Duyuruyu Kapat
Hanimefendi: kadınlara özel bir şekilde sağlık, giyim, beslenme, diyet ve benzeri kısaca her konuda destek veriyor. Türkiye'de tek kaynak olma yolunda hızla ilerleyen Hanimefendi.com, üyeler dışında ziyaretçilere açık yapısıyla da paylaşım mantığının hakkını vermeye çalışıyor. Siz de bunun bir parçası olmak istiyorsanız, hemen ücretsiz kayıt olabilir ve aramıza katılabilirsiniz. Sensiz bir kişi eksiğiz... :)
Duyuruyu Kapat
Instagram 180T
Facebook 10K
Twitter 138T

-*-Asude-*- (15.Bölüm)

Konu, 'Yorum ve Yayından Kalkan Hikayeler Arşivi' kısmında nk83 tarafından paylaşıldı.

  1. nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    [​IMG]

    [​IMG]


    1.Bölüm
    Gayet güzel bir ilk bahar günüydü. Pencerenin dışındaki hayat cıvıl cıvıldı. Güneşe gülümseyen çocuklar, peşlerinde koşuşturan köpekler, yeni yeni çiçeklenmiş kırlar, papatya falı bakan sevgililer.. Bu kadar güzel bir güne böyle bir olay nasıl yakışırdı ki? Ya da böyle üzücü şeyler aynı güne nasıl toplanırdı? Sakin bir gündü dışarıdan bakıldığında. Ama ya şu pencerenin içindeki insanlar için önemi neydi bu günün? Oysa annesiyle bir başına yaşayan Asude bugün işten çıkarılmış ve canından çok sevdiği annesinin ciddi bir hastalığı olduğunu öğrenmişti bugün. Kara kara düşünüyordu pencerenin önünde oturmuş. Gören dışarıyı izliyor derdi. Ama kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Sonra kalkıp masanın üstünde duran gazeteyi aldı eline ve bir de kalem. İlan sayfasını açıp kendine uyacak olan işleri bir bir işaretlemeye başladı.O sırada çalan telefonun sesiyle birden irkildi umarım kötü bir haber değildir diyerek isteksizce telefonu açtı.Telefondaki ses "Alo!.. Asude hanım ile mi görüşüyorum?" dedi. Asude duraklayarak tedirgin bir ses tonuyla "Evet. Benim siz kimsiniz acaba?" diye cevap verdi. Telefondaki, annesinin tedaviye başlayacağı hastanede çalışan Yasemin hemşire idi. Asude annesi ile gittiği hastanede onlara çok yardımcı olan Yasemin hemşire ile küçük bir sohbette durumunu anlatmıştı. Şu an içinde bulundukları zorlukları biliyordu Yasemin hemşire. Ama arama sebebinin ne için olacağını kestirememiş annesiyle ilgili ters bir şey olduğu korkusuyla dinlemeye başlamıştı.

    Yasemin hastanede temizlik işlerinde çalışacak elemana ihtiyaç olduğunu hemen ertesi gün işe başlayabileceğini söyledi. Önce derin bir nefes aldı Asude. Düşüneceğin söyleyip teşekkür ettikten sonra, telefonu kapattığında şöyle bir düşündü. Bu iş belki onun için uygun değildi ama seçim yapmak gibi bir lüksü de yoktu Asude'nin. Ne olursa olsun tam zamanında hızır gibi yetişmişti Yasemin hemşire.

    Hemen koşup annesine bu güzel haberi vermeye gitti. Odasına yaklaştığında annesinin hıçkıra hıçkıra ağladığını gördü. "Neden bu benim başıma geldi ne kötülük yaptım ben" diye kendinden geçmişçesine sayıklıyordu. Asude şaşkına dönmüştü. Çünkü doktorlara annesine durumundan bahsetmemelerini rica etmişti. Ama nafile, Semiha hanım onların konuşmasına kulak misafiri olmuş ve ciddi bir hastalığı olduğunu öğrenmişti. Asude annesine sarılarak "Anne lütfen yapma bunu beraberce aşabiliriz göreceksin bak her şey yoluna girecek güven bana" diyerek sakinleştirmeye çalıştı. Ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu annesinin. Kim bilir kaç saattir bu haldeydi ve kendi içerde kara kara düşünürken annesinin hıçkırıklarını duymamıştı bile.

    "Bunca zaman ölüm bir gün gelecek diye, bilinçle yaşadım ben kızım. İşte şimdi ölüm kapımda. Hazır değilim. Ölemem. Seni yalnız bırakıp gidemem bu dünyadan." diye hıçkırarak ağlayan annesine baktı Asude. Gözleri yaşla dolmuştu. Boğazı düğüm düğüm olmuş, buz kesmişti sanki tüm vücudu. "Ağlama" dedi annesine. "Hiçbir şey için boynumuzu bükmedik anne şimdiye kadar. Bu hastalık da bizi yıkamayacak. Aşacağız hepsini. Ağlama sus ne olur!" diye hem ağlıyor hem annesini sakinleştirmeye çalışıyordu. "İşinden de çıkarıldın." dedi annesi son bir hıçkırıkla. "Hayır" dedi Asude, "Hastanedeki hemşire Yasemin var ya anneciğim, o aradı az önce. Hastanenin temizlik işlerinde bir personele ihtiyaçları varmış. Yarın gidip bir görüşeceğim." Annesi Asude'nin yüzüne bakıyordu şaşkın bir halde. "Nasıl yani?" dedi. "Sen temizlik mi yapacaksın? Onca okulu okuyup, o diplomaları almak için o kadar zorluğa göğüs gerdikten sonra... Buna asla izin vermem." dedi annesi net bir ifadeyle. Annesinin tepkisinden ne derece şaşırdığını anlayabiliyordu Asude. O da istemez miydi kendi mesleğini yapsın, kariyeri için yolunu çizsin. Ama hayat çok acımasızdı. Daha lisedeyken babasını almıştı hayat onlardan. Oysa ne çalışkan bir öğrenciydi Asude. O kadar imkansızlıklar içinde bile üniversiteyi kazanıp gitmeyi başarmıştı. Okul sonraları çalışarak giderlerini karşılamaya çalışmıştı. Annesi de çalışıyor ve beraberce hayatlarını idame ettiriyorlardı. Babasının aldığı ev olmasaydı belki de bunların hiç biri olmazdı. Okuyamazdı. Ama şimdi üniversite mezunu, kariyer hedefleyen bir kızdı. Şimdi de annesinin hastalığı baş göstermişti. Üstüne üstlük işten çıkartılmıştı. Hayat Asude'yle dalga geçiyordu sanki. Bu iş onun için büyük bir şanstı ve bu şansı annesi karşıda çıksa kullanmak zorundaydı. Sakin bir dille annesini ikna etmeye çalıştı Asude.

    "Anne sadece bir süreliğine. Şu an için bu işe ihtiyacımız olduğunu sende çok iyi biliyorsun. Lütfen sen bunları kafana takma ve güçlü olmaya çalış. Senin için önemli olan moral. Bak ben yanındayım. Senin iyi olman için de elimden ne geliyorsa yapacağım." dedi. Kızının bu kararına saygı duymak zorunda kalan annesi şartlar yüzünden bu işi yapmasını istemeyerek de olsa kabullenecekti. Anne kız birbirlerine sarılarak uykuya daldılar.

    Ertesi gün Asude işe gitmek için hazırlanıp yola çıktı. Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında minibüs bekleyen Asude, bir yandan da işe ilk günden geç kalmanın endişesini yaşıyordu. Gayet cici bir bluz ve etek giymişti. Eski iş yerine giderken olduğu gibi… Trafik yoğun, minibüs kalabalık, hava bunaltıcıydı. Şemsiyesini sıkı sıkı tutarak minibüsten indi. Hastanenin kapısına geldiğinde yanından geçmekte olan arabanın üzerine sıçrattığı çamurla neye uğradığını şaşırdı ve o sinirle arabanın sahibine söylenmeye başladı. "Seeen.. Sen ne yaptığını sanıyorsun be adam? Dikkat etsene. Eteğim mahvoldu. Hay sizin gibi şoförlere ehliyet verenlere. Yürümeyi bilmezsiniz araba kullanmaya kalkarsınız." diye bağırıyordu Asude. Arabadan inen genç adam "Tamam bağırma özür dilerim görmedim ama sizde de kabahat var geldiğimi gördüğünüz halde kenara çekilmediniz" dedi bunun üzerine Asude daha da sinirlenerek "Sen ne diyorsun be! Hem suçlu hem güçlü derler senin gibilere. Yaptığını beğendin mi? Şu üstümün haline bak. Kim temizleyecek bu eteği şimdi. Acelem de var. Ooooffff!.. " diyerek çıkıştı. Adam "Tamam ama özür diledik ya neden bu kadar uzatıyorsunuz" dedi ve orada bulunan temizlik görevlisine seslenerek "Bayanla ilgilenin üzerini temizlesin. Kusura bakmayın hanımefendi. Sizin hakaretlerinizi dinlemeye devam ederdim ama daha önemli bir işim var" diyerekten oradan hızla uzaklaştı ve içinden "Şuna bak insan güzelliğine aldanıp hayatını bir anda cehenneme çevirebilir şımarık yaygaracı" diye düşündü, hastanenin kapısına doğru ilerlerken.

    Bu sırada Asude adamın bu küstahlığı karşısında sinirden ne yapacağını şaşırmış bir şekilde öylece kalmıştı ki görevli adam bu sessizliği bozdu "Abla gel şurada temizleyelim" demesine kalmadan Asude'nin hışmına uğradı. "Ne ablası be sizi bana parayla mı verdiler? Sabah sabah... Çekil başımdan.” dedikten sonra adama bakarak "Tamam ya!.. Offf… Kusura bakma sinirlendim biraz. Ben hallederim teşekkür ederim" deyip hastaneye doğru yürümeye başladı.

    Kapıda Yasemin hemşire, Asude'yi bekliyordu. Yüzünün asık olduğunu ve kıyafetini silkeleye silkeleye geldiğini görünce yanına gidip ne olduğunu sordu Asude'ye. "Densizin teki araba kullanmasını öğrenemeden ehliyet almış. Yanımdan geçerken üstüme başıma çamur sıçrattı. Böylelerinin yeri tarlada traktör başı olur anca." diyerek adamın etrafta gözükmediğini bildiği halde arkasından bağırdı. "Sus kız bağırma, millet bize bakıyor." diye kıkırdadı Yasemin. Sonra birbirlerine bakarak gülmeye başladılar. Sevimli kız şu Yasemin diye geçirdi içinden Asude. Biz bu kızla iyi anlaşacağız dedi. Sonra hastaneye doğru yürürken, bir yandan Asude çamuru gizlemek için eteğini arkaya doğru çeviriyor bir yandan da Yasemin'e işle ilgili ne yapması gerektiğini soruyordu. "Seni bizim personel şefinin yanına götüreceğim şimdi. Senden bahsettim ben. Biraz aksi biridir ama huyuna gidersen bir süre sonra belki temizlik işlerinden alır hasta bakıcılığına verir seni. O zaman daha rahat edersin." diyerek koluna girdi Asude'nin. Hastanenin içine girip şefin odasının olduğu kata çıktılar. Heyecanlıydı Asude. Ve korkuyordu. Annesine bahsederken düşünmemeye çalışmıştı ama haklıydı annesi. Hastanede temizlik, evdeki temizliğe benzemezdi. Garip bakacaktı millet ona. Ama mecburdu, bu işe çok ihtiyacı vardı. Öyle sıradan bir maaş da vermiyordu hastane temizlik elemanlarına. Annesi için bir süre katlanabilirdi buna. En azından kendine uygun bir iş bulana kadar..

    Şefin bulunduğu kat sakindi. Koridorun başında iki hemşire sohbet ediyorlardı. Merdivenin bitişiğindeki odanın kapısında da bir adam annesi olduğunu tahmin ettiği bir kadının koluna girmiş onu dengede tutmaya çalışarak içerdeki doktora bir şeyler soruyordu.Bayağı yaşlıydı kadın ve ayakta zor duruyordu. Niye tekerlekli sandalyeye oturtmuyorlar ki diye geçirdi içinden. Acaba annesi de tekerlekli sandalyeye muhtaç mı kalacak? Tüm vücut kalple hayat bulsa da beyinle işleyişlerini gerçekleştiriyordu. Annesi konuşamaz bir halde kendisine bakarken geldi gözlerinin önüne. O sırada yaşlı kadın ve oğlu odanın içine girdiler ve kapıyı kapattılar. Yasemin "İşte bu oda." diyerek bir odanın önünde durdu. Kapısını çalıp gel sesini duyunca içeri girdiler.

    Şef 55-60 yaşlarında kısa boylu hafif kambur ufak tefek bir bayandı. Gözlüklerini burnunun ucuna yerleştirmiş, etrafa gözlük çerçevesinin üstünden bakıyordu. Aksi demişti Yasemin. Aslında saçları boyanmış olmasa beyaz saçlı haliyle tam bir pamuk nine görünümünde gözükürdü diye düşündü. Yasemin, Hatice Hanıma "Personel alımı için size bahsettiğim arkadaşım Asude bu efendim eğer uygun görülürse hastanede çalışmak istiyor" dedi. Hatice Hanım Asude'yi şöyle bir süzdükten sonra "bu çelimsiz kız mı çalışacak yapacağı işi anlattın mı sen buna...iki gün sonra vızıldamaya başlamasın" dediğinde Asude bir anda "Sen ne diyorsun..." diyecekken Yasemin'in kolundan sıkıca tutmasıyla kendine geldi ve "Siz...siz benim böyle gözüktüğüme aldanmayın gayet dayanıklıyımdır emin olabilirsiniz" diyerek durumu toparladı. Hatice Hanım "Eminsin demek" diyerek alaycı bir tavırla gülümsedi ve "Anlat bakalım seni dinliyorum. Kimsin nesin? Nerelerde çalıştın? Neden bu işi yapmak istiyorsun? " dedi ciddi bir vakarla. Asude ellerinin titrediğini hissetti. Hocalarının karşısında bile sözünü esirgemeyen, dobra kız Asude şimdi bir iş verenin karşısında titriyordu. Şu an bu işe öyle çok ihtiyacı vardı ki ne yapıp edip bu işi almalıydı. Başladı anlatmaya. "Efendim ismim Asude Kalkan. Aslında Biyoloji mezunuyum. Kendi alanımda bir işte çalışıyordum iki gün öncesine kadar. Fakat iş yerindeki toplu çıkarımlar sebebiyle ben ve bir kaç arkadaşımızın işine son verildi. Okuduğum lise, aldığım harici eğitimler özgeçmişimde mevcut buyurun efendim ayrıca..." Şaşkınlıkla dinleyen Hatice hanım Asudenin devam etmesine fırsat vermeden, "Üniversite mezunusun ve temizlik yapmak için mi başvuruyorsun buraya? Kılığına kıyafetine baktığımda da bir terslik olduğunu anlamıştım zaten. Kızım senin burada işin ne?" diye söze girdi. Asude başını eğmişti. Hafiften gözlerinin yaşardığını hissetti. İçinden "Sen sulu göz bir kız değilsin kendine gel. Tut kendini Asude." diyerek yumruklarını sıktı."Bu işe ihtiyacım var efendim. Şu an sadece çalışıp para kazanabileceğim bir iş arıyorum." diye fısıldadı. Hatice Hanım duymuştu söylediklerini duymasına ama "Anlamadım ihtiyacın mı var? Eğer senin gibi deneyimli ve parlak bir özgeçmiş sahibi biri gelip de bana temizlik yapmak üzere beni işe alın derse dururum orda. Bana çıtkırıldım, güçsüz biri değil, bu koskoca hastanenin temizliğini yapabilecek, yeri geldiğinde gece gündüz çalışabilecek bir eleman lazım. Senin gibi çelimsiz, ufak bir kızı niye alayım işe? Önce bunu söyle." diyerek çattı kaşlarını. Asude kendinden emin bir şekilde "Bakın ben her işin üstesinden gelebilirim. Böyle gözüktüğüme aldanmayın, önceden de söylediğim gibi oldukça dayanıklıyımdır ben. Buna emin olabilirsiniz." diyerek sert bir bakış fırlattı Hatice Hanıma. Yasemin ise Asude ters bir şey ha söyledi ha söyleyecek diye oturduğu yerde tetikte bekliyor gibiydi sanki.

