başladı. Çok mu seri konuştum neden böyle yaptı?

    Ona ne oldu der gibi bakınca da ıkındı sıkındı ve sonunda ağzındaki baklayı çıkararak "Kötü haber! Deniz ürünlerine aşığımdır ama midyeyi hiç sevmem" deyince ona bakıp kaldım. Sistem hata verdi hemen reset atıyorum bekleyin. Deniz ürünlerine aşık biri midyeyi nasıl sevmez aklım almadı. Denizlerin incisidir incisi! Bu konuda ne yapabileceğimizi düşünürken midye yeme isteğimin çok yoğun olduğunu hissedince doktorun koluna minik bir teselli vuruşu yapıp "Tamam sende ben yerken midyelerime limon sıkarsın o zaman" dedikten sonra onun "Bu hiç adil değil! Ben ne olacağım peki? Tek acıkan sen değilsin" demesiyle istemsizce gülümseyip "Sana da yoldan simit alırız" dedim. Arkamdan gelirken simitle doymayacağı konusunda mırıl mırıl söyleniyordu ama umurumda oldu mu? Yiyeceğim midyeleri düşünüyorum bekleyiiiin... Hayır elbette olmadı. Üzgünüm doktor! Günün streslisi ben olduğum için benim dediğim olacak.

    [​IMG]
    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    - Dokuz... Bekle kaş göz arasında on oldu!
    - Lokmalarımı saymayı bıraksana! Ben senin her ısırışta döktüğün susam tanelerini sayıyor muyum?
    - Bir dakika içinde on midyeyi... Bekle on bir oldu. On bir midyeyi gömünce insanın dikkati ister istemez... Şimdi de on iki oldu. Biraz yavaş yer misin lütfen ne söylemeye çalıştığımı unutuyorum!
    - Olamam tamam mı! Benim düşünmemi engellemem gerek. Hem ne bir dakikası Allah aşkına! Senin saatin kağnı hızıyla ilerliyor herhalde

    Elimdeki simitten bir lokma ısırıp Eylül'ün bana doğru uzattığı midyeyi limonlarken gülümsemeden edemedim. Onu bilmem ama ben bugünün bitmesini hiç istemiyorum. Saatler önce onu ilk gördüğümde konuşabileceğimizi bile sanmazken şimdi beni çarpılmaktan beter eden bu kaçık kızın midyesini limonluyor olmak bana gerçekten çok garip hissettirdi. Tanışmamızın üzerinden daha bir gün bile geçmedi ama sanki onunla yıllardır tanışıyormuşuz yıllardır didişiyormuşuz yıllardır da buraya gelip ayak üstü karnımızı doyuruyormuşuz gibi hissediyorum. Aslında bu hale nasıl geldiğimizi de anlayamıyorum. Ayarlasan olmaz denir ama ben bunun kadersel anlamda ayarlandığını düşünüyorum. Doğru zaman doğru yer ve doğru insan üçlemesinde boşlukları doldurup ortaya bir ışık hüzmesi çıkmasına neden olduk gibi görünüyor. En azından ben böyle olduğunu düşünmek istiyorum. Aramızda ne türden bir yakınlık olur şu an bununla alakalı kesin konuşmak için çok erken ama Eylül Acar gibi renkli bir karakterin daha şimdiden hayatıma imzasını attığını kabul etmek zorundayım.

    Onu izlerken dalıp gittiğimin farkında değildim. Bunu ancak elini gözlerimin önünde gezdirip "Hey doktor! Sayım yaparken için geçmiş gibi davranma fena papaz oluruz" deyince fark ettim. Ne sayımı? Neden bahsettiğini anlayamamışım gibi bakarken kaşlarını havaya kaldırmasıyla eline doğru baktım ve hemen ardından küçük bir aydınlanma yaşayıp "Elindeki on dokuzuncu midye olmalı" dedim. Şaşırdı. Eline bakıp sonra da tekrardan bana bakarak "Nereden bildin? Daldın sanıyordum" dediğinde ellerimi silip "Attım tuttu" dedim. Tahmin konularında şanslıyımdır. Atarım ve genelde de tutar.

    - İlginçmiş. Gidelim mi artık?
    - Yirminciyi de yersin öyle gideriz diye düşünüyordum
    - Hayır on dokuzda kalacağım çünkü bir tane daha yersem eve dönüşte sıkıntılı anlar yaşayabilirim. Sorun yaşamak istemiyorsan nefsine hakim olup dur demesini bileceksin doktor

    Centilmenlik yapıp ödemeyi üstlenmek isterken bana öyle bir "Sakın!" bakışı attı ki elimi ceketimin cebine soktuğum gibi geri çıkarmak zorunda kaldım. Tecrübeyle sabittir ki onun gibi ters bir kadına ısrar etseydim kesin kavga ederdik ve sonunda da beni elimde limonla birlikte burada bırakıp çekip giderdi. Ama şimdi ne oldu? Keyifle yemeğimizi yedik şu anda da eve birlikte dönüyoruz. İkimizde ellerimiz ceplerimizde bir şekilde yürürken az önce söylediği söze istinaden "Sanırım hayatıma bana bu konuda destek olacak birini almalıyım. Bana gerektiğinde dur diyebilecek ve yaşayabileceğim sıkıntıları önceden görüp beni uyarabilecek birinden bahsediyorum" dediğimde beni yan gözle şöyle bir süzüp kendisinden bahsettiğimi anladığı içinde minik bir laf çarparak "Senin çevren geniştir bence kendine bir yaşam koçu bul. İddia ediyorum iki güne kalmaz öyle bir aydınlanma yaşarsın ki kendini bu konuda edindiğin tecrübeleri yazıya dökmüş hayranlarına kitabını imzalarken bulursun" dedi. Alenen dalga geçiyor ama bir yandan da o kadar güzel gülümsüyor ki dudağının kenarındaki o bir görünüp bir kaybolan hoş kıvrımlar aklımdan canıma kastedecek şeyler geçmesine neden oluyor. Şimdi "Hayatımdaki yaşam koçu sen olur musun?" diyerek onu şaşırtsam sonra da bu şaşkınlık esnasında fırsattan istifade ederek onu öpsem herhalde beni tokat manyağı yapar değil mi? Sırtım hala sızlarken bunu düşünebilmem bile ne kadar cesaretli biri olduğumu belli ediyor olmalı.

    Kendimi yeme ihtimalimin yüksek olduğu o kaçınılmaz tokata ruhen hazırlamaya çalışırken Eylül'ün aniden bana doğru dönüp "Neden bana bakıp gülümsüyorsun?" demesiyle içimde bir anda "Kendine gel Ahmet! Bu kız daha ona yaklaşamadan gözünün yaşına bakmaz şuracıkta öldürür seni" sesleri yükselmeye başladı. Benden bir cevap beklediği için hazır cevap davranıp "Sorun yaşamak istemiyorsan çenene de hakim olup kendine dur demesini bileceksin Eylül" dediğimde yüzüme neden bahsettiğimi anlayamamış gibi baktı ve gözlerini kısarak "Kızacağım bir şey söyleyecektin değil mi?" diye sordu. Aslında söylemekten ziyade yapacaktım desek daha doğru olur. Önüme dönüp dudağımı bükerek "Can güvenliğimi tehlikeye atan bir şey olduğunu fark edip o düşüncemden ani bir kararla vazgeçtim. Yani şimdilik..." deyince ne kadar ters ters baksa da başını olumlu bir tavırla salladı ve "Akıllı adamsın ama can güvenliğinin devam etmesini istiyorsan o bahsettiğin şey her ne ise onu bir daha düşünmemek üzere kafandan silsen iyi olur. Emin ol ki şimdi kızacağım bir şey ise zaman fark etmez... Kesin sonra da kızarım" dedikten sonra ikimizde sessizliğimizi koruyarak evin önüne kadar geldik. Bu bana sürekli diklenen hırçın haliyle o düşüncenin kaybolmasına olanak tanımadığını bilmiyor tabi. Bahçe kapısını tutup Eylül'e geçmesi için yol açtığımda tam önümden geçerken aniden durdu ve o şiirlere de konu olabilecek güzellikteki devasa gözleriyle bana baktı. Zamanı durdurmak içinde ne kadar da uygun bir an. Bana baktığı esnada kulaklarıma da bir kurşun sesi gelir gibi oldu. Vuruldum galiba. Hay aksi! Yakından çok daha güzelmiş...

    [​IMG]

    Zihnimde tam onu öpmek üzereyken ne yazık ki Eylül'ün o ağır eliyle suratıma bir tokat çarptığını düşünerek kendime geldim. Hayalken bile Eylüllüğünü yapıyor ya ne diyeyim. Ama elimde değil... İnsan ona birkaç saniye bakınca aklından başka bir şey geçiremiyor. Hayali olarak yediğim tokatın beni sersemletmesiyle aynı anda Eylül'ün de alışık olmadığım bir sakinlikle "Teşekkürler" dediğini duydum. Bu da beni ikinci kez sersemletti. Bana neden teşekkür ediyor anlayamadım. Tek kelime etmeden ona bakmayı sürdürünce bu söylediğini açıklaması gerektiğini düşünmüş olacak ki bana "Evden çıkarken barut gibiydim. Nedenini sorma çünkü bu konuşmak istemediğim bir konu. Neyse... Sana o kadar ters davranmama rağmen bunu hiç sorun etmedin. Şimdi o gerginliği üzerimden atmış bir halde eve giriyorum ve bana göre bunu sağladığın hatta sevmemene rağmen midyelerimi de limonladığın için içten bir teşekkürü hak ediyorsun" dedi. İyi bir şey söyledi herhalde tam olarak algılayamadım da. Hala bir şey diyemeden gözlerine bakınca gülümseyerek "Bu sefer gerçekten iyi geceler" deyip eve doğru yürümeye başladı. Ardından bakarken hala sessizliğimi koruyordum. Bana hissettirdiği şeyin ne olduğunu tam anlamıyla anlayabilmek için eve girdiği son saniyeye kadar ona bakmak istedim. Hiçbir şey söylemeden hiçbir şey yapmadan sadece hissetmek istedim o kadar...

    [​IMG]

    Ve az önce anahtarlarını kullanarak eve girdi
    Girdi ve içimde onu yeniden görme isteğiyle beni başbaşa bıraktı


    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz

    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  11. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Eylül'ü bıraktıktan sonra aklım onda kalsa da evin önünden arabamı alıp hastaneye geri döndüm. Çok şükür ki herhangi bir sorun yoktu. Bizim kızlar yokluğumuzda iyi idare etmişler. Onlara yine borçlandım ama buna değdi gibi görünüyor yoksa büyük sıkıntı çıkabilirdi. Meral malum yerde yani kardeşimin yanında olunca bende biraz dinlenmek için odama geçtim. Bir süre içinde Meral'in de olduğu risk grubundaki hastalarımın dosyalarını inceleyip sonrada çağrı cihazımı yanıma alarak kahve içmek için aşağıya indim. Seri adımlarla yürürken de aklıma düşen bir fikirle beraber ani bir manevrayla yönümü değiştirip soluğu giriş katında bulunan hasta kabuldeki kızların yanında aldım. Onların küçük bir yardımı gerekiyor çünkü...

    Aaaa! Orada kimleri görüyorum. İki ay sonra anne olacak olan duygusal gelgitli Dilara ve süsüne püsüne meraklı Çıtır... Pardon Itır. İsmini hep dil sürçmesinden dolayı yanlış söylüyorum sonra da bu başıma bela oluyor. Bu yanlışlığı yanındayken yapmadığım için şanslı günümde olmalıyım. Yanlarına en sempatik en tatlı halimle yanaşıp kolumu bankoya dayadıktan sonra "Hastanemizin en güzel hasta kabul kızları nasıllar bakalım?" diye sordum. Itır her zamanki gibi kıvırcık saçlarını savurup güler bir yüzle "İyiyiz hocam sizi sormalı" derken Dilara her tipik hamile gibi yine ayaklarının şiş olduğundan başlayıp yaşadığı sıkıntıları bir bir anlatmaya başladı. Vurun beni! Gerçekten vurun. Size benden bir tavsiye hamile birini görürsen sakın nasılsın diye sormayın.Hatta hiçbir şey sormayın hemen oradan uzaklaşın çünkü o bir şekilde yaşadığı zorlukları anlatmanın bir yolunu bulup sizi kendisine esir etmeyi başaracaktır. Alın size canlandırmalı minik bir örnek...

    - Onca zorluk yaşıyorum ama beni kimse anlamıyor
    - Olur mu hiç ben anlıyorum Itır da anlıyordur. Değil mi Itır?
    - Evet hocam bende söylüyorum ama fayda etmiyor
    - Sağolun siz de olmasanız yüzüme bakan yok
    - Kızlar bu arada benim sizden küçük bir rica....
    - Lafınızı balla kestim özür dilerim ama çok doluyum. Kocam bana bu sabah ne dedi biliyor musunuz?
    - Ne dedi Dilara?
    - Ağır vasıta! Koridorda yürürken yavaşlığım ve enim dolayısıyla beni geçmeyi bir türlü başaramayınca bana "Ağır vasıta kenara çek çünkü işe geç kalıyorum" dedi. Şu çocuğu bir fırtlatayım görecek o ağır vasıtayı!
    - Ağır ayıp etmiş. Sen ne dedin?
    - Yolu trafiğe kapadım
    - Nasıl yani?
    - Yere oturup ağlayarak tabiki. Sonra da servise geç kaldığımı fark edip ayağa kalkmak istedim ama yerden bir türlü kalkamadım çünkü çok şişmanım!

    Itırla beraber çift taraflı olarak Dilara'ya peçete uzatırken morali düzelsin diye "Kendine çok haksızlık ediyorsun. Sen gördüğüm en güzel en şirin hamilesin. İki ay sonra intikamını kocanı gaz çıkarma ve bez değiştirme görevine getirerek alırsın üzülme" dediğimde o da gözyaşlarını ve burnunu silip "Teşekkür ederim Ahmet hocam aynen dediğiniz gibi yapıp canından bezdireceğim ben o patavatsızı" dedi. Aklı verenin ben olduğumu söylemesinde sıkıntı yok. Aaa! Buraya gelme nedenimi az kalsın unutuyordum. Son kez bir peçete desteğinde bulunup "Kızlar size bir konuda ihtiyacım var. Bana sizden başka kimse yardım edemez" dediğimde Dilara ruh halindeki dalgalanmaya ayak uydurarak kendi derdini unuttu ve heyecanla "Ne oldu hocam gizli görev mi? Bayılırım!" dedi. Az önce ağlıyorken şimdi James Bondluğa soyundu. Bunu hamile olmasına veriyor ve hemen konuya geçiyorum yoksa onunla fena uğraşırdım.

    Gözlerimi ikisinin arasında gezdirirken ciddileşip Eylül'ü kastederek "Acilde dolaşan kırmızı kıyafetli meçhul güzel haberi basıma geçmiş mi?" diye sorduğumda Itır'ın biraz kıskanmış gibi burun büküp gözlerini devirerek "Adı Eylülmüş hocam kızı gören bütün asistanların dibi düştü! Bir ara kafeteryaya inmiş herkes arkasından kahve alma bahanesiyle kuyruğa girdi. Sayesinde kahve stoğu tükenmiş perişanız" demesiyle ne yalan söyleyeyim biraz bozuldum. Minik bir öksürükle sesimi toparlayıp "O kuyruktakilerin listesini istiyorum!" dediğimde Dilara da kendinden geçmiş bir halde "Ay Ahmet hocam kız arkadaşınız mıydı yoksa?" deyiverdi. Hamileye malum olur derler. Eğer gerçekten öyleyse bir yıllık bebek bezi stoğunuz benden Dilara ve Çetin çifti!

    Söylediği şey kulağıma hoş geldiği için tam "kuyruk" acım yüzünden kızmışken tebessüm edip "Kız arkadaşım değil ama o yöndeki çalışmalarım halen sürmekte ve bu konuda sizden yardım almam gerekiyor" dedim. Kıskanç Itır bu işe pek gönüllü olmasa da "Biz ne yapabiliriz ki?" diyen Dilara'nın istekliliği yeterliydi. Ekip başı bu şekilde kendisini belli edince hemen yamacına yanaşıp "Siz akşam ekibindesiniz. Eylül hastanenin kapısında gözüktüğü anda bana haber vermenizi istiyorum. Kabul mü?" diye sordum. Bunu sorarken bir yandan da peçetelerden birini elime alıp evirip çevirerek çiçek formu verdim ve Dilara'ya uzattım. Göz boyama konusunda başarılı olunca da iyice eridi tabi. Itır kollarını önünde kavuşturup "Olur da..." derken bir an ikisi de birbirlerine bakıp "Bu işte bizim kârımız ne olacak?" diye sordular. Şaşırmadım çünkü burada işler böyle yürür. Bir iyilik yapacaksan iyilikte görmen gerekiyor. Yalana gerek yok bunu bende yaparım. Hatta geçen ay bu işten epey karlı çıktığım bir gerçek. Ancak şu an tek korkum iki canlı depresif ajan Dilara'nın ne isteyeceğinde...

    - Sizin kârınız ne olacak? Mesela ne olsa kendinizi kâra geçmiş hissedersiniz?
    - Hastane yemekleri midemi kaynatıyor
    - Yemek! Uzmanlık alanımdan giriş yaptın Dilara devam et
    - İsim vermek istemiyorum ama duyduğuma göre bazıları özel bir firmadan sağlıklı öğle yemeği paketi alıyormuş
    - Kabul!
    - Üç aylık
    - İki ay sonra doğuracaksın Dilara hastanede bile yoksun
    - Olsun evime gönderirsiniz
    - Sıkı pazarlık ediyorsun
    - Bunun için beni suçlayamazsınız. O da kabul mü?
    - Kabul anlaştık!

    Oradan ayrılırken yüzümü ekşitiyor olsam da itiraf etmeliyim ki akıllıca bir istekti. Şimdi sıra sabah ekibini ayarlamaya kaldı. Kafeteryaya girdiğimde bizim hastanenin gıybet timi de her zamanki yerlerini almış kazan kaynatıyordu. Normal şartlarda onları ne zaman bu halde görsem haber başlıklarını alır elinize düşenin vay haline diyerek yanlarından geçer giderim. Ancak bu defa onlara yanaşasım hiç gelmedi çünkü kafeteryaya girdiğim anda fısıldaşma ne kelime beni gördükleri saniye birbirlerine ölümüne dirsek atmaya başladılar. Bu da demek oluyor ki günün flaş haberi Eylül ve ben olmuşuz. Onlarla göz temasında bulunmadan selam verip sandviçlere bir göz atarken bizim Hasan ağabeye de her zamanki kahvemden istediğimi söyledim. Onunla biraz sohbet edip hazır olan kahvemi aldıktan sonra bizimkilerin masasının yanından geçerken beklenen soruyla muhatap kalmam da gecikmedi. Neyse ki iddialara verilecek cevabım her zaman vardır.

    - Ahmet hocam sizinle ilgili duyduklarımızın doğruluğunu öğrenmek için bir şey sorabilir miyim?
    - Sor Bulut sor
    - Ufukta başınızı bağlayacak bir durum mu söz konusu? Bunu en çokta hastanemizin bekar kız kesimi merak ediyor
    - Bana daha çok sen merak ediyormuşsun gibi geliyor Bulut hayırdır? Gözde bekarlar koltuğumda gözün mü var yoksa?
    - Estağfurullah hocam sonuçta bizimde kendi çapımızda bir karizmamız var. Bu arada cevap vermediniz? Soranlara açıklama yapmadı demek ki kabul ediyor diyeyim mi?
    - Soruyu bir daha sor
    - "Kırmızı" renk tez zamanda anlamına gelir. Ufukta başınızı bağlayacak bir durum mu söz konusu?
    - Kısmet! Bir kızı bin kişi "kuyrukta" bekler bir kişi alır gider. Neden o kişi olmayayım?
    - Helaaal hocam!

    [​IMG]

    ........::::::::__Ertesi Gün__::::::::........

    Gece sıkıntısız geçti ama aynı şeyi sabah için söyleyemeyeceğim. Meral kardeşimin yanından ayrılıp hastaneye yaklaştığını haber verdikten sonra onu karşılamak için aşağıya indim. Yaklaşık beş altı dakika sonra taksiden inip yanıma gelerek uzatmalı iznim için bana teşekkür etti. Bir daha olmamasını isteyip içeriye geçtikten sonra asansöre binip dördüncü kata çıktık ama canımı sıkan bir şey fark ettim. Bu da Meral'in kötü gözüküp titriyor oluşuydu. O an bir şey söylemedim ama odaya geçer geçmez endişemin yersiz olmadığını ve Meral'in başıma iş açtığını anladım. Muayene sonrası sonuçları elime ulaşan akciğer filmi de can sıkıntımı ikiye katladı. Şüphem doğru çıkmış ve Meral başka derdimiz yokmuş gibi bir de üzerine zatürre olmuştu. Bu da demek oluyor ki bir çuval incir heba oldu! Hastanemizin güzide doktorlarından biri olan göğüs hastalıkları uzmanı Jale Güder ile birlikte durumu değerlendirip Meral'in tedavisinin onun kontrolünde olarak hemen başlamasını sağladık. Bu noktada Meral ona emanet olacak yani. Gün boyunca ateşi çok yüksek seyrettiği için sık sık Meral'in yanına uğrayıp onu kontrol etmem gerekti. Çok bitkin ve solgun görünüyordu. Şaka gibi! Onu iyi olması için gönderdim ama o daha beter bir halde geri döndü. Artık iyileşene kadar şu hastaneden burnunun ucunu bile çıkaramaz. Bitti o anlayışlı doktor Ahmet bey hallerim!

    Son dakika gelen bir hastamla ilgilendikten sonra gece geç bir vakitte Meral'in yanına çıktım. Odaya gayet resmi bir tavırla girip sandalyeyi Meral'in yanına sürükledikten sonra hiçbir şey söylemeden oturdum ve hemşiresinin gün boyunca aldığı notlara şöyle bir göz gezdirdim. Aslında en ince ayrıntıdan bile haberdarım ama yalan yok Meral'i bu sessizliğimle biraz germek istedim. Başardım gibi gözüküyor çünkü şu an karşımda tam bir süt dökmüş kedi görüntüsü sergiliyor. Bir sonraki sayfaya bakarken mesafeli bir tavırla "Yaptığını beğendin mi Meral?" diye sordum. O an yüzüne bakmıyordum ama sessizlik olunca cevap beklediğimi belli etmek için bakışlarımı ona doğru çevirdim. Çok tedirgindi ve "Hangi yaptığımı?" derken bu ses tonuna da yansıyordu. Hangi yaptığımı da güzel bir soru aslında. İnsan hangi birinden başlasam diye düşünüyor ama şu an için konumuz belliydi. Sapmak olmaz.

    - Bu hale gelmene neden olandan bahsediyorum
    - Ahmet bey ben...
    - Sen sanki başka sıkıntımız yokmuş gibi bir de üstüne zatürre oldun Meral farkında mısın?
    - Zatürre mi? Ben sadece üşüttüm sanmıştım
    - Sadece basit bir üşütme değilmiş değil mi?
    - İnanın ben böyle olacağını bilemedim
    - Halbuki seni defalarca uyarmıştım
    - Evet uyarmıştınız
    - Bana söz vermene rağmen tanıtım gecesini bahane ederek bir süredir kendini çok boşladın. Dinlenmiyorsun iki kilo kaybettin çünkü belli ki gıdana da dikkat etmiyorsun. Dün geceyi hiç katmıyorum çünkü sana soğukta durma demekten dilimde tüy kalmadı
    - Özür dilerim. Çok özür dilerim
    - Özür dilemenizin bir faydası yok Meral hanım. Ameliyatınız için her şeyin kusursuz olmasını sağlayıp tüm prosedürlerin tamamlanması için bu kadar özenle hazırlandıktan sonra şu an karşıma bu halde geldiğiniz için canım bir hayli sıkılmış vaziyette
    - Neden benimle sizli bizli konuştunuz?
    - Resmi bir dille yaklaşırsam hem doktorun olduğumu hem de olayın ciddiyetini daha iyi kavrarsın diye düşündüm. Bunu bir süredir unutmuş gözüküyorsun çünkü...
    - Anladım ama bana bu kadar kızmayın lütfen. Hem ameliyat sırasında burnumu çekmek gibi bir reflekse ihtiyacım olmayacak ki... Ya da öksürmek gibi
    - Evet ameliyat sırasında hapşırmayacaksın ya da köh köh öksürmeyeceksin
    - Yani bu açıdan çokta önemli bir durum yok
    - Sözümü bitirmemiştim
    - Afedersiniz
    - Hapşırmayacaksın öksürmeyeceksin ya da ateşlenmeyeceksin çünkü ameliyat sırasında böyle belirtiler veren bir hastalığının olmamasını sağlayacağız
    - Harika! İnsanı bir iki günde iyileştiren ilaçlar olduğunu bilmiyordum
    - Yok zaten! Dikkatsizliğin yüzünden ameliyatını bu sabah ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldım
    - Ne! Ama neden?
    - Vücut direncin bu kadar düşmüşken beyninin içinde fink atacağımı düşünmedin herhalde
    - Yani bu...
    - Yani bu göğüs hastalıkları uzmanımız Jale Güder ile beraber sana uygun bir tedavi başlayacağımız ve en az iki hafta da sahalardan uzak kalacağın anlamına geliyor
    - Ahmet bey yapmayın
    - Ben bir şey yapmadım Meral. Sen ne yaptıysan kendi kendine yaptın
    - Bir dakika bir dakika! Bu Selim'i de en az iki hafta daha göremeyeceğim anlamına mı geliyor?
    - Meral ameliyat olman gerekirken zatürre oldun diyorum. Tek derdin Selim'i görüp göremeyecek olman mı Allah aşkına?
    - Evet şu an tek derdim bu...
    - Tamam bu süre içinde telefonla konuşabilirsiniz ama bu sefer beni kandırman sonucunda sana iznin vermiş olsam bile bu hastaneden dışarıya adımını dahi atmamanı sağlayacağım. Daha fazla risk alamam Meral üzgünüm
    - Ama Selim iki hafta boyunca bana ulaşamazsa çıldırır
    - Alışır ya da...
    - Ya da ne?
    - Selim'e söylersin o da buraya gelir ve bu iki hafta boyunca sana destek olur
    - Olmaz bunu yaparsam ona ameliyat olacağımı da söylemem gerekir
    - Çoktan söylemeliydin zaten

    Sesimi yükselttiğimin farkındayım. Bunun içinde üzgünüm ama gerçekten bu son dakika golü tüm planlarımı alt üst ettiği için sinirlerime hakim olmakta bir miktar zorluk yaşıyorum. Her şey yeterince sıkıntılı ilerlemiyormuş gibi bir de ekstra engeller çıkmıyor mu? İşte o an o olumlu o pozitif Ahmet birkaç dakikalığına nefes almak için ortadan yok oluyor. Bu duruma Meral de çok üzülüyor biliyorum. Hatta belki de benden bile daha çok üzülüyor çünkü o bu iki haftalık gecikmenin üstüne bir de kardeşimden uzak kalmak zorunda olacak. Halbuki şu inadını bir kırsa Selim'e her şeyi anlatıp yanına çağırsa belki de hiç düşündüğü gibi olmayacak. Bunu da Meral'e bu konuda çanak tutan kişi olarak benim söylüyor olmam da ne enteresan oldu değil mi? Biliyorum ve buna rağmen susuyorum. Selim beni öldürecek!

    Uzun bir sessizliğin ardından o iyi niyetli Ahmet geri döndü ve Meral'i bu kadar üzgün bir halde görünce daha fazla dayanamadı. Elimdeki dosyayı çekmecenin üzerine bırakıp konuyu değiştirerek "Buraya gelirken Selim'e ne dedin Meral?" diye sordum. Konu kilit galiba. Neden susuyor anlayamadım. Halbuki gayet basit bir soru sorduğumu düşünüyorum. Gözlerimi üzerine diktiğimde konuşmaya karar vererek "Bir süre buralarda olamayacağımı belirttiğim bir not bıraktım" dediğini resmen öksürüğünün ardında gizlemeye çalıştı. Duyduğum şeyi algılamaya çalışırken gülmeye başladım çünkü belli ki bana şaka yapıyor. Sandalyemde biraz daha rahat bir tavırla oturup "Tamam hadi artık normale dönelim. Gerçekten ne söyledin onu duymak istiyorum" diye sorduğumda yüzüme söyledim ya der gibi bakınca ona kilitlendim. Çünkü bu bakışın o bakış olmadığına kendimi ikna etmeye çalışıyorum. O ise gözlerini kaçırıp huzursuz bir halde parmağını pikesine dolayıp "Bir şey söylemedim. Dediğim gibi çıkmadan önce salondaki sehpanın üzerine bir not bıraktım" dedi. Not mu bırakmış! O kadar mı? Bunu duyar duymaz doğrulup doğru mu duydum der gibi bakarak "Şaka yapıyorsun değil mi? Meral rica ediyorum bana şaka yaptığını söyle" dedim. Pek şaka yaptığı söylenemezdi.

    - Karşısına geçip de Selim ben gidiyorum diyemezdim. Bunun nedenini sorgulardı ve bu da benim ağlayıp aslında durumun ne kadar ciddi olduğunu belli etmeme neden olurdu
    - Bu haksızlık! Selim'e bunu yapamazsın. Dün gece konuşulanları duymadın mı? Aynı şeyleri ona bir daha mı yaşatacaksın Meral? Selim'in yıllardır içten içe neler yaşamış olduğunu bilirken ona bir hoşçakalı çok mu göreceksin yani?

    [​IMG]

    Hay aksi! Hoşçakal mı? Ona böyle bir şey dememeliydim. Yüzü saniyeler içinde o kadar kötü bir hal aldı ki kendimi "Aferin Ahmet! Kızın zaten on gram inancı vardı onu da yerle bir ettin" derken buldum. Bunun düzeltmem lazım. Kötü gözükmesine rağmen soğukkanlı görünmeye çalışıp "Aynı şeyleri yaşatmak derken öldüğüm takdirde mi demek istiyorsunuz? Ama hani sonu olumsuza yelken açan cümleler kurmuyorduk? Yükseltmeye çalıştığımız yüzdelerim yavaş yavaş düşüyor mu yoksa?" dediğinde kendimi büyük bir çam devirmişim gibi hissettim. Nasıl bu kadar aptalca bir söz söyleyebildim gerçekten anlayamıyorum. Mahcup bir tavırla başımı iki yana sallayarak "Öyle demek istemedim" demek zorunda kaldım. Aslında onu demek istedim ama bunu içimden demem gerekiyordu. Ama gerçekçi olmak gerekirse durum da bu... Üzgünüm. Ağlayıp ağlamamak arasında gidip geldikten sonra burukça gülümseyip "Ama dediniz" deyince Meral'e bakıp kaldım. Hiçbir şey söyleyemedim. Ne söyleyeceğimi de bilemedim. Sanki ne desem bu onu daha iyi hissettirmeyecek gibiydi. Lanet olsun! Bazen ne dediğimin gerçekten farkında olmuyorum.

    Meral önüne bakarak benimle göz temasına geçmeyince ona doğru yaklaşıp elini avuçlarımın arasına aldım. Bana güven demek istedim belki de. Ona dikkatle bakarak "Meral bana izin vermeni istiyorum" dediğimde sonunda bakışlarını o da bana doğru çevirdi. Bu iznin manasını düşünürken "Size ne için izin vermem gerekiyor?" diye sorunca kabul etmeyebilirin gerginliğiyle dişlerimi sıkıp "İzin ver gidip Selim ile konuşayım. Ona uygun bir dille ne aşamada olduğumuzu anlatırım sonra da hazır hissettiğinde buraya getiririm" dedim. Beni şaşırttı çünkü hiçbir şey söylemedi. O da bunu istiyor ama yapamıyor. Onu tutan bir şey var sanki. Sessizlik sırasında "Böyle bir şey yapmanızı istemiyorum" diyeceğini anladığım anda lafını kesip "Hemen cevap verme biraz düşün. Kardeşimi senden daha iyi tanıyorum Meral ve onu neyin daha çok üzeceğini emin ol senden daha iyi biliyorum" dedikten sonra ayağa kalktım. Arkamı döndüğümde yerde bir köşeye sıkışmış paket olduğunu fark ettim. Meral'e "Bu senin mi?" diyerek elime aldığımda da ses çıkmadı. Cevap vermediği için ona doğru dönüp daldığını görünce de "Meral sana diyorum" demek zorunda kaldım. Şaşırmış gibi bakmaya başladı. Daldığı ve beni duymadığı belliydi. Elimdeki paketi gösterip "Yere düşmüş bu senin mi?" diye sorduğumda düşünceli gözlerle bakıp elini uzattı. Yanına gidip serum dolayısıyla tek elini kullanabildiği için paketi açmasına yardım ettim ama o da ne? İçinden bir defter ve el yazısıyla yazılmış bir not çıktı.

    Sana "Bana ne yapıyorsun böyle?" diye sormuştum hatırladın mı?
    Şimdi bunu neden söylediğimi daha anla diye ilk günden bugüne üzerimde nasıl bir iz bıraktığını
    İçimde nasıl büyük bir hızla büyüdüğünü sana göstermek istiyorum

    Seni seviyorum
    Selim

    Üzgünüm Meral ama aramız ne kadar bozuk olsa da burada kardeşimi ayakta alkışlamak zorundayım. Burada yokken bile varlığını sevdiği kadına hissettirişi ve kararlarını etkileyebilecek hareketlerde bulunması gerçekten hoşuma gitti. Ayrıca kimin kardeşi! İster istemez gülümseyip defteri Meral'in ellerine bıraktım ve "Hmm... Sanırım kardeşim farkında olmadan seni nasıl ikna edeceğini bulmuş bile. Aferin ona" dedikten sonra ima içeriği yüksek bir bakışla "Sen şimdi rahat rahat oku kritiğini sonra yaparız" deyip odadan çıktım. Odadan çıkar çıkmazda aklıma gelen tek şey bu işe artık el atılması gerektiği oldu. Ama bunu yalnız yapamam. Sanırım birinin yardımına daha başvurmam gerekecek. Sesini duymak için can attığım birine...

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    "Durgunsun Eylül"

    Gözlerimi Rüya'dan alıp Ela'ya çevirdiğimde bana endişeyle bakıyordu. Ona Buğra'nın aradığını söyleyemiyorum çünkü Tolga ile önceden konuşup anlaştık ve hassas bir döneminde olduğu için Ela'nın bilmesini gerektirecek önemde bir şey olmadığı sürece ona Buğra'dan ya da canını sıkacak herhangi bir şeyden bahsetmemeye karar verdik. Sonuçta İstanbul'a biraz nefes alıp sorunlardan uzaklaşmak ve kendisini toparlamak için geldi. Ona yardımcı olmak gerekiyor. Ayrıca bu aralarda epey sıkıntılı durumdalar. Boşanma olayından dolayı bir avukatla konuştular ve avukatları da Ela'nın bebeğiyle beraber Buğra'dan habersiz kaçar gibi uzaklaşmasının sıkıntı yaratacağını söylemiş. Kısacası Ela öyle ya da böyle İzmir'e geri dönmek zorunda kalacak. Bu sebeptendir ki şimdi bu durgunluğumu açıklayacak Buğra dışında bir bahane bulmam gerekiyor. Düşünüyorum da aklıma da şu sıralar hayatımdaki tek yenilikten başka bir şey gelmiyor. Konuşulacak hali hazırda pekte fazla konum yok yani...

    - Aslında durgun değil de biraz şaşkınım sanki
    - Bu şaşkınlığının sebebi ne?
    - Sebebi şey...
    - Sen iyi misin?
    - İyiyim Ela bunaltma insanı!
    - Eylül konuyu açan sensin
    - Evet ben açtım haklısın. Tamam söylüyorum. Bu evi satın alan adamla tanıştım
    - Ahmet Atahan
    - Ben ona kısaca "Doktor!" demeyi tercih ediyorum
    [​IMG]
    - Hmm... Konu başlıkların arasında onu ismen dikkat çekici bir hale getirerek sabitledin yani
    - Duvara sabitlemişliğim var. Sayılır mı?
    - Ne?
    - Öyle bir şey yapmadım diyorum
    - Yapmışsın. Neden ona adıyla hitap etmiyorsun peki?
    - Ne bileyim ben! İlk anda ağzımdan doktor diye çıktı öyle de devam etti. Hem ne mana şimdi? Senin yaptığına da resmen öküzün altında buzağı arıyor denir Ela!
    - Eylül
    - Efendim?
    - Ne yaptı da kızdırdı seni?
    - Hayatıma sızıyor
    - Bundan rahatsız mısın?
    - Belli olmuyor mu?
    - Niye bunu yapmasına izin veriyorsun o zaman?
    - "Sızmak" Ela! Gizlice belli etmeden ortama yayılmak içeriye Truva atı yollamak anlamına gelir

    Ela bir anda gülerek "Çok alemsin Eylül! Sızmayı bu şekilde ancak sen anlatabilirdin zaten" demeye başlayınca olaya yeterince ciddiyet göstermediği için kafam attı. Hayır yani gülecek ne var anlamadım! Ayağa kalkıp salonu turlayarak kitaplıklara üstünkörü bakarken Ela'nın pusetinde uyuyan Rüya'yı kontrol edip bana da "Ahmet beyi burada misafir ettiğimizde gayet efendi biri olduğu izlenimi aldım. Ayrıca Tolga ile araları da gayet iyi. Hoş sohbet ve kaliteli bir adam. Bence aile dostu olarak görüşüp kaynaşılabilecek biri keza ailesi de öyle. Sen neden ona karşı negatifsin anlayamadım" demesiyle gözlerimi devirdim. Ne yani o mükemmel de ben mi arızayım? Ela gözlerimi devirdiğimi fark edince "Sana göre "gerçekte" nasıl biri peki?" diye sordu. Aaa aaa! Bu sorunun devamında sıkıntı çıkacağını ve Ela'nın da bu sızma girişimlerinde etkili bir rol oynamaya çalışacağını düşünüyorum ama atı içeriye almasına izin veremem. Kendimi koltuğa bırakıp "Konu kilit Ela! Az önce yoruma kapattım" dediğimde gülümsemeye devam ederek "Pekala dediğin gibi olsun. Ben bir duş alsam sende Rüya'nın yanında kalır mısın? Uyuyor zaten" dedi. Şu işi Tolga varken yapsaya!

    - Uyanana kadar gelirsin değil mi? Beni bu küçük cadıyla yine yalnız bırakma ne olur
    - Eylül kızımdan bir canavarmış gibi bahsetme lütfen
    - Ne bileyim ya yalnız kalınca korkuyorum ben bu bebeklerden
    - Neden?
    - Elektriğimiz tutmuyor işte! Ağlar şimdi susturamam da
    - Bir şey olmaz. Ağlarsa kucağına alıp sırtını bastırmadan hafif hafif ovuşturursun baktın işe yaramıyor hemen o her zaman mırıldandığım ninniyi söylersin tekrar dalar
    - Ben ninni falan söyleyemem
    - O an ki korkundan arya bile söylersin Eylül merak etme
    - Sağol Ela içimi rahatlattın!
    - Korkma benim minicik kızım yemez seni bende hemen dönerim

    Ela merdivenleri çıkarken bende ufaklığa şöyle bir bakıp "Uyu teyzem sen bakma bu annene o hala lohusa kafasında ne dediğini bilmiyor" dedikten sonra ses çıkarmamak için büyük bir özen göstererek koltuğa geri oturdum. Derginin sayfaları da hışırtı yapınca boş boş oturmaktan başka bir şey de yapamadım. Bebişe bak bacak kadar bile olmayan boyuyla karşısında mum gibi etti beni! Bu arada Ela'nın her zaman mırıldandığı ninni neydi ki? Şimdiden afakanlar bastı. Nefes almak için pencereyi de açamıyorum çünkü içeride bebe var! Gözlerim Ela'nın aşağıya inme olasılığına karşı merdiveni kollarken dakikalar sonra telefonum çalmaya başladı. Hay aksi! Yerimden hızla kalkıp telefonumu çantamın içinden çıkarmaya çalışırken de doğal olarak Rüya ses yüzünden uyanıp ağlamaya başladı. Çıkan sesin cırtlaklığını duymadığına sevinmelisin. Telefonu kimin aradığına bile bakmadan açıp "Bir saniye!" dedikten sonra onu bir kenara bırakıp zırıl zırıl ağlayan Rüya'yı yüzümü ekşiterek kucağıma aldım. Öyle de bir ağlıyor ki sanırsın etinden et koptu. Seninde alacağın olsun Rüya hep annen yokken yapıyorsun yapacağını! Off! Elim ayağımda birbirine girdi. Ne yapıyorduk şimdi arya söyleyip çocuğu ters mi çeviriyorduk! Tamam tamam telaşa mahal yok hemen odaklanıyorum. Ninni artı sırt sıvazlıyorduk olay şipşak bitiyordu.

    "Dandini dandini dastana
    Danalar girmiş bostana
    Kov bostancı danayı
    Yemesin lahanayı
    Arkadaş ne biçim ninni bu!
    Çocuğun aklı bir tarafına kaçacak
    Lahana yiyen dananın ne işi var el kadar bebenin ninnisinde off!

    İyi de olay bitmedi. Hala ağlıyor bu çocuk! Ninninin yeniden modernize ettiğim alt yapısını mı sevmedi ne etti anlayamadım. Odanın içinde telaşla dört dönüp Rüya'yı pışpışlarken gözüme açık halde duran telefonum çarptı.Kimin aradığını anlamak için elime alıp kulağıma götürdüğümde "Eylül!" diye seslenen doktorun sesini duydum. Bu saatte neden beni arıyor ki? Kolumda Rüya elimde telefonla salonu turlamaya devam ederken "Ne var!" dediğimde doktorda bana "Kucağında Rüya mı var?" diye sordu. Hayır hayır! Rüya tatlı mı tatlı minnak bir bebek ama bu resmen bir canavar!

    [​IMG]

    Doğru tahmin ettiğini ve Rüya'nın kucağımda cırladığını söylediğimde duruma biraz taktiksel yaklaşarak "Tamam şimdi sakinleş çünkü bu bayan panik halinle bebeği daha çok korkutuyor olmalısın. Ayrıca sakın bir daha ninni söylemeye kalkma çünkü benim bile aklım bir yerlere kaçtı aman diyeyim" dedikten sonra gözlerimi devirip "Onu bunu bırak da nasıl susturacağım ben bu çocuğu onu söyle doktor! Eğer parlak bir fikrin yoksa da bugün yarın gel!" dememle birlikte "Önce sakinleş sonra da Rüya'yı kucağındayken hafifçe sağa yatırarak yavaş yavaş salla ve kulağına doğru yumuşak bir tonlamayla da uzun uzun "Şşşşşşşşşşt" de. Bu bebeğe anne karnındaki ortamını hatırlatır" dedi. Erkeğin çok bilmişi de bir can sıkar hani! Deneyelim bakalım doktor efendinin yöntemlerini. Beklemesini isteyip dediklerini harfiyen uyguladım ve bilin bakalım birkaç saniye içinde ne oldu. Bu küçük cadı sustu!

    - Eylül işe yaradı mı?
    - Ses kesildi ama boncuk boncuk etrafa bakınıyor. Yine ağlar mı?
    - Bilmem ama pozisyonunu bozmadan onu biraz dolaştırsan iyi edersin
    - Tamam onu da yapıyorum. Bu arada her ne kadar senin yüzünden ağlasa da yine de yardımın için teşekkür ederim. Sen olmasan Ela gelene kadar cıyak cıyak bağırırdı herhalde
    - Fazla gerginsin bebekte bunu hissediyor olmalı
    - Bebekler konusunda pek bir bilgi birikimin yok. O yüzden de sana bu konuda güvenmek zorundayım. Bu arada sen neden aramıştın Meral iyi mi? Uyuduğu için gelme demiştin ama ihtiyaç varsa gelebilirim
    - Az önce biraz konuştuk ona zatürre olduğunu ve ameliyatını en az ki hafta ertelemek zorunda kalacağımızı söyledim
    - Nasıl karşıladı?
    - Bana Selim'i iki hafta göremeyecek miyim diye sordu. Ben ona ne diyorum o bana Selim bana iki hafta ulaşamazsa çıldırır diyor. Bu kız sağlığını ikinci plana atıyor. Varsa yoksa Selim!
    - Ne bekliyordun?
    - Ne?
    - Adı üstünde "Aşık" işte! Herhalde varsa yoksa birbirleri olacak
    - Selim'e giderken hiçbir şey söylememiş sadece not bırakmış
    - Nasıl yani? Tamam ameliyat olacağını saklamak isteyebilir ama en azından bir bahane uydurup bir süre neden ona ulaşamayacağını söylemesi gerekiyordu
    - Söylememiş
    - Eee ne olacak şimdi?
    - Meral'den bana Selim ile konuşmam ve ona uygun bir dille durumu açıklamam için izin vermesini istedim
    - O ne dedi?
    - Sustu
    - Kararsız yani
    - Aynen öyle... Bir yanı istiyor ama bir yanı buna karşı çıkıyor
    - Şimdi ne olacak?
    - Bana yardım edebileceğini düşündüm
    - Nasıl bir yardım bu?
    - Hadi ama Eylül! Kadın kadının dilinden anlar gel de ikna et şu kızı arayıp çağırsın Selim'i!
    - Ben nasıl ikna edeyim Allah aşkına?
    - Bilmiyorum ama yanında benden başka kimse yok. Bence ona bu konuda ikinci bir göz olup yol gösterebilirsin
    - Yolunu kaybetmiş birinden yol tarif etmesini bekliyorsun doktor!
    - Bir kere terzi kendi söküğünü dikemez ama başkasına faydası olur. Hem belli mi olur belki biri çıkar o da sana gitmen gereken yolu tarif eder. Sana hiç navigasyon anlamında iyi olduğumu söylemiş miydim? Neyse bu geniş bir konu yemekte konuşuruz
    - Hangi yemekte?
    - Refakatçi olmayı ve Meral ile konuşmayı kabul ettiğin için seni teşekkür manasında çıkaracağım yemekten bahsediyorum
    - Seninle yemeğe falan çıkmam unut bunu!
    - Midye yemiştin ama
    - O ayak üstü atıştırmalık bir şeydi. Yemekten sayılmaz
    - On dokuz adet midye yemekten sayılmaz mı? Neyse tamam bunun tartışmasını da yemekte yaparız
    - Doktor!
    - Bağırma istersen çünkü bebeği ağlatırsan yine başa dönersin
    - Seninle ilgili ne hissettiğimi söyleyeyim mi?
    - Çok isterim
    - Kafamı bozuyorsun!
    - Bu negatif düşünceyi düzeltmem için bir fırsat ver o zaman
    - Öyle bir fırsatın olmayacak
    - İddia kabul edildi
    - Ne? Ben seninle iddiaya falan girmedim
    - Girdin
    - Doktor!
    - Eylül!
    - Kahretsin! Rüya mızıldıyor kapat!
    - Tamam!

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz

    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları
    #benikalbineyaz

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  12. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    "Kendini nasıl hissediyorsun Meral?"

    Bu soruyu soruyorum çünkü ben odasından çıktıktan sonra her ne olduysa bu Meral'in ciddi bir atak geçirmesine neden oldu. Çağrı cihazımın sesine mümkün olabildiği kadar çabuk cevap vermeye çalışarak kısacık bir sürede Meral'in yanına gittiğimde nefes alamıyordu ve bu sebeptendir ki büyük bir panik yaşıyordu. Onu o halde görmenin berbat bir his olduğunu söylemek zorundayım. Yaşadıklarından dolayı yoğun stres altında olduğu için anksiyete problemi olduğunu biliyorum. Ne yazık ki bunun üzerine bir de zatürreden kaynaklı olarak ekstra bir nefes darlığı yaşamak zorunda kalıyor. İkisi birleşince de haliyle ortaya böyle can sıkıcı bir tablo çıktı. Tahmin edilebileceği üzere Meral neyi olduğunu anlayamadığı için korkuya kapılmıştı ve bundan dolayı da can hıraş bir halde çırpınıyordu. Bende bir yandan soruna müdahale etmeye çalışıp bir yandan da onu sakinleştirerek bir şeyi olmadığını birazdan rahatça nefes alabileceğini anlamasını sağlıyordum ama o an dinleyen kim modundaydık. Meral için zor geçen dakikalardı ama sonunda durum kontrol altına alındı ve Meral de nefes alabildiğini hissedince yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Sakinleşmesine iki kat sevindim çünkü farkında değildi ama rahatlayana kadar elini gırtlağımdan çekmedi. Bir an beni öldürecek sandım. Şaka bir yana o kadar da korkmuştu ki hala ağlıyordu. Neyse geçti gitti ve şimdi gayet iyi. Verdiğimiz sakinleştiriciler sayesinde de güzel bir uyku çekti. Yani çektiğini düşünüyorum. Birazdan öğrenirim zaten...

    - Bana her ne yaptıysanız işe yaramış. Peki siz nasılsınız? Umarım o korkuyla sizi fazla hırpalamamışımdır
    - Göründüğün kadar narin değilmişsin. Ortak bir kavgaya girsek beni koruyabileceğini düşünüyorum. Bence darp raporu almadığıma sevinmelisin
    - Özür dilerim. Gerçekten istemeden oldu
    - Biliyorum sadece takılıyordum. Sonuçta senin elinde olan bir şey değildi
    - Kendimi daha önce hiç bu kadar kötü hissetmemiştim
    - Yaşadığın şeyleri düşününce böyle bir reaksiyon göstermen normal sayılabilir ama ben yine de tetikleyiciyi merak ediyorum. Ne oldu birdenbire?
    - Selim ile konuşuyorduk
    - Bir saniye şimdi benim içeriye girdiğimde gördüğüm o dehşet verici sahneye Selim de telefondan mı şahit oldu demek istiyorsun?
    - Hayır ona yansıdığını sanmıyorum. Soluğum kesilip konuşmaya devam edemeyince bir sorun olduğunu anlamasın diye telefonu kapattım
    - Tetikçimiz Selimdi yani
    - Tetikçi demesek?
    - Tamam sende hemen korumaya başlama şu huysuzu
    - Ahmet bey!
    - Off! Senin yanında da Selim'e bir şey denmiyor
    - Çünkü huysuz diye itham ettiğiniz bu adamı seviyorum
    - Farkındayım ve ister inan ister inanma bu beni çok mutlu ediyor
    - Gerçekten mi?
    - İki değer verdiğim insansınız. Neden mutlu olmayayım ki?
    - Selim'e birkaç hafta görüşemeyeceğimizi ama bu süre içinde onu arayacağımı söylediğimde bana ne dedi biliyor musunuz?
    - Ne dedi?
    - Beni sadece yanına gelmemi istediğin zaman ara dedi. Daha doğrusu ona bunu mesaj yoluyla iletmeliymişim çünkü diğer aramalarımı canı ne kadar yanarsa yansın sesimi duymaya ne kadar ihtiyacı olursa olsun cevaplamayacağını söyledi. Kısacası onun sesini duymak istiyorsam yanımda olmasına da izin vermem gerekiyormuş
    - Ooo! Çok iyi demiş
    - Ahmet bey siz kimden yanasınız?
    - Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun ama bu konuda Selim'i haklı buluyorum Meral
    - Ne zamandan beri kardeşinizi bu konularda haklı buluyorsunuz peki?
    - Aklımı başıma getirdiğinden beri
    - Şimdi siz de benim aklımı mı başıma getirmeye çalışıyorsunuz?
    - Bunun için bana ihtiyacın var mı?
    - Benim Selim'e ihtiyacım var. Ama bu haldeyken onu görürsem de... Off! Neden böyle oluyor bilmiyorum ama doğru düşünemiyorum galiba
    - Senin yerine düşünmemi ister misin?
    - Bunu yaptığınızda ortaya ne çıkacağını biliyorum. Siz onun burada olması gerektiğini düşünüyorsunuz
    - İyi günde ve kötü günde ölüm bizi ayırana dek sözü sana neyi anımsatıyor Meral?
    - Yüzdelerimin hızla düşmekte olduğunu
    - Hmm... Bunu söylemen de bana sürekli bardağın boş tarafına bakan pesimist biri olduğunu düşündürüyor
    - Bardağın dolu tarafı da mı var?
    - Al işte! Nerede benim o küçücük umuduna bile sıkı sıkıya sarılan güçlü hastam? Ne yaptın ona?
    - O güçlü olduğu için sürüden ayrılıp Selim'in yanında kalmayı tercih etti
    - O halde kardeşimden onu bir an önce buraya getirmesini istemeliyim

    Yine ses çıkarmadı. Selim'in yanında olmasını ne kadar istiyorsa bunun sonuçlarından da bir o kadar korkuyor gibi bir hali var. Bunu yapmanın yanlış olduğunu düşünüyor olmalı. Ona daha ılımlı bir tavırla yaklaşıp tam az önceki sözümü açıklamaya çalışarak "İyi günde ve kötü günde ölüm bizi ayırana dek sözü yani ne yaşarsak yaşayalım sonucu ne olursa olsun eğer birbirimizin..." diyordum ki odanın kapısı açıldı ve içeriye tabiatında hırçınlık saklı olan yakıcı bir güneş doğdu. Eylül geldi yani. Gelişi de neden bu kadar uzun sürdü anlayamadım. Halbuki Meral'in yanına gelmeden önce ulaklarım tarafından bana hastaneye giriş yaptığı söylenmişti.

    Birazda bunalmış galiba çünkü içeriye girer girmez yarıda kestiği lafımı tamamlayıp "Eğer birbirinizin iyi günlerini hak etmek istiyorsanız kötü günlerinize de can-ı gönülden iştirak etmeniz gerektiği çünkü ancak bu şekilde tam bir bütün olabileceğinizi anlatmaya çalışıyor. Konuşmanızın bitmesini beklerken kapıda ağaç oldum da doktor lafı daha fazla uzatmadan içeriye girip söyleyeceklerinin özetini geçeyim dedim. Malum kendisi konuşmayı pek bir seviyor" diyerek sonunda da bana laf sokuşturdu. Onu çağırırken biraz sinirlendirmiştim. Bu onun asabiyeti olmalı ama bence bunu yapmazsa rahat da edemiyor. Yani bana laf etmezse demek istiyorum. Neyse ki ben onun bu kendine güvenli ve bir o kadar da atarlı olan hallerini seviyorum. İnsan onunla ağız dalaşına mı girsin yoksa geçsin karşısına o kocaman açtığı gözlerinin güzelliği mi izlesin karar veremiyor. Hınzırca gülümseyip Meral ile göz göze geldikten sonra baş parmağımla tam arkamda duran Eylül'ü işaret ederek kinayeli bir tonlamayla "Hemen hemen böyle bir şey söyleyecektim ama lafı "bu kadar çok" uzatmayacaktım" deyip başımı geriye yasladım ve Eylül'e bakarak "Bu arada geciktin" dedim. Kahretsin! Tersten bakıldığında da çok güzel görünüyormuş. Boynumun tutulması pahasına gözlerimi ondan uzaklaştıramayacağım gibi görünüyor.

    [​IMG]
    - Ben bir kadınım. Gecikirsem değil gecikmezsem şaşır
    - O halde refakatçi olmayı kabul ettiğin için sana borçlandığım teşekkür yemeğine yarım saat geç gitsem sorun olmaz
    - Seninle değil yemeğe asansörle üst kata bile çıkmam doktor. Unut bunu
    - Bence bunu şaraplarımızı yudumlarken tartışalım. Şu an yeri değil hastayı rahatsız ediyoruz

    Hasta halinden memnun gözüküyor da refakatçiyi kızdırdım galiba. Eylül o aşık olunası gözlerini devirip "Nöbet değişimi öneriyorum! Senin ilgilenmen gereken hastaların yok mu?" diyerek bana doğru eğilince o bahsi geçen gözler gözlerimle aynı hizaya geldi ve doğal olarak tüm dikkatimi üzerine çekerek bir cevap vermemi imkansız kıldı. Ona bakarken gülümsememi de engelleyemedim. Fark eder etmez bunun içinde bir fırça atacağından eminim. Ama bu an için değerdi. Eylül rahatsız olmuşçasına aniden gözlerini kaçırınca bende gerilmesin diye rahat davranıp ayaklarımı üst üste bir şekilde Meral'in yatağına dayadım ve "Ben zaten ilgilenmem gereken hastamın yanındayım. Ayrıca çağrı cihazım da yanımda sorun olursa bana oradan ulaşabilirler ama yine de ilgilenip sorduğun için teşekkür ederim" deyip oturması için koltuğu işaret ettim. Bakışlarından anladığım kadarıyla beni öldürecek sonra diriltip bir daha öldürecek. Meral ile bakışırken Eylül de hırsını ceketinden çıkarıp "Madem hastanın başından ayrılmayacaktın beni neden çağırdın be adam!" dedikten sonra hızla bana dönüp "Sesli düşündüm cevap vermezsen sevinirim" dedi. Aaa! Bunu yapamam çünkü neden burada olduğunu unutmuşa benziyor.

    "Neden çağırdığımı bir hatırlamaya çalış"

    Gözlerimi dikmiş Eylül'e bakarken o da dikkatini bana verip "Bir anda hatırlayıverdim desem?" dedi. Araya Meral'in girmesi gecikmedi çünkü neden bahsettiğimizi anlayamadı. Bir bana bir de Eylül'e bakıp "Ne? Neyi hatırladın?" dediğinde kendimi geri çekip Eylül'ü öne sürercesine bir bakış savurdum ve o da önce ne diyeceğini şaşırsa da hemen toparlanıp "Senin moralini yükseltmek için geldim ama başını şişirdim galiba. Gerçi bu tamamen onun suçu sende gördün" dedi. Döndü dolaştı yine bana laf çarptı. Benden hoşlandığını bu şekilde belli ettiğini düşünmeye başlasam mı acaba? Böyle yaparak bana ümit veriyor çünkü. Dalgın bir halde sessizce dururken bir an Meral'in "Ben iyiydim aslında" dediğini duydum. Evet iyiydi ama iyi olana kadar az daha beni öldürüyordu. Konuya giriş yapma vaktimin geldiğini düşünüp "Evet doğru söylüyor. Hatta o kadar iyi ki sen gelmeden önce atak geçirip beni öldürmeye teşebbüs etti. Tuhaf bir şekilde başarıyordu da..." dediğimde Meral şok oldu Eylül de gülümsemeye başladı. Sanırım bunu söylerken tuhaf bir tonlama kullandım ondan böyle oldu.

    "Aşk olsun Ahmet bey! Siz bana önemli değil zaten senin elinde olan bir şey değildi demediniz mi?"

    Eylül epey şaşırarak "Bu gerçekten yaşandı mı? Ben şaka yapıyor sanmıştım" dediğinde hemen mağdura yatarak boynumdaki kızarıklıkları ve tırnak izleri gösterip "İnsanlara bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Stajyerler daha şimdiden arkamdan bahis oynamaya başlamışlardır bile" dedim. Umarım pansuman yapma talebinde bulunur diyeceğim ama o sırada Meral'in yarım bıraktığı işi Eylül'ün tamamlamasından biraz çekiniyorum. Malum elinin ayarında bir sıkıntı var. Ancak şöyle elinde pamuk varken burnumun dibinden bana "Acıyor mu?" diye sorup tatlı tatlı bakmasına da değer sanki. Ben romantik bir pansuman hayali kurarken Eylül fısır fısır Meral'e bir şeyler söyleyip nedeni merak uyandıran bir gülüşle de ayağa kalktı. Umarım benim adıma olumlu bir şey söylemiştir. Belki de bana ne kadar kızsa da aslında çok hoş biri olduğumu düşünüyordur. Aklımda deli sorular kol geziyor. Eylül içecek almaya gideceğini söyleyince bende odadan çıkar çıkmaz Meral'i sıkıştırmaya başladım. Az önce Eylül'ün gülümseyerek ona ne dediğini bilmek istiyordum ama ne kadar çabalasam da Meral tek kelime etmedi. Artık emin oldum. Kesin benimle ilgili bir şey dedi ondan söylemiyor. Kadın değiller mi birbirlerini koruyorlar tabi...

    Eylül'ün söylediği söz Son Mektup'un 38.bölümünde geçmiş Meral'e "Ben olsam bütün paramı cilveli köstebeğe yatırırdım" demişti.
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Odadan çıkıp aynı katta bulunan kahve makinesinin yanına gittiğimde benden önce davrananlar olmuştu ve bu yüzden de önce onların seçim yapmalarını beklemek zorunda kaldım. İleride de bir grup genç doktor aralarında sohbet ediyordu. Ne konuşuyorlarsa bu onları epey eğlendiriyor gibi gözüküyor. Burası da hastane mi tatil köyü mü belli değil. Herkes pek bir neşeli. Gerçi bu kadar iç bunaltıcı bir mekanın böyle enerjik insanlarla donanımlanması hiç de fena değil. Normalde hastane ortamlarından nefret ederim hatta on yedi yaşlarımdayken böbrek taşı düşürmeye çalışmış ve o kadar ağrı çekmeme rağmen hastaneye gitmemek konusunda direnmiştim. Tabi annem de beni gecenin bir yarısı kolumdan tuttuğu gibi zorla acile götürmüştü. Onun zoru olmasa ölsem gitmezdim o kadar sevmem hastaneleri ama bir dakika yan tarafta tuhaf bir muhabbet dönmeye başladı. Kulak misafiri olmam lazım.

    - Ooo! Ahmet hocayı da kaybediyormuşuz!
    - Hangi Ahmet hoca Dinçer mi Atahan mı Ekinciler mi?
    - Ekinciler ve Dinçer evli barklı çoluk çocuk sahibi ne yaptın? Herhalde Atahan
    - Neden kaybediyormuşuz peki?
    - Az önce duydum. Bulut başınızı bağlayacak bir durum mu söz konusu diye sormuş o da yalanlamayıp herkesin için kabul etmiş
    - Hayatta inanmam!
    - Hatrı sayılır şahitler var
    - Kendi kulaklarımla duysam da inanmam. Ahmet hoca başını bağlatır mı ya bu iddiayı bir beyin süzgecinizden geçirin ne kadar saçma olduğu ortaya çıksın. Adam hastanenin en flörtöz cerrahı kızlar etrafında fır dönüyor kesin Bulut ile kafa bulmuştur o

    Bu konuşan beyaz önlüklü her kimse doktorun flörtöz olduğu konusunda sonuna kadar haklı. Gerçi ben yine de ona ayran gönüllü demeyi tercih ederim çünkü o tanıma daha çok uyuyor. Kollarımı önümde birleştirip ister istemez konuşmalarına kulak misafiri olduğum için dikkatlerini çektim herhalde çünkü gören görmeyeni uyardı ve az önce doktor efendinin flörtöz olduğundan dem vuran kişi aniden ağız değiştirip "Bakmayın siz bana canım latife yapıyorum. Ahmet hoca hiç flörtöz olur mu? Adam işten eve evden işe başını kaşıyacak fırsatı yok. Tam evlenilecek adam bekar kızlar acele etsin" deyiverdi. Bunu beni fark ettikten sonra demesi de enteresandı. Acaba bizi beraber görmüştü de bu konuşmayı doktora yetiştireceğimi mi sandı? Olabilir ama yetiştirmeyeceğim. Olanı konuşuyorlar sonuçta doktor efendi de karşı çıkıyorsa gelsin de gözümün içine baka baka yalanlasın sıkıyorsa. Tedirgin bir halde bana doğru bakan gruba karşı elimle ağzıma fermuar çekip rahat olmalarını işaret ederek kahveleri aldım. Ağzımı sıkı tutacağımı anlayınca rahatlamışlardır herhalde. Elimde kahve olduğu için odanın önüne gelince sırtımla kapıya yaslanıp ittirerek içeriye girdim.

    "Kahveler geldi!"

    Elimdeki bardakları yemek tablasına koyarken üzerimdeki garip bakışlı gözlerin eşliğinde kahvelerden birini doktorun tarafına uzattım ve bir açıklama yapmam gerektiğini hissederek uzun süre burada kalacağımız için birbirimize sırayla kahve taşımamız gerekeceğini söyledim. Yani altında ekstra bir mana aramaya gerek yok. Doktor bu yaptığıma şaşırmış gibi bakıp teşekkür ederken bende Meral'in yanına geçerek kahvemden bir yudum aldım ama almaz olaydım. Ne biçim bir şey bu? Kahve makinesine kahve yerine mazot mu koymuşlar Allah aşkına! Ooo kokusu da pek bir fena içilecek gibi değil. Ancak doktor benim gibi düşünmüyor olacak ki kahvesinden içerken bir yandan da bana "Harika! Tam benim içtiğim gibi nasıl bildin?" dedi. Bu kadar berbat bir damak zevki olduğunu nereden bilebilirim ki? Atsam tutmaz. Çok beğendiyse benimkini de içebilir diye düşünerekten kendi kahvemi onun tarafına doğru koyup kendimden uzaklaştırdım. Ama işe bakın ki kahveyi ne ben içebildim ne de doktor içebildi. Kapı tıklatıldıktan sonra içeriye giren kat hemşiresi telaşla "Ahmet hocam haber verin demiştiniz. 312'deki hasta..." dediğinde daha lafını bile tamamlayamadan doktor elindeki kahveyi bırakıp "Geliyorum" diyerek hızla kalktı ve odadan apar topar çıktı. Meral de bende ne olduğunu anlayamadık. İnşallah kötü bir şey olmaz.

    - Meral oda çok havasız kalmış camı aralamam da bir sakınca var mı?
    - Tabi ki yok istediğini yap

    Pencereyi açtıktan sonra biraz hava alıp sonra da Meral'in yatağının ucuna oturdum. Birbirimize gülümserken Meral aniden elimi tutunca ne olduğunu anlayamadım ama o da beni merakta bırakmadan hemen söze girip "Ahmet bey sana söyledi değil mi?" diye sordu. Valla doktor bana bir sürü şey söyledi. Meral hangisini kastediyor acaba? Boş boş bakarak "Neyi söyledi mi?" diye sorduğumda aldığım cevap şaşırtıcı oldu. Nasıl anladı bilmiyorum ama bana huzursuz bir halde "Hasta olduğumu" dediğinde ona ne diyeceğimi şaşırdım. Kıvırmam lazım. Dudaklarımı kemirerek bir süre düşündükten sonra diğer elimi de ellerimizin üzerine koyup "Evet söyledi. Zatürre olmuşsun ve inan bana bundan hiç hoşnut değildi" dedim. Umarım bunu kastediyorsundur Meral yoksa kıvırmakta çok zorlanırım. Kahretsin! Zorlanacağa da benziyorum çünkü gözlerimi kaçırdığım anda saklama dercesine bir tonlama kullanıp "Ondan bahsetmiyorum. Burada olmamın asıl sebebinden bahsediyorum" dedi. Hay aksi yakalandık!

    Konuyu uzatmanın pek bir faydası olmayacak çünkü ne dersem diyeyim Meral her şeyden haberdar olduğumu çoktan anlamış bile. İnkar etmek ona haksızlık olacaktı yani. Burada olmam bile bizi ele veriyor olmalı. Sözün kısası kabul etmek zorunda kaldım ama doktorun aralarındaki sırrı saklama konusundaki üstün çabalarını göz ardı etmemek için kendi kendime öğrendiğimi söyledim. Haliyle ikimizde durgunlaştık. Kimseyle paylaşmak istemediği bir sırrını öğrenmiştim ve sanırım bu onun garip bir ruh haline bürünmesine yol açtı. Meral'e apar topar hastaneye gelişimizi ve ameliyat olması gerektiğini nasıl öğrendiğimi her ama her şeyi anlattım. Ağlamamak için kendisini tutarken benimle göz göze gelmemeye çalışıyordu. Umarım öğrendiklerimden sonra ona acıyarak baktığımı falan düşünmüyordur çünkü asla böyle bir şey yapmam.

    - Bilmene rağmen bana hiçbir şey söylemedin
    - Bilinmesini istemiyormuşsun. Benimle paylaşmadığın sürece sana söylemeye niyetli değildim ama bu gece buraya gelerek biraz belli etmiş oldum galiba
    - Ahmet bey her ne kadar yanımda olup desteğini benden esirgemese de hastalığımı sevdiklerimden saklıyor oluşumu onaylamıyor
    - Biliyorum. Bunun çok yanlış olduğunu düşünüyor
    - Senden de beni bu konuda ikna etmeni istedi değil mi?
    - Aslında evet seninle konuşup ikna etmemi istediği doğru
    - Bunu yapacak mısın peki?
    - Seni sevdiklerine her şeyi anlatman konusunda ikna etmeye çalışmayı mı? Hayır
    - Gerçekten mi?
    - Seni ikna edecek kişi ben değilim ki. Ben sadece seninle birlikte düşünürüm yorum yaparım bazı anlarda saçma da olsa önerilerde bulunurum ama işin sonunda kalbinin sesi bile seni ikna etmeyi başaramıyorsa üstelemek faydasız olur
    - Bir itirafta bulunayım mı?
    - Dinliyorum
    - Aslında kalbimin sesini dinlediğimde Selim'e her şeyi söyleme isteği duyuyorum. Şu an bile elimi tuttuğunu hissedip gözlerimin içine bakarak bana korkmamamı çünkü her şeyin yoluna gireceğini söylemesini o kadar çok isterdim ki bilemezsin
    - Neden bunu yapmasına izin vermiyorsun peki?
    - İçimde tuhaf bir ses var. Ne zaman birilerine söylemek istesem bana "Sakın yapma!" diyen bir ses bu
    - Dinleme onu
    - Ama beni ikna edebiliyor
    - Nasıl?
    - Biraz sonra söyleyeceklerimden Ahmet beye bahsetme olur mu? O benim güçlü ve moralim ne kadar düşük olursa olsun her halükarda umuduma sıkı sıkıya tutunduğumu düşünüyor. Tamam inkar edemem ufacık bir umut ışığı bile beni o anlık ayağa kaldırabiliyor ama gerçek şu ki ben kalbimin derinliklerinde bir yerlerde o ameliyat sırasında öleceğimi hissediyorum. Garip bir şekilde bundan o kadar eminim ki. Ben o masadan sağ kalkamayacağım Eylül. Bir yanım hayır öyle olmayacak derken içimdeki sesin ısrarla bunu söylemesi bana "Sakın yapma!" dediğinde onu dinlememe neden oluyor. O ameliyata öleceğimi bile bile girerken sevdiklerime sanki onlara geri dönebilecekmişim gibi el sallayıp zoraki bir şekilde gülümsemek istemiyorum. Ameliyata bu şekilde giremem. Beni korku içinde beklediklerini ve muhtemelen bir kaç saat sonra da kötü haberi alıp perişan olacaklarını düşünmek istemiyorum. Beni o sedyedeki halimle hatırlamasınlar. Beni düşündüklerinde ailem o geceki gurur tablosunu Selim de kollarında huzurla uyuyan halimi hatırlasın istiyorum. Prosedürler gereği olası bir kötü durumda ailemin hemen haberdar edileceğini biliyorum ama yine de ben gerçek olmayan bir hayal de olsa onların benim hala yaşadığımı düşünmelerini sadece ilk başta yaptığım gibi bambaşka bir hayat yaşamak için uzaklaştığımı düşündüklerini hayal etmek istiyorum. Daha doğrusu ameliyata girerken böyle olacağı konusunda kendimi kandırmak istiyorum

    [​IMG]

    - Korktuğun için böyle olumsuz şeyler hissediyorsun. Bu bahsettiğin ses gelecekten haber veren bir ses değil Meral. Korkunu kullanıp seni kendisine esir etmesine izin verme
    - Kafamın içi o kadar karmakarışık ki. Sanki içeride tahliye çalışması başlamış gibi. Yapı paydos dendiğinde herkes evlerine dağılmak için hazır olmak istiyor gibi. Doğru düşünemiyorum muhakeme edemiyorum. Sadece bir an önce her şey olup bitsin istiyorum. Ben bunu istedikçe de araya mesafeler giriyor
    - Peki Selim beye söyleyebilseydin bunu nasıl yapardın hiç düşündün mü?
    - Ona böyle bir şeyi nasıl söylerdim inan bilmiyorum. Söyledikten sonra bir daha onun gözlerine nasıl bakabilirdim onu da bilmiyorum. Öğrendiğinde bir daha bana eski Selim gibi bakabilir miydi? Bana karşı olan aşkı gözlerindeki hüznü acıyı çaresizliği tüm olumsuz duygularını örtmeye yetebilir miydi? Yetse bile bunu öğrendikten sonra artık başını yastığına rahatça koyabilir miydi sence? Bence koyamazdı. Tüm dengesi hayatı gibi alt üst olurdu. Eski korkuları yeniden açığa çıkıp onu bu seferde benimle sınarken buna katlanabilir miydi emin değilim
    - Ona söylemediğin sürece nasıl bir tepki vereceğini de kestiremezsin. Ya korktuğun gibi olmayacaksa ve aslında Selim bey düşündüğünün aksine yanında sapasağlam durup seni de her anlamda bu savaşa daha güçlü hazırlayacaksa ne olacak peki? Belki de şöyle demeliyim bu daha romantik olur. Ya sana olan sevgisini birebir hissediyor olman senin bu hayata daha da sıkı tutunmanı sağlayıp hiçbir yere gitmene de izin vermeyecekse ne olacak Meral?
    - Bu benim durumdaki bir hasta için oldukça düşük bir ihtimal
    - Ama olabilecekte bir ihtimal. Bak Ela ve Tolga'nın durumunu az çok biliyorsun. Ela da hamile olduğunu öğrendikten sonra sırf korkuları uğruna Tolga'ya bir bebekleri olacağını söyleyemedi. Bunu sır gibi sakladı. Hatta sorduğunda inkar bile etti. Kafasında bu durumla ilgili milyon tane şey kurdu. Hepsi de kötü finalleri olan sonlardandı. Gerçi onların durumu biraz daha farklıydı tabi. Saklanan sırlar yüzünden çok acı şeyler yaşadılar. Sürekli gereksiz yere kopup birbirlerinden uzak kaldılar. Ama Ela cesaret edip Tolga'ya her şeyi söyledikten sonra ne oldu biliyor musun? Hiçbir şey korktuğu gibi olmadı çünkü Tolga onun tüm korkularını arttırmak yerine onları bir bir yok etmeye başladı. Ela eğer içindeki sesi dinleyip ona bebeği söylemeseydi şu an Tolga bir kızı olduğunu bilmeyecekti ve Rüya da bir başkasına baba diyerek büyüyecekti düşünebiliyor musun? Bazen bize kesin doğru gibi görünen şeyler aslında hayatlarımıza atılan bir düğüm olmaktan başka bir şeye yaramıyor. Ela da Tolga da hayatlarındaki kördüğümü ancak konuşmaya başladıklarında çözmeye başladılar. Her açıklanan sır sonrasında onların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan bir düğüm daha açıldı
    - Şanslıymışlar
    - Onlar onca olumsuzluk içinde kendi şanslarını kendileri yarattılar Meral. Hiçbir şey önlerine altın bir tepside sunulmadı. Senin de sunulmayacak. Yaşamak istediğin hayata asılıp onu elini taşın altına sokarak söke söke geri alman gerekiyor
    - Peki senin bir sırrın oldu mu Eylül?
    - Tek sırrım Buğra'ya aşık olduğumu saklamaya çalışmam oldu ama zaten bu da çok uzun süre gizli kalmadı. Sanırım ben sır saklayarak kendimi o yükün altına sokmayı hiçbir zaman istemedim. Ben hayatı teknik olarak yaşamam neyin ne olacağını pratikte görmek ve sonuçlarına da anı anına müdahale etmek isterim

    Günün sorusu Meral'den geldi ve bana bir çırpıda "Peki sen Buğra ile bütün düğümlerinizi çözebildiğini düşünüyor musun?" diye sordu. Soru mu sordu suratıma tokat mı savurdu muammaydı. Buğra nefes almamı zorlaştırmayı hedefleyen boğazımdaki düğüm desem daha doğru olur. İşin kötüsü öyle kolay çözülecek gibi de durmuyor. Bu sorunun içimde tuhaf hisler uyandırdığını söylemem gerek. Kendimi Meral'in bahsettiği o düğümlerin atıldığı anlara geri döndürdüğümde o kadar kötü hissettim ki nasıl anlatabilirim bilemiyorum. Sanki gözyaşımda akmak için işaret vermemi bekliyor gibiydi ama bunu yapmak istemiyorum. Dikkatimi parmağıma doladığım saçıma verip "Bazı düğümleri tek tek açamazsın Meral. Eğer yük olarak gördüğün düğümlerden gerçekten kurtulmak istiyorsan bazen de bir makas atıp onu keserek açman gerekir" dedikten sonra derin bir nefes alıp sözüme devam ettim ve her ne kadar şu an için söylemesi acı da gelse "Ben öyle yapmak zorunda kaldım çünkü birimiz açmaya çalışırken diğerimiz de düğüm atmaya devam edince birlikte hiçbir noktaya varamayacağımız da belli olmuştu" dedim. Yalan söyleyemeyeceğim. Ben Buğra'yı gerçekten çok sevdim. Eğer onunda beni sevdiğine ya da bunun ihtimali olduğuna inansaydım pes etmez o düğümleri açmaya devam ederdim. İkimizi de ayakta tutacak kadar güçlü bir sevgim vardı. Ona katlanabildiğime göre öyle de olmalıydı zaten...

    -Tam olarak konuşamadınız yani
    - Gıyabında epeyce konuştum diyelim
    - Nasıl yani?
    - Onu tanısaydın ne kadar zor iletişim kurulan biri olduğunu daha ilk dakikadan anlardın. Bende son konuşmamız neticesinde onunla ne kadar bir araya gelsek de yine de bir sonuca varamayacağımızı anlamıştım. Ama ona söyleyemediğim sözlerde içimde havai fişek edasıyla patlamaya devam ediyordu. Bu yüzden de İstanbul'a gelirken uçakta kendi kendime fısır fısır söylenmeye başladım ama o kadar kızgındım ki yanımdaki yolcu bir süre sonra haklı olarak telaşlanmaya başladı. Bende deli olduğumu düşünmesin diye susup çantamdan bir kağıt ve küçücük bir kalem çıkardım. Sanki o an karşımdaymış gibi Buğra'ya ne söylemek istiyorsam bir bir o kağıda döktüm. Hatta bana vereceği ters cevapları düşünüp yer yer kızarak ona karşı olan tüm öfkemi kalemimden akıttım. Son olarak "Bir daha görüşmemek üzere hoşçakal Buğra!" yazıp kağıdı bıraktığımda içimde tuhaf bir rahatlama oldu. Sanki o kafamın içinde dönüp duran ve beni rahatsız eden her ne varsa yok olmuş gibiydi
    - Yazdıklarını ona gönderdin mi?
    - Göndermek için yazmadım ki kendimi rahatlatmak için yazdım. Uçaktan indikten sonra da o kağıdı büyük bir keyifle yırtıp çöpe attım ve Buğra ile olan bağlarımı orada bırakıp yepyeni bir hayata merhaba dedim
    - İyi fikirmiş. En azından içinden çıkmış oldular değil mi?

    Görev aşkına! Meral'in iyi fikirmiş demesiyle birlikte bir anda kafamın içinde bir ampul yandı. Doktor aklımı okuyabilseydi adım kadar eminim ki gelir beni alnımdan öperdi. Tabi bunu yapmaması onun hayrına olur çünkü bana dokunduğu anda ona kafa atmam kaçınılmaz olurdu. Böyle fırsattan istifade edici hareketlerden pek hoşlanmam da ondan böyle dedim. Neyse sadete gelecek olursak eğer hemen kendimi o buhranlı havadan çıkarıp daha istekli bir hale gelerek "Aynen öyle. Bence sende yazmalısın" dedim. Meral şaşkın bir ifadeyle bana bakıp "Ne? Mektup mu?" deyince de bunda şaşıracak ne kadar ki diye düşünsem de hiç es vermeden "Biliyorum biraz eskilerde kalmış bir yöntem ama neden olmasın? Hem sende göndermek zorunda değilsin. Selim beye söylemek isteyip de söyleyemediğin her şeyi yazıya dök. Hatta hastalığınla alakalı her şeyi itiraf et. Onun yerinde düşün ve gıyabında konuş onunla. Bak bakalım düşündüğün kadar korkutucu olacak mı? Hem belli mi olur belki kağıdı yırtıp attığında senin de kafandaki o karmaşa bir anda yok olur ve bu sayede daha doğru düşünmeye başlarsın" dedim. Yalan söylüyorum! O bir yazsın da ben ona o mektubu elleriyle göndertmesini bilirim. Sadece şimdilik işlerin kendi istediği şekilde ilerleyeceğini bilsin yeter. Sözlerim biter bitmez odaya Meral'in takibini yapan hemşire geldi. Bende rahat olsunlar diye ayağa kalkıp Meral'e "Söylediklerimi düşün" diyerek odadan ayrıldım. Şimdi bir umut Meral'in o mektubu yazmasını bekleyeceğim. Beklerken bir şeyler yiyeyim bari bu hastanenin havası enteresan bir şekilde benim iştahımı açıyor.

    Düşünceli bir halde etrafımla hiç ilgilenmeden kafeteryaya indikten sonra seri adımlarla yiyeceklerin bulunduğu kısma gittim. Ancak tam tatlı bir şey mi yiyeyim yoksa tuzlu bir şey mi yiyeyim diye düşünürken sakarlık edip birine çarptım. Aslında sadece bende değil o da bana çarptı. İkimizde aynı anda birbirimize döndüğümüzde de "Çok afedersin!" dememle birlikte çarpıştığım adamda eş zamanlı olarak "Benim hatam!" dedi. Lafımız üst üste binince ikimizinde yüzünde ister istemez bir tebessüm oldu. Kibarlık edip bana seçim yapmam için önden yer verdiğinde gözlerimi devirip "Bence sen geç çünkü ben hala karar veremedim" dedim. Gülümsemeye devam etti ve ona baktığımı fark edince de "O halde kimse geçmesin çünkü bende henüz karar veremedim" dedikten sonra aramızdaki olumlu elektrikten güç alarak sesli düşünmeye başlayıp "Üzümlü kekler iki tane kalmış. Bunu bir işaret olarak kabul edip onları almalı mıyız sence?" diye sordu.

    - İşaret mi bilmem ama güzel olduğu için son iki tane kalmış olabilir. Çoğunluğun damak tadına güvenelim diyorum
    - Tamam bir de aklımız kalmasın diye tuzlu bir şey alalım
    - Nereden anladın?
    - Neyi?
    - Tatlı mı yoksa tuzlu mu yemeğe karar veremediğimi?
    - Anlamadım. Kendi kararsızlığımdan yola çıkarak böyle bir şey söyledim. Hadi tuzluyu da sen seç
    - Pekala... İçinde peynir ve yeşillik barındıran simit hiç fena gözükmüyor ama ben onu şu an bitiremeyebilirim
    - Tamam o halde yarı yarıya alalım
    - Yanında da içecek olarak...
    - Çaysız olmaz
    - Aynen

    Siparişleri verip beklerken yanımdaki adam gayet nazik bir tavırla "Hasta ziyareti mi?" diye sordu. Kolumu dayayıp "Arkadaşımın yanına refakatçi olarak geldim. Ya sen?" diye sorduğumda gelen tepsiyi eline alıp "Ben bu hastanede çalışıyorum. Çocuk doktoruyum" dedikten sonra beraber boş olan tek masaya geçtik. Elindeki tepsiyi masaya bıraktıktan sonra etrafa şöyle bir bakıp "Burada oturmam seni rahatsız eder mi? Gördüğüm kadarıyla her yer önceden kapılmış" dedi. Doğru söylüyor bu saatte herkesin midesi kazınmış galiba. Hiçbir sorun olmadığını söylediğimde birlikte oturup çayımızı yudumlayarak simitlerimizi yemeye başladık. Eee insan iki kişi olunca ister istemez kendisini iki lafın belini kırarken buluyor tabi...

    - Zor olmuyor mu?
    - Ne?
    - Çocuklarla uğraşmak... Eminim seni görünce ağlamaya başlıyorlardır

    [​IMG]

    - Neden korkutucu biri gibi mi gözüküyorum?
    - Bu halinle değil ama beyaz önlüğünü giyince işler karışır gibime geliyor
    - Çocuklarla aram iyi. Ayrıca onları reddetmeleri zor olan bir teklifle karşıladığım için yanıma geldiklerinde genelde mutlu oluyorlar
    - Neymiş o teklif?
    - Doktor önlüğümü giyip beni muayene etmelerine izin veriyorum. Cebimdeki lolipopu bulup yemeye daldıklarında da yer değiştiriyoruz
    - Eğlenceli doktorlar candır
    - Çocuğun var mı?
    - Benim mi? Hayır hayır! Düşüncesi bile korku filmlerindeki sahneleri aratmıyor
    - Elbet bir gün anne olacaksın. Bence bu fobini yenmelisin
    - En iyi tekne arkadaşının teknesidir diye bir söz vardır. Benim içinde en iyi çocuk arkadaşının çocuğudur. Öpeceksin oynayacaksın ama arıza çıkardı mı hemen annesinin eline tutuşturuvereceksin
    - Durumun vahim öyleyse
    - Umutsuz vaka diyelim

    Kafeteryadaki saate bakınca bir an aklıma Meral geldi. Zaman nasıl da akıp geçmiş. Mektubu yazdı mı acaba? Peçetemle dudağımın iki kenarını silip "Ben artık kalkayım. Arkadaşımın rutin kontrolleri bitmiştir herhalde" dedikten sonra ayağa kalktım. O da benimle aynı anda kalkıp elini uzatarak "Bu arada o kadar sohbet ettik ama tanışmadık. Adım Sinan. Sinan Öztürk" deyince önce eline sonra da ona bakıp elimi uzattım ve "Eylül Acar" dedikten sonra "Keyifli sohbetti. Tanıştığımıza memnun oldum" dedim. Ellerimizi çektiğimizde "Bende öyle. Arkadaşına da geçmiş olsun. Umarım en yakın zamanda sağlığına kavuşur" dedi ve bende teşekkür ederek yanından ayrıldım. Asansöre doğru yürürken şöyle bir bakıyorum da ne kadar kalabalık bir hastane. Sanırsın civarda ulaşılabilecek tek yer burası. Gelen asansöre binip 4. kata çıktım ve hiç vakit kaybetmeden Meral'in odasının önüne geldim. İçeriden de bir hemşire çıkıyordu. Elindeki yırtık pırtık kağıtlar dikkatimi çekince yanına yaklaşıp onların ne olduğunu sordum. Kadının bir bilgisi yoktu. Sadece Meral onları yok etmesini istediği için dediğini yapmaya gidiyordu. Kağıt parçalarından bir kaçını elime alıp baktığımda bunların Meral'in yazdığı mektubun parçaları olduğunu anladım. Tabi o an hemen müzayedelerde açık arttırmaya çıkan dönem mektuplarına yapılabilecek bir tepkide bulunup heyecanla "Arttırıyorum" diyerek mektup parçalarına talip oldum. Yere düşen son parçaya kadar hepsini toparladım ve hemen ardından da büyük bir hızla suç ortağımı bulmaya gittim.

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Odadan apar topar çıkmama neden olan hastamı kontrol ettikten sonra iyi olduğuna kanaat getirip kendi odamın bulunduğu kata indim. O kadar da yorgunum ki resmen gözümden uyku akıyor. Birkaç dosya alıp dışarıya çıktıktan sonra randevularımı düzenleyen Aygün'ün yanına gelerek bankoya doğru eğildim. Ertesi gün için bazı ayarlamalar yapması gerekiyordu çünkü. Biz hararetli bir şekilde konuşup anlaşmaya çalışırken "Ahmet nerelerdesin sen? Aynı hastanenin içinde yüzünü gören cenneti garantiliyor bakıyorum" diyen tanıdık bir ses ve omzuma dokunan elle beraber başımı kaldırıp gülümseyerek arkamı döndüm. Sesin sahibi doktor arkadaşlarımdan biri olan Sinan'a aitti. Sonuna kadar haklı bu aralar pek denk gelemiyoruz. Halbuki bu hastanede en iyi anlaştığım dostlarımdan biri de Sinan'dır. Hatta onun sayesinde Kaan'ın doktor fobisini de yenmiştik. Kafa adamdır. Severim...

    - Söyleyene bak asıl sen nerelerdesin? Hafta sonu aradım geri de dönmedin
    - Telefonum kapalıydı. Malum emir büyük yerden
    - Prenses mi geldi? Hastaneye getirseydin de görseydim
    - Bir daha ki sefere diyelim zaten fazla kalamadı
    - Niye sorun mu var?
    - Sorun çıkaran var. Neyse boşver Didem'in her zamanki uyumsuz halleri işte. Bazen onunla aynı evde 5 yıl boyunca nasıl yaşadığıma kendim bile inanamıyorum
    - Boşandıktan sonra daha bir gerildiniz sanki
    - Melisa'nın hatrına katlanıyorum katlanmaya da devam etmek zorundayım. Yapacak bir şey yok. Sende durumlar ne?
    - Bildiğin gibi... Simit mi yedin sen? Yakanda susam kalmış
    - Evet az önce çok hoş bir hanımla çay içip simidimizi paylaşarak sohbet etme şansı elde ettim
    [​IMG]
    - Yüzün güldü hayırdır?
    - Gülene değil güldürene sormak lazım ne yaptın da bu hale getirdin adamı diye
    - Etkilenmişiz. Kimdi o tanıdığım biri mi?
    - Yok canım nereden tanıyacaksın. Arkadaşının yanına refakatçi olarak gelmiş bir ahu gözlü

    Ahu gözlü derken? Eylül'ün Meral'i ikna etmek için odasında dil döktüğünü bilmesem az daha kaç yıllık arkadaşıma bilenecektim. Düşüncesi bile korkunç geldi. Bahsettiği kişi Eylül olamaz ama şu ahu göz tanımı canımı sıktığı için derin derin dalmama neden oldu. Çenemi ovuşturup tek bir noktaya bakarken bir an kendimi Sinan'a "Kahve kuyruğunda sende yoktun değil mi?" diye sorarken buldum. Sinan ne demek istediğimi anlayamamış olacak ki "Ne kuyruğu?" diye sorup cevap vermemi bekledi. Bende az önce sorduğum sorunun acayipliğiyle hemen toparlanıp "Boşver" dedim. O esnada da biri Sinan'a seslendi. Elini kaldırıp hemen geleceğini söyledikten sonra kolumu tutarak "Yarın yemeğe çıkarken beni bul konuşalım biraz" deyince ne olduğunu sordum ama geniş bir zamanda konuşmak istediğini söyledi. Israr etmek olmazdı. O gitti bende Aygün ile kaldığım yerden devam ederek randevularımda ufak tefek oynamalar yaptırdım. İşim bittikten sonra da oradan ayrılıp yukarıya çıkmadan önce biraz katta oyalandım. Bugün her zamankinden daha aktifiz gibi görünüyor. Koridorlardan geçerken de sanki biri arkamdan "Doktor!" diye sesleniyor gibiydi. O anlarda düşünceye daldığım için sesi algılayamadım ama sonuçta burası bir hastane yani birilerinin doktor diye seslenmesi çok normaldi. Ama ses durmadı ve yeniden kulaklarımda çınladı. Bu defa onu duyar duymaz hemen arkamı döndüm ve karşımda Eylül'ü buldum. Deminden beri seslenen oymuş demek ki. Bu arada neden nefes nefese kalmış ki...

    - Hey doktor!
    [​IMG]
    - Eylül!
    - Dursana Allah aşkına koridorlar arası maraton mu koşuyoruz!
    - Afedersin beni takip ettiğini fark edemedim
    - Ne takip edeceğim ben seni ya!
    - Bilmem bende sana soruyorum
    - Öyle imalı imalı sorma!
    - Tamam sormam. Sen hangi niyetlerle arkamdan geliyordun o zaman?
    - Gülüyorsun
    - Gülmüyorum
    - Vazgeçtim gidiyorum ben!
    - Eylül dur lütfen! Özür dilerim hadi en baştan başlayalım. Ne oldu?
    - Ben Meral ile konuştum
    - Harika! İkna olacak gibi mi?
    - Aslında beni onu ikna etmeye çalışmam için çağırdığını anladı. Bende inkar etmedim
    - Beni sattın yani?
    - Hayıır ben yalan söylememeyi tercih ettim
    - Bu beni sattığın gerçeğini değiştirmiyor
    - Hastanenin ortasında bunu mu tartışacağız?
    - Haklısın bunu da yemekte konuşuruz
    - Kırk kere söyledim seninle yemeğe çıkmayacağım doktor
    - Tamam çıkıp çıkmayacağını sonra öğreniriz. Kızdı mı peki?
    - Bilmiyorum ama bence beni öldürecek
    - Sıranı bekle önce yarım kalan işini tamamlamak için beni bulacaktır
    - Ondan bahsetmiyorum ben
    - Sen neden bahsediyorsun?

    Bunu sorarken de kendimi Eylül'ün üzerinde susam tanesi ararken buldum. Tabi olmamasını umuyordum çünkü öyle ise Sinan'ın bahsettiği kızın o olduğunu anlayacak ve büyük ihtimalle tüm günüm zehir olacaktı. Şu ana kadar aranan susam tanesi bulunamadı. Bu sevindirici. Ben susam avındayken Eylül de elindeki yırtık pırtık kağıtları bana doğru uzatıp "Bunlardan" deyince biraz afallamadım dersem yalan olur. Ne ki bunlar? Birkaç parçayı elime alıp "Bu kağıt parçaları da ne?" diye sorduğumda bana dik dik bakarak "Buralarda bir yerlerde bir bant bulursan birleştirip ne olduğunu öğrenebilirsin" dedi. Ses tonundaki alaycı tavır sebebiyle bakışlarımı ona çevirip "Eylül ben ciddiyim. Ne bunlar?" diye sorunca lafı uzatmak yerine açıklama yapmaya karar verip "Meral'in az önce yazdığı ve Selim beye her şeyi itiraf ettiğini düşündüğüm bir mektup" dedi. Duyduklarıma inansam mı bilemedim. Bunu yapmayı nasıl başarmış. Şaşkın bir halde "Şaka yapıyorsun" dediğimde kendisinden gayet emin bir şekilde "Hayır yapmıyorum" dedi. Evet az önce kanaat getirdim ki gerçekten yapmıyor. Bu minik kağıtların üzerinde Meral'in el yazısı var. Kıza bak ikna et dedim her şeyi itiraf ettirmiş. Merak içinde bunların onda ne aradığını sorduğumda bana "Yırtıktan sonra hemşireye verip onları yok etmesini istemiş. Benimde gönlüm atılmasına razı gelmedi diyelim" deyince başına gelecekleri düşünüp gülümseyerek "Haklıymışsın önce seni öldürecek" dedim. Omzuma bir yumruk atıp "Teşekkür ederim içimi epeyce ferahlattın" dedikten sonra ciddileşerek "Eee bunları kardeşine verecek miyiz?" diye sordu. Hmm... Bunları kardeşime verecek miyiz? Güzel soru. İşin aslı şu ki ben insanların hayatlarına onların onayı olmadan karışmayı pek sevmem ama bu defa durum biraz ciddi. İki tarafı da değerlendiriyorum ve yapılması gereken en doğru şeyin onları bir araya getirmek olduğuna inanıyorum. Ama yine de onlara daha doğrusu Meral'e bir şans daha vereceğim. Eğer o bir şeyler yapmazsa elimizi taşın altına sokmamız gerekecek.

    - Bir kaç gün bekleyelim. Eğer Meral kendisi söylemezse evet bunları kardeşime vereceğim. Öyle ya da böyle artık bilmesi lazım. Bu arada 4.kata basar mısın?
    - Tabi
    - Teşekkür ederim
    - Rica ederim. Hey hey! Biz asansöre hangi ara bindik?
    - Ben zaten yukarıya geliyorum sende bana eşlik ettin. Hem böylelikle....
    - Böylelikle ne?
    - Bana karşı olan bir önyargını da kırmış olduk. Sanırım benimle asansörle üst kata çıkabildiğine göre artık yemeğe de çıkabilirsin
    - Unut bunu doktor çünkü o yemeğe asla gelmeyeceğim!
    - Biliyor musun? Bence o yemeğe isteyerek hatta için bir hayli kıpır kıpır olarak geleceksin. Bende o sırada masamızda oturup bana doğru gülümseyerek yürüdüğün anı görmek için sabırsızlıkla bekliyor olacağım

    Bu söylediğim aramızda hoş bir sessizlik oluşmasına neden oldu. Şu an bana çok dikkatli bakıyor ve bende aklından ne geçtiğini duymak için sabırsızlıkla bir şeyler söylemesini bekliyorum. Sanırım dile gelmeye karar verdi. Üzerime doğru hoş bir gülümsemeyle yaklaşıp "Peki sonra ne olacak biliyor musun?" dedikten sonra ne olacak der gibi göz kırpmamla birlikte yüzündeki ifadeyi sertleştirip "Sabah olacak ve rüya gördüğün gerçeğiyle yüzleşeceksin" dedi. Fena halde yanılıyor. Bence rüya gibi geçen bu akşam yemeğinin ardından yaşadıklarının rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu anlayamayacak olan ta kendisi olacak. Kendimden bir hayli emin bir tavırla "Yaşayıp görelim mi?" dediğimde aynı özgüvene sahip olarak tek kaşını kaldırıp "Anlaştık" dedi. Bence de "anlaştık"

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Bu adam ona deli dememi sonuna kadar hak ediyor! Neymiş efendim? Onunla yemeğe çıkacakmışım. Hem de akşam yemeği! Bunun manasını hepimiz biliyoruz değil mi? Kusura bakmasın ama beklemek gibi bir isteği varsa daha çoook bekleyeceğini bilmeli çünkü o romantik altyapısı olan yemek asla gerçekleşmeyecek. Üzgünüm doktor! Yasaklı listemdeki bir çok maddeye harfi harfine uyuyorsun ve bu da seni saha dışında bırakıyor ama arkadaşlığına lafım yok. Belli ki o konuda epey aranılan bir kişiliksin.

    Asansörden indikten sonra bir yerlerden bir bant bulmak için beni odalardan birine bırakıp kendisini beklememi istedi. Bende o gelene kadar mektubun parçalarını uygun yerlere yerleştirmeye çalıştım. Biraz zor olacağa benziyor ama hallederiz gibime geliyor. Masaya gömülmüş bir halde birkaç parçayı yan yana getirdikten sonra doktorda bana katıldı. Sessiz sedasız biraz da dikkatsiz bir şekilde bana yardım edince bende neyi olduğunu anlamak için yan gözle ona doğru baktım. Yorgun gözüküyordu ve gözlerini de sürekli kısıyordu. Eğer yorgun olduğunu ağzıyla söyleseydi işten kaytarmak için bahane uydurduğunu düşünürdüm ama o haline rağmen hala eksik parçaları bulmaya çalışıyordu. Dayanamadım tabi. O kadar da taş kalpli değilim.

    - Yorgun görünüyorsun
    - Öyleyim çünkü
    - Ben hallederim git dinlen
    - Sonra işten kaçtı demeyesin
    - Gözlerini açık tutmakta zorlanıyorsun ve şikayet etmeden bana yardım etmeyi sürdürüyorsun. Sana işten kaçtı dersem taş olurum
    - Tek başına halledebileceğinden emin misin?
    - Ben tek başıma neler hallettim bunu mu halledemeyeceğim be doktor

    Masanın başında yanyana hatta omuz omuza dururken bana doğru bakıp gülümseyince bu gülüşe kayıtsız kalamadım ve bende ona tebessüm ettim. Aramızdaki bu olumlu hisler uyandıran bakış uzun sürmedi çünkü bana karşı olan bakışlarının derinleştiğini hissedince gözlerimi kaçırıp "Fikrimi değiştirmeden git doktor!" diyerek puzzlevari işime geri döndüm. Yanımdan ayrıldıktan sonra kendimi mektuba o kadar verdim ki bir an nerede olduğumu unuttum. Ne çok parçaya ayırmış inanılır gibi değil. Uzun uğraşlar sonucunda mektubu toparlayıp bantlama işlemini bitirdim. Birkaç cümleye de göz gezdirdim de sanırım Meral daha öncede Selim beye mektuplar yazmış ama kimliğini gizlemiş. Bu mektupta ise tamamen kendisi olmuş. Deşifre olmuş yani. Ayrıca mektup epey duygusal ilerlemiş. Tamamını okumadım ama içinde iç burkan sözler olduğunu söyleyebilirim. Selim beye bu mektubu okutarak iyilik mi yapacağız yoksa kötülük mü bilemedim doğrusu. Mektubu katlayıp bandı aldıktan sonra doktorun odasına bırakmak için arkamı döndüm ama şaşkınlıktan bir adım dahi atamadım. Doktor gitmemiş ki...Hala burada. Açısı benim olduğum yöne bakan sandalyenin tepesinde yanağını eline dayayarak öylece uyuyakalmış. Onu o halde görünce neden bilmiyorum ama yüzümde bir gülümseme oldu. Haylaz bir oğlan çocuğu gibi yapacağı tüm yaramazlıkları yapıp sonrada bir köşede kendinden geçmiş bir hali vardı çünkü. Ağır adımlarla yanına doğru gittikten sonra eğilip uyanık olup olmadığını anlamak için seslendim ama cevap vermedi. Hatta numara yapıyor olabilir diye düşünüp "Doktor hadi kalk sana çok önemli bir şey söylemem gerekiyor" bile dedim ama nafileydi. Gerçekten uyuyordu. Onu kaldırıp odasına geçmesini söylemeden önce neden bilmiyorum ama bir süre bu uyuyan halini izledim. Ne acayip iş! Bir anda hayatıma girdi ama bana sanki çok daha uzun süredir varmış gibi hissettirmeyi başardı. Şeytan tüyüne sahip olan insanlardan biri de o olmalı. İnsanı zaman zaman deli edip çıldırtsa da git diyemezsiniz ya o tiplerden...

    [​IMG]
    Bana karşı çapı konusunda emin olmadığım bir ilgisi olduğunun farkındayım
    Bu ara sıra seçtiği kelimelerden ve yaptığı imalardan kendisini hemen belli ediyor
    Özü sözü bir kalbindeki ağzında biri
    Aynı benim gibi
    Ama çok yanlış bir zamanlama arkadaş!
    Bir şarkı vardı hani
    Yanlış hatırlamıyorsam sözleri "Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık. Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık" diye devam ediyordu
    Çabuk yoruldum be doktor! Hızlı havlu attım
    Benim aldığı darbeler sonucunda kırık dökük olmuş olan o derbeder gemim senin güneş gören durgun denizlerinde bile bir arpa boyu yol gidemez
    Sen o koca deryanda senin hızına eşlik edebilecek hasarsız bir gemi bul kendine
    Yorgun bir kalple yorma o güzel kalbini
    Benden sana hayır gelmez

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz

    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları


     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  13. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    Bu bölümde olanlardan bazıları Son Mektup da Ahmet'in bakış açısından verilen kısmı kapsıyor.
    O hikayeyi takip etmeyenler için bu bölüm özel gelsin. Böylece genel toparlanmalarla artık bir iki bölüm sonra
    Eylül ve Ahmet'in hikayesinde güncele yaklaşalım. Keyifli Okumalar


    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Eylül ile birlikte yaptığımız bu arkadan iş çevirme olayı inanılmaz hızlı sonuç verdi. Hatta daha sonraki günler tam bir sürprizdi çünkü asla tahmin etmediğimiz olaylarla karşı karşıya kaldık. Şaka gibiydi gerçekten. Yırtılmasına rağmen yeniden birleştirilen mektubu üç koca günün ardından sahibine ulaştırmak için yola çıkardık. Meral'e çok fırsat tanıdık ama hiçbir şekilde Selim'e ulaşmaya yanaşmadı. Sonunda ısrarı bıraktık çünkü ona üsteledikçe kendisini kötü hissediyordu. Kardeşimin yanında olamamak onunla konuşamamak da Meral'i sandığımdan daha çok etkilemiş olmalı. Tabi onun bu halde olması benim işime hiç gelmiyordu. Ben onu motive etmeye çalıştıkça Selim'in yokluğu onu besbeter bir hale sokuyordu. Neyse ki bu durum nihayete erdi.

    Mektubun eline geçmiş olma olasılığının yüksek olduğu bir zaman diliminde Selim'e birkaç kez telefonla ulaşmak istedim ama aramalarıma dönmedi. Bende şirketten çıktığını öğrenince onun ne durumda olduğunu merak ettiğim için evinin önüne geldim. Eylül'ün söylediğine göre mektubu okuduysa ona destek olacak birilerine ihtiyaç duyabilirdi. Bir süre sonra kardeşimde evin önünde görüldü. Geleceğimi bilmediği için şaşırmıştı. Bende onun elinde tuttuğu zarfı açıp hala okumamış olmasının şaşkınlığını yaşıyordum.

    - Neden geldin Ahmet? Umarım evdekilerle ilgili bir sorun yoktur
    - Evdekiler gayet iyiler sorun yok. Aslında ben buraya senin nasıl olduğunu... Hala okumadın mı?
    - Neyi okumadım mı?
    - Mektubu
    - Sen içinde ne olduğunu biliyor musun?
    - Okumadım ama orada neler yazdığını tahmin edebiliyorum
    - Kim gönderdi bunu?
    - İstersen önce oku sonra konuşalım
    - Hayır önce konuşalım
    - Bir kere olsun güven bana. Bunu yapmanın senin için ne kadar zor olduğunun farkındayım ama senden rica ediyorum bu sefer sözüme itimat et
    - Tek bir cevap istiyorum
    - Sor
    - Bu mektubu göndereni tanıyor musun?
    - Evet tanıyorum
    - Kim o?
    - Selim hadi oku onu. Ben seni burada bekliyor olacağım. Geri döndüğünde bana ne sorarsan sor sana çok net cevaplar vereceğim söz veriyorum

    Bana öyle bir bakışı vardı ki sanki hissetmişti neler olduğunu. Tabi soğukkanlılıkta bir numara olan biri olduğu için bunu kendi içinde yaşayıp beni de olayın dışında tuttu. Bu konuşmanın ardından da eve girdi. Bende kapıyı aralık bırakmasına rağmen bahçede durmayı tercih ettim. Uzun süre de bahçede kalıp ona söyleyeceklerimi düşündüm. Bugün Meral'in hasta olduğunu ve sonucu ya hep ya hiç olan bir ameliyata gireceğini öğrenmesi şart olmuştu. Umarım bu yaptığımız şey ters tepmez de herşey daha da karmaşık bir hale gelmez. Kapının önündeki basamaklara oturup saatime bakarken içeriden sesler gelmeye başladı.

    "Hoşçakal... Hoşçakal... Hoşçakal..."

    Selim'in aynı kelimeleri donuk bir ses tonuyla defalarca tekrarladığını duyunca ne olduğunu merak edip aralık olan kapıyı sonuna kadar açarak eve girdim. Evin içi sessizdi. Sadece o sessizlik içinde Selim'in sözleri ve belli bir düzende tak tak eden bir ses duyuluyordu. Kulağıma gelen sesleri takip ederek salon kapısının önüne geldiğimde kardeşimi yere oturmuş gözyaşları içinde elindeki mektuba bakarken buldum. Bitik bir halde "Hoşçakal" demeye devam ederek yumruğunu da belli aralıklarla yere vuruyordu. Meral o mektuba her ne yazdıysa belli ki bu Selim'e çok ağır gelmişti. Yanına gidip onu ayağa kaldırarak sarsmak istedim ama o an bana nasıl bir tepki vereceğini kestiremedim. Şoka girmiş gibiydi ve onu sert bir şekilde kendisine getirme çabam ters bir reaksiyon vermesine yol açabilirdi.

    "Selim?"

    Kendisine seslendiğimi duyunca aniden susup ardından da yumruğunu yere vurmayı kesti. Ancak hala sabit bir noktaya bakmaya devam ediyordu. Neler düşündüğünü bilmiyorum ama şu an karşımda yıkılmış perperişan olmuş bir adam duruyor. Kardeşimin o haline bakarken içimden geçen tek şey "O mektuba ne yazdın Meral?" oldu. Mektubun parçalarını birleştirme işini Eylül'e bıraktığım için içerikten haberdar değildim. Ayrıca birinin özel yazışmalarını okumakta pek tercih ettiğim bir şey değildir. Ama şu gördüğüm görüntüden sonra keşke orada neler yazdığına baksaydım diyorum çünkü Selim'i bu halde en son annemi kaybettiğimiz zaman görmüştüm. İtiraf etmeliyim ki bu hali beni bir hayli endişelendirdi.

    Sessizdi ama gözlerindeki yaşlar akmaya devam ediyordu. İkinci kez seslenmemle birlikte oturduğu yerden yavaşça kalkıp manasızca etrafa göz gezdirdikten sonra arkasını dönerek duvardaki aynadan kendisine bakmaya başladı. Açıkçası kendisine mi bakıyordu yoksa gözünde canlanan bir hayale mi odaklanıyordu emin değilim. Tuhaf bir bakıştı bu. Üzgün olmasına rağmen o kadar da sakin gözüküyordu ki müdahale etmek yerine onu sessizce izleyip kendisine gelmesini beklemeye başladım. Ancak bunu yapmamam gerektiğini de bir anda yumruğunu tüm gücüyle aynaya geçirip "Hayır! Hayır! Hayııııır!" diye bağırarak feryat etmeye başladığı an anladım. Kendisini kaybetmiş gibiydi. Yanına nasıl gittiğimi ve onu aynadan nasıl uzaklaştırdığımı ben bile anlayamadım.

    - Selim! Selim dur yapma!
    [​IMG]
    - Bıraaak!!!
    - Sana dur diyorum!
    - Gidemez! Hiçbir yere gidemez!!
    - Selim sakin ol!!!

    Onu zar zor durdurduğumda kendinde değildi. Parmaklarının üzeri kırılan aynanın parçaları yüzünden kesildiği için kanıyordu ama bu umurunda değildi. Hatta farkında olduğunu bile sanmıyorum. Sanki farklı bir boyuta geçmiş gibi boş boş bakıyordu. Aklı ruhu bambaşka bir yerdeydi. Kollarını tutup sakin bir ses tonuyla "Kendine gelmen lazım Selim. Duydun mu beni?" dediğimde ilk defa yüzüme baktı. Bir şeyler söylemek istiyordu ama bunu yapamıyordu. Sakin olmasını ve konuşmamız gerektiğini söylerken sanki beni duymamış gibi kendisini yavaşça yere bırakarak dizlerinin üstüne çöktü. Bende onunla beraber eğilip "İyi misin? Sana su getirmemi ister misin?" diye sordum. Cevap vermedi. Gerçekten şoka girmiş gibiydi. Elinin çok fazla kanadığını görünce onu salonda bırakıp banyodaki dolaptan gerekli malzemeleri alarak hızla yanına geri döndüm. O sessizce dururken bende elimdekileri kenara bırakıp yarasını hızlıca temizleyerek sarmaya başladım. Gözümde ne olur ne olmaz diye üzerinden bir an olsun ayrılmadı. İyi olup olmadığını sorduğumda önce bir şeyler söylemek istercesine ağzını oynatmaya başladı sonrada benimde gözlerimin dolmasına neden olacak ölçüde iç burkan bir ses tonu kullanarak "Öldü mü? Kaybettim mi onu?" diye sordu.

    [​IMG]

    Bu soruyla birlikte eline sarmaya çalıştığım bandajla ilgilenmeyi bırakıp ona doğru baktım. Duyacağı şeyin korkusuyla gözlerini kapatmış ağlıyordu ve bu haliyle beni de paramparça ediyordu. Sorusuna karşılık ona "Evet onu kaybettik Selim" dememden o kadar çok korkuyordu ki bu da titreyen sesi gibi bütün beden diline yansıyordu. Meral'e ne olduğunu bilmek istemesine rağmen en kötüyü duymak ve kabullenmek zorunda kalmak istemiyordu sanki. Haklı. Bunu kim ister ki? Elindeki bandajla olan işimi alelacele bitirip ensesini tutarak bana bakmasını sağladım ve içten içe duymayı beklediği şeyi ona söyleyerek "Hayır... O ölmedi Selim. Onu kaybetmedin. Meral yaşıyor. Bende buraya seni alıp onun yanına götürmeye geldim. Duydun mu beni? Seni ona götürmeye geldim" dedim. Bana olan bakışını hiçbir zaman unutamayacağım sanırım. Söylediğimi algılayıp algılayamadığını düşünürken bana tutunarak ayağa kalktı. Bende onunla birlikte kalktım tabi. Yüzüme garip bir ifadeyle bakıp sesi titreyerek "Meral... Meral şimdi nerede?" diye sorunca hiç beklemeden "Hastanede... Gözetimim altında" dedim. Bunu duyar duymaz beni salonda bırakıp koşar adımlarla evin açık olan kapısına doğru gitti. Bende anahtarları aldıktan sonra arkasından yetişip arabanın direksiyonuna geçmesini engelleyerek onu diğer tarafa oturması için yönlendirdim. İtiraz edecek hali yoktu. Tek istediği bir an önce Meral'in yanına gidip onun iyi olduğunu kendi gözleriyle görmekti.

    Hastaneye doğru giderken az önceki halinden sıyrılması için üzerine pek gitmedim. Hatta hiç konuşmadım. Ona doğru bakmadım bile. Sadece nasıl olduğunu anlayabilmek için aynalara yansıyan halini izledim. Biraz kendi düşünceleriyle baş başa kalmasının kafasını yerine getireceğini düşünüyorum. Hem böylece Meral'in yanına girdiğinde bu daha sakin olmasını sağlayabilecekti. Ayrıca yüzüme bakmıyor oluşunu referans alacak olursak benimle konuşmak isteyeceğini de pek düşünmüyordum. Sonuna kadar açtığı camdan yüzüne vuran rüzgarı hissederek gözlerini kapattığında bende yan gözle ona doğru bakıp önüme döndüm. Neyse ki sakinleşmişe benziyordu. Dikkatimi yola verip bir yandan da Meral'in arkasından iş çevirdiğimizi anladığında bize vereceği tepkiyi düşünerek yüzümü buruşturdum. Eğer kibar bir kız olmasaydı beni ve Eylül'ü büyük bir zevkle kafa kafaya vurabilirdi. Bu yüzden şanslıyız ama kendimizi üslubu düzgün olsa da yine de iğneleyici sözlere karşı hazırlamalıyız. Ben bunları düşünürken bir süredir sessizce yanımda oturan kardeşim de beni bir hayli şaşırtan bir şey söyledi. Gözlerini kapamaya ve rüzgarı hissetmeye devam ediyordu ve bana garip ses tonuyla "Seni kıskanıyorum galiba" dedi. Bir gözüm onda bir gözüm yolda olarak sağa dönmek için sinyal verirken bir yandan da bu dediğini garipseyerek gözlerimi kısıp "Kıskanıyor musun? Beni mi? Ama neden? diye sordum. Neden bu kadar garipsedim bende anlamadım. Sanki olamayacak bir şeymiş gibi...

    Kısacık bir an sessiz kalıp gözlerini açtı. Merakla söyleyeceği şeyi beklerken sanki yenilgiye uğramış bir komutan edasıyla "Kıskanıyorum çünkü hayatımdaki iki önemli kadında en zor anlarında bana değil sana güvenmeyi seçtiler" dedi. Annemizden ve Meral'den bahsediyordu. Ona doğru baktığımda boş gözlerle önüne bakıyordu. Garip bir şekilde söylediği şey gülümsememe neden oldu. O halimi görse herhalde tepkisini beni arabadan atarak gösterirdi. Ama ben onun beni kıskanmasına ya da o iki önemli kadının da yanlarında benim bulunmamı istediklerine gülmüyordum. Ben kendi halime gülüyordum.

    O esnada hastanenin otoparkına yaklaştık. Hastane doktorlarına özel ayrılan bölüme geçmek için kartımı okutup önümüzdeki engelin kalkmasını beklerken söylediği şeye ithafen "İçini rahatlatacaksa söyleyeyim. Bence buna üzülmek yerine sevinmelisin çünkü bu demek oluyor ki hayatındaki iki önemli kadında seni üzmemek için beni üzmeyi göze alabildiler. Ki bu kadınlardan biri senin olduğu kadar benimde annemdi. Sanırım bu hep o şikayet ettiğin profesyonel kimliğimi aferin alan öğrencilerin taktığı kırmızı kurdele gibi yakama astığım için oluyor. İnsanlar onu ön plana aldığımda benim etten kemikten olduğumu unutuyorlar. Aslında ne yalan söyleyeyim bazen bende unutuyorum ama bu benimde üzüldüğüm benimde yıprandığım ya da benimde yorulduğum gerçeğini değiştirmiyor" dedim.

    Arabayı park ettikten sonra ellerimi direksiyondan çekmeden öylece durdum. Selim de sessizce bana doğru bakıyordu. Onunla daha önce bu konuları hiç konuşmamıştık. Bu iyi mi oldu yoksa kötü mü oldu anlayamadım. Kaşlarını çatıp mesafeli tonlamasından ödün vermeden "Üzülmediğini yıpranmadığını ya da yorulmadığını hiçbir zaman düşünmedim. Aksine tüm bunları yaşarken duygularını belli edemediğin ve hepimize karşı güçlü durmaya çalıştığın için daha büyük yara aldığının farkındayım. Ama ne olursa olsun omuzlarına konulan yükleri tek başına üstlenmek zorunda değildin. Sana destek olabilirdim. Gerçek bir kardeş gibi birbirimize omuz verip yüklerimizi birlikte hafifletebilirdik. Ama yapmadık. Olmadı. Yanlış tercihler diyelim" dediğinde derin bir nefes alıp kardeşime doğru baktım. O da bana bakmaya devam ediyordu. Tek kelime etmeden öylece kaldım. Aslında ikimizde kaldık desem daha doğru olur.

    Bu konuşma aramızdaki buzları ne derecede eritir bilmem ama bunca zamandan sonra bunları kardeşimin ağzından duymak bana iyi geldi sanki. Bu konu hakkında başka bir şey söylemedim. Söylemek de istemedim. Bana şimdilik böyle kalması daha doğru olurmuş gibi geldi. Hastanenin içine giriş yapmamızı sağlayan kapıya doğru baktıktan sonra keyifsizce Selim'e dönüp "Hadi gidip Meral'e bir sürpriz yapalım" dedikten sonra bir yandan da kendi kendime acaba konfetiyi hangimizin kafasında patlatmak isteyecek diye söylenip arabadan indim. Selim ile beraber hastaneye girip yukarıya çıkarken bir yandan da Meral'in vereceği tepkiye kendimi hazırlamaya çalıştım. Eylül ballı kız. Bu yaptığımdan sonra sırasını savdı çünkü Meral ondan önce beni öldürecek gibi görünüyor. Umarım Selim'i görmenin ona verdiği iyilikle hakkımızda bir af kararı çıkaracak kadar yüce bir gönüle sahiptir.

    - Selim içeriye bir anda girme önce ben Meral'i bu karşılaşmaya biraz hazırlayayım olur mu?
    - Tamam ama acele et
    - Sen burada bekle. İçeriye girme anının geldiğini anlaman için kapıyı açık tutacağım. Böylelikle konuşmalarımızı duyabileceksin
    - Anladım

    ........::::::::__Ahmet & Meral__::::::::........

    - Meral
    - Bende kontrol etmeye gelmeyince sizi yine kızdırdığımı düşünmeye başlamıştım. Ahmet bey kötü bir şey mi oldu?
    - Bunu da nereden çıkardın?
    - İyi görünmüyorsunuz. Canınızı sıkan bir şey olmuş gibi
    - Bana bir söz vermiştin hatırladın mı?

    Tek kelime edemeden bana bakmayı sürdürünce onu daha fazla zorlamadan "Sana ne olursa olsun hangi şartlar altında olursa olsun içinde bir yerlerde her şeyin sonuna geldiğini düşünsen bile ben bitti demeden pes etmeyeceksin söz mü demiştim" dedim. Mahcubiyetini belli eden bakışlarını bana doğru çevirerek hatırladığını söyleyince de hiç düşünmeden "Ben hala bitti demedim farkındasın değil mi?" diye sordum. Gözlerini kaçırdı. Neden bahsettiğimi anlamış olmalı. Benim lügatımda yenilgiyi kabul ederek bir işe başlamak yoktur. Bir yola baş konulduysa o yolda sonuca ulaşmak için son saniye dolana kadar savaşılır. Böyle gördüm böyle de öğrendim. Şimdi de bu raddeye geldikten sonra ne pes ederim ne de pes ettiririm. Bu böyle biline...

    - Farkındayım. Hiçbir zaman da demeyeceksiniz
    - Bende korkuyorum Meral. Senin gibi bende çok tedirginim ama ne yapıyorum biliyor musun? Bu korkuların bu tedirginliklerin beni kendilerine esir etmelerine izin vermiyorum. Elimi kolumu bağlamalarına beni olumsuz düşüncelerin içine çekmelerine müsaade etmiyorum çünkü hem kendime hem de sana olan inancım hepsinin üstesinden gelmeme yardım ediyor. Ama bana yardım et olur mu? Sakın beni bu yolda tek başıma mücadele etmek zorunda bırakma. Yardımına ihtiyacım olduğunu sakın unutma. Sen Meral Tekin'sin. Güçlü bir kadınsın. Bırak vazgeçmeyi bunu düşünmek bile yakışmaz sana

    Konuşmayı kendi iyiliğim için burada kesmek istedim. Ne oldu bana bilmiyorum. Kendimi bugün her zamankinden daha duygusal hissediyorum. Belki de odadan çıksam iyi olacak. Hem büyük ihtimalle Selim de şu an içeriye girmemek için kendisine zor hakim oluyordur. Birkaç dakika içinde büyük yüzleşme gerçekleşeceği için gergin hissederek ayağa kalktım ve Meral'e doğru dönüp "Benden istediğin bir şey var mı Meral?" diye sordum. Bir süre bu alışılmadık durgun halimi izleyip sonra da "Var" deyince istediği her ne ise söylemesinin yeterli geleceğini söyledim. Ama o ne yaptı? Beni saniyeler içinde dağıtıp sesi titreyerek "Size sarılabilir miyim Ahmet bey?" diye sordu. Aaa! Sakın ağlama Meral! Bunu sormasını beklemiyordum. Hatta ne soracak deseler bu söylediği aklımdan bile geçmezdi. Birbirimize uzun uzun bakarken kısacık bir süreliğine korkusunun bana da geçtiğini hissettim. Tut ki başaramadık. Olmadı ve Meral o masadan kalkamadı. Sonra ne olacak?

    Bu düşünceden hızlıca sıyrılıp içten içe "O masadan kalkmak zorunda... Başarmak zorunda!" diye söylenip sarılabileceğini ima ederek başımı salladım. Yatağının kenarına oturduktan sonra da birbirimize iki can dostu gibi sıkı sıkı sarıldık. Aslında daha çok ağabey ve kardeş gibi. Sarıldığımız anda da ne yazık ki Meral hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bunun beni perişan ettiği söylemem lazım ama o da artık iyice dolmuş olmalı.

    - Bunu daha önce söyleme fırsatım olmamıştı
    - Neyi?
    - Teşekkür ederim Ahmet bey... Yaptığınız her şey için size çok teşekkür ederim. Siz benim karşıma çıkan en büyük mucizelerden biriydiniz. Hiç beklemediğim bir anda içine düştüğüm o kapkaranlık kuyudan beni çekip çıkardınız. İnanırsak her şeyin bizim istediğimiz gibi olacağına beni ikna ettiniz. Siz ne kadar istemesem de ne kadar inkar etsem de beni kaderimle baş başa bırakmadınız. Aksine siz o kadere ortak olmayı seçip belki de meslek hayatınız boyunca girip girebileceğiniz en yükü ağır ameliyatı gözü kapalı üstlendiniz. Hem de bedelinin ne olacağını bile bile. Ama şunu bilmenizi istiyorum Ahmet bey. Bu ameliyatın sonucunun ne olacağını bilmiyorum ama inanın bana ben her halükarda size yanımda olduğunuz için minnettar olacağım. Orada elinizden gelenin en iyisini yapmak için son ana kadar çabalayacağınızı da bileceğim. Bu açıdan en ufak bir tereddüdüm bile yok. O gün geldiğinde kendimi gönül rahatlığıyla ellerinize bırakacağım çünkü eğer orada bir mucize olacaksa bu mucizeyi sizden başkasının yaratamayacağını düşünüyorum. Size karşı olan inancım tam ama...
    - Ama ne?
    - Ama olurda olumsuz bir durumla karşılaşırsak sakın kendinizi kötü hissetmeyin olur mu? Sakın neden daha iyisini yapmadım diye düşünmeyin çünkü ben zaten ne gerekmişse onu yapmış olacağınıza kalben inanıyorum. Sonuç önemli değil Ahmet bey... Ben size güveniyorum. Bu gerçeği de hiçbir değiştiremez

    Duyduklarımdan sonra böyle düşünmesine mutlu olduğum kadar üzüldüm de. Üzüntümün nedeni bu konuşmayı yapmak zorunda kalmamızdı. Evet onun için elimden gelenin de fazlasını yapacağım. Ameliyatın başarılı geçmesi için imkansızı oldurmaya çalışacağım bundan kimsenin bir şüphesi olmasın. Meral'e bakarken boğazım düğüm düğümdü. Gözlerimin dolmaya niyetli olduğu ender anlardan birini yaşıyorum çünkü. Meral de bunu anlamış olacak ki herhangi bir şey söylememi beklemeden bana "Sizden bir isteğim daha var" dedi. Elini tutup merak içinde söylemesini istediğimde tedirgin bir tavırla "İşler istediğimiz gibi ilerlemezse sakın Selim'i yalnız bırakmayın olur mu? Git dese de gitmeyin. Aksini söylemeye devam etse de ayrılmayın yanından. İkimizi de en iyi tanıyan sizsiniz. Neler yaşadığımızı ve birbirimize karşı neler hissettiğimizi biliyorsunuz. Selim'e onu nefes aldığım sürece çok sevdiğimi ve bir gün yine buluşacağımızı söyleyin" dedi. Normalde sözlerini tamamlayamadan ona kötüye odaklanma çıkar bunları aklından demem gerekiyordu ama onun yerine suskun kalmayı tercih ettim. Bu sessizliğim mana veremediği bir şekilde devam edince de bana dikkatle bakıp "Siz de bu konuda bana söz veriyor musunuz?" dedi. Aslında ben daha fazla söz vermesem iyi olacak. Kısacık bir an düşündükten sonra zamanının geldiğini düşünüp kapıya doğru baktım ve "Belki de bunları ona sen söylemelisindir" dedim. Yaşadığı şoku iliklerime kadar hissettim. Bunu söylememle birlikte başını iki yana birden sallayarak "Hayır! Hayır hayır bunu yapmadınız değil mi? Yapmadınız. Ahmet bey yalvarırım yapmadım deyin" demeye başladı ama nafileydi çünkü az önce kapıda beliren kardeşim sahneyi benden devralmıştı. Sanırım Meral de bu vesileyle neyi yapıp neyi yapmadığımı anlamış oldu.

    [​IMG]

    Birbirlerini görünce ikisi de hiçbir tepki veremedi. O an için her ne hissettilerse bunu içlerinde yaşadılar. Meral kardeşimden sakladıklarının ağırlığıyla gözleri dolu dolu bakarken Selim de sevdiği kadını hiç ummadığı bir şekilde hasta yatağında yatarken görmenin üzüntüsünü yaşıyordu. Yüzünde de "Böyle bir şeyi benden nasıl saklarsın" tarzında bir ifade vardı. Eğlenceli bir an olsa bu suskunluğu onlara laf atarak bozardım ama bu defa iş şaka götürmeyecek kadar hassastı Bu sebeple ayağa kalkıp "Ben rahatça konuşmanız için sizi yalnız bırakayım" dediğimde Meral'in dili çözüldü ve bana sitem dolu bir bakış atıp "Neden yaptınız bunu?" diye sordu. Eylül ile dün yaptığım telefon görüşmesini düşünmeden edemedim. Bana Meral'in içindeki o şom ağızlı sesten bahsetmişti. Madem o bu sese önem veriyor bende kendi içimdeki sese önem veririm. Derin bir iç çekip "Bana da böyle olması doğru olacakmış gibi geldi. İçimdeki o ikna edici sese kulak verdiğim için beni suçlayamazsın öyle değil mi?" dediğimde çok şaşırdı. Herhalde Eylül ile konuştuğumu anladı. Varsın anlasın. Ses çıkarmayınca kapıya doğru yürüyüp Selim'in yanından geçerken de aniden durdum. Meral'i bu halde gördüğü için o kadar donuk bakıyordu ki onun için korkuya kapıldım. İşlerine daha fazla karışmak istemesem de son bir kez ağabeylik vasfımı kullanıp "Yormayın birbirinizi... sarılın gitsin" demekten kendimi alamadım. Bunu ben söylemesem de yapacaklarına emindim ama konuşmanın sonunu beklemesinler istedim sanırım. İkisini odada bıraktıktan sonra kapıyı kapatıp bir süre her şey yolunda mı diye orada bekledim. Uzunca bir süre sessizlik oldu ama sonra Selim vurucu bir açılış yapıp "Seni kaybettim sandım" dedi. Ses tonu ağladı ağlayacak haldeydi. İnsan ne kadar arası bozuk olsa da kardeşini bu halde görmeye dayanamıyormuş...

    ........::::::::__2 Gün Sonra__::::::::........

    Bugün o ilk başta sürpriz olarak bahsettiğim olayın gerçekleşeceği gün. Selim ve Meral yaptıkları konuşmanın neticesinde bir karar aldı ve yıldırım hızıyla evlenmeye karar verdiler. Kardeşim sonucu ne olursa olsun Meral'in ameliyata Atahan soyadını taşıyarak girmesinde son derece ısrarcı görünüyordu ve bu sebeple de bir an önce nikah hazırlıklarını başlattı. Bu noktada bana da görev düşüyordu çünkü hastanenin en üst katındaki kullanılmayan depovari yeri nikah salonu havasına sokabilmek için izin almam gerekti. Neyseki durumun hassasiyeti ve Meral'in hastalığının taburcu olmaya müsait olmaması da göz önüne alınınca sorun yaşamadan gerekli izni alabildim. Sonrası çok daha kolaydı. Salonu süsleme bezeme işleri Eylül'e ve bana emanet edildi. Gerçi bunun olması için kendimi ve haberi olmadan Eylül'ü öne atmış olabilirim. Sonuçta ne kadar zaman geçirsek kârdır diye düşünüyorum ve en ufak bir fırsatı bile değerlendirmeye çalışıyorum. Umarım bu niyetimi anlayıp başıma ekşimez. Bu arada Selim'in şahidi kim bilmiyorum ama duyduğuma göre Meral'in şahidi Eylül olacakmış. Bu evlilik muhabbeti her açıdan süper oldu. Bir bahane uydurmaya gerek kalmadan Eylül'ü görme şansı elde etmek gerçekten de çok büyük bir lütuf...

    Eylül'ün getireceği taze çiçekler haricinde tüm dekorasyon malzemeleri bu sabah geldi. Bende şu an hem Eylül'ün gelmesini beklemekle hem de onları düzeltmekle meşgulüm. Yine gecikti ama neredeyse gelir çünkü az önce muhbirlerim bana hastaneye giriş yaptığı haberini uçurdu. Nikah masasını Selim'in önceden söylediği gibi boydan boya cam olan pencerenin önüne çekerken bir anda kulağıma "Günaydın doktor" diyen Eylül'ün sesi gelince elim ayağım birbirine girdi. Bu karışıklıkta bir kazaya sebep oldu çünkü sesi duyar duymaz ona bakma telaşından masanın tuttuğum köşesi elimden kayıp ayağımı ezdi. Ona "Günaydın" diyecekken gür bir sesle "Aaaaah!!!" demek zorunda kaldım. Eminim bu sahne sakarlığımı onun gözünde iyice tescillendirmiştir. Kahretsin!

    "Dikkat etsene! Bir şey oldu mu ayağına?"

    Eylül elindeki torbaları bir kenara bırakıp yanıma gelince bir anda can acısı rafa kalktı. Baş parmağımdan olmuş olabilirim ama yine de karşısında bir bebek gibi ağlayacak değilim. Acımı içime gömüp hiçbir şey olmamış gibi davranarak "Gayet iyiyim bir şey olduğu yok" dediğimde gözlerime bir gram bile inanmamış gibi dik dik bakıp "Pek öyle görünmüyor ama kişinin beyanına saygı duymak gerek" dedikten sonra bir hayli yorgun bir halde boynunu ovalayıp salona göz atarak "Burası tahmin ettiğimden daha genişmiş. Hadi doktor bir an önce süslemeye başlayalım çünkü benim daha gidip Meral'in hazırlanmasına da yardım etmem gerekiyor" dedi. Tam bir iyilik meleği...

    - Sen iyi misin Eylül? Uykusuz gibisin
    - Öyleyim. Birkaç saat Rüya'ya baktım da
    - Yine o berbat ninniyi söylemedin değil mi?
    - Ha ha haa! Hiç komik değilsin doktor!
    - Gerçekten sormuştum
    - Hala değilsin
    - Tamam kızma. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Rüya son zamanlarda gördüğüm en şirin bebek
    - Evet uyurken çok şirin
    - Uyurken? Bu biraz imalı oldu sanki
    - Aslında o her normal bebek gibi davranıyor ama bende sorun var. Sanırım ben bebeklik dönemini geçip ne istediğini söyleyebilen "uslu" bir çocuk olduğunda daha iyi bir teyze olacağım
    - O hallerinizi de görmek isterim
    - İstanbul da kalırsam daha doğrusu Tolgalar da kalırsa görürsün herhalde
    - İstanbul da kalırsam mı? Gitmeye mi niyetlisin?
    - Şu an öyle bir niyetim yok ama çok gezenler için leyleği havada mı gördün denir ya bende biraz öyleyim galiba uzun süre aynı kalamıyorum. Belki İzmit'e de dönebilirim bilmiyorum
    - Neden İzmit?
    - Annem orada yaşıyor
    - Anladım. Dönmek zorunda kalmaman dileğiyle...
    - Ne?
    - Yok bir şey anladım dedim

    Eylül kenarda duran kutuları açıp içlerine bakarken bende az önce cenaze namazı kılınan baş parmağımın ağrısı yüzünden bacağımı oynatıp yüzümü gözümü ekşitiyordum. Ben bu haldeyken Eylül elindeki süslemelerle aniden bana doğru dönüp "Bunlar nereye konacak?" diye sorunca fena yakalandım ancak bana tuhaf tuhaf baksa da durumu idare etmeyi başarıp "Süslemeler konusunda özgürüz ama sadelikten şaşmıyoruz" dedim. O andan itibaren de Eylül bir yerden ben bir yerden bu ruhsuz salonu adam etmeye başladık. Gelen on taneye yakın sandalyeyi süsleyip belli bir düzende dizerken de ikimizde aynı anda birbirimize baktık. Sanırım bu aynı şeyi düşündüğümüz için oldu. Bu sayıda sandalyeye ihtiyaç duymamızın bir sebebi vardı tabi. Selim Meral'den habersiz ailesiyle görüşüp durumu onlara da anlattı ve bugün gerçekleşecek olan nikaha onları da davet etti. Anlaşılacağı üzere bugün burada Meral'in sandığı gibi biz bize olmayacağız. Yine biz bizeyiz ama bu defa Meral'in karşısına Tekinleri ve Atahanları içeren geniş bir aile olarak çıkacağız. Umarım bunun geri dönüşü kardeşimi zor bir durumda bırakmaz.