    Sonra Hatice Hanıma baktı. Gülümsüyordu. "Peki... Bekleyip görelim söylediğin kadar dayanıklı mısın? Ama beklentilerimi karşılamazsan haftasına koyarım kapının önüne bilesin. Şimdi Yasemin sana sorumlu olduğun katı ve sorumluluklarını anlatsın. Bu haftayı atlattıktan sonra hala bizimle çalışıyor olursan detayları görüşürüz. Çıkabilirsiniz." diyerek gönderdi kızları Hatice Hanım. Asude tebessüm ederek teşekkür ederken bir yandan da içinden "Ukala yaşlı kadın" diye geçiriyordu. Arkasını dönerek kapıya doğru yönelen Asude'yi gören Hatice Hanımın gözü eteğindeki çamura yöneldi.Hatice Hanımın bakışlarını fark eden Yasemin durumu kurtarmak adına Asude'yi kapatarak "İlginiz için teşekkürler Hatice Hanım" diyip hızlı bir hareketle Asude’yi odadan çıkardı.

    Dışarı çıktıklarında Yasemin'e dönerek " Şu hale bak ya! Kadın kılığına girmiş Notre Dame’ın Kamburu bana burun bükerek, çelimsiz küçük kız dedi. İnanamıyorum. Daha önce de böyle ukalalarla karşılaşmıştım ama hadlerini bildirmiştim. Dua etsin ki bu işe çok ihtiyacım var yoksa ben bilirdim ne söyleyeceğimi. Bu hastanenin suyundan mıdır nedir bütün arızalar beni buluyor" diye söylenirken kendini tutamayarak gülmeye başlayan Yasemin'i gördü."Ne gülüyorsun ya aşk olsun ama. Sende mi?" diye sitem etti Yasemin’e. Yasemin gülmeye devam ederek "Öyle deme bence dikkatli bakınca gayet tonton ve sevimli biri. Hatta bak o kadar iyi biri ki eteğindeki çamuru görmesine rağmen hiçbir şey demedi" diyerek kıkırdadı Yasemin..."Aman yaaaa" diyerek eteğini silkeledi Asude. "Arkamdan kim bilir ne düşündü inanmıyorum" diye homurdandı ve koridorda ilerlerken Yasemin'in işle ilgili anlatması gerekenleri dikkatlice dinledi. İlk iş günü için pek de iyi bir başlangıç olmamıştı.

    1.Bölümün Sonu


    -------------


    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ---------

    Hikaye : Gülsemin,nk83
    Yazan :Gülsemin,nk83

    Okypete,elasu,Evli ve çocuklu ve htc_ arkadaşlarımıza katkılarından dolayı teşekkür ederiz...


    Hikayemizin ismini güzelleştiren » ѕiѕiмσяεѕ' arkadaşımıza teşekkür ederiz

    [COLOR=darkslateblue] Bu hikayedeki geçebilecek kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür.Gerçek kişi,kurumve olaylarla hiçbir ilgisi
    [COLOR=darkslateblue]yoktur.


    Bu sitede bulunan tüm hikayeler yazarına aittir, izinsiz olarak kaynak gösterilse dahi kullanılamaz.


    [/COLOR][/COLOR]
     
    aysenim, Şahmaran., -Gizem- ve 23 kişi daha bunu beğendi.
  2. gülsemin

    gülsemin Daimi Üye

    Kayıt:
    21 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    814
    Beğeniler:
    1.284
    2.Bölüm

    Asude artık işine iyice alışmıştı ve aynı zamanda annesinin tedavisini zor da olsa devam ettirmeye çalışıyordu.Yine bir sabah işe gitmek için hazırlanıyordu ama içinde onu rahatsız eden bir sıkıntı vardı. Nedenini bir türlü bulamıyordu. Annesi de pek iyi değildi bu aralar. Bu yüzden yakın bir komşusuna annesini arada bir kontrol etmesini rica ederek isteksizce işe geliyor ve görevinin başına geçiyordu. O gün akşamüstü olduğunda hastanenin acilinde bir kargaşa yaşandığını gördü. İçinden "Allah yardımcısı olsun" diyip yanından geçen bir görevliye "Ne olmuş kaza mı yoksa?" diye sordu. Görevli "Yok yaşlı bir kadın… Sanırım hastaymış. Getiren kişi de anlamamış ne olduğunu birden düşüp bayılmış. Ağlayıp duruyor kadıncağız" dedi. Bir süre oradaki işine devam eden Asude bir an karşı komşusu olan Nermin hanımla göz göze geldi. Donakaldı. Bir an beyninde şimşekler çaktı. Anında elindekileri atıp "Anneeeeee..." diye bağırarak o yöne koşmaya başladı. Acile girmek üzere olan annesinin başındaki hemşireler durdurdu Asude’yi. Bembeyaz kesilmişti. Kendinden beklenmeyen bir güçle itti içeri girmesini engelleyen hemşireyi. Annesinin olduğu yere ulaştı. Sedyenin üstünde baygın yatıyordu annesi. "Ne olmuş" dedi etrafındakilere, "Niye yatıyor annem sedyede? Söyleyin ne olur ne oldu ona?" diye söylenirken Nermin hanımı gördü yine. Gözlerinden durmak bilmeyen yaşlar boşalıyordu. Ayakta zor duruyordu. Kollarından tuttu komşusu Nermin Hanım, "Sakin ol kızım. Sadece düştü. Düzelecek sakin ol." diye yatıştırmaya çalıştı Asude'yi. Yetinmedi bunlarla Asude. Annesine baktı tekrar. Oksijen maskesi bağlamışlardı. Serum takılıydı. Olamaz diye düşündü iyi değil annem. Geri döndü Nermin Hanım'a. "Niye bana haber vermediniz? Bir şey olmuş işte anneme Nermin Teyze. Söyle ne oldu?" Ayakları iyice yerden kesilmişti Asude'nin. Dizlerinin büküldüğünü her an düşeceğini hissediyordu. Müşahede odasına aldıklarında Asude'nin odaya girmesine izin vermemişlerdi. Odanın dışındaki koltuklardan birine oturttu Nermin Hanım, Asude'yi kolundan tutarak. "Önce sakin ol kızım. Kendini kötü hissediyorsan hemşire çağırayım. Rengin atmış. Sen iyi olmazsan annen de iyi olmaz. Kendini de düşünmelisin" diyord. Asude ne dediğini yarı anladı yarı anlamadı. "Anlat Nermin Teyze. Nasıl oldu?" diye sordu son bir güçle. "Sen kontrol et demiştin ya bizde bir iki komşuyla bakmaya gelmiştik annene. Rengi solgundu. Pek kendini iyi hissetmiyor diye çok oturmak istemedik. Kapıya yönelince yanımıza hazırladığı kurabiyelerden vermek istedi. Mutfağa gitti. Sonra bir patırtı koptu. Koştuk bir baktık ki öyle boylu boyunca yerde yatıyor. Sanırım kap almak için yüksek bir yere uzanmak istemiş. Başı döndü de düştü diye tahmin ediyorum. Zaten bir kaç gündür başım dönüyor diyordu bana." diye açıkladı Nermin Hanım olayı. "Bana hiç bahsetmedi başının döndüğünden. Oysa benden bir şey saklamamasını söylemiştim" diye ağlamaya başladı yeniden Asude. O sırada müşahede odasından çıkan Yasemin hemşire Asude'nin yanına gelerek "Asude, sana yalan söylemeyeceğim durumu biraz ciddi Fatih Bey acilen birkaç tahlil ve MR gerekli diyor. Annenle ilgilenecekler sen güçlü bir kızsın sakin olmalı annene destek olmalısın. Ben sana gerekli haberleri vereceğim." diyerek odaya geri girdi. Şaşkındı Asude annesinin hastalığının bu derece hızlı ilerleyebileceğini tahmin edememişti ne yazık ki. Bu baş dönmeleri sonraki safhalarda görülen belirtilerdi. Nasıl olurdu? Sakin kalmaya çalıştı. Dr. Fatih Beyle konuşup detayları öğrenebilirdi. Önce istenen tahlillerde ve MR çekiminde annesinin yanında durabilmek için bugünlük izin istedi şeften. Nermin Hanım ile birlikte tüm işlemleri yaptılar. Sonuçları bekliyorlardı. Yasemin hemşire devamlı bilgi veriyordu Asude'ye. Annesi de ayılmıştı. Sonuçlar çıkınca Dr Beyin odasına gittiler Yasemin hemşireyle. Doktorun odasına geldiklerinde yavaşça kapıya vurdular.


    İçeriden gelen gel sesini duymamış gibi eliyle duvara yaslandı Asude. Yasemin,Asude'yi tuttu hemen "iyi misin?" diye sordu. " İyiyim sadece biraz gözüm karardı. Hadi girelim" diyerek kapıyı açtı Asude. Odaya girip kendini tanıttı önce "Ben hastanın kızıyım doktor bey bunlarda istediğiniz tahliller" diyerek elindekileri uzattı. Kendini 10 yıl yaşlanmış gibi hissediyordu. Bir an doktorla göz göze geldiler. O anda bir yerden tanıyorum ama benzettim herhalde diye geçiştirdi düşüncesini. Doktoru dinlemeliydi. Doktor annesinin hastalığının ciddiyetinden bahsediyordu. "Tümör annenizin hareketlerini, davranışlarını bile etkileyebilir durumda. Çok ileri bir safhada değil ama gelişim hızı göz önüne alınırsa geciktirilecek lüksü de yok.Bir an önce ameliyata alınmalı. Hatta en kısa zamanda..." Doktorun sözlerini anlamaya çalışır bir vaziyette durakladı önce.Tüm söylenenleri kafasında değerlendirmeye çalıştı. Sanki kelime kelime çakıyordu her cümle beyninde. "ACİL!", "AMELİYAT!", "TÜMÖR", "ANNE".. Tüm kelimeler beyninde şimşekler çaktırıyordu. Annesinin bu ameliyatı olması şart gibi gözüküyordu. Doktor "Sanırım bunu söylemem gerek ameliyat riskli olduğu kadar da pahalı bir ameliyat. Hastanede çalışıyormuşsunuz sanırım az çok bilginiz vardır diye düşünüyorum. Çalışanlarına hastanemiz bir miktar yardımda bulunuyor. Fakat geri kalan tutar yine de oldukça yüksek." Ne kadar diye soramadı bile Asude. Yasemine baktı. "Bilgiler için teşekkür ederiz Fatih Bey. Asude annesinin hastaneye gelmesinden beri çok yorgun düştü biraz dinlense iyi olur. Sanırım annesi bu geceyi müşahede altında geçirecekmiş" diyerek Asude'yi oturduğu koltuktan kaldırmak için kolundan tuttu. Yavaş hareketlerle kapıdan çıkacaklarken doktorun yüzüne tekrar baktı Asude. O an gözünde işe ilk başladığı gün tartıştığı ve arkasından demediğini bırakmadığı o adam canlandı. Kadere bak ki aynı adam şimdi annesinin hayatını ellerinde tutuyordu. Asude elbisesini tutarak sıktı avuçlarının içinde. Aslında Dr. Fatih onu ilk gördüğünde tanımıştı. Nasıl unutabilirdi ki, kızdığında şimşek gibi bakan o gözleri... " Merak etmeyin bu gece nöbetçiyim sık sık annenizin yanına uğrayacağım" dedi. İki arkadaş da buna teşekkür ederek odadan ayrıldılar..

    Dışarı çıktıklarında Yasemin "Fatih bey işini çok iyi yapan bir doktordur merak etme" dedi. Asude "Hâlbuki ben ona bir etek yüzünden etmediğim hakareti bırakmamıştım. O ise şimdi benim annem için elinden geleni yapmaya çalışıyor" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Yasemin "Yok artık o densiz Fatih Bey miydi? Ooo gerçekten iyi çam devirmişsin. Umarım seni tanımamıştır" dedi şaşkın bir ifadeyle. Asude ise dalgın aklı doktorun dediklerine takılmış bir vaziyette söyleniyordu "Ne yapacağım ben şimdi? Nasıl bulacağım o kadar parayı? Kim bilir ne kadar? Hiçbir birikimim yok ki. Ev... Evimi mi satsam? Ama o kadar çabuk satamam ki. Borç isteyecek kimsem de yok. Hemen bir yol bulmam lazım". Yasemin, Asude'ye "Ya bir dur bakalım önce ne kadar lazımmış onu öğrenelim panik yapma hemen" derken yanlarına yaklaşan baş hemşire Yasemin'e "Bütün gün nerdesin aşağıda sana ihtiyacım var işini bitirip yanıma gel" diyerek uzaklaştı. Asude "Sen işinin başına geç canım yeteri kadar benimle ilgilendin zaten daha fazlasını beklemek haksızlık olur gerçekten çok teşekkür ederim" diyerek Yasemin'i işinin başına gönderdi. Yasemin de Asude'yi dinlenmesi için annesinin olduğu odanın hemen karşısında olan dinlenme odasına bırakarak oradan ayrıldı. Mesainin bitmesine yarım saat kalmıştı. Çok yoruluyordu Yasemin. Başında bir çok uğraşı vardı aslında. Hemşirelik bunlardan sadece biri ve belki de en hafifiydi. Çok yoruldum bu hayattan diye geçirirken aklından telefonu çalmaya başladı. Telefondaki gizli numara yazısını görünce yüzünü buruşturarak "Alo!" dedi. Karşıdaki ses konuşmaya başladı. "Merhaba Yasemin.” Yasemin derin bir nefes aldıktan sonra "İsmimle hitap ettiğine göre yine paçaların tutuşmuş olmalı söyle Alp ne istiyorsun?" diye karşılık verdi. Telefondaki ses gayet ciddi bir tonla “Seni iş yerindeyken aramamdan hoşlanmadığını biliyorum. Acil bir durum var. Şimdi uzun uzun anlatamam ama burası biraz karıştı. Uzmanlarımızdan biri kaza geçirdi. Sanırım artık işimize yaramayacak. Bir kişi demek çok şey demek bizde bilirsin. Bu bizi zorlayacak bir süre. Etrafına gelen gidenlere, doktorlara, bu işten anlayanlara göz gezdir. Bana liste çıkart. Hemen incelemeye alalım kişi kişi. Bu işin şakası yok. Önemli bir aşamadayken bekleyenlerin canını sıkacak bir biçimde vakit kaybetmek bizim için yıkım demek olur." dedikten sonra, isteksizce "Anlıyorum Alp ben de biliyorum." diyen Yasemin'e "Olayın ciddiyetinin farkında bile değilsin. Biliyorum diyorsun. Yarın öğlen o liste elimde olacak bütün geceni de vermen gerekse çıkartacaksın o listeyi." diyerek sert bir biçimde telefonu kapattı. “Hay aksi şeytan. Bir gün de sakin geçsin şu dişimi kıracağım” diye geçirdi içinden. Hızlı adımlarla hemşire odasına yöneldi. Aklından bir sürü isim geçiyordu..