    - Kardeşin büyük bir risk aldığının farkında değil mi? Meral bu yaptığını olumlu açıdan değerlendirmezse tam da nikah günü aralarında ciddi problemler yaşanabilir çünkü
    - Bir şekilde aşarlar
    - Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?
    - Onlar birbirlerini deli gibi seviyorlar Eylül. Elbette ne yaşarlarsa yaşasınlar problemlerini aşmanın bir yolunu bulacaklar
    - Aşk her zorluğun üstesinden gelir diyorsun yani
    - Gelmez mi?
    - Tartışmaya açık bir konu
    - Neden?
    - Bir kere aşk zorlukların üstesinden falan gelmez. Aksine zorlukları üstüne üstüne getirir adamın! Çıkardığı marazlar yüzünden canından bezdirir bünyedeki agresyonu artırır...
    - Eylül!
    - ... böyle insanı sevimsiz ne idüğü belirsiz bir canlıya dönüştürür. Kendini tanıyamazsın...
    - Eylül!
    - Bu ben miyim der silkelenmek istersin ama bir işe yarar mı? Düşünüyorum... Haah! Yaramaz çünkü aşk denen o zırvalık insanın başına beladan başka bir şey getirmez
    - Eylüüül!
    - Ne!
    - Sakin ol
    - Sakinim ben!
    - Gözlerinin nasıl döndüğünü gördüm. Dolayısıyla sakinim yalanını yutacak değilim
    - Ne konuşuyorduk ki biz?
    - Hatırlatayım da en başa dön değil mi? Üzgünüm ama seni bir canavara dönüştüren konumuz az önce tarafımdan tartışmaya kapandı
    - İtiraf etmeliyim ki yerinde müdahale
    - Bir süredir gözetimim altında olduğun için artık sana hangi aşamada müdahale etmem gerektiğini anlayabiliyorum
    - Dikkat et de beni çözmeye çalışırken kendinde dolanma

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    [​IMG]

    Kendi halinde etrafla ilgilenerek yanıma doğru yaklaşıp "Dolanma derken... Sana doğru mu?" deyince doğal olarak doktora doğru baktım ve o da bu bakışımın üzerine gözlerini üzerime çevirip hınzırca olarak adlandırabileceğim bir gülüşle birlikte sözünü "Bence bir sakıncası yok" diyerek tamamladı. Gülümser gibi oldum kabul ediyorum ama beni etkilediği için falan değil sadece "çapkın" imajına yakışan bir şekilde davrandığı için gülümsedim. Flörtöz işte! Adamın doğasına var kendisine engel olamıyor. Bu arada onun beni tanıdığı kadar bende onu yeterince tanıdım ve şu an bu söylediği şeyle ilgili bir laf dokundurursam geri dönüşün ne olabileceğini az çok tahmin edebiliyorum. Bu yüzden de söz sükutsa gümüş altındır diyerek sessizliği tercih edeceğim. Süslenecek son sandalyeyi doktora bırakıp mumları alarak asansör önünden salona kadar olan yola romantik bir hava vermek için dışarı çıktım. Mekan da romantik ambiyans yaratmak için bir uygun ki sorma gitsin. Burayı hastane havasından tamamen çıkarmak için daha neler yapabiliriz bir bakalım...

    Yere oturup mumları gelin ve damadın yürüme anında engel yaratmayacak şekilde özenle dizerken dalıp gitmişim. Neler düşündüğüm merak uyandırmasın. Dağdan girdim bağdan çıktım işte. Kendime gelişimde etrafıma saçılan gül yaprakları sayesinde oldu. Nerede olduğumu bile unutmuşken bu şahit olduğum manzara bana neye uğradığımı şaşırttı. Hiç kıpırdamadan garip bir hissiyatla yaprakların yavaşça yere düşüşünü izlemeye başladım. Ta ki son birkaç tanesinin başımdan aşağıya döküldüğünü hissedene kadar. Bana kızacağını biliyorum çünkü bende şu an kendime kızıyorum ama bir an kendimi bir hayalin içinde buldum. Saniyelik bir şeydi bu. Sanki Buğra yanımdaydı ve benden yaptıkları için özür diliyordu. Buna mı ihtiyacım var acaba? Yani onun yarattığı enkazı ortadan kaldırabilmem için kuru bir özrüne mi ihtiyaç duyuyorum. Bu sorunun cevabını almam şu an için mümkün değil maalesef. Neyseki bu hayalimsi şey uzun sürmedi çünkü bunun gerçek olmayacağını o haldeyken bile anlayıp hemen kendime gelerek toparlandım. Buğra kim özür dilemek kim Allah aşkına! Rüyanda görsen hayra yorma derim. Önüme düşen yaprağı elime alıp başımı kaldırdığımda "Seslendim ama cevap vermedin. Bende günah benden gitti dedim" diyen doktorun güneş gibi parlayan gülümsemesiyle karşı karşıya geldim. Tabi bunda gün ışığının yüzüne vurması da etkili oldu.

    - Başımdan aşağıya gül dökme amacını öğrenebilir miyim doktor?
    - Gelin yolunu süslüyorum
    - Afedersin ama sormak zorundayım. Oradan bakınca gelin yoluymuşum gibi mi gözüküyorum?

    Bunu sorarken aynı anda da oturduğum yerden kalkmama yardım etsin diye ellerimi ona doğru uzatıyordum. Doktor da ellerimi tutup beni kaldırdıktan sonra "Ne söylesem sözlü saldırıya geçiyorsun. Bana niye bu kadar sinirlisin sen?" diye sordu. Ben susuyordum o da merakla cevap vermemi bekliyordu. Ne diyeyim ki şimdi? Hepiniz aynısınız diye başlayıp açayım ağzımı yumayım mı gözümü! Ellerimi çekmeye çalışıp "Daha öncede söylediğim gibi "kafamı bozuyorsun" doktor" dediğimde o da sert bakışlarıma aldırmadan elimi daha sıkı tutup "Peki bunun özel bir anlamı var mı?" diye sordu. Ne özel anlamı olacak be adam! Kafamı bozuyorsun demek kafamı bozuyorsun demektir. Alt metinde bir mana var mı ya takılma...

    Ellerimi çekip kurtarırken laf çarparcasına bir tavır takınıp "Sana aşık oldum ondandır" dedikten sonra gözlerimi devirerek "Tövbe estağfurullah!" dediğimde gülmeye başladı ve aynı alaycı tavırla "Duygularımızın karşılıklı olması ne hoş" diyerek gül yapraklarını yere serpiştirmeye devam etti. Her lafa da bir cevap! Gitme vakti olduğunu çünkü biraz daha kalırsam işin sevimsizleşme ihtimali olduğunu düşünüyorum. Bu sebeptendir ki geride kalan ufak tefek birkaç işi doktorun üzerine yığıp "Ben gelini hazırlamak için yanına gidiyorum. Devamını tek başına yapabilirsin değil mi?" dedikten sonra onun sorun olmadığını söylemesiyle asansörü çağırdım ve o gelirken de daha önceden içeriye bıraktığım torbaları alıp geri döndüm. Asansörün kapısı açıldığında içeriye girip dördüncü kata basarken doktorda karşımda durup bana bakmaya başladı. O böyle yapınca bende neden bakıyor diye ona takıldım ama tam bir şey söyleyeceğini hissettiğim anda asansörün kapısı kapanıp aşağıya doğru hareket etmeye başladı. Hay aksi! Aklım onda kalmadı dersem yalan olur. Aslında onda değil de ne söyleyeceğinde yanlış anlaşılma olmasın. Meral'in odasının önüne geldikten sonra yukarıdaki sürpriz organizasyondan haberi olmadığı için hastaneye yeni gelmişim gibi bir tavra bürünüp "Günaydın gelin hanım" diyerek içeriye girdim. Yalnız değildi. İlaç saati olduğu için hemşiresi serumunu değiştiriyordu.

    - Günaydın Eylül hoşgeldin
    - Hoşbuldum canım. Şunları bırakayım da azıcık oturayım çok yoruldum
    - Neden yoruldun?
    - Ela bütün gece perişandı. Biraz dinlensin diye 5-7 Rüya nöbeti ben aldım ama ufaklık canıma okudu. Bebek bakmak ne zormuş hiç benlik iş değil. Ela nöbeti devralana kadar fıttırıyordum. Resmen lohusa bunalımına girdim ki çocuğu doğuran ben değilim. Sabahta birkaç işimi halletmek için erkenden kalkıp dışarıya çıktım. Havada berbat hiç yardımcı olmadı
    - Çok zorlanmışsın kıyamadım keşke geç gelseydin
    - Yok yok iyi geldim işlerimizi anca hallederiz. Toparlanırım ben şimdi
    - Ela ve Tolga beyin keyifleri nasıl?
    - Kendi kendilerine iyiler de dış etkenlerden gelen yoğun taarruzla uğraşıp duruyorlar işte. Bu arada selamları var ikinize de mutluluklar dilediler
    - Sağolsunlar inşallah ilerde kutlamak için bir organizasyon yaptığımızda hep beraber oluruz. Sende selamlarımızı ilet olur mu?
    - Tabi ki gider gitmez söylerim

    Hemşire odadan çıkar çıkmaz gözlerimi kocaman açarak "Bu arada evleniyor olmanıza hala inanamıyorum. Bu ne acele?" diye sordum. Gülümsüyordu ama öyle böyle değil. Yaşadığı mutluluk gözle görülür ölçüdeydi. Tatlı bir heyecanla "Selim böyle olmasını istedi" deyince bende oturduğum yerde çenemi elimle destekleyerek "Aşk işte yerde zamanda mekanda tanımıyor" dedim. Utanır gibi olup gözlerini kaçırarak "Bu arada şahidim olmayı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim Eylül. Bunun benim için anlamı büyüktü. Yakınlarımız yanımızda olamayacak biliyorsun. Bu yüzden senin de Ahmet bey gibi bu eksiğimizi örtmek için bizimle olacağını bilmek beni çok mutlu etti" deyince kendime hakim olamadım ve sinirden gülmeye başladım. Aklıma bir şey geldi çünkü...

    - Ne oldu?
    - Kendimi ailemizin seyyar şahidi gibi hissediyorum. Kim apar topar evleniyorsa beni çağırıyor
    - Gerçekten mi?
    - Evet öyle birkaç kez oldu bu. En son da Ela ve Buğra'nın nikahında şahitlik yapmıştım
    - Şaka yapıyorsun
    - Hayır yapmıyorum
    - Sakın bana Buğra'nın şahidiydim deme

    Böyle olmasına şükreder gibi "Hayır neyse ki Ela'nın şahidiydim" dedikten sonra jetonum düştü ve içimden ne saçmalıyorum acaba diye geçirirken de sözüme devam edip "Sanki bir şey fark eder gibi niye neyse ki dediysem" dedim. Bu söylediğim ikimizi de güldürdü. Evet aşık olduğum adamın nikah şahidiydim. Bendeki şansızlıkta kimsede yoktur herhalde. Meral ile bu absürt duruma gülerken kapı açıldı ve içeriye bizim şakacı doktor ve Meral'in diğer doktoru Jale hanım girdi. İyi de yukarıdaki hazırlıklar bitti mi ki? Her neyse! Jale hanım evleneceklerini duyduğu için tebriklerde bulunup Meral'e yönelirken bizde doktorla bugün ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi birbirimize selam verdik. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim bu beyaz önlüklü hali ona gerçekten de bir ciddiyet katmış. Onda eksik olan şey yani... Doktor efendi cool bir tavırla koltuğun kenarına oturup sanki az önce beni gelin yolu sanıp başımdan aşağıya gül döken adam değilmiş gibi büyük bir ciddiyetle hemşirelerin aldığı notları incelemeye başladı. İster istemez bakışlarım ona kilitlendi çünkü asansörün kapısı kapanmadan önce bana ne diyecekti merak ettim. Aslında niye merak ediyorsam...Kesin beni sinir edecek bir şey söyleyecekti.

    [​IMG]

    Düşünürken bir yandan da gözlerimi kuşkucu bir tavırla kısıp onu süzüyordum ama bunun yanlış anlaşılabileceğini sonradan fark edince hemen bakışlarımı üzerinden uzaklaştırdım. O esnada Jale hanımda Meral'e ilaçlarının aynı düzende verileceğini söylerken doktora döndü ve gülümseyerek "Ahmetciğim kardeşinden sonra darısı senin de başına diyeceğim ama senide o masaya oturtabilecek kızı nereden buluruz inan bilmiyorum" dedikten sonra yeniden Meral'e dönüp sözünü "Laf aramızda bu adam var ya bu adam! Kızlar etrafında fır dönmeye devam ettiği sürece kesseler atmaz o imzayı" diyerek tamamladı. Doktor şokta ama biz şaşırdık mı? Tabiki şaşırmadık. Namı resmen almış yürümüş haberi yok herhalde. Kendisini temize çıkarmak için büyük bir telaşla "Jaleee'm sırası mı şimdi? Ne fır döndüsü hurafe onlar inanma sen" deyip bir de üstüne Jale hanımın ona yaptığı imalı kaş göz işaretlerini görünce dayanamadım ve gözlerimi devirerek "Şimdi anladım. Demek o yüzden o yersiz özgüveni bu kadar tavan yapmış" dedim. Biz Jale hanımla konuşmaya çalışırken de sürekli araya kaynak yaptı tabi. Ah be doktor zorlama bu kadar belli ki adın çıkmış dokuza inmez sekize durumundasın. Durum yaş yani...

    - Farkında ya da değil ama çok flörtöz adam. Neyse yakışıyor benim arkadaşıma kızlar düşünsün
    - Jaale!
    - Ne oldu Ahmetciğim?
    - Sen başka hastalarını da kontrol etmeyecek miydin?
    - Hala vaktim var
    - Meral not al Jale'yi davetli listesinden siliyoruz

    Doktorun bu telaşlı panik hali öyle ya da böyle üçümüzü de güldürdü. Ama ucuz atlattı çünkü Jale hanımın çağrı cihazı çaldı. Gitmek zorunda yani. Giderken de bizim tutuşuk doktorun kolunu sıvazlayıp "Hadi yine kurtardın yoksa bütün kirli çamaşırlarını dökerdim ortaya" dedikten sonra bize de "Hoşçakalın" dedi. Bu doktor Jale'yi sevdim galiba. O çıkar çıkmaz Meral ile gözgöze geldik. Resmen birbirimize bu yetmez iyice sıkıştıralım şunu bakışı attık. Söze önce Meral girip "Ooo! Kirli çamaşır sepetiniz epeyce kabarık galiba" diyerek bana bir pas attı ve bende bunu iyi değerlendirmeye çalışarak doktora ters ters bakıp "Ancak benzin döküp yakarsan temizlenir. 3 aşamalı kesin ve en etkili çözümü öneriyorum. Dök. Çak. Yak!" dedim. Aklı oynadı. Gözünde bir seyirme olduğuna göre istediğimiz etkiyi bıraktık gibi görünüyor.

    Meral doktoru terletme konusunda madem başarı sağladık durmak olmaz diye mi düşündü bilmem ama ikimizinde hiç beklemediği bir anda bana ithafen "Eylül seninle konuşamadık ama Ahmet bey bana her şeyi anlattı. Selim'e haber vermek tamamen senin fikrinmiş. Gerçi şu an ki durumuma bakınca iyi ki yapmışsın diyorum ama keşke Ahmet beyin uyarılarını dinleyip böyle bir şey yapmadan önce bana sorsaydın" deyiverdi. Duyduklarımızın etkisiyle doktor şok ben şaşkın yuvarlanıp gidiyoruz. Bu arada Meral bana Selim'e haber vermek senin fikrinmiş mi dedi? Bir de üstüne doktoru dinlemeyip önce ona sorsam daha iyi olurmuş da dedi değil mi? Beni sattı! Hem de fırsatını bulduğunda ilk anda! Hiç öyle gergin gergin çeneni ovuşturup kem küm etme doktor bunun intikamını elbet bir gün söke söke alırım!

    Doktor beyimiz ne şiş yansın ne kebap diyerek kıvırma çabasına girince kızıp konuşmasının arasına girdim ve "Evet tamamen benim fikrimdi. Ben öyle suçumu başkasının üstüne atacak kadar ödlek değilim. O yüzden hakkımdaki tüm suçlamaları kabul ediyorum. Özür dilerim Meral ama bunun yapılabilecek en doğru şey olduğunu düşündüm. Pişman mısın dersen... Düşünüyorum da pek değil gibiyim. Hatta şu an bu mutlu günü yaşamanızda minicikte olsa bir katkım olduğu için çok da keyifliyim" dedim. Meral söylediklerim yüzünden kendisini tutamayıp gülerken korkak ortağım dile gelmeye karar verdi ve özeleştiriye geçerek "Tamam bütün suçu Eylül'e atmamam gerekiyordu çünkü bu işte benimde parmağım vardı. Sonuçta onu buraya çağıran da bendim" dedikten sonra bana doğru döndü. Belli ki işi özür dilemeye bağlayacak ama bağlatmam arkadaş! Böyle kolay kurtulamaz. Tam bana yönelip özrüne zemin hazırlarken onu durdurup "Aaa aaa! Sakın düşündüğüm şeyi yapma doktor. Ayrıca bu itiraf için çok geç kaldın" dedim. Öyle kalırsın işte yaktım seni doktor!

    Bir de hala Meral'e kurtar beni der gibi bakıyor! Neyini kurtarsın acaba? Tam ısınayım şu adama arkadaş olarak eğlenceli bir tip diye düşünme ihtimali geliştireceğim yine gidiyor en olmadık yerde çam devirip duruyor. Aynı odada bulunmasak nikahın selameti açısından hayırlı olur diye düşünüyorum. Meral'e olan bakışını yakalayınca kolundan tutup "Hadi sen git artık başka hastalarınla ilgilen çünkü benim nikah saatine kadar gelini hazırlamam gerekiyor" diyerek kapıya doğru zorla yürütmeye başladım. Dua etsin Meral'in yanında herşeyi açık etmedim. Doktoru kapı önüne çıkardığımda "Açıklayabilirim" dedi ama pek umurumda olmadı doğrusu. İşaret parmağımı gözüne sokarcasına sallayıp "Bu satışı da yazdım kenara en yakın zamanda tahsilata gelirim!" dedikten sonra kapıyı yüzüne kapatıp içeriye geri döndüm.

    "Hadi acele etmemiz gerek
    Bu ilaç yükleme işi bittiyse serumu iptal ettirelim
    Sende önce bir duş al sonra da saçını ve makyajını yapalım"

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Eylül'ün beni odadan sepetleyip kapının önüne koymasının ardından aşağıya indim. Sonrası da nikah saatine kadar çorap söküğü gibi ilerledi. Herşey imkanlar dahilinde olabileceği en harika halini almıştı. Eylül gelinin son hazırlıklarını tamamlayıp yanımıza getirirken biz de kardeşimle birlikte ailelerimizi salona alıp onlardan Meral'i gördüklerinde çok büyük tepkiler vermemelerini istedik çünkü yüksek ihtimalle o tepkileri Meral verecek ve biz de onu sakinleştirmek zorunda kalacaktık. Öyle de oldu. Kardeşimle birlikte mutlu mesut bir halde kol kola yürüyüp salona girecekken Meral hastalığını bilmesinler diye uzun zamandır kaçtığı ailesinin salonda onları beklediğini görünce büyük bir şok yaşadı ve o anla birlikte büyükte bir kaos yaşandı. Ailesine görünmeden gitmek istedi. Nikahı da Selim'i de bırakıp oradan resmen kaçmak istedi. Selim onu durdurup içeriye girmeye ikna etmeye çalışırken bizde Eylül ile aileleri sakinleştirmeye çalışıyorduk. Herkes şaşkın üzgün ve perişan bir haldeydi. Meral dışarıda annesi Verda hanım içeride gözyaşlarını tutamıyorlardı. Hele ki karşı karşıya gelme anları ve sonrası tam iç burkan cinstendi. Neyseki Selim ve Tekin ailesi uzun uğraşlar sonrası durumu kontrol altına almayı başardılar. Meral sakinleşmeye başlayıp önce annesiyle uzun bir konuşma yaptı sonrada bu konuşmanın bitmesini kemikleri birbirine girmiş bir halde bekleyen kardeşimle konuştu. Kemikleri tabi birbirine girer çünkü Meral o duygu karmaşası arasında kardeşime kendisinden habersiz ailesini getirdiği ve kararlarına saygı duymadığı için o kadar kızdı ki onu asla affetmeyeceği gibi evlenmeyeceğini de söyledi. Arap saçına döndük yani. Tabi Verda hanımın konuşması işleri değiştirmişe benziyordu çünkü kardeşimle aralarında geçen konuşma onlara kulak misafiri olan Eylül ile bana işlerin yoluna girdiğini belli ediyordu.

    - Beni affetmeyecek misin gerçekten?
    - Cezalısınız Selim bey. Hem de bu cezanın faturası öyle sizin bildiğiniz gibi de ödenemez haberiniz olsun
    - Tek dileğim bu cezanın bedelini bana nikah masasında ödetmemen olur herhalde
    - Hayır seni biraz bekleteceğim çünkü cezanla ilgili geri dönüşün bir süre belirsizliğini korumasını istiyorum. Sanırım bu konuyla evimize döndüğümüzde bizzat ilgileneceğim
    - Yanımda olduktan sonra verdiğin en ağır ceza bile ödül gibi gelir bana... Yani bana istediğini yapabilirsin hayatım. Şikayetçi olacağımı hiç sanmıyorum
    - Selim yapma

    [​IMG]

    Meral'in bu dediğinden Selim'in onu öptüğünü anlamamız pek de zor olmadı. Burada da lafı yiyen yine ben oldum çünkü tam doktor hassasiyetimle kapının önünde yanyana durduğum Eylül'e "Kahretsin! Öptü değil mi? Zatürre bu kız kırk kere söyledim yakınlaşmayın diye başıma iş açacaklar" demiştim ki Eylül bu isyanım karşısında bana doğru dönüp gülerek "Geçenlerde kıza hastalıkta ve sağlıkta diye nutuk atmaya hazırlanan sen değil miydin? Bakıyorum lafa gelince fena esiyorsun da iş icraata gelince pek bir pamuk şekersin be doktor" deyiverdi. Kızayım bir laf edeyim sinir olsun dedim ama karşımdaki kadın her yönüyle beni kendisine öyle bir çekiyor ki ağzımı bile açamadım. Tek yapabildiğim bunları söylerken gülümsediği için dudağının kenarında beliren çekici kıvrıma odaklanmak oldu. Sonrası malum... Gelin ve damat alkışlar ve gözyaşları eşliğinde salona girdi ve nihayet nikahları kıyıldı. Bu arada Selim'in şahidi de ben oldum. Teklif ettiğinde ne kadar şaşırdıysam bir o kadar da sevinmiştim. Nikah sahnesinden hatırladığım son şey de nikah memurunun gelini öpebilirsin demesine çatık kaşlarla "Az önce öptü zaten yeter" demem ve hemen ardından da Eylül'ün "Karışmasana!" diyerek attığı sert dirsekti. Laf dinleyip karışmadım çünkü zaten iş işten geçmişti. Bu arada bakıyorum bana lafını da dinletmeye başladı. Bence birbirimize çok yakıştık. Bunun konuyla alakası yok ama yine de içimde kalmasın dedim

    Nikah sonrasında ailelerle bir arada oluşumuz ve açılan sohbet ise benim açımdan tam bir faciaydı. Meral'e oturduğu yerde serumunu taktırırken bizi dikkatle izleyen dedem her zaman yaptığı gibi yine bana takılmayı ihmal etmeyip "Bizim zamanımızda nikahlar da geline serum değil aile yadigarı olup manevi değeri yüksek bir mücevher takılırdı. Bu Ahmet de hiç yol yordam bilmiyor!" demez mi? Bu dedemin bana attığı ilk goldü. Bunu Eylül'ün de olduğu bir ortamda bana yapmayacaktın dede! Durumu toparlayacak bir şey de diyemedim. Herkes gülerken bozulduğumu belli etmek için yan yan dedeme bakmaya başladım ama bakmaz olaydım. Bu seferde bakışlarıma kızarak "Büyük büyük deden gibi gözlerini belerterek bakma bana öyle! Kırk yaşında adam demem çekerim kulaklarını!" deyip Eylül de bunu duyduğu için oturduğu yerde kıs kıs gülünce artık dedeme durumun hassasiyetini belli etmek zorunda kaldım.

    Kimseye çaktırmamaya çalışarak kulağına doğru sokulup "Dede tam karşında oturan kızla alakalı bazı hislerim mevcut gözünü seveyim yapma zaten sürekli yalpalayıp duruyorum sende böyle yaparsan hiçbir şansım kalmayacak. Bugünlük beni görmezden gel lütfen" dediğimde sessizce yüzüme bakmaya başladı. Beni anladığını ve destek olacağını umarak büyük saflık yaptım. Birazdan ikinci gol kalemle buluşacaktı ve benim bundan haberim yoktu. Bu uzun bakışın ardından dedem aniden Eylül'e dönüp şairane bir tavırla "Olmayacak duaya amin demek gibiydi seni sevmek be güzel kızım. Ne sende bir karşılığı olacak gibiydi ne de bu koca eşekte olmasını bekleyecek sabır" demez mi? Vurun beni! Eylül duyduklarına haliyle bir mana veremedi. Bende başımı nerelere vurayım gerçekten bilmiyorum ama dedem beni Eylül'ün gözünde madara etmeye niyetliydi. Konu bir an önce kapansın ve dedem mevzuyu unutsun diye aniden kalkıp "Beni çağırıyorlar galiba hastam gelmiş olmalı" diyerek gitmek istediğimde maalesef ki dedem kolumdan tutup beni geri oturttu ve "Kimse çağırmıyor kaçma hemen! Hem o belindeki zamazingo da ötmedi daha beni mi kandırıyorsun sen!" deyiverdi. Az önce ölmemişim bir daha vurun beni!

    - Adın ne bakayım senin?
    - Eylül efendim
    - Demek adın Eylül. Ne güzel ne değişik bir ismin var
    - Teşekkür ederim
    - Her ömrün bir Eylül'ü vardır derler. Acaba sen hangi şanslı ömrün Eylül'üsün. Esip savrulurken o altın rengi kıymetli yapraklarını hangi gönülde uçuşturacaksın kimbilir
    - Ben biliyorum galiba
    - Bu Ahmet de her lafa karışıyor. Düşemedi yakamdan da paçamdan da git az öteye otur be oğlum! Sen anlat bakayım Eylül kızım ne yapıyor bu Ahmet sana?
    - Aslında pek bir şey yapıyor diyemem. Sadece beni ne zaman görse bir gün birlikte romantik bir yemeğe çıkacağımızı iddia ederek beni kızdırıyor. Sanırım bunun olacağına kendisini korkutucu derecede inandırmış çünkü o anı yaşıyormuş gibi anlatıyor
    - Nöbete kalıp duruyor ya ayıkken de rüya görüyordur o
    - Bende öyle söyledim yoksa bu dediğinin mümkünatı yok. O yemek asla olmayacak
    [​IMG]
    - Olacak Eylül
    - Olmayacak doktor!
    - Sen lafa karışma hayta!
    - Ama dede!
    - Karışma dedim! Kızım sen en iyisi tamam de ver randevuyu bütün gece masada tek başına beklesin dursun. Belki bu sayede aklı da başına gelir
    - Evet biraz burnunun sürtülmeye ihtiyacı var. Kendisine gereğinden fazla güveniyor
    - Sakın kanma ona. İnanma o afili sözlerine. Ara sıra görünen o mürebbiye kılıklı suratsız kıza da çapkın bakışlar atarak kur yapıyor
    - Dede!
    - Karışma demedim mi? Girme her lafın arasına!

    Dedem bana kızarken Eylül'ün kaşlarını çatarak meraklı bir tavırla "Hangi kız? Cilveli köstebek mi?" demesiyle ikimizde kimden bahsettiğini anlayamayıp ona doğru döndük ve aynı şaşkın ifadeyle "Kim?" diye sorduk. O andan itibaren Eylül yanlış bir şey söylemiş gibi bakmaya Meral de şüphe uyandıracak ölçüde gülümsemeye başladı. Bahsi geçen kişi Derya olduğuna göre Eylül de ondan bahsediyor olmalı. Ancak köstebek lakabını neden seçtiğini anladım da cilveli demesinin altındaki nedeni çözemedim. Derya ve cilve pek yan yana gelebilecek şeyler değil çünkü...

    Bir dakika aydınlanıyorum galiba!
    Cevap ayrıntılarda saklı olabilir
    Derya ve Eylül tanıtım gecesi karşılaşmıştı ve biz de gecenin büyük bir bölümünde yan yanaydık
    Derya'nın bana karşı olan ekstra yakınlığı gözüne mi battı yoksa?
    İsmiyle hitap etmeyip böyle bir yakıştırmada bulunduğuna ve az önce dedemin sözlerini kaşlarını çatarak karşıladığına göre bunun altında gizliden gizliye ilerleyen bir kıskançlık duygusu olduğunu söyleyebilir miyiz?
    Ben söylerim!

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz

    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları





     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  14. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    - Merhabalar!
    - Hoşgeldiniz nasıl yardımcı olabilirim?
    - Ben şey arıyorum ya... Aslında tıbbi bir ismi var mı onu bilmiyorum ama
    - Tarif edin
    - Şu tarzına önem veren artist ruhlu cerrahların taktığı "Bu benim şanslı bandanam" dedirtecek bir bandana arıyorum
    - Tamam anladım siz cerrahi kep istiyorsunuz
    - Onu mu istiyorum?
    - Evet. Siz bekleyin hemen getiriyorum
    - Süpersin

    Kızın getirdiği bir dolu bandanaya şöyle bir bakıp üç beş tanesini hemen gözüme kestirdim. Aralarında seçim yapmak zordu ama bir tanesi son dakika diğerlerinin arasından sıyrılıp bir tık öne geçmeyi başardı çünkü hem renk olarak uygundu hem de tam bağlantı yerinde yabancı lisanla "Umut" yazıyordu. Eee bizim doktorda çıkmadık candan umut kesilmezci olduğu için bu bandana saniyeler içinde kendisini paketlenirken buldu tabi. Bu işte hallolunca doğru hastanenin yolunu tuttum. Meral bugün ameliyat olacak ve bende ailesiyle birlikte onun yanında olmak istiyorum. Eşi ve ailesi haklı olarak duygusallaşmaya meyilli olacağı için o anlarda Meral'in dikkatini dağıtıp moral motivasyon sağlayacak birine ihtiyaç olacaktır. Bende gerekirse o kişi olmaya çalışacağım. Hastaneye geldikten sonra seri adımlarla içeriye girdim ve her zaman ki gibi yine hasta kabuldeki hamile kadınla birbirimize manasız bir tebessümde bulunup asansöre doğru yürümeye başladım. Garip bir kadın. Öyle bir gülümsüyor ki bir anda işini gücünü unutup bana el sallayacağını sanıyorum. Manyaklaşan hormonları yüzünden olmalı. Asansör gelip ikinci kata çıkar çıkmaz bandanasını vermek için doktorun odasına doğru gittim.

    - Merhaba Aygün doktor odasında mı?
    - Merhaba Eylül hanım ama hangi doktor acaba? Malum burası doktoru bol olan bir hastane

    Resmen yüzüme baka baka sırıtıyor! Hiç bozuntuya vermeden muzur bir bakışla "Şakacı seni" dedikten sonra yüzümü bir anda ciddileştirerek "Tabi ki Atahan olan!" dedim ama bu seferde bana imalı imalı "Ahmet hoca mı?" diye sordu. Bu hastanede bir düzine doktor Atahan var da benim mi haberim yok acaba? Tam "Adını mı söyletmeye çalışıyorsun?" diye sormuştum ki "Selam Eylül" diyen bir sesle sağıma doğru baktım. İki üç saniyelik bir kimlik belirleme taramasından sonra "Hatırlamadın mı? Üzümlü kek çay simit sohbet kafeterya çarpışma vs" demesiyle aniden hatırlayıp işaret parmağımı uzatarak "Sen! Sinan...Selam Sinan" dedim. S harfinin lanetimi ne bilmem ama tuhaf bir selamlama şekli oldu. Neyse artık söz ağızdan çıktı bir kere. Gülümsedi ve bana arkadaşımın yani Meral'in nasıl olduğunu sordu. En son bıraktığımda çiçeği burnunda eşiyle pek bir mutluydu da bugünün anlam ve ehemmiyeti üzerinde nasıl etkiler bıraktı bilemiyorum tabi.

    [​IMG]
    - Bugün büyük gün yani ameliyatı saatler sonra gerçekleşecek
    - Öyle mi? Ameliyata giren doktorunuz kim?
    - Neden herkes bana adını söyletmeye çalışıyor!
    - Neden böyle dedin?
    - Boşver... Atahan işte şu köşe başlarında dedikodusu dönen hastanenizin flörtöz doktoru
    - Ahmet'i diyorsun...
    - Flörtöz deyince de hemen tanınıyor adamın meşhur olduğu şeye bak
    - Arkadaşım olduğu için Atahan demen tanımamda çok daha yardımcı oldu
    - Hmm... Arkadaşın demek. Anladım
    - Orada burada hakkında duyduklarına fazla kulak asma. Ahmet hastanemizdeki en iyi üç cerrahtan biridir. Hatta bana göre en iyisi. Bu yönden sakın endişe etmeyin
    - Ondan yana bir tereddütüm yok adam bu kararlılıkla ölüyü bile diriltir
    - Onu bilmem ama en azından denemeden bırakmaz
    - Siz ikiniz çok mu iyi arkadaşsınız?
    - Canım sıkkın olduğunda ya da kimseyi görmek istemediğim bir durumla karşılaştığımda ulaşmak isteyeceğim tek kişidir desem
    - Epey açıklayıcı olur
    - Dediğim gibi sen söylentilere aldırma. Adam... Sağlam adamdır
    - Ama ortalarda yok

    Böyle dedim çünkü az önce konuştuğum kız yani Aygün doktorun odasına girip çıkınca orada olmadığını anladım. Bir duramıyor durduğu yerde hiperaktif midir nedir? Bu adama neden bir oda vermişler ki zaten. Kullanmıyor bile. Aygün elinde çağrı cihazıyla çıkıp yerine geçerken "Odasında yoksa nerede olabilir?" diye sordum ama sorumu onun yerine Sinan cevaplayarak "Ahmet'i arıyorsan büyük ihtimalle kafasını dağıtmak için yeni doğan ünitesindedir" dedi. Nasıl yani? Ne işi var ki orada kafasını dağıtacak başka yer bulamamış mı? Hem hangi aklı selim insan kafasını dağıtmak için bir oda dolusu vıyak vıyak ağlayan bebelerin yanına gider ki? Bu adama deli diyorum da inandıramıyorum. Sinan'a hoşçakal deyip Aygün'den de doktorun çağrı cihazını istedim. Bir bahanem olmalı değil mi?

    Oradan uzaklaşıp Sinan'ın dediği gibi yenidoğan bebelerinin bulunduğu kata çıktım. Anladığım kadarıyla bu katın bir bölümü de doğum yapmaya hazırlanan hamilelere ayrılmış. Koridorda ilerlerken yanımdan ha doğurdu ha doğuracak halde birkaç tane oflayıp poflayan hamile kadın geçip odalara girdi de oradan biliyorum. Etrafa bir süre göz gezdirip tam umudumu kaybederek aşağıya inecektim ki doktoru bir köşede ameliyat eldiveninden yaptığı balonun ucunu bağlarken buldum. Kendi halinde son derece durgun ve düşünceli gözüküyordu. Onu böyle görünce insanın laf çarpası da gelmiyor ki...

    [​IMG]

    Bir süre olduğum yerden onu izledim. Aklından ne geçip gittiğini gerçekten merak ediyordum. Belli etmiyor ama çok gergin olmalı. Bugün kardeşi başta olmak üzere kendi ailesini ve Meral'in ailesini dünyanın en mutlu insanları yapabileceği gibi dünyanın en mutsuz insanları da yapabilir. Çok büyük bir yük sırtlanmış... Umarım o yükün altında ezilmek zorunda kalmaz. Elimdeki poşete ve çağrı cihazına bir göz atıp sonra da neşeli ama bir o kadar da alaycı bir sesle "Seni bulamayayım diye burayı seçtin değil mi?" dedim. Dalmıştı ve sesimi duyar duymaz şaşırarak bana doğru bakıp öylece kaldı. Burada olmamı beklemediğini anlamak için kahin olmaya gerek yoktu. Herhangi bir cevap vermeyince bende salına salına yanına gidip önüne bir sandalye çekerek tam karşısına oturdum. Tuhaf... Beni görmesine rağmen sessiz kaldı. Adam dilini mi yuttu ne!

    Gözlerimi üzerine dikip hafifçe ona doğru eğilerek "Hey doktor!" dedikten sonra elimi önünde sallayarak "Beni korkutma da bir şey söyle yoksa dilini yuttuğundan emin olup acil durum butonuna basmaya gideceğim" dedim. Sonunda gülümsemeye başladı. Gözlerimi kocaman açıp içten içe "Güleceğine bir şey söylesene be adam!" derken de yüzüme dikkatle baktı ve sonunda dile gelmeye karar vererek "Gözlerin çok güzel" dedi. Durdu durdu diyecek bir bunu mu buldu yani? Her fırsatı da değerlendirme hali yok mu tam çıldırmalık! Bunu duyduğumda tek kaşımın kalkış şeklinden ne demek istediğimi anlamıştır diye düşünüyorum. Anladı herhalde çünkü yine tebessüm edip "Tamam kızma" dedikten sonra ciddileşerek "Burada ne işin var Eylül?" diye sordu. Burada ne işim mi var? Ne bileyim ben!

    - Asıl senin burada ne işin var? Arkadaş çık dışarıya hava al baktın olmuyor gir içeriye birileriyle sohbet edip rahatla. Ne işin var bu mayın tarlası gibi yerde...
    - Mayın tarlası mı?
    - Evet... Sanki yanlışlıkla gürültü çıkarsam bütün bebekler bir ağızdan cırlayacakmış gibi geliyor. Buraya kadar nasıl geldim biliyor musun sen?

    Gülümseyerek başımı eğip elimdeki poşete bakarken "Sahi niye geldin Eylül? Neden Meral'in yanında olmak yerine burada benimlesin? diye sordu. Ne duymak istediğini sanki biraz biraz anlıyor gibiyim ama benden o cevabı duyamayacağı kesin. Önce odasında unuttuğunu söyleyerek çağrı cihazını uzattım sonra da elimdeki poşeti "Bu senin" diyerek ona doğru tuttum. Poşete bakıp kaldı. Alması için biraz daha yaklaştırıp "Ameliyatlara girerken kullandığın şanslı bir bandanan var mı bilmiyorum ama eğer yoksa bundan sonra olsun diye bunu sana getirdim" dedim. Sözlerim eşliğinde poşeti açıp bandanayı çıkardı ve yüzündeki hoş gülümsemeyle her yerini dikkatle inceleyip "Umut yazıyor" dedi. Biliyorum o yüzden seçtim ya...

    - Umudunu hiç kaybetmemen dileğiyle doktor
    - Sadece mesleki açıdan mı yoksa daha geniş bir açıdan mı? Dileğin geneli kapsıyorsa ümitlenirim biliyorsun
    [​IMG]
    - Bak ne güzel tatlı tatlı konuşuyoruz neden içimdeki patlamaya yer arayan volkanı harekete geçirmeye çalışıyorsun?
    - Belki de o volkanın yarattığı seyirlik doğal "afeti" izlemeyi seviyorumdur
    - Doktor!
    - Tamaam sustum
    - Yüzündeki beni sinir eden ifadelerde sussun lütfen
    - Kızıyorsun ama sen başlattın
    - Sanırım yine söz sükûtsa gümüş altındır diyeceğim
    - Biraz karıştı sanki
    - Ne karıştı?
    - O söz gümüşse sükût altındır değil miydi?
    - Bende öyle dedim
    - Emin misin?
    - Herhalde eminim ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor benim!

    Duyduğu belli. Oturduğum yerden ona doğru biraz yaklaşıp "Üstelerdim Eylül" dediğimde aynı şekilde o da bana yaklaştı ve tehditkar bir bakış savurarak "Pişman ederdim doktor" dedi. Bu kadar güzel olmak zorunda mıydı gerçekten. Şu an onu yine hayalen öptüm ama bunu yapmamla birlikte o sert tokadı yine suratımda patlamış gibi olunca aynı hızla da kendime geldim. Hayali bile bu kadar acı veriyorsa onu gerçekten öpsem beni yerden kazırlardı herhalde. Sandalyeme geri yaslanıp konuyu ılımanlaştırarak "Hediye için teşekkür ederim. Bu benim için o kadar özel ki tahmin bile edemezsin. Sağol Eylül" dedim. Bakışlarını normalleştirip aynı benim gibi o da sandalyesine yaslandı.

    - Beğenmene sevindim
    - Beğenmedim... Bayıldım
    - Harika! Hadi o zaman kalk gidelim. Eminim Meral'in desteğimize çok ihtiyacı vardır
    - Olur gidelim

    O koridoru bir kez de doktorla yürürken garip bir sessizlik oldu. Ne o konuştu ne de ben. İkimizde günün yarattığı belirsizliği sonuna kadar yaşıyorduk sanki. Umarım yanına gittiğimizde Meral bizimle bir veda konuşması yapmaya kalkmaz çünkü ne kadar güçlü bir kadın olsam da bu yapacağı şey şu hayatta içime oturan ender şeylerden biri olur. Ağır adımlarla yürürken doktora doğru yan gözle bakıp "Bu arada soramadım sen iyi misin? Yani ameliyat öncesi stres kat sayın normal sınırlarda mı?" diye sordum. İç çekti. Herhalde içeride sayım yapıyor ne durumda diye. Cevap vermeden önce yanından geçtiğimiz odanın perdeyle örtülmüş geniş penceresine tıklayıp orada durmamızı sağladı. Bunu neden yaptığını anlayamadım ama birazdan ağzındaki baklayı çıkarır herhalde diye düşünüyorum. Uzak durduğumu fark edince elini sırtıma koyup yaklaşmam için beni öne doğru yönlendirince bende ona uyum sağlamakla yetindim ama hala ne yaptığını anlamadım. Eline doğru bakarak yaklaşırken tam bana "Asıl senin burada ne işin var diye sormuştun ya... İşte bu yüzden buradayım" demişti ki önünde durduğumuz camın perdesi sonuna kadar açıldı. Ansızın açılınca irkildim ve geri çekilmek için minik bir hamle yaptım ama halen sırtımda duran eli bunu yapmama olanak vermedi.

    "Gerçek anlamda bir mucize değil mi?"

    Kulağım ondaydı ama sorusuna karşılık gelecek herhangi bir şey söyleyemedim. Sadece odadaki hemşirenin yeni doğmuş bir bebeği temizlemesini pür dikkat izlemeye daldım. Doktor da aynı benim gibi bebeği izliyordu ve bir yandan da "Meral'in ameliyatında olduğu gibi ya hep ya hiç tarzındaki ameliyatlara girmeden önce buraya geliyorum çünkü bu bebekleri izleyip mucizelerin hala var olabileceği konusunda kendimi yüreklendirmeye çalışıyorum. Bana gerçekten iyi geliyorlar" dedi. O sırada hemşire de elindeki küçücük bebeği tartıp sonra da boyunu ölçmeye başladı. Gözlerim odanın içinde tura çıktığında orada daha bir çok bebek olduğunu fark ettim. Doktor haklı galiba bu bebeklerin her biri birer mucize.

    - Biliyor musun? Ben gerçekten inanıyorum doktor
    - Neye?
    - Bugün bir mucizede senin yaratacağına...

    Tereddütlü bakışlarını bana doğru çevirip "Buna gerçekten inanıyor musun yoksa sadece beni..." derken elimin tersini göğsüne dayayıp sözünü keserek "İnanmasaydım söylemezdim. İnsanlara boş ümitler vermeyi sevmem" dedim. Gözleri elimdeyken "O halde bana bu kadar inandığın için teşekkür ederim" diyerek bakışlarını yeniden bana doğru döndürdü. Bende elimi çekip tebessümle "Hadi gidelim" dedim. Hemşire giydirdiği bebeği bize doğru tutup minik ellerini sallattıktan sonra gözlerimi pörtleterek pencerenin önünden çekilip asansöre doğru yürümeye başladım. O sırada doktorda rahatlamış olacak ki bana takılmayı pek bir seven o "şakacı" haline hızlı bir dönüş yaptı.

    - Ne kadar güzel bir bebekti değil mi? Bu kadar minik bir şeyden nasıl korkuyorsun anlamıyorum
    - Korkmuyorum!
    - Eline versem düşer bayılırsın Eylül
    - Abarttın! Şu an gerçekten abarttın
    - Pekala dönüp deneyelim mi?
    - Hayır hayır! İstemiyorum kusur kalsın
    - Sana bir şey sormaya niyetleniyorum
    - Niyetin batsın desem ayıp olur değil mi? Sonuçta bu sözleri kaldıracak kadar samimi değiliz. En iyisi yine ne soracaksında benim saçlarımı diken diken edeceksin acaba diyeyim
    - Korku ya da gerilim filmi sever misin?
    - Nefret ederim. Niye sordun? Ya da dur söyleme çünkü ne yapmaya çalıştığını anladım ben!
    - Hiç izledin mi peki?
    - Herhalde izledim yoksa nefret edip etmediğimi nereden bileceğim! Bak doktor sus elimden bir kaza çıkacak
    - Yumuşatarak soruyorum o halde
    - Yumuşatarak falan da sorma istemiyorum!
    - İzlediklerinin arasında ana konusu bebekler olan filmler var mıydı? Hani şu içine bazı kötü niyetli güçler kaçmış olan bebeklerden...

    Tedirgin tedirgin yürürken aniden sıçrayıp "Doktooor!" diye bağırdığımda o da gevrek gevrek gülerek "Ne oldu Eylül?" diye sordu. Ne olacak? Bunu bebeklerin istilasına uğramış bir katta sorunca insana haliyle bir tik geliyor. Off ya! Ne diye sorup hatırlattı ki şimdi bunları! Cevap vermeyip kaşlarımı çatarak hızlı hızlı yürümeye başladım ama ne yapsa beğenirsin? Utanmadan arkamdan yaklaşıp kulağıma kulağıma "Eleanoooor!" diye fısıldayarak benimle dalga geçti. Hani şu perili bir köşke hapsedilmiş çocuk ruhlarının ana karaktere kör karanlıkta "Eleanoooor!" diyerek seslendiği sahne. Şu ameliyatı başarıyla bir atlatsın öldüreceğim onu sürüm sürüm süründüreceğim!

    Kendimi asansöre nasıl attım bilemedim. Dördüncü kata basarken de kıs kıs gülmüyor mu? Resmen gel beni lime lime et diyor sanki! Dudaklarımı ölümüne kemirirken çok şükür ki kata geldik. Kapının açılmaya teşebbüs etmesiyle hareketlenip açılır açılmazda kulaklarımı kapatarak Meral'in odasına doğru yürümeye başladım. Tam sopalık adam ya! Ben şimdi akşam Rüya'nın yanına nasıl gideceğim? Vicdansıza bak evde bebek olduğunu bilmiyor sanki. Neyse odanın kapısını açarak içeriye girdik de bana da az önceki kabusu unutacak gün doğdu. Neden mi? Çünkü doktorla içeriye girdiğimizde tuhaf bir manzarayla karşılaştık. Tamam Meral'in ve Selim beyin ailesi burada o kısımda bir sorun yok ama onlara karşı gayet ciddi görünen Meral'in elinin Selim beyin sırtında daha doğrusu gömleğinin altında ne işi var? Ohaaa!

    Aileler sadece yüzlerini gördüğü için arka sokaklarda olup bitenden haberdar değildi tabi. Meral de az değil hani adamı ailenin önünde fena terletmişe benziyor. Kendime hakim olmakta o kadar zorlanıyorum ki birazdan bir kahkaha patlatabilirim. Bende hal böyleyken doktorda benimle aynı manzaraya şahit olup onları uyarmak için elini ağzına götürerek imalı bir şekilde öksürdü. Selim beyle birlikte öksürük sesini duyar duymaz arkasına bakan Meral de bizi görünce neredeyse küçük dilini yuttu. Birkaç saniye sonra da yaşadığı şoku atlatıp ibreyi bize döndürmeye çalışarak "Siz beraber miydiniz? Bende neden hala gelmediğinizi merak ediyordum" diye sırıtınca bu seferde biz doktorla ne diyeceğiz der gibi birbirimize baktık. Aaah! Ama doktor Meral'in manalı manalı gülümsediğini görünce az önce karşılaştığımız sahneyi kastederek karşı atağa geçti ve önce "Beklerken sıkılmamanın bir yolunu bulmuşsunuz ama..." dedi sonra da imalı bir şekilde göstere göstere parmaklarını çıtlattı. Meral utancından yerin dibine girdi tabi. Bak bu doktor da az değil he sevdim. Ay çok eğlendim ya...

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    "İzniniz olursa ben şimdi hastamla biraz yalnız kalmak istiyorum"

    Ailelerimiz anlayış gösterip teker teker odadan ayrılırken Eylül'ün çıkıp çıkmamak konusunda tereddüte düşen kardeşime "Hadi onlar konuşurken bizde kapının önünde bekleyelim" dediğini duydum. Bu yaptığı için Eylül'e teşekkür eder gibi bakıp Selim'e de merak etmesin diye "Fazla uzun sürmez" dedim. Odadan çıkıp kapıyı kapattıklarında bende Meral'in yanına geçip yatağın kenarına oturdum. Az önce ağabey kardeş havasındaydık ama şu an hasta doktor ciddiyetine bürünmüştük. Bu da Meral'i ister istemez germeye başladı. Ellerini ovuşturup durgun bir halde yanımda oturuşunu bir süre izleyip sonra da elimi ona doğru uzattım. Elini avuçlarıma bırakırken bir yandan da "Siz iyi misiniz?" diye sorunca gülümseyerek "Bunu benim sana sormam gerekmiyor mu?" dedim. O da bana sempatik bir şekilde bakıp omuzlarını kaldırarak "Sorun o halde" dedi. Soralım bakalım...

    - İyi misin Meral?
    - Korkmuyorum ya da heyecanlanmıyorum. Hatta endişe bile duymuyorum. Sanırım bu iyiyim demek oluyor
    - Bana göre de ameliyat öncesi hastanenin psikologuyla biraz sohbet etmen gerekiyor demek oluyor
    - Ben öyle düşünmüyorum
    - Sen ne düşünüyorsun?
    - Belki de size çok fazla güvendiğim için bu kadar rahatımdır
    - Bunu duymak iyi geldi. Biliyor musun? Dün gece bir rüya gördüm
    - Ne gördünüz?
    - Ameliyatın olup bitmişti. Selim ile beraber seni izleyip gözlerini açmanı bekliyorduk. Derin bir sessizlik hakimdi. Saatler hızla akıp gidiyordu. Sonra annem geldi. Selim ile benim önümde durup bir elini benim diğer elini de Selim'in yanağına koyup bize çok hoş bir ifadeyle gülümsedi. Mutluydu. İkimizde ona hiçbir tepki veremedik. Öylece durduk. Annem de yanımızdan ayrılıp senin yatağının başına geldi. Önce sana biraz baktı sonra da kendi boynundaki kolyeyi çıkarıp senin boynuna astı. Çok güzel ve ışıl ışıl parlayan bir kolyeydi. Ama sonra eğilip kulağına bir şeyler söylemeye başladı ve biz korku içinde aramızdaki cam bölmeye koşup yanınıza gelmek için cama vurmaya başladık. Kırılmıyordu ama biz vurmaya devam ediyorduk. O sırada annemde bize dönüp gülümseyerek eliyle susmamızı ve ses çıkarmamamızı işaret etti. Onun uyarısıyla durduğumuzda da gözlerini açtın. Senin yatağından doğrulmanla birlikte de annem aniden ortadan kayboldu. Bende uyandım
    - Ahmet bey?
    - Efendim Meral?
    - Annenizin boynuma taktığı zümrüt bir kolye miydi?
    - Evet sanırım öyleydi. Üzerinde bir sürü de taşı vardı. Hatta babamın hediye ettiği gerdanlığa çok benziyordu. Sen nereden biliyorsun?
    - Uzun hikaye... Umarım rüyalarınız düz çıkıyordur
    - Bu konuda herhangi bir istatistiğim yok. Ben çok nadiren rüya görürüm de...

    Ters mi çıkar düz mü çıkar bilmiyorum ama rüyam öyle ya da böyle Meral'in yüzünü güldürdü. Gözüm saate takılınca ciddi konulara giriş yapıp "Birazdan hemşireler yanına gelecek ve seni ameliyat için hazırlamaya başlayacaklar. O sırada bende kendi hazırlıklarımı tamamlıyor olacağım. Seninle bir sonraki görüşmemiz büyük ihtimalle ameliyata başlamadan hemen önce olacak. Bana o ana kadar sormak istediğin bir şey var mı? Herhangi bir şey..." dedim. Bir şey sormadı. Sadece o bana bende ona bakıp kaldık. Kendisini bir şey sormak zorunda mı hissetti bilmiyorum ama tedirgince "Saçlarımı kesecek misiniz?" diye sordu. Bunu sorarken ki bakışı nedense kalbimi sızlattı. Duygusallaşmayı bir kenara bırakıp kesiği atacağım yere şöyle bir baktıktan sonra gözlerimi kısarak bu sevimsiz havayı dağıttım ve "Sanırım günün modasına uyacak hoş bir kesim yapmalarını sağlayabilirim. Tabi aynı zamanda görünce Selim'in şok olmayacağı da bir kesim. Seni görür görmez üzerime yürüyüp karımı rockçılara benzetmişsin diye bağırmasını istemem" dedim. Beklediğim reaksiyonu fazlasıyla aldım. Meral ile birbirimize gülümserken kolumu açıp "Gel bakalım benim kıymetli nazik hastam" diyerek ona sarıldım ve sonra da ayağa kalkıp içi rahatlasın diye "Merak etme saçlarına çok dokunmayacağım. Hatta karşıdan bakıldığında fark edilmeyecektir bile. Başka sormak istediğin bir şey yoksa ben artık gideyim" dedim. Gözlerini üzerime dikip "Aslında var" deyince şaşırdım ama yine de "Seni dinliyorum" dedim. Bana hiç beklemediğim bir şey söyleyeceğini nereden bilebilirdim ki...

    - Eylül'den gerçekten hoşlandınız mı yoksa sadece eğlence olsun diye mi kıza takılıp duruyorsunuz?
    - Aslında ben ameliyatla ilgili sormak istediğin bir şey var mı demek istemiştim ama belli ki sen daha çok doktorunun aşk hayatıyla ilgileniyorsun
    - Aşk mı? Demek Eylül hayatınızın duygusal bölümünde yer alıyor. Hmm... Sanırım ben cevabımı aldım
    - Tamam kabul ediyorum. Hoş kız
    - Çok hoş kız Ahmet bey
    - Evet... Çok ama çok hoş bir kız
    - Derya hanıma ne oldu peki?
    - Son yaşanılan şeylerden sonra sanırım güven tazelemesi gerekiyor ki bu öyle kolayca olan bir şey de değil
    - Anlıyorum... Ama Eylül
    - Bilmiyorum
    - Hadi ama!
    - Pekala! Onu görmek bana iyi hissettiriyor diyelim
    - Genelde de hep denk geliyorsunuz zaten

    Eyvah yakalandım. Bakışlarımı kaçırıp gülümsememi kontrol altına almaya çalışırken Meral de gülüp "Bu merak uyandıran gülüşün nedenini öğrenebilir miyim?" diye sordu. Haklı. Ben olsam bende sorardım. Yaptığım şeyin farkında olarak yüzümü buruşturup alnımı ovalarken bir anda itirafa geçerek "Bizim hasta kabuldeki kızlardan üç aylık sağlıklı öğle yemeği paketi karşılığında bana bu konuda küçük bir iyilik yapmalarını istemiş olabilirim" dediğimde şaşkınlık içinde ne iyiliği olduğunu sordu. Kaçış yok ona şimdi söylemek zorundayım çünkü bu soru aklına takılarak ameliyata girerse onu uyandırdığımız aşamada herkesin içinde beni bu konuda sıkıştırabilir. Bende yarı bayık halde olduğu için bir yandan tümörü çıkarmaya çalışıp bir yandan da onu susturamayabilirim. Yüzümü ekşitip dudağımı büzerek şekilden şekile girdikten sonra "Eylül hastaneye girdiği anda bana haber uçuruyorlar" dediğimde ağzı açık kaldı. Onu şaşırttım ama duyduğu hoşuna da gitti gibi...

    - Şu yemek...
    - Hangi yemek? Sağlıklı öğle yemeği mi? Sakın bende istiyorum deme
    - Hayır Eylül'e baş başa çıkacağınızı söyleyerek kızdırdığınız romantik yemek
    - Ne olmuş ona?
    - Bana bu konuda bir söz verir misiniz?
    - Nasıl bir söz?
    - Arkadaşımı incitmeyeceğinize dair bir söz
    - Anlayamadım
    - Sizi tanıyorum ve bunu bilerek yapmayacağınızı da adım gibi biliyorum. Demek istediğim şey eğer Eylül'ün duygularını incitmeyeceğinizden eminseniz ve gerçekten onunla ilgili kalbinizde bir kıpırdanma varsa o yemeğin gerçekleşmesini sağlayın Ahmet bey. Sakın bir kez daha hayal kırıklığına uğrayıp kendisini kullanılmış gibi hissetmesine neden olmayın. Bunu ona yapan siz olmayın ne olur
    - Böyle mi hissediyor? Ama o hiç de...
    - Belli etmese de sorunlarını yok saymaya çalışsa da gerçekten zor bir dönemden geçiyor. Tam kendisini toparlayıp ayağa kalkacakken onu tekrardan düşürmeyin. Ama içinizde ikinize dair güçlü bir his varsa da hiç düşünmeden tutun elini ve bir daha da asla bırakmayın. Sizi başlarda zorlayabilir ya da ilginize inanmayabilir ama ona gerçek duygularınızla yaklaşırsanız emin olun kalbi bir süre sonra ikna olup artık sadece sizin için çarptığını ona hissettirmeye başlayacaktır.

    Şu durumdayken bile başkalarının mutluluğunu düşünüyor. Bu kız gerçekten harika bir yüreğe sahip. Kardeşim durdu durdu turnayı da tam gözünden vurdu. Aferin ona. Söylediklerinin etkisinde kalmamak mümkün değildi. Şu noktada Meral'in bana böyle şeyler söyleyebileceğini hiç düşünmemiştim. Başımı eğdiğimde gözlerimin önüne Eylül geldi. Evet bu kıza karşı içimde peşinden gitmemi sağlayacak kıpırdanmalar var. Adlandıramıyorum ama bunu hissedebiliyorum. Meral'e baktığımda benden bir cevap beklediği açıktı. Onu bekletmekte olmazdı. O an akıl mantıkta hak getire. Kürsü de kalbim vardı sanki... O konuşuyordu. Müdahale etmedim çünkü ne söyleyecek merak ediyordum.

    "Sana söz veriyorum. Eylül ile aramızda ne yaşanılırsa yaşanılsın onu asla incitmeyeceğim. Arkadaşta kalsak kalplerimiz birbirimiz içinde çarpsa ona benden hiçbir zarar gelmeyecek Meral. Bana ömrünün sonuna kadar güvenebilir çünkü ona yanlış yapmayacağım. En azından bilerek yapmayacağım"

    Gülen gözlerle "Sizin ağzınızdan bunları duyduğuma çok sevindim ve içimde çok rahatladı" derken bende elini tutup nazikçe öperek "Bu çok iyi bir kalbin olduğu içindi. Kardeşimin hayatında senin gibi iyi yürekli bir kadın olduğu için çok seviniyorum. Umarım sonsuza dek birlikte çok mutlu anılar biriktirebileceğiniz bir hayat yaşarsınız" dedim. Bunları söylerken belli ki kalbim hala kürsüdeydi. Gülümsemekle yetinmeyip o da benim için bir dilekte bulundu ve "Teşekkür ederim Ahmet bey. Umarım bir gün bende size aynı dileklerde bulunup mutluluğunuza birebir şahitlik ederim" dedi. Gözlerinin içindeki ışığa odaklanıp "O anı sabırsızlıkla bekliyor olacağım" dediğimde "Bende" dedi ama sonra nedense yüzü asıldı. Ameliyattan sağ çıkabilirse diye düşündü herhalde çünkü ancak bu tarz şeyler söylediğinde ya da düşündüğünde yüzü böyle sevimsizce asılıyor. Bunları düşünmeyi bıraksın diye elimle gülümsemesi için işaretlerde bulunup onu uyarmak zorunda kaldım. Neyse ki laf dinleyen bir hasta da dediğimi hemen yapıyor.

    - O halde sonra görüşürüz Ahmet bey
    - Görüşürüz

    Odadan çıkmak üzere kapıya yöneldiğimde hala şu yüzünün asılmasına neden olan şeyi kafasından atamadığını düşündüm ve çıkmaktan vazgeçip duvara tutunarak başımı ona doğru uzattım. Beni o halde görünce doğal olarak şaşırdı ama umrumda olmadı çünkü ona söylemem gereken bir şey vardı. Bakışlarına aldırmadan en güçlü duruşumu sergileyip "Bugün seninle ikimiz adlarımızı ailemizin o köklü tarihine altın harflerle kazıyacağız Meral Atahan. Olay mahaline çoktan kazanmış bir takım lideri gibi giriş yapmanı ve çıkışta da tebrik çiçeklerini benim odama yönlendirmeni istiyorum" dedim. Ahh! İşte istediğim gülüş tam da bu gülüştü. Görev başarılı olduğuna göre artık gidebilirim.

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Meral doktorla konuştuktan sonra içeriye ailesi girdi. Annesi babası ve erkek kardeşi yani. Eminim içeride çok duygusal anlar yaşanmıştır. Onlar çıktıktan sonra da Selim beyin babası Haluk bey ve adını aldığı Selim dedesi girdi. Dede çok matrak adam eminim Meral'in moralini söylediği enteresan sözlerle tavan yaptıracaktır. Onlar konuşmayı sürdürürken bizde kapının önünde birbirimize tek kelime etmeden sıramızı bekledik. Sırada Meral'in yakın arkadaşı Berna ve ben varız çünkü. Görüldüğü üzere vakit kazanmak adına kategorilere ayrıldık. Biz arkadaş kontenjanından giriş yapacağız. Gerçi fazla da kalamayacağız çünkü Meral'i hazırlamaları gerektiği için ailelere ve eşine daha çok zaman ayırmak gerekiyordu. Sonunda kapı açıldı ve içeriye önce Berna hemen ardından da ben girdim. Tuhaf bir karşılaşma oldu desem yeridir. Meral'in gözleri ikimizin arasında gezinirken bizde ona bakıyorduk. Yahu ne bekliyorsak gitsek ya yanına! Bize de kal geldi hani...

    "İkinizi de ayrı ayrı çok seviyorum. Berna benim çok eski arkadaşım. Onunla çok özel zamanlar geçirdik. Gezdik tozduk ağladık sevindik tüm dertlerimizi paylaştık. Yağız erkek kardeşimse Berna da kız kardeşim gibidir ama artık sende benim için çok önemlisin Eylül. Hayatıma öyle zor bir dönemimde girdin ki verdiğin destekler için sana ne kadar teşekkür etsem az"

    Ve kızlar için hüzün vakti! Nasıl oldu anlamadım ama bir anda üçümüzü birbirimize sarılıp Meral'i çok sevdiğimizi söylerken buldum. Çok acayip bir andı. Bu kıza bir şey olmasını gerçekten hiç istemiyorum. Allah'ım yalvarıyorum onu bize ve ailesine bağışla. Bu onu son görüşüm olsun istemiyorum. Bir sevdiğimi daha kaybedemem. Berna fazla kalamayacağımızı ve dışarıya beklendiğimizi söylerken yavaş yavaş kalktık ama tam o anda Meral elimi yakalayıp geri de kalmamı sağladı. Bunu neden yaptı anlayamadım ama bana bir şey söyleyecek herhalde. Bana beklememi söyledikten sonra yatağının yanındaki çekmeceden bir zarf çıkarıp bana doğru uzattı. Ooo! Yooo! Ben posta güvercinliği işimi zirvedeyken bırakmıştım oysaki.

    Kahretsin! Bu seferde Meral beni göreve çağırıyor galiba. Bunu anlayınca geri geri gidip ellerimi istemiyorum dercesine ona doğru açarak "Aman Allah'ım yine mi mektup! Bu sefer bu mektup olaylarına beni karıştırmasanız nasıl olur acaba?" dedim. Hay dilimi eşek arısı sokaydı da bunu demeseydim. Kız şimdi demez mi ne mektubu diye! Başıma da ne geldiyse şu tutamadığım çenemden geldi zaten. Ama Meral bu dediğimi kendi yazdığı mektupla ilişkilendiremedi galiba çünkü hiç üstünde durmadı. Belki de bu dediğimi İzmir de yaşadıklarımla bağdaştırdığı için kurcalamamıştır. Sonuçta o kendi mektubunu yırtıp attı diye biliyor. Neyse bende konudan yırttım gibi görünüyorum.

    - Korkma ikisinin de içinde öyle karamsarlık dolu sözler işlenmiş mektuplar yok
    - Ne var peki?
    - Bu zarflardan birisinin üzeri işaretli görüyor musun?
    - Evet görüyorum. Küçük bir sonsuzluk işareti var
    - Tamam. Şimdi senden istediğim şey şu ki eğer ameliyatım başarılı geçerse bu işaretli olanı sanki dışarıdan biri göndermiş gibi bir hemşire vasıtasıyla Selim'e verdirmeni istiyorum
    - Ya diğeri?
    - O... Başarısız olursak ve geri dönemezsem Selim'e ulaşmasını istediğim bir zarf
    - Bunu neden yapıyorsun Meral?
    - Çünkü ona yaşadığım problemin sonucunu bu şekilde haber vereceğimi söylemiştim
    - Nasıl yani?
    - Sen sadece dediğimi yap olur mu? Sakın karıştırma ve benim verdiğimi de söyleme
    - Yok yok bu sefer karıştırmam baksana işaretlemişsin zaten
    - Teşekkür ederim

    Yaaaa arkadaşım tamam bir pot kırdın ne diye ders çıkarmayıp ikincisini de kırıyorsun! Allah'tan kız kendi derdinde de potlarım arada kaynayıp gidiyor. Zarfları alıp çantama koyarken "Bu arada..." deyince bakışlarımı ne söyleyeceğini merak ederek Meral'e döndürdüm. Tebessüm ediyordu. Ne diyeceğini beklediğimi görünce "Senden bir şey daha isteyebilir miyim?" dedi ve bana da hay öyle bakmaz olaydım dedirtti. Başıma şimdi ne gelecek acaba? Bu istekler bir gün beni orta yerimden çatlatacak. Huzursuzluğumu gizlemeye çalışıp "Tabi ki söylemen yeterli" dediğimde o halime aldırmadan gözlerimin içine dik dik bakarak "Eğer Ahmet bey senden ikiniz adına bir şans vermeni isterse onu sakın geri çevirme olur mu? Bir kez daha sorduğunda hiç düşünmeden git o bahsettiği yemeğe... Aranızda bir şey olmayacaksa da zaten bu yemek sırasında belli olur. Siz de sadece iyi birer arkadaş olursunuz ki Ahmet bey bu konuda gerçekten eşi benzeri bulunmaz biri. Ama bir gün aranızda duygusal anlamda bir şeyler illa olacaksa da boşu boşuna vakit kaybetmeyin. Bunu sana çokça vakit israfı yapmış ve bu yüzden de pişman olmuş biri olarak söylüyorum" dedi. Neden bunu yapıyor? Neden doktor ve benimle ilgili bu kadar istekli anlayamıyorum. Bizde benim göremediğim ne görüyor çok merak ediyorum.

    - Neden benden böyle bir şey istiyorsun?
    - Çünkü ikinizi de çok seviyorum ve bir şekilde mutlu olun istiyorum. Ahmet bey arkadaş olarak da mükemmel biridir. Ona hayatında bir şekilde de olsa yer ver Eylül. İnan bana buna pişman olmazsın
    - Tamam sen öyle diyorsan eğer bende bundan sonra doktora daha iyi davranmaya çalışacağım. Sanırım atışmadan birkaç dakika kadar sohbet edebiliriz. Sorun olacağını pek sanmıyorum
    - Biliyor musun? Bu da tecrübeyle sabittir ki bazen o birkaç dakikalık bakışma bile bir şeylerden emin olup kendini o derin sulara gözü kapalı bırakmanı sağlayabilir

    Vay! Laflara bak... Bu kız gerçekten de aşkı dibine kadar yaşıyor olmalı. Bunu düşünerek gülümserken aniden bana ithafen söylediği şeyi idrak edince yüzümü ekşittim ve "Demek birkaç saniye o derin sulara çekilmeme yetebiliyor. Eğer öyleyse demek ki çok gerekmedikçe ona bakmamalıyım" dedim. Gülümseyerek birbirimize sarıldık ve o sırada Meral o etkileyici sözlerine devam edip bana "Kaderiniz ortaksa o gözler allem eder kallem eder tüm çabalarına rağmen yine de buluşur merak etme. Sen sadece hayatın akışına uy yeter" dedi. Geri çekilirken "Beni korkutuyorsun! Tüm bunlardan kaçmak için şu an senin yerine o ameliyata girebilirim biliyor musun?" dediğimde bana doğru acımasızca ateş etmeyi sürdürüp muzur bir bakış atarak "Hmm... Demek Ahmet beyle geçireceğin saatler daha cazip geldi. Hatırlatmak isterim ki ameliyatın as adamı o" deyiverdi. Bu eşek arıları hala benim dilimi niye sokamadı ki! Öyle soruya böyle cevap gelir tabi başka ne bekliyordum acaba?

    Tebessümüme engel olmaya çalışıp bir yandan da "Yapma lütfen! Adama zorla aşık edeceksin beni sonra al başına belayı!" dediğimde kapı tıklatıldı. Kapının ardındaki kişiyi düşünüp kendi kendime kızarken yüzümü buruşturup Meral'e de "Eyvah! Selim beyin vaktinden çalıyorum. Gitmem gerek" dedikten sonra ona sıkıca sarılıp öptüm ve "Bunları sonra konuşacağız haberin olsun" diyerek ona el sallayıp odadan çıktım. Benim ardımdan da Selim bey içeriye girdi. Gerçi girdi de denemez çünkü kapının önündeyken Meral'i görünce ona bakıp kaldı. Gerçekten gördüğüm nadir duygusal adamlardan biri de o. Sevdiği kadını birazdan sonu ne olacağı belli olmayan bir ameliyata gönderecek olması onu mahvediyor olmalı. Neyse ki bu suskunluk Meral'in titreyen bir sesle "Yanıma gelmeyecek misin?" demesiyle bozuldu. Selim beyde başından beri ovuşturduğu alyansına baktı ve hemen sonra hüzünlü bakışlarıyla kapıyı kapattı. Şu kadarcık an bile boğazımı düğümlemeye yetti sanki. Aralarında geçmesi muhtemel konuşmaları düşünmek dahi istemiyorum çünkü onların bu savaşı beni o kadar çok etkiliyor ki ağlamak istemiyorum.

    Sonra neler olmadı ki! Meral'i çok duygusal bir şekilde ameliyathaneye doğru yolcu ettik ama Selim bey hiçbir şey yapmadan duramadı ve bir süre sonra apar topar bekleme odasından çıkıp gitti. Şaşırdık tabi. Meğerse bizim doktoru ameliyata girerken yakalamış ve onu kendisini de ameliyata sokması için zorlamış. Sonuç ne mi oldu? Selim bey kabul etmezse karısını alıp gitmekle tehdit edince doktor ikna olmak zorunda kalmış. Hal böyle olunca da tümör çıkarılmadan az önce bir haber geldi ve Selim beyi içeriye aldılar. Meral o sırada verilen talimatları yerine getirmek için uyandırılacaktı ve belli ki Selim beyde yanında olduğunu ona hissettirmek istiyordu. Korkmasın istedi belki de...

    [​IMG]

    Orada ne oldu ne bitti bilmiyorum ama ameliyatın zor geçtiğini hatta sonlara doğru Meral'in kaybetmeye çok yaklaştığını biliyorum. Selim bey ameliyathaneden apar topar çıkarıldığında "Ölüyor! Meral ellerimden kayıp gidiyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum" diye feryat figan koridoru inletiyordu. İçeride bir komplikasyon meydana gelmiş ve o da buna anı anına şahit olmuştu. İşin kötüsü Meral'in babası da yaşanan heyecana dayanamayıp kalbini tutarak fenalaşmıştı ve o anlarda aynı kızı gibi ona da müdahale ediliyordu. Bende ortalık yangın yerine döndüğü için Tolga'yı arayıp yanıma çağırmıştım. Bütün aile o sırada Rıfat beyin yanındaydı çünkü. Neyse ki Tolga Selim beyi o halde görür görmez hemen destek olmaya çalıştı. Benim aklımında bir köşesi Meral de ise bir diğer köşesi de doktorun ne halde olduğundaydı. Tolga ve Selim beyin iç burkan konuşmasını dinlerken gözlerimdeki yaşlarda hem Meral hem de doktor için akıyordu. İçimden defalarca "Allah'ım her ne olduysa ona bu durumu düzeltebilmesi için yardım et ne olur" diye tekrarlayıp durdum. Onun için o kadar üzüldüm ki anlatamam. Hatta Selim beyi de az biraz anladım galiba çünkü olabileceğini bilsem içeriye dalıp doktora başarabilirsin sakın yılma devam et ben sana inanıyorum diyerek destek olmak isteyeceğim. O kadar yani. Ama yapamadım ve dışarıdaki gergin bekleyişin bir parçası oldum.

    O gün perişan olduk ama sonunda güzel haber geldi. Doktor merak etmeyelim diye haber yollatmış ve o haberi de ilk ben aldım. Selim beye nasıl seslendiğimi ben bile bilmiyorum. Yanıma gelip korku içinde Meral'in yaşayıp yaşamadığını sorduğunda ona çantamdan çıkardığım üzerinde sonsuzluk işareti olan zarfı cevabının burada olduğunu söyleyerek uzattım. Meral'in tembihlediği gibi yani. Zarfı hızla açıp kağıda baktığında gözleri doldu. "Kazandım!" yazıyordu. Bir şey söylemek istese de yapamadı ama ona "Selim bey başardılar" dediğimde ikimizde gözyaşları eşliğinde birbirimize sarıldık.

    Meral'den gelen iyi haber sonrası Selim bey ailelere de haber vermeye gitti. Tolga da aşağıda olduğu için ben bir süre tek başıma bir o yana bir bu yana giderek beklemeye başladım. Volta atmakta artık benim için spor gibi oldu. Hayat o kadar sürprizlerle dolu ki aksatmama da olanak tanımıyor sağolsun. Sabırsız bekleyişim kapının açılıp doktorun görünmesiyle nihayet son buldu. Gözgöze geldiğimizde ikimizde hiçbir şey diyemedik. İfadesi yorgundu. Adeta çetin bir savaştan çıkmış gibi bitap görünüyordu. Ameliyatın başarıyla sonlanmış olmasına rağmen içeride her ne olduysa bunun etkisinden çıkamamış gibiydi. Onu hiç böyle görmemiştim. Sessiz kalmayı sürdürerek o bana bende ona doğru yürümeye başladık. Orta noktada bir araya geldiğimizde de sanki sözleşmiş gibi aynı anda birbirimize sarıldık. Bütün bedeni kaskatı kesilmişti. Büyük bir stres atlattı tabi bunun etkisinden çıkmak o kadar da kolay olmasa gerek. Kollarımı boynuna sıkı sıkı dolayıp "Biliyordum! Bugün bir mucize yaratacağını adım gibi biliyordum. Sizin için o kadar çok dua ettim ki görsen şaşardın" dediğimde o da bana daha sıkı sarıldı. Hala konuşmuyordu ama bugün onu özel izinli sayıyorum yani üstüne gitmek ya da acımasızca çemkirmek yok. O bugün yaptıklarından sonra bunu hak etti. Sonuna kadar hak etti hem de...

    [​IMG]

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz

    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  15. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Aaa aaa! İlerde kimleri görüyorum. Doktoru kendi halinde koridorda yürürken görüp arkasından sinsice yaklaşarak "Günaydın doktor!!!" diye seslendiğimde itiraf etsin ki en az benim arkamdan "Eleanooor!" diye seslenilmesine korktuğum kadar korktu. Sakın aksini söylemesin yutmam! Sesimle birlikte irkilerek hemen arkasını döndü ve garip bir ifadeyle kaşlarını çatıp "Ooouuv! dedi. Böyle yapıp bir de üzerine gözlerini şehlalaştırınca telaşlanarak ne olduğunu sordum ama verdiği cevap yine "Ha ha haaa!" diyeceğim cinstendi çünkü başını kendisine gelmeye çalışır gibi sallamaya başlayıp "Gözlerimde bir kamaşma oldu. Bu pozitif enerjinin mi yoksa güzelliğinin etkisi mi onun bile ayrımını yapamayacak haldeyim. Sanırım etrafına olumlu elektrikler yayan hoşça bir kadın tarafından öpülüp kendime getirilmeye ihtiyacım var" deyince karın ağrısı anlaşıldı. Yanyana yürümeye çalışırken elimin tersiyle şakayla karışık koluna bir tane patlatıp "Bence senin öpülmeye değil okkalı bir tokat yemeye ihtiyacın var! Eee anca..." dediğimde kolunu canının acıdığını belli edercesine sıkıca tutup "Şimdilik bu kadarı kâfi geldi" dedi. Ne tuhaf adam ya! Beni hem sinirlendirip hem de nasıl gülümsetiyor sahiden anlayamadım gitti.

    - Eee hadi anlat!
    - Neyi anlatayım?
    - Meral onca zamandan sonra nihayet yoğun bakımdan çıkıp standart hasta odasında ikamet etmeye başladı. Onu ne zaman eve göndermeyi düşünüyorsun?
    - Uzunca bir süre göndermeyi düşünmüyorum

    Buraya kadar yüzüm gülüyor onunla şakalaşıyordum ancak Meral'i göndermeyi düşünmediğini söylediğinde yüzümdeki o neşeli ifade bir anda yok oldu. Umarım sağlığıyla ilgili bilmediğimiz önemli bir durum yoktur. Bunu söylemesine sebep olan şeyi merak ederek "Neden ki? Son geldiğimde gayet iyi görünüyordu. Hatta Meral'in ameliyat sonrası beklediğinden çok daha iyi olduğunu söyleyen de sendin" dedim. Bana hala öyle olduğunu söyledi. Şaşkın bir ifadeyle "Ne değişti o zaman?" diye sorduğumda da dudağını büzüp bakışlarını kaçırarak "Değişen bir şey yok. Sadece aklıma takılan bir şey var" dedi. Buralarda bir yerlerde bir kerpeten var mı acaba! Çünkü belli ki zor kullanmadıkça ağzından laflar gıdım gıdım çıkacak benimde sonunda dayanamayıp kafam atacak. Olduğum yerde kalıp "Neymiş o aklına takılan şey?" dediğimde yüzüme söylesem mi söylemesem mi der gibi bakmaya başladı. Çatlatmada konuş be adam! Bakışlarımla onu hadi dercesine iteklemeye çalışıp "Söylesene" deyince de neyse ki suskunluğunu bozdu ve gözlerime bakarken çok naif bir tavırla "Meral taburcu olduğunda bir daha buraya gelmeyeceksin değil mi?" dedi.

    [​IMG]

    Ne diyeceğimi bilemeden ona bakıp kaldım. Niye sordu ki şimdi bunu? Buraya geliş gidişlerim son bulacağı için üzülüyor olamaz herhalde. Gerçi yüzündeki ifade de pek memnunmuş gibi görünmüyor ama sırf ben buraya gelip gitmeyi sürdüreyim diye kızı ömrü billah burada tutamaz. Hem niye böyle bir şey yapsın ki? O an hissettiğim şeyden çok da hoşlanmasam da yine de kuşkucu bakışlarımla ona dikkatle bakarak "Meral taburcu olunca artık buraya gelmem için bir sebep kalmayacak ki" dedim. Gözle görülür ölçüde bozuldu. Üzüldü belki de...

    Benim ardımdan şaka yapmadığını belli edercesine ciddi bir tavra bürünüp "Bir sebep yarat diyorsun yani" deyince ne diyeceğimi şaşırdım. Hayır öyle bir şey söylemiyorum. Söyledim mi? Düşünüyorum... Hayır söylemedim. Yüzüme de resmen beni onayla der gibi bakıyor. Ne diyeyim yani evet doktor bir sebep yaratta her gün buraya gelip gülcemalini mi göreyim diyeyim? Beni şaşkına çevirdiğini gizleyemem. Duyduklarımdan sonra kafamı toparlar toparlamaz işi ciddiyetten uzaklaştırmaya çalışıp "Hayrola doktor tartışmalarımız bağımlılık mı yaptı? Sakın buraya gelip gitmeyi sürdürebilmem için yaratacağın sebeple beni hasta etmeye niyetlendiğini söyleme" dedim. Umarım lafı iyi çevirmişimdir diye düşünürken bana bunu başaramadığımı "Aslında ben daha çok seni kendime aşık etmeye niyetlenmiştim" diyerek belli etti. Bu konuda şaka yapmadığını yani gayet ciddi olduğunu görünce bir canım sıkılmadı değil. Yapma diyorum doktor! Tavrımdan anlayamıyor bunu illa sesli mi duymak istiyorsun anlamadım ki...

    Bakışlarımı hemen üzerinden çekip tek kaşımı kaldırarak yürümeyi sürdürdüm ve bir yandan da "Sen dalga geçmeye devam ederken bize ayrılan sürenin sonuna geldik bile" deyip o telaşla Meral'in odasının kapısını tıklatmadan açtım. İçeriye girer girmez de Meral ve Selim beyi dudak dudağa bulunca doktor "İki dakika yalnız bıraktık yine şifreli yayına geçmişler" dedikten sonra koluma dokunup "Çık Eylül çık!" diyerek beni kapıya geri yönlendirdi. Meral de yazık utancından yerin dibine girdi ama tam durumu kurtarmaya çalışıp "Durun lütfen biz sadece..."diyordu ki bu seferde ben doktora imalı imalı bakıp "Gözüne kirpik kaçmış olabilir büyütmeyelim bence" dedim. Doktorda susar mı? Kessen susmaz. Meral'in bir şey demesine fırsat vermeden önce "Bence de büyütmeyelim. Sonuçta evli barklı insanlar değil mi?" diyerek onlara laf çarptı sonra da ikimizde hallerine gülerken bana doğru bakıp "Dur bakayım senin de mi gözüne kirpik kaçmış? Bak bu bir işaret olabilir işte" dedi. Dirsek yemeye bir türlü doyamayan şakacı doktora "Al sana işaret!" diyerek çaktırmadan tepiği koydum tabi. Hak etti ama!

    Odadaki tek ciddi kişi olan Selim beyin "Gelsenize kapıda kaldınız" demesiyle hiçbir şey söylemeden hınzırca bakan bakışlarımızı üzerlerine dikip tam karşılarında durduk. Meral'in yüzü de öyle hızlı renk değiştiriyor ki üstüne gidip onunla uğraşmamak için kendimi zor tutuyorum. Sonuçta yeni ameliyat oldu fazla sıkıştırmamak lazım. Meral konuyu kaynatma girişiminde bulunup "Ahmet bey size bir şey sorabilir miyim?" derken doktorun gözlerini devirerek onun lafını "Ne güzel bana ağabey demeye başlamıştın yine neden resmileştik?" diyerek bölmesi sebebiyle ne diyeceğini bilemeden öylece boş boş bakıp kaldı. O Selim beye doğru bakarken biz de doktorla aynı anda yatağının iki ayrı köşesine oturduk. Meral yüzündeki neden bahsettiğinizi gerçekten anlayamıyorum bakışıyla gözlerini aramızda gezdirip "Özür dilerim ama bu ağabey konusunu pek anlayamadım" deyince devreye Selim bey girdi ve Meral'in elini tutup kendisine bakmasıyla da "Ameliyat esnasında başından sonuna kadar Ahmet'e hep Ahmet ağabey diye hitap ettin. Ondan bahsediyor" dedi. Meral bu duyduğuna çok şaşırdı ama gerçekten de öyle olmuş. Hatta doktor onu uyandırdıktan sonra kendisine ağabey diye hitap edince hem çok şaşırmış hem de çok mutlu olmuş. Eee narkozlu kafa ne de olsa...

    - Kardeşimle evlendiğinize ve artık resmen aileden biri olduğuna göre bence bana beyden ziyade ağabey demen daha uygun olur
    - Peki Ahmet ağabey öyle yaparım

    Onlar aralarında anlaşırken Selim bey de bana doğru dönüp son derece nazik bir tavırla "Yeri gelmişken lütfen sende artık bana Selim bey yerine sadece Selim de Eylül. Arkadaş olarak gördüğüm kişilerle aramda resmiyet olması pek tercih ettiğim bir şey değildir. Tabi sende uygun görürsen" dedi. Tam olur sadece isminle hitap ederim diyecekken doktor heyecanlı bir tavırla lafa atlayıp bana yan yan bakarak "Madem hitaplar konusunda bir güncelleme yapıyoruz o halde bana da o sert tonlamanla "Doktor!" demen yerine yumuşacık bir tavırla "Ahmet" demenin beni ne kadar mutlu edeceğini belirtmem gerek" deyiverdi. Her konuyu da ikimizle alakalı bir mevzuya bağlamasa rahat edemiyor. Ben şimdi sana bir şey derdim ama ortam kişiler babında fazla nezih o sebeple susuyorum doktor! Bu dediğini duyar duymaz gözlerimi kocaman açıp ona doğru baktım. O da benim aksime bakışlarıma yüzündeki belli belirsiz tebessümle karşılık veriyordu. Önce Ela ve Aygün sonra Sinan şimdi de o... Neden bana adını söyletme yarışına girdiler anlamadım. Söylemeyeceğim arkadaş! İnada bindirdim söyletebilen varsa çıksın karşıma söyletsin...

    - Üzgünüm ama seninle ilgili hala hoş olmayan hislerim mevcut. Bu yüzden sanırım sana doktor demeye devam edeceğim ama çok dokunuyorsa tonlamama dikkat etmeye çalışırım
    - Demek benimle ilgili hislerin mevcut. Bunu bilmiyordum
    [​IMG]

    Gözlerimi üstelemesen iyi olur der gibi tehditkar bir şekilde üzerine dikip "Hoş olmayan hisler dedim" dediğimde o da bana dudağının kenarında hala var olan gülümsemesiyle dik dik bakarak "Bende hiç olmamasından iyidir diye düşündüm" dedi. Hay aksi! Gözlerimi onun gözlerinden uzaklaştıramadım. Niçin böyle bir şey oldu onu da anlayamadım. Sadece söylediği şeylerden sonra gözlerimin önüne az önce bana "Meral taburcu olduğunda bir daha buraya gelmeyeceksin değil mi?" diyen adamın o naif hali geldi. Belki şu an karşımda duran adamı değil ama bana o soruyu bu kadar içten bir şekilde soran adamı önemseyebilirim. Bu yüzden de ona bakarken kafam sürekli o konuşmaya gittiği için o çatık kaşlı ifademin de yavaş yavaş yok olmaya başladığını hissettim. Doktor da gözlerini bir an bile olsun kırpmadan bana bakmayı sürdürüyordu. Nefesimin sıklaşmaya başladığını anlayınca da nihayet gözlerimi onun gözlerinden kaçırmanın bir yolunu buldum. Zor oldu ama bana ne yaptığını anlasın ve bu yüzden de ümitlensin istemedim. Sonuçta devamlılığı olmayacak bir şey için onu cesaretlendirmeye hakkım yok.

    O andan itibaren işler benim açımdan biraz sarpa sardı ve konuşmanın sonrasına fazla odaklanamadım. Bu da ona laf yetiştirirken sürekli altta kalmama neden oldu. Huzursuzluğum tavan yapmış bir halde saçımı geriye itip "Beni sinirlendiriyorsun doktor" dediğimde o da beni zorlamaya devam ederek hoş bakışlarıyla yüzümü detaylıca inceledi ve gördüğünden hoşnut olmuş bir ifadeyle de "Görebiliyorum" dedi. Bende buradan gitmem gerektiğini biliyorum ama neden buna yönelik bir atılım yapamıyorum bilmiyorum. Yaptığım tek atılım buz gibi olduğunu hissettiğim elimle stresten boynumu ovalamak oldu. Bu durumdan hiç hoşlanmadığımı söylemem gerekir mi bilmiyorum ama şu an bana her ne yaptıysa bundan gerçekten hoşlanmadım.

    - Madem görüyorsun o halde yapma
    - Ya gördüğüm şey hoşuma gidiyorsa?
    - Sinirleniyor olmam mı hoşuna gidiyor?
    - Sinirlenmeni kastetmedim
    - Neyi kastettin?
    - Sinirlenince bir başka bakıyorsun
    - Nasıl bakıyormuşum çok merak ettim
    -Farklı... O bakışı görebilmek için sürekli seni kızdırmak isteyeceğim kadar farklı hem de...

    Bu defa "Hey doktor!" demeyeceğim. Bu defa "Hey Eylül kendine gel!" diyeceğim çünkü şu an nerede olduğumu unutmuşa benziyorum. Kendime hatırlatmak isterim ki hala hastanedeyiz ve bizi dizi izler gibi seyreden çiçeği burnunda yeni evli çiftin önünde acayip bir tartışmaya imza atıyoruz. Bu konuşmanın şu noktaya kadar gelmesine izin vermemeliydim ama artık bitti. Konuşma sonlandı. Söylediği son sözlerden sonra tepkisiz kalıp bakışlarımı başka yöne çevirdim. O sırada o da Meral ve Selim beyi yeniden burun buruna görüp "Hey! Biz hala buradayız. Uzaklaşın" deyince kız da doğal olarak lafı yapıştırıp "Farkında değilsiniz ama bizde deminden beri buradayız" diyerek imalı bir şekilde ikimize baktı. Şeytan diyor "Sanane be adam! Bırak ağız tadıyla cilveleşsinler" de vur ikinci tepiği! Vuramadım ama o anlık refleksle biz de doktorla birbirimize baktık. Çok şükür ki konu da aniden değişti. Önce Meral eşinin kendisini susturmaya yönelik çekiştirmesine aldırmadan tuhaf bir çıkış yaparak "Ahmet ağabey beni taburcu etseniz de ben artık gitsem olmaz mı? Bir rahat bırakmadınız gerçekten" dedi sonra da Selim karısının o coşkusuna gülüp onu kolunun altına alarak kardeşine de "Bana Meral'in bu akşam ya da en geç yarın sabah taburcu olabileceğini söylemiştin. Çıkışı kesin olarak belli oldu mu?" diye sordu.

    - Aslında bende buraya bunu konuşmak için gelmiştim ama laf lafı açınca unuttum
    - Ne oldu Ahmet? Önemli bir şey yok ya...
    - Hayır sadece ben Meral'i bu gecede burada tutmak istiyorum. Yarın sabah ilk kontrolün ardından bir sorun çıkmazsa eve gitmek üzere buradan ayrılabilir
    - Tamam o halde bir gece daha burada misafiriz
    - Aynen öyle

    Onlar konuşurken bende dalmış bir halde boşluğa bakıyordum. Doktorun sesini duydukça da aklıma kapının önünde yaptığımız konuşma geliyor ve ben gerçekten de kötü hissediyorum. Aslında benim bir an önce buradan çıkıp onun olmadığı herhangi bir yere gitmem gerek. Sesini duymayacağım yüzünü de görmeyeceğim bir yere...

    - Meral?
    - Efendim Eylül?
    - Selim yanında olduğuna göre ben artık gideyim diyorum ama yarın ihtiyaç olursa ara beni hemen gelirim olur mu?
    - Çok teşekkür ederim ama dinlen biraz sende perişan oldun
    - Aşk olsun ne perişanı Meral arkadaş değil miyiz biz?
    - Arkadaşız tabi
    - O halde baktın acil biri gerekti evde eleman açığı var hemen beni arıyorsun tamam mı?
    - Tamam canım çok sağol. Bu arada Ela'ya da selamlarımı söyle olur mu? Aslında onu ve Rüya'yı da görmeyi çok isterim keşke bir araya gelebilsek
    - Ben Ela'ya söylerim müsait olduğunda geçmiş olsuna geliriz
    - Harika olur. En kısa zamanda yapalım bunu
    - Peki

    Meral'i öpüp Selim ile de el sıkıştıktan sonra bir terslik sezmesinler diye mecburen doktora doğru yaklaşmaya başladım. Ona bakmıyorum ama onun bana baktığını hisedebiliyorum. Büyük bir çaba sonucu bakışlarına bir karşılık vermeden usulen bir "Hoşçakal" deyip yanından geçip gittim. Her zamankinden biraz farklı bir hoşçakal oldu biliyorum ama bu odadan ona takılarak çıkmak istemedim. Yapamadım. Bu kadarı kâfi geldi. Kapıyı kapatıp çantamı düzelterek seri adımlarla yürürken kahretsin ki bir kapı kapatma sesi ve hemen ardından da doktorun "Eylül bekle!" diyen sesini duydum. Hayır hayır şimdi hiç sırası değil! Bir kez daha seslenince arkamı dönmeden olduğum yerde durmak zorunda kaldım. O da yanıma gelip önüme geçerek "Gitmeden önce birlikte birer kahve içelim mi?" dedi. Dıııt! Yanlış zamanlama. Olumlu bir ifadesi vardı ama sorusuna karşılık sesimi istemsizce sertleştirip "Yetmedi mi!" dediğimde bir sorun olduğunu anladı. Yüzüne bakmıyorum ama bu tavrımdan ötürü şaşırdığını anlayabiliyorum. Hay aksi! Başka zaman diyerek basıp gitmeliydim neden böyle bir şey söyledim ki! Şimdi çeneme hakim olamadığım için konu sakız gibi uzayacak.

    - Ne yetmedi mi?
    - Boşver ya! Kahveyi de başka zaman içeriz. Kaçtım ben!
    - Eylül söyle lütfen seni neyin rahatsız ettiğini bilmek istiyorum
    - Pekala! Sözlerin bakışların imaların yetmedi de kahve içerken Eylül'ün üstüne biraz daha mı gideyim dedin!
    - Böyle bir şey yapmaya çalışmıyorum. Eğer içerideki konuşmamızla alakalı rahatsız olduysan...
    - Evet oldum!
    - Tam olarak neden rahatsız oldun?
    - Gerçeği mi söyleyeyim?
    - Kesinlikle
    - Varlığından...
    - Varlığımdan... Neden peki?
    - Kafamı karıştırıyorsun doktor yapma şunu!
    - Kafanı karıştırmak gibi bir niyetim yok. Ben sadece sana karşı dürüst olmaya çalışıp ne hissettiysem onu anı anına seninle de paylaşıyorum

    Sussana be Eylül! Düşünmeden konuşup konuyu saçma sapan yerlere getiriyorsun. Boşluğa bakarak omzumu ovalarken bir yandan da aklımdan ona karşı ne kadar dürüst olmalıyım diye geçiriyordum. Sanırım orta düzeyde olması şimdilik yeterli gelecektir. Bu gergin halimi ne olduğunu anlayamamış gibi izleyerek "Eylül gel sakin bir yere geçip konuşalım" deyince bende orada daha fazla kalmak istemediğim için anında yan çizdim ve ona lütfen daha fazla ısrar etme dercesine bakıp "Bak sen sadece benden uzak dur tamam mı? Lütfen!" dedikten sonra hızla yanından uzaklaşıp gittim. Peşimden gelmemesi için dua ederek asansöre bindiğimde de tam giriş katına basmıştım ki karnıma bir ağrı saplandı. Bu aralar da bu ağrı sıklaşmaya başladı. Kahretsin! Yine mi taş düşürüyorum acaba? Ah be doktor çok temiz kalplisin! Bak hastanelik olacak hadise çıktı iyi mi? İki büklüm bir halde asansörden inip hemen bir bardak su alarak boş bulduğum bir yere oturdum. Suyumu yudumlarken de karşıdan Sinan'ın geldiğini gördüm. Keşke çocuk doktoru olmak yerine böbrek doktoru olaydı.

    [​IMG]
    - Eylül neyin var?
    - Taş çimento kum ne ararsan var. Onay çıktığında da inşaata başlayacağım. Acar Konutları yakında hizmetinizde!
    - Muayene olmaya mı geldin?
    - Aslında Meral'i görmeye geldim ama onlarda beni iade-i ziyarete gelecek galiba
    - Ani gelişen sancı demek... Hadi gel seni Haldun hocaya gösterelim
    - Yok ya geçer şimdi hatta hafifledi bile
    - Gece tutarsa ne yapacaksın?
    - O zaman gelirim ya da evdekiler beni yaka paça getirir
    - Israr ediyorum
    - Isrardan hiç hoşlanmam kii bu bile inat etmem için yeterli bir sebep
    - Tamam tamam üstelemiyorum. Peki daha önceden kullandığın bir ilaç var mı?
    - Evet var. Konuya da gayet hakimim merak etme. Bol bol su içeceğim ve bir oraya bir buraya yürüyüp hareket edeceğim
    - Şimdi ne yapacaksın eve mi gidiyorsun?
    - Evet
    - İstersen seni bırakabilirim. Bende birkaç saatliğine çıkıyordum
    - Sağol şimdi seninde yolunu uzatmayayım. Hastanenin önünden bir taksi bulup giderim ben
    - Olur mu hiç Eylül? Hem seni böyle tek başına bırakırsam aklım kalır. Sen bekle ben odamdan eşyalarımı alıp hemen geliyorum

    "Gerçekten... gerek yoktu" Dememe kalmadan gitti bile. Ayağa kalkıp bir kaç adım attıktan sonra daha iyi olduğumu anlayınca bir sevindirik olmadım değil. Bütün gün düştü mü düşmedi mi diye dokuz doğurmayı hiç gözüm yemiyor yalan yok. Koridorda yavaş yavaş yürürken Sinan da bana yetişti. Ceketini giyip asansöre doğru gittikten sonra kapalı otoparka inip arabasına doğru yürümeye başladık ama bir an sanki taksiyle mi gitsem diye düşünmedim değil. Adamı da yolundan ettim durduk yere. Bu arada bu hastanedeki doktorların maaşı ne Allah aşkına? Hastane otoparkına mı geldim yoksa süper lüks otomobil fuarına mı geldim anlayamadım. Görünen o ki Sinan da klasik bir Porschesever ama o değil de tam yanındaki simsiyah gıcır motorsiklet fena yakıyor! Hani al çayını kahveni otur başına saatlerce seyret kıvamında...

    "Sever misin?"

    Sinan'ın sorusuyla kendime gelip "Valla hoşmuş böylesini severim" dediğimde tam bana "Bizim Ahmet'in... Arabasının frenlerinde bir sorun vardı servise bırakmış birkaç gündür böyle gelip gidiyor" demişti ki aynı anda bende motorun ön kısmındaki mat "Atahan" yazısını fark ettim. Ama böyle olursa benim içim şişer! Ben adamı aklımdan çıkarayım dedikçe burnumun dibinde bitiyor. Hiçbir şey demeden Sinan'ın kapıyı açmasıyla teşekkür ederek oturdum. O da kapımı kapattıktan sonra arabanın etrafından dolanıp diğer tarafa geçti. Ben ise gülümsemeden duramıyordum çünkü bu karizmatik araba dışının aksine içten oldukça sevimliydi. Vitesin önünde pembe tüylü bir toka arka koltukta prenses temalı bir çocuk koltuğu ve arka cama yapıştırmış "Dikkat arabada prenses var" yazısı vardı. Bunları görür görmez direksiyonun başına geçen Sinan'a bakıp "Kızın mı var?" diye sordum. Gülümseyerek arka koltuğa baktı ve bana doğru dönerek "Çok mu belli oluyor?" diye sordu. Başımı iki yana sallayarak ciddi bir tavırla "Yoo aslında gizlemeyi çok iyi başarmışsın" dedikten sonra ikimizde gülmeye başladık.

    - Kaç yaşında?
    - Üç buçuk
    - Adı ne?
    - Melisa
    - Çok güzel bir isim
    - En az kendisi kadar güzel
    - Gözlerin ışıldadı
    - Kızına aşık bir babayım çünkü
    - Belli oluyor
    - Biliyor musun? Bu hayatta verdiğim en doğru kararlardan biri doktor olmaksa diğeri de kızımdı
    - Karar vermek derken?
    - Annesiyle ayrılmak üzereydik ve eşim yani eski eşim doğurup doğurmamak konusunda ikilemde kalmıştı
    - Bunu ciddi ciddi düşündü mü gerçekten? Yani doğurmamayı...
    - Onu tanısaydın buna şaşırmazdın. Ayrıca bebek fobisi olan biri olarak asıl bu söylediğinle sen beni şaşırttın
    - Eski eşin nasıl bir ruh halindeydi bilmiyorum ama insan ne olursa olsun kıyamaz gibi geliyor. Kendi canın sonuçta... Nasıl vazgeçebilirsin ki?
    - Vazgeçemedi zaten
    - Eski eşim dedin. Kızınıza rağmen boşandınız yani
    - Kızımızdan değil ama boşanmaktan vazgeçtik çünkü hem doğmasını istiyordum hem de babasız bir evde büyümesini istemiyordum. Tabi buna rağmen nihai sonuç er ya da geç tecelli etti
    - Boşanmayı isteyen de bu kararı fesheden de senmişsin gibi hissettim
    - Anlaşarak diyelim iki taraf içinde sıkıntı olmasın
    - Üzüldüm keşke evliliğinizi güzel bir şekilde sürdürebilseydiniz
    - Dediğin gibi... Keşke! Ama bazen zorlamamak gerekiyor Eylül çünkü aynı evde olmak çok daha gerilimli anlar yaşanmasına neden olabiliyor. Haliyle kızımda bundan olumsuz etkileniyor
    - Şimdi kafan rahat yani
    - Sadece kızımı özlüyorum. Onun dışında idare ediyorum
    - Neden görmen konusunda engeller mi var?
    - Annesi bana her fırsatta sorun çıkarmazsa rahat edemiyor diyelim
    - Ne gibi?
    - Melisa'yı görmek istiyorsam yanlarına gitmeliymişim çünkü yanıma aldığımda çocuğun düzeni bozuluyormuş
    - Seni hala seviyor olmasın. Baksana şartı pek bir manidar
    - Aman olmasın! Ona karşı tahammül kotam sonuna kadar dolu çünkü

    Sohbet ederken evin önüne de geldik. Kemerimi çözüp bir yandan da "Bıraktığın için teşekkür ederim. Bu arada merak etme ağrımda şimdilik geçti" derken Sinan da torpidoyu açıp oradan bir lolipop çıkararak "Benim kızım çilekli olanları çok sever. Belki senin içindeki küçük prenses de seviyordur" dedi. Benim içimdeki çocuktan prenses falan olmaz benim içimdeki çocuktan ancak küçük cadı olur. Malumunuz biraz agresif ve de hırçıncana bir kızım yani içimdeki çocuğun mülayim bir şey olması beklenemez. Lolipopu alıp onun içinde teşekkür ettikten sonra arabadan indim ve ara sıra arkama bakarak eve doğru yaklaştım. Araba evin önünden uzaklaşırken de çantamdan anahtarımı çıkardım ama sonra aniden olduğum yerde kaldım. Bunun neden olduğunu da ancak yavaşça arkama doğru baktığımda anlayabildim. On dokuz tane midyeyi afiyetle gömdüğüm gece doktor beni eve bırakmıştı ve ben içeriye girene kadar da gözlerini üzerimden ayırmamıştı. Tam da şu köşeden bakıyordu. Sanki hala orada duruyor gibi. Ne güzel unutmuştum ne diye yine hatırladım ki... Off! Truva atı çoktan içeriye sızmış yavaş yavaşta ele geçirme çalışmalarına başlamış galiba...

    Kapıyı açıp içeriye girdiğimde Ela'nın önce tedirgin bir ses tonuyla "Tolga?" diye seslenip hemen ardından da "Eylül?" demesiyle salonun kapısından bakarak "Benim Ela korkma" dedim. Böyle dedim çünkü bu sıralar kapı zili duyduğunda çok huzursuz oluyor. Beni görünce rahatladı ama Rüya'yı emzirdiği için yerinden kalkamadı. Kapıya yaslanıp ikisinin o halini izlerken Ela da suskunluğum yüzünden olacak ki "Keyfin mi yok senin?" diye sordu. Ne diyeyim ki?

    - Nereden çıkardın Ela yok öyle bir şey
    - Yüzün niye beyaz peki?
    - Hastaneden çıkarken karnıma bir sancı girdi. Yine taş düşüreceğim galiba
    - Çıkmadan önce bir doktora göründün mü?
    - Gerek yok ki zaten ne diyeceklerini biliyorum. İlacını suyunu iç bla bla bla...
    - Olur mu öyle Eylül keşke ne olur ne olmaz diye bir görünseydin
    - Rüyacığım henüz dişlerin yok ama sen yine de anneni bir ısır da dikkatini benden uzaklaştır. Hadi balım
    - Aman Eylül!
    - Ben biraz uzanıyorum. Uyursam hiç uyandırmayın olur mu?
    - Tamam ama dur bir şey soracağım
    - Ne oldu?
    - Meral nasılmış Ahmet beyle konuştun mu?
    - Tövbe estağfurullah! Tövbe estağfurullaaaah!
    - Ne dedim ki şimdi? Eylül dur gitme!
    - İkinci bir emre kadar doktorun A ile başlayıp T ile biten adını bu evde yasaklıyorum. Bu konuyla alakalı bir iki üç tıp!
    - Bir dakika durduk yere niye böyle bir yasak geldi?
    - Ela darlama beni ne olur!
    - Asıl söylemezsen darlarım. Hatta hadi kalk kızım Eylül teyzen konuşana kadar yatağının baş ucunda durup ona rahat vermeyeceğiz
    - Yapamazsın
    - Merak insana her şeyi yaptırır Eylül

    Oflaya puflaya yanına gidip ikili koltuğa oturdum. Ela da bana konuş der gibi dik dik bakıyordu. Ne diyeceğimi bilmiyorum ki. Şimdi en başından itibaren anlatmaya başlasam kesin altında bir şey arayacak ve Buğra'yı tamamen unutabilmem için doktoru farklı bir gözle değerlendirmemi isteyecek. Ama ben bunu yapmak istemiyorum. Sessizliğim de iyice göze batmaya başladı gibi görünüyor. Ela parmağını şıklatıp ona doğru bakmamı sağladıktan sonra "Hadi konuş benimle Eylül bak ben her şeyimi sana gönül rahatlığıyla anlatıyorum. Sende aynı şeyi yapabilirsin" dedi. Haklı. Ela güvenebileceğim sayılı insanlardan biri sonuçta. Koltuğa "İma yapmak ya da üstüme üstüme gelmek yok ama" diyerek gömüldükten sonra Ela'nın "Söz" demesiyle biraz düşündüm ve sonra da kısık bir sesle "Bugün bir şey oldu. Beklemediğim bir şey" dedim. "Ne gibi bir şey?" sorusuyla karşı karşıya kalmam da uzun sürmedi. Kollarımı dizlerime dayayıp başımı da ellerimin arasına aldıktan sonra "Doktorla gayet sıradan bir şekilde Meral'i ne zaman taburcu edeceği hakkında konuşuyorduk. Bana Meral'i uzunca bir süre taburcu etmeyi düşünmediğini söyledi" deyince Ela da haklı olarak aynı benim düşündüğüm gibi kızın sağlığında bir sorun olup olmadığını merak etti.

    - Niye bir problem mi varmış?
    - Hayır Meral gayet iyi
    - O zaman neden uzun süre taburcu etmeyeceğini söylüyor
    - Çünkü bunu yaparsa benim artık hastaneye gelmeyeceğimi düşünmüş

    Ela'nın yüzünde duyduğu şeyden mutlu olmuş gibi güleç bir ifade vardı. Ama henüz bunu duyduğumda benim ne hissettiğimi bilmiyor. Bilse otuz iki dişi birden görücüye çıkardı herhalde. Rüya'yı pusetine yatırıp yanıma geldikten sonra elimi tutarak koltuğa oturdu. Bende ne söyleyeceğini beklerken elini sıkıca tutup başımı omzuna yasladım. Ela da aynı şekilde bana yaslandıktan sonra "Seni bir daha bu kadar sık göremeyeceği için üzülmüş Meral'i de sırf seni daha uzun süre görebilmek için taburcu etmeye niyetli değilmiş yani... Bence bu çok hoş ve üzerine düşünülmesi gereken kayda değer bir söz Eylül" dedi. Doktorun bunu söylerken ki masumane bakışı gözlerimin önüne gelince bir itirafta bulunup "O an ona bakarken aynı şey bana da dank etti biliyor musun? Yani artık onu eskisi kadar göremeyeceğim. Ne demek istediğini anladığımda gerçekten kötü hissettim. Üzüldüm belki de. İnsan öyle ya da böyle alışıyor sonuçta..." dedim.

    - Az önce ismini söylediğimde neden atarlandın?
    - Hani en başta beklemediğim bir şey oldu demiştim ya
    - Evet
    - Kafamı ciddi ciddi karıştırdığını hissediyorum Ela
    - Nasıl yapıyor bunu?
    - Genel itibariyle esprili ve son derece zıpır bir adam ama bazen durup durup göz ardı edemeyeceğim ölçüde öyle etkileyici şeyler söylüyor o anlarda bana öyle değişik bakıyor ki gözlerindeki samimiyet beni korkutuyor
    - Korkutuyor mu? Ama neden?
    - Ona kapılmak istemiyorum. Ayrıca..
    - Ne?
    - Boşver ya...
    - Söyler misin lütfen
    - Aptal olduğumu düşünmeyeceksin ama
    - Hiçbir zaman böyle bir şey düşünmedim düşünmem de...
    - İçimde asla inkar edemeyeceğim bir duygu var. Her ne kadar nefret etsem de onunla geçirdiğim her saniyeye lanet etsem de kalbimin bir köşesinde hala Buğra'ya karşı yok etmeye çalıştığım bir aşk var Ela. Azaldığını hissediyorum ama henüz yok olmadı. O can acıtıcı sevginin hala orada bir yerlerde olduğunu ne zaman hissetsem bir virüs gibi çoğalmasına engel olup sadece beni ne hale getirdiğini düşünüyorum. Nasıl değersizleştirdiğini acımasızca sarf ettiği sözlerini yaşadıklarımızı bir çırpıda silip kalbimi nasıl umursamadan kırarak parçalara böldüğünü düşünüyorum. Ama tüm bunlara rağmen çıkan sonuç yine de can sıkıcı... Ne kadar çabalasam da ben hala onu unutamadım
    - Bu çok normal değil mi Eylül? Tamam üzerinden zaman geçti ama bu kadarcık süre unutmak için yeterli değil
    - Öyle saçma sapan bir haldeyim ki kendime güvenim zaman zaman tavanda zaman zaman da yerlerde sürünüyor. Doktorun yanına gidip onunla konuşurken o buhranlı havamı dağıttığımı hissediyorum. O kadar olumlu ve pozitif bir hali var ki benim bile kendime inancım yeniden yükseliyor ve sanki o an Buğra çıkıp gelse yüzüne bile bakmam onu umursamam gibi geliyor ama bir yandan da ya onu bir sonraki görüşümde yine aptallığım tutar da o bataklığa yeniden saplanırsam diye korkuyorum
    - İzin ver de o bataklığa tekrardan saplanmana engel olsun o zaman
    - Kim?
    - Ahmet bey

    Söylediği şey yüzümde buruk bir tebessüme neden oldu. Bir an ona izin verirsem ne olur diye düşündüm ama sonra aklıma yaşadıklarım gelince yüzümü asıp "O kadar temiz ki beni çıkarmaya çalışırken bir yandan da çamuruma bulanmayı hiç hak etmiyor" dedim. Bu dediğimle de Ela'nın tepkisini hemen üzerime çektim tabi. Bana bir omuz atıp "Ne biçim konuşuyorsun sen! Senin çamurun falan yok sadece kötü bir ilişkiden çıktın o kadar" deyince sinirden gülmeye başladım. Gülüyorum diye ikinci omuzu da yiyince boş bulunup "Ne ilişkisi Ela? Ortada ilişkinin i'si bile yoktu. Adam resmen kendi ağzıyla sana olan aşkından emin olmasını sağladığım için bana teşekkür etti ya! Hem de bunu evime gelip seni unutmayı deneyeceğini ima ederek beni öptükten birkaç saat sonra dedi. Bak bir de konuşmanın başında adam dedim ben bu öküze! Bütün öküzleri de tenzih ediyorum onların bir suçu yok sadece ağız alışkanlığı işte... Ama Kenan dedi bana! Kendini deneme tahtası yaptırma dedi ama o kadar kördüm ki onu dinlemedim ve bir aptal gibi Buğra'nın beni sevmeye başladığına inanıp sonra da yedim tekmeyi oturdum aşağıya!" dedim. Ela'nın yüzü saniyeler içinde çöktü. İstanbul'a geldiğimde ona İzmir de olanları konuşmak istemediğimi söylemiş Buğra ile yaşadığımız durumları da yüzeysel geçip bunlardan hiç bahsetmemiştim. Şaşırmakta haklı yani...

    - Sana böyle aşağılıkça bir şey söyledi mi gerçekten?
    - Bu ne ki? Hayatım boyunca hiç duymadığım sözler işittim ondan
    - Neden neler olduğunu sorduğumda bunları benimle paylaşmadın?
    - Söylesem ne değişecekti Ela? Olan olmuş biten bitmişti
    - Buğra'nın böyle bir adama dönüştüğüne hala inanamıyorum. Biz onunla çok yakındık. Birlikte büyüdük biz onunla... kardeş gibiydik. Gülerdik eğlenirdik gezer tozardık yediğimiz içtiğimiz de ayrı gitmezdi. O zamanlar hiç böyle biri değildi. Farklı bir Buğraydı
    - Bahsettiğin Buğra'yı bende tanıdım. İşte kalbimden atmakta zorlandığım adam da o Buğra... Yoksa diğerinin gözünün yaşına bile bakmam
    - Bazen suçu kendimde arıyorum. Bilmeden ümit mi verdim acaba ya da farklı düşünmesine neden olacak bir harekette mi bulundum ne yaptım diyorum ama ben ona hep kardeşim dedim Eylül
    - Senlik bir durum yok Ela sakın kendini suçlayacak bir neden arama
    - Benim yüzümden bu halde ama... Bu yüzden bana da etrafına da huzur vermiyor. Sonu nereye varacak inan bilmiyorum. Tek dileğim umarım ne bize zarar verir ne de kendisine...
    - Off! Uyuzun muhabbeti bile böbreğimdeki taşı harekete geçirmeye yetti
    - Ağrın mı başladı?
    - Hafiften hafiften hissettiriyor sanki . En iyisi gidip biraz uzanayım
    - Tamam canım bir şeye ihtiyacın olursa seslen
    - Ben şu sürahiyi yanıma alayım sende Tolga gelince söyle damacanayı bir zahmet yukarıya çıkarsın artık sabaha kadar galon galon içerim herhalde. Ahh! Benim gülmemem lazım. Hadi sonra görüşürüz

    Salondan çıktıktan sonra Ela'nın o iki büklüm halime ithafen "Hadi inat etme de bir doktora görün" demesiyle olduğum yerde kalıp "Bak yine doktor dedin unutmuşken aklıma geldi" dedim. Çantamı askıdan alıp merdivenlere yöneldiğimde de Ela'nın benimle dalga geçer gibi "Bu Eylül teyzende adamı aklına getirmeye yer arıyor değil mi Rüyacığım?" dediğini işittim. Eee güzel pas verdim golü doksana çaktı tabi yapacak bir şey yok. Başımı merdivenlerden uzatarak "Seni duydum Ela!" dedikten sonra onun kıkırdamaları eşliğinde yukarıya çıkıp odaya girdim. Üzerimi bile değiştiremeden doğru yatağıma uzanıp gözlerimi yumdum. Niyetim uzunca bir uyku çekmekti ve sanırım başarılı da oldum.


    ........::::::::__Ahmet__::::::::........


    Birazdan Meral'in son kontrollerini yapıp taburcu olması için gerekli izni vereceğim. İçimde de öyle bir sıkıntı var ki dile getiremiyorum. Eylül ile son konuşmamızda aramıza gayet net bir set çekmiş ve bana kendisinden uzak durmamı söylemişti. Ama ben bunu istemiyorum. Onu artık dilediğim zaman göremeyecek ya da bir bahane uydurup arayamayacak olmam canımı çok sıkıyor. Neden ondan uzak durmamı istediğini de kafasını ne anlamda karıştırdığımı da bilmek istiyorum. Durgun bir tavırla Meral'in kapısını tıklatıp içeriye "Günaydın" diyerek girdim. Meral halden anlayan bir kız olduğu için benim bu enerjisiz sönük girişimin altında bir şey olduğunu hemen sezip "Günaydın da siz iyi misiniz?" diye sordu. Yanına yaklaşıp "Duvara tosladım ama iyiyim" derken bir yandan da muayeneye başladım. Meral de bir yandan dediklerimi yapıp bir yandan da bu toslayışımın kaynağını merak ederek "Eylül mü?" diye sordu. Keyfim o kadar kaçık ki bir şey diyemedim. Sadece derin bir iç çekerek doğru bildin der gibi başımı salladım. Sonra suskunlaştık. Onun da bizim adımıza üzüldüğü belliydi.

    - Bunu hissediyor musun?
    - Evet hissediyorum
    - Bu iki his de aynı mı yoksa farklı mı?
    - Aynı
    - Pekala bir de bacaklar ve ayaklar arasındaki uyuma bakalım da her şey yolunda mıymış bir görelim. Bunu hissettin mi?
    [​IMG]
    - Evet
    - Hislerde herhangi bir değişme var mı? Azalma ya da çoğalma...
    - Hayır aynı
    - Harika! İki elini de havaya kaldırıp birkaç saniye bekler misin Meral?
    - Peki. Bu arada kafanıza takmayın eminim Eylül ile aranızda her ne olduysa halledilebilecek bir şeydir
    - Bana kafasını karıştırdığımı söyledi. Ellerini indirebilirsin
    - Kafasını mı karıştırıyormuşsunuz? Ama bu bana iyi bir şey gibi geldi
    - Bacaklarını da kaldırıp bir süre öyle bekler misin?
    - Böyle mi?
    - Evet. İyi mi kötü mü bilmiyorum Meral. Ondan uzak durmamı istedi ve bunu söylerken kızgın gibi değildi. Sanki gözleri uzak durmam için yalvarıyor gibiydi. Onu hiç böyle görmemiştim
    - İçerideyken atışıyordunuz. Acaba o sırada hissettiği bir şey mi onu korkuttu?
    - Bacağını indirebilirsin. Gerçekten ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Keşke benimle açık açık konuşsa ama bunu yapmıyor. Şimdi işaret parmağınla önce benim parmağıma sonra da kendi burnunun ucuna dokun. Elimi takip ederek yap bunu tamam mı?
    - Tamam... Ben onunla konuşup sıkıntısını öğrenirim merak etmeyin
    - Ne düşünüyor bilmiyorum ama ona niyetimin kötü olmadığını söyle olur mu?
    - Peki söylerim. Eee... Sonuç ne?
    - Harika görünüyorsun Meral
    - Gerçekten mi?
    - Evet şu durumda daha iyisi olamazdı
    - Çok sevindim
    - Ancak bu dikkatli olman gerektiği gerçeğini değiştirmiyor
    - Biliyorum
    - Dinlenmen gerekiyor Meral. Bunu da lütfen ciddiye al ve gereksiz yorgunluklardan kaçın. Sürekli yat da demiyorum tabi. Belli aralıklarla destek alarak yavaş yavaş yürümeye çalış. Ancak bunu tek başına yapma çünkü ilk zamanlar halsiz ve yorgun olacaksın bu da denge kurmanda seni biraz zorlayabilir. Yazacağım ilaçları da düzenli al ve temiz hava bol oksijen ışıl ışıl bir güneşle de bunu destekle. Verda hanıma ve Selim'e daha önceden bu konuda bilgi vermiştim. Yapılması gerekenler konusunda fikir sahibiler... Yani söz dinle. Kontrollerin de bir süre devam edecek. Aksatmazsan sevinirim. Gece gündüz saat mekan hiç fark etmez bana istediğin zaman ulaşabileceğini de biliyorsun. Buraya kadar tamam galiba. Senin sormak istediğin bir şey var mı?
    - Hayır yok. Çok teşekkür ederim. Her şey için...
    - Ne demek asıl ben teşekkür ederim. Ayrıca kariyerime büyük bir artın oldu Meral bunun için sana borçlanmış dahi olabilirim

    İkimizde aynı anda gülmeye başladığımızda Meral önce "Ortada bir borç falan yok merak etmeyin" dedi sonra da çok istekli bir şekilde "Artık gidebilir miyim?" diye sordu. Durduğu kabahat haberi yok. Başımı sallayıp "Gidebilirsin" deyince birbirimize sıkıca sarıldık. Bugün daha iyi anladım ki Meral'in benim için Selim'den hiçbir farkı kalmamış. Ailemize de bu güzel hayata da yeniden hoşgeldin kardeşim...

    Odadan çıktıktan sonra bir umutla koridorlarda dolaştım. Olur ya belki de son günün hatrına gelir de yine arkamdan seslenip "Hey doktor!" derdi. Ama öyle bir şey olmadı. Gelmedi. Bende moralim her an daha da düşerek odama gittim. Meral'in haberi olmasa da bugün hayata geri dönüşü şerefine evde ailelerimizin de halihazırda bulunduğu küçük bir kutlama yapacağız. Böyle bir anda onları yalnız bırakamayacağım içinde randevularımı tekrardan düzenleyip bugün için izin aldım. Sabahtan tüm işlerimi halledip yemeğe yetişmek içinde hastaneden çabuk ayrılmam gerekiyor. Katta sessiz sedasız ilerleyip odama girdiğimde hemen ardımdan Aygün de kapımı tıklatıp gel dememle içeriye girdi. O kadar dalgındım ki kız koridor boyunca arkamdan seslenip durmuş ama onu duymamışım. Masamın üzerine bırakılan tomografi filmini dikkatle incelerken Aygün de bana "Bugün izinli olduğunuzu biliyorum ama ısrarla sizinle görüşmek istediğini söyleyen biri var. Uygun olmadığınızı ve birazdan çıkacağınızı söylememe rağmen çok diretti. Gelmek üzereymiş ne yapmalıyım hocam?" diye soruyordu. Ne yapalım acil ya da değil biz de hasta geri çevrilmez. Bu yüzden hasta gelmeden çıkmam pek de mümkün gözükmüyor. Aygün'e sorun olmadığını bekleyebileceğimi söylediğimde odadan çıktı. Bende Selim'e "Bir hastam geliyor siz çıkın bende yemeğe yetişmeye çalışırım" diye bir mesaj atıp masama geçtim. Sandalyeme oturmuş sakin sakin beklerken bu gelecek kişinin ilerde canıma kastedecek olaylara sebebiyet verebileceğini kestiremiyordum tabi...


    ........::::::::__Eylül__::::::::........


    "Hoşgeldin Eylül girsene canım"

    Verda hanımın sıcak karşılamasıyla içeriye girip Meral'in gelip gelmediğini sordum. Ceketimi çıkarırken Verda hanım kızının henüz gelmediğini ama eli kulağında olduğunu söyledi. Çoktan taburcu olmuş yani. Salona girdiğimde tüm aile oradaydı. Herkesle selamlaştıktan sonra Meral'in arkadaşı Berna'nın yanına geçip oturdum. Hastanedeyken ara sıra denk gelip sohbet etmişliğimiz olmuştu. En az Meral kadar iyi bir kıza benziyor. Aileler kendi aralarında biz de Berna ile aramızda sohbet ederken bahçede olduğunu öğrendiğim Kaan'ın önce "Baba!" diye seslendiğini sonrada "Meral anne!" dediğini işittik. Bu da sürpriz anının yaklaştığını işaret ediyordu. Bir anda salonda bir hareketlilik oldu ve herkes kapıya doğru gitmeye başladı. Ben ise en arkada kalmayı tercih ettim çünkü hem önce aileler rahat rahat sarılıp öpüşsün istedim hem de yalan söylemeyeceğim doktoru göreceğim için biraz gerildim. Kapı açıldıktan sonra yaşanan sevgi seli gerçekten görülmeye değerdi. Meral burada olacağımızı bilmediği için kendisini sadece annesinin karşılayacağını sanıyordu ve herkesi burada bir arada kendisi için toplanmış görünce çok duygulandı. Tek tek aileleriyle sarıldıktan sonra Berna ile beraber gidip bizde geçmiş olsun dileklerimizi ileterek Meral'e sıkıca sarıldık. Ufak tefek ama atlattığı zorluk göz önüne alınınca çokta güçlü bir kızmış gerçekten...

    Aileler salona geçtikten sonra Selim de Meral'in ceketini çıkarmasına yardım etmeye başladı ancak o sırada açık kalan kapıyı kapatmak için gittiğimde evin önünde davetsiz bir misafir olduğunu gördüm. Tanıtım gecesi Meral'in çarpıştığı bir adam vardı. Hani şu bayan sağ kolu kendi sol koluna transfer eden Emir Saygıner. İşte o gelmiş ama neden gelmiş anlayamadım. Belasını istiyor herhalde. Hastaneye de Meral için bir düzine orkide ve imalı bir not göndermişti. Adam alenen evli bir kadına sarkma girişiminde bulunuyor anlayacağın. İşin kötüsü Meral o çiçekten ve nottan eşine bahsetmemişti. Şimdi bu adam buraya gelerek ne yapmaya çalışıyor bilmek dahi istemiyorum. Adamın telefonda kiminle konuştuğunu düşünürken Meral'in "Eylül?" dediğini duyup ne yapacağımı bilememiş bir halde kapıyı kapatarak ona doğru döndüm. Eşi yanındayken kıza bir şeyde diyemiyorum ki. Meral de bir terslik olduğunu hissetti ve aynı benim gibi eşi sebebiyle bir şey diyemeden bakışlarıyla anlaşmaya çalıştı. Tam o sırada Selim'in kendi ceketini asmasını fırsat bilip Meral'e ağız hareketleriyle "Orkideci dışarıda! Buraya bakarak telefonuyla konuşuyor" demeyi başardım. Şok oldu tabi...

    [​IMG]

    Selim eşinin eve dönmüş olmasının verdiği mutlulukla bize doğru dönüp önce "Ayakta kalma. Hadi içeriye girelim" diyerek Meral'in elini koluna sardı sonra da benim antrenin ortasında mum gibi durduğumu fark ederek "Gelsene Eylül" dedi. Gideceğiz başka çare yok. Bu defa belada bağıra bağıra geliyorum diyor sanki. Meral ile ikimiz ne olacağını bilemememizin verdiği huzursuzlukla salona geçip yerlerimize otururken dede Selim beyde hararetli bir şekilde "Ahmet yok mu Ahmet! Hani bugün izin alacaktı? Sizi bu halde eve tek mi yolladı hayta! Gelinimin yerinde ben olsam her yanıma kablolarını takıp beni çoktan yılbaşı ağacına çevirirdi. Bana mı garezi var bu oğlanın!" dedi. Hay aksi! Adını duymak bile tuhaf hissettirirken kısa bir süre sonra karşı karşıya geleceğimiz gerçeğiyle yüzleşmek soğuk soğuk terlememe neden oldu. Sahi o nerede ki? Neden gelmedi yoksa o da mı ben varım diye aynı ortamda denk gelmemeye çalışıyor. Keyifsiz bir halde kucağımdaki yastığın fermuarıyla oynarken bu soruma yanıt Selim'den geldi ve ağabeyinin aramızda olmayışını "Ahmet hastanede kaldı dede hastası gelecekmiş ama yemeğe yetişmeye çalışırım dedi" diyerek açıkladı. Neyse en azından bir süre daha rahat nefes alabileceğim. Salonda herkes birbiriyle konuşurken yardıma ihtiyaç var mı diye sormak için mutfağa girdim. Tabi bir yandan da şu adam hala orada mı diye çaktırmadan bir kontrol etmek istedim. Ortalarda gözükmüyordu. Gelmekten vazgeçti herhalde ki eğer öyleyse iyi karar vermiş. Yardıma ihtiyaç var mı diye de sordum ama yok galiba. Bu evde bir Müberra hanım var ki her eve lazım bence. Her şeyin harika gözüktüğünü söylerken aramızda tatlı mı tatlı bir sohbet geçti. Anladığım kadarıyla bu evde çalışandan daha çok evin bir büyüğü gibi...

    Müberra hanım aç olduğumu öğrenip bana mutfakta elleriyle sarma yedirirken kapı çalmaya başladı. Benim bile elim ayağım karıştı Meral'i düşünmek bile istemiyorum. Müberra hanımın ardından mutfaktan fırlayıp geleni görünce hemen salon kapısından başımı uzattım ve Meral'e rahatla der gibi bir bakış atarak "Marketten geldiler" dedim. Adam torbaları bırakıp çıkarken içerden Meral'in bana seslendiğini duyup ne olduğunu sordum ama sadece yüzünü yıkamak için yardım istiyordu. Eşi varken beni çağırdığına göre şu Emir denen adamın hala orada olup olmadığını soracak herhalde. Meral koluma girdiğinde salondan çıkıp banyoya doğru giderken sessizce "Gitmiş merak etme" dediğimde o da rahatlamış bir halde "Sahi mi söylüyorsun? Az önce o geldi diye resmen kemiklerim birbirine girdi" dedi. Eee benzer bir şey bana da olduğu için inanırım. Banyoya girdikten sonra ben kapıyı kapattım Meral de hemen yüzüne su çarpmaya başladı.

    - İyi misin?
    - Evet iyiyim sağol
    - Meral ya tepkilerini kontrol altına almayı öğren ya da Selim'e durumu çıtlat. Olmaz böyle boş yere strese giriyorsun
    - Söyleyeyim mi yani?
    - Bence söyle çünkü bu Emir mevzusu illa ki bir yerde patlak verecek gibi görünüyor
    - Şimdi söylersem o sinirle çıkar gider Eylül bu halde onu durdurmak için peşinden de gidemem
    - Yanımda kal iyi değilim dersin
    - O zamanda neden iyi değilim diye endişelenir. Yumuşatarak mı söylesem acaba?
    - O da olabilir. Hastaneye geçmiş olsun çiçeği göndermiş dersin ama sakın ağzını aramak için sıkıştırırsa panikleyip bir düzine çiçek gerçeğini deşifre etmeye kalkma
    - Bunu yaparım sanki
    - Doğru yaparsın
    - Ahmet ağabeyi mi beklesem acaba? Evet ona söyleyeyim o daha sakin bir şekilde karşılar ve bana yardımcı da olur

    Onunla alakalı bir yorum yapmak istemediğim için suskun kaldım. Elimdeki havluyu onu düşünerek bururken Meral de oflayarak "Her derdimi de ona söylüyorum fenalık gelecek adama" dedikten sonra benim bu durgun halimi fark edip havluyla beraber elimi tuttu ve "Neyin var Eylül? Neden Ahmet ağabeyin bahsi geçince yüzün düşüyor?" diye sordu. Yok öyle bir şey var öyle bir şey derken ikimizde biraz direttik. En sonunda sıkıştığım için tek kaşımı kaldırarak "Onunla ne alakası var Meral? Hem benim bir şeyim yok" dedim ama yine inandıramamış olacağım ki Meral omzumu dokunarak bana yanımda olduğunu belli edip "Bana da mı söylemeyeceksin? Belki senin bana yaptığın gibi bende sana yardımcı olurum. Anlat lütfen... İstemediğin sürece kimseye söylemem bana bu konuda güvenebilirsin" dedi. Bu güvenip güvenmemek değil de konuşmak isteyip istememek konusuyla alakalıydı sanki. Bende söyleyip söylememek arasında bir süre gidip geldikten sonra keyifsizce alnımı ovalayarak "Bilmiyorum Meral. Sadece dün bu hitaplar konusunu konuşurken bir anda ona karşı adını koyamadığım bir şey hissettim. Bu beni çok rahatsız etti" dedim. Bunu söylemem haliyle Meral'i şaşırttı.

    [​IMG]
    - Neden rahatsız etti Eylül?
    - Bunun için çok erken
    - Ne için erken?

    Açıkça söyleyemediğim için gözlerine beni anlamasını umarak bakıp "Meral dün konuşurken onu doğru dürüst dinleyemedim bile... Bak dinlemedim demiyorum. Dinleyemedim diyorum" dediğimde bu söylediğime bir anlam vermeye çalışır gibi bana bakmaya başladı. Aslında söylediğim şey o kadar açıktı ki anladığına adım gibi eminim. İlk defa aramızda geçen bir konuşmaya odaklanamadım çünkü o sırada bende uyandırdığı hissin ne olduğunu anlayıp paniğe kapılmıştım. Ona bakıyordum ama ağzım ne söylüyor farkında bile değil gibiydim. Meral düşünürken bende aynı onun yaptığı gibi eğilip yüzüme su çarpmaya başladım. Yüzümü kurulamaya başladığımda Meral de kafasını toplayıp bana aralarında geçen konuşmadan bahsetti.