    Bütün bir geceyi sandalye üzerinde geçiren Asude artık günün verdiği yorgunluğa dayanamayarak uykuya teslim olmuştu. Kısa bir süredir uyuyan Asude karşı odadan gelen sesleri duyunca gözlerini açtı hemen. Fatih Bey annesini kontrol etmek için gelmişti. Dışarı çıkan Fatih Bey kapıda Asude'yi görünce, "Merak etmeyin şu an durumu iyi dinlenmesi için uyutuyoruz" diyerek ilerlemeye başladı. Asude bir süre arkasından baktıktan sonra "Doktor bey" diye seslendi, bir an durup dönen doktora "Şey... Beni hatırladınız mı bilmiyorum ama..." derken dr. sözünü keserek "O günkü görünmez kaza için tekrar özür dilerim dikkat etmeliydim" dedi. Asude yüzü kızararak "Aslında ben sizden özür dilemek istemiştim o gün için. Biraz gergindim. Ve sanırım söylememem gereken şeyler söyledim. Keşke o anı geri alabilsem… Çok mahcubum size karşı" dedi. Tebessümle Asude’ye gülümseyerek "Neyse! O günkü karşılaşmamızı unutalım. Görünen o ki, iki taraf da hatalı ve yeterince üzgün." derken gelen bir hemşire "Fatih bey 102 numaradaki hastanın tahlil sonuçları geldi. Haber vermemi istemiştiniz" diyerek konuşmalarını böldü. Bunun üzerine "Tamam geliyorum.” diye karşılık verip “Asude hanım birazdan sabah olacak siz de dinlenmeye çalışın" diyerek Asude'nin yanından ayrıldı..

    ------------------

    "Yasemin hanım...Yasemin hanııım uyanın..."
    "Efendim Derya. Efendiiim! Gecenin bu saatinde ne istiyorsun benden? Ben size beni uyandırmayın diye tembihlemedim mi akşamdan? Daha sabah bile olmamış ya!.." diye söylendi yorgun, uykulu ama bir o kadar da sinirli bir sesle, Yasemin yanında çalışan kıza. "Af edersiniz telefonunuz ısrarla çalıyordu bakmak isteyeceğinizi düşündüm" dedi Derya. Yasemin telefonuna şöyle bir baktıktan sonra "öfff biraz huzur istiyorum Alp biraz huzuur" diyerek Derya'ya "tamam sen çıkabilirsin" dedi ve telefonda çıkan numarayı çevirdi. Karşıdaki ses "Güzellik uykunu bölmemişimdir inşallah prenses" diye karşılık verdi. "Bu saatte bu kadar acele olan ne Alp? Biliyorsun ben bir hemşireyim. Sabahın köründe işte olmam gerekiyor. Uykusuz gecelerin üstüne yorucu bir iş temposu... Yıldım artık.” Alp alaycı bir edayla "Ooo biraz daha devam edersen sana acımaya başlayacağım Yasemin. Yapma lütfen!..” diyerek ciddileşti. “Neyse konumuza gelelim; liste ne alemde? En son bir kızda kesin kararlı gibiydin. Sonuç ne oldu?” diye sordu. Yasemin “ Düşündüğüm gibi kız bu işe mecbur. İstediğimiz özelliklere de sahip.” diyerek cevap verdi. Alp yine alaylı bir edayla “Hımm. Kızda kesin kararlısın, hallettin bu işi, aferin sana. Nasıl kız? Güzel mi bari?" diye gülerken Yasemin yüzünü buruşturarak "Bunu sormak için bu saatte aramadın değil mi? Ne istiyorsun onu söyle" dedi. Kahkaha ile karşılık veren Alp "Beni iyi tanıyorsun ortak... Gerçekten de işimize yarayacak biri mi diye sormayacağım. Bu senin zekâna hakaret olur. Ne de olsa senin keşfin. O yüzden bu kısmı es geçiyorum ama kızın durumu vahimmiş duyduğum kadarıyla; anneciği hastaymış. Ooo ne trajik, söylerken bile içim buruldu gerçekten" diye alayına devam etti. Yasemin "Uzatma dedim birkaç saat sonra işe gitmek için kalkmam lazım kısa kes" diye celallenince "Tamam tatlım kızma... Fikret Bey işin uzamasından pek memnun değil acele etmen lazım" diye uyardı Alp. Yasemin "Acele edersem kız tedirgin olacaktır. Siz bana bırakın bir yolunu bulacağım. Aklımda evine taşınmak gibi planlarım var. Onu daha yakından tanımayı sağlayacak şeyler düşünüyorum. Bu sayede hep gözümün önünde olacak. Anladığım kadarıyla annesinin durumu da pek parlak değil. Sıkıntılı bir dönemde. Ameliyat parası için bize mecbur. Biz doğru kız mı onu anlamalıyız. Hem bir görsen nasılda çırpınıyor annesi için.. " dedi hüzünlü bir ses tonuyla. "Ooo senin için geçmiş gerçekten çekemem duygusal kadın ayaklarını seni tanımasam işi beceremeyeceğini düşüneceğim" diye bir kahkaha attı Alp."Neyse kapatıyorum ortak. Sen mışıl mışıl uyu bakalım. Yarın hastalara iğne yaparken elinin kaymasını istemem" diyerek tam telefonu kapatırken "Şu alaycılığın beni öldürecek Alp" diye ekledi Yasemin ve telefonu kapattı. Yasemin ne zaman ne yapacağı belli olmayan bu Alp'ten hiç hoşlanmıyordu. Ona göre her zaman bir yol bulup işi kendi lehine çevirmeyi bilen düzenbazın tekiydi.

    Aradan geçen bir kaç günden sonra annesinin biraz daha iyi olduğunu öğrenen Asude işinin başına dönmüştü bile. Ne de olsa daha yeniydi ve Hatice Hanım'ın gözü hep üzerindeydi. Bu işi de kaybetmeyi göze alması mümkün değildi. Bir yandan annesini düşünürken bir yandan da yerleri süpürüyordu. Bu sırada somurtarak gelen Yasemin'i fark etti. "Yasemin neyin var. Kötü bir şey mi oldu?" diye sorunca "Sorun ev sahibim. Ev arkadaşım yanımdan ayrıldığından beri kirayı denkleştiremiyorum. Ev sahibim anlayışsızın teki. İdare edemedi biraz daha. Dün akşam da patlak verdi işte. Bu akşam ya kirayı tamamladın ya da çıkıp gidersin. Bedavadan uyutmam seni artık evimde diye kapı dışarı etti beni. Ne kalacak yerim var ne de kirayı ödeyebilecek param. Pansiyona gideceğim bir kaç gün. Orada idare ederim. Ama ya sonra?" diyerek astı suratını Yasemin. Asude biraz düşündükten sonra "Bak ne diyeceğim. Annem bugün çıkacak hastaneden. Ameliyat gününe kadar evde dinlenebilir dedi doktor. Hastanede boşuna masraf yapmaya gerek yokmuş. Bir kaç gün bizde kal. Sonra bakarız bir çaresine ha ne dersin? Hem annemin durumunu takip edecek birine de ihtiyacımız vardı. Senden iyisini mi bulacağız." dedi espriyle gülümseyerek. Beklediği teklif tam olarak bu olmasa da bir kaç gün fikri de aklına yatmıştı Yasemin'in. Bin bir teşekkür ve minnetle kabul etti teklifi. Sonra işlerinin başına geçtiler. Uzaklaşırken telefonu çalmaya başladı Yasemin'in. Arayan numarayı görünce alaycı bir gülümsemeyle "Birde kadınlara meraklı derler" diyerek açtı telefonu.
    "Efendim Alp... Evet hallettim. Bir müddet evinde kalacağım. Hallettim diyorum ya.. Hayır çok kolay oldu hatta benim sormama kalmadan kendisi teklif etti... O da olacak yakında evine de taşınırım. Her şey bir anda olmuyor ya. Tamam, şimdi kapatmam gerek, sonra detaylı konuşuruz."
    Telefonu kapatınca sinsice bir gülümseme yayıldı yüzüne Yasemin’in. Bir işi daha başarıyla sonuçlandırıyordu. Kendisine verilen hangi görev elinden kurtulmuştu ki şimdiye kadar…


    2.Bölümün Sonu


    -------------


    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...


    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları


    ---------


    Hikaye : Gülsemin,nk83
    Yazan :Gülsemin,nk83
     
  3. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    3. Bölüm

    Devamlı saatine bakıyordu Yasemin. Bu gün onun için de Asude için de önemliydi. Asude’yi yakın takibe alacaktı evine taşınarak. Asude de annesinin taburcu olup olamayacağını öğrenmek için bekliyordu. Beklerken Yasemin’e bakayım diyerek yanına gitti. “Yasemin sen eşyalarını alır verdiğim adrese gelirsin olur mu? Bak çekinme sorun yok bizden yana. Annem de seviyor seni. Ben de Fatih beyle görüşüp bir sorun olup olmadığını öğreneyim, annemi çıkarabilecek miyiz diye bir sorayım” diyerek ayrıldı yanından Asude. Sonra Fatih Beyle görüşmek üzere odasına gitti. Kapısı aralıktı Fatih Beyin. Telefonla konuşuyordu Fatih Bey. Sonra konuşması bitsin diye beklemeye başladı. Kapı aralık olduğu için konuştukları kısık da olsa duyuluyordu, Asude kapının yanında beklediği için. İstemeden de olsa kulak misafiri olmuştu konuşmalara.” “Tamam canım eve gelirken alırım istediklerini. Bu gün nöbetçi değilim unuttun mu tatlım? Tamam hazırla bakalım. Uzun zamandan sonra baş başa bir yemek yiyelim. Seninle bu aralar fazla ilgilenemiyorum diye bana kızmıyorsun değil mi bir tanem? İşlerim yoğun, hastalarla ilgilenmem gerekiyor biliyorsun. Olur canım. Ben de seni seviyorum. Hoşçakal.” diyerek kapattı telefonu doktor. Demek evliymiş diye düşündü Asude. Sonra kendi kendine “Eh yani, yakışıklı, işi gücü yerinde… Ben gibi sorunları yoktur onun.” diye söylendi. Sonra kapıyı tıklatıp “Merhaba doktor bey” diyerek içeri girdi. Telefonu yeni kapatmış olmasından dolayı hala bir gülümseme vardı yüzünde doktorun.“Merhaba Asude. Gel bakalım. Nasılsın?” diye sordu ilgili bir ses tonuyla. “Teşekkür ederim iyiyim. Bir sorun olmazsa bugün annemi çıkartabileceğimizi söylemiştiniz.” dedi Asude. “Ah evet. Bugün çıkacaktı doğru. Ben çıkışını yaptım ama çıkmadan önce bana uğraman iyi oldu. Birkaç konuda seninle konuşmak istiyordum.” diyerek bir nefes aldı. Sonra konuşmasına devam etti “Annenin durumuyla ilgili net bilgiye sahipsin. Ciddiyetini de belirttim sana daha önce. Ama taburcu oluyor diye zannetme ki bir ay daha bekleyebilir. Bu tümör çok hızlı büyür. Belki bir hafta ya da 10 gün anca süre verebilirim sana. Annen için bir şeyler yapman gerekiyor. Ben senin için başhekimimizle görüştüm. Masraflar konusunda maaşından kesinti yaparak sana yardımcı olacaklar fakat bu yeterli değil, hala üstünde yüklü bir meblağ var. Senin için elimden gelen tüm imkanları zorluyorum emin olabilirsin. Keşke elimden daha fazla şey gelse. Ama benim de bir yerde tıkandığım bir konu bu.” diye anlatırken doktor Asude’nin yüzü asıldı, gözleri doldu. “Gidebileceğim kimsem yok. Evimi satışa çıkaracağım. Ama bir haftada satabilir miyim bilmiyorum. Size bilgi veririm doktor bey.” diye kesti konuşmayı. Fatih Beyin karşısında bu şekilde durmak canını sıkmıştı. Güçlü duramıyordu. İzin isteyip çıktı odadan. Annesinin yanına gitti dalgın bir şekilde. Evini satacaktı, karar vermişti artık.

    Asude annesini hastaneden çıkartmak için işlemleri tamamlarken, Yasemin de eve gitti. Kapıyı açan Derya’ya “ Bana hemen küçük bir valiz hazırla. İçine günlük giyebileceğim, abartısız kıyafetler koy. Bir kaç da çamaşır… Bu gece evde olmayacağım. Hatta, belki uzunca bir zaman evde kalmayacağım. Bir hafta izin sana. Bülent’e de söyle o da izne çıksın. Bu ara şoföre ihtiyacım olmayacak ama şehir dışına falan gitmesin ihtiyacım olduğunda ulaşabileceğim bir yerde olsun.” diyerek Derya’nın “Peki Efendim!” demesine aldırış etmeden salona geçti. Birkaç gazeteye bakıp Derya’nın elinde valizle geldiğini görene kadar oturdu aynı koltukta. Derya’yı görünce kalktı. “Bana taksi çağır.” diyerek kapıya yöneldi. Gelen mektupları inceledi taksiyi beklerken. Birindeki isme gözü takıldı. Gönderen “Selda Avcı”. Elinde sıktı mektubu. Korna sesini duyunca çantasına attı mektubu ve evden çıktı. Taksi şoförüne elindeki adres yazılı kağıdı verdi ve arkasına yaslandı. Gözleri dalgın dalgın dışarıyı izlemeye başlamıştı araba hareket ettiğinde.

    Asude annesini yatağına yatırıp eşyalarını dolaba yerleştirmeye başlamıştı ki kapı çaldı. İki katlı müstakil bir evde yaşayan Asude üst kattan koşar adımlarla aşağı inip kapıyı açtı. Yasemin’i görünce sevinerek elindeki valizi aldı. “Seni bekliyordum ben de. İnşallah fazla oyalanmaz diye dua ediyordum. Çay koydum ocağa. Nasıl acıktım bir bilsen. Hemen yiyecek bir şeyler hazırlayayım.” diye hızlı hızlı konuşuyordu ki Yasemin’in yüzüne bakınca “Ne kadar aptalım başladım konuşmaya seni içeri davet etmeyi unuttum. Gel lütfen. Heyecanlandım sanırım.” diyerek gülümsedi. Yasemin de “Estağfurullah canım önemli değil.” diye gülümseyerek karşılık verdi ve içeri girdi. Merdivenlerden yukarı çıkarken bir yandan da konuşmaya devam diyordu. “Uzun zamandır kalmaya kimse gelmemişti bize. Annemin komşularıyla arası iyidir ama benim çevrede pek arkadaşım yok. Akrabamız da olmadığı için komşulardan başka gelen gidenimiz de yok. Biliyor musun? Teklifimi kabul etmen beni çok mutlu etti.” diye gülümsedi bir odanın önünde durunca. Kapıyı açıp “Senin için bu odayı hazırladım. Çarşafları az önce değiştirdim. Misafir odamızdır burası. Sen yerleş ben aşağıda bir şeyler hazırlayayım. Annem uykuya daldı. Baş başa laflarız biz de.” diyerek elindeki valizi odanın içine bıraktı. Yasemin teşekkür edince merdivenlerden inmek üzere koridora yöneldi.