    "Ahmet ağabeyle son kontrolüm sırasında yani buraya gelmeden az önce konuştum. İyi görünmüyordu ve bende bunu senin dün yanımızdan keyifsizce gitmene bağladım. Sorunca da bana durumu biraz anlattı ve Eylül ne düşünüyor bilmiyorum ama ona niyetimin kötü olmadığını söyle dedi"

    Bunları söyledikten sonra bakışlarını üzerimden çekmeden vereceğim tepkiyi beklemeye başladı. Niyetinin kötü olmadığını bende biliyorum ama durumları bilmiyor. Ne kadar sıkıntılı bir dönemden geçmeye çalıştığımın farkında bile değil. Bir şeyler söylemeye niyetlenirken Verda hanım kızının yokluğu sebebiyle meraklanmış olacak ki kapının önünden "Meral kızım iyi misin?" diye seslendi. Bende çıkmadan önce sesim elimde olmadan titreyerek "Yeniden bu konuları konuşursanız söyle ona bana yaklaşmasın Meral. Şimdi yapmasın bunu... Lütfen" dedim. Neden böyle yaptığımı anlayamadığını biliyorum ama böyle olmak zorunda. Tamam der gibi başını sallayıp dışarıya çıktığımızda Meral yemek vaktine kadar biraz dinlenmek için odasına çıkmak istedi. Tek başına yürümekte zorlandığı içinde kardeşi Yağız'dan yardım istedi ama o gelene kadar ne oldu ne etti yardım Selim'den geldi. İkisi yukarıya çıkmadan önce Meral bana dönerek "Sakın bu konuştuklarımızdan sonra hiçbir yere gitme çünkü o sofrada tüm sevdiklerimin birarada olmasını istiyorum" deyince onu kıramadım ve o sofrada bulunacağımı söyledim. O da gönül rahatlığıyla odasına çıktı. Aslında yalan söylemeyeceğim doktor gelmeden önce bir bahane uydurup gitmeyi düşünmüştüm ama artık söz verdim hiç bir yere gidemem. Onların ardından mutfağa girip sarmaları tırtıklayan Yağız'a katılarak biraz sohbet ettim. Sonra birlikte salona geçtik ama daha üzerinden çok geçmemişti ki kapı zili yeniden duyuldu. Bu sefer gelen ne markettendi ne de doktordu. Bu sefer kapıyı çalanlar "Hadi buyrun cenaze namazına!" dedirtecek kişilerdi. Verda hanımın "Hoşgeldiniz. Siz içeriye buyrun biz de Selimlere geldiğinizi haber verelim" dediğini duyar duymaz konuşmalara kulak kabarttım ve büyük bir şaşkınlık içinde "Yok artık!" dedim. Bunu dedim çünkü gelenler saygısız Saygıner ile yeni ekürisi cilveli köstebekti. O anda Selim ile Meral de merdivenlerden inmez mi? Kambersiz düğün olmaz yürü Eylül!

    - Aramızda hoş olmayan ve yanlış yorumlandığını hissettiğim bazı tatsız durumlar yaşandı kabul ediyorum. Ama sen inansan da inanmasan da benim için çok önemlisin Selim. Seninle aramızın gergin olmasına hiç alışkın değilim ve bu beni günden güne daha da çok üzmeye başladı. Bu yüzden buraya hem evliliğinizi kutlamak hem de Meral'e geçmiş olsun dileklerimi bizzat iletmek için geldim. Umarım eski bir dostun uzattığı eli geri çevirmezsin
    - Biz de Derya ile kapıda karşılaştık. Hoş bir tesadüf oldu. Açıkçası bende bu gibi özel durumlarda aradaki gerginlikleri bir kenara bırakmak gerektiğine inanıyorum. Tebrik ederim Selim. Meral hanım... Mutluluklar

    Bu ikisi gelirken ne içmiş bilemedim ama Selim bu ziyaretten ötürü barut olmuş gibi görünüyor. Özellikle şu Emir denen adama bir bakışı var ki sanırsın bir kaşık suda boğacak. Hatta kaşıkta su olmasa da her türlü boğacak gibi. Meral'in üstün çabasıyla bir gerginlik yaratmasa da "Karım adına da kendi adıma da teşekkür ederim ama buraya kadar zahmet etmişsiniz" dedi ama bir yandan da sanki tavrıyla ve ses tonuyla hadi şimdi defolun gidin der gibiydi. Gitmediler ve daha da kötüsü oldu çünkü bu Emir denen adam elindeki orkide buketiyle Meral'e doğru yaklaşıp Selim'in sert bakışlarına aldırmadan gözlerine bakarak "Hastalığınızı duyduğumda ne kadar üzüldüğümü tahayyül edemezsiniz. Tabi her şeyin yolunda olduğunu öğrenmek ve sizin böylesine zor bir hastalığa yenilmeyecek kadar güçlü bir kadın olduğunuzu bu vesileyle görmek de ayrı bir mutluluktu" dedikten sonra çiçeği uzatıp sözlerine "Umarım hayat bundan sonra sizi "hak ettiğiniz" ölçüde ödüllendirir Meral hanım" diyerek devam etti. Ooo Ooo! Bu sözler o bir düzine orkideyle gelen kartta da yazıyordu. Bu da demek oluyor ki adam alttan alttan Meral'e imada bulunuyor. Hem de kocasının yanında öhhh yani! Meral şoktan şoka girip çiçeğe bakarak kaldı. O sırada çiçek havada kalınca Verda hanımda ayıp olmasın diye Meral'e kalmadan çiçekleri alıp "Teşekkür ederiz çok naziksiniz" dedi. Kadın tanımıyor tabi halbuki bir bilse yedirecek o çiçekleri adama! Meral'in bu durumlar karşısında Selim'i nasıl sakin tutabildiğini gerçekten bilmiyorum ama şu an burada aileleri ve oğlu olmasaydı yeminlen büyük olay çıkardı. O gerginlik anında sabahtan beri durmayan kapının zili tekrardan çaldı. Biri şunu sökse mi acaba? Kapıyı açık gören geliyor denir ya aynen öyle oldu bugün!

    Kapı açıldığında doktoru elinde şık bir paketle görünce ne alakaysa elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırdım. O da beni fark etmeden içeriye güler bir yüzle girip önce Meral'e takılarak "Senin neden ayakta olduğunu öğrenebilir miyim acaba?" dedi sonra da misafirleri görüp şaşkın bir halde "Derya?" dedi. Fark ediş hızına hayran kalmamak elde değil. Bayan sağ kolda yine ona cilveli dememi hak edecek ölçüde adamın kolunu okşar gibi tutup "Hoşgeldin Ahmetciğim" dedikten sonra yanağına epey samimi bulduğum bir öpücük kondurdu. Valla doktorda halinden memnun gibi görünüyor. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur denir ya bizimkinin de kadını görünce aşkı depreşti herhalde. Sanırım benimde bu vesileyle böbreğimdeki taş yeniden harekete geçti. Senin söylediklerini de yaptıklarını da ciddiye alanda kabahat zaten! Bu sahneyi gördükten sonra gözlerimi devirerek mutfağa geçtim. Sürahiden az önce de kullandığım bardağıma su doldurup bir dikişte içerken içeriden de Selim dedenin "Ahmet mi geldi? Hadi gelin artık içeriye kapı önünde durmayın" demesi duyuldu. Birkaç dakika sonra da Meraller salona geçerken Selim bana doğru "Eylül gelsene" dedi. Geleyim de nereye geleyim acaba! İçeriye girdiğimizde resmen rezalet bir durum oluştu. Bir yanda kocasının yanında Meral'e hayran hayran bakan cibilliyetsiz bir adam diğer yanda da doktor efendinin solunda ilk göz ağrısı sağında son göz ağrısı ohhh ne ala memleket manzarası!

    [​IMG]




    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz

    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  16. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Fıttıracağım!
    Deminden beri şu Derya denen hatunla doktorun samimi "dostluklarına" istinaden yaptıkları sohbetlerine maruz kalıyorum
    Vay arkadaş konuşacak ne çok şeyleri birikmiş meğerse
    Bu karşılaşma iyi olmuş bak ne güzel hasret giderdiler!
    En sinir bozucu olanı da bu sohbet arasında duyduğum bazı şeyler oldu
    Hani doktor efendi İzmir'e o güzel havayı solumak ve orada yaşayan tanıdıklarını görmek için gittiğini söylemişti ya
    Öyleymiş! Ama o tanıdıklar diye adlandırdığı kişiler bu köstebeğin ailesiymiş
    Ailede bahane tabi! Belli ki hissettiği aşk mıdır sevgi midir artık her ne haltsa onun peşinden düşüyordu İzmir yollarına
    Ay fena daraldım ben! Gidip hava almam lazım

    Sessiz sedasız otururken ani bir şekilde kalkınca Selim dedenin dikkatini çekmiş olacağım ki bana "Eylül kızım sen nereye" dedikten sonra ağzımı bile açamadan "Gitmiyorsun değil mi?" diye sordu. Hemen gidemedim tabi. Sinirden kuruyan boğazım yüzünden zar zor yutkunup "Hayır efendim su almak için kalktım. Siz de ister misiniz?" diye sorduğumda bana gayet kibar bir şekilde "Sağol istemem. Hadi sen git gel de iki çift laf edelim" dedi ama yine gidemedim. Bu sefer bela geliyorum dedi bende bu gelişi avantaja çevirmeye karar verdim. Tam adım atmışken gidemememin sebebi Derya Üstündağ hanımefendinin bana hangi hakla olduğunu anlayamadığım bir şekilde önce "Ben bir bardak alırım" ile başlayıp sonrasında da ters bakışlarıma aldırmadan sinir bozucu bir tavırla "Zahmet olmazsa tabi" demesiydi. Hem bana bakışlarıyla meydan okuyor hem de bu kadar insanın içinde reddedemeyip ona hizmet edeyim diye kibarca istiyor. İşin kötüsü şimdi onu terslersem kendimi kötü bir duruma düşürdüğüm yetmiyormuş gibi tartışma ortamı yaratarak Meral ve Selim'i de ailelerine karşı mahçup ederim. Bu kadının da istediği büyük ihtimalle bu ama ona istediğini vermeyip kendi pratik yöntemlerime başvuracağım. Siz giderken ben okeye dönüyordum Derya hanım! Tamam bu dediğini duyduğum an biraz buz kesmiş olabilirim ama o da hakikaten kaşındı şimdi! Kaşınanı da kaşımak lazım.

    Biz iki kadın birbirimize restleşircesine bakarken doktorun araya girmeye teşebbüs edip "Eylül sen misafirsin otur lütfen suları ben getiririm" dediğini duydum ama benim daha parlak bir fikrim vardı. Bu sebeple de gözlerimi Derya hanımefendiden ayırmadan elimi gerek yok dercesine doktora doğru uzatıp gayet mülayim bir ses tonuyla da "Hemen dönerim" dedikten sonra salondan çıktım. Gidişim ne kadar suskunsa dönüşüm bir o kadar tantanalı olacak haberi yok. Tam önlerinden geçerken de Meral'in endişeli yüzünü gördüm. Korkmasın canım kötü bir şey olmayacak. Sadece bende herkes gibi kadınlar bir çiçektir sulamak lazım diye düşünüyorum. Yoksa herhangi bir art niyetim yok.

    Mutfağa girdiğimde Müberra hanım bir şey mi istediğimi sordu ama ben suyu ellerimle hazırlamak istediğim için dolaptaki en büyük bardağı seçip iki tane alarak içlerine bir güzel su doldurdum ve tepsiye koyarak mutfak kapısından çıktım. Selim şal almak için çıkarken beni görüp yol verdi ve o sırada Meral de onun ardından bakarken beni fark etti. Fazlaca gergindi. Rahatlasın diye ona imalı bir şekilde göz kırpıp içeriye girdim. Onun gibi doktorda huzursuz görünüyordu. İkisinin aksine koltuğunda gerim gerim gerinen Derya hanımefendi bana üstten üstten bir bakışla tanıtım gecesinde yaptığımız konuşmayı hatırlatarak "Su verenlerin çok olsun tatlım" dedi. Verecek verecek...

    İşe bak kalp kalbe karşıymış çünkü bende ona o günü hatırlatmayı düşünüyordum. Bu işten karlı değil zararlı çıkacak bilmiyor. Meral ve doktor tedirgin gözlerle bizi izlerken bende gayet masumum dercesine bir bakış atıp "Afiyet olsun ne demek" derken bilinçli olarak halıya takıldım ve elimdeki iki bardak soğuk su bulunan tepsiyi kasti olmasına rağmen yanlışlıkla olmuş izlenimi yaratarak Derya hanımefendinin üzerine boca ediverdim. Kadın yaşadığı şokla oturduğu yerden paldır küldür kalkarken bende ona dik dik baksam da yine de kibarlığı elden bırakmadan "Hay aksi ayağım takıldı birden" dedim. Bana bir bakışı vardı ki evlere şenlik! Huyum kurusun kısasa kısas yapmaya bayılırım. Benim kibar tavrım yüzünden ağzını açıp bir şey de diyemedi yazık. Bardakları kıs kıs gülerek toplarken de hızla salondan çıktı. Biri kurutma makinesi versin kadıncağıza artık gidene kadar anca kurulanır. Bu vesileyle de benimle uğraşmanın ona pek de bir keyif vermeyeceğini anlamıştır diye düşünüyorum. Bardakları tepsiye koyup salondan başım dik bir şekilde çıkarken bir yandan da bana mutlu bir ifadeyle muzur muzur bakan Meral'e "İşlem tamam!" manası taşıyan bir göz kırpmasında bulunarak mutfağa girdim. Şimdi gidip ağız tadıyla suyumu içebilirim.


    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Vaaaouuuv! Az önce aşık olmuş olma olasılığım çok yüksek! Şaka bir yana gözlerimin önünde cereyan eden bu sahne sahiden gerçek miydi? Daha önce Derya'yı sindirebilen birine hiç rastlamamıştım. Eylül üzerine su döküyor ki bence bariz bir şekilde bilerek yaptı çünkü bakışları hiç de bunu yaptığı için mahçup değildi. En garibi de Derya bunu yapmasına rağmen sesini çıkaramıyor. Enteresan bir sahneydi. Gözlerimi ikisinin üzerinden ayıramadım. O nasıl bakışlardı öyle şaka gibi. İyi de Eylül niye böyle bir şey yaptı ki?

    Keşke gidip ona sorabilsem ve o da bana "Kıskanamaz mıyım?" tarzında bir şey söylese. Belki de gerçekten öyledir. Derya ile aralarında ekstradan bir husumet yoksa bana karşı olan samimi tavırlarını kıskanmış olabilir. Kıskanıyorsa da bu bana bir şeyler hissettiği anlamına gelir ki bu da benim en sevdiğim seçenek! İkisi de art arda salondan çıkınca Eylül'ün ne durumda olduğunu anlamak ve olabilirse de biraz konuşmak için arkalarından kalktım. Meral'in yanından geçerken de hafifçe eğilip sessiz sedasız "Arıza kadınlara bayılırım" dedim. Söylediğime güldü ama tam bende gülümseyerek salondan çıkmıştım ki Eylül ve Derya'nın koridorda restleşmeye devam ettiğini duydum.

    - Az önce olanlar... Neden yaptın bunu!
    - Sen üzerine şampanya döktüğüm gün bana ne demiştin? Galiba şöyleydi "Bunu kenara yazdım Eylül Acar! Seninle yeniden karşılaşacağız ve inan bana bu karşılaşma hiç hoşuna gitmeyecek" Bu karşılaşmanın kimin hoşuna gitmediği umarım açıkça görünmüştür çünkü ben yüzündeki ifadeyi görünce epey keyifli anlar geçirdim
    - Senin en büyük hatan ne biliyor musun?
    - Biliyorum tabi normalde bana ayar çekmeye çalışan birini muhatap görüp onunla konuşmamam gerekiyor. Bunu gerçekten de hep yapıyorum biliyor musun? Halbuki git duvara konuş daha iyi...
    - Senin en büyük hatan çok erken sevinmen Eylül Acar
    - Öyle mi diyorsun?
    - Öyle çünkü ben henüz senin karşına çıkmadım. Bugün burada tesadüf eseri karşılaştık ama zamanı geldiğinde karşında öyle bir duracağım ki o anın geldiğini hemen anlayacaksın
    - Korkmam mı gerekiyor?
    - Korkunun ecele faydası yoktur
    - Bence bunu aklının bir köşesinde tutması gereken kişi sensin Derya Üstündağ
    - Görelim bakalım
    - Sen gör sonra gerekirse bana da haber edersin. Muhtemelen senin akibetinden çok daha önemli işlerim olacaktır
    - Küstah!

    Derya'nın yüzündeki sert ifadeye karşı Eylül gayet rahat bir tavırla gülümseyip "Ya bu kelimeyi çok seviyorsun ya da kelime haznende bir tıkanıklık var. Fazla tekrara düşüyorsun bu iyi bir şey değil biliyorsun değil mi?" derken kapının ucundan şaşkın gözlerle onları izlediğimi fark ettiler. O anla birlikte de Derya banyoya Eylül de o güzel gözlerini devire devire mutfağa girdi. Bu iki dominant kadının restleşmelerle süren konuşmasını saatlerce dinleyebilirim gibi hissediyorum. Olduğum yerden mutfaktaki Eylül'ü izlerken onun dolaba uzanıp "Ne suymuş arkadaş bir içemedim gitti!" dediğini işitip gülümseyerek ardından gittim. Kendimi o ayarsız çenesini sıkıştırıp "Ne kavgacı şeysin sen uslu dur biraz" dememek için zor tutuyorum. Bunu yaparsam beni gebertir herhalde...

    Bir köşeden Eylül'ün suyunu içişini hayranlıkla izlerken Müberra sultanın "Ahmet oğlum seni Allah mı gönderdi" dediğini duyup bakışlarımı ona doğru çevirdim. Eylül de orada olduğumu o anla beraber anladı herhalde çünkü beni görmeyi beklememiş gibi yüzüme hayretle baktı. Onun değil de Derya'nın yanına gideceğimi sandı belki de... Tam ona bir şeyler söyleyip konuşmak için bir atılım yapacaktım ki Müberra sultan elime bir kavanoz verip "Sıkıştı herhalde açılmıyor. Hadi bir el at be oğlum" dedi. Tam da sırasıydı. Eylül'e bakarken bir yandan da kavanozu yokluyordum ama aklım daha çok ondaydı. Yan yana olmamıza rağmen konuşamıyor olmamız beni çıldırtıyor. Aklımdan türlü türlü şeyler geçerken Eylül de gözlerime bakmayı sürdürerek yanıma doğru yaklaşmaya başladı. Bende kavanozmuş kapakmış unutuverdim. Bu sahne büyük ihtimalle birkaç saniyelik bir şeydi ama bana dakikalar boyuncaymış gibi geldi. Eylül yanıma geldiğinde ne söyleyeceğini merak ederek ona pür dikkat bakmaya başladım ama o konuşmak yerine elimdeki kavanozu alıp kapak kısmını birkaç kez tezgaha vurduktan sonra kapağı tek bir hamle de açıp yeniden elime tutuşturarak mutfaktan çıktı. Bu kızda ayarsız bir güç olduğunu düşünüp tebessüm ederken Müberra sultanın bakışlarını fark ettim ve "Kapağı gevşetmiştim ondan çabuk açıldı" dedikten sonra bende mutfaktan çıktım. Kapıdan çıkar çıkmaz salon cephesinde yine bir hareketlilik baş göstermişti. Eylül salon kapısından olanları izlerken bizde Derya ile aynı anda yanına geldik. Selim'in sesinden kızgın olduğu çok belliydi.

    - Selim ne oldu oğlum?
    - Bir şey yok baba... Sadece evimize davetsizce misafir olan Emir beye ziyaret saatinin dolduğunu söylemek üzereydim

    Bu Emir denen adam kardeşimin sınırlarını epeyce zorlamışa benziyor. Onun kalktığı sırada Derya da suyun azizliğine uğrayıp kıyafeti mahvolduğu için izin istedi. Vedalaşma faslı da gergin geçti. Selim resmen Meral'in önüne etten bir duvar örmüştü ve duyabildiğim kadarıyla da Meral'e elini uzatmak üzere olan Emir'e "Aklından bile geçirme" diyordu. Bu adamın Meral'e karşı bir saygısızlığı olmuş olmalı. Kardeşimin bu kadar kızmış olmasının başka bir açıklaması olamaz gibi geliyor. Derya bana hoşçakal derken Emir ile de göz göze geldik ama bakışlarımdan dolayı Selim'den farksız bir tutum içinde olmadığımı anlayıp tek kelime etmeden çıktı. O anda da önümden bir hışımla Selim geçip gitti. Ne olduğunu bile anlamadım ama ne olur ne olmaz diye beklemesini isteyerek peşinden gittim. Ben yetişene kadar Selim çoktan adamı durdurmuş hesap soruyordu.

    - Sana son görüşmemizde bize özellikle de Meral'e herhangi bir sebepten ötürü yaklaşmayacaksın demiştim! Şimdi evime kadar gelip bana aleni bir şekilde savaş bayrağı mı açıyorsun!
    - İçeride de söylediğim gibi söz konusu olan şey sağlıksa o bayrağı indirmeyi çok iyi bilirim Selim
    - Söz konusu olan sağlıksa demek! Annemin vefatında babam kalp krizi geçirirken hiç böyle bir incelik gösterme gereği duymamıştın. Hatta bunu bir fırsat olarak görmüştün yanılıyor muyum?
    - O gün başka bu gün başka
    - Başka olan ne? Konu Meral olunca mı bir anda insanlığını hatırladın?
    - Belki de Meral hanım sayesinde hayatımda bir kırılma noktası yaşamışımdır. Olamaz mı? O kadar etkileyici bir kadın ki beni daha düşünceli bir insan olma konusunda yönlendiriyor olabilir. Kötü bir şey mi bu?

    Ooops! Ağır kaşındı ve Selim de birazdan derdine derman olacak gibi görünüyor. Kardeşim bu sözlerle birlikte adamın üzerine yürüyünce onu durdurmak için sertçe "Selim!" diyerek seslendim ama o kadar kızmıştı ki bana "Ahmet sen karışma!" dedikten sonra Emir'i yakasından tuttuğu gibi var gücüyle sırtını aracına çarptı. Adamda bir gariplik vardı. Ne kendisini savunuyor ne de karşılık veriyordu. Sadece kardeşimin damarına basıp onu çıldırtmak istiyor gibiydi. Bunu da Meral'i kastedip "Seni bir adım önde kılan şey sadece benden daha önce tanışmış olmanızdı biliyorsun değil mi?" diye sorarak belli edince kardeşim haklı olarak daha fazla tahammül edemedi. Emir'in sözlerinden sonra korku içinde bağıran Meral'in "Selim lütfen bırak gitsin!" demesi eşliğinde adamın suratına yumruk atıp onu gözlerimizin önünde yere serdi. Nedense benimde kardeşimi durdurasım gelmedi. Bu ahlaktan bihaber olan adama karşı kafasına göre takılsın istedim belki de. Meral durması için bağırmaya devam etse de kardeşim onu duymadan diğer yumruğunu da adamın yüzüne geçirdi. Belkide artık ayrılsalar iyi olur.

    "Bu saatten sonra seninle anladığın dilden konuşmaya başlayacağız Emir Saygıner!"
    [​IMG]

    İş daha fazla büyümesin diye aralarına girip pişkin pişkin kardeşime bakan Emir'e defolup gitmesini söyledim ve hemen ardından da Selim'i ondan uzaklaştırıp "Kızlar buraya bakıyor Selim onları korkutuyorsun" dedim. Bakışlarını Meral'e çevirir çevirmez o az önceki öfke dolu adam gözden kaybolmaya başladı. Meral'in onu bu halde görmesini istemediğinden adım gibi eminim ama kız çok korktu ve bu korkusu da kardeşime bakarken yüzüne birebir yansıdı. Neyse ki Eylül onun yanındaydı. Emir arabasıyla uzaklaşırken Selim'in sert bakışları da onun üzerine kaydı. Gidişini nefret dolu gözlerle izliyordu. Bu adam bir gün elinde kalacak ama bakalım o gün hangi gün olacak.

    - Selim hiçbir şey anlamadım ne oldu birdenbire? İçeride Meral'e karşı bir densizliği mi oldu bu adamın?
    - Onu öldürebilirim! Yemin ederim onu öldürebilirim
    - Sakin olur musun lütfen Meral hala buraya doğru bakıyor. Kızın beti benzi attı görmüyor musun?
    - Bu adam hangi hakla karıma çiçek gönderebiliyor Ahmet!
    - Çiçek mi? Nereye göndermiş?
    - Hastaneye göndermiş Meral de gelen çiçekleri kabul etmeyip kattaki personele dağıtmış!
    - Çiçekler derken birden fazla yani... Sen bilmiyor muydun?
    - Haberim yoktu çünkü Meral benden gizlemiş! O adam da bugün karımın bunu benden sakladığına şahit olup aramızdaki açığı yakaladı. Şimdi de bana oradan saldıracak
    - Ne açığından bahsediyorsun sen? Meral ile senin aranda asla böyle bir şey olamaz. O adamın tek derdi sizi huzursuz etmek görmüyor musun?
    - Karıma uzanmaya çalışan o hadsiz ellerini koparmalıydım! Ama bu iki etti. İki etti!
    - Selim!

    Bana dikkatle bakarak "İçeride aileler var ve burada olanları onlara da yansıtmak istemiyorum. Sakinleşebilmem için artık bu konuyu konuşmayalım tamam mı?" dedikten sonra kızlara doğru yürümeye başladı. Ona yetiştiğimde de "Böyle tatsız bir ana şahit olmanızı hiç istemezdim. Sizi korkuttuysam çok özür dilerim" dedikten sonra kendisine bakamayan Meral'in elini tutup "Hadi içeriye girelim. Herkes yemeğe oturmak için bizi bekliyor olmalı" dedi. Onlar kapıya doğru giderken bende yan gözle Eylül'e baktım. O da olanlara şaşırmış gibiydi ve tek kelime etmeden Meral ve kardeşimin arkasından gidip eve girdi. Tabi bende bahçe korkuluğu olmadığım için etrafa şöyle bir göz gezdirdikten sonra içeriye geçtim. Sofra hazırdı ve kısa bir süre sonra da hep beraber o masanın etrafında toplandık. Babam ve dedem bir başta Meral'in anne ve babası diğer başta eee Meral kardeşim ve Kaan da yan yana oturunca bilin bakalım benim yanıma kim düştü. Tabi ki Eylül! Çok ballı olduğumu söylerler demek ki doğruymuş. Bir tarafıma o diğer tarafıma da Meral'in kardeşi Yağız oturdu. Eylül'ü bilmem ama yanımda olmasından dolayı benim keyfime diyecek yok.

    - Selim hadi oğlum gelin kızımızın evine dönüşü şerefine güzel bir konuşma yap bakalım
    - Estağfurullah dede aile büyüklerimiz buradayken bu konuşmayı yapmak bana düşmez. Siz buyurun lütfen
    - Peki madem öyle diyorsan öyle olsun. Efendim sizlerinde dikkatini çekmiş olacağı üzere biz Atahanlar olarak pek nadir kız evlat sahibi olduk. Bu yüzden gelinlerimiz ailemize adım attığı andan itibaren başımızın tacı olurlar. Selim ile Ahmet'in annesi Zülal'im de öyleydi. O da beni babasından ayrı koymadı. Nurlar içinde yatsın saygıda da sevgide de kusur etmedi. Bu karşılıklı anlayıştan ileri geliyor tabi. Sevgi verdik sevgi aldık çok şükür. Selim'imin ve Ahmet'imin biricik anneleri o en narin haliyle bile ailemizi eksiksiz olarak hep bir arada tutmayı başarabilecek güçte bir kadındı. Görüyorum ki Meral kızım da öyle. Ailemize girdiği andan beridir nasıl yaptı nasıl etti bilmiyorum ama bizi yeniden kenetlemeyi başardı. Onca yıllık küskünlüğün bile son bulmasını sağladı ya beni en çok mutlu eden de bu oldu. Yoksa bu iki inatçıya kalsaydı bir on yıl daha şu sofrada bir ağız tadıyla oturmak nasip olmazdı. Bu lafımın kimlere gittiği sahiplerince anlaşıldı değil mi çocuklar?

    Selim ile birbirimize bakıp aynı anda "Evet dede" dediğimizde herkesin yüzünde bir tebessüm oluştu. O herkes dediğim kısmın içinde bizde vardık. 11 yılın ardından Selim ile bu hale gelebildik ya gerçekten de bu şaşılacak bir şeydi. Dedemin sözleri de henüz bitmemişti. Meral'in elini tuttuktan sonra "Aramıza sağlıkla sıhhatle geri döndüğün için ne kadar sevinçliyim bilemezsin kızım. Allah seni Selim'imden de sevenlerinden de hiç ayırmasın inşallah. Çok sevin çok sayın birbirinizi de bize de mutluluğunuzu izlemek nasip olsun. Sen bizim kıymetlimizsin sakın bunu unutma. Artık sana en az ailen kadar değer verecek bir baban daha bir deden daha bir ağabeyin daha var. Kaan'ımız da en kaymaklısı tabi. Çok uzattım hepiniz acıktınız değil mi? Toparlıyorum hemen yaşlılığıma verin. Sözün özü yeni hayatına da ailemize de hoşgeldin kızım. Mutluluğunuz her daim sürsün bizde torunlarımızı kucaklayıp bu mutluluğa ortak olalım inşallah" deyip elini öptü. Meral de çok duygulandı ve hemen yerinden kalkıp teşekkür ederek dedemin boynuna sarıldı.

    Ailemiz adına hoş bir andı ve bu anı yüzündeki hoş gülümsemeyle izleyen biri daha vardı. Gözlerim Eylül'e doğru gittiğinde dedeme ve Meral'e o kadar güzel bakıyordu ki sanki o sahnenin içinde kaybolup gitmiş gibiydi. Belki de yaşananlar o kadar hoşuna gitti ki imrendi. Şeytan diyor hazır dedem gerekli hipnotize işlemlerini o tatlı diliyle tamamlamış ortamda duygusal bas evlenme teklifini al ahu gözlüden eveti! Ama aynı şeytan aynı zamanda "Ne evlenmesi Ahmet yavaaaş!" da diyor. Bu düşüncelerle birlikte dalmış bir halde yanımda oturan Eylül'e bakarken o da kendisine baktığımı fark etti ve "Yürü git işine doktor!" diye bas bas bağıran gözlerini saniyelik bir şekilde üzerime diktikten sonra peçetesini açıp önüne döndü. İyiki şeytana uyup ağzımı açmamışım yoksa beni önündeki et bıçağıyla kıtır kıtır keserdi herhalde...

    Yemek boyunca Eylül bir daha benim olduğum yöne hiç bakmadı. Yediğimden de bir şey anlamadım çünkü benim vaktim de bakışlarını kaçırmak istemediğim için ha baktı ha bakacak diye tetikte olarak geçti. Sonuç olumsuzdu. Ne baktı ne de tek çift laf etti. Bari ekmekliği ya da tuzluğu isteseydi de o güzel gözlerini yeniden görme şansı yakalasaydım. Ama olmadı işte. Sofradan kalktıktan bir süre sonra kahvelerimizle birlikte tatlı tabaklarımız geldi. Müberra hanımın ellerinden çıkan enfes nevzinenin yanı sıra bende gelirken dedemin en çok sevdiği tatlılardan biri olan ekmek kadayıfını getirmiştim. Bu tatlıyı seven biri daha varmış. Eylül'ü tabaklar gelir gelmez Meral'e sessizce "O tabağın içindeki vişneli ekmek kadayıfı mı? Çok severim hem de kaymaklı off! Şu an başka bir şey istesem olacakmış" derken duydum ve o anda da dedem farkında olmadan bana bir iyilik yaparak "Bu Ahmet de sevdiğim tek şey tatlı seçiminde başarılı olması. Hiç de unutmaz dedesinin ekmek kadayıfı sevdiğini hayta!" dedi. Eylül tatlıyı getirenin ben olduğumu duyunca o yüzündeki koca gülümsemeyi saklamaya çalıştı ama mutlu bir ifadeyle tatlısını çatalladığını gözlerimle gördüm. Aslan dedem! Sayesinde Eylül'den düzgün bir puan kapmayı başardım.

    Gecenin başlangıcı değil ama ilerleyişi ve noktalanışı güzeldi. Sadece yeni taburcu olmuş hastamızın artık dinlenmesi gerekiyordu. Herkes de bu konuda hem fikir olunca izin isteyip kalktık. Benim derdimse Eylül'ü kaçırmayıp giderken onu da evine bırakmayı teklif etmekti. Kapı önündeki vedalaşma sırasında gözüm üzerindeyken herkesle sarıldı ama tam benim olduğum yere doğru gelirken yüzüme anlık bir şekilde bakıp yarım ağızla da "Hoşçakal" dedikten sonra evden çıktı. Onunla değil el sıkışmak giderken hoşçakal bile diyemedim. Aramızda oluşan bu nedenini bir türlü anlayamadığım soğukluktan nefret ediyorum. Bunu düzeltmenin bir yolunu bulmam lazım. Yağız'ın refakatinde Meral'in ailesinin arabasına binen Eylül'ü izlerken dışarıdan nasıl görünüyordum bilmiyorum ama Meral yanıma gelip yüzünü buruşturarak "Hiç konuşamadınız mı?" diye sordu. Gece boyunca tek kelime bile edemedik maalesef. Neden böyle olduğunu anlayamamış gibi "Hayır konuşamadık. Bu aralar birbirimize sadece hoşçakal diyoruz" dedikten sonra kötü hissetsem de yine de gülümsemeye çalışıp Meral'e sarıldım ve "Sen boşver bunları da hadi uzanıp dinlen biraz sonra konuşuruz" dedim. Bana dediğimi yapacağını ve hemen dinlenmeye başlayacağını söylediği sırada yanımıza Selim de geldi. Onunla tartışmadan ya da birbirimize sert imalarda bulunmadan bir geceyi daha atlatmış olmamız ne güzel...

    - Geldiğin için teşekkür ederim. Her zaman bekleriz
    - Zevkle... Meral bundan sonra sana emanet Selim. İlaçlarını düzenli alsın sakın aksatmayın. Bugün de fazla hareket etmemiş olması sizi yanıltmasın aslında bir hayli yoruldu yatıp dinlensin biraz. Telefonum hep açık olacak bir şey olursa ararsınız. Sende Selim'in sözünü dinle olur mu Meral?
    - Aklın burada kalmasın Ahmet ağabey
    - Güzel. İyi akşamlar o zaman
    - İyi akşamlar

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    Tekin ailesi tarafından eve bırakıldıktan sonra kapıyı anahtarımla açıp içeriye girdim. Doktorun ve o civelek hatunun konuşması da ne kulaklarımdan ne de gözlerimin önünden bir türlü gitmedi. Halbuki banane onlardan! Ne halt yerlerse yesinler tasası bana kalmadı ya sonuçta! Ceketimi çıkarıp yukarıya çıkarken bizimkilerin seslenişiyle salonun kapısına yaklaşıp bitkin bir halde "Yenilen darbelere rağmen hala ayakta durmaya devam edenler ******nün üyelerine en derin sevgi ve saygılarımla" diyerek içeriye baktım. Bu tavrım Ela'nın da Tolga'nın da gülümsemesine yol açtı. Onların gülüşünün bana da sirayet etmesi gecikmedi. En azından kendimize hala gülebilecek bir neden yaratabiliyoruz.

    - Gelsene Eylül
    - Yok Ela biraz yorgunum odaya çıkıp dinleneceğim
    - Gece nasıldı?
    - Türk dizilerinin sezon finali verdikten sonra yayınlanan ilk bölümü gibi
    - O da ne demek?
    - Boşver konuşuruz sonra...
    - Sonra değil şimdi konuşalım. Tolgacığım sen Rüya'nın yanındasın değil mi?
    - Evet canım hadi siz gidin. Bizde kızımla birlikte masallar diyarında küçük bir gezintiye çıkalım
    - Sizi seviyorum
    - Bizde seni seviyoruz

    Onların o aşık hallerine çatlaya patlaya bakıp "Çok gıcıksınız!" dediğimde yeniden gülmeye başladılar. Ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da bende güldüm tabi. Ela kızını ve Tolga'yı öperek yanıma geldikten sonra bende Tolga'ya iyi akşamlar dileyip onunla birlikte odaya çıktım. Çantamı bırakıp ceketimi çıkarırken Ela da yatağa oturup "Hadi anlat" dedi. Ne anlatayım ki şimdi? Dalgın bir halde düşüne düşüne yanına yaklaşıp kendimi yatağa bıraktıktan sonra doktoru kastederek "Pişkiiiin!" dedim. Ela'nın şaşkın bakışlarını görünce de bunu sesli olarak söylediğimi anlayıp "Sana demedim" dedim ama kızın bakışları haklı olarak kime dedin o zaman der gibi bana döndü. Ikındım sıkındım ama sonunda konuşmazsam patlayacağımı anlayıp bir avazda "Kim olacak Ela? Yanı başımda utanmadan şu Derya denen bayan sağ kolla cilveleşen doktor işte!" deyiverdim. Oh be!

    - Eylül?
    - Kıskanmadım Ela sakın beni bu yönde sıkıştırma
    - Onu sormayacaktım ama sorsaydım cevabının ne olacağını da öğrenmiş oldum
    - Kıskanmadım diyorum!
    - Tamam bende bir şey demedim
    - İma ettin
    - İyi tamam ben ima ettim sende bunun doğruluğunu kanıtladın oldu mu?
    - Oldu... Hayır olmadı! Ben hiçbir şey doğrulamadım
    - O zaman neden o ikisinin bu kadar yakın olması asabını bozdu?
    - Ne münasebet!
    - Bozmadı mı?

    Ela'nın sorusundan sonra ikisini düşündüm de gözlerimin önüne o koyu sohbetleri sırasında "Önüne dön!" babında doktor efendinin karın boşluğuna elimin tersiyle vurmamak için kendimi zor tuttuğum an geldi. Hayır yani ona karşı bir şey hissettiğimden falan değil kadına gıcığım ondan! Kaşlarımı çatmış dururken Ela'nın yanıma yanaştığını fark edemedim ama bana sarılıp "Neden direnmeye çalışıyorsun Eylül? Belli ki Ahmet beye karşı içinde bir şeyler oluşmaya başlamış. Bence bunu gözardı etmek yerine kendine bir şans daha vermelisin" deyince kendime gelip bende ona sarıldım. Onu bunu bilmem ama bir konuda direnmeyi bırakacağım galiba. O da hissettiklerimi ortaya koymakla ilgili olacak.

    - O şansı yine yanlış bir insan için kullanıp sonunda da "Aptalların önde gidenisin Eylül!" diye söylenerek kafamı oradan oraya vuracağım diye çok korkuyorum
    - Ahmet bey sana yanlış biri olduğunu mu düşündürüyor?
    - Bunu genel olarak söyledim. O ya da değil karşıma çıkan her kim olursa olsun hiçbir zaman emin olamayacakmışım gibi hissediyorum
    - O zaman sende emin olmanı sağlaması için karşına çıkacak olan adama bir fırsat tanı. Bırak o da kendi şansını denesin
    - Bunu şu haldeyken yaparsam ona haksızlık olmaz mı?
    - Ne haksızlık olmaz mı?
    - Kalbinde başka bir adam bulunan ve o adamı da halen öldürememiş olan bir kadına karşı şans denemesi yaptırmak
    - Kalbinde başka bir kadın bulunan ve o kadını da halen öldürememiş olan bir adamda belki özünde seri katil çıkar ve keskin nişancılığı sayesinde ikisini birden öldürüp kendi şansını kendi yaratır belli mi olur

    İkimizden birinin konuyu bu raddeye getireceği belliydi. Ciddi ciddi konuşurken muzurlaşan Ela'nın bu son söylediği konuyu unutup gülmeme neden oldu. Ona doktorun tanıtım gecesinde yaptığı aşk itirafından bahsetmiştim onu kastediyor olmalı. Ben gülünce doğal olarak Ela da gülmeye başladı. Aynı anda birbirimize omuz atıp "Bunu söylediğin sırada Tolga kapının önünden geçmiş olsaydı ne düşünürdü acaba? Yazık konuyu da bilmiyor kesin lohusa bunalımında seviye atladığını zannederdi" dediğimde Ela da bir yandan gülüp bir yandan da yüzünü ekşiterek "Beni göz hapsine alacağı kesin. Gerçi gözlerinin her daim üzerimde olması hiç de fena bir fikir değil. Sen bu detayı benden habersizmiş gibi Tolga'ya çıtlatsan mı acaba?" dedi. Bu söylediğine gülerken bir anda aklıma bambaşka bir şey geldi. Bunu onunla da paylaşmak istedim galiba...

    - Akşam gelirken vişneli ekmek kadayıfı almış
    - Tolga mı?
    - Hayır Tolga senden dolayı profiterolcü oldu biliyorsun. Ben doktoru diyorum
    - Bundan bir mana mı çıkarmalıyım?
    - Çok severim. Özellikle de vişnelisini ama o da öyle her zaman her yerde bulunmaz
    - Hmm... Keskin nişancılık konusunda bir sıkıntı yok yani
    - O tatlıyı sevdiğimi bilerek getirmedi ki
    - Bu çok daha iyi ya... Seninde bu yüzden hoşuna gitti bence
    - Bana babamın hafta sonları elinde bu tatlıyla eve geldiği zamanları hatırlattı. Sanırım o yüzden bu kadar çok seviyorum. Yani babamı hatırlattığı için...

    Konu hassaslaşınca Ela herhangi bir şey söylemeden sadece bana sarılmakla yetindi. Böyle anlarda neye ihtiyacım olduğunu anlayan bir arkadaşa sahip olduğum için çok şanslıyım. O an bende konuşmasını istemedim ve sohbetimiz bu şekilde noktalansın istedim. Öyle de oldu...

    ........::::::::__Ertesi Gün / Ahmet__::::::::........
    [​IMG]

    "Nihayet gelebildin Ahmet bende vazgeçtiğini düşünmeye başlamıştım"

    Derya Üstündağ tarafından önemli bir konu konuşmak üzere kahvaltıya davet edilmişken son anda gitmekten vazgeçer miyim hiç? Asla! Her şeyi geçtim merakım izin vermez. Tam saatinde gelemediğim için tavır yapacağını bildiğimden hazırlıklıydım. Elimdeki paketi "Gelirken aklıma senin o çok sevdiğin yulaflı kurabiyelerden almak geldi. Henüz fırından çıkmadıkları içinde biraz beklemek zorunda kaldım. Bence sırf bunun için bile el üstünde tutulmayı hak ediyorum" dedikten sonra bana içeriye girmemi işaret eden Derya'ya uzattım. Kapıdan geçtiğim sırada gülümsediğini de görmedim sanmasın.

    Derya kapıyı kapatırken bende ceketimi çıkarıp askıya astım ve burnuma gelen leziz kokunun yönlendirmesiyle mutfağa yöneldim. Derya da hemen ardımdaydı. Ocağın yanındaki renkli biberlerle ve çeşitli peynirlerle hazırlanmış omlet tabağına bakıp arkamı dönerek "Hiç göstermiyorsun biliyor musun?" dediğimde gözlerini kıstı ve bunu ne amaçla söylediğimi anlayamadığı için "Neyi?" diye sordu. Dumanı üstünde olan o harika kokulu tabağı elime alıp koklarken "Yemek konusunda bu kadar maharetli olduğunu" dedim. Bu defa belirgin bir şekilde gülümsedi.

    Söylediğim sözleri karşılıksız bırakarak "Hadi sen balkona geç bende kurabiyeleri bir tabağa koyup hemen geliyorum" dediğinde laf dinleyip mutfaktan balkona geçiş yapmayı sağlayan kapıdan çıktım. Kahvaltı masası da en az elimdeki tabak kadar şahaneydi. Bu ilgi alakayı neye borçluyum gerçekten merak ettim doğrusu. Omleti ortaya koyduktan sonra Derya'nın geldiğini görüp ona yardımcı olmak için elindeki tepsiyi aldım. Mesafeli ve bir o kadar da zarif bir tavırla teşekkür edip tepsideki tabağı ve çay fincanlarını masaya koyduktan sonra "Otur lütfen soğutmayalım" dedi. Sandalyesini tutup rahatça oturmasını sağladıktan sonra bende karşısına geçip oturdum. Derya da o esnada omleti bölüp tabaklarımıza paylaştırıyordu. Onu izlerken gülümsemeden edemedim.

    - Seni gülümseten şeyin ne olduğunu sorabilir miyim?
    - Beni aradığında önemli bir konuda konuşmak istediğini söylemiştin
    - Evet çünkü konuşmak istediğim konu benim için önemli
    - Sen bana evlenme mi teklif edeceksin Derya? Bu şairane sofrayı da sana hayır diyemeyeyim diye kurdun herhalde... Malum konu yemekse karnım doyana dek başımın ne tür bir belaya gireceğini umursamam
    - Sana evet dedirtmek için bu sofraya ihtiyacım olduğunu mu sanıyorsun?
    - Ahh siz kadınlar!
    - Ne olmuş bize?
    - Sana erkeklerle ilgili bir tiyo vereyim mi?
    - Dinliyorum
    - Eğer bir erkek çantada keklikmiş gibi görünüyorsa işte asıl tehlike o zaman başlamış demektir
    - Ne anlamda?
    - Zeki bir kadınsın bence ne anlamda olduğunu gayet iyi anladın. Tuzluğu uzatır mısın?
    [​IMG]

    Zeki bir kadın olduğunu söylemiştim. Yüzüme gerçekten de anlamış gibi bakmaya başladı. Sanki birazda bozuldu. Eskiden olsa bu ifade beni çok mutlu edebilirdi ama şimdi eski etkisini yitirmiş gibi. Yüzünde aslında merak ediyorum ama etmiyormuş gibi görünmeye çalışıyorum ifadesiyle tuzluğu alıp "Aklında biri mi var yoksa?" diye sorarak bana doğru uzattı. İlgilenmemeye devam ediyormuş gibi tabağındaki domatese yönelip onu hunharca kesmeye başlarken de cevap vermemi beklemeden "Gerçi senin aklında hep birileri vardır zaten neden soruyorsam..." dedi. Böyle bir şey söylemesini gerçekten beklememiştim. Önümde duran leziz omlete odaklanmasını beklediğim gözlerim bu dediğini duyar duymaz doğal olarak Derya'ya kilitlendi. O da çatalına aldığı domatesi ağzına atıp bana dik dik bakarak çiğnemeye başladı. Neden böyle davranıyor anlayamadım.

    - Hep birileri vardır derken...
    - Neden şaşırdın? Ne yani şu an düşündüğün biri ya da birileri yok mu?

    Nereye çekersen oraya gidebilecek orta yollu bir şey söylemeye niyetlenirken bir an aklıma Eylül gelince bu konuda renksiz kalmamın ona haksızlık olacağını düşündüm. Evet eskiden aklımda birkaç kişi aynı anda gündem oluşturabiliyordu ama şu an aklımı meşgul eden tek biri var. Aramızda yaşanan sessizlik sırasında hiç laf kalabalığı yapmadan dosdoğru bir şekilde "İnkar edemeyeceğim biri var diyelim" dediğimde Derya da çatalını bırakıp çayını yudumladıktan sonra bana ters ters bakarak "Umarım bu kişi Eylül Acar değildir" dedi. Eylül'ün adını verince şaşırmadığımı söyleyemem. Tamam aralarında bir sürtüşme yaşandığı için birbirlerinden pek de haz etmiyor olabilirler ama Derya'nın aklımdaki kişiyle ilgili direkt onu işaret etmesi bana biraz enteresan geldi. Bu kadar mı belli oluyordu yani...

    - Umarım değildir demendeki sebep ne?
    - Onunla epey uğraşacağım da arada kalmanı istemem
    - Uğraşmakla neyi kastediyorsun?
    - Sen filmin bile sonu söylenince aylarca başa kakan insansın Ahmet şimdi bunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?
    - Ne yapacaksın Derya?
    - Bende sana kadınlarla ilgili bir tiyo vereyim mi?

    Söyleyeceği şeyin hoşuma gitmeyeceğinden adım gibi eminim. Keyfim kaçmış bir halde çenemi ovuştururken Derya da "Sessiz kaldığına göre bu dinliyorum demek oluyor herhalde" dedikten sonra gayet rahat bir tavırla yağ bıçağını eline alıp keskin yerine dokunarak "Eğer iki kadın karşılıklı olarak kılıçlarını çektilerse sakın iyi niyet elçiliğine soyunup o savaşın ortasında kendine bir yer edinmeye çalışma. Bırak kazanan zaferini kaybeden de hezimetini sonuna kadar yaşasın" dedi. Evet başta da belirttiğim gibi söylediği şey hoşuma gitmedi. Derya'yı her şeye rağmen severim. Bendeki yeri de çok ayrıdır ama sebep ne olursa olsun Eylül'e bir zarar vermesine müsaade edemem. Gözlerimizi tek bir saniye bile çekmeden birbirimize bakarken "Merak etme o savaşın ortasında kalırsam iyi niyet elçiliğine soyunmam. Emin ol tarafım alenen belli olur" dediğimde alaycı bir tavırla gülümseyip "Bunun onu kurtaracağını sanmıyorsun herhalde" dedi. Buraya gelirken aramızda böyle bir konuşma yaşanacağını gerçekten düşünmemiştim. Hatta Eylül ile bu denli ters düşmüş olabildiklerini de tahmin etmiyordum.

    - Bu kadar gerilme Ahmet sonuçta sadece karşılıklı olarak biraz didişip eğleneceğiz o kadar
    - Nedense söylediklerin kulağa hiçte eğlenceli gelmiyor
    - Sende biliyorsun ki ben iddialı konuşmayı severim. Telaş yapma zaten onunla boğaz boğaza gelip canına kastedecek halim yok. O çatallı diline hakim olmayı öğrensin bana yeter
    - Eylül ile aranızdaki sorun tam olarak ne? Seni Emir ile görüşüp anlaşırken gördüğü için mi bu öfke?
    - Efendim?
    - Aslında bu konuları konuşmayı hiç istemiyorum ama yaşananları da görmezlikten gelemem. Tanıtım gecesi sizi terasta çek alıp verirken gören o olduğu için Eylül'e kızgın olabilirsin ama sende hiç masum değilsin Derya

    Renginin atmasına sebep olduğum için üzgünüm ama durum da bundan ibaretti. Derya huzursuz bir halde elini kolunu nereye koyacağını şaşırırken bir yandan da "Selim beni onun gammazcılığı yüzünden mi kovdu yani?" deyince bunu bilmediği ve benden öğrendiği için biraz canım sıkıldı doğrusu. Hay aksi! Şimdi Eylül'e daha çok düşman olacak. Hem de benim yüzümden...

    - Selim seni Eylül'ün yüzünden değil Emir ile yaptığın işbirliği yüzünden şirketten uzaklaştırdı. Bunun için ikisini de suçlayamazsın
    - Ben Selim'e ihanet etmedim
    - Ama sana uzatılan çeki alarak Selim'e karşı o adamın yanında durmayı kabul ettin
    - Sende Selim gibi yanılıyorsun
    - Bu yanılgıyı düzeltmek senin elinde
    - Ben... Ben sadece Emir'in yanındaymışım gibi gözüküyorum

    Derya'yı hiç bu kadar ne yapacağını bilemez bir halde görmemiştim. Paniklediğini gözlerimle görebiliyorum. Onu dikkatle izlerken "Ne demek bu?" diye sorduğumda birkaç saniye düşünüp sonra da bana "Selim'e karşı bir hamle yapacağını hissetmiştim ve yanında gibi görünüp güvenini kazanırsam bunun önüne geçebilirim gibi geldi. Ben yıllarca Atahanlarla çalıştım ve gecemi gündüzüme katarak Selim kadar olmasa da yine de o markaya emek verdim. Şimdi nasıl olur da size karşı o adamın yanında olurum. Buna gerçekten de inanıyor musun Ahmet?" dedi. Sırtımı sandalyeye yaslayıp Derya'ya pür dikkat bakarken nedense bana yalan söylediğini hissettim. Onu uzun süredir tanıyorum ve benim bildiğim Derya eğer bu söylediklerinde gerçekten dürüstse karşımda böyle kıvrım kıvrım kıvranmazdı. Ne yapmaya çalışıyor bilmiyorum ama onun bu küçük oyununa katılırsam bunu öğrenebilirim gibi geliyor.

    - Neden bunu Selim'e de söylemedin? O da senin kendisine ihanet ettiğini sanıyor
    - Beni konuşturmadı ki
    - Israr edebilirdin
    - Ettim ama kardeşin o sırada bana şirket kapısını göstermekle meşguldü
    - Peki Emir... Ne yapmayı planlıyor?
    - Benden Selim'in piyasaya sürmeye hazırlandığı EsirEt parfümünün içeriğini istedi. O olmazsa İki Hayal Tek Bir Şişede'nin serisi bozulur biliyorsun. Ayrıca Selim'in o kadar kısa bir sürede seriyi tamamlayacak yeni bir parfüm yaratması da çok zor
    - İçeriği alınca ne yapacak?
    - Atahanlardan hemen önce EsirEt'i kendi markasıyla piyasaya sürüp Selim'i de kendi parfümünün içeriğini çalmakla itham edecek. Bunu yaparsa Selim hem ihtişamlı bir şekilde tanıtımını yaptığı o seriyi geri çekmek zorunda kalır hem de itibari zedelenir
    - Aşağılık herif! Hiç değişmemiş
    - Merak etme ben bunu yapmasına zaten izin vermeyeceğim
    - Nasıl?
    - Ona EsirEt'in yerine başka bir parfümün içeriğini vereceğim. Tabi öncesinde bunu yapabilmem için bana güvenmesi şart yoksa tedbir alır ve beni bu işin dışında tutar
    - Artık şirkette çalışmıyorsun. İçeriği nasıl alabilirsin ki zaten?
    - Emir şirkette adamım olduğunu sanıyor
    - Var mı?
    - Ahmet bu da soru mu? Elbette yok ama Emir'e olduğunu söyledim
    - Peki seninle konuşmamış olsaydık da bu söylediklerini yapacak mıydın?
    - Tabi ki yapacaktım. Aramızda ne geçerse geçsin ben Selim'e arkamı dönemem. Aslında seni de buraya çağırma sebebim hemen hemen buydu. Selim ile konuşup bana karşı biraz olsun yumuşamasını sağlar mısın?
    - Ben mi?
    - Gördüğüm kadarıyla aranız düzelmeye başlamış belki bana da yardımcı olabilirsin
    - Derya ben Selim'in şirketle alakalı hiçbir kararına karışmam
    - Ben aile dostunuz değil miydim? Ne zamandan beri şirketle alakalı verilmesi gereken bir karar oldum?

    Bu konuşma kafamı çok karıştırdı. Halen bana Emir konusunda yalan söylediğini düşünüyorum ama ya doğruyu söylüyorsa ne olacak? Ya gerçekten bizi satmıyor sadece korumaya çalışıyorsa? Düşüncelere daldığım sırada Derya uzanıp elimi sıkıcı tuttu ve gözlerime yalvarıyormuş gibi bakıp "Bunu benim için yapar mısın? Selim ile konuşur musun Ahmet?" diye sordu. Bu çaresiz bakışı onun yüzünde ilk defa gördüğümü belirtmem gerek. Beni şaşırtmaya devam ediyorsun Derya Üstündağ! Elbette konuşacağım ama kardeşimin kararını etkileyici tarzda değil. Durumu bilip kendisini güvenceye alsın yeter. Başımı konuşacağımı belli edercesine sallarken Derya da yerinden kalktı ve yanıma gelerek "Sen gerçek bir dostsun Ahmet! İyiki hayatımdasın" dedikten sonra yanağımdan öpüp boynuma sarıldı. Bence şu an Derya bana sarılmıyor. Dedemin de söylediği gibi nöbete çok kalıyorum ve kesinlikle ayıkken de rüya görüyorum. Bu da Derya ile alakalı gördüğüm bir rüya olmalı. Derya geri çekildikten sonra çayımı tazeleyeceğini söyleyerek fincanımı aldı ve bende tek kelime edemeden ardından bakıp kaldım. Benim için gerçekten enteresan bir sabah oldu.

    ........::::::::_______::::::::........

    - Her şey harikaydı ellerine sağlık
    - Afiyet olsun. Kahvelerimizi burada mı içelim yoksa içeriye mi geçelim?
    - Aslında ben artık kalkayım Derya
    - Neden bu kadar çabuk kalkıyorsun?
    - Selim'in yanına gitmem lazım. Birlikte Meral'e tedavisinin bundan sonraki aşamaları hakkında bilgi vermemiz gerekiyor
    - Her şey yolunda mı peki? Umarım sağlığıyla alakalı herhangi bir sorun yoktur
    - Şimdilik endişe edilecek bir durum yok. Bu tamamen tamamlayıcı bir tedavi
    - Buna sevindim. O zaman vakit ayırıp geldiğin için teşekkür ederim
    - Rica ederim asıl ben teşekkür ederim
    - Bu defa arayı bu kadar çok açmayalım olur mu? Seninle aramda mesafe olsun istemiyorum

    Konuşurken aynı anda da mutfaktan çıkıp koridora geldik. Bu son söylediği şeyden sonra Derya'ya dikkatle bakıp "O mesafeyi yaratan sensin unutma" dediğimde o da askıdan ceketimi alıp bana uzatarak "Tamam o halde kapatması gereken kişide benim" dedi. İkimizde birbirimize bakıp tebessüm ettik. Ceketi elinden aldıktan sonra "Hoşçakal Derya" diyerek onu öpmek için uzandım ama tam yanağına masum bir hoşçakal öpücüğü konduruyordum ki Derya bunu yapacağımı anlamasına rağmen başını bana doğru döndürdü ve bizde o anla birlikte dudak dudağa geldik. Yalan söyleyemem bu uzun zamandır olmasını beklediğim bir andı ve bunun için çaba bile göstermeme gerek kalmamıştı.

    Bu beklenmedik yakınlaşma sonucunda aklımdan Derya ile ilgili hissettiğim şeyler geçerken birbirimizi öpmemize saniyeler kala bir şey beni kendime getirdi. Bir tokattı belki de. Sanki o tokadın sahibi "Ona dokunursan öldürürüm seni doktor!" diyor gibiydi. Sonra ne mi oldu? Tabiki de onu öpmedim. Gerçi bunu yapsam yani Derya'yı öpsem sanki ters bir tepki de almayacakmışım gibiydi. Ne kızacak ne de geri çekilecek bir tavrı yoktu. Beni yine şaşırttı. Bunu yapmasının şaşkınlığını yaşayarak kendimi geri çekerken Derya da bozulsa da yine de gözlerimin içine bakarak "Hoşçakal Ahmet" dedi. Aramızda tuhaf bir durum cereyan ettiğinin farkındayım ama bunu olmamış var sayıp buradan hemen gitmemin yerinde bir davranış olacağını düşünüyorum. Öyle de yaptım. Kapıdan çıkıp "Sonra görüşürüz" dedikten sonra asansöre doğru yürüyüp butona bastım. Kata gelince de son bir bakışın ardından tebessüm etmeye çalışarak asansöre geçtim. Aşağıya iniyorum ama kafam allak bullak oldu. Kendi kendime "Neden şimdi Derya?" diye sormadan edemiyorum.

    [​IMG]

    ........::::::::__Derya__::::::::........

    Bu da neydi şimdi? Aklımı kaçırmış olmalıyım çünkü az önce yaşanan şeyin başka bir açıklaması olamaz. Kahretsin! İlk defa kendimi kontrol etmeyi bırakıp anın içinde kayboldum ve onda da az kalsın Ahmet'i öpüyordum. Bunu gerçekten de istediğime inanamıyorum! Benim ona karşı hiçbir duygum yok ki! Yıllardır birbirimize takılır dururuz. Özellikle Ahmet'in ilgisi her daim üzerimde olmasına rağmen onunla ilgili hiçbir düşüncem olmadı benim! Ama neden şimdi... Ah saçmalık bu!

    Ayrıca şu an tek sorun o da değil. Ahmet'e anlatmak zorunda kaldığım şeylerden sonra Emir'i arayıp ona planda küçük bir değişikliğe gitmek zorunda olduğumuzu söylemeliyim. Aslında düşünüyorum da kendimi bu işten kârlı bir şekilde sıyırırken aynı anda benim kim olduğumu unutan o asistan bozuntusuna da haddini bildirebilirim. Bakalım beni tanıtım gecesi düşürdüğü konuma kendisi de düşünce benim kadar dik durmayı başarabilecek mi! Haah! Bir de o çatal dilli kız var tabi. Eylül Acar! Demek Meral bana diklenirken o yüzden kendinden bu kadar emindi. O kız ona gördüklerini anlatıp üstüme salmış olmalı. İkisine de Derya Üstündağ ile uğraşmak neymiş göstereceğim!

    - Derya?
    - Emir konuşmamız gerek
    - Hangi konuda?
    - Az önce Ahmet Atahan buradaydı ve ben ona her şeyi anlatmak zorunda kaldım
    - Her şey?
    - Benden parfümün içeriğini istediğinle alakalı aklına gelebilecek her şey...
    - Bunu nasıl yaparsın? Bir anlaşmamız vardı unuttun galiba!
    - Deşifre olduğum için anlatmaya mecbur kaldım ama endişelenme çünkü benim aklıma çok daha iyi bir fikir geldi. Hem de kendimi sütten çıkmış ak kaşık kadar iyi gösterebileceğim bir fikir
    - Neymiş o?
    - Sonuçta senin derdin o parfümden çok Selim öyle değil mi?
    - Aklında ne var Derya?
    - Benim derdimin de Selim değil Meral olduğunu biliyorsun
    - Sen ne demeye çalışıyorsun?
    - Plan aynı şekilde işleyecek ama sana o içeriği ben değil Meral Atahan kendi elleriyle verecek. Böylece sen bu ihaneti karısının yapmasına neden olup Selim'i can evinden vururken bende o küstah kıza haddini bildirmiş olacağım. Bakalım beni şirketinden kovan adam daha büyük bir hainliğe imza atan karısına da aynı tavrı gösterebilecek mi?
    - Meral hanım böyle bir şey yapabilecek birine benzemiyor
    - Evet yapamaz ama biz yapmasını sağlayacağız
    - Nasıl olacak o?
    - Tereyağından kıl çeker gibi olacak Emir
    - Senden korkulur Derya
    - Bunu bilmen emin ol ki senin için bir artı
    - Bu bir gözdağı mı?
    - Artık nasıl kabul edersen...

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları

     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  17. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    İtiraf etmem gerekir ki Derya'nın yanından ayrıldığımda sersemlemiş bir haldeydim. Eylül ile alakalı söylediği can sıkıcı şeyler bir yana tam çıkarken aramızda cereyan eden o beklenmedik sahne gerçekten hiç de ummadığım bir şeydi. Kardeşimin evine doğru giderken yol boyunca kendime tekrar ve de tekrar neden şimdi diye sorup durdum. Derya ile uzun yıllardır tanışıyoruz ve bugüne bugün yaptığım hiçbir kur karşısında bana böyle bir karşılık vermemişti ama şimdi konuştuğumuz onca şeyden sonra o tanıdığım Derya gitti karşıma yepyeni bir Derya geldi. Tanıyamadığım ve aklından neler geçtiğini anlayamadığım bir Derya...

    Düşünürken hangi ara geldim bilmiyorum ama kendimi sanki ışınlanmışım gibi kardeşimin evinin önünde buldum. Arabayı park edip dışarıya çıktığımda bahçeden de cıvıl cıvıl sesler geliyordu. Sesleri dinleyerek ağır adımlarla bahçe kapısına doğru yaklaşırken kardeşimi Kaan ve Meral ile birlikte bahçede sıkı fıkı bir halde gördüm. Yüzlerindeki o koca gülümsemeyle birbirlerine meyve yediriyorlardı. Bu sahneye şahit olmak zihnen bütün yorgunluğumu silip götürdü diyebilirim. Kardeşim Kaan ile ilgilenirken gözleri ışıldayan Meral de onu elleriyle besliyordu. İşte başından beri görmek istediğimiz karelerde bunlardı. Bu mutlu aile tablosuna uzaktan bakarken içimi anlam veremediğim bir huzur kapladı. Doktor olduğumdan bu yana birçok zorlu hastalıkla boğuşan hastayla karşı karşıya geldim. Yaşadığım kayıplar çok değildi ancak maalesef verdikleri savaşı kazanamayanlarda oldu elbet... ama bu kızı hayata geri döndürmek bırakın kariyerimi hayatıma damgasını vurdu. Ameliyat sırasında tam kanamayı kontrol altına almışken ansızın kalbi durduğunda yaşadığım hissi kelimelerle anlatamam. O duran kalp artık sadece Meral'e ait değildi. O kalp aynı zamanda kardeşimin de kalbiydi. Hem Meral'in hem de kardeşimin hayatını ellerimde tutarken tek düşünebildiğim şey onu yeniden hayata geri döndürmek zorunda olduğumdu. Meral'e henüz bitti demediğim konusundaki haykırışlarım kulaklarımdan hiçbir zaman silinmeyecek. Tabi kalbi atmaya başlayıp geri döndüğünde yaşadığım mutlulukta...

    Bu güzel anı bozmayı hiç istemesem de dedemin deyimiyle orada yalı kazığı gibi durmamak için birkaç adım daha yaklaşıp "Güzel bir kare" dedim. Sesimi duyup bana doğru baktıklarında ilk tepki Meral'den geldi ve bana sanki bu anı daha önceden de yaşamış gibi şaşkınca bakarak "Bu karenin mimarı sensin biliyorsun değil mi?" dedi. O hayata bu kadar bağlı olmasaydı ben ne yapabilirdim ki. Herhangi bir şey söylemeden sadece gülümserken o sessizlik içinde Kaan koşturarak gelip kucağıma atladı. Birbirimizi öptükten sonra ona şöyle bir bakıp "Nasılsın yakışıklı?" dediğimde ise hiç de beklemediğim bir cevap aldım çünkü küçük bey bana daha dakika bir gol bir "İyiyim amca. Oyun oynayalım mı?" diye sordu. Bu ne acele? Dedem olsa kesin "Dur bakalım küçük Atahan yangından mal mı kaçırıyorsun? Önce oturt bir soluklansın bu hayta sonra canına istediğin gibi okursun" derdi. Dedemi de çok andım fırçalarını özledim galiba. Tabi o burada olmadığına göre devreye "Dur oğlum amcan daha yeni geldi değil mi? Biraz dinlensin oynayıp oynamayacağını öyle sorarsın" diyen Selim girdi. Kaan uyumlu ve laf dinleyen bir çocuk olduğu için bunun üzerine kucağımdan inip güle oynaya Meral'in kendisine doğru uzattığı üzümü yemeğe gitti. İkisine bakıyorum da gerçek bir anne oğul gibi olmuşlar. Selim ne kadar şanslı olduğunun farkındadır herhalde...

    Onlara bakarken Selim'in "Hoşgeldin otursana" demesiyle kaçmak için hamle yapan Kaan'ı hızla yanıma çekip saçlarını karıştırarak "Nasılsın Meral? Gerçi çok iyi göründüğünü söylemem gerek. Selim söz verdiği gibi sana çok iyi bakıyor galiba" dedikten sonra karşılarına oturdum. Meral'in cevabı beni hiç de şaşırtmadı doğrusu. Selim ile birbirlerine sevgiyle bakarken bana da "Beni gözünden bile sakınıyor. Çok şanslı bir kadınım" deyince bende onları biraz burukça izleyip "İnsanı imrendiriyorsunuz" dedim. Meral'in bu söylediğimi kullanıp beni Eylül konusunda sıkıştırması da gecikmedi.

    - Bu halimize imreniyorsan ve en önemlisi de o daha önceden konuştuğumuz konu hakkında netsen belki sende birilerine bir adım atmalısındır Ahmet ağabey
    - Güzel diyorsun hoş diyorsun da sen önüne açılan uçurumu göre göre yine de bir adım atar mıydın Meral?
    - Kesin konuşamam ama atmak gerektiğini biliyorum. Belli mi olur belki de ulaşmaya çalıştığın kişi tam düşerken elini tutup yanına çeker seni
    - Çeker mi dersin?
    - Denemeye değmez mi?
    - Baba?
    - Efendim oğlum?
    - Annemle amcam şifreli konuşuyor değil mi?
    - Evet sanırım öyle
    - Peki ben gidip oyun oynayabilir miyim?
    - Durduğun kabahat. Hadi fırla!

    Kaan koştura koştura gidip topunu alırken bizde bu vesileyle daha açık koşmaya başladık. Meral gayet iyi niyetlerle "Ahmet ağabey Eylül'ü arayıp onu da buraya çağırmamı ister misin? Beraber birkaç saat keyifli vakit geçirirsek belki aranızdaki uçurum da bu vesileyle biraz olsun kapanır" deyince onu görme isteğim öyle baskın geldi ki bir an oturduğum yerden fırlayıp ben gider alırım diyecek gibi oldum. Kendimi son anda durdurmasam bunu yapacaktım da ama Eylül'ün beni görmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Belki de onun bana iyi geldiği gibi ben ona iyi gelmiyorumdur. Bana daha önce böyle tepki veren bir kadınla hiç karşı karşıya kalmamıştım. Bazen ona bakarken aramızda gerçekten güzel bir şeyler olduğunu hissediyorum ama o benim aksime sanki bunu hisseder hissetmez önüme kalın bir perde çekiyor. Bunu neden yapıyor gerçekten anlayamıyorum. Belki de beni sadece Meral'in doktoru ya da herhangi bir arkadaşı gibi gördüğü için hastanede söylediğim sözlerden rahatsız olmuştur. Ama düşünüyorum da ben onunla sadece arkadaş olmakla yetinmek istemiyorum galiba. Aramızda daha özel şeyler yaşansın ve birbirimize de Meral ile Selim'in birbirlerine baktığı gibi bakalım istiyorum. Meral'in teklifini düşünürken önümdeki tabaktan aldığım üzümü evirip çevirip "Yok Meral böyle bir şey yapmayalım zaten etrafında olduğumda geriliyor. Biraz zaman geçsin bakalım" dedikten sonra ağzıma attım.

    "Amca! Baba! Hadi gelin oynayalım ne olur!"

    Kaan'ın seslenişi hepimizin dikkatini ona yöneltti. Aslında ben oynarım da babası buna yanaşır mı pek emin değilim. Bu noktada Meral devreye girdi ve ikimize de emrivaki yaparak "Bence küçük bir çocuğun o minicik kalbini kırmamalısınız. Özellikle de sen babası..." dedi. Son kısımdaki ekleme gayet yerindeydi. O da biliyor tabi eşinin ne katır inatlı bir adam olduğunu. Galiba başarılı da oldu. Selim tek kelime etmeden saatini çıkarınca bende tebessüm ederek önce saatimi sonra da ceketimi çıkarıp sandalyenin arkasına astım. Selim'in yaptığı emrivaki karşısında Meral'e attığı bakışı görünce de onları yalnız bırakıp keyifli bir şekilde Kaan'ın yanına doğru yürümeye başladım. Gider gitmez de Kaan'ın "Amca tut!" diyerek attığı topu havada yakalayıp bulunduğum yerden basket potasına bir üçlük attım. Kaan da olduğu yerde duramayıp "Bende bende!" diye bağırıp duruyordu. Böyle yapacağını biliyordum. Babası gelip omzuna aldığı gibi potaya doğru gidince bende topu alıp onlara pas verdim ve Kaan Atahan yakaladığı topu potayla buluşturmanın sevincini yaşamaya başladı. O andan itibaren de hızlı bir şekilde oyun ruhuna giriş yaptık. Meral'in deyimiyle Atahansporu tutabilene aşk olsun.

    Yaklaşık yarım saat kırk dakika kadar bahçede kan ter içinde kıran kırana bir maç yaptık. Kan ter içinde diyorum çünkü küçük bey bir benim omuzlarıma bir babasının omuzlarına geçip bizi helak etti. Tabi o attığı gülücükler her şeye değerdi. Oyunu kazanan da Kaan gibi görünebilir ama bizde Selim ile fena değildik doğrusu. Sonunda iki kardeş olarak sorunlarımızı unutarak gerçekten eğlenmeyi başardık. Aramızın yavaş yavaş düzeliyor olması beni son derece mutlu ediyor ve ben zaman geçtikçe daha da iyi olacağına inanıyorum. Orada bulunduğum anlar hep bu kadar keyifli geçmedi tabi. Buraya asıl gelme amacımı açıklamak için Selim'in bir bahaneyle Kaan'ı içeriye göndermesini bekledik. Sonrası biraz sıkıntılıydı çünkü Meral'i telaşlandırmadan ona uygun bir dille ameliyatın ardından kemoterapi ve belki de radyoterapi görmesi gerektiğini anlattım. Onunla daha önceden bunları konuşma fırsatımız olmamıştı çünkü ilk hedef onu yaşatabilmekti. Şimdi ise ikinci aşamaya geçmemiz gerekiyordu. Bunu beklemediği için önce korkuya kapıldı ama sonrada kabullendi çünkü onun için en iyisini istediğimizin farkında...

    - Çantam hazır baba!
    - Neden çanta hazırladın Kaan? Bir yere mi gidiyorsunuz?
    - Babam beni size bırakacaktı. Dedemi aramıştım sana söylemedi mi?
    - Dedenle konuşmadık ki
    - Neden küs müsünüz?
    - Hayır küs değiliz. Konuşamadık çünkü ben buraya evden gelmiyorum
    - Nereden geliyorsun?
    - Bir arkadaşımla kahvaltıdaydım
    - Hangi arkadaşınla?

    Küçük beye bak sen resmen boyundan büyük amcasını sıkıştırıyor. Şimdi Derya'nın evinde kahvaltıdaydım desem Selim'in de Meral'in de keyfi kaçacak hatta belki de onca şeyden sonra neden böyle bir şey yaptığımı haklı olarak sorgulayacaklar. Bu yüzden Kaan'ın bu kahvaltı mevzusunu fazla kurcalamasına izin vermeden onu ölümüne gıdıklayarak "Sen beni sorguya mı çekiyorsun küçük dedektif!" dedikten sonra bir yandan da Selim'e bakıp "Ben buradan eve geçeceğim Selim eğer başka bir yere uğrama düşünceniz yoksa Kaan da benimle gelsin" dedim.

    Kabul ettiklerinde vedalaşıp bizim küçük beyle birlikte arabaya doğru gittik. Çantasını ön koltuğa alırken Kaan da hemen arka koltuğa geçip kemerini bağlayarak beni uslu uslu beklemeye başladı. Babası Selim olunca oğlu da böyle aklı fikri yerinde oluyor tabi. Selim de küçükken aynı Kaan gibiydi. Annemin ya da babamın koyduğu tüm kurallara eksiksiz uyardı ama ben hiç öyle değildim. Kurallar belirtilirken bile onları nasıl kendime göre esnetebilirim ya da bozarsam en fazla ne gibi bir azar işitebilirim onu düşünürdüm. Kısıtlamaya gelen biri hiçbir zaman olamadım. Önüme bir yasak konulduğunda onu bozmazsam içim rahat etmiyordu. Gerçi hala değişmiş değilim sadece kendimi biraz törpüledim o kadar. İlerde kız ya da erkek fark etmez bir çocuğum olduğunda onunda aynı bana benzeyeceğini düşünüyorum. Misal şu an arka koltukta Kaan gibi uslu uslu oturmak yerine büyük ihtimalle tepemden sarkıyor olacaklar ve ben gülüp onlara laf yetiştirirken anneleri de bizi susturmaya çalışıp rahat durmamızı tembihleyecek. Peki duracak mıyız? Tabi ki durmayacağız. Keyifli olacağına adım gibi eminim...


    ........::::::::__Ahmet / Birkaç Gün Sonra__::::::::........

    Eylülsüz geçen bir güne daha hızla hoşçakal deme dileğiyle! Ben bu kızı eskiden olduğu gibi bir daha nasıl göreceğim bilmiyorum. Gerçi görsem de benimle konuşmuyor hatta göz göre göre beni görmezden gelmeye çalışıyor. Acaba araya giren zaman onu bana karşı biraz olsun yumuşmayı başarmış mıdır? Aslında onu benden uzaklaştıran nedeni bir anlasam her şey daha kolay olacak gibi...

    Bugün Meral'i bundan sonra kendisiyle ilgilenecek olan doktoruyla tanıştırdım. Hastaneye Selim ile beraber gelmişlerdi. Meral doktorun yanındayken de kardeşimle biraz konuşma fırsatı elde ettim. Geldiklerinde bir telefon görüşmesi yapmıştı ve sonrasında belli etmemeye çalışsa da canı çok sıkılmıştı. Bunun da bir sebebi vardı. Önceden belirtmiş miydim hatırlamıyorum ama Kaan Selim'in öz oğlu değil. Yıllar önce yolları kesişmiş ve o günden beri de gerçek bir baba oğuldan farkları kalmamıştı. Kaan daha çok çok küçükken maalesef ki bir kaza sonucu ailesini kaybetmişti ve onu yanına almak isteyen bir akrabası olmayınca da bu hayatta tek başına kalmıştı. Ta ki karşısına Selim çıkana dek. O dönem her şey çok hızlı ilerledi ve bizim küçük bey Atahan soyadını alarak ailemizin değerli bir üyesi oldu. Gelişi Selim'in olduğu gibi hepimizin hayatını değiştirdi. Dedem büyük dede babam dede bende hayatımda ilk defa amca oldum. Açıkçası bundan da çok memnunum çünkü amca olmayı da bu küçük Atahan'ı da çok ama çok sevdim. Ancak şimdi bir sorun var çünkü Kaan'ın öz amcası olduğunu söyleyen biri çıktı ve onunla tanışmak istiyor. Bu da kardeşimi çok endişelendiriyor çünkü Kaan'ın bunu nasıl karşılayacağını bilmiyor. Şimdi de bu amca yarın ailesiyle birlikte buraya geliyor ve Selim de Kaan'ın isteği üzerine yarın akşam hep beraber olmamızı istiyor. Gideceğiz tabi ki...

    Hastaneden çıktıktan sonra Selim ve Meral ile birlikte onların evine gittim. Aslında yemeği dışarıda yemeği teklif edeceklermiş ama hastaneye gelirken Meral'in midesi biraz kötü olduğu için evde yemesinin daha uygun olacağı konusunda bir anlaşmaya vardık. Eve girdiğimizde de Müberra sultanımın mis gibi yemekleri buram buram bütün evi sarmıştı. Bu kokuya çocukluğumdan beri hastayımdır. İşimi gücümü oyunumu her şeyi bırakıp mutfağa koşardım o derece. Bu sebeptendir ki içeriye girip bu kokuyu hisseder hissetmez "Müberra sultanıma bizim eve geçmesi için transfer teklifinde bulunsam bana kızmazsınız değil mi?" diye sordum. Kabul etmeyeceklerini biliyorum ama yine de bir umuttur soruyorum işte. Meral'in gülümseyerek "Transfer sezonu kapalı ve hiçbir zamanda açılmayacak Ahmet ağabey" demesinin ardından hayal kırıklığına uğradığımı belli ede ede masaya geçtim ama bu keyifsizliğim fazla uzun sürmedi çünkü yemeklerin vahşi cazibesi beni hemen ele geçirdi.

    - Selim sen Ahmet ağabeye yarın akşam ki buluşmadan bahsettin mi?
    - Sen doktorun yanındayken biraz konuştuk
    - Kaan'ın öz amcası konusunda sen ne düşünüyorsun Ahmet ağabey?
    - Bence bir çocuğun sahip olabileceği en eğlenceli en zıpır amca
    - Nasıl yani? Sen Halit beyi tanıyor musun?
    - Ahmet öz amcanın kendisi olduğu konusunda ısrarcı yani eğlenceli ve zıpır derken kendisinden bahsediyordu. Kusura bakma zıpır dedim ama sen öyle tanımladığın için sırf kibarlık adına farklı bir şey söylemek istemedim
    - Problem değil rahat ol. Halit beyle telefonda dahi olsa birebir konuşmadığım için nasıl insanlarla karşılaşacağımız konusunda bir fikrim yok ama bir şekilde iletişim kurulabilecek insanlar olacağını düşünüyorum. Biz olması gerektiği gibi onları en iyi şekilde ağırlar güzel bir tanışma yaşanmasını sağlarız. Çok da sıkıntı yaratılacak bir durum değil bence
    - Aynen öyle

    Selim beni şaşırtıcı bir şekilde onaylayıp konuşmamız da o halde sonlanırken yanımıza Müberra sultan geldi ve "Ahmet oğlum biraz daha alsana sen Büberra sultanının kuru dolmasını çok severdin" dedi. Meral de bu Büberra muhabbetinden haberdar olmadığı için şaşkınca bize bakıp "Büberra mı?" diye sordu. Güzel bir hikayedir. Ne zaman aklıma gelse gülerim. Aynı şimdi de olduğu gibi...

    - Evet Meralciğim Büberra. Ahmet oğlumuz belli bir yaşa kadar adımı bir türlü söyleyemedi ama çok tatlı seslenirdi bana...
    - Gerçekten mi?
    - Evet doğru ama konuyu kapatabilir miyiz lütfen? Çocuklar bazen yanlış harfler kullanarak isim söyleyebilirler. Bende onlardan biriyim çok da önemli bir şey değil yani
    - O zamanlar da bunu konu etmemizden rahatsız olurdu
    - Müberra sultan sen daha fazla anlatma da ben o tencerenin hepsini yemeye razıyım
    - Hadi tamam sustum al bakalım. Selim oğlum sende çok seversin sana da vereyim mi?
    - Tamam hadi bende alayım. En küçüğünden olsun ama...
    - Yiyin tabi daha bir tencere var. Meral kızıma da koyalım
    - Teşekkür ederim. Bende en küçüklerden bir tane alayım ama siz de yiyin ne olur
    - Önce sizi bir doyurayım sonra bende doyarım
    - Olmaz öyle lütfen sizde oturun artık
    - İyi madem

    Bu konuşmanın üzerine o dönemleri düşünüp tabağımdaki dolmayı çatalımla keserken kardeşime ithafen "Küçükken nöbet tutarak tencereden dolma aşırdığımız günleri hatırlıyor musun Selim?" deyince tüm gözlerin hedefi oldum. Bunu da aramızda halen hafiften hafiften hissedilen mesafe yüzünden söylediğimi yadırgar gibi olunca fark ettim. Neyse ki Selim aramızdaki mesafenin hızla kaybolmasından şikayetçi değilmiş gibi gülümseyip "Hatırlıyorum tabi... Başlarda hep yakalanırdık" dedi. Yakalandığımız anlar belki o zamanlar değil ama şu an baktığımızda bir hayli komik sahneler yaşanmasına neden olduğu için hepimiz gülmeye başladık. Meral konuyu bilmiyordu ama yine de bize katılıp gülerek "Yakalanınca ne yapardınız?" diye sordu. Aslında yakalanınca ne yaptığımız değil de yakalanmadan önce neler olduğu daha önemliydi. Bir an o güne geri dönmek istedim. Düşünürken bile beni mutlu ediyordu çünkü...

    - Selim!
    - Ne oldu?
    - Hadi gel
    - Nereye?
    - Sorma işte gel
    - Olmaz annemin verdiği notları çalışıyorum yemek saatine kadar dersimi bitirmemi istedi. Kontrol edecekmiş
    - Bırak şimdi notları ben sana sonra yardım ederim. Bu çok daha önemli
    - Daha mı önemli? İyi tamam geliyorum

    -*-

    - Ahmet niçin mutfağa gidiyoruz? Önemli demiştin tüp mü patladı yoksa?
    - Hayır tüp püp patlamadı. Büberra sultan dolma yapmış
    - Büberra değil Müberra
    - Tamam işte Büberra
    - Off Ahmet! Önemli dediğin şey bu muydu? Söyleseydin zaten verirlerdi
    - Sorduk herhalde yeni pişmiş çok kaynak diye vermiyorlar
    - Herkes gibi sende yemek saatine kadar bekle o zaman
    - Bekleyemem çok acıktım zor durumdayım
    - Ne çok acıkıyorsun sen ya!
    - Babaanneme çektim herhalde tansiyonum düşüyor olmalı
    - Çocuksun sen ne tansiyonu?
    - Bırak soru sormayı! Bak Selim şimdi sen kapıda dur biri gelirse de anlamam için bana ıslık çal
    - Islık olmaz
    - Niye?
    - Olmaz işte
    - Selim söylesene neden olmaz!
    - Nasıl çalınacağını bilmiyorum
    - Ne! Bilmiyor musun? Hatırlatta bir ara sana öğreteyim ıslıksız olmaz. Neyse o zaman birini görürsen sessizce Ahmeeet de...
    - Sen ne yapacaksın?
    - Tencereden dolma alacağım akıllım
    - Akıllım sensin düzgün konuş benimle!
    - Selim dolmalar tencerede dururken kapı önünde kavga mı edelim şimdi?
    - Tamam ne alacaksan al gidelim artık dersimi bitirmem lazım
    - Bekle burada dediklerimi de unutma
    - Ahmet!
    - Ne oldu?
    - Bana da alır mısın? Canım çekti de...
    - Alacağım tabi ama önce ellerini aç
    - Dolmaları avucuma mı koyacaksın? Elim yanar
    - Ağabeyler asla kardeşlerinin canının yanmasına izin vermezler. Bunu sakın unutma tamam mı?
    - Tamam unutmam. Teşekkür ederim
    - Önemli değil. Şimdi al şu peçeteleri avucunda tut bende dolmaları alıp geliyorum
    - Tamam ama çabuk ol korkuyorum
    - Korkma bir şey olmaz ben varım
    - Peki. Düşme sakın
    - Düşmem

    -*-

    - Ahmet yere döküyorsun dikkat et
    - Sıcak ne yapayım! Hadi aç kapıyı da odamıza girelim
    - Bize çok kızacaklar
    - Kızmazlar merak etme sadece bir daha yapmayın derler ondan da bir şey olmaz. Olursa da ben suçu üstlenirim
    - Emin misin?
    - Herhalde eminim. Çok lezzetliymiş değil mi?
    [​IMG]
    - Evet çok beğendim artık en sevdiğim yemek bu
    - Benimde öyle

    -*-

    - Siz ne yapıyorsunuz bakayım burada?
    - Hıııh! Büberra sultan!
    - Büberra değil Müberra!
    - Fark eder mi Selim yakalandık görmüyor musun?
    - Eyvah! Annem de geliyor
    - Ahmet! Selim! Bu ne hal oğlum ne yiyorsunuz siz?
    - Dolma
    - Dolma mı? Niye gizli saklı yiyorsunuz?
    - Kardeşim acıkmış ondan aldık
    - Yalan söyleme Ahmet! Ben ders çalışıyordum beni aşağıya indirip sen dedin alalım diye
    - Olur mu sen ders çalışırken karnım gurulduyor demedin mi?
    - Demedim benim üstüme atma! Hani yakalanırsak suçu üstlenecektin?
    - Bir sus Selim bir sus!
    - Şişşt kavga etmeyin! İkinizde kalkın bakayım ayağa çabuk banyoya üstünüz başınız batmış yaramazlar! Hem neden mutfakta oturup doğru düzgün yemiyorsunuz yemeğinizi?
    - Özür dilerim anne bir daha Ahmet'e uymayacağım
    - Aferin Selim! Suçlu ben mi oldum şimdi?
    - Ya kim olacaktı?
    - Büberra sultan da dolma yapmasaydı o zaman!
    - Büberra değil Müberra!

    Güzel zamanlardı. Annemin varlığıyla dolan o sıcacık evde çok mutluyduk. Çok erken bir kayıp çok! Acısını hissetmediğimiz tek bir günün bile geçtiğini sanmıyorum. Ortam bir anda sessizleşti. Hani dokunsalar ağlarım denir ya şu an eminim ki Selim de bu anıyı düşünürken aynı benim gibi duygusallaşmıştır. İkimizinde gözyaşı akmasa da hatıralarımız boğazımızda bir yumru gibi kaldı. Koskoca adam olsan da insan yine de dizine kıvrılıp saçını okşayacak bir annenin özlemini duyuyor işte...

    Dalgın bir şekilde tabağımdaki dolmayı kurcalarken elimin tutulduğunu hissettim. Kendime geldiğimdeyse Meral bir eliyle benim elimi diğer eliyle de Selim'in elini tutarak "Her düşündüğünüzde böyle içinizi cızlatacak kadar iyi bir anneniz olduğu için çok şanslısınız. Şu an bedenen aramızda olamayabilir ama ardında birbirinden güzel anılar ve bir ömre yetecek kadar sevgi bırakmış" dedi. Gözlerimin dolmasını nasıl engelledim bilmiyorum ama konuşamayıp sadece Meral'in elini teşekkür eder gibi sıkıp gülümsedim. Bizi daha fazla duygusallaştırmadan da konu kapandı. Beraber sofrayı kaldırdıktan sonra salona geçtik. Gitmeden önce Meral'in his kaybı yaşadığını söylediği eli için uygulamalı olarak bazı egzersizler gösterdim. Selim de unutmamak ve eksik yapmamak için bizi izleyip notlar alıyordu ama belli ki bizim gelin hanım Eylül ve bana takık olduğu için elinden çok bize odaklıydı.

    - Ahmet ağabey sen yarın saat kaç gibi gelirsin?
    - Aslında duruma bağlı. Beklenmedik bir sorun olmazsa erken çıkabilirim
    - Bence ne yap et erken çık
    - Neden böyle söyledin?
    - Eylül çocuklarla tek başına başa çıkamayabilir. Yardım lazım sanki...
    - Eylül de mi gelecek?
    - Ona yapacağım daveti reddedemeyeceğini düşünüyorum
    - Ahmet ağabey de mi geliyor diyeceksin?
    - Hayır onu dersem hiç gelmez
    - Sağol Meral bir insan ancak bu kadar acımasızca bozulabilirdi
    - Özür dilerim ama şu ara senden kaçınıyor ve doğal olarak seni görmek istese dahi bu isteğini baskılayacaktır

    Derin bir iç çekip "Keşke öyle yapmasa" dedikten sonra Meral'in bana buruk bir ifadeyle bakarak "Özledin değil mi?" diye sormasıyla arkama yaslandım ve tavana Eylül'ün yüzünü düşünerek bakarken de "Siz ikiniz birbirinizi göremediğiniz zamanlarda ne hissediyorsunuz?" diye sordum. Söylediğinde işte tam da öyle bir his demeyi planlarken kardeşim dalgın bir halde elindeki kağıda karalamalar yapıp sorumu "Aklımı oynatacak gibi oluyorum. Büyük bir hızla dönen dünya aniden sert bir fren yapıyor bende o sarsıntıyla birlikte oradan oraya darbeler alarak savrulup duruyorum sanki. Meral'i görememek ona ulaşamamak canımı yakıyor. O an etrafımda olup biten hiçbir şey de umrumda olmuyor. Sadece Meral'i görmek ve onun kokusunu duyup yanımda olduğunu hissetmek istiyorum. Deli gibi istiyorum hem de... Onun varlığı dışındaki hiçbir şey beni sakinleştiremiyor. Özlemim büyümeye başladığında da hayali nereye baksam orada oluyor ve ben ona ulaşamayacağımı ona dokunamayacağımı anladığım her saniye yavaş yavaş ölüyor gibi oluyorum" diye cevapladı. İşte tam da böyle bir his diyemedim hatta şaşkınlıktan hiçbir şey diyemedim. Sen benim kardeşime ne yaptın Meral? Ne olmuş bu adama...

    Kardeşimin sözlerinden sonra "Vaaouuv!" dediğim sırada Selim de elindeki kalemin ucunun kırılmasıyla kendisine geldi ama bu sefer de Meral onun elini tutup kardeşimle göz göze gelerek "Senden ayrı kaldığım zamanlar yaşadığımı hissetmiyorum bile. Sanki hayatla olan tüm bağlantım yavaş yavaş kopuyor gibi oluyor. Seninle yeniden bir araya geleceğimiz umuduna sıkı sıkı sarılmazsam sonum ne olur hiç bilmiyorum. Ama iyi bir şey olmayacağı kesin. Ben senin yokluğunu çok acı verici bir şekilde yaşadım sende benimkini... Bu ikimizde de üzeri örtülse de asla iyileşmeyecek derin yaralar bıraktı. Tüm bunların sonunda elini tutabildiğim gözlerine bakabildiğim sesini duyabildiğim ve senin hayal değil de gerçek olduğunu hissedebildiğim için o kadar çok şükrediyorum ki... Bir daha böyle bir şey yaşamamak için o kadar çok dua ediyorum ki bilemezsin. Ben seni özlemek zorunda kalmak istemiyorum Selim. Hiç istemiyorum" demez mi? Hey hey! Bu ikisi resmen rol çaldılar!

    İkisine gözlerim kaymış bir halde bakarken "Umarım özlem temalı konumuzda şimdi de sıra bana geçmemiştir" dediğimde kardeşimde Meral de bana bakıp güldüler. Gerçi kıskanmaya gerek yok çünkü onların şimdilik bizden çok daha derin bir ilişkileri var. Kıdem farkından ötürü ses etmemeyi tercih edeceğim ama onlara bakıp gülümserken gönlümden geçeni paylaşmazsam da içimde kalacak. Benimde Eylül'e karşı özlemim bunlardan ibaretti çünkü. Gözlerimin önüne gelen Eylül'ün silüeti eşliğinde "Sizin anlattıklarınız kadar olmasa da içimde günden güne büyümeye başlayan bir özlem duygusu var. Bunun manasını tam olarak adlandıramıyorum ama sanki Eylül'ü görsem kendimi daha iyi hissedecekmişim gibi geliyor. Gün içinde ne zaman boş olsam hastanenin içinde onu görme umuduyla koridor koridor gezip duruyorum. Olur ya belki de arkamdan yine "Hey doktor! Yavaş yürüsene atlı mı kovalıyor" diye bağırır..." derken zorlukla aldığım nefesi yavaşça geri bıraktım. Aslında gönlümden geçen daha fazlasıydı ama dilimden ancak bu kadarı dökülebildi.

    [​IMG]
    ........::::::::__Eylül / Ertesi Gün__::::::::........

    - Ela çıktım ben!
    - Dur dur nereye bekle!
    - Niye gelmeye mi karar verdin?
    - Yok canım Rüya hala huzursuz evde kalayım ben. Sende al bakayım şunu
    - Ne bu?
    - Tolga gece geç dönersin diye arabanın anahtarını sana bıraktı
    - Niye böyle bir şey yaptı ki bir taksiye atlar gelirdim
    - Olmaz öyle hadi al şunu
    - Eee Tolga nasıl gitti?
    - Onların bugün Bora ile birlikte işleri vardı. Beraber gidip gelecekler
    - İyi tamam o zaman teşekkür ettiğimi söylersin
    - Sende selam söyle
    - Söylerim

    Evden çıkıp gecikmemek için koşar adım arabaya gittim ve şoför koltuğuna oturur oturmaz çantamı kenara atıp sıcak olduğu içinde ceketimi çıkardım. Artık gitmeye hazırdım ama önce bir çiçek yaptırayım diyorum böyle hep eli boş gitmek olmuyor. Ayıp denen bir şey var değil mi?

    Çiçek işini hallettikten sonra arabayı park ettiğim yerin tam karşısında bir oyuncakçı olduğunu fark ettim. Çiçeği arka koltuğa bıraktığım gibi caddenin karşısına geçip dükkandan içeriye girdim. Küçükken doğum günlerimde dilediğim tek dilek sabah uyandığımda odamın bir oyuncakçı dükkanı kadar dolu olmasıydı. Hatta belli bir yaşa kadar okul çıkışlarında yakınlardaki bir oyuncakçıya gider oranın odamın içi olduğunu hayal ederek gezdikten sonra eve giderdim. Yani derdim oynamaktan çok seyretmekti.

    - Nasıl yardımcı olabilirim?
    - 7- 8 yaşlarında bir erkek çocuğu için hediye bakıyorum
    - Nelerden hoşlanır?
    - Şey... Aslında o kadarını bilmiyorum ama resim yapmayı sevdiğini duymuştum
    - Tamam o halde size boya takımlarımızı gösterelim
    - Olur

    Kızı da bayağı uğraştırdım ama sonunda siyah yapraklı bir resim defteri ve o deftere yazmak için rengarenk ****lik kalemler aldım. Kaan'ın da Eylül ablasının çam sakızı çoban armağanı olan bu hediyesini seveceğini düşünüyorum. Oyuncakçıdan çıkıp doğru arabaya geçtim ve Merallerin evinin yolunu tuttum. Radyoyu açıp yola konsantre olunca da çok sürmeden evin önüne geldim. Hediyemle çiçeğimi de aldıktan sonra arabadan çıkıp eve doğru yürüyerek zile bastım ve beklemeye başladım. Birkaç saniye içinde kapı açıldı ve Müberra hanım beni içeriye davet ederek elimden çiçeği aldı. Selamlaştıktan sonra Meral'i sordum ama uyuyormuş. O sırada da aşağıya "Hoşgeldiniz" diyen Kaan indi. Bu ne resmiyet böyle!

    Unutmadan hemen hediyemi uzatıp "Bu Eylül ablandan bir hatıra bakalım beğenecek misin?" dediğimde bana şaşırarak bakıp "Benim için mi?" diye sordu. Niye şaşırdı ki? Başımı sallayıp "Evet senin için hadi açsana" dedim. Hemen yere oturdu ve paketi heyecanlı gözlerle açmaya başladı. Bende onunla birlikte oturup görünce vereceği tepkiyi bekledim. Sonunda defteri ve kalemleri eline alıp tebessüm ederek inceledikten sonra bana doğru baktı ve gözleri ışıldayarak "Bunlara çok ihtiyacım vardı. Teşekkür etmek için sarılabilir miyim?" diye sordu. Çok mu ihtiyacı varmış? Ah kıyamam ona halbuki babası annesi hatta amcası dedesi ona kimbilir neler neler alıyordur ama bu küçük çocukta insanın gönlünü pek bir güzel alıyor valla. Kollarımı açıp "Tabi" dediğimde oturduğu yerden kalkarak sıkıca boynuma sarılırdı ve o sırada da bana hediye için teşekkür etti. Bir an bende kendimi ona sıkıca sarılırken buldum. Gerçi benim daha çok bebeklerle sorunum var ama Kaan benim büyük yaşlarla alakalı sıkıntılarımı da bertaraf edebilecek bir çocuk galiba...

    - Eee ne yapıyorsun bakalım?
    - Misafirler gelmeden önce ödevlerimi yapmam gerekiyor ama anneme uyuyor diye bana yardım edip edemeyeceğini soramıyorum. Sen bana yardım eder misin Eylül abla?
    - Ben mi?
    - İstemezsen mecbur etmek istemem ama kabul edersen çok mutlu olurum. Tek başıma yapmakta biraz zorlanıyorum da
    - İyi tamam hadi gel yapalım
    - Teşekkür ederim. Önce matematikten başlayalım
    - Matematik mi? Aslında şimdi aklıma geldi benim biraz...
    - Şaka yaptım!
    - Matematik ödevi yok mu yani?
    - Hayır yok
    - Çikolata üstüne yemin ederim de
    - Ne?
    - Çocuk yemini bu hiç duymadın mı?
    - Hayır duymadım?
    - Tamam şimdi duydun. Hadi bende duyayım
    - Çikolata üzerine yemin ederim ki matematik ödevim yok
    - İyi madem hadi vazgeçmeden önce götür beni odana da başlayalım bir an önce şu ödevlere
    - Tamam hadi gel yukarıya çıkacağız
    - Dur dur koşma!


    ........::::::::__1 Saat Sonra__::::::::........


    "Meral? Meralciğim hadi kalk"

    Meral'e onca seslenmemin ardından anca son seferde omzunu tutunca gözlerini açabildi. Beni görünce de biraz afalladı gibi. Planlı bir uyku değildi herhalde. Koltuktan doğrulup ne zaman geldiğimi sorunca bende bir saat kadar olduğunu söyleyip yanına oturdum. Kendisine gelince de merhabalaşıp sarıldık. Gözleri etrafı tararken de endişeli bir yüz ifadesiyle "Kaan nerede? Okuldan geldi değil mi?" diye sordu. Geldi geldi! Senin oğlan beni ders çalışmaya diye çıkarıp resmen sorguya çekti diyeceğim olmayacak. Ama öyle oldu. Kaan şu bir saat içinde bana sorulmadık soru bırakmadı desem yeridir. Aşağıya nasıl kaçtım bir Allah bir de ben biliyorum.

    - Odasında merak etme
    - Keyfi nasıl?
    - Yerinde gibi görünüyor. Derslerini yapan bir çocuğa göre üzerinde gereksiz bir neşe vardı
    - Bunu duyduğuma sevindim çünkü o rol yapabilen bir çocuk değil. Mutluysa da üzgünse de bunu alenen belli ediyor
    - Benim için aynı şeyi söyleyemeyiz çünkü Kaan'ın ders notlarına kafa yorarken okul günlerimi hiç özlemediğimi fark ettim
    - Ödevlerini beraber mi yaptınız?
    - Evet
    - Yardım etmeni o mu istedi?
    - Evet o kadar tatlı bakıyor ki insan o surata bakarak hayır diyemiyor
    - Öyle gerçekten
    - Az önce de beni soru yağmuruna tuttu
    - Ne sordu ki?
    - Neler sormadı ki! Annemle ne kadar zamandır tanışıyorsunuz? Çok mu yakınsınız? Kardeşin var mı? Ailen nerede yaşıyor? Evli misin? Evlenmek istediğin biri var mı? Bir daha mankenlik yapacak mısın? gibi bir sürü soru sordu. Hatta bir ara iltifatlar yağdırıp bence mankenlik yapmalısın çünkü resimlerde en az annem kadar güzel görünüyordun dedi
    - Bak sen!
    - Parfümümün kokusunu da beğendiğini ve çok zevkli bir seçim olduğunu söyledi. Ama en bombası da önce kaç yaşında olduğumu sorup sonra da babasının ona kadınların yaşının sorulmaması gerektiğini söylediğini hatırladığı için benden özür dilemesiydi
    - Eyvah!
    - Kaç yaşındasın dedikten sonra yüz ifadesi saniyeler içinde birçok kez değişime uğradı ve en son utancından yerin dibine girmiş gibi bakarak özür diledi
    - Ahh! Kıyamam ona biliyorum o hallerini

    Aslında başka şeyler de sormadı değil. Ufaklık yaşından beklenmeyecek olgunlukta olduğu için beni biraz terletti tabi. Gülümserken aniden ifademi ciddileştirip "Bir de şey sordu" dediğimde Meral de bana tebessüm ederek "Ne sordu?" dedi. Böyle deyince anlayamadı tabi haklı. Bende bunu söyledim ama nasıl dile getireceğim bilmiyorum. Konuşmanın nereye gidebileceğini hesap etmeye çalışırken aniden "Amcam seni üzecek bir şey mi söyledi diye sordu" dedim ve Meral'in tepkisiz kalmasıyla derin bir nefes çekerken de sözümü "Size son gelişimde amcasıyla aramda bir soğukluk olduğunu hissetmiş ve bunun nedenini anlayamamış" diyerek noktaladım. Bunu söylediğimde bir süre sessizlik yaşandı ama sonra Meral bana manalı bir ses tonuyla "Ahmet ağabey seni üzecek bir şey söyledi mi Eylül? Ya da kıracak bir harekette bulundu mu? İncitti mi acıttı mı seni..." diye sordu.

    Bunların hiçbirini yapmadı. İtiraf ediyorum ki o bana onca eksisine rağmen yine de dosdoğru ve tüm kartları açık olarak geldi ama ben korktum. Farkında olarak ya da olmayarak ona kapılmaktan sonra da canımı yakmasından daha doğrusu ağır hasarlı raporu almış kalbimi yerle bir etmesinden deli gibi korktum. Belki Buğra'yı kafamdan iyi ya da kötü her anlamda silip atabilmiş olsam önüme çok daha duru bir ruhla bakacağım ama bunu şimdi yapamıyorum. Bu kadar berbat bir haldeyken sağlıklı bir karar veremeyip yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak istemiyorum. Meral'in sorusunu belki sözlü olarak değil ama ifadelerimle cevapladıktan sonra başımı geriye atıp tavana bakmaya başladım. O bembeyaz tavanda doktorun yüzünü gördüğüme yemin edebilirdim ama aklımı kaçırdığımı düşünmeni istemediğim için söylemeyeceğim.

    - Bu akşam doktorda geliyormuş
    - Sadece o değil. Selim dede ve Haluk bey de gelecek. Kaan Halit beyler geldiğinde herkesin yanında olmasını istedi. Güvende hissetmek istiyor olmalı
    - Atahanlara çok güveniyor değil mi?
    - O da bir Atahan ve evet ailesine sonsuz güveniyor
    - Bir çocuğun güvenini kazanmak kolay gibi gözükse de aslında zordur derler
    - Evet öyle galiba. Bence Kaan da doğru insanların yanında olduğunu hissettiği için onlara bu kadar güven duyuyor
    - Ya sen?
    - Anlayamadım
    - Sen Selim'e ne zaman güven duymaya başladın?
    - Bilmem. Aslında düşünüyorum da ona karşı hiç güvensizlik hissetmedim. Ondan o kadar eminim ki belki de kendime bile o kadar güvenmiyor olabilirim. Bu zamana kadar beni hayal kırıklığına uğratacak hiçbir şey yapmadı. Gerçi benden habersiz ailemi nikahımıza çağırdığında biraz sarsılır gibi olmuştuk ama şimdi anlıyorum ki bu yaptığı zor ama çok doğru bir hamleymiş
    - Birbirlerine benziyorlar mı?
    - Kimler?
    - Doktor ve kardeşi
    - Hayır benzemiyorlar. Onlar birbirinin tam zıttı gibi. Ahmet ağabey ne kadar neşeli ve eğlence yönü gelişmişse Selim de bir o kadar sakin ve durağan bir adam. Ya da Selim ne kadar duygusalsa Ahmet ağabey o kadar mantık odaklı
    - Hmm... Anladım
    - Ama ortak yönleri de yok değil
    - Ne gibi?
    - Mesela ikisine de sonsuz bir şekilde güvenebilirsin çünkü yanındaki insanları asla ortada bırakmazlar. Kendileri zor durumda kalsalar dahi bu böyledir. Ayrıca ikisi de ailesine son derece düşkün. Çocukları da çok seviyorlar. İletişim kuruş tarzları çok başarılı. Başka... Ahh! İkisi de güzel seven adamlar... Bir de ikisi de kuru dolmayı çok seviyor
    - Güzel sevmek konusunda Selim tamam da doktoru gördük! Kaç zamandır bayan sağ kola açılamamış bile
    - Ben açılamama sebebini anlıyorum galiba
    - Bende öğrenebilir miyim?
    - Kendisini koruyor
    - Kendisini mi koruyor?
    - Evet... Daha doğrusu önemsediği duygularını ve kırılmasını istemediği kalbini koruyor

    Meral söyledikleri aklıma doktorun bana tanıtım gecesinde terasta söylediklerini hatırlattı. Haklı olabilir yani kırılmasından korktuğu kalbini korumak konusunda. Hani işaret parmağını hafif hafif kalbimin üzerine vurarak "Korumaya al onu... İncinmesine kirletilmesine yıpratılmasına izin verme... Camdan bir fanustaymış gibi sakla her türlü kötülükten... Yerini de kimseye söyleme... Bırak sadece içindeki güzelliği gerçekten fark edebilen bulup açsın kapılarını... O zaman da kulağına fısıldanan sözlere güven ki değer bulacağı gönüllerde atmaya devam edip hak ettiği güzellikleri yaşasın" demişti ya... Bende bir itirafta bulunup etkileniyorum galiba demiştim. Gerçekten etkilenmiştim. Galibası falan yoktu. Hatta tekrardan düşününce o sözlerin ilk andaki tesirinin hala devam ettiğini bile söyleyebilirim. Böyle sözler söyleyebilen biri aynı zamanda birinin kalbini bile isteye kırabilir mi? Kıramaz galiba.

    Bu düşüncelerden sıyrılıp Meral'in sözlerine karşılık "Duygularını ve kalbini cam bir fanustaymış gibi saklıyor yani..." dediğimde Meral de beni onaylayarak "Aynen öyle. Kendi sevgisinden emin ama gidip itiraf ederse karşısındaki kadın kii burada Derya hanım gibi bir kadından bahsediyorum" dedi. Tabi bende hemen lafını devam ettirip tek kaşımı kaldırarak "Ben ona hala "Kod adı : Cilveli Köstebek" diyorum" dedim. Birkaç gündür adını anmadım valla insan özlüyor çemkirmeyi...

    - Alemsin Eylül. Konumuza dönersek eğer...
    - Dönelim
    - Derya hanım bildiği takdirde bırak Ahmet ağabeye istediği karşılığı vermeyi hislerini bile önemsemeyebilir. O da bunu biliyor bence ve ondan emin olmadığı için kendisini incitme şansını avuçlarına vermiyor
    - Biz de birbirimize pek benzemiyoruz o zaman
    - Kiminle?
    - Doktorla
    - Ne yönden?
    - Baksana benim yaptığım hatayı yapmayacak kadar akıllı bir adam gibi görünüyor
    - Olumlu konuştun
    - Efendim?
    - Ahmet ağabeyle ilgili pozitif bir şey söyledin. Bu iyi bir şey...
    [​IMG]
    - Öyle yaptım galiba

    Konuşmanın doğal akışı beni planlamadığım şeyler söylemeye doğru sürükleyince ayağa kalkarak "Ben içecek bir şey alayım. Bence sende üzerini değiştirsen iyi olur. Herkes yavaş yavaş toplanır artık... Hadi gel önce seni odana çıkarayım" dedim. Ameliyattan sonra hala denge problemi yaşama olasılığı olduğu için destek alması gerekiyor da o yüzden odana çıkarayım dedim. Birlikte salondan çıkarken de mutfak tarafından önümüze Kaan fırladı. Meral'i uyanmış görünce de beline sarılıp "Geldiğimde uyuyordun ama ben duymayacağını bilsem de yine de seni merhaba anneciğim ben geldim diyerek öptüm" dedi. Bak sen şu tatlı dilli bilmişe! Bizim oralarda ne dilli çocuksun sen denir böylelerine...

    - Keşke o an uyanıp bende sana hoşgeldin oğlum diyebilseydim
    - Bana oğlum dedin. Hep de olur mu?
    - Olur derim. Bir centilmenlik yapıp beni yukarıya çıkarır mısınız küçük bey?
    - Büyük bir zevkle hanımefendi
    - Eylülcüğüm sen zahmet etme gördüğün gibi biz beyefendiyle beraber çıkıyoruz

    Aaa aaa yesinler havanızı! Bir onlara bir de kendi zavallı halime bakıp hafiften kıskanarak "Hayaller ve hayatlar! Beni mutfağa kadar geçirecek böyle nazik bir beyefendi bulsam hemen evlenirdim" dedim ama tam arkamı dönüp mutfağa girecekken bizim büyümüşte küçülmüş olan küçük beyefendi bana gayri ihtiyari bir şekilde "Üzülme gelince amcama söylerim o da sana yardım eder" demez mi? Şoook!

    Duyduğum şeyi doğru anlayıp anlamadığımı bilemediğim için şaşkınlıkla olduğum yerde kaldım ve hemen ardından da yeniden onlara doğru döndüm. Meral tahmin edileceği üzere kendisine hakim olamayıp yüzüme karşı gülmeye başlamıştı bile. Ufaklıkta şirin şirin gülümsüyordu ama yine de bozuntuya vermemek gerektiğini düşündüğüm için ciddi bir şekilde hafifçe öksürüp "Neyse bu söylediğimi unutun. Ben kendi kendime de yolu bulurum. Zahmet etmesin yani..." dedim. Meral de sağolsun hala gülüyor pek eğlendi maşallah! Ona gülmeyi bıraksın diye gözlerimi belerttim ve o şekilde mecburen ortamı terk edip mutfağa dalmak zorunda kaldım. Benim bir turşu kavanozu ya da kuru yemiş bulmam lazım. Çıkardığı ses sebebiyle düşünmemi engelleyecek herhangi bir şey de olur tabi...

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    - Ben hallederim merak etme oyuncak dünyası benden sorulur
    - Sağol Ahmet ben fazla anlamıyorum biliyorsun
    - Mühim değil sen düşünme dediğim gibi ben hallederim. Peki yaşlar kaçtı?
    - Harun Kaan ile aynı yaşlarda Ece Nur da henüz 7 aylık
    - Pekala olmuş bil. Evde görüşürüz
    - Görüşürüz

    Selim'in isteği doğrultusunda hastaneden çıktıktan sonra ilk olarak bir alışveriş merkezine gittim. Kaan ile sık sık geldiğimiz bir oyuncakçı var ve ben aradığım şeyleri orada elimle koymuş gibi bulacağımdan adım gibi eminim. İçeriye girdiğimde ilk olarak gözlerimle etrafı hızlıca bir taradım. Yeni gelen oyuncaklar varsa dikkatimden kaçması imkansızdı. İlk önce Harun'un hediyesini seçip sırasını savmak istiyorum çünkü erkek çocuklarına yönelik oyuncaklar konusunda daha başarılıyım. Böylece vakit kaybetmeden minik hanımefendinin de hediyesini seçecek yeterli zamanım olacaktı. Kaan ile favorimiz olanlar köşesine gidip ortada duran kumandalardan birini reyonlara göz gezdirerek elime aldım. Henüz hangi oyuncağa ait olduğunu anlayamadım ama birazdan acı bir şekilde öğreneceğim çünkü kumandalı araba çıkmasını bekleyip ileriye basmamla birlikte arkamdan yaklaşan helikopter kafama öyle bir çarptı ki neye uğradığımı şaşırdım. Tabi bana çarpıp hızla irtifa kaybetmesi sonucu da elim bir kaza yaşadık. Rezil olmuş bir halde eğilip artık çalışmayan helikopteri hayata döndürmeye çalışırken bana tuhaf tuhaf bakan kasa görevlisiyle göz göze gelince mecburen zoraki bir tebessümde bulunup "Hesaba yazarsınız" dedim. Dükkanı yıkmadan buradan hemen çıkmam lazım.

    Harun'un hediyesini hallettikten sonra küçük prenseslerin diyarına bir giriş yaptım. Harun'a yarış arabası parkuru aldım da kız oyuncakları konusunda biraz acemi olduğumu kabul etmek zorundayım. Fikir yürüteceğiz başka çaresi yok. O da olmadı yardım isterim. Ece Nur'un 7 aylık olduğu göz önüne alınırsa eğer bulduğunu ağzına sokuyor olmalı. Yani tüylü ya da küçük parçalar içeren bir oyuncak hiç uygun değil derken tam karşımda beni kucağına al tatlılığıyla bakan koalayı gözüme kestirdim. Elime aldığımda dokusu da çok güzeldi ve öyle diğer peluş oyuncaklar gibi tüylü tüylü değildi. Aaaa! Kutusunda burnuna basılınca ses kaydı yaptığı belirtilmiş. Hemen bir deneme yapalım o zaman. Koalayı yüzüme yaklaştırıp burnuna bastıktan sonra ilk aklıma geleni söyledim ve "Eylüüül" dedim. Hemen ardından kaydolan sesi dinleyip yüzümü gülümsetince de kutusuyla birlikte bir tane koala aldım. Elimdekini de bırakasım gelmedi. Çok tatlı Eylül diyordu. Mecburen onu da alacağız. Belki bir gün onu da Eylül'e veririm ya da sadece hatıra kalır.

    Oyuncak işi hallolduktan sonra hazır buraya kadar gelmişim bitmek üzere olan parfümümü de alıp öyle çıkayım istedim. Üst kata çıkıp merdivenlerin başında olan parfümeriye girdim ve hiç uğraşmadan direkt parfümümün ismini söyleyip gelmesini beklemeye başladım. Bekliyorum çünkü kalmadığını arka tarafa bir bakacaklarını söylediler. Bende o sırada sıkılmamak için etrafta gezinip dikkatimi çeken parfümlerin kokularına bakmaya başladım. Birkaç dakika sonra da kendimi kadın parfümlerinin içinde harıl harıl koku avına çıkmış bir halde buldum. Öyle böyle değil neredeyse elime geçen her parfümü kokladım. Bunu niye yaptığımı da bilmiyorum ki...

    O sırada parfümüm geldi ve bana yardımcı olan genç kız "Aradığınız koku konusunda yardımcı olabilir miyim?" diye sordu. Kıza baktım ama bir şey de diyemiyorum ki sadece manasızca bakınıp "Aslına bakarsanız ne aradığımı bende bilmiyorum" dedim. Kızın elinden teşekkür ederek kendi parfümümü aldığımda da olduğum yerden son kez etrafa bir göz attım ve küçük bir ipucu yakalayıp hızla "Çekici Kadınların Tercihi" adlı bölüme gittim. Gözüme çarpan parfümleri tek tek koklarken de bir şey oldu. Şişesi kırmızıdan siyaha doğru degrade bir şekilde geçiş yapan parfümü elime alıp kokladığımda aranan kokuyu bulduğumu anladım ve bunu da gözlerimi kapatıp kokuyu içime çekerken "Eylül" diyerek tasdikledim. Deminden beri aradığım koku onun kokusuydu demek ki...

    Gözlerimi kapatıp Eylül'ü bu parfümü boynuna sıkarken düşünürken tam bana çekici bir bakışla gülümsüyordu ki bir anda yanıma gelen kızın "Aradığınız parfümü buldunuz galiba" demesiyle caanım sahne tuzla buz oldu. Sinir oldum tabi. Eylül ile arama giren kız ters ters bakmam yüzünden biraz tedirgin olsa da hemen kendime gelip güler bir yüzle "Bunu da alıyorum" dedim. Hediye işleri bitince de hemen en kısa yoldan otoparka indim ve kardeşimin evine gittim. Arabayı park edip hediyeleri alırken Eylül'ün parfümünü şimdi zamanı değil gibi geldiği için torpido gözüne koydum ve oyuncakları alarak kapıları kilitledim. Evin ışıkları açıktı ve bende pencerelerden Eylül'ün gelip gelmediğini anlamaya çalışarak bakıp kapıya yaklaşıyordum. Zile bastığımda tek istediğim şey gecenin bir bölümünde Eylül ile bir şeyleri yoluna koymuş olabilmekti. Daha önce hiçbir kadının beni bu kadar heyecanlandırdığını hatırlamıyorum.

    O sen misin Eylül?
    Kulağıma beni buldun sakın kaybetme diyecek olan kadın sen misin yoksa?
    [​IMG]

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları



     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  18. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]
    ........::::::::__Eylül__::::::::........


    "Merhaba Kaan bende Halit yani amcanım
    Seni yeniden gördüğüme çok sevindim
    En son karşılaştığımızda sen küçücük bir bebektin ama şimdi kocaman bir delikanlı olmuşsun"

    Ortam babasının yanına sokulan Kaan'ın "Hoşgeldiniz..." dedikten sonra soğuk bir tavırla "Halit bey" demesiyle gerilmişken kapının zili tekrardan duyuldu. Gelen bizim doktordan başkası değildi. Herkes küçük beyin amcasına koyduğu tavırla donup kalmışken Selim'in kapıyı açmasıyla Kaan bizlerin aksine büyük bir sevinçle "Yaşasın amcam geldi!" dedi. Amcam derken de altını kalıncana bir çizdi hani. Orada bulunanların yüzüne şöyle bir baktım da herkes mesajı almışa benziyordu. Küçük bey doktordan başka birini amca olarak kabul edemeyecek galiba. Kaan kucağına atladığı doktorun boynuna sarıldıktan sonra yanağını öperek "Hoşgeldin Ahmet amca seni çok özledim" dediğinde öz amcaya şöyle bir baktım da üzüldü ama yine de belli etmemeye çalıştı adam...

    Doktor da Noel baba gibi rengarenk torbalarla teşrif ettiği için haliyle dikkat çekti. Kaan onun kucağından inmeye çalışırken "Ne getirdin amca?" diye sorunca kapıdan zar zor geçip elindekileri yere bırakarak "Babana sor bakalım. Siparişleri o verdi" dedi. Küçük beyin gözleri torbalarda ufak tefek hediyeler olduğunu söyleyen babasına doğru kayarken bizde o sırada doktorla göz göze geldik. Ona bakarken içimden de görüşmeyeli ne kadar oldu ki diye saçma sapan bir soru geçti. Özlemeyle alakası yok manasız alelalde bir merak sadece. Ayrıca ne kadar olduysa da oldu. Ne yapacağım yani gün gün saat saat çetelesini mi tutacağım? Yok artık daha neler!

    Doktor Halit beyle el sıkışıp tanışma merasimine başlarken sürekli bana bakınca bir an "Önüne dön be adam!" diyesim geldi ama ortam uygun olmayınca diyemedim. Yoksa hiç çekinmez derdim. Dikkatimi başka tarafa vermeye çalışırken doktorun Ece Nur'un yanağını okşayarak "Sen ne kadar güzel bir prensessin öyle" demesiyle yeniden ona baktım. Bu sefer ki de meraktan değildi. Sadece içten içe tempo tutarak "Isır elini Ece Nur!" derken bu dediğimi yapacak mı diye bakıyordum. Ancak bunu yapmadığı gibi bir de kollarını açıp doktorun kucağına gitmeye çalıştı. İsteğine de kavuştu. Doktor küçük kızı güldürmek için komik komik yüz ifadeleri yaparken bir yandan da onu annesinin kucağından aldı. Ece Nur da onun mimiklerine gülüp eliyle doktorun ağzını kapatıyordu. Hey Allah'ım! Küçücük kızı bile ilk dakikadan bağladı ya ben bu adama ne diyeyim gerçekten bilemiyorum. Bu sahne sonrası doktorun çocuk gördü mü dünyayı unuttuğunu bizzat şahit olarak anlamış oldum. Sanki birazdan yere oturup küçük kızla beraber oyun oynamaya başlayacakmış gibi. Hani bazı babalar vardır ya kız çocuklarının parmaklarına rengarenk ojeler sürmesine ya da saçlarına tokalar takmasına izin verir hatta oturup onlarla hayali bir çay davetine katılır. İşte doktorda büyük ihtimalle o tür adamlardan...

    - Peki bu küçük hanımın yakışıklı ağabeyi nerede?
    - Buradayım
    - Merhaba Harun hoşgeldin
    - Merhaba efendim

    Doktor Kaan'a destekleyici bir göz kırpıp "Kuzenler sonunda buluştu demek" derken Meral ve Selim de misafirleri salona yönlendirdi. Bende ne diye hala burada duruyorsam. Şimdi gelecek bir şey diyecek konuşmak istemediğimden yüzüne çok meraklısıymışım gibi boş boş bakmak zorunda kalacağım. Bak hala duruyorum! Doktor kucağındaki Ece Nur'u annesine geri verdikten sonra tam da tahmin ettiğim gibi yanıma yaklaşıp ne tepki vereceğimi bilememenin tedirginliğiyle "Nasılsın Eylül?" diye sordu. Nasıl olayım? Değişen bir şey yok hala iç güveysinden halliceyim işte!

    Bakışlarının hedefi olduğumu görmemek için başka yöne bakarak ciddi bir tavırla "İyiyim doktor bir sorun yok" dedim. Biliyorum şu an "Hadi sende ona nasıl olduğunu sorsana Eylül!" diyerek saçını başını yolanlar vardır. Meral gibi mesela ama sormayacağım çünkü konuşmanın daha da ilerlemesini istemiyorum. Gerçi böyle yaparak da laf yedim iyi mi! Doktor efendi resmen haliyle tavrıyla bana bile bile laf çarparak "Sorma gereği duymadın ama yine de söyleyeyim. Bende fena değilim Eylül" deyip salona girince kafam attı ve çatık kaşlarla koltuğa oturmasını izleyip sonra da boynumu çat çut çıtlatarak salona daldım... Yani girdim. Öyle korkupmuş tırsıpmış falanmış filanmış diye uzakta bir köşeye oturacağım da yoktu. O yüzden içeriye girdiğim gibi hemen gidip direkt yanına oturdum. Biraz da sert bir iniş oldu galiba çünkü adam bir an yerinden fırlayacak gibi oldu. Ama sor bakalım umurumda mı? Hemen düşünüyorum. Aaa aaa! Zerre kadar değilmiş...

    - Ne yani şimdi de ergenler gibi birbirimize laf çarpma aşamasına mı geldik?
    - Biz hangi aşamadaydık ki?
    [​IMG]
    - Biz henüz bir aşamaya gelememişler aşamasındaydık doktor!
    - Aslında gidişat level atlamaya uygundu ama oyun nedenini anlayamadığım bir anda arıza verdi. Yoksa çoktan bitirmiştim elimden kurtulma şansı yoktu
    - Neden bahsediyorsun sen ya! Konsol oyunu muyum ben?
    - Benzetme yapıp sempati kazanmak istedim ama oyun yine çöktü. Sanırım kurulumunda bir hata var
    - Hay ben senin oyununa da benzetmene de...
    - Bir şey mi dedin?
    - Baştan alayım mı? Söylemek istediğim sözün tam versiyonu bayağı etkileyici çünkü! En benim diyen adam bile üç gün kendine gelemez

    Sinir bozucu bir ifadeyle gülümserken bir an Kaan'ın elindeki Harun tarafından hediye edilen oyuncağı görüp olaydan koptu ve "Helikopter mi o? Bayılırım!" diyerek konuşmaymış benmişim unuttu gitti adam! İzne bile ihtiyaç duymadı. Yanımdan kalktığı gibi çocuklarla birlikte koridora oyun oynamaya giderken bende resmen sap gibi ortada kaldım. Söylemedi demeyin bir gün elimde kalacak bu adam! Ama yok! Bu kadarla da kalmadı. Doktor efendinin havalandırdığı helikoptere sinirden gözlerimi devire devire bakarken bir anda bir yerlerden "Eylüüül" diye bir ses gelmez mi? Hem de doktorun sesiyle! Hemen arkasından da daha da beteri oldu çünkü doktorun sesiyle olan bu ses salonun içinde "Eylüüül... Eylüüül... Eylüüül" demeye devam etti. Biri sustursun şunu!

    Salondaki tüm gözlerin önce sese sonra da bana doğru döndüğü düşünülecek olunursa ne kadar rezil ne kadar da kepaze olduğum anlaşılmıştır herhalde. Bende sesin nereden geldiğini bu vesileyle anlamış oldum. Eylüüül Eylüüül diye bağrınan koalanın doktorun Ece Nur'a aldığı hediye olduğunu görünce ismimin o koalanın içine nasıl kaçtığını düşünmeden edemedim. Hadi diyelim ki bir şekilde kaçtı. Yahu silsene be adam! Yerin dibine girdim ama hiç de çaktırmıyorum. Çaktırmamaya da devam edip üzerimdeki gözlere karşı "Doktor işte! Çocuk ruhlu bir adam yine kendisini eğlendirecek bir şeyler bulmuş" dedikten sonra oturduğum yerden kalkıp barut olmuş bir halde salondan çıktım. Adımı peluş bir koalanın ağzına sakız eden doktor efendiye iki çift lafım var çünkü...

    Koridora çıktığımda Kaan ve Harun helikopter yarışı yaparken doktorda onlara bugün oyuncakçı da başına helikopter çarptığından bahsedip onları güldürüyordu. Bir de keyifliler ki sormayın. İçeride olanları duymadılar herhalde ama ben şimdi ilgili şahsa bizzat iletirim merak etmesin. Tam doktorun omzuna bana doğru dönsün diye işaret parmağımla vuruşlar yapıyordum ki çocuklarda bir muzurluk yapıp helikopterleri doktora doğru yönlendirdiler. Eee! Çocukları güldüre güldüre başına helikopter çarptığını anlatırsa onlarda bu sahneyi canlı canlı görmek ister tabi. Ama olan bana oldu çünkü helikopterler hızla yaklaşıp doktor da kendisini kurtarmak isterken başını eğerek arkasını dönünce ve de arkasında da bendeniz olunca... Küüüt!

    Sadece çarpsak iyi koca adam üstüme düşer gibi olunca refleksle birbirimizi tuttuk ve haliyle burnumun ucuna kadar da yaklaşmış oldu. Hay aksi! Doktor bu yakınlaşmadan memnunmuş gibi görünüyor da ben değilim. Gözlerimi gözlerine değer değmez çekip çocukları gözeterek "Nereye döndüğüne biraz dikkat mi etsen acaba? Garsonlar kesmedi sıra bana mı geldi!" deyip onu kendimden uzaklaştırdım. Çocuklar kıs kıs gülerken doktor da tanıştığımızdan bu yana yaptığı tüm sakarlıkların mahcubiyetini yüzünde taşıyarak "Bir şeyin yok ya?" dedi. Aniden üstüme gelince korkudan çarpıntım tuttu diyeceğim ama diyemiyorum çünkü adam doktor! Gel bir kalbini dinleyeyim dese ne yapacağım?

    Hiçbir şeyim olmadığını söyledikten sonra çocuklara gayet sevimli bir şekilde bakıp "Siz oyununuza devam edin tamam mı? Bizde hemen geliyoruz" dedim ve doktora dönüp ifademi sertleştirerek "Sen bir gelsene benimle!" dedikten sonra kolundan tuttuğum gibi mutfağa soktum. Müberra hanımda yemeklerin kontrolünü yapıyor ama gidecek başka yer yok o yüzden de mecburen burada konuşacağız. En azından elimden bir kaza çıkmaya kalkarsa müdahale eden biri olur.

    - Ece Nur'a aldığın hediye de neyin nesi öyle!
    - Çok tatlı değil mi? Konuşuyor da
    - Hee çok tatlı! Kız koalanın burnuna bastıkça uyuz uyuz "Eylüüül!" diyor!
    - Ne?
    - Bilmiyormuş gibi davranma ses senin sesin doktor!
    - Bir dakika bir dakika! Benim onu hemen almam lazım
    - Niye?
    - O benim çünkü
    - Senin mi? Yahu koskoca adamın ne işi olur oyuncak koalayla? Hem neden kendine adımı söyleyen bir koala alıyorsun be adam!
    - Ben hemen geliyorum çocuklar sende
    - Dur dur nereye?
    - Geri döndüğümde kapıyı açarsın

    Kapıyı açarsın mı dedi o? Bir de dinleyeydi iyiydi. Bu da iki oldu he! Bu adam ne diye tam konuşmanın ortasında basıp gidiyor ki? En sinir olduğum şey! Mutfaktan çıktığımda ceketinin cebinden bir şey alıp sessizce evden çıktı. Nereye gidiyor gerçekten anlamadım. Kapıya doğru yaklaşıp pencereden dışarıya baktığımda arabasına doğru yürüdü ve arka koltuğa doğru eğildi. Karanlık olduğu içinde ne yaptığı belli olmuyor ama her ne yapıyorsa bayağı bir cebelleştiği alenen belliydi. Onun bu garip halini izlerken "Eylül abla amcam nereye gitti?" diyen Kaan'a doğru bakıp "Arabasına doğru gitti. Bir şey unutmuş herhalde" dedikten sonra düşünceli bir ifadeyle çocukları seyre daldım. Kafamda da deli sorular var. Bu adam ne diye bir koalaya adımı söylüyor ki? Hadi diyelim ki çalışıp çalışmadığını kontrol etti ya da sadece sesin nasıl çıktığını merak etti ama neden benim adım arkadaş git "Peyniiir!" de ya da en basiti "Bir iki üç dört ses deneme!" de ama Eylül demek ne oluyor ya!

    Kollarımı kavuşturmuş öylece dururken kapının hemen yanındaki pencereden gelen tıkırtıyla arkamı döndüm ve geri geldiğini görüp kapıyı açtım. Hayda! Koala birdi şimdi iki oldu. Bu adam memleketteki bütün koalaları arabasına mı stokladı Allah aşkına! Tek kelime bile etmeden ona şaşkınca baka kaldım ama o hemen içeriye girip çocukların yanına yaklaşarak onlardan kendisine bir konuda yardım etmelerini istedi. Neymiş efendim yemeğe oturulacağı esnadaki karmaşada ufaklıklar bu koalayla diğer koalayı kimseye belli etmeden değiş tokuş edeceklermiş. Adama bak ya taktı kafayı alacak illa! Onları koridorda bırakıp söylene söylene mutfağa girdikten sonra Müberra hanımın yaptığı salatadan kalan havuçları tırtıklamaya başladım. Katır kutur ses çıkardığı için düşünce akışıma engel oluyordu çünkü. Aslında bana gece boyunca sıkıldıkça çitletecek bir beş on paket çekirdek lazım. Bak nasıl da canım çekti. Giderken alayım bari...

    "Kredi mi çeksem acaba?"

    Kurduğum çekirdek hayaline destursuzca giren doktor neden bahsediyor acep? Bakışlarımı "İçimden bir ses kimbilir altından ne çıkacak bence sorma Eylül diyor ama bir yandan da sor Eylül nasılsa o sana sordurmanın bir yolunu bulacak uzatma da diyor. Ne kredisi bu?" diyerek ona yönelttiğimde önümdeki havuç dilimlerinden bir tane alıp yüzüme baka baka yemeğe başladı. Eğer yine beni burada sap gibi bırakıp içeriye giderse bu sefer Allah yarattı demeyeceğim!

    - İhtiyaç kredisi. Yeme hızına bakılacak olursak seninle akşam yemeğine çıktığımızda buna ihtiyacım olacak
    - Şu mesele! Aslında ben paraya ihtiyacın olacağını sanmıyorum çünkü senin paran orada geçmez doktor
    - O güzel akşamın faturasını sana ödeteceğimi düşünmüyorsun herhalde
    - Yoo ne münasebet! Hem seninle yemeğe çıkacağım hem de üstüne para mı vereceğim? Alnımda enayi mi yazıyor benim? Sen beni o peşinde dolanan kikirik hatunlarla karıştırdın galiba

    Eline bir dilim daha havuç alırken "Başkalarıyla karıştırılamayacak kadar farklı bir kadınsın" deyince tam "Başlama yine doktor!" diyecektim ki benden önce davrandı. Tam önümde durup gözlerimin içine baka baka havucu bana doğru tutarak "Seni özel kılan da bu ya zaten" dediğinde bakışlarımı ondan zar zor çekip uzattığı havuca baktım. Keşke elimi çabuk tutup başlama yine doktor diyeymişim. Saniyelik bir şekilde hızlıca düşündükten sonra elindeki havucu aldım. İçimden inşallah konuşurken kekelemem diye dua ederken bir yandan da mesafeli bir tavırla "Paraya ihtiyacın olmayacak dedim çünkü rüyanda yediğin o yemeğin faturası gelene kadar sen çoktan uyanmış olacaksın doktor" dedim ve havucu tabağa geri bırakıp kapıya doğru yürümeye başladım. Ama ne dese beğenirsiniz acaba?

    - Korkuyorsun değil mi?
    - Neden korkacakmışım? Senden mi?
    - O yemeğe geldiğinde ya bana aşık olursan diye korkuyorsun
    - Doktor sen kendini bayağı bayağı hiçbir kadının karşı koyamayacağı bir adam zannediyorsun galiba
    - Yanıldığımı kanıtla
    - Teklifini kabul ederek mi?
    - Evet gel birlikte güzel bir akşam yemeği yiyelim. Sohbet edip önceki hayatlarımızdan konuşalım. Gülelim eğlenelim...
    - Sonra...
    - Sonrası kaderin bileceği iş

    Onu baştan aşağıya incelerken içimdeki "Tamam de Eylül" diyen sese inat "Ben kadere inanmam" dedim. İnanırım da inanmam diyeceğim tuttu işte çok şey yapmayın. Gözlerini kısarak bir süre bana baktıktan sonra hafifçe tebessüm ederek "Ben inanırım" dedi. Ne gidebildim ne de ona bakmaktan kendimi alabildim. Niye böyle saçma sapan bir şey oldu ki? Belki de yediğim havuçlardan biri boğazımda kalmıştır ve bende kıpırdayamayıp boğulmak üzere olduğumu bile söyleyemeyecek haldeyimdir. Ağır saçmaladım kabul ediyorum. Bu söylediğim kayıt dışı kalsın. Doktor bana adım adım yaklaşarak az önceki sözünü "Kadere inanırım çünkü inanmam için bana birçok sebep yarattı. Uzun zamandır da kulağıma fısıldanmasını beklediğim daha doğrusu umduğum bir işaret var. Tüm kalbimle bunun o yemek sırasında olmasını temenni ediyorum" diye noktalayınca saçlarımı geriye itip düşünmeye başladım. Yine yapıyor! Yine aklımı karıştıracak şeyler söyleyip içimde çatışma çıkmasına neden oluyor.