    Yasemin bir süre odaya göz gezdirdi. Küçük şirin bir odaydı Asude’nin Yasemin’e gösterdiği oda. Çift kişilik eski demir başlıklı bir yatak. 3 kapılı eskitme bir dolap. Duvarın önünde bir de boy aynası. Yatağın kenarında da 3 çekmeceli bir komedin ve üstünde gece lambası ve duvarda Asude'nin annesiyle birlikte çektirdiği bir fotoğraf vardı. Fotoğrafa doğru gidip düşünceli gözlerle baktı ve içinden "Umarım bir gün beni affedebilirsin" diye geçirdi. Valizden üstüne giymek için rahat bir şeyler çıkardı sonra dolabın içine koydu valizi. Üstünü değiştirip, cep telefonunu çıkardı çantasından. Bir numara çevirip karşı taraftan ses gelmesini bekledi önce. Sonra da “Geldim, şu an evdeyim. Sen beni arama. Ben müsait olunca sana bilgi veririm. Hoşça kal.” diyerek kapattı telefonu. Çantasına geri koydu ve odadan çıktı. Küçük bir hol vardı burada. Tüm oda kapıları buraya açılıyordu. 4 kapı vardı. Biri kendi kaldığı odanın kapısı. Diğer ikisinin annesine ve Asude’ye ait olduğunu düşündü. Büyük ihtimal 4. de tuvaletti. Merdivenlerden inerken duvarda asılı olan resimlere baktı. Aile fotoğrafları. Anne baba ve çocuk… Sonra Asude olduğunu düşündüğü önlüklü bir kız çocuğu. Sonra formalı bir kız çocuğu. Ve kepli bir fotoğraf daha. Hepsi Asude’ydi. Alt kat da yukarısı gibi küçük bir hole bağlanıyordu. Merdivenlerin bitiminde mutfak vardı. Ve koşturan Asude. Holdeki küçük masaya bir şeyler hazırlamıştı. Merdivenlerin yan tarafında dış kapı vardı. Sağında da salon kapısı. Açıktı kapı. Çok büyük olmayan salon gözüküyordu. İçeriye göz gezdirdi önce Yasemin. Mutfağın hemen sağında da bir kapı vardı. Oraya baktığını görünce Asude “Banyo orası da” dedi gülümseyerek. “Gel bir şeyler atıştıralım. Evi gezdiririm sonra ben sana.” diyerek elindeki çaydanlığı masanın üstünde duran rahleye koydu. İkisi birlikte oturdular masaya karşılıklı. Çayları doldurdu Asude, ekmek uzattı Yasemin’e ve bir yandan karınlarını doyurup bir yandan da sohbet etmeye başladılar.
    Hava kararmıştı onlar sohbet ederken. Arada bir gülüşüp, arada bir de anlatılan olayların ağırlığıyla durgunlaşıyorlardı. Asude tüm hayat hikayesini anlatmıştı Yasemin'e. Babasını kaybettiği zamanı, okulda yaşadığı zorlukları, annesiyle hayata nasıl tutunduklarını... Arkadaşlarına uyup okulu nasıl kırdığını, ilk defa bir erkekle sinemaya gidişini, üniversiteyi kazandığını öğrendiğinde duyduğu sevinci... Herşeyi...

    Neden bu kadar kendini yakın hissediyordu acaba Yasemin'e? Uzun zamandır annesinden başka kimseyle dertleşmemişti. Düşüncelerini ailesinden olmayan biriyle paylaşıyor olmak hoşuna gitmişti. Öyle çok konuşmuştu ki, ağzının kuruduğunu hissetti Asude. Biraz su içip, derin bir nefes aldı. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi bir bakış fırlattı Yasemin'e. "Başını şişirdim değil mi? Seni de hiç konuşturmadım. Hadi sen anlat kendini. Hiçbir şey bilmiyorum hakkında. Sen de söylemedin bir şey. Hadi inan çok meraklandım şimdi." diyerek gülümsedi ve heyecanla dinleme moduna geçti. Pür dikkat Yasemin'e bakıyordu Asude. Yasemin kahkaha atmaya başladı. " Ay öyle bakma kendimi mülakatta gibi hissettim." deyince Asude "Hadi.. Hadi." diyerek ısrar etti bakışını hiç değiştirmeden. "Tamam, tamam anlatıyorum." dedi Yasemin. Önce biraz duraksadı, sonra konuşmaya başladı..

    "Annemi henüz ilkokula gidiyorken kaybettim. Aradan bir yıl geçmeden babam başka biriyle evlendi. Hiç itiraz etmedim. Annemin ölümünden sonra çok durulmuş, sessiz sakin bir kız olmuştum. İlkokul bitince Ankara'da yatılı bir okulda okumaya başladım. Hafta sonları eve gidiyordum ama misafir gibi... Bana kötü davranmıyorlardı ama hepsi mesafeliydi. Feride Hanım, babamın 2. eşi. Diğer kardeşlerimin annesi. Kardeşlerimin en büyükleri bendim ama hiç ablalık duygusunu yaşamadım. Annemden sonra kimseye anne de demedim. Yatılı okulda okumaya başlayınca kendi dünyamı oluşturdum. Babam dahil herkes uzak akrabam gibiydi. Ailemin tek mensubu ben ve Fikret amcaydık." deyince çayından bi yudum aldı. Asude hala tüm dikkatini Yasemin'e vermiş bir şekilde dinliyordu. Çayını yudumlamasını izledi. Sonra bir şey sormaya hazırlanır gibi oldu ama vazgeçti. Belki de sözünü kesip şu anki ruh halini bozmak istemiyordu Yasemin'in. Yasemin sözcüklerini seçerek konuşmaya devam etti. "Fikret amca dediğin öz amcan mı diye soracaksın ama değil. Babamın iş ortağı. İstanbul *** *** Lisesi'ni kazanmıştım orta okul bittiğinde. Babam olması gereken buydu diye tepki gösterirken, Fikret amca bana kocaman bir pasta getirerek kutlamıştı bunu. Babama beni hep överdi. ‘Zeki bir kızın var Kemal. Onunla gurur duymalısın’ derdi ama babam sanki yabancı birinden bahsediliyormuş gibi geçiştirirdi bu konuşmaları. Kırılırdım ben de… Sonra liseyi de yatılı okudum haliyle. Herkesi geride bıraktım Ankara'dan çıkarken. Bayram ya da özel bir gün olmadıkça geri dönmedim Ankara'ya. İyice resmileştik. Babamsa sadece parasal destek oluyordu. Sonra lisedeyken onu da kaybettim. Hayatta kan bağım olan son kişi. Fikret amca babam olmuştu. Her zaman yanımdaydı, her sıkıntımda, mutlu her günümde. Sonra üniversiteyi kazandım. Hemşirelik... Ve hep yanımda olmaya devam etti. Ne yaparsam yapayım bana olan güvenini hiç kaybetmedi. Babamdan daha çok sahip çıktı, korudu, kolladı. Ona çok şey borçluyum". Yasemin susunca Asude “Senin de bir koruyucun varmış demek, buna çok sevindim.” dedi ve birbirlerine bakarak gülümsediler.

    Kısa bir sessizlik oldu. Yasemin iç çekti önce. Sonra "Benim hikayem de böyle işte. Sonrasında üniversiteyi bitirdim hemşire oldum. Bu işi bulmamda da emeği çoktur Fikret amcanın. Seni de tanıştırırım bir gün onunla." diye gülümsedi. "Çok isterim. Sana böyle sahip çıkmış birini merak ettim ben de." diye karşılık verdi Asude. "Annenle ilgili son durum ne?" diye sordu Yasemin. "En son Fatih Bey fazla zaman kalmadığını, annemin en geç 10 gün içinde ameliyata girmesi gerektiğini söyledi." Cümlenin bitiminde astı suratını Asude, gözleri yaşardı. "Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Bu sürede gerekli parayı bulabilecek misin? "dedi Yasemin. Asude ise "Bulacağım bir şekilde. Mecburum. Evi satışa çıkartmayı düşündüm ama bu kadar kısa sürede satılacağını sanmıyorum. O yüzden ipotek etmeye karar verdim." Dedi. Ama bu fikir Yasemin'in pek de hoşuna gitmemişti. Hemen bir şeyler düşünmeliydi.Hemen konuşmaya girdi. "Bak sana ne teklif edeceğim. Fikret amcanın bir şirketi var. Gayet varlıklı biri. İhtiyaç sahiplerine yardım ettiğine, defalarca tanık oldum. Eminim sana da bir çıkar yol bulabilir." Şaşkın şaşkın dinlerken Asude, içinde bir ümit belirdi. Acaba kendisine de yardım eder miydi Fikret Bey? Diye düşündü. "Gerçekten mi? Ama karşılıksız kabul edemem bu kadar parayı ancak borç olarak alabilirim.Gece gündüz çalışırım onun için. Öderim borcumu. Bu iyiliği yapar mı bana gerçekten?" diye heyecanla sorular sormaya başladı Yasemin'e. "Ah be Asude!" diye geçirdi içinden. Kendisinin teklif etmesine fırsat vermeden, kendi eliyle nasıl da geliyordu. Her şey planladığından daha da iyi bir şekilde gelişiyordu. "Ben Fikret amcayla konuşacağım. İşleri vardiyalı yürütülüyor. İş çıkışında, akşamları çalışabileceğin bir iş ayarlar sanırım sana. Dur bakalım yarın olsun ben bir görüşeyim, tamam mı?" diye daha da heyecanlandırdı Asude'yi. Sonra beraber sofrayı toplayıp odalarına geçtiler.

    "Belki yarın daha farklı bir gün olur. Belki annesi için bir ümit doğar. Ahh keşke.." düşünceleriyle yatağına uzandı Asude. "Her işi yaparım, gece de çalışırım. Hafta sonları çalışırım. Herşey düzene girer elbet." diye kendine planlar çiziyordu.

    Yasemin bu sırada odaya çıkmış elinde telefon bir numara tuşluyordu. Uzun bir bekleyişten sonra karşı taraf cevap vermeyince başka bir numarayı çevirdi telefonundan. İnce sesli bir bayanın telefonu açmasıyla konuşmaya başladı. “Merhaba Zeynep, ben Yasemin. Alp’i arıyorum cevap vermiyor beyefendi. Neyse durumla ilgili bilgi vermek için aramıştım. Ben hallettim, kabul etti kız. Düşündüğümden daha kolay oldu. Acil para bulmak zorunda olması da ekmeğime yağ sürmedi değil tabi ki. Fikret Beye de durumu anlatır mısın? Aynen konuştuğumuz gibi olacak. Yarın kızı O’na getirmeyi düşünüyorum. Bir aksilik çıkmadan halledelim bu işi. Tamam gelmeden önce haber veririm ben. Olur… Görüşmek üzere.” Telefonu kapattıktan sonra aynanın karşısında şöyle bir kendine baktı ve sonra yatağa uzandı.

    3.Bölümün Sonu

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    -----------

    Hikaye : Gülsemin,nk83
    Yazan :Gülsemin,nk83
     
  4. gülsemin

    gülsemin Daimi Üye

    Kayıt:
    21 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    814
    Beğeniler:
    1.284
    4. BÖLÜM


    Güneş ışığı camdan içeriye vuruyordu. Camdan gelen ışıkla kamaştı gözleri Asude'nin. Sonra eliyle ovuşturdu gözlerini. Yataktan kalkıp pencereyi açtı. Mis gibi toprak kokusu geliyordu. Gece yağmur yağmış dedi kendi kedine. Üşümüştü biraz. Şimdiyse güneş çok güzel ısıtıyordu kendisini. Sonra saatine baktı, alarmın çalmasına daha 5 dakika vardı. Aşağı inerek çay koydu ocağa. Kahvaltılık bir şeyler hazırladı. Yasemin'den hala ses çıkmayınca uyandırmak için yukarı çıktı.

    Yasemin alarmın sesiyle uyanmıştı. Yataktan kalkmak istemiyor, tüm günü yatağında geçirmenin planları yapıyordu. İşe gitmese, hastayım dese... Nerde kalmıştı bu Derya, bu saatte kahvaltınız hazır demesi gerekiyordu. Saate bakmak için komodine uzandığında farklı bir yatakta olduğunu fark etti. Gözünün önünde dün Asude'yle konuşmalarını düşündü. Asude'nin evinde kalmıştı ya gece. Yataktan kalkıp dışarıya baktı. Sıkıcı bir gün diye düşündü. Dolabından akşamdan hazırladığı kıyafetlerini çıkartıp giyinmeye başladı. O sırada Asude kapısını tıklatarak "Uyandın mı Yasemin?" diye soruyordu. "Uyandım canım üstümü giyiniyorum." diye yanıtladı Yasemin. "Tamam, aşağıdayım ben. Kahvaltı hazır, hadi gel." diyerek aşağı inince Asude, Yasemin üstüne bluzunu de giyerek yanına gitti. Asude çayları koyuyordu bardaklara. "Günaydın canım" dedi gülümseyerek Yasemin'i merdivenlerde görünce. "Günaydın" dedi Yasemin de. "Sen kahvaltını etmeye başla, ben anneme bir şeyler hazırladım, bırakıp geliyorum." diyerek, mutfağa koyduğu tepsiyi aldı ve annesinin odasına çıktı Asude. Geri geldiğinde "Fikret amcanla ne zaman görüşebilirsin Yasemin?" diye sordu Yasemin'e. "Sabah kalktığımda o aradı beni. O zaman bahsettim senden. 09:30 gibi bekliyor yanına." diye cevaplayan Yasemin'e şaşkın şaşkın baktı Asude. "Bu çok iyi bir haber. Bu kadar hızlı görüşebileceğimizi düşünmemiştim. İşe haber vereyim biraz geç geleceğimi. Kahvaltımızı edip çıkalım o zaman." diyerek telaşla kahvaltısını yapmaya başladı. Birlikte kahvaltılarını yapıp, hazırlandıkları sırada Nermin Hanım geldi. Annesini ona emanet ederek Yasemin'le Fikret Bey'e gitmek üzere evden çıktılar. Heyecanlıydı Asude. Annesinin yaşamı Fikret Bey'e bağlıydı. Bir taksiye atlayıp, Fikret Bey'in şirketine doğru yola koyuldular.

    Şirketin önünde Alp, Fikret Bey'i bekliyordu, her sabah olduğu gibi. Arabadan indiğinden itibaren Fikret Bey'in sağ kolu olarak devamlı yanında bulunur, günlük raporları iletirdi. Otoriter biri olan Fikret Bey, yanında çalışanların da işlerine aynı özeni göstermelerini beklerdi. Alp de bunu bilir, ona göre davranırdı. Taksiden Yasemin'le beraber bir kızın indiğini gördüğünde Asude'nin kim olduğunu anlamıştı. Buna rağmen sinsi bir gülümseme yerleştirerek yüzüne Yasemin'e takılmaktan kendini alamadı ve "Günaydın Yasemin, bu güzel kız da kim? Yoksa senin kızın mı?" diye sordu aynı gülümsemeyle. Yasemin'in yüzü ekşidi bu cümleyi duyunca. " Şu üstün zeka ürünü şakaların da olmasa Alp’çiğim biz ne yapardık!.." diye sitem ettikten sonra Asude'ye dönerek; "Bak Asude, bu Alp; görüp görebileceğin en sulu adam. Yani ondan uzak dur!.." diyerek göz kırptı. Bunun üzerine Alp altta kalmamak adına Asude'yle tanışma girişiminde bulunarak "Demek Asude sensin. Memnun oldum. Yasemin senden çok bahsetmişti ama kıskanmış olacak ki güzelliğinle ilgili ağzından hiçbir bilgi çıkmadı." dedi Yasemin'e bir bakış fırlatarak. Yasemin bu söylem üzerine bozulduğunu belli etmemek için "Bu tanışma faslı şimdilik yeterli. Fikret Bey geldiyse odasına çıkalım, bizi bekleyecekti." diye konuyu kapattı. "Eyvah Yasemin üç numaralı bakışını attı, kaçın!" diyerek alay etmeye devam etti Alp. Sonra sorusunu "Henüz gelmedi ama gelmek üzeredir. Buyurun, odasına geçelim orada bekleyelim." diye yanıtladı. Birlikte Fikret Bey'in odasının önündeki bekleme salonuna geçtiler. Uzunca bir bekleyişten sonra, o an camdan dışarı bakan Asude "Sanırım Fikret amcan geldi Yasemin." diye Yasemin'e döndü. Alp bunu duyunca "amca mı?" diye sırıtmaya başladı. Yasemin'in ters ters baktığını görünce uzatmadı ve Fikret Bey'i karşılamak için aşağı indi. Beş dakika geçmeden korumalarıyla ve yanında Alp varken geldi Fikret Bey.