    Aklımdan Ela'nın şu keskin nişancılıkla alakalı sözleri geçerken sessizliğimi de hala koruyordum. Haklı olabilir mi acaba? Belki gerçekten de doktor özünde bir seri katildir ve hem benim aklımdaki kişiyi hem de kendi aklındaki kişiyi yok edip oksijen israfına bir son verebilir. Kahretsin! Ne kabul edebiliyorum ne de reddedebiliyorum. Bu seferde ben onu konuşmanın tam ortasında bırakıp gitsem ya diye düşünürken "Kadere inanmam dedin değil mi?" dedikten sonra tek gözünü kısıp yan yan bakarak "İnanmanı sağlayabilirim" dedi. Gözlerim istemsizce şehlalaşırken beni kolumdan tutup "Hadi gel benimle!" deyince ağzımı bile açamadan birlikte koridora çıktık. Ben bu kolumdan çekmenin acısını fena çıkarırdım da dua etsin çoluk çocuk var.

    - Hiç bilgisayar oyunu oynadın mı?
    - İzmir de bir mimarlık ofisinde çalışıyordum. Sabahları erken geldiğimde ya da geç saatlere kadar kalmam gerektiğinde oradaki oyun konsoluyla takılırdım biraz
    - Demek ofiste bir oyun konsolunuz vardı. Patronun şahane adammış
    - Adam derken?
    - Afedersin kadın mıydı?
    - Ben insan müsveddesi demeyi tercih ediyorum
    - Duyamadım
    - Neyse boşver! Bilmen gerektiği kadarını anlattım doktor fazla eşeleme altından gömü değil ancak boş teneke çıkar
    - Tamam kurcalamıyorum sadece bu da aynı onun gibi diyecektim. Hadi tut şu kumandayı
    - Emir verir gibi konuşma çocuk var demem belan olurum
    - Pekala şu kumandayı tutar mısınız Eylül hanım?
    - Ne o şimdi de maaşına zam mı isteyeceksin? Ortasını bulsana şunun Allah aşkına! Neyse tamam ver. Ne yapacağım bununla?
    - Araba yarışı yapacağız
    - Maksat?
    - Maksadımız şu ki eğer sen kazanırsan bir daha sana asla benimle yemeğe çıkıp çıkmayacağını sormayacağım
    - Bak önceki değil de bu teklif bayağı cazip olmaya başladı. Eee!
    - Ama ben kazanırsam o yemek en kısa zamanda gerçekleşecek

    Bir ona bir de şu yarış parkuruna bakarken ne kadar zor olabilir ki diye düşünmeden edemedim. Sonuçta yabancı olduğum bir şey de değil. Hatta şu bahsettiğim insan müsveddesine de birkaç kez tur bindirdiğim olmuştu. Hem kazandığım takdirde yemek mevzusu da tarihin tozlu sayfalarına kaldırılacak öyle değil mi? Bence dikkatimi bozmazsam kesinlikle kazanırım. Artık doktorda çıkar bir İstanbul havası alır geri gelir.

    - Anlaştık!
    - Anlaştık!
    - Senin açından hazin bir neticeye sebebiyet verecek olan bu günü bir kenara yaz doktor çünkü birazdan seni parkurda lime lime edeceğim
    - Yenilme olasılığı çok yüksek olan birine göre fazla iddialısın. Parkurda yanıma yaklaşabilirsen bu sözü bana bir kez daha hatırlat
    - Merak etme ben hatırlatacağım anı iyi seçerim
    - Hadi o zaman göster maharetini
    - Ağlamayasın sonra
    - Kimin ağlayacağı belli olmaz Eylül Acar
    - Bana cilveli köstebeğin ağzıyla konuşma doktor! Dinamit sererim yollarına ilk virajda GÜÜM!
    - Bir insanın nasıl öldüğü değil ne uğruna öldüğü daha önemlidir. Hele ki ölümüm değer verdiğim bir kadının ellerinden olacaksa gerekirse gümlerim sorun değil

    Gülme Eylül bak sakın diyorum! Ağzının iyi laf yaptığını her zaman kabul etmişimdir o yüzden bunu yeni bir şeymiş gibi söylemeyeceğim. Ama işler başka yöne kaymadan önce şu oyun başlasa iyi olacak gibi görünüyor. Asfaltların gücü adına! Yüzümü kara çıkarma Eylül yen şu burnu bir karış havada doktoru da şenlensin buralar!

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    "Oyununuzu bölmek istemem ama yemeğe..."

    Meral'in koridora çıkıp bizi yemeğe çağırmasının eşliğinde "İşte bu! Ben kazandım" diye sevinç naraları atarken Eylül de sinirden kıpkırmızı olmuş bir halde "Hayır hayır bu sayılmaz! Asla kabul etmiyorum hile yaptın baştan oynayacağız" demeye başladı. Böyle bir şeyin asla olmayacağını bakışlarımla belli edince ellerini beline koyup üzerime doğru yürüyen Eylül ile bir anda burun buruna geldik. Aman Allah'ım istesem olmaz. Tartışmayı kavgaya mı dönüştürsem acaba? Belki bu sayede yüz hatlarını da rahat rahat ezberleyebilirim. Bayramı erken karşılayan gözlerim bu güzel çehreyi köşe bucak gezerken bundan bihaber olan Eylül de o yay gibi kaşlarını çatarak "Kafamı bozma doktor! Sana baştan oynuyoruz dediysem bu baştan oynuyoruz yerini al demektir!" diyordu. Kahretsin kızarken çok güzel gözüküyor onu ciddiye alamıyorum. O böyle yapınca haliyle dayanamadım ve biraz daha üstüne gitsem ne olurun merakıyla gülümseyip "Hadi ama Eylül! Seni lime lime edeceğim dediğin adama yenildin kabul et" dedim. Haklı olduğum için ağzını bile açamadı ama sonra aniden kenarda bizim halimize kıs kıs gülen Meral'e doğru dönüp "Hep Meral'in yüzünden!" dedikten sonra kızcağızın benim ne suçum var gibi bakmasına aldırmadan sözüne devam edip "Onun sesini duyunca dikkatim dağıldı sende fırsatçılık yaparak durumdan istifade ettin" dedi.

    [​IMG]

    Meral de kurunun yanındaki yaş misali ayaküstü nasibini almış oldu ama gerçekten kızın ne suçu var ki? Gayet iyi niyetlerle gelmiş alt tarafı bizi sofraya çağırıyordu. Resmen arada kaynadı. Biz tartışırken Kaan ve Harun salona geçiyor Müberra sultan da yemekleri yavaştan yavaştan içeriye götürüyordu. Eylül'ün çıkışından sonra dayanamayıp istemsizce kahkaha attım ve "Senin suçun değil Meral. Küçük mızıkçımız her kaybedenin yaptığı gibi şu an resmen çamura yatıyor" dedim ama Eylül daha beter kızdı. "Bana bak doktor! Çamura falan yattığım yok beni zıvanadan çıkarma!" derken yüzüme doğru uzattığı işaret parmağıyla gözümü oyacak sandım. Neyse ki araya Meral girdi ve bize güzel bir öneride bulundu.

    "Bence tekrardan oynamayın çünkü acilen yemeğe bekleniyorsunuz. Yazı tura atın kim bilirse o kazanmış olsun"

    Ben her türlü uyarım da yanımdaki kadının ne yapacağı belli olmuyor. Yan gözle Eylül'e bakıp ne yapmak istersin der gibi göz kırptığımda o da astı suratını düşünmeye başladı ama sonra "Tamam ama ben tura diyorum" dedi. Tüh! Normalde tura hep benimdir ama onunla bunun tartışmasını yapıp da sonra yine başa dönmeyi gözüm hiç yemiyor. Hazır kabul etmişken "Aslında tura benim diyecektim ama yine itiraz edip üstüme yürürsün diye korkuyorum. Yani kabul yazı da benim" dedikten sonra önceden kenara bıraktığım ceketimin cebinden cüzdanımı çıkardım ve içinden bir madeni para alıp yanlarına geri dönerek "3... 2... 1... Hooop!" deyip havaya fırlattım. Para döndü döndü sonunda avucuma kondu. O saniye de hiç bakmadan parayı diğer elimin üzerine kapattım. İşte kader anı! Gerilim müziği başlasın "Dın dın... dın dın... dın dın" Bir elime bir Eylül'e bakıyorum da çok fena bilendi bana...

    Elimi kaldırdığım anda Meral ile aynı anda "Yazı geldi!" dedik ama Eylül yine mızıklayarak "Onun cüzdanındaki parayla yaptık. Kabul etmiyorum" dedi. Yok artık! Cebimde 7/24 sihirli para eşyası taşıyorum sanıyor herhalde. Eylül itirazını yapıp bizi orada öylece bıraktıktan sonra salona doğru yürümeye başladı ama ona hatırlatmam gereken bir şey vardı. Bu sefer makara yapmak yok. Gayet ciddi bir tavırla arkasından seslenip "Kaderinden kaçmaya çalışma çünkü onun gücüne asla karşı gelemezsin. Eğer bunun yaşanması gerekiyorsa kii öyle görünüyor. Bu istesen de istemesen de er ya da geç yaşanacak demektir" dediğimde Eylül de salona giremeden olduğu yerde durdu. Yüzündeki ifadeyi daha doğrusu gözlerindeki bakışı görmek isterdim. Merakla ne diyeceğini beklerken önce omzunun ucundan bana doğru bakarak "Kaderimde olduğunu düşünmek büyük bir iddia doktor!" dedi sonra da alaycı bir göz süzüş eşliğinde "Yavvvaş! Senin yerinde olsam bundan o kadar da emin olmazdım" deyip bu sefer salona girdi. Ardından hayranlıkla bakarken Meral'in bana seslendiğini işittim. Konuya yabancı kalmanın şaşkınlığını yaşıyor olmalı.

    - Ahmet ağabey
    - Efendim Meral?
    - Bu da neydi şimdi?

    Bu muhtemelen gecenin sonunda bana aşık olacağı bir yemeğe çıkacak olmasının yarattığı gerginliğin dışavurumuydu. Salona doğru bakıp bunları düşünürken Meral'e de sorusu harici bir şey söyleyerek "Beni tanımadığı ne kadar da belli. Oysaki ben kaybetme ihtimalimin olabileceği bir iddiayı asla öne sürmem. Neyse yakında bunu o da öğrenir" dedim. Meral iddianın ne olduğunu anlayamadığını söyleyip Eylül'ün de neden bu kadar kızdığını sorunca duruma bir açıklık getirmek gerektiği için "Yarışı kaybetseydim bir daha ona yemeğe çıkalım mı diye sormayacaktım" dedim ve hemen ardından "Ama işe bak ki kaybeden taraf ben olmadım" deyip Meral'e göz kırparak salona geçtim. Eylül'e de bak hemen büyük Atahan'ın yanına oturmuş. Kesin hakkımda konuşuyor dedem de beni yerden yere vuruyordur. Çok iyi gittim sakın bu gece beni yakan sen olma dede!


    ........::::::::__Eylül__::::::::........


    Yemek faslı tahmin edilenden çok daha iyi geçti. Aslına bakılırsa ben bu öz amca denen amcadan da pek kötü bir elektrik almadım. Hiç öyle burnu havada ne olduysa oldu çocuk bizim kanımızdan size de geçmiş ola diyecek zihniyette birine benzemiyor. Kaan da ona kendisini ortada bırakmış gibi olduğu için çok kırgın ve sitemkar bir durumdaydı ama bunu aşabilirler diye düşünüyorum. Halit beyin eşi Fulden hanımda çok tatlı bir kadın çocuklar deseniz hiçbir suçları yok. İlerde bir soruna sebebiyet verirler mi bilemem ama şimdilik bir eksilerini görmedim. Gerçi neden bu kadar zamandır Kaan'ı görmeye gelmediklerini açıkladıkları konuşmayı doktora çemkirmeye giderken kaçırdım ama bir ara Meral'den öğrenirim elbet.

    Yemek sonrası salonda ikiye ayrılmış gibi olduk. Beyler kendi aralarında konuşurken ben Meral ve Fulden hanım bir köşede sohbet ediyorduk. Aslında daha çok Meral ve Fulden hanım konuşuyordu çünkü ben o anlarda Ece Nur'dan köşe bucak kaçmakla cebelleşiyordum. Küçük kız habire üstüme üstüme gelip kucağıma atlamak için hamleler yapıyordu da ondan öyle dedim. Ne çilem varmış bitmedi gitti. Gerçi konuşmanın bir bölümünde Fulden hanım kızını emzirmek için götürdü de rahat bir nefes aldım. Doktorda önüne bakacağına benim halime gülüp duruyor iyi mi! Ona da eğlence çıktı tabi. Gözlerimi kısmış ters ters bakarken başbaşa kaldığım Meral'in "Dün hastaneye gittik. Kemoterapi seanslarımı belirleyecek ve benimle ilgilenecek olan yeni doktorumla tanıştım" dediğini duyunca dikkatimi tamamen ona verip "Nasıl biriydi? İçin bu konuda rahat mı?" diye sordum.

    - Evet sanırım Seda hanımı sevdim. Ayrıca Ahmet ağabey beni gönül rahatlığıyla ona teslim ettiğine göre hastanedeki en iyi doktorlardan biri olmalı
    - Kemoterapi ne zaman başlayacakmış?
    - Henüz bilmiyorum. Öncesinde birkaç tahlil yaptırmam gerekiyor
    - Ne tahlili?
    - Şey... Aslında bende seninle bunu konuşacaktım
    - Neyi?
    - Senden bir şey istesem yapar mısın? Küçücük bir şey...
    - Yine mi sır? Bende insanım yapmayın
    - Hayır hayır! Bu öyle bir şey değil
    - Nasıl bir şey o zaman?
    - Seda hanımla biraz konuştuk ve o kemoterapiye başlamadan önce hamile olmadığımdan emin olmak istiyor
    - Hamile misin?

    Yok ya nasıl olsun? Bunlar ne zaman evlendiden girip Meral ne zaman hastaneden çıktıya kadar gelirken dalmışım ve parmak hesabı yapmaya çalışıp hesap iyice karışınca da gözlerimi kocaman açarak "Siz ikiniz... Hastanedeyken... Yok artık!" deyiverdim. Hay aksi! O ne demek Eylül ya kızı kıpkırmızı ettin. Ne diyeceğini bilemez bir halde telaşlanıp "Hayır tabi ki!" deyince sorumu tekrar ederek "Hamile misin diye sormuştum" dedim. Her zaman ki Meral tavrıyla utanıp omuzlarını kaldırdı ve başını sallayarak "Bilmiyorum ama değilimdir herhalde yani olamaz diye düşünüyorum" dedi. Eee yani?

    - Benden ne istiyorsun? Kocakarı yöntemleri kullanarak hamile misin yoksa değil misin diye söylememi beklemiyorsun herhalde
    - Biliyorsun ki ben evden birinin refakati olmadan tek başıma çıkamıyorum. Şimdi telefonla istesem de gündüz vakti yanımda annemle Müberra hanım oluyor. Off! Diyorum ki... Acaba bir sonraki gelişinde bana bir hamilelik testi getirir misin?

    İstediği şeyi duyunca bir an ne diyeceğimi bilemedim. Tuhaf hissettiğimi ama bunun nedenini bilemediğimi söyleyebilirim. İyi de nasıl alacağım ki ben onu? Dalgın dalgın düşünürken Meral'in kolumu tutarak "Biliyorum bunu almak sana biraz garip hissettirecek ama bir arkadaşım için alıyorum dersin" demesiyle kendime geldim ve gülerek "Meralciğim şimdi şöyle bir durum var. Arkadaşıma alıyorum diyerek altını kel alaka bir şekilde çizersem herkes kendime aldığımı ama çaktırmamaya çalıştığımı düşünür. Şimdi gereksiz yere eczacıyı arkamdan güldürmeyeyim bence" dedim. Meral de bana hak verip gülmeye başlayarak "Ne diyorsun?" diye sordu. Ne diyeyim alacağım tabi ki...

    - Tamam getiririm sorun değil
    - Çok sağol Eylül. Bu yaptıklarını hiç unutmayacağım
    - Bir şey yaptığım yok abartma bu kadar
    - Abartacağım ve sende bana ihtiyaç duyduğunda iki elim kanda da olsa yine de yanında olacağım
    - Her ne yapıyorsam bunu karşılık bekleyerek yapmıyorum ki. Yaptığı şeylerin çetelesini tutan biri değilim ben...
    - Biliyorum. İşte bu yüzden yaptıkların daha değerli ya... İyi ki varsın
    - Sende öyle


    ........::::::::____::::::::........


    Gecenin sonuna gelirken herkeste bir hareketlenme oldu. Eee! Çocuklar uyuyacak Selim dede dinlenecek Eylül gidip Ela'ya gecede yaşananlar hakkında hesap verecek. Oooo ki ne ooo! Salondan antreye doğru çıkılırken bende çantamı almak için portmantoyu açtım. O sırada da kapı önü vedalaşmaları başlamıştı. Çantamı boynuma asıp kapağı kapatırken de doktor yanıma gelerek inkar demeyeceğim bir nezaketle saat geç olduğu için istersem beni evime bırakabileceğini söyledi. Düşünmeme bile gerek yoktu çünkü zaten arabayla gelmiştim.

    - Evine derken? Yani teknik olarak senin evine doktor. Orayı satın aldığını unutuyorsun galiba...
    - Haklısın bir an aklımdan çıkmış. Ne diyorsun tamam mı?
    - Sorduğun için teşekkür ederim ama gerek yok. Ben buraya Tolga'nın arabasıyla geldim
    - Tüh!
    - Efendim?

    Verdiği tepki vedalaşmalar sırasında kaynadı ama yalan söyleyemeyeceğim kendimi bir an gülümserken yakaladım. Tüh derken ki ifadesi o kadar komikti ki yüzüne karşı gülmediğim için kendimi gerçekten tebrik ediyorum. Merallere iyi akşamlar dileyip sarıldıktan sonra o kargaşada evden çıktım. Dışarıda da Haluk beylere ve Halit beylere iyi akşamlar dedikten sonra doktor efendinin gözetimi altında arabaya geçtim. Öyle de bir bakıyor ki şu araba bir arıza versin yeminlen ondan bileceğim. Kapıyı kapatıp çantamı yandaki koltuğa bıraktıktan sonra kemerimi bağlayarak arabayı sorunsuz bir şekilde çalıştırdım.

    Evin önünden üç araba olarak peş peşe ayrıldık. Arkamda Halit beyler vardı ama onlar bir süre sonra başka yola sapıp gözden kayboldular. Doktorun arabası ise hala önümdeydi. Gözlerimi yoldan ayırmadan radyoyu açtıktan sonra arabanın içi fena halde havasız ve sıcak olduğu için klimayı da açtım. Çokta yedim galiba. Bu boğazıma ne zaman bir dur diyebileceğim gerçekten bilmiyorum. Müberra hanımda ne döktürmüş ama! O geldi bu gitti derken şiştim tabi. Ancak hala çekirdek için yerim mevcut. Unutmadım... unutmayacağım.

    Eve gider gitmez balkona çıkıp Ela ile muhabbet ederek çekirdek yeme hayali kuruyorum ama kısmak zorunda kaldığım gözlerimde yine bir sorun var. Yok ya bana araba vermeyin arkadaş bak yine yol gibi doktorun arabası da an itibariyle bulanıklaşmaya başladı. Düzelmesini umarak yola bakmaya çalışıyorum ama yok araba ikiledi. Yani ikiledi derken kaçtı anlamında değil iki tane oldu demek istiyorum. Durum böyle olunca daha fazla gidemeyeceğimi anlayıp yavaşlayarak arabayı kenara çektim ve kısacık bir an durduktan sonra içimdeki sıkıntıyla kapıyı açıp hızla dışarıya çıktım. Arabayı burada bırakıp eve taksiyle dönsem iyi olacak galiba...

    Arabaya yaslanıp hafifçe eğilerek dizlerimi tutarken birkaç saniye sonra bana doğru koşmakta olan doktorun telaşla "Ne oldu neden durdun?" dediğini duyup doğruldum. Yavaşlarken aradaki mesafe de açılmıştı nereden anladı ki durduğumu? Dikiz aynasından beni mi kontrol ediyor o! Bir de nefes nefese kaldığı yetmiyormuş gibi yüzü de kireç gibi olmuş. Niye bu kadar korkmuş ki gören de arabayla üç takla attım sanacak. Bende adamın üstünde hasar tespit çalışması yapacağıma bir şey desem ya meraklanmış belli ki. Doktorun gözleri neyim olduğunu anlamaya çalışarak endişe içinde yüzümü gezerken bende onun bu halini şaşkınlıkla izleyip gayet sakin bir tavırla "Ben karar verdim gözlerimi çizdireceğim. Karşımda bir tane doktor tamam da iki tanesi akla zarar etkiler yaratıyor. Çekemem valla iki güne kalmaz sinir hastası olurum sizin yüzünüzden!" dedim. Sorunun ne olduğunu anlayınca rahatladı. Bunu biliyorum çünkü tuttuğu nefesini şu an yeniden düzgün bir şekilde alıp vermeye başladığını görebiliyorum ama şimdi de o bir şey dese ya kaldık yine böyle burun buruna...

    [​IMG]

    Gözlerimi bana dikkatle bakan gözlerinde gezdirirken bir şey söylemeyince mecburen söze girip "Niye bu kadar endişelendin sen?" diye sordum. Adam doktor sonuçta kötü bir şey olmuş olsa en mükemmelinden müdahale edebilecek kapasiteye sahip ama niye böyle oldu anlamadım. Demek şuracıkta ölüyor olsam yüzüme bakarak tutulup kalacak. Pisi pisine ölüp gideceğim yani! Sonunda sessizliğini bozup "Sana bir şey oldu sandım. Bu çift görme hadisesi sadece astigmatlık bir durum muydu yoksa başın mı dönüyordu?" diye sorunca kısacık bir an tepkisiz kaldım ama sonra rahat bir tavırla "İyiyim ben... Hem başım niye dönsün ki? Sana daha önce de söylemiştim benim gece görüşüm hiç iyi değil" deyip kendimi ondan uzaklaştırdım. Yine fazlaca yakınlaşmışız fark etmemişim.

    - Emin misin? Eylül bak bir şey olduysa söyle
    - Ama zorla olduracaksın sen! İçin rahat edecekse hayali bir hastalık uydurayım mı? Mesela şekerim çıktı nasıl? Mantıklı da olur. O son tatlıyı yemeyecektim doktor! Hep ondan oldu ne olduysa ama yine olsun yine yerim çok güzeldi çünkü
    - Bir şey yok diyorsun yani
    - Hoppala! Sen Meral'den sonra bu sağlık konularında fazla titiz olmuşsun. İyiyim diyorum bomba gibiyim diyorum. Sakiiiin!
    - Pekala madem iyi olduğun konusunda ısrarcısın o zaman hadi gel seni evine bırakayım
    - Babanla deden?
    - Onlar benim arabamla çoktan gittiler
    - Bir dakika ya! Sen beni mi izliyordun?
    - Arada gözüm takılıyordu tabi ama asıl sana bir dakika!
    - Niyeymiş?
    - Hesap sormak yerine seni merak edip nasıl olduğunu öğrenmeye geldiğim için bana teşekkür etmen gerekmiyor mu?
    - Edecektim zaten... Tabi bunu söylemeseydin
    - İki dakika çenemi tutamadım desene...
    - Tutamadın doktor yalan yok
    - Gidelim mi?
    - Şöyle bir bakıyorum da itiraz edecek durumda değilim
    - Güzel
    - Bir dakika!
    - Yine ne oldu?
    - Benim bir yerlerden çekirdek almam lazım. Evin önüne gitmeden önce açık bir bakkal ya da market bulalım
    - Çekirdek mi?
    - Haaa! Sen şimdi artist cerrahlar takımındansın ya bilmezsin de çekirdek ne diye asortik kajucusundur sen
    - Asortik kajucu? Hem niye bilmeyeyim canım bilirim. Bizim hastanede kimin canı sıkkınsa alır eline çekirdeğini çıkar çatıya
    - Şaka yapıyorsun! Sende hiç daralıp elinde çekirdeğinle çıktın mı şu meşhur çatıya?
    - Ben rahat adamım kendim için çıktığım pek görülmemiştir ama bazen Hasan ağabeye kabak çekirdeği kavurtuyorlar o zaman bir dert dinleyesim geliyor tabi

    Bu son söylediğine gerçekten içten bir şekilde gülerek "İyi hatırlattın kabak çekirdeği de alalım" dedikten sonra arabaya doğru yaklaşıp "Hadi binsene" dedim. Ben içeriye geçtiğimde doktorda şoför koltuğuna kuruldu. Kemerler bağlandıktan sonra da bana doğru bakıp küçük bir hatırlatma yaparak "Birazdan hayatının en güvenli eve dönüş yolculuğunu yaşayacaksın. Hazır mısın?" deyince aklıma arabayı benim kullandığım ve onunda sürekli arabadaki tek doktorun kendisi olduğunu ve bu yüzden temkinli gitmem gerektiğini söyleyip durduğu gün geldi. Amma da korkmuştu. Halbuki gayet dikkatli kullanıyordum. Yani öyleydi herhalde. Bir cevap beklediği için başımı sallayıp "Sen hazırsan bende hazırım" dedim. O da yüzündeki hoş tebessümle önüne döndü. Hoştu şimdi yalan mı söyleyeyim? Yiğidi öldür ama hakkını da ver demişler sonuçta...

    Kısa bir süre sonra evin yakınlarındaki bir markete girdik. Doktor onaylı çekirdek seçmekte ne zormuş arkadaş burnumdan geldi. Yok acılı olandan alma bu saatte mideni kaynatır yok çok tuzlu olandan alma o kadar tuz bünyeye zararlı valla şuraya kadar ağız tadıyla geldik çekirdeğime karışıp durursa yine külahlar değişeceğiz gibi görünüyor. Sonunda iki tarafında standartlarına uyacak birkaç paket çekirdek alıp ne manaysa reyonlar arasında da sohbet ede ede dolaşmaya başladık.

    - Abur cubur sever misin doktor?
    - Ara sıra küçük kaçamaklar tabi ki yaparım ama eskiden daha çok severdim. Yani küçükken...
    - Çok mu yerdin? Mesela çekmecende stoğun var mıydı?
    - Hayır o kadar da değil. Ya sen?
    - Severdim ama mahalle kültürüyle büyüdüm ben arkadaşlarımla sokakta koşup oynarken bir yandan da annelerimizin hazırladığı ekmek arası köfteleri falan yerdik. Bazen de sırayla elimize bir kase meyve tutuşturup hadi gidin yiyin arkadaşlarınızla denirdi. Güzel zamanlardı
    - Mahalle kültürünü bilmiyorum ama babaannem de Selim ile bize aynı şeyi yapardı. Bahçede koşup oynarken sürekli masaya bir şey bırakıp yiyelim diye de kaş göz yaparak içeriye girerdi
    - Sadece ikiniz miydiniz yoksa arkadaşlarınız da var mıydı?
    - Vardı tabi ama bize kardeş kardeş oynamakta yetiyordu

    Doktorun reyonlara bakarak gülümsediğini görüp "Harika bir aileye sahipsin" dediğimde "Bu konuda mütevazi olamayacağım. Evet öyleler" diyerek o hoş gülümsemesiyle bana doğru döndü. Ona "Olma da zaten... " dedikten sonra mısır patlaklarından birini elime aldım. O da tam yanı başımda durup bana dikkatle bakarak "Senin anne ve babanda çok değerli insanlar" dedi. Paketi yerine koyacakken duyduğum şeyle birlikte elimde rafa uzanamadan havada kaldı. Başımı hafifçe ona doğru kaldırıp "Onları tanımıyorsun bile" dedim ama o yine beni etkileme fırsatını kaçırmayıp "Seni tanıyorum. Çocuklar ailelerinin aynalarıdır derler. Karşımda duran bu pırıl pırıl ayna da bana ailenin harika insanlar oldukları konusunda yeterli veriyi sunuyor" dedi. Tamam itiraf ediyorum iyiydi. Bakışlarımı çekip dudağımın kenarıyla gülümserken bir yandan da ciddi bir tavırla "Teşekkür ederim doktor" dediğimde o da bana aynı tonlamayla "Rica ederim Eylül" dedi.

    Kasaya doğru gidip kasiyer çekirdekleri okuturken doktorun kendi halinde tatlı tatlı tebessüm ettiğini görerek yanına yaklaştım. Bir yandan kasadan geçen çekirdekleri elinde tuttuğu torbaya atıp bir yandan da "Niye güldün?" diye sorunca gülme nedeni ortaya çıktı çünkü bana "Mahalle kültürüyle büyüdüm demiştin. Bir an seni o mahallede düşündüm de herhalde elebaşı falan oluyorsundur" dedi. Bu defa ikimizde güldük. Ödemeyi yapmak için elini cüzdanını atar atmaz onu elini tutarak durdurup kasiyere çantamdaki bozukluklardan yeterli tutarı verdim ve birlikte çıkarken de söylediği şeye ithafen "Ne sandın? Kıyı köşede süklüm püklüm oturacak tip var mı bende?" dedim. Başını yok dercesine iki yana birden salladı. O sırada da marketin önüne park ettiğimiz arabaya bindik. Evde zaten arka sokaktaydı ve önüne geldiğimizde sohbetimiz hala hız kesmeden devam ediyordu. İkimizde arabadan inmeye teşebbüs etmediğimize göre bu konuşmadan memnunduk gibi görünüyor. Her zaman böyle ol canımı ye doktor...

    - Çok arkadaşın var mıydı Eylül?
    - Benim mi?
    -Kesin mahallenin popüler kızıydın
    - Mahallenin en atarlı giderli kızıydım ve dövmediğim çocukta kalmamıştı. Komşulardan şikayet geldikçe yazık annem de ne yapacağını şaşırıyordu. Her konuşmamızın sonu sen bir kızsın hanım hanımcık ol birazla bitiyordu
    - Çocukları niye dövüyordun ki? Asılıyorlar mıydı?
    - Ne asılması canım maç ederken bir kızdan gol yiyince kızıp beni oyundan atmaya çalışıyorlardı bende kavga çıkarıp artık Allah ne verdiyse dalıyordum
    - Maç mı ediyordun? İyi de neden kızlarla oynamıyordun ki?
    - Hiç doğru düzgün kız arkadaşım olmadı çünkü beni aralarına almayı pek istemezlerdi. Bende saçlarımı toplar şapkamı takar gidip erkeklerle maç yapardım. Onların arasında erkek gibi büyüdüm anlayacağın
    - Üzülür müydün? Yani seni aralarına almadıklarında...
    - Başlarda üzülürdüm tabi. Ben onlara ne yaptım ki beni istemiyorlar derdim ama sonra umursamamaya başladım

    Emniyet kemerini çözdükten sonra hafifçe bana doğru dönüp kel alaka olduğunu düşündüğüm bir şekilde "Yasemin çiçeğinin özelliklerini bilir misin?" diye sordu. Neden sorduğunu anlayamadığım için haliyle afalladım. Konumuzla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktu çünkü. Dudağımı bükerek "Hangi mevsimde açar de" dediğimde bu söylediğimi "Yasemin hangi mevsimde açar Eylül?" diye yineleyince bu çiçek hakkındaki bilgimi "Ne bileyim ben!" diyerek özetledim. Gülmeye başladı. Gerçekten bilmiyorum yalan mı söyleyeyim. Bende onunla birlikte güldüm ama sonra bunu bana söyleme nedenini "Bütün çiçeklerden aranjman yapılırmış ama yasemin çiçeği aralarına alınmazmış çünkü küçücük minicik bir yaprağı bile diğer tüm çiçeklerin rayihasını bastırmaya yetermiş. Bu yüzden de diğerlerinin arasına karışmaktansa usulca saklanırmış destansı aşkların yaşandığı yerlerin arka planında" diyerek belli edince yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş yok olmaya başladı. Kötü bir şey söylediğinden değil sadece beni bu çiçeğe benzettiğini ima ederek yine üzerimde şu an kaldıramayacağım kadar güçlü bir etki bırakmasından dolayıydı bu kayboluş...

    - Sen nereden biliyorsun bunları?
    - Şirkete gittiğimde Selim'i beklerken esanslarda kullanılan çiçeklerle alakalı bir kitaba göz atmıştım. Yasemin de birbirinden hoş özellikleriyle tüm dikkatimi üzerine çekmişti
    - Başka ne özelliği var ki?
    - Bilmek istiyor musun gerçekten?
    - Evet istiyorum
    - Okuduğuma göre yasemin çiçeği kalbi delip geçen duyguları ifade ediyormuş. Ayrıca bir inanışa göre de eski dönemlerde Hintli gelinler eşleriyle aralarındaki sevginin ebediyete kadar sürmesi için evlenirken saçlarına bu çiçeği takarlarmış. Gelenek diyebiliriz

    Ona bakmamaya çalışıp "Başka neler var?" diyerek dudaklarımı kemirirken bir süre sessiz kaldı. Okuduklarını hatırlamaya çalışıyor olmalı. Birkaç saniye sonra sessizliğini heyecanlı bir ses tonuyla sonlandırıp "Beni en çok şaşırtan şey orada anlatılan hikayede bu çiçeğin geceleri açıp kokusunu da en yoğun o zaman diliminde salıyor olmasıydı. Bu yüzden Gecenin Kraliçesi olarakta tanınırmış" deyince bu bayağı ilgimi çekti işte. Nedenini merak edip bende devamını duymayı istediğimi belli edercesine ona doğru döndüm. Bu çiçeğin sadece geceleri açmasının sebebini merak ettiğimi söylediğimde bu defa hatırlamak için gözlerini gözlerime yöneltti. Sabırsız bir halde içimden "Hadi doktor hatırla şunu!" derken nihayet anlatmaya başladı. Aslında keşke başlamasa mıydı acaba? O anlattıkça yaşadıklarım bir kez daha bir yumru gibi boğazımda düğümlendi çünkü...

    "Bu konuda bir efsane var
    Umarım doğru hatırlıyorumdur ama şöyle olması lazım
    Hintli bir prenses Güneş Tanrısı Surya-Deva'ya aşık oluyor
    Ama umutsuz bir aşk bu...
    Maalesef karşılığı yok

    Köpüren bir deniz misali gün geçtikçe kabarıp dalgalanıyor sevdası
    Sonra bir gün cesaretini toplayıp dillendiriyor da aşkını
    Ancak Surya-Deva prensesten hiçbir şekilde etkilenmediği için "Olmaz! Ben bal sen sirke... Ne yapsak gene de denk olamayız birbirimize" diyerek prensesin aşkını geri çeviriyor
    Prensesin tertemiz bir sevgi beslediği o narin kalbi kırılıyor tabi...
    Aşkının karşılığını alamadığı ve hiçbir zamanda alamayacağını anladığı için hissettiği bu büyük aşkın yükünü daha fazla taşıyamayıp hemen orada canına kıyıyor

    Yakılıp küllerinin serpildiği bambaşka diyarlarda da onun kalbi kadar narin olan yasemin çiçekleri filizlenmeye başlıyor
    Prensesin kalbini hiç umursamadan kıran Güneş Tanrısı olduğu içinde yaseminler gündüzleri açmayı adeta reddediyorlar
    Onun küllerinin değdiği topraklarda büyüyen tüm yaseminler sadece gece boyunca açıp şafak sökene kadar da o eşsiz kokularının yayılmasına izin veriyorlarmış
    Ama sonrası yok
    Güneş açtığında prensesin sevgisine layık olmayana karşı aynı onun yaptığı gibi yaseminler de kapatıyorlarmış kendilerini"

    Onu dinlerken dalıp gitmişim ama şu kısacık hikayenin bana hissettirdiği şeylerin az daha gözlerimden birer damla yaş olarak akıp gideceğini anlayınca hemen kendime geldim. İlk yaptığım şey de bakışlarımı ondan hızla kaçırmak oldu. Bana neden bu halde olduğumla alakalı bir şey sormasını istemiyorum çünkü. Önüme bakarken bir an gözlerimi kapatıp durdum ama sonra hiçbir açıklama yapmadan seri bir hareketle kemerimi çözüp arabadan çıktım. Benim ardımdan bir kapı kapatma sesi daha geldiğine göre doktorda arabadan indi ama ben şu an ne konuşmak ne de başka bir şey yapmak istiyorum. Ben sadece eve girip o Buğra denen insan müsveddesi yüzünden ağladığımı görmemek için yüzüme milyon kez su çarpmak istiyorum.

    Doktorda neden böyle paldır küldür gittiğimi anlayamadığı için haklı olarak arkamdan "Eylül!" diyerek bana sesleniyordu. İyi de benim de herhangi bir açıklama yapmaya niyetim yoktu. Ona Buğra'yı ve onunla birlikteyken neler yaşadığımı anlatamam. Ne kadar aşağılandığımı bilmesini istemiyorum. Bu yüzden de ona hiç bakmadan sanki bir şey olmamış gibi "İyi geceler doktor!" dedim. Ben gitmek istiyorum da doktor buna izin verecek gibi görünmüyor çünkü tam arabanın etrafından dolanıp bahçe kapısına yönelmiştim ki ondan pek de beklemeyeceğim bir şekilde beni güçlü ve de kararlı bir tavırla kolumdan yakaladı. Henüz bu yaptığını bile tam olarak algılayamamışken de beni savururcasına döndürüp kendisine doğru çekti.

    [​IMG]

    O anda da beklemediğim başka bir şey oldu. Hem de hiç beklemediğim bir şey. Doktor tek kelime etmeden düşünceli bir ifadeyle dudaklarıma doğru bakarak yaklaşırken bende bir gözlerine bir de aynı onun yaptığı gibi dudaklarına bakıyordum. Niye böyle bir şey oldu ki? Saçma... Çok saçma bir şey bu! Onun niyeti alenen belli oldu da bana ne oluyor anlamadım. Umarım yeni bir aptallık yapıp bende onu öpmeye hazırlanmıyorumdur. Yapmıyorsun bunu değil mi Eylül!

    Kahretsin ciddi anlamda ters giden bir şeyler var! İlk defa onun karşısında kontrolün elden gittiğini hissediyorum. Ne yani kaç zamandır bana olan ilgisini görmezden gelmeye çalıştığım adam şimdi geçmiş karşıma göz göre göre beni öpecek ve bende buna izin mi vereceğim? Olmaz yapamam bunu... Onu öpemem. Hey hey! Biri beklenen buluşma gerçekleşmeden önce bizi birbirimizden uzaklaştırabilir mi acaba?

    O zifiri karanlık ve sağır edici sessizliğin içinde aniden bakışlarını gözlerimle buluşturup "Bu yüzden kalbini korumaya al yerini de kimseye söyleme diyorum. Karşına çıkan ben dahil kim olursa olsun sakın sonunda küllerini bir toprağa savurmak zorunda hissedeceğin kadar seni yıpratmasına izin verme" dedikten sonra sesini biraz kısıp darmadağın olmuş olan bana fısıltıyla "Sana karşı daha ilk andan beri farklı bir şeyler hissettiğimi saklayamam. Beni bile şaşırttı bu kadar yoğun bir ilgi... Senin hakkında yeşermeye başlayan duygularım seni temin ederim ki kayda değerler ama bırak uğraşayım Eylül. Senin için çabalayayım. Bırak seni gerçekten hak ediyor muyum bende öğreneyim. Eğer seni gerçekten hak etmişsem o kalbin yolunu bulur yaşaması gereken tüm güzellikleri de yaşatırım ona... Söz veriyorum yaparım bunu" deyip son vuruşu yaptı ve beni öpmeden yavaşça bırakıp geri çekildi. Tuttuğum nefesimi hala verebilmiş değildim ve o halde geri geri gidip aklım besbeter karışmış bir vaziyette de arkamı dönerek eve gittim. Hala bana doğru bakıyor biliyorum ama buna rağmen söyledikleri kulaklarımda çın çın çınlarken kendimde yanına gidip boynuna sarılacak cesareti bulamıyorum.

    [​IMG]
    Bu defa sen kazandın doktor!
    Nasıl başardın bilmiyorum ama o gizli saklı köşelerde gizlenmiş olan kalbe bir adım daha yaklaştın
    Eğer sonunda her şey vaat ettiğin gibi olacaksa umarım o kalbi içinde hala yaşam belirtileri taşırken bulursun
    Bende sana söz veriyorum ki ona senin için daha iyi bakmaya çalışacağım
    Sen onu bulana dek direnmesini sağlayacağım
    Bu da benden sana Eylül sözü olsun



    Feridun Düzağaç - Alev Alev
    Alev alev yanıyorum
    Buzlarım çözülüyor aşka
    Gardım düşüyor, tutamıyorum
    Korkuyorum bakışların çarpınca bana

    Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık
    Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık

    Alev alev yandığım doğru
    Küllerinden doğar mıyım sana doğru
    Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim sendeyim..
    Al beni ne yaparsan yap
    Al beni ne yaparsan yap

    Sen ışığını arayan, güzel günebakan
    Ben tozuna dumanına hasret, bir enkaz

    Alev alev yandığım doğru
    Küllerinden doğar mıyım sana doğru
    Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim sendeyim..
    Al beni ne yaparsan yap
    Al beni ne yaparsan yap

    Yasemin çiçeği ile ilgili bilgiler "MaiMira" ve "on8kitap" kaynaklarından bulunarak hikayeye adapte edilmiştir


    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  19. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]


    ........::::::::__Eylül__::::::::........


    "Sana karşı daha ilk andan beri farklı bir şeyler hissettiğimi saklayamam
    Beni bile şaşırttı bu kadar yoğun bir ilgi...
    Senin hakkında yeşermeye başlayan duygularım seni temin ederim ki kayda değerler
    Ama bırak uğraşayım Eylül. Senin için çabalayayım
    Bırak seni gerçekten hak ediyor muyum bende öğreneyim
    Eğer seni gerçekten hak etmişsem o kalbin yolunu bulur yaşaması gereken tüm güzellikleri de yaşatırım ona...
    Söz veriyorum yaparım bunu"

    Az önce doktorun yanından bedenen ayrıldım ama ruhum bana katılmak yerine başına buyruk davranarak onun yanında kalmayı tercih etti. Büyük ihtimalle söylediklerinin şaşkınlığını yaşayarak ona boş boş bakmayı sürdürüyordur. Arkamı dönüp giderken doktorun sözleri de hala kulaklarımda çınlıyordu. Hem de kelimesi kelimesine. Bu yüzden de ne başka bir şey düşünebildim ne de vermem gereken doğal tepkileri verebildim. Sadece her adımım da boşluğa basıyormuşum gibi hissederek bahçeyi geçip eve doğru yürüdüm. Niye böyle oldum anlamadım. Tutulmuş gibiyim. Bu gecenin bu şekilde sonlanacağını asla tahmin edemezdim. Evin kapısına geldiğimde hala bana bakmakta olduğunu hissedebiliyordum. Arkamı dönerek ona bir kez daha bakmak istedim ama bunu yapmayı bir türlü başaramadım. Bir şey bana engel oluyordu sanki. Belki de aramızda geçen bu alışagelmedik konuşmanın üzerine gözlerinin gözlerime değmesinden ve bana hissetmemem gereken bir şeyler hissettirmesinden korktum. Bilmiyorum oldu bir şey işte!

    Çantamdan çıkardığım anahtarı kilide zar zor taktıktan sonra nihayet kapıyı açıp içeriye girdim. İlk yaptığım şey de sırtımı kapıya dayayıp gözlerimi de sımsıkı yummak oldu. Kendime reset atıp acilen eski halime geri dönmem gerekiyor. Ondan geriye doğru da sayıyorum ama o son bakışı gözlerimin önünden bir türlü gitmiyor. Neden beni eve bırakmasına izin verdim ki sanki. Eğer bir taksi çevirmiş olsaydım bunların hiçbiri olmayacak benimde kafam gayet rahat olacaktı. Ama şimdi ne oldu? Bütün gece gözüme uyku girmesine engel olacak bir meselem oldu.

    "Eylül neyin var senin?"

    Adımı duymamla birlikte gözlerimi açtım. Ela tam karşımda duruyordu. O bana ne olduğunu anlayamamış gibi bakıyor bende ona valla bende pek bir şey anlamadım dercesine boş boş bakıyordum. Dudakları oynadığına göre de bir şeyler söylüyor herhalde ama benim kulaklar meşgulde olduğu için ne dediğini pek anlamadım. Tabi sesim çıkmayıp bir de üstüne tepkisiz kalınca meraklanması da uzun sürmedi. Bir şey söyleyip onu bir an önce rahatlatmam gerek yoksa paniğe kapılacak. Ela'nın meraklı bakışları altında tüm ciddiyetimi takınıp "Acil durum! Mine'yi ara beş dakika içerisinde İzmir ile canlı bağlantı istiyorum" dedim. Ela'nın şaşkınlığı "Niye böyle bir şey yapıyoruz? Eylül söylesene!" derken kapının tıklatılmasıyla daha da çok arttı. Hiçbir şey söylemeden ondan önce davranıp kapı deliğinden baktım ve tam da düşündüğüm gibi doktorun şu an kapının diğer tarafında olduğunu gördüm. Hay aksi! Niye geldi ki? Aniden geri döndükten sonra Ela'nın kollarını tutarak "Kapıyı aç ama doktor beni sorarsa odama çıktım rahatsız edilmekte istemiyorum. Tamam mı?" dediğimde kız şaşkınlıktan ağzını bile açamadı. Başını sallayınca bende hemen kapının arkasına geçtim. Doktorun beni görmesini istemiyorum çünkü...

    Ela derin bir nefes alıp yüzündeki ifadeyi toparlayarak kapıyı açtığında doktor da önce gayet kibar bir şekilde selam verip bu saatte rahatsız ettiği için özür diledi sonra da giderken almayı unuttuğum gerekçesiyle arabanın anahtarını ve çekirdeklerin bulunduğu torbayı Ela'ya vererek iyi akşamlar diledi. Benimle alakalı merak yaratacak herhangi bir şey söylememesi ya da sormaması nedense hoşuma gitti. Kafada soru işareti yaratmadan gitti resmen. Demek aramızda olanlar aramızda kalır mantığı! Yalan yok hala doğru yolda ilerliyor.

    Ela kapıyı kapatır kapatmaz onu antrede bırakıp mutfağa girdim ve hızlı bir şekilde pencerenin önüne geldim. Perdenin ardından doktora bakıyorum da sesi gibi kendisi de durgun görünüyor. Bu da ondan beklemeyeceğim bir tavırdı. Yani o kadar neşeli enerjik şakacı bir adamın durgun olması demek istiyorum. Ağır adımlarla bahçeden çıkıp demir kapıyı kapatırken bir an durarak eve doğru baktı. Aslında daha çok üst kata doğru ama Ela sağolsun mutfağa girip "Eylül ne oldu? Ben hiçbir şey anlamadım" derken ışığı açınca doktorun da dikkati hemen bu yöne doğru kaydı. Bende onun mutfağa baktığını fark edince beni görmesin diye hızla yere çömeldim. Eminim ki şu an Ela da bana garip garip bakarak ne yapıyor bu kız diye düşünüyordur. Ne yaptığımı bende bilmiyorum ki... Sadece duruma göre şekil alıyorum.

    Doktorun birkaç saniye bu tarafa bakıp sonra da uzaklaştığını görünce rahatladım. Bu rahatlama sonrasında da yavaşça ayağa kalkıp üstüme bir çeki düzen verdikten sonra Ela'ya doğru döndüm. Bu defa gülsem mi gülmesem mi der gibi bakıyordu. Gülerse başına geleceği tahmin etmiş olacak ki kendisini de epey iyi tutuyordu. Arkadaşını nasıl da iyi tanıyor ama bende onu tanıyorum. Yüzüne baka baka yanına yaklaştıktan sonra hiç bozuntuya vermeden elindeki çekirdek torbasını alarak mutfaktan çıktım. İçimden de üçten geriye doğru sayıyordum ve tam merdivenin başına gelip sıfır demiştim ki Ela arkamdan "Acil durum demiştin. Neden bir şey anlatmıyorsun Eylül? Yoksa o bahsettiğin Truva atının içindeki askerler ortaya çıkıp seni işgal altında mı bıraktılar" diye seslendi. Olduğum yerde kalırken yavaşça arkama doğru bakıp gayet sakin bir tavırla "Benim çekirdek yemem lazım. En az bir paket" dedikten sonra bana boş gözlerle bakmasına karşılıkta "Balkonda olacağım. Bana katılmak ister misin?" diye sordum. Merdivenleri çıkıp tebessüm ederek yanıma geldikten sonra koluma girdi. Geliyor yani...

    Birlikte üst kata çıktığımızda Ela hemen geleceğini söyleyip Tolga'nın odasına doğru gitti. Sanıyorum ki benim yanımda olduğunu söyleyerek Rüya'yı bir süre babasına emanet edecek. Ela içeriye girdiğinde bende tam odamın kapısını açmıştım ki onun Tolga'ya "Kızımızı senin kucağında gördüğüm her an yaşadığım tüm zorluklar buna değerdi diyorum biliyor musun?" dediğini duyup içeriye girmekten vazgeçerek onlara doğru baktım. Kapıları aralıktı ve kızlarını ortalarına almış birbirlerine aşk kokan bakışlar atarak sarılıyorlardı. Aslında bu her zamanki halleriydi ama bugün gözüme daha bir başka göründüler. İnsan imreniyor tabi. Birbirlerine karşı olan sevgilerinden o kadar eminler ki bunun gerçekten büyük bir lüks olduğunu ve bu duyguyu nedense hiçbir zaman yaşayamayacağımı düşünüyorum. Bu hisse yaklaşsam da onlar gibi %100'ü yakalayamam herhalde. Bence bu kadar şanslı oldukları için şükretmeliler.

    [​IMG]

    Onları aile saadetleriyle başbaşa bırakıp odama girdikten sonra elimdeki torbayı ve çantamı yatağın üzerine bırakıp üzerimi değiştirdim. O sırada da Ela geldi. Balkonda otururken üşümeyelim diye ikimize de pike getirmiş. Anne oldu olalı anaçlığı da tavan yaptı bu kızın. Umarım uyurken sırtıma terleme ihtimalime karşı bez mez koymaya da başlamaz. Ela balkon kapısını açıp çıkarken bende çekirdek torbasını alarak peşinden gittim.

    - Mine'yi aradın mı Ela?
    - Hayır canım aramadım. O biraz hastaydı ve yarım saat önce konuştuğumuzda da yatmak üzereydi. Yarın ararız
    - Önemli bir şeyi yok ya
    - Hayır yok merak etme. Kenan öğle arasında romantiklik yapayım derken üşütmüş kızı
    - Ne yapmış yine?
    - Fiskiyeli parkta yapılan romantik dans geceyi acilde aldırmış
    - Şaka yapıyorsun!
    - Mine gelemez öyle sulu işlere hemen hastalanır. Küçükken de böyleydi ama Kenan bilmiyor tabi
    - Öğrenmiş oldu. Şaşkın ya! Kızı sırılsıklam aşık ettiği yetmiyor bir de üstünü başını mı suladı yani
    - Mine yine de halinden memnundu. Hastalanmasından çok geçirdikleri vaktin güzelliğinden ve onda bıraktığı etkilerden bahsetti. Önemli olan da bu bence...
    - Öyle herhalde...

    Sandalyeleri çekip battaniyelerimize sarıldığımızda sıra çekirdekleri paylaştırmaya geldi ama elimi torbanın içine attığımda çekirdek paketi haricinde başka bir şey daha tuttuğumu hissettim. Çaktırmadan elimi çekip torbaya baktığımda Ela da muhtemelen bakışlarım yüzünden bir şey olduğunu anladı çünkü torbayı kendisine doğru çekerek hemen içine baktı. Gülümsediğinde bende istemsizce tebessüm ederek başımı diğer yöne çevirdim. Ben bu adama ne diyeyim gerçekten bilemiyorum. Kulağımın arkasına Ela tarafından takılan pembe gülle beraber "Harika! Tam çiçekçi kız Güllü'ye benzedim" diyerek gülmeye başladım.

    - Ahmet bey bu çalışmasında sana ne anlatmak istemiş Eylül?
    - Ben şimdi sana bir şey anlatırdım ama... Gülme insanın yüzüne karşı!
    - Bana sanki gönlüm sende demek istemiş gibi geldi. Gül de pembe olunca bunu desteklemiş tabi
    - Bak hala gülüyor! Hem onun koyduğunu da nereden çıkardın?
    - Ne yani şimdi bu gül torbaya kendi kendisine mi girdi?
    - Ne bileyim Ela! Belki de markette beş paket ay çekirdeği alana bir tane gül kampanyası yapmışlardır
    - Tamam sen istediğin kadar inkar et bakalım. O torbaya ne şekilde girdiyse girdi ama bence sana çok yakıştı

    Ela'nın iltifatı eşliğinde kulağımın arkasındaki gülü elime alıp düşünceli bir halde yapraklarına bakmaya başladım. Kızıyorum ediyorum ama hakkını vermek gerekir ki cidden zarif bir adam. Tabi bahçedeki gülü koparırken Mehmet efendiye yakalanmadığına sevinmeli yoksa kendi kendisine pansuman yapmak zorunda kalabilirdi. Adamın özenle diktiği güllerinden bir tanesini mundar etmiş resmen. Sessizce bunları düşünürken Ela da merak ediyor olacak ki bana "Aklındakini benimle de paylaşacak mısın Eylül?" diye sordu. Konuyu açsam mı yoksa tamamen kapatsam mı emin değilim sanki. Bir yanım onunla konuşmaya ihtiyaç duyuyor bir yanımda ağzımdan çıkacaklara güvenmediği için tedbiri elden bırakmak istemiyor gibi. Bu yüzden de Ela'ya doğru bakarak torbadan bir tane paket çıkardıktan sonra "Önce çekirdeğimi yiyeyim sonra bakarız" dedim. Neyseki ısrar etmedi.

    ........::::::::____::::::::........

    İkimizde elimizdeki paketleri bitirene dek hiç konuşmadık. En son Ela battaniyesine sarılıp ayaklarını toparlarken bende pakette kalan üç beş tane çekirdeğime bakıyordum. Bitmek üzereler ve ben hala kendimi konuşmaya hazır hissetmiyorum. Aheste aheste onları da yiyip bitirdikten sonra tam elimi ikinci pakete atmıştım ki Ela bileğimden yakalayıp "Hiçbir şey anlatmayacaksın değil mi? Bütün gece çekirdekle beraber kendi kendini de yiyeceksin" dedi. Bu gibi durumlarda beni bu kadar iyi tanımasının sıkıntısını epeyce çekiyorum. Elimi geri alıp saçlarımı bileğimde takılı halde duran lastik tokamla at kuyruğu yaptıktan sonra ayaklarımı altıma toparlayıp başımı da geriye yasladım. Gözlerimi kapatırken Ela'nın "Bu gece ne oldu Eylül?" diye sorduğunu duyunca bu sorulardan daha fazla kaçamayacağımı anladım ve temiz havayı içime çektikten sonra onu bir hayli şaşırtarak "Bu gece keskin nişancılıkta bir dünya markası olan sevgili doktorumuz cemaate karşı merhum Buğra Çelik'i nasıl bilirdiniz diye sordu" dedim. Gözlerim kapalı olduğu için Ela'nın verdiği tepkiyi göremiyorum ama bir şey söylemediğine göre şaşkınlıktan dilini yutmuş olabilir.

    - Nasıl yani?
    - Tamam bu biraz fazla iddialı oldu şimdi farkına vardım ama en azından ilerde bunu söyleyebilecek gibi görünüyor. O potansiyeli bu gece onda fazlasıyla gördüm
    - Eylül sen neler diyorsun? Bu çok güzel bir haber... Ne yani şimdi bu Ahmet beye bir şans vereceğin anlamına mı geliyor?
    - Doktoru biraz olsun tanıdıysam eğer ona şans vermezsin Ela! O gelir o şansı söke söke alır gider arkasından da ne oldu şimdi der gibi bakar kalırsın. Bak şimdi böyle söyleyince de bu özgüvenine bir gıcık kaptım ben. Kenan ile aynı kumaştan bunlar ikisi de çapkın ikisi de bir eli yağda bir eli balda büyümüş istediğini de eninde sonunda allem edip kallem edip alan adamlar
    - Niye böyle yapıyorsun?
    - Ne yapıyorum?
    - Onunla ilgili sürekli kötüye odaklanıyorsun. Bırak olumsuz şeyleri cımbızlamayı da birazda güzelliklerini görmeye çalış
    - Ben böyle bir şey yapmıyorum
    - Yapıyorsun Eylül boşuna mı dikkatimi çekiyor. Ne zaman ondan bahsetsen iyi bir şeyi bile kötüymüş gibi söylüyorsun. Farkında olarak ya da olmayarak bilinç altını onunla ilgili sadece negatif şeylerle dolduruyorsun. Yapma bunu!
    - Niye böyle bir şey yapayım ki başka işim mi yok?
    - Böyle bir şey yapıyorsun çünkü her yönüyle sana hitap ettiğini anlamana rağmen ona aşık olmak istemiyorsun. Ahmet beye karşı bir şey hissedeceksin diye ödün patlıyor Eylül. Kimdi şu diğer doktor?
    - Hangi doktor... Sinan mı?
    - Evet o
    - Ne olmuş ona?
    - Neden aynı şeyi onun içinde yapmıyorsun? Onunla daha ilk andan çok iyi anlaşmışsın. Anlattığına göre ara sıra karşı karşıya gelip sohbet de ediyorsunuz. Hatta seni merak edeceği için aklının kalacağını söyleyerek evine kadar da bırakabiliyor ama sen bu adama bu güne kadar ne bir lakap taktın ne de hakkında tek bir olumsuz söz ettin
    - Bundan ne sonuç çıkarmalıyım?
    - Bunları onun için yapmıyorsun çünkü doktor Sinan'ın seni etkilemeye ya da kafanı karıştırmaya gücü yetmiyor ama doktor Ahmet feci şekilde tehlikeli sinyaller yayıyor
    - Sinan bana asılmıyor bir kere aramızdaki sadece arkadaşça bir sohbet
    - Bu konudaki yorum hakkımı gizli tutuyorum Eylül
    - Adamla görüşen benim ama yorum yapan sensin. Bu nasıl iş anlamadım
    - Boşboğazsın Eylül! Bu yüzden yanınızdaymışım gibi rahat rahat yorum yapabiliyorum. Bu arada bunu da daha önce fark etmemiştim şimdi fark ettim. Her konuda rahatlıkla konuşurken doktor Ahmet ile ilgili ağzını sıkı tutuyorsun. Bu da dikkat çekici bir ayrıntı
    - Ağzım doktorla ilgili sıkı falan değil. Ne olduysa gelip sana anlatıyorum işte
    - Hı hıı!
    - Sanırım benim bir paket daha çekirdek yemem lazım!
    - Tamam o zaman hem ye hem de bana bu gece olanları eksiksiz anlat ama yine ağzı sıkılık edeceksen o başka tabi

    Torbadan çekirdeği alıp Ela'ya ters ters bakarak salladıktan sonra paketi açtım ve yemeğe başladım. O da yanımda sessizce duruyordu. Doktorla ilgili söylediklerini düşünürken kendime karşı da kuşkuya düştüm iyi mi! Böyle mi yapıyorum gerçekten? Ona aşık olabilme ihtimalimi yok etmek için sürekli hakkında kötü izlenimler mi yaratıyorum. Ama bu gece her zamankinden farklıydı. İstesem de kötü bir şey söyleyemem herhalde.

    Oturduğum yerden arabanın olduğu yere bakarken o anlar zihnimde yeniden yaşanmaya başladı. Kolumdan yakalayıp beni kendisine doğru döndürdüğünde yakından gördüğüm gözleri bir başka bakıyordu sanki. Söylediklerine gelecek olursam eğer içinde cımbızla çekebileceğim hiçbir negatif şey yoktu. Aksine bu gece ondan o kadar güzel o kadar gerçek şeyler işittim ki ilk defa onu tam anlamıyla ciddiye aldım. Sözlerini kalben önemsedim. Hatta yalan söylemeyeceğim içimden de verdiği sözü yerine getirebilmesini diledim. Dedim ya farklıydı diye... Adım adım yaklaşan dudaklarının sıcaklığını hissettiğimde ona karşı gardım düştü ve kontrolün elimden gittiğini hissettim. Beni bırakmak yerine öpmüş olsaydı o an ona karşı koyabilir miydim bundan pek emin değilim galiba.

    "Öptü mü seni?"

    Ela'nın sorusuyla kendime geldiğimde bunu sorma nedenini hemen anladım çünkü dalgın bir halde bunları düşünürken aynı anda da parmaklarımı dudağımın üzerinde gezdiriyormuşum. Aferin sana Eylül! Kız iyice yanlış anladı. Şimdi düzelt bakalım düzeltebilirsen! Elimi telaşla çekip "Ne öpmesi canım! Çekirdek yüzünden dudaklarım zonkladı o kadar" dedim ama yok Ela gülümsemesini saklamaya çalışırken benim bu halim daha da şüphe çekti. Hayır yani öpmüş olsa içim yanmayacakta olmamış şeyin muhatabı olmak ve derdimi açıklayamamak fena koyuyor insana!

    Off! Kendime oldum şimdi de ona karşı dürüst olmam lazım yoksa bu yanlış anlama sürüp gidecek. Yan gözle Ela'ya bakıp oflayarak "Öpmedi" dedikten sonra inanmamış gibi bakmasına karşın sözümü tamamlayıp "Öpecek gibi oldu ama sonra söyledikleriyle öpmekten beter etti beni. Tamam mı? Oldu mu şimdi!" dedim. Hiçbir şey söylemeden sadece tebessüm ederek avucunu açtı. Bende bir eline bir de ona bakıp elimdeki paketten avucuna biraz çekirdek döktüm. Ben doktorla aramızda geçen her şeyi bülbül gibi şakırken o da beni çekirdek çitleyerek dinleyecek iyi mi! Ama mecburum anlatacağım artık başka çarem yok.

    [​IMG]

    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Eylül'ün yanından ayrıldıktan sonra bir süre boş sokaklarda gezip ardından da bir taksiyle eve döndüm. Gece tahminimden çok daha iyi ilerledi ama hiç hesaplamadığım bir şekilde sonlandı. Aslına bakılırsa böyle olduğu için hem mutlu hem de huzurluyum. Bir an Eylül'ün bana karşı olan mesafesi hiç sonlanmayacak ve bir daha da ona yaklaşamayacakmışım gibi hissetmiştim ama bugün aramızın yeniden ısınmaya başlaması içimi çok rahatlattı. Ondan uzak durmamı istemişti ama gördüğüm kadarıyla bunu ne ben ne de o başaramıyoruz. Yine nasıl olduğunu bile anlamadan eski halimize geri döndük. Hatta bence artık bir aşamaya gelmişler aşamasındayız.

    Eve girdiğimde sessizlik hakimdi. Belli ki herkes çoktan odalarına geçmişti. Ceketimi çıkarıp ağır adımlarla yukarıya çıktıktan sonra tam odama girecekken aniden vazgeçip elimdeki ceketi kapının koluna taktım ve doğruca dedemin odasının önüne geldim. Bugün epey yorulmuş olmalı. Kapıyı tıklatıp ses gelmeyince başımı içeriye doğru uzattıktan sonra sessizce yanına doğru gittim. Belki biraz laflarız diye geldim ama uyuyor gibiydi. Odasının nemini ve ısısını yeniden ayarlayıp başucunda duran ilaç kutusuna da günlük olarak alması gereken eksik ilaçları tamamladıktan sonra çekmecesine yerleştirdim. Yanına oturduğumda kıpırdadığını gördüm. Gülümseyip elini iki elimin arasında aldım ve "Sen hep iyi ol dedem" dedikten sonra elini öpüp yeniden yatağın üzerine bıraktım.

    Ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdüğüm sırada dedemin yorgun bir sesle "Ahmet!" diye seslendiğini duydum. Odadan çıkamadan ona doğru dönüp "Sen daha uyumadın mı dede?" diye sordum ama aldığım cevap yine beni azarlar nitelikteydi. Eliyle işaret edip beni yanına çağırırken bir yandan da kaşlarını çatarak "Uyuyordum zaten ama zebani gibi başıma dikilince uyandım haliyle. Hem ne işin var gece vakti tepemde gündüzler torbaya mı girdi? Bari uyurken rahat ver insana!" dedi. Yanına "İyi olup olmadığına bakmak istemiştim" diyerek gidip yatağının ucuna otururken dedem de eliyle göğsüne hafif hafif vuruşlar yapıp "İyiyim ben çakı gibiyim evelallah!" dedikten sonra beni şöyle bir süzerek "Asıl senin bu halin ne be oğlum eşekten düşmüş karpuza dönmüşsün" dedi. Bu benzetmeye şaşırdığımı gizleyemem.

    - Dışarıdan bakınca gerçekten öyle mi görünüyorum dede?
    - Hayır efendim! Dışarıdan bakınca kırk yaşına gelmiş ama hala adam olamamış bir zırtapoza benziyorsun! Şu yakana paçana bir düzen getir halı saha maçından mı geliyorsun be oğlum!

    Günlük olağan fırçamı yemenin verdiği gönül rahatlığıyla tebessüm ederken dedem aniden "Madem geldin ne yaptın anlat bakalım! Bıraktın mı kızı sağ salim evine?" diye sorunca bir an ne diyeceğimi şaşırdım ve bu kem küm halimde dedemi kızdırarak "Ne geveliyorsun ağzının içinde hayta! Bir densizlik yapmadın inşallah kıza... Bana bak o kızı da diğerleri gibi kolay lokma sanma yutmaya kalkarsan ümüğüne çöker hık der tek nefeste gidersin haberin olsun. Sonra dedem biliyordu da niye uyarmadı deme" demesine yol açtı. Bir sorun olmadığını ve Eylül'ü evine bıraktığımı söylerken öksürmeye başlayınca komodininin üzerindeki sürahiden bardağına biraz su koyarak ona doğru uzattım. Sessizce suyunu içiyor ama belerttiği gözleriyle de sanki hadi konuş diyordu. Boşalan bardağı elinden aldıktan sonra "Eylül ile biraz konuştuk" dedim ve bana ters ters bakması eşliğinde komodinin üzerine geri bırakıp "Aslında daha çok ben konuştum. Bu sayede ona hislerimden bahsetme şansım da oldu. Sanırım bu sefer onu samimiyetime inandırabildim. Yani inandırabildiğimi umuyorum" dedim. Hiçbir şey söylemeden çattı kaşlarını büzdü dudağını bana doğru bakmaya başladı. Kesin ağzını bozacak. İşte geliyor!