    İri yarı, esmer bir adamdı Fikret Bey. Yanlarından geçerken Yasemin'e başıyla selam verdi. Biraz sonra odanın kapısını açan Alp, Yasemin'le, Asude'yi içeri çağırdı. Tedirgin bir şekilde içeri giren Asude'nin elleri titriyordu. Hem korkuyor hem de tarifsiz bir umut besliyordu içinde. Bu iri yarı, insanın içine korku salan adam belki de Asude için hayatı boyunca daha fazla minnet duyulamayacak bir iş yapmış olacaktı. Ellerinin titrediğini fark eden Yasemin, Asude'nin ellerini sıktı yüzüne bakıp gülümseyerek. "Sakin ol tatlım." diye fısıldadı kulağına. Fikret Bey'in "Buyurun oturun hanımlar." demesiyle masanın önündeki koltuklara oturdular karşılıklı. Konuşmaya Yasemin başladı öncelikle. "Size bahsettiğim Asude Hanım, Fikret Bey." diyerek Asude'yi gösterdi gözleriyle. "Merhaba Asude. Yasemin bu sabah bana senle ilgili bazı konulardan bahsetti. Çok detaya girmedik, senden duymayı tercih ettim. Şimdi bana durumunun ne olduğunu, sen anlat bakalım." diyerek sözü Asude'ye bıraktı. Önce yutkunarak boğazını temizleyen Asude, çekingen bir şekilde konuşmaya başladı. Babasından, onu kaybettiğinden, liseyi ve üniversiteyi nerede okuduğundan, derecelerinden bahsetti kısaca. Sonra annesinin hastalığını, şu an bu sebeple Yasemin'in çalıştığı hastanede, temizlik işlerinde çalıştığını söyledi. Ciddiyetle Asude'nin söylediklerini dinleyen Fikret Bey, "Ameliyat için ne kadar zaman biçtiler?" diye sordu. "En geç 10 gün dedi doktor bey. Daha üzün süre durması, ameliyatı da riske sokabilirmiş. Babamdan kalma bir evim var. Onu ipotek ettirmeyi düşündüm. Fakat zaman bu işlem için de yeterli değil. Yasemin sizden bahsedince, son çare size gelmek istedik." diyerek başını eğdi Asude. Fikret Bey'in "Yasemin'in sana referans olması benim için çok önemli. Ama yine de bahsettiğin meblağ çok yüksek. Açıkçası senin gibi başarılı bir genç hanımı kaçırmak istemem istikbalin parlak sana yardım ederim ama bunun karşılığında benimle çalışmanı teklif ediyorum." demesi üzerine "Elbette çalışmaktan asla kaçınmam." diyerek sevinçle yanıt verdi. "Ama bu yeterli olmaz." diyince yüzündeki gülümseme dondu, merakla baktı Fikret Bey'e. . "Evini ipotek ettirmeyi düşündüğünü söyledin. Burada, benimle 5 yıl çalışmanı istiyorum. Bunu garantilemek için de sözleşme imzalayacağız. Aksi halde evine el koyacağım. Bunun senin için sakıncası yok değil mi?" diye devam etti Fikret Bey sözlerine. "Hayır yok." dedi Asude kısık bir sesle. "Haklı, çok büyük bir tutar bana verdiği. Onunla çalışıp çalışmayacağımı garantileyemez ki başka türlü." diye kendini tatmin etmeye çalıştı bu istek karşısında. Fikret Bey'in, Alp'e sözleşmeyi hazırlaması için emir vermesi üzerine Alp odadan dışarı çıktı. "Şimdi bizimle nasıl çalışabilirsin bunu konuşalım" dedi Fikret Bey. "Biliyorsunuz efendim, hastanede sabah 09:00 -17:00 arası çalışıyorum." diye konuya başladı Asude."O zaman akşam 18:00'den sonra bizde başlarsın işe. Yalnız gece kaç gibi çıkabileceğinin net bir saati olmaz bizde. İş ne zaman biter, sen o zaman çıkarsın. Sana ne yapman gerektiğini Yasemin anlatır. Hafta sonları da iş olduğunda çalışırsın. Zaten bunun ayarlamasını Yasemin veya Alp'le birlikte yaparsınız. Sana telefonla bilgisini verirler." diyerek Yasemin'e baktı Fikret Bey. "Tabi efendim" diye yanıtladı Yasemin. Alp'in getirdiği sözleşmeyi imzaladıktan sonra çıktılar şirketten.

    Şirketten çıktıktan sonra Alp’in onlar çıkmadan önce çağırdığı taksiye bindiler. Yasemin ne kadar gergince, Asude de bir o kadar heyecanlıydı. Devamlı bu olanlara hala inanamadığını söyleyip duruyordu Yasemin’e. Yasemin sıkılmaya başlamıştı artık. Sonra Asude, aklına bir anda bir şey gelmiş gibi Yasemin’e döndü; “Yasemin, aklıma bir şey takıldı. Sen niye Fikret Beye amca diye hitap etmiyorsun?” diye sordu. Şaşıran Yasemin bir an ne diyeceğini bilemeyerek paniklese de sonra durumu toparlamaya çalıştı; “Şirkette resmiyeti korumayı sever Fikret amca. Yanında birileri varken ya da şirketteyken bey diye hitap edilmesini ister. Ondan..” diye cevapladı sorusunu. “Hımm doğru” diye gülümsedi Asude. Sonra neşeli neşeli konuşmaya devam etti ikna olarak. “Fatih Bey’e haber verelim. Annemin ameliyatı için başlasın hazırlıklara. Ay hala inanamıyorum. Bu gün miladım olsa gerek.” Yasemin garip bir ruh halinde tepki vermeden izliyordu Asude’yi. Çocukça sevinişine şaşırıyor, mutluluğunu anlamaya çalışıyordu. Annesinin ameliyatı tüm dünyası olmuştu Asude’nin. Annesi için canını verebilir diye düşündü. Gerçi annesi için girdiği işin mahiyetini henüz bilmiyordu. Öğrendiğinde de iş işten geçmiş olacaktı. Birisi için kendinden vazgeçmek nasıl bir duyguydu acaba? Dalmış bir vaziyette Asude’nin ruh halini anlamaya çalışırken, kolunda bir el hissetti. “Yasemin iyi misin? Niye daldın öyle? Duydun mu dediklerimi?” diye söyleniyordu Asude. “Ah! affedersin dalmışım.” dedi kendini toparlayarak. “Ne demiştin?” diye sordu. “Benimle hastaneye gelecek misin diye sordum? Mesaine daha var ya senin.” dedi Asude. “Ha evet. Geleyim, yapmam gereken bazı işler var hastanede. Sonra beraber geliriz. Olur mu?” dedi Yasemin. Başıyla onayladı Asude.

    Hastaneye vardıklarında, Asude taksi parasını ödeyip, Yasemin’e döndü; “Yardımların için çok teşekkür ederim canım. Sana çok minnettarım biliyorsun değil mi? Hadi işlerimizi halledelim, buluşuruz sonra.” dedi. Yasemin gülümsemekle yetindi sadece. Hastaneye girince ayrıldılar. Asude üst kata Fatih Bey’in odasına doğru yöneldi. Merdivenleri üçer beşer çıkıyordu Asude. Heyecanından yerinde duramıyordu. Fatih Bey’in odasının olduğu kata geldiğinde odanın önünde bir kalabalık olduğunu görünce yüzü asıldı. Beklemesi gerekecekti şimdi. Bekleme koltuklarından birine oturup teker teker hastaların odaya girmeleri izledi. Saniyeler saat gibi geliyordu ona. Etrafındakileri incelemeye başladı sıkıntıdan. Yaşlı bir çift bekliyordu kapının önündeki banklarda. Tam karşısında bir bayanla, bir çocuk… Kadına bakıp ne güzel bir bayan diye geçirdi içinden. Hemen onun yanında oturan 3-4 yaşlarındaki küçük kız kendisine bakıp bakıp gülüyor, sonra kafasını yanındaki bayana yaslayıp utanmış gibi yüzünü saklıyordu. Gülümsedi kıza. Çantasından şeker çıkarıp uzatınca aldı kız sonra hemen ağzına attı. Teşekkür etti yanındaki güzel kadın. O sırada içerdeki hasta çıkınca yaşlı çift girdiler. Bir müddet sonra onlar da çıktı. Kendisine sıra geliyordu. Heyecanlanmaya başladı Asude. Çiftten sonra bayanla kızı girdi içeri. 10 dk. kadar çıkmadılar. “Hadi yaa! Çıkın artık.” diye geçiriyordu ki içinden Fatih Bey kapısını açtı, bayanla konuşuyorken. Kız çocuğu bacağına yapışmış “Baba, baba alacaksın dimi?” diye sorup duruyordu. Asude buz kestiğini hissetti. Bayanla çocuk çıkınca odadan Fatih Bey odaya geri girdi. Kendisini fark etmemişti. Kapı açıldığında ayağa kalkan Asude, bilinçsizce kapıya doğru ilerlemiş, gidenlerin arkasından bakarken kapıya yaslanmıştı. O kadar da güzel değilmiş dedi kadın için. Sonra “Saçmalama Asude, bal gibi de güzel işte. Ne diye kıskanıyorsun ki! Kim bilir nasıl mutludurlar.. Yüzlerinden mutluluk akıyordu resmen.” diye düşünürken kapı açıldı tekrar. Dengesini kaybeden Asude kendisini, Fatih Bey’in kollarında buldu. Apar topar kendini toplamaya çalışırken “Asude?” dedi Fatih Bey soru sorar gibi şaşkın bakışlarla. Bir yandan da toparlanmasına yardım etmek için kolundan tutuyordu. Asude toparlandığı halde hala elinin kolunda olduğunu fark edince hemen çekti elini. “Affedersiniz Fatih Bey.” dedi utanarak Asude. “Bir yerine bir şey olmadı ya?” diye sordu Fatih Bey. “Yok, yok iyiyim teşekkür ederim.” diye yanıtladı. Fatih Bey odaya buyur edince içeri girdiler. Konuşmaya Asude başladı; “Ben şey için gelmiştim. Şey.. Ben ameliyat için gerekli parayı buldum. Annemi ne zaman getirebilirim tekrar? Hemen işlemlere başlayabiliriz değil mi?” Fatih Bey Asude’yi anlamaya çalışır biçimde dinlerken, Asude ardı ardına sorularını sıralıyor neler yapması gerektiğini soruyordu. Fatih Bey Asude’nin sözünü keserek “Parayı bulmana sevindim fakat evini nasıl bu kadar çabuk satabildin?” diye sordu durumu garip bulduğunu ima eder bir ses tonuyla. “Evimi satmadım. Bir şekilde hallettim işte. Siz ameliyatı ne zaman yapabiliriz onu söyleyin.” diye yanıtladı çok fazla detaya girmek istemediğini belli ederek. “Bir dakika Asude. Bu çok önemli bir meblağ. Nasıl bu kadar çabuk bulabildin? Aklım almadı, yanlış bir şey yapmadın değil mi?” diye yeniledi sorusunu şüpheci bir tavırla. “Yo hayır tabi ki, Fatih Bey. Yanlış ne yapabilirim ki? Bir yakınımdan borç aldım diyelim. Çok detaya giremem ama emin olun yanlış bir durum yok.” diye telkinde bulundu Asude. “Peki öyleyse. Önümüzdeki iki gün içinde işlemleri hallederim ben. Yarın da uygunsa anneni hastaneye yatırır bir taraftan da onun tetkiklerini yaparız ameliyat öncesi.” dedi fakat aklındaki soru işareti hala gitmemişti. Asude doktora teşekkür ettikten sonra, daha fazla doktoru meşgul etmemek için odadan çıkmaya yeltendiğinde, Fatih Bey; “Asude, kartımı al. Üstünde numaram var, bir şey olduğunda bana ulaşabilmen için. Sakın çekinme olur mu?” diye kartını Asude’ye doğru uzattı. Asude, gözleriyle teşekkür ederek kartı alıp odadan çıktı.

    İşinin başına dönen Asude, içinde bir burukluk hissediyordu. Hâlbuki sevinmesi lazımdı, havalara uçmalıydı hatta sevinçten. Aklındaki düşünceleri bir kenara koyup annesine yoğunlaşmaya çalıştı. Annesini düşündükçe tarifsiz bir sevinç dolmaya başladı içine. Telefonda vermişti annesine müjdeyi az önce. Ses tonundaki değişimi hemen fark etmişti annesinin. Parayı nerden bulduğunu anlayamasa da Semiha Hanım, kendisi için bir umut doğmasına sevinmiş, üstündeki ölü toprağını atıp bir anda yaşama umuduyla dolmuştu. İş çıkışında bir saat kadar bekledi bahçede Yasemin’in de mesaisinin bitmesini. Sonra birlikte eve geldiler. Asude hemen annesinin yanına gelip sarıldı ona. Sanki bu güzel haberi daha ilk duyuyormuş gibi gözleri yaşardı annesinin. Kısa bir sessizlikten sonra Nermin Hanımı evine uğurlamak üzere peşinden aşağı indi Asude. Çok teşekkür ederek gönderdi onu. Yasemin’le birlikte sofrayı hazırladılar. Semiha Hanım da katıldı akşam yemeğinde onlara. Huzurlu bir şekilde yemeklerini yediler. Biraz televizyon izledikten sonra herkes odasına çekildi. Asude pijamalarını giymişti. Çantasını düzenlerken eline Fatih bey’in verdiği kart geçti. Cüzdanına koymak için eline aldı. Kapıda gördüğü, kadınla küçük kızı düşünmeye başladı. Düşüncelere dalmıştı ki kapıyı tıklatan Yasemin’in “Uyudun mu Asude?” diye soran sesiyle kendine geldi. “Yo gel canım uyumadım hala. Aksine ben seni uyudu sanmıştım.” dedi gülümseyerek. “Ah! Nerde? Saymadığım koyun kalmadı ama gözüme tek damla uyku girmedi.” diyerek Asude’nin yatağının kenarına oturdu Yasemin. “Elindeki ne?” diye sordu karta bakarak. “Bu mu? Fatih Bey’in kartı. Bir şey lazım olursa diye telefonunun bende bulunması için verdi bugün.” diye yanıtladı. “Hımm, niye aşk mektubu vermiş gibi elinde tutuyorsun bakayım sen bunu?” diye imalı bir gülümseme fırlattı Asude’ye Yasemin. “Aşk olsun ya ne alakası var. Çantamın içinde kaybolmasın diye cüzdana koyacaktım.” diye çekişti Asude. Yüzü kızarmıştı biraz. Yanaklarının yandığını hissetti. Asude’nin utandığını fark edince Yasemin üstelemeye başladı. “Yakışıklı adam. İşi gücü de yerinde. Yakışır arkadaşıma.” diye omzuna vurdu Yasemin’in. “Saçmalama Yasemin evli adamla ne işim olur.” diye tersledi Yasemin’i. “Aa! Nasıl evli, hiç duymadık.” diye şaşırınca Yasemin, kendini tutamayarak “Top model gibi kız kapmış senin yakışıklıyı işte.” deyiverdi birden, Asude. “Yani senin anlayacağın bugün gördüğüm üzere yakışıklı doktorumuz evli, mutlu, aynı zamanda da çocuklu.” diye devam etti. Yasemin de muzip bir şekilde "Allah Allah evli olduğunu hiç duymamıştım. Tüh bak, gitti gül gibi enişte, elin kızına." diye kıkırdadı tekrardan. “Sana da eğlence çıktı Yasemin aşk olsun ama.” diye sitem etti Asude. Sonra konuyu değiştirmek için gününün nasıl geçtiğini sordu. Sıradan bir gün olduğunu söyledi Yasemin. O sırada Asude’nin esnediğini görünce uyuması için onu yalnız bırakıp iyi geceler dileyerek odasına geçti.

    Sabah saatinin alarmıyla uyandı Yasemin. Tuvalete gitmek için kapısını açtığında Semiha Hanım’ın odasından seslerin geldiğini duydu. Kapı aralıktı. İçeriye doğru bakınca Asude’nin annesine sarılmış olduğunu gördü. Yasemin’in başını uzatarak içeri baktığını görünce, Semiha Hanım, “Gel kızım bakma öyle sende otur yanıma. Artık bir kızım Asude ise diğer kızım da sen oldun" diyerek yanına çağırdı. Şaşıran Yasemin çekinerek Semiha hanımın yanına oturdu. Bir anne şefkatiyle her ikisini de sarmalayan Semiha Hanım "Ne güzel bir iken iki kızım oldu benden şanslısı var mı acaba?" diyince vicdanen huzursuz olan Yasemin "Annelik böyle bir şey değil mi Semiha hanım? Herkes için kalbinizde bir yer var." dedi mahzun bir edayla. Semiha Hanım "Anne olmak tarif edilmesi çok zor bir duygu. “Gözümü kırpmadan canımı veririm” diyebileceğin bir varlığa sahip oluyorsun. O iyi ise, sende iyisin. O ağlıyorsa, sende ağlıyorsun. İnşallah sende anne olduğunda anlarsın." deyince Yasemin iyice durgunlaştı ve gözleri doldu. "İnşallah.” diye yanıtladı. Sonra “Şey, ben gidip çaya bakayım" diyerek ani bir şekilde odadan ayrıldı. Semiha hanım "Bilmeden onu üzecek bir şey mi söyledim kızım?" diye sordu mahcup bir şekilde Asude’ye. Asude ise "Yok anne sen yanlış bir şey söylemedin ki. Annesini kaybetmiş olmanın hüznü herhalde. Annesiz büyümek zor olmalı. Ben gidip bakayım bir ona." diyerek Yasemin'in yanına gitti. Eli kolu karışmış halde bardakları doldurmaya çalışan Yasemin'e bir süre baktı. "Yasemin iyi misin?" diye sordu haline üzülerek. "İyiyim merak etme. Bir sorun yok. Sadece, sanırım evde bir annenin varlığının ne demek olduğunu unutmuşum" deyince Asude’yle birbirlerine sarıldılar. Sonra izin isteyerek yüzünü yıkamak üzere yukarı çıktı Yasemin.

    Yüzünü lavaboda yıkadıktan sonra odasına girerek eline telefonunu aldı. Kapının kapalı olduğunu tekrardan kontrol edip bir numara çevirdi. Karşıdan gelen sese “Zeynep merhaba. Senden bir şey istiyorum. Lütfen Can’ın yanına giderek telefonu kulağına tutar mısın?” diye sordu. Zeynep'in "Yasemin bunu yapamam biliyorsun?" şeklindeki olumsuz yanıtına ısrarla “Lütfen Zeynep, şu an buna çok ihtiyacım var. Benim için sadece birkaç saniye telefonu kulağına daya.” diye yalvardı ağlamaklı bir sesle. Zeynep "Tamam bekle" diyerek Can’ın yanına gitti. Yasemin telefondan gelecek sesi duymak için beklerken, Zeynep "Yasemin, yanındayım şimdi. Telefonu kulağına dayıyorum." diye haber verdi. Ağlamaya başlayan Yasemin kendini toparlamaya çalışarak, konuşmaya başladı. “Can'ım bir tanem. Annen yakında gelecek hayatım. Sen iyileşince evimize gideceğiz tamam mı? Sakın anneciğini unutma. O hep senin yanında bebeğim. Seni çok seviyorum.” derken Zeynep telefonu tekrar aldı. Birinin geldiğini, kapatmak zorunda olduğunu söyleyerek telefonu kapattı. Yasemin, "Zeynep, dur lütfen, biraz daha" derken, elinde telefon, yatağının üstüne oturarak gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan öylece kalakaldı.


    4.Bölümün Sonu

    -------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...


    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları


    ---------

    Hikaye : Gülsemin,nk83
    Yazan :Gülsemin,nk83
     
    aysenim, -Gizem-, bitter_im ve 13 kişi daha bunu beğendi.
  5. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    5. Bölüm

    Bir odadan diğerine koşturan Asude’yi gözüyle takip ediyordu Semiha Hanım. Çocukluğundan beri çırpınışlarına şahit olmuştu hep. Birbirlerine kol kanat germişlerdi. Şimdi annesine annelik yapan bir kız çocuğuydu Asude. Gözleri dolu dolu kızına bakıyordu.İçerdeki odadan küçük bir valiz kapıp annesinin odasında yatağın üstüne koydu Asude. Dolabı açıp annesinin kıyafetlerini karıştırmaya başladı. Bir yandan da sesli düşünüyor hangi kıyafetleri alacağına karar veriyordu. Odanın dışındaki tekli kanepeden kendisini izleyen annesine “Bunları da koyayım mı? Temiz temiz giyersin. Yedek bulunsun yanımızda.” diyerek elindeki pijama takımını gösterdi. O sırada kapısının camından Yasemin’in gölgesini görünce “Kalktın mı Yasemincim, kahvaltı hazır” diye Yasemine seslendi. Kapısını aralayıp Asude’ye gülümseyerek “Giyiniyorum canım birkaç dakikaya yanınızdayım.” diye karşılık verdi Yasemin. Aside de gülümseyerek valizi hazırlamaya devam etti. İtinalı bir şekilde yatağın üstündeki son eşyaları da valize yerleştirerek valizi kapattı. "Bunlar da tamam. Hadi kahvaltımızı edip hastane yoluna koyulalım bir an önce." diyerek annesine göz kırptı. Annesinin merdivenlerden inip çıkması zor olduğu için masayı üst kata getirmişlerdi. Böylesi Semiha Hanım için daha rahat olmuştu. Odasında tek yemek zorunda kalmıyor hem de merdiven eziyeti çekmemiş oluyordu böylelikle. Yavaşça oturduğu yerden annesini kaldırıp koluna girdi, Asude. "Yasemin biz kahvaltıya oturuyoruz tatlım. Hadi gel." diye seslendi Yasemin'e. Yasemin'den cevap gelmesini beklemeden annesini masaya oturtup merdivenlere yöneldi. Mutfağa çaydanlığı almaya gitti. Çaydanlığı getirip çayları doldururken hala annesiyle konuşmaya devam ediyordu. "Akşamları ben yanında kalırım. Bir ihtiyacımız olduğunda Yasemin getirir bize evden. Hem hastanede çalışıyor olmamın bir avantajı olur. Fırsat buldukça seni kontrole gelirim." Kızını pür dikkat dinleyen Semiha Hanım, Asude'nin sözünü keserek "Kızım beni merak etme. Fatih Bey benimle iyi ilgileniyor. Hem hemşireleriniz de çok ilgililer. Yasemin kızım da var. Telaş etmene gerek yok." diyerek kızının gizli telaşını yatıştırmaya çalıştı. O sırada odasından çıkan Yasemin konuşmaya girerek "Semiha Teyzem haklı Asude. Ben de varım. Her gece kalman olmaz.Senin de dinlenmen gerekir. Sırayla kalırız; bir sen, bir ben. Değil mi Semiha Teyzecim?" diyerek tasdikledi Semiha Hanımı. "Ameliyat iki gün sonra zaten. Ameliyattan sonra da bir kaç hafta kalacakmış annem kendini toparlayana kadar. Yardımlarının, maddi manevi desteğinin hakkını ödeyemem senin." dedi Yasemin'e duygulu gözlerle bakarak. Sonra birbirlerine sarıldılar. Asude'nin gözlerinin yaşardığını hissedince. "Deli kız. Anneni sağlığına kavuşturmaya gönderiyoruz. Ağlamayacaksın değil mi?" diye çıkıştı Yasemin tatlı bir ses tonuyla. Kahvaltılarını edip de çaylarının son yudumlarını yudumlarlarken Asude saatine bakıp "Saat 08:00 olmuş geç kalacağız. Seni yerleştirmek için izin almam gerekecek Hatice Hanımdan. Acele edelim." diyerek ayaklandı Asude. Yasemin Asude'nin kolundan tutarak "Semiha Teyze için daha erken ben bugün akşamcıyım. Onu ben getiririm. Dışardan halletmemiz gereken işler de var, onlarla oyalanırsan iyice gecikirsin. Hatice Hanımla da papaz olacaksın bu izinler yüzünden. Hadi sen git ben yanındayım Semiha Teyzemin." dedi. Teşekkür edip Semiha Hanımın valiziyle ve alınması gerekenlerle ilgili bir kaç bilgi verdikten sonra annesini ve Yasemin'i öperek çıktı evden.

    Semiha Hanım, Yasemin'le muhabbet ederken bir ara çantasına uzandı ve içinden bir mektup çıkardı. "Yasemin, kızım. Biz sana çok alıştık. Asude seni bir kardeş belledi. Ben de kızım olarak kabul ettim seni. Görüyorum ki sen de bizi seviyorsun. Kızımın da dediği gibi verdiğin desteğin hakkını ödeyemeyiz. En zor günlerimizde hızır gibi yetiştin hep. Eğer ameliyat beklediğimiz gibi gitmezse Asude'mi yalnız bırakma olur mu?" diye konuşmaya başladı. Gözlerinden yaşlar süzülüyor, mektubu tutan elinin titrediğini rahatlıkla görebiliyordu Yasemin. O da duygulanmıştı. Gözleri dolu dolu oldu. "Böyle söyleme Semiha teyze. İnan bana sen daha uzun yıllar kızınla beraber yaşayacaksın. Kızının mutluluklarına bizzat şahit olacaksın.” diye cümleler dökülürken dilinden, aslında sebep olacağı şeylerin sıkıntısıyla kalbinin sıkıştığını hissetti. “Olur ya işler düşündüğümüz gibi gitmezse bu mektubu kızıma verir misin?” diyerek uzattı elindeki mektubu Semiha hanım. Şaşkın bir halde mektubu eline aldı Yasemin. “Veririm elbet. Ama bu ne için?” diye sordu. “Asude’min bilmesi gereken bazı şeyler var kızım. Ama bunları ben ölmeden öğrenmesin. Sana güvenebilirim değil mi?” diyerek soran gözlerle baktı Semiha hanım, Yasemin’e. “Elbette” derken yüzü kızardı Yasemin’in.

    Kapının zilinin çalmasıyla ikisi birlikte irkildiler birden. Ben bakarım diyerek merdivenlerden koşarak indi Yasemin. Kapıda Nermin Hanım’ı görünce gülümseyerek içeri davet etti. Elinde valiz merdivenlerden korkuluklara tutunarak zorlukla inmeye çalışan Semiha Hanım’ı görünce ona doğru yöneldi ve koluna girerek merdivenlerden inmesine yardımcı oldu. “Hayırdır hastaneye bugün mü yatacaktı yoksa?” diye sorunca Nermin Hanım, “Ah evet size haber vermeyi unuttu sanırım Asude. Semiha Teyzeyi bugün yatırıyoruz. İki gün içinde de bir aksilik olmazsa ameliyat olacak.” diye yanıtladı Yasemin. “Nasıl gideceksiniz? Ambulans mı gelecek?” diye sorunca Nermin Hanım, “Hayır taksi çağıracağım şimdi. Öncesinde halletmemiz gereken bazı evrak işleri var.” diyerek koltuğa Semiha Hanımı oturtup eline telefonu aldı. Tam tuşlayacakken taksinin telefon numarasını Semiha Hanım durdurdu Yasemin’i. “Benim oğlan bugün evde. Ona söyleyelim o götürsün taksiyle uğraşmayın. Size yardımcı da olur. Ordan oraya taksilerle koşturmuş olmazsınız. Çok masraf olur size.” dedi. Yasemin’in gerek yok, rahatsız etmeyelim oğlunuzu demesine rağmen Nermin Hanım oğlunu arayıp haber verdi. Çay hala sıcaktı. Beklerken sohbet edip çay içtiler.

    Asude minibüsten inip hızlı adımlarla hastaneye girdiğinde saat 8:47’ydi. Erken gelmişti. Derin bir nefes alıp işinin başına geçti. Annesiyle ilgili düşüncelere dalmıştı bir yandan da. Annesinin önce Sosyal Sigortalar Kurumundan belge alması gerekiyordu. Ameliyat karşılanmasa da ilaçların bir kısmının sigortadan karşılanacağını öğrenmişti. İlaçların yurt dışından getirilmesi gerektiği için de hekim onayına ihtiyaç vardı. Asude’nin tahminince, evrak işlerini bugün hallederlerse eğer saat 11 gibi gelmiş olurlardı hastaneye. Koridorlardaki işlerini hallettikten sonra saate baktı. Neredeyse gelmek üzeredirler dedi. Temizlik aparatını alıp sorumlu olduğu odaları temizlemek üzere üst kata çıktı. Odalardan birini temizlerken annesini düşünmeye öyle dalmıştı ki arkasından birinin yaklaştığını fark etmedi. Omzuna dokunan elle irkildi birden. “Korkutmak istememiştim Asude Hanım.” diyerek gülümsedi Alp. Asude “Sizi görmeyi beklemiyordum Alp Bey. Şaşırdım.” diyerek baktı Alp’in yüzüne şaşkın şaşkın. “Geçiyordum, bir uğrayayım dedim diyebiliriz.” diye yanıtladı Alp, yüzüne sinsice bir gülümseme yayılmıştı. “Ama gördüğüm manzaradan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.” diye devam etti. “Anlamadım!” dedi sorar bir halde Asude. Alp gözleriyle Asude’nin elindeki sopayı işaret ederek “Senin gibi iyi eğitim almış, narin güzel bir bayana o elindekini yakıştıramadım.” diye alaycı bir ses tonuyla süzdü yeniden Asude’yi. Kendini küçümsenmiş hisseden Asude, hem bozuldu bu sözlere hem de içten içe sinirlendiğini hissetti. Bu onun işiydi. Sonuçta namusuyla çalışıyordu. Hem her ne kadar kendi mesleğiyle ilgili bir iş yapmayı bu işe tercih edecek olsa bile işinden de şikayetçi değildi. “İşimle ilgili bir sorunum yok Alp Bey. Namusumla çalışıyorum, emeğimin karşılığını alıyorum. Yaptığım işten de asla gocunmadım, gocunmam.” diye yanıtlarken Alp’i sesinin sertleştiğini hissetti. Kendisine doğru yaklaşan Fatih Bey’i bile fark etmemişti o kızgınlıkla. Alp Asude’nin kızdığını hissedip gülümsedi ve kolundan tutarak “Aa! Sinirlenme canım, sadece iltifat etmeye çalışıyordum. Sen daha güzel bir hayata layıksın. Ama kızdırdım seni sanırım, affedersin.” diyerek Asude’yi yatıştırmaya çalışıyor ama Asude’nin daha fazla kızmasına neden oluyordu. Kolunu çekmeye çalışırken Asude, Fatih Bey “Bir sorun mu var Asude?” diye sordu. Fatih Bey’i karşısında görünce kızgınlığı şaşkın bir telaşa dönüştü. Ani bir hareketle kolunu çekti ve bir iki adım geriledi Asude. “Yok, Alp Bey de şimdi gidiyordu doktor bey. Sorun yok.” dedi ama kalbinin bu denli atmasına anlam veremedi. Utandığını ve suçlandığını hissetti. Fatih Bey’in kendisini böyle görmesi neden onu bu kadar etkilemişti ki? Bu düşünceler aklından ışık hızıyla geçerken “Kendine gel Asude, adam evli.” diyerek toparladı hemen kendini. “Pekala, o zaman odamdayım ben annen geldiğinde haberim olsun.” diyerek oradan ayrıldı Fatih Bey.