    [​IMG]
    - Başlatma hissinden ulan kız ne dedi onu söyle!
    - Hiçbir şey demedi. Gitti...
    - O giderken sen ne yaptın peki?
    - Gitmesine izin verdim
    - İyi geçmiş olsun hadi git odana da enayiliğinle yat zıbar şimdi!
    - Niye ne oldu ki?
    - Oğlum kıza dil dökmüş hissiyatından bahsetmişsin o da seni adam yerine koyarak dinleyip belli ki söylediklerini önemsemiş. Ne diye hemen gitmesine izin veriyorsun!
    - Öyle olması gerekiyordu
    - Şuradan kendine de bir bardak su koy da iç o zaman. Soğukta değildi git bir kaç tane de buz at içine hoşaf gibi içme
    - Ben o an yapılması gerekeni yaptım dede
    - Hala gerekeni yaptım diyor! Oğlum kıza bir sahil havası aldır iki çay kahve bir şey zıkkımlanın giderken bul bir yerden bir çiçek tutuştur eline bütün gece ona baka baka düşünsün seni. Kız eve dımdızlak yollanır mı!
    - Eylül'ü yeteri kadar tanımıyorsun eğer üzerine daha fazla gitseydim kızıp beni duvara yapıştırırdı. Yapmadığı şey değil sonuçta
    - Gerekirse yapışacaksın efendi! Bir düzine insan seni oradan zor kazıyacak ama çıkarıldığında izin kalacak o duvarda. Önünden her geçtiğinde görecek eserini...

    Gülerim ağlanacak halime dedikleri bu olsa gerek. Gece vakti yine perişan etti beni. Sessizce önüme bakıp kaldım ama sonra vereceği tepkiyi merak edip yüzüne bakarak "Arabada unuttuğu torbayı geri götürürken içine bir tanede pembe gül koydum" dedim. Bu defa kızmadığını "En azından bir şeyi doğru yapabilmişsin. Hadi git şimdi uyuyacağım ben yaşlı başlı adamım laklak zamanını da çoktan geçtim" diyerek belli etti. Karşılıklı olarak gülümserken dedeme sarılıp "İyi geceler" dedikten sonra ayağa kalktım ve bu defa odadan çıkıp koridoru geçerek kendi odama girdim. Bir yandan kapıyı kapatıp bir yandan da gömleğimin üst düğmelerini çözüyordum ama dolabımın üzerine bırakılan araba anahtarımı görünce ani bir kararla onu oradan alarak aşağıya indim.

    Geri döndüğümde bir elimde oyuncak koala bir elimde de buram buram Eylül kokulu bir parfüm vardı. Onları yatağın üzerine bıraktıktan sonra günün yorgunluğunu atmak için duşa girdim ve sonrasında da nihayet yatağımla buluştum. Buluştum ama ne kadar çabalasam da bir türlü uyuyamadım. Sabahta hastam gelecek erkenden çıkmam lazım. Bir o yana dönüyorum bir bu yana dönüyorum dolaşıp geri geliyorum ama yok kaçan kaçmış yakalayana aşk olsun. Gözüm sürekli telefonumun ekranına gittiğine göre aklımın neye takıldığı da açıkça belli oluyordu.

    Ne yapıyor acaba? Belki de o bu geceyi ve konuştuklarımızı benim kadar önemsemediği için çoktan yatıp uyumuştur. Ama beni sonuna kadar dinledi. Kızmadı susturmaya çalışmadı ya da çekip gitmedi. Hatta ben onu bırakana dek olduğu yerden milim bile kıpırdamadı. Bunun lehime cereyan eden bir anlamı olmalı. Keşke şu an yanımda olabilseydi de o güzel gözlerine bakmayı sürdürerek uykuya dalabilseydim. Aslında düşünüyorum da gözlerini göremesem de onu yanımda hissedebilirim. Komodine doğru uzanıp parfümünü elime aldıktan sonra paketini açıp şişeyi içinden çıkardım ve kapağını açıp gözlerimi yumarak kokladıktan sonra yanımda duran boş yastığın üzerine sıktım. Sanırım onu ne zaman yanımda görmek istesem şişesinden bir miktar parfüm eksilecek. Umarım bu şişenin dibini bulmak zorunda kalmam.

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül__::::::::........

    "Uyandın mı Eylül?"

    Çantamı kontrol ederken Ela'nın bu sorusunu duyup "Uyudun mu diye sorsana" dedim. Yanıma geldikten sonra bana sarılarak "Nereye gidiyorsun?" diye sorunca bende kolumu beline atıp ona sarılarak "Meral'in yanına uğrayacağım. Sonra da biraz işim var ama fazla geç kalmadan gelirim birlikte bir şeyler yaparız" dedim. Ayağa kalktığımda birlikte odadan çıktık. Aşağıya inerken bir yandan da Ela kahvaltıya kalıp kalmayacağımı soruyordu. Gerçek şu ki yemek lafını bile duymak istemiyorum. Dün akşam yediğim yemeklerin ve gece vakti çitlettiğim o iki paket çekirdeğin faturasını epey ağır ödedim çünkü...

    - Sana sandviç hazırlayabilirim istersen
    - Gerek yok Ela sağol
    - Çantanda dursun belki için bayılır
    - Merak etme gerekirse dışarıdan bir şeyler alırım aç kalmam
    - Tamam canım dikkat et kendine
    - Sende öyle

    Evden ayrıldıktan sonra uzunca bir süre yürüyüp sonrada önüme çıkan ilk eczaneye girdim. Yaka kartından adının Füsun olduğunu anladığım kız benden önce gelen adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatırken benimde gözlerim içeriyi teftişe çıktı. Dalgın bir halde bakınırken de "Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?" dendiğini duyup arkamı döndüm. Az önceki kız güler bir yüzle bana bakıyordu. Yanına doğru yaklaşıp kolumu yasladıktan sonra doğal davranmaya çalışarak "Ben şu gebelik testi denen şeyden alacaktım. Var mı?" diye sordum. Kolaymış aslında. Kız gülümsemeyi sürdürerek dolaba yönelirken bir yandan da bana "Bu ilk mi?" diye sordu. Olaydan o kadar kopuğum ki bana ilk defa mı alıyorsunuz diye sorduğunu sandım ve bu da aramızda bir yanlış anlamaya neden oldu. Meğerse kız ilk hamilelik telaşınız mı demek istemiş...

    - Evet ilk
    - Çok heyecanlı olmalısınız ama hiç belli etmiyorsunuz
    - Niye heyecanlanayım ki sonuçta çocuk benim çocuğum değil
    - Nasıl yani? Taşıyıcı anne misiniz yoksa?

    Gözlerimi kocaman açıp "Taşıyıcı... Ne!" dedikten sonra yanlış anlamayı düzeltmek için hemen "Yok arkadaşım nakliyecilik falan yapmıyorum ben arkadaşım için alıyorum bunu" dedim. Ah be! Bu arkadaşıma alıyorum muhabbetini de yaptım ya ben daha ne diyeyim bilmiyorum. Kız belirgin bir şekilde gülmeye başlayınca da iyice gıcık kaptım. Verse de gitsem bir an önce. Tam bitti herhalde derken kız bir tane mi yoksa iki tane mi istediğimi sormaz mı! Yahu ne bileyim ben her zaman ne veriyorsa onu verse ya çatlayacağım şimdi! Derin bir iç çekip "Neden ilkinde anlayamıyor mu bu meret?" diye sorunca kız da açıklama getirerek "Bazen anne adayları sonucu garantilemek için iki tane almayı uygun görüyor da o yüzden sordum" dedi. Dudaklarımı kemirerek dalıp gittiğim sırada kız kaç tane istediğimi sorunca düşüncelerden sıyrılıp "Üç tane koyun o zaman" dedim ve kızın suratıma afallayarak bakması karşısında da "Ne var canım gapgaranti sonuç işte! Bitmedi mi bu işkence benim daha bunları arkadaşıma götürmem gerekiyor. Kız hamileyse de ben gidene kadar doğuracak!" dedim.

    Neyseki daha fazla uzatmadı da alacağımı alıp sonunda çıktım. Yürümekten yorulunca da ilk gördüğüm taksiyi çevirerek Merallerin evine doğru gittim. Kapı ziline basıp bekliyordum ama duyuyorlar mı emin olamadım çünkü içeriden sesler geliyordu. Meral biriyle konuşuyor herhalde diye düşünürken kapı açıldı. Gerçekten de biriyle konuşuyormuş. Beni hemen içeriye alıp telefondakine de "Afedersin Ahmet ağabey Eylül geldi de" deyince ne manaysa telaşlanıp elimdeki torbayı yere düşürdüm. Meral de bana doğru gülümseyip çaktırmamaya çalışarak doktor efendiye malumat veriyordu. Kesin benimle ilgili bir şey soruyor Meral de ondan şüphe içerici bir tonlamayla "Hı hı... Evet öyle" falan diyor. Ben senin ciğerini bilirim doktor!

    Torbayı yerden alıp ayağa kalkarken bir yandan da "Hastası falan yok mu onun? Söyle sonra arasın fazla kalamayacağım zaten vaktimden çalıyor" dedim ama sağolsun Meral aniden "Al sen söyle" deyip sonra da "Ahmet ağabey Eylül'e veriyorum sana bir şey söyleyecekmiş" diyerek telefonu kulağıma dayadı. Hay ben böyle işin... Az önce atıp tutuyordum da doktorun "Eylül?" diyen şaşkın sesini duyunca ne diyeceğimi bilemedim. Alacağın olsun Meral ben sana bunun hesabını bir ara sorarım. Boğazımı temizleyici minik bir öksürük sonrası tam "Vaktim yok sadece Meral'i telefonda oyalama diyecektim" diyordum ki lafım yarım kaldı çünkü telefonun diğer ucunda bir anda sert bir tonlamayla birlikte "Doktor Ahmet Atahan!" diye bağıran birinin sesini duydum. Oldukça öfkeli bir sesti bu...

    - Ne oldu Eylül?
    - Hiç sadece biri seslendi
    - Kim?
    - Bilmiyorum Meral diğer doktorlardan biri olabilir

    Meral'e de telaşlanmasın diye yalan söyledim ama o anla beraber de bir kargaşa oldu. Doktor da belli ki telefonunu indirmişti çünkü sesler çok derinden geliyordu. Doğru dürüst hiçbir şey anlamadım ama sonra bir bağırış çağırış oldu. Anladığım kadarıyla adam karısını ameliyat etmesine müsaade etmeyeceğini söyleyip doktoru da eğer karısına bir şey olursa onu yaşatmayacağını söyleyerek tehdit ediyordu. Bunu duyar duymaz donup kaldım. Bir şey yapsalar ya neden adamı uzaklaştırmıyorlar. Hem dağ başımı burası canım!

    Konuşmalar sırasında doktor gayet sakin bir şekilde hastasının o değil eşi olduğunu ve bu kararı da birlikte verebileceklerini hatırlatınca adam besbeter köpürdü. Sonra da ne olduğunu bile anlayamadan yanlarında olan biri "Hey hey uzaklaş!" dedikten sonra endişeli bir sesle "Güvenliği çağırın. Çabuk!" diye bağırdı. Kötü bir şey oldu. Adam saldırdı herhalde çünkü telefonda o harala gürele arasında kapandı. Göğsüme çöken ağırlığın etkisiyle elimdeki telefonu ve torbayı Meral'in eline tutuşturup "Meral bunlar benden istediğin gebelik testleri. Neden birden fazla dersen eğer garanti sonuç için genelde anne adayları böyle fazla fazla alıyormuş. Neyse... Bu arada ben çıksam sorun olur mu?" diye sordum. Duyduklarımdan sonra orada oturup hiçbir şey olmamış gibi muhabbet edemem çünkü...

    - Ne oldu birdenbire Eylül telefonu niye kapattın?
    - Bir şey olduğu yok canım doktor oradakilerle lafa daldı beni de telefonda unuttu. O sonra seni geri arar
    - İyi de sende yeni geldin ne bu acele?
    - Dedim ya vaktim yok. Bir işim vardı onu halledeyim sonra yine uğrarım
    - Bir şey olmadı değil mi? Merak ettim şimdi...
    - Yok canım ne olacak her şey yolunda
    - İyi madem. Doğru dürüst teşekkür de edemedim Eylül çok sağol
    - Ne teşekkürü Meral elime mi yapıştı sanki. Hadi görüşürüz ben seni ararım
    - Tamam canım

    Meral'i öpüp şüphelenmesin diye de güler bir yüzle yanından ayrıldıktan sonra seri adımlarla bahçeden çıkıp bulduğum ilk taksiye atladım. Hastaneye giderken de yol hiç bu kadar uzun gelmemişti. Sanki yol gittikçe uzuyordu ya da sürekli aynı yerde dönüp duruyor gibiydik. Taksi şoförüne daha hızlı olmasını söylerken de aniden aklıma Sinan geldi. Hemen hastaneyi arayıp acil olduğunu söyleyerek odasına bağlamalarını istedim ve hiç öyle selam melam şeklinde bir girizgah yapmadan direkt konuya girip doktoru bulmasını söyledim. O da telaşlandı ve hemen gidip bakacağını söyleyerek telefonu kapattı. Bende hastaneye yaklaşmak üzereydim. Yahu koşsaydım şimdiye çoktan varmıştım bu ne yavaşlık anlamadım gitti!

    ........::::::::____::::::::........

    Taksiden indiğimde hiç vakit kaybetmeden hızla hastaneye girdim. Girişteki hamile hatunda yine "Hoşgeldiniz Eylül hanım nasılsınız?" falan diyordu ama hiç onunla uğraşamayacağım şimdi! İyi de hangi kattadır ki bu adam? Yapacak bir şey yok artık odasının bulunduğu kata çıkıp sora sora bulacağım zaten bir kargaşa yaşandığına göre onları bulmam hiç de zor olmayacaktır

    Aynen de düşündüğüm gibi oldu. Odasının bulunduğu kata gelir gelmez asansörün açılmasıyla birlikte ilerde bir kalabalık gördüm. O tehditler savuran adam da ortalarda görünmüyordu. Güvenlik çabuk müdahale etmiş olmalı. Doktora bir zarar vermemiş olmasını dileyerek bakınırken kenarda endişeli bir şekilde ensesini tutan Sinan'ı gördüm. Söylediği gibi onu hemen bulmuş demek. Seri adımlarla o yöne doğru gidip kalabalığı zar zor açtırarak yanlarına ulaştım ama yaşadığım şok üzerimde buz gibi bir duş etkisi yarattı. Doktoru gördüğüm an o kadar kötü hissettim ki anlatamam. Gözlerim gömleğinden eline elinden de yüzüne doğru yumuşak geçişler yaparken o soğuk duşun üstüne bir de başımdan aşağıya kaynar sular boşaldı sanki. Doktorun üstü başı eli kan olmuş kaşından akan kanda tek gözünü kapatmak zorunda kalmasına neden olmuştu. Geldiğimi bile fark edemedi.

    Gördüğüm görüntünün şokuyla ses çıkaramadan ona bakarken aniden biri omzuma sertçe çarparak yanımdan geçip "Sinan yardım et de Ahmet'i odasına götürelim. Orada daha rahat müdahale ederim" dedi. Doktorun itirazı da gecikmedi tabi. O halde bile "Gerek yok Feride yardımsız da yürüyebilirim. O kadar da değil büyütmeyin" diyordu ama kadın da itirazı kabul edecek gibi görünmüyordu. Kolunu tutup "Önünü göremiyorsun Ahmet laf dinle biraz. Hadi Sinan!" diyerek oturduğu yerden kalkması için çekelerken doktorda mecburen kalktı. Şu esmer çirkini de yardım edeyim ayağına iyice yapıştı adamın koluna! Daracıkta giymiş ne biçim doktor bu yahu! Arkadaş insan rahat hareket edebileceği bir şey giyer bu ne podyuma çıkacakmış gibi süslü püslü haller...

    Onlar odaya geçerken bende yanına gideyim mi yoksa gitmeyeyim mi bilemedim. Aslında gitmek istiyorum ama uygun olur mu emin olamıyorum. Onları sessiz sedasız izleyeyim diye kapının kenarına yaklaşırken şu Feride denen hatun kapıyı kapatmak için bir hamle yaptı ama tam o anda bende istemsizce kapıyı tutup kapanmasını engelledim. Bunu da ne diye yaptım anlamadım ama yaptım işte. Kadın "Afedersiniz ama girmenize müsaade edemem" diyerek suratıma garip garip bakıyordu. Sanki ondan müsaade isteyen oldu da hatun izni verip veremeyeceğini düşünüyor.

    Neyseki ters bir şey diyemeden ikimizde doktorun "Eylül!" dediğini duyduk. Esmer çirkinine tek kaşımı kaldırarak bakıp çekilsin diye de kaş göz işareti yaparak içeriye girdim. O da şimdi çok istiyorsa rahat rahat kapatsın kapısını. Yanlarına gittiğimde sıradan bir tavırla "Selam Sinan" dedikten sonra onunda bana selam vermesiyle doktorun tek gözlü şaşkın bakışları altında yanına oturup "O adam mı yaptı bunu? Telefonda seni tehdit ettiğini duydum. Ne istiyor senden?" diye sordum. Soruma karşılık o ne dese beğenirsiniz acaba? Sanki ben bunu sormamışım gibi gündemi bir anda değiştirip tuhaf bir tonlamayla Sinan'ı kastederek "Siz ikiniz tanışıyor musunuz?" diye sordu. Heeh! Günün en önemli sorusu bu çünkü! Afallayıp Sinan'a baktığım sırada da esmer çirkini araya girerek "Ahmet göz çevreni temizleyeceğim hareket etmemeye çalış lütfen" deyip elindeki malzemeleri kullanarak gözünün üstüne akan kanları temizlemeye başladı. Sinan da bir yandan onu izleyip bir yandan da doktorun kaşına elindeki steril bezi tutarak daha fazla kanamasını engelliyordu. Tabi bu doktoru durdurur mu? Durdurmaz!

    - Eylül!
    - Ne oldu?
    - Sinan ile tanışıyor musunuz diye sormuştum
    - Sırası mı şimdi?
    - Sırası ki sordum
    - Evet bir süredir tanışıyoruz. Hareket etme de bitsin şu iş bir an önce
    - Nasıl tanıştınız ki Sinan nere sen nere!
    - Ya sen dönsene önüne gözünü oyacak kadın!
    - Sinan sen söyle!
    - Sana anlatmıştım zaten
    - Sen bana Eylül ile ilgili hiçbir şey anlatmadın

    Sinan hafifçe öksürüp ses tonunu kısarak "Hayır anlattım. Hani sana kafeterya da tanıştığım bir hasta yakınından bahsetmiştim ya... İşte o kız Eylül'dü" deyince doktor aniden ona doğru dönüp onaylamasını beklermiş gibi sert bir ses tonuyla "Birlikte simit yediğin ahu gözlü kız!" dedi. Ne diye kızdı bu şimdi? Evet simit yedik sohbet ettik ne olmuş yani suç mu işledik. Bu arada ahu gözlü mü dedi o? Ne diye böyle bir şey söyledi ki ne alaka şimdi! Sinan dediğini doğrulayınca doktor çok fena bozuldu ama öyle böyle değil. Şu an bir şey diyemiyor olsa da vücut dilinden gerildiğini çok net anlayabiliyorum. En basiti parmaklarını kızgın kızgın dizine vuruyor mesela...

    Sinan ve şu Feride denen kadın kendi aralarında olayın nasıl geliştiğini konuşurlarken biz de konu dışında kalarak doktorla birbirimize ters ters bakışlar atıyorduk. Yine var bir karın ağrısı da bir baş başa kalalım öğreniriz elbet. Sinan'a da ayıp oldu. Öyle tek gözünü belerte belerte sorunca adam da ne olduğunu şaşırdı. Herneyse... Doktorun yüzü gözü temizlenip hafifçe yarılan kaşına da dikiş atıldıktan sonra nihayet şu esmer çirkinine ayırdığımız sürenin de sonuna geldik. Hadi canım hadi yolcu yolunda gerek! Aslında böylesine de gidişin olsun da dönüşün olmasın denir ama ben demeyeceğim tabi ki. İlk görüşte o kadar da ağır konuşmaya gerek yok.

    - Ahmet benim işim bitti
    - Teşekkür ederim Feride seninde vaktini aldım. Bizim buradaki kızlar da hallederdi aslında
    - Saçmalama lütfen! Bütün hastane "Ahmet Atahan da iz bırakan kadın kim?" haberiyle çalkalanacak ve tüm oklar da beni gösterecek. Bu şamatanın içinde olma fırsatını elimden kaçıramazdım

    İkisi de gülerken doktor çok şükür ki odada yalnız olmadıklarını hatırladı ve saniyeler içinde ifadesini ciddileştirip "Gerçekten iz kalmaz değil mi?" diyerek kendisine bir çeki düzen verdi. Çoktan kaldı bile haberi yok! Gözümün önünde adeta flörtleştiği kadın "Kalmaz ama kalsaydı da bu sana ayrı bir hava katardı merak etme" dedikten sonra omzuna dokunup "Birkaç güne kadar beni bul dikişlerini de alayım. Başkasına yaptırırsan bozulurum haberin olsun" dedi. O değil de ben bu hatuna birazdan bir teyel atma girişiminde bulunacağım galiba. Yanlış anlama olmasın yakasına demek istiyorum. Gerçi başka türlü de atarım da şimdi doktor ne sıfatla diye sorgular falan hiç çekemem.

    Kaşlarımı çatmış bir halde kadının sinir bozucu göz süzüşlerini izlerken doktorda bana yan yan bakıp sonra da mesafeli bir tavırla "Sanırım senin attığın dikişe güveneceğim. Sonuçta bu hastanede bu işi senden daha iyi yapan biri yok" dedi. Koca hastanede ondan iyisi yok demek... İltifatını yesinler! Bir de "En güzel atılan dikiş" ünvanı verip silikonlar diyarı göğsüne kafam kadar bir madalya taksaydı bari! Adama bakacağım derken üç tanecik dikişi bile yamuk attı kadın görmedim sanki. Esmer çirkini nihayet pılısını pırtısını toparlayıp odadan çıkarken Sinan da saatine bakarak hastasının gelmek üzere olduğunu söyledi. Doktor da bunu duyunca sanki adamı kovalar gibi lafı ağzına tıkıp "Hadi sen git bekletme hastanı" deyiverdi. Yahu bunlar yakın arkadaş değil miydi? Neyin tribini yapıyor anlamadım gitti.

    - Tamam o zaman ben gidiyorum. Bir şeye ihtiyacın olursa söylersin
    - Söylerim de çıkışta kaybolma konuşalım biraz
    - Olur hatta akşam bana gel. Evdekiler de bu halini görüp telaşlanmasın
    - Bak bu çok daha iyi olur işte
    - Eylül seninle de konuşamadık ama sonra görüşürüz herhalde
    - Görüşürüz Sinan kendine iyi bak
    - Bu arada Haldun hocaya laf arasında senden bahsettim. Ağrısı yeniden olursa muhakkak bir doktora görünsün belki taş düşürmüyor olabilir dedi. İhmal etme olur mu?
    - Haldun hoca da hastalarına lolipop veriyor mu?
    - Hayır ama çıkışta yanıma uğrarsan lolipop çekmecemden istediğin kadar şekerleme alabilirsin

    İkimizde gülünce işaret parmaklarımı ona doğru uzatıp espri mahiyetinde "Bundan sonra favori doktorumsun Sinan!" dedim ama dediğime diyeceğime pişman olmam yakındır çünkü yanımdaki adam bu işe çok içerledi. Hatta Sinan çıkarken "Bu ne büyük bir onur" deyip göz kırparak kapıyı kapatır kapatmaz bana tuhaf bir ifadeyle bakmaya başladı ve ben ne oldu der gibi başımı sallayınca da "Neydi bu şimdi!" diye sordu. Ne oluyor ya!

    Bedenen doktora doğru dönüp ellerimi de belime koyarak "Ne neydi?" diye sorarken o da aynı şekilde bana doğru döndü ve "Siz Sinan ile hangi ara bu kadar yakınlaştınız?" dedikten sonra yüzünü ekşiterek "Lolipopmuş Haldun hocaymış bilmem neymiş! Haberim bile olmadı" dedi. Doğru mu duyuyorum diye tereddüt etmem şaşırtmıyordur herhalde. Haberi neden olacakmış ki? Her tanıştığım kişiden sonra beyefendinin bilgisi olsun diye anons mu geçseydim yani!

    - Ne diyorsun sen ya? Adam kafa atarken kaşını yarmakla kalmamış aynı zamanda travmaya da neden olmuş herhalde
    - Siz şimdi ciddi ciddi Sinan ile görüşüyor musunuz?
    - Ne görüşmesinden bahsediyorsun sen?
    - Ne yapıyorsunuz peki?
    - Sadece birkaç kere karşılaştık o kadar. Bugün de seninle konuşurken kargaşa olduğunu duyunca arayıp iyi olup olmadığına bakmasını istedim çünkü sana en çabuk ulaşabilecek kişi oydu
    - Sen bir de buraya gelmeden önce Sinan'ı mı aradın? Telefon alışverişi yapacak kadar yakınsınız yani... Bana bile telefon numaranı vermemiştin
    - Çünkü sen daha ilk günden üçkağıt çevirerek numaramı çoktan almıştın doktor!
    - Almasaydım verecek miydin?
    - Hayır!
    - Ama ona veriyorsun!
    - Ben ona numaramı falan... Bir dakika bir dakika! Sen bana hangi hakla hesap soruyorsun ki? İstediğimi arar istediğimle konuşurum doktor ve sen buna karışamazsın. Ben sana kadın seni dakikalar içinde gözleriyle yedi bitirdi neden engel olmadın diyor muyum?
    - Hangi kadın?

    İsmin ne dedi, söyleyi verdim. Feride, Feride
    Birden ona ben kalbimi verdim. Feride, Feride
    Aşkınla yanıp çılgına döndüm. Feride, Feride
    Bittim eridim mum gibi söndüm. Feride, Feride
    Keşke adımı bilmez olaydım
    Feride, Feride!!!

    Manidar bir şekilde mırıldandığım "Feride" adlı eserle masasının önüne gelip sürahisinden bardağa su doldururken o da dolabına doğru gidip "Sen Feride'yi diyorsun. Bakabilir buna nasıl engel olabilirim ki insanların gözüne perde çekemem sonuçta... Hem kaç yıllık arkadaşım o benim aramızda böyle şakalaşmalar hep olur" diyerek bir gömlek çıkardı. Arkadaşıymış... Yersen! Bardağa doldurduğum suyu gözlerim üzerinde olarak bir dikişte içtikten sonra "Ben senden böyle bir şey talep etmiyorum doktor" dedim ve yanına gidip üzerinden çıkardığı kanlı gömleği elinden alarak "Yani bu da demek oluyor ki sende benden böyle bir şey talep edemezsin çünkü üzerimde hak iddia edebilecek bir durumda değilsin" dedim.

    O dün gece ki konuşmadan sonra pek öyle düşünmüyor herhalde. Temiz gömleğini üzerine geçirip agresif bir bakışla "Hiçbir anlamı yokmuş demek ki!" diye gevelerken bir türlü ilikleyemediği kol düğmeleri canımı sıktı ve "Bırak şunu!" dedikten sonra hızlı bir şekilde önce sol kolunu sonra da sağ kolunu ilikleyip gözlerimi kısarak "Neyin anlamı yokmuş bir açık konuşsana bakayım sen!" dedim. Sessiz kaldı. Ne o az önce bülbüldü hangi ara kesildi sesi! Hızlı bir şekilde gömleğinin önündeki düğmeleri ilikleyip kravatını takarken bende ona dik dik bakarak konuşmasını bekliyordum. En son ceketini giyip dolabın kapağını da bir şeyler anlatmak istercesine sertçe kapatınca gıcık oldum ve bende elimdeki gömleği sinirle burup aynı sertlikle çöp kutusuna attım. Ama böyle yaparsa ben dellenirim!

    Az önceki konudan ötürü rahatsızlığını alenen belli edecek şekilde odasının içinde bir o yana bir bu yana gidip birbirinden alakasız işlerle ilgilenince olduğum yerde sinirden köpürmeye başladım. Adama bak! Sanki bana hesap soracak hali var da gelmiş kiminle ne konuştuğumun afrasını tafrasını yapıyor. Önce sen bir kendine çeki düzen ver derler adama! Masasının önüne gelerek ne dediği anlaşılmadan mırıl mırıl söylenip dosyalarını karıştırırken "Favori doktoruymuş! Doktorlar çuvala girdi kala kala da bir tek Sinan kaldı çünkü!" dediğini duyup dayanamayarak "Harika! Koskoca kariyer sahibi adamın bozulduğu şeye bak! Şaka yaptım şaka espri!" dedim ama o da "Ben neden gülemedim acaba!" diyerek bana yan gözle bakmakla yetindi. Bakışa bak! Yok yok ben bu adamı buraya kazırım!

    - Sinan da bende güldüğümüze göre herhalde sende bir sıkıntı var doktor
    - Demek sorun bende!
    - Evet sende çünkü olayı öyle gereksiz büyütüp öyle de saçma sapan bir yere getirdin ki şu an sana gerçekten inanamıyorum. Buraya tehdit edildiğini duyup endişelendiğim ve ne durumda olduğunu gözlerimle göreyim diye geldim ama sen şu an resmen Sinan ile olan ilişkimin boyutunu sorguluyorsun
    - İlişkiniz olduğunu kabul ediyorsun demek!
    - "Arkadaş" ilişkisini kastediyorsan evet kabul ediyorum ama diğerini diyorsan bir geri bas doktor çünkü o konuda bir ima yaparsan başına fena ekşirim!

    Herhangi bir şey söylemeyip ters bakışlarıyla masasını düzeltirken artık Allah ne verdiyse devam edip "Seni merak eden de kabahat zaten! Elin adamı gelmiş seni tehdit ediyormuş banane arkadaş babamın oğlu musun sanki ama bundan sonra yok doktor! Allah yolunu açık etsin mümkünse de o yolda bizi bir daha karşı karşıya getirmesin. Tam hakkında olumlu düşünüp kendime seninle ilgili yeni güncellemeler yüklüyorum sonra sen gelip öyle bir şey yapıyorsun ki bütün cinlerimi tepeme..." dedim ama bu sefer tam konuşmamın en hararetli kısmında kararlı bir tavırla üzerime gelerek elini saçlarımın arasından geçirdi ve ben daha ne olduğunu bile anlayamadan konuşmamı dudaklarını dudaklarıma mühürleyerek sonlandırdı.

    Beni öptü mü o?
    Evet öptü!
    Hatta hala öpüyor...
    Bu adamı öldüreceğim!
    [​IMG]
    Kahretsin!
    Bunu yapacağını önceden anlayıp onu nasıl engelleyemem
    Resmen göz göre göre geldi öptü iyi mi!
    Bu arada neden benim gibi kokuyor bu adam?
    Umarım aynı parfümü kullanmıyoruzdur çünkü bu biraz garip kaçabilir
    Off! Yeni bir itirafta bulunayım mı?
    Söylemezsem içimde patlayacak çünkü
    Cinleri tepesine çıkmış bir kadını nasıl etkisiz hale getireceğini çok iyi biliyor
    Bu kızların neden peşinden ayrılmadığını şimdi daha iyi anladım ama bu dediğimi de kayıt dışı tutalım lütfen
    Yerin kulağı vardır neme lazım

    Dudaklarımın üzerindeki o asi ve tutkulu dokunuşlarını sarsıcı bir şekilde hissetsem de bedenen benden uzak duruyordu. Sadece tek eli saçlarımdaydı ve maksadını aşan bir yakınlaşmaya sebebiyet vermiyordu. Birkaç saniyelik şaşkınlığın ardından kendime hakim olamayarak ona istemsizce karşılık vermek üzere olduğumu anlayıp bunu yapmamak içinde doktoru hemen kendimden uzaklaştırdım ve sinirle "Ne yaptığını zannediyorsun sen?" diye bağırdım. Sesim de titremeseydi iyiydi. Hay aksi! Sanki hala beni öpmeye devam ediyormuş gibi hissediyorum ve bu gerçekten kafam gibi ses frekanslarımın da karışmasına neden oluyor.

    Çatık kaşlarıyla bakmayı sürdürürken bir o kadar da derin bakışlarıyla "Senin deyiminle üzerinde hak iddia ediyorum benim deyimimle de henüz bir aşamaya gelememişler aşamasından fena halde sıkılıp birkaç level birden atlıyorum!" deyince önce dudaklarımı kıpırdatsam da bir şey diyemedim ama sonra söylediği şeyler yüzünden kızdığımı açıkça belli ederek "Ben senin istediğin zaman level atlayabileceğin bir bilgisayar oyunu değilim doktor!" deyip çoktan yüzünde patlamış olması gereken tokadımı gecikmeli de olsa sertçe suratına çarptım. Üzgünüm doktor dün geceden sonra beni bile şaşırtacak ölçüde iyi gidiyordun ama kullanıcı hatası yüzünden oyunun yine çöktü!

    [​IMG]

    [​IMG]

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları



     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  20. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül __::::::::........

    Attığım tokat onunla birlikte sanki benimde suratımda patladı
    Neden böyle hissettim bilmiyorum ama bir an bu tokadı hiç hak etmemiş gibi geldi
    Evet beni iznim dahilinde olmadan öpmüş olmasına rağmen hak etmediğini düşündüm
    İşin kötüsü özür de dileyemedim. Hiçbir şey diyemedim
    Sakin bakışlarını bana doğru döndürdüğünde gözlerine bakmaya devam edemedim ve tek kelime etmeden onu orada bırakıp seri adımlarla odadan çıkarak kapıyı kapattım

    Açık konuşacağım çünkü içimde birikmesini istemiyorum
    Sırtımı kapısına dayayıp derin derin nefes alırken kalbimin bu kadar hızlı çarpmasına da bir mana veremedim
    Ben kendimi daha önce hiç bu kadar elim ayağım birbirine girmiş bir halde görmemiştim
    İçeride olanları düşünüyorum da doktoru da daha önce hiç bu halde görmemiştim
    Sinan ile aramızda bir şey olma ihtimali gözünü döndürmüş gibiydi
    Düşüncesine bile tahammül edemiyor gibi bir hali vardı

    Ne tuhaftır ki onu anlayabiliyorum galiba
    Baştan söyleyeyim öyle doktora aşık maşık değilim
    Sadece dün gece üzerimde karşı konulamaz bir etki bıraktığı açık
    Ancak telefonda konuşurken tehdit edildiğini duydum ya
    Sanki buraya zamanında yetişmiş olsam o adamı duvardan duvara çarpıp sen kimi tehdit ediyorsun diyerek gırtlağına çökebilirmişim gibi geldi
    Bir de şu esmer çirkini var tabi!
    Doktora karşı olan samimi tavrı da benim için tahammül edilmesi epey zordu

    Yine kontrolüm dışında hayatımı hallaç pamuğu gibi dağıtacak gelişmeler oluyor ve ben buna engel olamıyorum
    Aramızdaki bu ne idüğü belirsiz yakınlığın neye sebebiyet vereceğini bilmiyorum ama bunun öyle gözardı edilebilecek bir şey olmadığı da çok açık
    Attığım tokattan sonra mümkün olabilir mi orası meçhul ama belki de doktor bir şans verilmeyi hak ediyordur


    ........::::::::__Ahmet__::::::::........

    Onu bulduğumu ve kaybetmemem gerektiğini bana sonuna kadar hissettiren bu şeftali kokulu öpücük için binlerce tokat yemeye razıyım
    Bunca yıldır sessiz sedasız Eylül'ü beklemiş olan kalbime bu doğru seçiminden ötürü şapka çıkarmak istiyorum
    Hatta daha iyi bir seçim olamazdı

    Şu an bana kızmış olabilir ama onunda kalbinde benden kaynaklı bir kıpırdanma olduğunu hissedebiliyorum
    Beni bu kadar merak etmesi ve iyi miyim yoksa değil miyim diye apar topar buraya gelmesi bile bana bir şeyler anlatıyor
    En önemlisi de onu öpmeden önce sarf ettiği sözlerdi
    Benimle ilgili olumlu düşünmeye başlaması ve onun deyimiyle bu konuda kendisini güncellemesi bana göre gelecek vaat ediyor

    Ben seni kalbime yazdım Eylül Acar
    Şimdi sıra kendimi senin kalbine kazımaya geldi

    [​IMG]

    ........::::::::__Eylül Acar / Birkaç Hafta Sonra__::::::::........

    - Ne yani şimdi Eylül bir hikayeye mi tav olmuş Ela? Aman Allah'ım! Bu ödeşmenin yaşanacağı günü iple çekiyordum! Bir de bana laf ediyordu
    - Ne diyorsun kızım sen!
    - Ela söyledi kalbini iyileştirecek bir doktorla karşılaşmışsın
    - Aramızda kaldı sanmıştım Ela!
    - Sana Mine'ye söyleyeyim mi demiştim sesini çıkarmamıştın
    - Evet ses çıkarmamışsın Ela da kararı kendisine bıraktın sanmış
    - Ela minareyi çaldığın yetmiyormuş gibi bir de kılıfını bu yer cücesiyle mi hazırladın!
    - Yer cücesi değilim ben!
    - Sus kız 1.55'lik boyunla atarlanma bana sesin zor geliyor zaten zıpla biraz!
    - Çok kızmış Ela bildiğimi söylemese miydim acaba?
    - Hee söylemeseydin de arkamdan gıybetimi yapaydınız. Tüüüh! Kaç hafta geçti üstünden kesin yapmışsınızdır. Yaptınız değil mi? Tevekkeli değil ondan kulaklarım çın çın çınlayıp duruyor!
    - Ne desem yaranamıyorum hemen sinirleniyor
    - Benim çıkmam gerekiyor kapatın telefonları ya da hoparlörü açıp benim odamda konuşmayın
    - Neden çıkman gerekiyor ki doktorla randevunuz mu var? Bence pembe puantiyeli elbiseni giy
    - Hala randevu diyor... Ev bakacağım iş bakacağım Mine hanım! Hem bende pembe puantiyeli elbise ne arar be kafayı mı üşüttün sen!
    - Şaka yaptım ya ne kızıyorsun? Ela bu kız bu kadar sinirli değildi ne olmuş buna aynı bizim menopoz teyze Yelda'ya benzemiş
    - Mine git Kenan ile uğraş çekemem şimdi seni
    - Kenan burada değil ki İstanbul'a geliyor
    - Niye?
    - İş ile ilgili dedi. Babası acil çağırmış. Dönüşte de Ela'yı alıp öyle gelecekmiş
    - Yemiş o seni kızım! Kesin kaynanatörün seninle ilgili çemkirmek için çağırmıştır sana da korkudan söyleyememiştir
    - Öyle mi diyorsun? Eylül...
    - Ne o işin mi düştü?
    - Gelince şu sevimsizin ağzını bir arasana üzülmeyeyim diye artık bana hiçbir şey söylemiyor
    - Hadi yine iyi günüme denk geldin. Tamam konuşurum
    - Niye iyi günün ki? Doktorla özel bir plan mı yaptınız?
    - Ela kapat şu hoparlörü yeminlen gider bu kızın evini başına yıkarım!

    Banyodan çıkıp başımdaki havluyu yatağa bırakırken Ela'nın odada olmadığını anladım. Mine de "Ela kurtar beni!" diye cırlıyordu. Telefonu elime alıp kendime doğru yaklaştırdıktan sonra "Ela yok ki ateş hattında kalınca her aklı başında insan gibi kaçmış. Sende kapat telefonu zıvanadan çıkarma beni şimdi sana kızıp bütün hıncımı ev sahiplerinden çıkaracağım sonra yine evsiz barksız kalacağım!" dedim ve Mine'nin "İyi be! Hadi görüşürüz öptüm" demesine de gülerek "Bende öptüm cadı kendine iyi bak" dedim. Bizi dışarıdan biri izlese herhalde birkaç saniye içinde kan gövdeyi götürecek zanneder ama bu kızları gerçekten çok seviyorum. Eminim onlarda beni seviyordur. Her halimize katlanan gülerken gülüp ağlarken ağlayan bir dostluğumuz var bizim...

    Telefonla beraber odanın da kapısını kapattıktan sonra dolabın önüne gelerek giyecek bir şeyler çıkardım ve hızlıca giyinip aynanın önüne geldim. Saçlarımı hemen kurutmam gerekiyor ama olduğum yerden kıpırdayamıyorum çünkü gözlerim aynanın üzerine tutturduğum kurumuş güle takıldı kaldı. Hani şu doktorun torbaya attığı pembe gül. Olanları düşünüyorum da o son tokat gerçekten ağır oldu galiba. Kaç haftadır da onu görmedim. O da hiç karşıma çıkmadı. Bir ara Meral'in yanına gittiğimde arkadaşı Berna ile beni biraz sıkıştırıp neden hala yemeğe çıkmadığımızı sorup durdular. Meral'e neler olduğundan bahsedemediğim için o an onlara da herhangi bir şey diyemedim. Geçiştirip durdum ve günlerimizin bir türlü çakışmadığından tutun da tam günü ayarlayacakken grip olmama kadar türlü türlü bahaneler yarattım. Düğünlerde bile bu kadar kıvırmamışımdır ama o gün cidden kıvrak bir oryantal gibiydim. Gerçi bunun bir faydası olmadı çünkü beni ikna etmeyi başardılar. Doktor hala o yemek konusunda ısrarcı mı bilmem ama bu defa ona olumsuz bir yanıt vermeyeceğim galiba. Hem bu vesileyle ondan attığım tokat için özür de dileyebilirim. Emin değilim ama belki yaparım.

    Hazırlanıp evden çıktıktan sonra epey süre dolandım durdum. Bulduğum ilanların ışığında da bir iki görüşme yaptım ama maalesef ne ev anlamında ne iş anlamında pek faydalı olmayan görüşmelerdi bunlar. Yılmak yok tabi bulana kadar aramaktan vazgeçmeyeceğim. Yorulduğum ve de kahve krizim geldiği için bir yer bulup hemen içeriye girdim. Etrafa şöyle bir göz attıktan sonra da kahvemi söyleyip boş masalardan birine geçerek oturdum. Çantamı omzumdan alırken de telefonum çalmaya başladı. Arayan annemdi.

    [​IMG]
    - Eylül nasılsın kızım?
    - Nasıl olayım anne? Sabahtan beri ayaklarıma kara sular inmiş bir halde geziyorum ama ne bir iş bulabildim ne de doğru dürüst bir ev bulabildim
    - Karışmayayım diyorum ama dayanamayacağım. Neden yanıma gelmiyorsun kızım? Hem ev hem iş her şey hazır biliyorsun
    - Seçeneklerimin arasında bu da var
    - Sahi mi?
    - Evet kısa bir süre içinde burada bir düzen kuramazsam yanına gelebilirim diye düşünüyorum
    - Bence en doğrusu bu olur. Ben seni özlüyorum kızım ama bir oradasın bir burada
    - Belli mi olur belki de sen buraya gelirsin
    - Ben mi? Yok kızım ben buralara o kadar alıştım ki bırakabileceğimi hiç sanmıyorum
    - Ben istesem de mi gelmezsin?
    - Bak şimdi! Sen anne gel dedin de ne zaman gelmedim?
    - Tamam tamam! Bu konuyu kapatalım yoksa zararlı çıkacağım
    - Paran var mı Eylül idare edebiliyor musun? İstersen hemen hesabına bir miktar gönderebilirim
    - Merak etme anne tanıtımdan elde ettiğim para beni uzun süre rahat ettirir. Açıkçası o işi kabul ederken bu kadar yüksek bir meblağ alacağımı hiç düşünmemiştim
    - İyi madem ama yine de sıkışırsan söyle yaban ellerde beş parasız kalma
    - Sen benim ne zaman beş parasız kaldığımı gördün? Garson olur markette satış elemanı olur yine de alnımın teriyle paramı kazanırım. Yapmadığım şey mi? Ayın elemanı olmuşluğum bile var. Hem de üst üstte kaç kere...
    - İş bulduğunda bu sefer dilini tut bari
    - Annee!
    - Yalan mı? İzmir de doğrucu davutluğun yüzünden işten atılmadın mı?
    - Haklıydım ama
    - Kovuldun ama
    - Olsun yine olsa yine yaparım hiç pişman değilim

    Annemin gülerek "Babasının kızı ne olacak" dediğini duyup buruk bir halde tebessüm ederken sipariş ettiğim kahvem geldi ama teşekkür etmek için başımı bir kaldırdım ki karşıma garson yerine Sinan çıktı. O ne arıyor ki burada? Telefonla konuştuğum için sessizce oturup oturamayacağını sorduğunda bende bunda bir sakınca görmeyip "Otur lütfen" dedim ve hemen anneme geri dönüp "Anneciğim ben seni sonra yine arayayım mı? Bir arkadaşımla karşılaştım da" dedim. Annem beni çok çok öptüğünü ve aramamı bekleyeceğini söyleyince vedalaşıp telefonları kapattık. Sinan da o sırada tepsidekileri masaya alıyordu.

    - Selam Eylül
    - Selam da ne işin var burada senin hastanede olman gerekmiyor muydu?
    - Bugün erken çıktım. Eve dönmeden önce de bir şeyler atıştırayım demiştim ve şansa bak ki seni gördüm
    - Güzel bir tesadüf oldu
    - Öyle gerçekten. Peki sen buralarda ne arıyorsun?
    - Birkaç sokak arkada kiralık bir ev vardı ona bakmaya gelmiştim ama ev ev değil resmen kümes çıktı. Eee bende tavuk olmadığıma göre daha insani şartlara uygun yerler bakmaya devam edeyim dedim
    - Eğer şartlarına uyarsa oturduğum sitede birçok boş ev var. Ayrıca aidatlar da yüksek değil. Sadece uygun fiyatlı evler biraz küçük ama tek kişi olunca idare ediliyor. Bende hastaneye yakın olduğu için uzun yıllardır orada oturuyorum
    - Sahi mi söylüyorsun?
    - Evet hatta bu sabah alt dairemin camında da kiralamaya uygun olduğunun belirtildiği bir kağıt gördüm. İstersen güvenlik görevlisini arayıp sahibinin telefon numarasını isteyebilirim
    - Aslında olabilir. Düşünüyorum da apartmanda doktor bir komşun olması hiç de fena fikir değilmiş. Gerçi çocuk doktorusun ama yine de doktorsun tabi
    - Kızımın geldiği günler istemeden başını şişirebiliriz ama
    - Olsun fazla coşarsanız alt kattan tavana süpürge sapıyla vururum susarsınız ya da hiç uğraşmam direkt güvenliğe şikayet ederim

    [​IMG]
    - Sizi susturmanın bir yolunu illa ki bulurum diyorsun yani?
    - Kesinlikle
    - Ya da belki de sızlanmayı bırakıp sende bize katılırsın. Mesela kahvaltı vakitlerinde mutfağımızda ocaktan masaya doğru leziz krepler ve pancakeler havada uçuşur
    - Kızının bu ziyaretlerden hoşlanacağını pek sanmam
    - Neden?
    - Karşımızdakinin kim olduğu fark etmez. Biz kızlar babalarımızı annemiz dışındaki her dişiden kıskanırız çünkü
    - Ooo! Bunu öğrenmem iyi oldu
    - Ama sen yine de bir sepete birkaç tane krep koyup balkonuma sallandırarak bana ulaşmasını sağlayabilirsin. Komşuluk hakkı sonuçta
    - Anlaştık. O halde hemen arayıp numarayı alıyorum
    - Harika olur

    Telefon numarasını alıp evin sahibiyle buluşmak üzere anlaştık. Sinan'a işi varsa gidebileceğini çünkü kendi kendime de halledebileceğimi söyledim ama o kalmak istedi. Komşu oldukları için ara sıra karşılaşıp sohbet etme durumları olmuş ve bu tanışıklığın artısını kullanmak istiyordu. Bende karşı çıkmadım zaten fazla uzun süreceğini de sanmıyorum. Umarım bu sefer şansım yaver gider de şu ev arama mevzusu fazla uzamadan kapanır. Ela İzmir'e geri döndüğünde hala doktorun evinde kalıyor olmak istemiyorum. Şimdi bile huzursuzum zaten...

    Ev sahibiyle buluştuktan sonra birlikte daireyi gezdik. İtiraf etmeliyim ki düşündüğümden daha iyiydi. Kutu gibi küçücük bir evdi. Aynı İzmir de kaldığım gibi bir yerdi yani. Hatta şu ana kadar gördüklerimin içinde en çok gönlüme yatan da burası oldu. Sinan ev sahibiyle sohbet ederken bende annemi görüntülü olarak arayıp evin içini ve pencereden evin mevkisini gösterdim. Tabi her telaşlı anne gibi sanki dağ başında ev bulacağımı zannederek önce şehir merkezine yakın olup olmadığını sordu sonra da ahiret sorularını evin depreme dayanıklı olup olmamasıyla bitirdi. Bir an eve ait tüm sigorta poliçelerinin çıktısını isteyecek sandım. Annemi hızlıca bilgilendirdikten sonra baktım yine tereddüt yaşıyor son çareye başvurarak üst kat komşumun doktor olduğunu söyledim. Bunu duyar duymaz bütün soru işaretlerini ortadan kaldırıp "Ev çok güzel tut kızım sakın kaçırma" dedi. Ey doktorluk sen nelere kâdirsin öyle!

    Annemle konuşup telefonu kapatırken de hemen üstüne Meral aradı. Bu aralar herkes kendi derdine daldığı için doğru dürüst görüşemedik. Telefonu açtığımda önce selamlaştık sonra da bana arama sebebinden bahsetti. Beni akşam yemeğine evlerine davet ediyorlardı. Anladığım kadarıyla Selim benimle iş ile alakalı bir şeyler konuşmak istiyormuş. Şansımın bir anda dönmeye başladığını düşündüğüm sırada da Sinan geldi ve sessizce evle ilgili ne düşündüğümü sordu. Sanırım ev sahibine ona göre yaklaşacak. Ona kaş göz yaparak beğendiğimi belli ederken de Meral'e kusura bakmamasını çünkü dışarıda olduğumu söyledim. O da zaten sadece bu daveti iletmek için aradığını söyledi. Ona memnuniyetle geleceğimi söylediğimde karşılıklı olarak telefonları kapattık. Bir an içimde güneş açtı gibi hissettim. Sanırım şu doktorun da bahsettiği kader İstanbul da kalmam için elinden geleni yapıyordu. Yine nereden geldi aklıma!

    Sonuç olarak ev kafama iyice yattı ve ödeme zamanlarında da anlaşınca evi kiralamaya karar verdim. Sonra da banka talimatıyla depozito artı ilk kira bedelini ev sahibinin hesabına gönderip aynı anlarda da imzaları attık. Bu kadar kolay olacağını hiç tahmin etmemiştim. Sabahtan beri oradan oraya gidip duruyordum meğerse kısmet burasıymış. Sinan'ı da karşıma ev bulmamda bana vesile olsun diye Allah çıkardı herhalde...

    - Şimdi ne yapacaksın Eylül?
    - Aslında benim eve dönüp hazırlanmam lazım
    - Bir yere mi gidiyorsun?
    - Evet az önce akşam yemeğine davet edildim
    - Özel biri tarafından mı?
    - Efendim?
    - Neyse boşver saçmaladım
    - Saçmalamadın ama şaşırttın. Selim Atahan'ı tanıyor olmalısın
    - Ahmet'in kardeşi Selim
    - Evet onun kardeşi... Herneyse daveti yapan eşiydi
    - Sana özel bir soru sorabilir miyim Eylül?
    - Hmm... Cevap verme zorunluluğum yoksa sorabilirsin
    -Tamam o halde cevap verip vermeme özgürlüğün olduğunu hatırlatarak soruyorum. Siz Ahmet ile ne kadar yakınsınız?

    Hoppala! Ne oluyor arkadaş sözleşmiş gibi biri gidiyor biri geliyor. Kendimi Hababam Sınıfına düşmüş tek kız öğrenci gibi hissettim. Bu soruyu yadırgadığımı alenen belli edip neden böyle bir şey sorduğunu merak ettiğimi söylediğimde "Ahmet ile kaşına dikiş atıldığı günün akşamı bendeydik. Sorduğu sorular bana aranızda özel bir şeyler varmış izlenimi yarattı. Açıkçası Ahmet ikimizin samimiyetinden de biraz rahatsız olmuş gibi hissettim. Peki bu seni rahatsız ediyor mu Eylül? Yani planlanmamış karşılaşmalarımız ve o sıralarda yaptığımız sohbetlerimiz demek istiyorum" deyince taşlar yerine biraz biraz oturmaya başladı ama henüz bir tane taş hala açıktaydı. Bu Sinan'ı neden bu kadar ilgilendirdi ki? Ayrıca bunu bana söylemek yerine daha yakın oldukları için doktorla da konuşabilirdi. Ama aklındaki sorularının cevaplarını benim ağzımdan duymak istiyor gibi bir hali vardı. Hay aksi! Ela da bana Sinan ile ilgili yorum hakkını gizli tuttuğunu söylemişti. O bazı şeyleri benden önce anlamış demek ki...

    - Bilmek istiyorsan şöyle söyleyeyim doktorla aramda adı konmuş herhangi bir şey yok ve şimdiye kadar seninle yaptığım hiçbir sohbetten de rahatsız olmadım
    - Adı konmamış bir şey var yani?
    - Ben öyle bir şey demedim
    - İma ettin gibi geldi
    - Pekala o zaman bende sana özel bir şey sorabilir miyim?
    - Tabi ki
    - Doktorla aramda adı konmuş ya da konmamış herhangi bir şey olması sende bir rahatsızlık yaratıyor mu?
    - Neden sordun?
    - Neden cevap vermedin?
    - Hayır yaratmıyor
    - Güzel yaratmasın da...

    Birlikte arabaya doğru giderken içimden bir ses bir bahane uydurup seni bırakmasına mani ol dedi. Ve ben içimdeki sese güvenmek istiyorum. Sinan'a uğramam gereken birkaç yer olduğunu söyledikten sonra bugünkü yardımı için içten bir şekilde teşekkür edip yanından ayrıldım. Kafamın içi çok düzgün ya bir de geldi o karıştırdı. Umarım bana karşı farklı bir yakınlık içine girmeye çabalamaz. Off! Bir de gittim adamın alt dairesini tuttum iyi mi? Yanıl Eylül lütfen bu konuda yanıl!

    ........::::::::____::::::::........

    Eve geldikten sonra odama çıktım ve ılık bir duş alıp biraz yatağıma uzandım. Sırtım nasıl da ağırmış insan yorulduğunu yatınca daha iyi anlıyor. Telefonumu alıp alarmını kurduktan sonra biraz şekerleme yapmanın kimseye bir zararı olmayacağını düşünerek gözlerimi yumdum. Uyumak gerçekten iyi geldi. Gözlerimi açtığımda bütün vücudum dinlenmiş enerjim de yerine gelmişti. Evin içinde biraz oyalandıktan sonra davete icabet etmek üzere giyinip saçlarımı ve makyajımı da yaptıktan sonra odadan çıktım. Ela ve Tolga da bu gece arkadaşları Bora ve Elçin'in yanında olacak. Ela'nın İzmir'e dönmeden önceki son görüşmeleri yani. Bu yüzden merdivenden inip açık bir yer kalmış mı diye etrafı kontrol ettikten sonra evden çıktım.

    Önce yakınlardaki bir pastaneden rengarenk makaronlar aldım sonra da kısa bir süre içinde evin önüne geldim.Taksiden inerken gözüm kapının önündeki arabalara takılınca bakışlarımda hızla eve doğru döndü. Meral söylememişti ama doktor da gelmiş ve yanında da sarışın bir kadın vardı. Keyifli bir sohbet içinde zile basıp kapı açılınca da içeriye geçtiler. Onunla karşı karşıya gelmeye hazır mıyım? Hemen test ediyorum... Hayır değilim ama ne yalan söyleyeyim bir yandan da onu görmek istiyorum. Bana tavırlı mı yoksa değil mi bilmek istiyorum galiba. Birkaç dakika dışarıda oyalandıktan sonra bahçeyi geçip birkaç basamak merdiveni çıkarak zile bastım.

    Gergin gergin beklerken Meral kapıyı açınca gülümseyip "Çok gecikmedim ya" dediğimde bana sarılırken aynı anda da "Hayır gecikmedin. Gelsene" diyerek beni içeriye aldı. Selim de elindekileri portmantoya koyarken bir şey dedi sanki ama ben o sırada büyük bir şaşkınlık içinde karşımda duran sarışın kadına bakıyordum. İyi de ben bu kadını tanıyorum. Hatta İzmir'den İstanbul'a gelirken yanımda oturuyordu. Hani şu en yakın arkadaşına aşık olduğu için zamanında buralardan gittiğini söyleyen kadın. Ona gün geliyor ve aslında hala kaçtığın yere ait olduğunu anlayıp geri dönmek mi istiyorsun diye sorduğumda ne demişti o? Kalbini kaçtığın yerde bıraktığını anlayıp hayatına devam edemiyorsan evet geri dönmek istiyorsun demişti değil mi? Yani şimdi bundan ne anlamalıyım ben?

    Selim'in az önce bir şey söylediğini algıladığım için "Efendim?" dedim ama bir yandan da salona doğru bakmayı sürdürüyordum. Bana sadece nasıl olduğumu sorduğunu söyleyince biraz olsun toparlanıp "İyiyim teşekkür ederim. Sizler de iyi görünüyorsunuz" dedim ama hafiften de bir huzursuz olmadım değil. Ne işi var ki bu kadının burada? Meral bendeki tuhaflığı fark etmiş olacak ki içeriye geçmek yerine "Selimciğim sen içeriyi boş bırakma biz de hemen geliyoruz" dedi ve Selim dediğini yapar yapmaz da bana doğru dönerek "Neyin var senin?" diye sordu. Neyim yok ki? Yine aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık durumunda kaldım.

    Kadına doğru bakarak "O kim?" diye sorduğumda Meral de salona doğru bakıp ne olduğunu anlayamamış bir şekilde "Gizem mi? Selim'in yıllar öncesinden yakın bir arkadaşı" dedi ve sonra da meraklı bir bakışla sözünü "Niye soruyorsun Eylül? Gizem'i tanıyor musun yoksa?" diyerek tamamladı. Doğru ya adı da Gizem'di. Hatırladım. Kahretsin Selim ile de yıllar öncesinden yakın arkadaşlarmış. İyi de ne diyeceğim ben şimdi bu kıza? Kadınla çıkışta biraz sohbet etmiştik. Galiba eşine eskiden beri yanık onu yeniden görüp belki de şansını bir kez daha denemeye gelmiş olabilir mi diyeceğim? Düşüncesi bile fenalık geçirtiyor.

    Bir Gizem'e bir de Meral'e bakıp durumu uygun bir şekilde "Buraya gelirken aynı uçakta yan yana oturduk ama o sırada çok kötü bir halde olduğum için konuşamamıştık. Sonra uçak İstanbul'a indiğinde de biraz sohbet ettik" diyerek anlattım ve bunun üzerine Meral de rahatlamış gibi "Aşk olsun! Bende kötü bir karşılaşma mı oldu diye düşünmüştüm. Bu arada sohbet derken bunu yumuşatarak söylemiyorsun değil mi? Yani tartışma falan değil" diye sordu. Salondaki konuşmalara odaklanıp Gizem'in Selim'e olan bakışlarını analiz ederken cevapta veremedim ki.

    [​IMG]

    Aklıma da havaalanında yaptığımız konuşma geldi. Bana sevdiği adama gecikmiş bir itirafta bulunmaya cesaret edebilir mi bilmediğini ama belki daha sonra onu görmeye gidebileceğini söylemişti. Gelmiş işte! Kesin aşık olduğu ve unutamadığı adam Selim'di. Şu an Meral bunu bilmeli hayır kesinlikle bilmemeli arasında gidip geliyorum. Ne yapacağım hakkında da en ufak bir fikrim yok ama bu kızında hiçbir şeyden haberi olmadan kadının karşısına geçip oturarak hoş sohbet etmesine gönlüm el vermiyor. Ben olsam aptal yerine konuluyormuşum gibi hissederdim ve bu da canımı epey sıkardı doğrusu...

    "Eylül hadi gel içeriye geçelim"

    Meral'in yönlendirmesiyle salona adım attığımda gözlerim ister istemez oturduğu yerden kalkan doktora kaydı. Ağzını bıçak açmadığına göre bir adım gelecekse de bunu benden bekliyor olmalı. Elimdeki makaron kutusunu sehpaya bırakırken aynı anlarda da gözlerine bakıp başımla selam vererek "İyi akşamlar" dediğimde o da bana aynı tavırla "İyi akşamlar" dedi. O an ki bakışmamızı nasıl anlatsam bilemedim. Sanki ikimizinde birbirimizle konuşmaya ihtiyacı var gibiydi ama ortam müsait değildi. Bu bakışma da Selim'in "Sizi tanıştırayım. Gizem eski ve çok yakın bir arkadaşım aynı zamanda da artık bizimle birlikte çalışmaya başladı" dediğini duyup ona dönmemle kesintiye uğradı. Neee! Bir de Atahanlar adına mı çalışacak yani? Allah'ım bu kulaklar daha neler duyacak öyle...

    Beni hatırlamamış gibi baktığı için kendimi ona hatırlatmak istedim. Tepkisini merak ederek elimi uzatıp Gizem tutunca da gözlerinin içine baka baka "Merhaba bende Eylül. Aslında sen hatırlamadın ama biz seninle tanışıyoruz" dedim ve Selim'in tebessüm ederek "Öyle mi? Ne güzel... Bu tanışıklık nereden geliyor peki?" demesine karşılıkta kızın elini sadece birazcık miniminnacıcık sıkıp "İstanbul'a gelirken aynı uçaktaydık. Burada neden bulunduğumuzla alakalı da ufak bir sohbetimiz olmuştu" dedim. Aaa! Doğru noktaya temas etmiş olmalıyım çünkü beni bir anda tanıyıverdi.

    Gizem'in elini bir şeyler anlatmak istercesine preslerken o da renkten renge girerek huzursuz bir şekilde "Evet doğru aynı uçaktaydık. İlk anda hatırlayamadığım için kusura bakma lütfen. Aslında Selim bana tanıtım için çekilen fotoğraflarını göstermişti ama uçaktayken o kadar ağlıyordun ki ikinizin aynı kadın olduğunuzu anlayamadım" dedi. Neee! Bir de ayak üstü beni satışa getirdi iyi mi! Bunu söylediğinde yan gözle doktora baktım da uçaktayken neden o kadar ağlamış olabileceğimi merak etmiş gibi görünüyor. Eder tabi bende olsam bende merak ederim. Elimi çektikten sonra bir Selim'e bir Meral'e bakıp içimden de ne hallere düştük diye geçirerek "Neyse gece uzun daha çok konuşuruz. Siz oturun bende gidip Müberra hanıma bir selam vererek su falan bir şey içeyim" dedim. Giderken de kimseye çaktırmadan Gizem'e peşimden gelsin diye gözlerimle bir işaret yapmayı ihmal etmedim tabi...

    Salondan çıkıp mutfağa girerken Kaan'ın arkamdan "Eylül abla!" dediğini işitip döndüm. Ufaklıkta merdivenleri inip yanıma geldikten sonra "Hoşgeldin annemler geleceğinizi söylemişti" dedi. O sırada önümüzden geçen Gizem'in bana bakarak "Telefonumu arabada unutmuşum da hemen döneceğim" dediğini duyup Kaan'a "Hoşbuldum yakışıklı hadi sen içeriye geç bende hemen geliyorum. Biz kızlar makyajımızı tazelemeden duramayız da" dedim. Bunu söylerken bir gözümde Gizemdeydi.

    - Bence sen makyaj yapmasan da olur çünkü zaten çok güzelsin
    - Öyle mi? Bu güzel iltifatınız için teşekkür ederim küçük bey
    - Gerçekleri söyledim
    - Bak sen! O halde iki kat teşekkür ederim
    - Rica ederim

    Kaan tatlı bir gülüşle salona girince bende kapıyı aralık bırakıp çaktırmadan Gizem'in ardından çıktım. Birazdan nerede olduğumuzu merak edecekleri için bizi aramaya başlarlar o yüzden de acele etmem gerekiyor. Gizem'in tedirgin bir tavırla beni beklediğini görünce doğru yanına gidip hiç lafı evirip çevirmeden "Açıklama beklemem şaşırtmıyordur herhalde! Hadi fazla vaktimiz yok seni dinliyorum" dedim. Geçiştirmeye çalışarak hangi konuda olduğunu sorunca daha açık olmak gerektiğini anlayıp "Seninle konuştuğumuzda en yakın arkadaşına aşık olduğundan bahsetmiştin. Ayrıca o konuşmada kalbini kaçtığın yerde bıraktığını anlayıp hayatına devam edemiyorsan evet geri dönmek istiyorsun da demiştin. Şimdi bilin bakalım o en yakın arkadaş kim çıktı? Dur ben söyleyeyim de vakit kaybı olmasın. O adam seni "karısıyla" birlikte evlerine davet eden Selim Atahan çıktı!" dedim. Fena halde paniklediği gözle görülüyordu. Beti benzi ata ata bir hal oldu resmen...

    - Eylül bak sen tamamen yanlış anlamışsın
    - Hangi kısmı yanlış anlamışım?
    - Benim bahsettiğim kişi Selim değildi

    Selim değil miydi? Ooops! Ne yani bu şimdi kıza boş yere çıkıştığım anlamına mı geliyor. Yüzümü ekşitip sanki söylese tanıyacakmışım gibi "Kimdi o zaman?" diye sorduğumda bir süre tuhaf bir ifadeyle sessiz kaldı. Kaşlarımı çatmış en yakın arkadaşlarının listesini gözden geçiriyor herhalde diye düşünürken perdesi açık olan salon camından içeriye bakarak alnını tuttu ve bana o an hiç beklemediğim bir isim vererek "Sana bahsettiğim o en yakın arkadaşım... Ahmet'di. Evet oydu!" dedi. Aradığınız Eylül'e şu an ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyin. Dıııııt!

    Kimmiş kim! İyi ki bir şey yemiyordum çünkü ya yediğim şeyi boğazıma kaçırıp son dua mı ediyor olurdum ya da bu dediğini duyar duymaz elimde olmadan ağzımda ne var ne yoksa kızın suratına püskürtürdüm. Güzelce bir yutkunup gayet sakin olmaya gayret ederek "Özrüm kabahatimden büyük diyorsun yani?" dediğimde Gizem de önce bir afalladı sonra da kem küm ede ede "Şey... Aman Allah'ım bunu söylememeliydim galiba... Yoksa siz ikiniz yani Ahmet ile sen..." dedi. Hop hop dur orada!

    Söylediklerini duyunca hemen lafa girip "Yok öyle bir şey! Sadece arkadaş gibi bir şeyiz biz" dedim sonra da kafamı toparlayıp gözlerimi aça aça "Ama senin arkadaşlık anlayışın gibi değil" dedim. Bir gözüm açık olan camdan doktora takılmışken Gizem de huzursuzluğu tavan yapmış bir şekilde kolumu tutup "Eylül bak o bilmiyor lütfen anlamasını sağlayacak herhangi bir şey söyleme zaten bende ona ne şimdi ne de daha sonra bu konudan hiçbir şekilde bahsetmeyi düşünmüyorum" dedi. O an bir şey söylemedim ama yüzüne bir sen eksiktin geldin kadro tamamlandı der gibi bakıp başımı salladım. Gizem de teşekkür edip beni orada bırakarak içeriye geçti. Ardından bakarken günün sansasyonel adamı da pencereden bana doğru bakıyordu. O daha çok bakar öyle!

    [​IMG]
    Demek şu meçhul arkadaş doktormuş
    Resmen aşçıyı beklerken katil uşak çıktı iyi mi?
    Bunu gerçekten hiç beklemiyordum
    Hale bak ya! Şurada Selim'i kurtaralım derken...
    Hay ben böyle işin!
    [​IMG]



    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    -*- Beni Kalbine Yaz-*- Okuyucu Yorumları
     
    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.