    Semiha Hanımla evrak işlerini halleden Yasemin, yanında Nermin Hanımın oğlu İsmail’le yukarı çıkıyorlardı. Merdivenden çıkarken Fatih Bey’i gördüler. “Semiha Hanım geldiniz mi? Buyurun odama geçelim, direk yatış işlemlerinizi başlatalım.” dedi Fatih Bey gelenleri başıyla selamladıktan sonra. “Önce bir Asude’yi bulalım evladım, hemen geliriz.” dedi Semiha Hanım. “Ben onu bulurum Semiha Teyzeciğim, siz doktor beyle çıkın, dolaşmayın yorulursunuz, yeterince yoruldunuz zaten bugün.” deyince Yasemin, “Asude az önce 1. katta bir beyle konuşuyordu. Sanırım hala ordadırlar. Siz benimle gelin Semiha Hanım. Yasemin Hemşire Asude’yi getirir odaya.” diyerek Semiha Hanımın koluna girdi Fatih Bey. Semiha Hanım İsmail’e dönerek “Çocuğum sen dön artık evine, çok yorduk seni. Hakkını helal et. Annene de ayrı ayrı teşekkür et bizim için.” diyerek gönderdi İsmail’i. Fatih Beyle beraber odaya doğru yürürlerken Yasemin de Asude’yi bulmak üzere katlara bakıyordu. Fatih Bey’in dediği gibi birinci katta gördü Asude’yi. Yanında Alp’i görünce “Bu adamın burada işi ne şimdi?” diyerek söylenmeye başladı. Yanlarına geldiğinde, “Alp, burada ne yapıyorsun?” dedi keskin bir ses tonuyla. Sonra Alp’ten cevap gelmesine müsaade etmeden Asude’ye dönerek “Tatlım annen Fatih Bey’in odasında, seni bekliyorlar. Ben de hemen geliyorum.” diyerek gönderdi Asude’yi. Alp’e tekrar dönerek “Hangi akla hizmet buradasın Alp, ne yaptığını sanıyorsun? Her şeyi mahvedeceksin.” diye sitemlerine devam etti. “Seni özledim hayatım. Günüm güzel geçsin diye görmeye geldim seni.” dedi Alp, yine yüzünde alaycı bir gülümsemeyle. Yasemin içinden ne tiksinç bir adam diye geçirdi sonra “Buradan hemen gidiyorsun.” diyerek arkasını döndü ve Fatih Bey’in odasına yöneldi. Alp Yasemin’in tepkisine fena bozulmuş bir halde arkasından bakakaldı. Yasemin’in, o hayran kaldığı yürüyüşünü izleyerek gözden kaybolmasını bekledi ve ardından hastaneden çıktı.

    Yasemin doktor beyin odasına girdiğinde Fatih Bey, hastanede takip edilecek süreçle ilgili bilgi veriyordu. Detaylı bir şekilde ameliyatın sonuçlarına dair söylenmesi gerekenleri açık açık iletiyordu Asude’ye ve Semiha Hanım’a. “Beyin tümörü ameliyatları hastaya özgü sonuçlar verir. Yaşınız, ameliyata cevabınız, şu anki sağlığınız bizim için çok önemli. Moralinizi yüksek tuttuğunuz sürece %70 olumlu sonuçlanır diye düşünüyorum. Ama 30’luk kısmı da hiçe saymamak gerekiyor. Saatlerce sürebilir ameliyat. Acil kan gerekebilir. Asude hanımın kan grubunun uyması büyük şans. Ama yeterli olmayabilir. Ben kan bankasına bilgisini gönderdim. Bu gün içinde bankada aynı kan grubundan kan var mı, yok mu öğreniriz. Yalnız size söylemem gereken başka bir şey daha var. Tetkikler sonucunda kesinleşecek elbette ama ameliyatı bölgesel anestezi verilerek siz uyanıkken yapmamız gerekebilir. Ameliyat sonucu felç olma riski mevcut. Ama korkmanıza gerek yok. Daha önce de bir çok ameliyat yaptım bu şekilde. Dediğim gibi yaşama azminizi yüksek tutmalısınız. Sizi tetkikler için yönlendireyim. Yasemin hemşire birebir ilgilensin sizinle. Sonuçlara göre de son sözümüzü söyleriz. Sizin sormak istediğiniz bir şey varsa cevaplayayım. Aklınızda her hangi bir soru işareti kalmasın, ne ameliyatla ilgili, ne benle ilgili.” Herkes pür dikkat doktorun söylediklerini dinliyordu. Son cümleler Asude’nin pek de hoşuna gitmedi. Ama daha fazla irdeleyip daha acı şeylerle yüzleşmeye korktuğunu fark etti. Özellikle de annesi yanındayken. Sonuç ne olursa olsun riske girmeye değerdi bu ameliyat. Aksi düşünüldüğünde zaten annesinin çok fazla ömrü yoktu bu şartlarda. Ama ameliyat olursa değişebilirdi bir şeyler. Lafı daha fazla uzatmadan teşekkür ettiler doktor beye ve yatış işlemlerini yapmak üzere müracaata gittiler.

    Asude annesini odasına yerleştirdikten sonra doktorun verdiği tetkik listesini yaptırmak üzere annesini tekerlekli sandalyeye oturtup odadan çıktı. Yasemin de yanlarında onlara eşlik ediyordu. Yasemin’in olması büyük nimetti onlar için. Özel hemşireleri gibi her şeye koşturuyordu. Kimse de bir şey demiyordu bu duruma. Yorucu bir tempodan sonra odaya annesini yerleştirmiş, sonuçların çıkmasını beklerken bir yandan da temizlik işlerini yetiştirmeye çalışıyordu Asude. Yasemin de diğer hastalarla ilgilenmeye başlamıştı. Semiha Hanım yorgunluğun etkisiyle uyuyakalmıştı odasında. Ameliyatla her şeyin yoluna gireceğini hayatlarında bir dönüm noktası olacağını düşünüyordu hepsi de. Ortak paydada buluşsalar da hepsi farklı sebeplerden tedirginlik yaşıyorlardı. Semiha Hanım ölümden korkmuyordu. Ama kızını annesiz bırakmak korkusu acı veriyordu ona. Buna rağmen ameliyattan ümitliydi. Garip bir his vardı içinde. Yaşayacaktı ölümü solumuyordu henüz, bunu hissediyordu. Ama huzursuzluğuna da anlam veremiyordu. Asude ise doktorun söylediklerinden sonra beslediği ümidin bir nebze de olsa kırıldığını hissediyordu. Olumsuz düşünmeyi istemese de aklını hep %30’luk olumsuz kısım kurcalıyordu. Yasemin ise olacakları düşünüyor, bildiği sonuçtan dolayı vicdanıyla savaşıyordu. Onlardan ziyade ameliyat konusunda tedirginlikleri olan bir kişi daha vardı; Fatih Bey… Ameliyatı sorunsuz geçirmek zorunda hissediyordu kendini. Asude’ye karşı sorumluluk duygusu duyuyordu. Beklentiler, korkular farklı olsa da hepsi o güne kilitlenmişti. Ameliyat günü…

    5.Bölümün Sonu

    -------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...


    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ---------

    Hikaye : Gülsemin,nk83
    Yazan :Gülsemin,nk83

     
    aysenim, -Gizem-, bitter_im ve 8 kişi daha bunu beğendi.
  6. gülsemin

    gülsemin Daimi Üye

    Kayıt:
    21 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    814
    Beğeniler:
    1.284
    6. BÖLÜM

    Cebindeki telefonun titremesiyle uyandı Asude. Hastane odasındaki koltukta uyuyakalmıştı. Telefonu cebinden çıkarıp üstünde yazan isme baktı mahmur gözlerle. Sonra “Uykun mu kaçtı?” diyerek telefonu açtı. Yasemin’in sesini duydu sonra; Asude’ciğim, Fikret amcanın sekreteri aradı. Acil bir durum oluşmuş seni çağırıyorlar. Hemen gitmen gerekiyor.” “Bu saatte mi Yasemin?” diye sordu Asude şaşkın bir halde. “Evet canım. Anneni merak etme ben yoldayım hastaneye geliyorum. Sen benim gelmemi beklemeden çık.” deyince Yasemin, Asude apar topar hazırlandı. Asansörü çağırdığında saate tekrar baktı; 00:24. Asansörün kapısı açıldığında karşısında Fatih Bey’i görünce önce duraksadı, doğru ya nöbetçiydi bugün Fatih Bey. “Nereye gittiğimi soracak şimdi?” diye geçirdi içinden. “Merhaba doktor bey.” diyerek selam verdi. “Merhaba Asude. Hayırdır bu saatte dışarı mı çıkıyorsun?” diye sordu doktor. “Ah evet. Evden almam gereken bazı şeyler var. Yasemin geliyor benim yerime. Siz nereye? Hava mı alacaksınız?” diyerek konuyu geçiştirmek istedi Asude. “Kantine iniyorum. Kahve alayım dedim, uyku bastırmaya başlayınca.” Asansörün kapısı açılınca Asude, “Hoşça kalın Fatih Bey. İyi nöbetler.” diyerek hızla çıktı hastaneden.

    Taksi çevirip Fikret Bey’in işyerinin yolunu tutan Asude yarı uykulu bir halde sokağı izliyordu. Öyle çok uykusu vardı ki. Yatağımda uyuyabilseydim diye geçirdi içinden. Sonra Fatih Bey geldi gözünün önüne. Acaba inanmış mıdır? diye düşündü. Gecenin bu saatinde bir insan evden bir şey almaya gider miydi hiç? Gündüzler çuvala mı girmişti sanki? Hakkında kötü düşünür müydü acaba? Sonra duraksadı bir an; “Ne diye bunları düşünüyorum ki? Ne düşünürse düşünsün. Ben yanlış bir şey yapmıyorum.” diye kendini rahatlatmaya çalıştı. Taksi binanın önüne geldiğinde kapıda bekleyen Alp’i gördü. “Oooo! Asude Hanımlar mı buradaymış?” diyerek taksinin kapısını açtı Alp. Yalpalıyordu, sarhoştu. Taksi şoförü “Bir terslik mi var hanımefendi?” diye sordu Asude’ye. “Yok, tanıyorum beyi. Buyurun paranız. Teşekkür ederim.” diyerek parayı uzattı ve indi taksiden. “Alp bey sarhoşsunuz siz. Taksiye binin, evinize götürsün sizi.” diye Alp’i kolundan tutup taksiye bindirmeye çalıştı. Kolunu silkeleyerek Asude’yi itti Alp; “Değilim, iyiyim ben.” dedikten sonra Asude’ye gözlerini dikip “Aahh! Asude… Küçük kız Asude!.. Bu hayat için çok temizsin. Ama olsun!” diyerek bir kahkaha patlattı. Ardından “Ne demişler; kirlenmek güzeldir.” diye gülmesine devam etti. Hala yalpalıyor, kahkahalar atıyordu. Asude korkmuştu. Taksi şoförü hala orada bekliyordu. Asude gitmeyin demişti şoföre. Binanın içinden çıkan görevli koşarak geldi yanlarına. “Alp Bey, lütfen gidin artık. Binin şu taksiye.” diyerek bindirdi Alp’i taksiye ve şoföre adresi tarif edip parasını önceden ödedi. Şoför de peşin parayı alınca doğru söylenen adrese yöneldi. Güvenlik görevlisi, yüzü bembeyaz kesilmiş Asude’ye dönerek; “Korkmayın efendim. Geçti. Siz Asude Hanım olmalısınız. Sizi bekliyorduk. Buyurun böyle lütfen.” dedi ve Asude’nin kendisini takip etmesini söyleyerek binanın içine girdi. Asansöre binip -2 yazan düğmeye bastı görevli. “-2 mi?” diye sordu Asude. “Laboratuarlarımız alt katta Asude Hanım.” diyerek geçiştirdi görevli. Asansörden inince dar bir koridorda yürümeye başladılar. 10 metre kadar gittikten sonra görevli kartını okutarak başka bir koridora girdi. Asude de peşinden ilerliyordu. Hiçbir şey sormuyordu. Garip bir yer diye düşündü. İkinci koridorun sonunda başka bir asansör daha vardı. Bir kat daha aşağı indiler. Bu sefer koridordaki ilk kapıdan içeri girdiler. Koridoru diğer alanlardan ayıran duvarlar buzlu camdı. İlginç bir yapısı vardı. Her yer beyazdı. Girdikleri odada görevli dolaptan beyaz bir önlükle bir çift steril eldiven uzatarak Asude’den giymesini istedi. Soru sormadan deneni yapmaya devam etti Asude. Sonra kapıya kartını okuttu görevli ve bir odaya daha girdiler. İçerde biri bayan iki kişi aynı Asude gibi giyinmişler, bir şeyleri inceliyorlardı. Kapının açıldığını görünce işlerini bırakıp kapıya doğru yürüdüler. Görevli Asude’yi bu ikiliye tanıttı önce. Sonra onların isimlerini söyledi; Aslı ve Demir…

    Aslı hemen kendini tanıtmak için elini uzattı; “Merhaba tatlım, ben Aslı. Buranın bel kemiğiyim. Ben olmasam burası da olmaz.” diyerek gülümsedi. “Memnun oldum Aslı.” dedi Asude. Demir söze girerek “İşte bizim Aslımız, alışsanız iyi olur bu hallerine… Ben Demir bu arada. Aramıza hoş geldiniz.” dedi ve elini uzattı. “Memnun oldum.” diye gülümseyerek karşılık verdi Asude. Tanışma faslından sonra güvenlik görevlisi işinin başına geçti. Asude ise hala şaşkın şaşkın bakınıyordu etrafa. Sonra Demir’e dönerek; “Bana acil dediler ama ne yapacağımı bilmiyorum ben.” dedi. “Detaylara girmemiş olabilirler ama ana hatlarıyla biliyorsunuz değil mi ne yaptığımızı?” diye sordu Demir. Asude hiçbir şey bilmediğini fark etti. Aslı söze girip “Bak Asude’ciğim, biz çok gizli bir iş üzerinde çalışıyoruz. Sen bu işte kilit…” diyerek konuşmaya başlayınca cümlesini tamamlamasına fırsat vermeden Demir kesti, Aslı’nın konuşmasını. “Aslı, lütfen.” diye ikaz etti öncelikle Aslı’yı. Sonra Asude’nin bir şey bilmediğini fark edip, çok detaya girmeden anlatmaya başladı: “Asude Hanım, bizim işimiz, henüz yeni araştırmaları yapılan bir ilacın, basına sızmadan tüm incelemelerini verilen bilgiler dâhilinde deneylerini yapmak, deneklerden gelen kanların incelemeleriyle eksik gördüğümüz uygulamaları bildirmek. Sana işleyişi neler yapman gerektiğini ayrıntılı anlatırız. Ama dikkat çok önemli. En ufak bir hata büyük kayıplara neden olabilir. Fikret Bey bu konuda çok hassas. Bilginiz olsun.” Bunları az çok biliyordu Asude; Yasemin anlatmıştı bu kadarını. Ama ne yapacağını bilmiyordu. Demir çok detaya girmeden işi gösterdi. Gün içinde düzenli olarak kan tahlillerinin geldiğini; bunlarda tespit edilen hastalıklara göre tedavi yöntemleri uygulandığını; kat edilen kademelerin incelendiğini anlattı ayrıntılarıyla. “Ben gelen giden tahlillerle ilgileniyorum. Aslı da tahlil sonuçlarını çıkartıyor. Sen de gelen kanların ilaçlarla etkileşimlerini inceleyeceksin. Senin sorumluluğundaki iş, bizimkilere nazaran daha ince bir mevzu. Bu yüzden ağırlık senin omuzlarında. 40-50 kadar tüp bekliyor seni. Bunlar birkaç gününü alır. Hazırsan başlayalım. Az laf, çok iş çıkaralım.” diyerek gülümsedi. Aslı da oflayıp puflayarak dinliyordu Demir’i. “Bakma sen buna. İşini fazla ciddiye alır. Birkaç güne sıkıştırmana gerek yok. Rahat rahat yaparız. Bir yandan da laflarız.” diyerek kıkırdadı. Demir’e bakarak da sırıttı. Birbirleriyle atışmalarına gülümseyerek eşlik ediyordu Asude. Sevmişti bu ikiliyi. Gece geç saatlere kadar çalışacaktı belki ama şimdiden anlamıştı ki sıkıcı geçmeyecekti vakit. Gecenin ilerleyen saatlerinde ellerindeki cihazların nasıl çalıştığını öğrenmiş, birkaç tüp de incelemeye almıştı. Raporlarını çıkartıyor, kayıt altına alıyor; gittikçe yaptığı işi sevmeye başlıyordu. Kendi mesleğini yapıyor, öğrendiklerini uyguluyor olması zevk vermeye başlamıştı ona. Hava aydınlanmaya başladığı sırada gözleri iyice kapanmaya başlamıştı Asude’nin. Gözlerini ovuşturup, incelediği tüpleri saymaya başladı. Asude’ye bir göz atan Aslı; “Bunların hepsini inceledin mi? Raporlarını da yazdın mı? Bu ne hız Asudeciğim?” dedi şaşkın bir halde. Demir de şaşırmıştı tüpleri görünce. Asude saydığında 34 tüp olduğunu gördü incelenenlerin. “Bunları doğru raporladın değil mi Asude?” diye sordu Demir. “Bir incele istersen, yanlış bir şey yapmış olmak istemem.” diyerek çekildi bilgisayarın önünden. İncelemeleri, tuttuğu notları, raporları inceledikten sonra; birkaç düzeltme yaptı Demir. “Bunları bu şekilde yazarsan daha anlaşılır olur. Ama harikasın, bunları değiştirmiş olmasak bile hatalı diyemeyiz rapora. Tebrik ederim; çok çabuk kavrıyorsun Asude.” diye gülümsedi. Asude de teşekkür ederek karşılık verdi. Hoşuna gitmişti takdir görmek.

    Asude eline yeni bir tüp alacaktı ki Demir durdurdu; “Tamam Asude; bu günlük yeter bu kadar. Yarın akşam da buradasın kalanını da yarın tamamlarsın. Biz de çıkmalıyız. Çalışanların gelmesine fazla kalmadı. Kapatalım burayı.” dedi ve toparlanıp çıktılar. Aslı’yı Demir bırakacaktı evine. Asude’ye de onu hastaneye bırakmayı teklif ettiler. Birlikte hastanenin yolunu tuttuklarında gün aydınlanmıştı iyice. Yaklaşık 3 saat sonra iş başı yapacaktı Asude. Uyuyamamıştı, yorgundu. Gözleri de şişmişti. Hastaneye vardıklarında Asude teşekkür ederek indi arabadan. Annesinin odasına çıktı doğru. Yasemin koltukta uyuyordu. Sandalyenin üstüne oturdu biraz kestirmek için. O sırada Semiha Hanım uyandı. “Kızım sen yeni mi geliyorsun?” diye sordu. “Yok annecim dışarı çıkmıştım biraz.” diyerek geçiştirdi Asude. Semiha Hanım uzatmayıp tekrar uykuya dalınca, kısa da olsa uyuyabilmek için sandalyenin üstüne kıvrıldı sessizce.

    Omzuna dokunan eli hissedince irkilerek uyandı Asude. “Asude, iş saatin başlamak üzere. Hala uyuyor musun sen?” diye soruyordu biri başında dikilmiş. “Gece geç geldi sanırım doktor bey. Ben de kaç kez seslendim uyandıramadım.” Diyen sesini duydu annesinin. Gözlerini araladığında Fatih Bey başucunda dikilmiş ona bakıyordu. “Gece geç mi geldin Asude?” diye sordu Fatih Bey. Uyku mahmurluğunda sersemlemiş gibi etrafına bakınıyordu. Nerde olduğunu bile kestiremedi önce. Gözlerini ovuşturunca geldi aklı başına. Ani bir hareketle saatine baktı. “Geç kaldım.” diyerek apar topar hazırlandı. Fatih Bey, Asude’nin gece nerde olduğu konusunda şüpheye düşmüştü. Ama üstelemedi. Asude’nin hızlı hızlı hazırlanıp çıkmasını izledi sadece. Sonra Semiha Hanım’a dönerek; “Bu gün nasılsınız bakalım Semiha Hanım? Sonuçlarınız bir saate elimde olacak. Dün çıkanlar da beklediğimiz gibi çıktı. Bugünküler de böyle çıkarsa ameliyat için hiçbir engelimiz kalmayacak. Yarın sabah ameliyata alabiliriz bu durumda sizi. Hazır mısınız?” diye sordu. “Hazır olmayıp bekleyemem ya evladım. Bir an önce zaman geçsin ne olacaksa olsun. Bu şekilde Asude’min yıprandığını görmek bana daha ağır geliyor.” diye yanıtladı Semiha Hanım. Yine dolmuştu gözleri. Fatih Bey, Semiha Hanım’ın elinin üstüne koydu elini. “Sizi anlıyorum, güçlü olun. Kızınızın size ihtiyacı var.” diyerek şefkatle baktı gözlerine. Semiha Hanım da tebessüm ettim karşılık olarak. Semiha Hanımın tansiyonunu ölçtürmek üzere hemşireyi çağırdı doktor bey. Tetkikleri yapıp odasına geri döndü.

    Geç kalmanın ve uykusuzluğunun sıkıntısıyla isteksiz isteksiz işlerini yapmaya koyuldu Asude. Beyni kazan gibiydi. Neyi düşüneceğini kestiremiyordu. Annesi bir yandan, gece işleri bir yandan zihnini de yoruyor, güçsüz düşmesine sebep oluyordu. Bir saat kadar çalıştıktan sonra Fatih Bey çağırdığı için yanına gitti. Sonuçların çıktığını, ameliyat için hiçbir olumsuzluğun olmadığını; fakat bilinç kaybına sebebiyet vermemesi için yarı uyanık olarak ameliyatın gerçekleştirileceğini söyledi doktor. Her hangi bir kan kaybına karşılık kan bankasında kan bulundurulduğunu da öğrenince Asude derin bir nefes aldı. “Her şey yolunda gidecek diyorsunuz değil mi doktor bey?” diye sordu. “Her şey diyemem. Aksilikler her ameliyatta olabilir. Fakat şu anki tahlil sonuçlarına bakarak annenin ameliyata hazır olduğunu söyleyebilirim. Acil bir durum için kan da hazır. Ama her ihtimali düşünmek gerekir. Tümör beynin çok riskli bir yerinde. Bölgesel anestezi yapma ihtimali hala yüksek. Bu yüzden ameliyata tek girmeyeceğim. Ayşenur Hanım da benimle olacak. Ters bir durumun oluşmaması için elimizden geleni yapacağız Asude. Bana güven olur mu?” derken öyle şefkat ve sevgi dolu bakıyordu ki Asude’ye Fatih Bey; Asude gözlerini kaçırdı hemen. “Güveniyorum.” dedi usulca. “Ben işimin başına döneyim.” diyerek ayağa kalktı. Teşekkür edip çıktı odadan. “Niye atıyor böyle kalbim şimdi?” diye sordu kendine. “Saçmalama!” diye susturdu sonra kendini. İşine yoğunlaşıp unutmaya çalıştı: Annesinin hastalığını, gece çalıştığı işin nasıl bir iş olduğunu; niçin gizli saklı iş yaptıklarını ve özellikle de Fatih Bey’i…

    Günü nasıl geçirdiğini, saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadı Asude. Nerdeyse iki üç günlük iş yapmıştı bugün. Yorgunluğu, düşüncelerini dağıtmıştı; ama bir yandan da uyku bastırmıştı. Gözlerinin şiştiğini hissediyordu. Ah! Evine gidip de yatabilseydi keşke.. Mesaisinin bitmesiyle soyunma odasına gidip üstünü değiştirdi. Annesine uğrayıp dışarıda işi olduğunu, onları halledip geleceğini söyledi. Yaseminle haberleşip çıktı hastaneden. Dünden kalan tüplerin incelemelerini yaptı önce. Sonra raporlarını çıkarttı. Hepsini derleyip topladı. Düzenlemelerini de bitirdikten sonra Demir “Asude sen çık istersen. Bitirdin işlerini. Ayakta zor duruyorsun. Git de dinlen biraz.” diyerek gönderdi Asude’yi. Hastaneye geldiğinde saat gece yarısını geçmişti. Odaya girdiğinde annesi uyuyordu. Yasemin yanında değildi. Odadan çıkıp etrafa bakındı. Yasemin’i bulamadı görünürde. Telefonunu çıkartıp Yasemin’i arayacakken; sesini duydu. Sese doğru ilerleyince yan koridorun camının önünde siluetini gördü. Karanlıktan tam seçilmiyordu kim olduğu ama sesi tanıyordu. Her şeyin yolunda gittiğinden bahsediyordu. “Plan işliyor; yarını da sorunsuz atlattık mı tamam” diyordu Yasemin, karşıdakine. Konuşmaları çat pat anlayan Asude; Yasemin’e iyice yaklaşmıştı. “Hıhı, kahveyle hallet işi. Bütün gün odasında dosyalarıyla ilgilenir olacaktır. Tamam, ben oyalarım onu. Ruhu bile duymaz.” derken omzuna dokunan ele bakmak üzere dönünce Asude’nin gözleriyle karşılaştı, Yasemin. “Tamam konuştuğumuz gibi. İyi geceler.” diyerek kapattı telefonu apar topar. “Sen burada mıydın? Hiç duymadım yaklaştığını. Ne zamandır arkamdasın?” diye sordu. Konuşmalarının ne kadarını duyduğunu anlamak için. “Yeni geldim. Hayırdır kimin ruhu duymaz?” diye sordu Asude. “Bir arkadaş. Sürpriz doğum günü hazırlığı yapıyoruz. Haberi olmasın diye… Sen erken gelmişsin.” diye geçiştirmeye çalıştı Yasemin; sesi titriyordu, tedirgindi. “Evet, erken geldim. İşleri bitirince çıkabileceğimi söylediler. Çok yorgunum; uyumak istiyorum. Sonra görüşürüz.” diyerek odaya döndü Asude. Yasemin derin bir oh çekti arkasından. Aslında bir şeyler döndüğünü anlamıştı Asude. Ama üstünde durmadı önemli olan yarınki ameliyattı onun için; annesiydi. Ve çekeceği güzel bir uyku… Annesinin odasındaki refakatçi yatağına uzanıp; başını yastığa koyar koymaz da derin bir uykuya daldı.

    Tüm geceyi hastanede geçiren Fatih Bey, dosyaları yeniden eline alarak bakması gereken bir şeyler kalmış mı diye son kez göz gezdirdi. Gece hiç uyumamıştı, internetten makaleler okumuş, ameliyat için devamlı yeni bir şeyler aramış, yurt içindeki ve dışındaki doktor arkadaşlarıyla irtibata geçip durumu anlatmış, onlardan fikir almıştı. İki gündür de ameliyata birlikte gireceği Ayşenur doktorla enine boyuna her ihtimali değerlendirip tartışıyorlardı. Bu zorlukta dört ameliyat daha yapmıştı daha önce. Hepsi zorlu geçmişti ama olumsuz sonuçlanmamıştı hiç biri. Bu da öyle olmalıydı; olumsuz sonuçlanmamalıydı. Fatih Bey odasında incelemesine devam ederken, telefonunun alarmı çaldığında yarı uyur, yarı uyanık vaziyette yatıyordu Asude. Komedinin üzerindeki telefonunu uzanarak alıp kapattı alarmını. Gözlerini ovuşturarak dikildi yatakta. Annesine baktığında hala uyuyordu Semiha Hanım. İzinliydi bugün, tüm gününü annesine ayıracaktı. Büyük gün diye düşündü. Ameliyata belki de bir saatten az zaman kalmıştı. Kalkıp üstünü düzeltti önce; sonra doktorun odada olup olmadığını görmek için odasına gitti. Kapı aralıktı; tıklatarak içeri girdi. “Günaydın doktor bey. Ameliyat için yapmam gereken bir şey var mı? Annem hala uyuyor, uyandırmam gerekiyorsa kaldırayım.” diye sordu. Günaydın demesine fırsat vermeden konuşmasına devam ettiği için Fatih Bey de direk konuya girdi: “Yok Asude. Dosyada incelenecek son birkaç yer vardı. Onları gözden geçiriyorum. Oturmaz mısın?” deyince zaten sorması gereken bir şeyler olduğu için aklında; gösterdiği yere geçip oturdu Asude. “Fatih Bey, şu bahsettiğiniz bölgesel anestezi hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Ben araştırdım internetten ama çok fazla bilgi yok. Bu konu beni tedirgin ediyor. Annem tüm ameliyatı hissedecek öyle mi?” diye sorarken gözleri doldu yine Asude’nin. Fatih Bey Asude’nin bu halini sevmiyordu. Onun gözleri dolduğunda kalbi sıkışıyor gibi hissediyordu. Narindi, kırılgandı. Kalın duvarları olmasına rağmen bazen çok güçsüz geliyordu gözüne. Asude’nin sorar gözlerini fark edince hemen silkelenip konuya döndü: “Asude, annenin durumu beklendiğinden daha zor geçebilir. Elimden geleni yapacağım. Olumsuz bir sonuç beklemiyorum ama buna rağmen ameliyat esnasında neyle karşılaşacağımızı da kestiremiyorum. Demiştim tümör riskli bir bölgede. Beyin filminde, tümör hücresiyle, normal hücrenin sınırını net olarak göremiyoruz. Bu da ameliyatı zorlaştıracak. Tümör dokuları harap ederek ilerler; bu da felç riskini artırır ki annendeki tümör göz hücrelerine çok yakın. Ameliyat esnasında mikroskop yardımıyla bu hücreleri birbirinden ayırmaya çalışacağız. Olur ki son sınırda hala tümör dokusunu normal dokudan ayıramazsak, duruma göre ya hücreyi orda bırakmamız ya da riski göze alıp hücreyi temizlememiz gerekecek. Bu karar çok zor. Böyle bir risk içindeyken anneni uyutmak felç olmasına davetiye çıkaracaktır. Bölgesel anesteziyle riskleri en aza indirmeye çalışacağız. Korkmanı istemiyorum. Elimden geleni yapacağıma inan. Lütfen…” diyerek yalvarırcasına gözlerinin içine baktı doktor. Bu bakışlara maruz kalmayı sevmiyordu Asude. Düşünceleri annesinin ameliyatından kayıyor, içi ürperiyor, kalbi hızlı hızlı atmaya başlıyordu. Gözlerini indirdi hemen yere. “Ben size inanıyorum doktor bey. Ben sadece…” derken kapının vurulmasıyla kesti cümlesini. İkisi de kapıya yönelmiş Fatih Bey’in “Girin.” demesiyle içeri Yasemin girmişti. “Özür dilerim konuşmanızı bölüyorum. Ameliyathane hazırmış. Asude’yi alayım Semiha Teyze’yi hazırlayalım. Siz de son hazırlıklarınızı tamamlayın doktor bey.” diyerek Asude’yi almaya gelmişti. Asude, doktoru başıyla selamlayıp, tam kapıdan çıkacakken, Dr.Ayşenur elinde bir fincan kahveyle içeri girdi. “Nasılsın Asude?” diye sordu. “Teşekkür ederim doktor hanım, iyi olmak için çabalıyorum. Ameliyatla ilgili bilmem gereken bir şey var mı diye sormaya gelmiştim.” diyerek yanıtladı doktoru. “Ah, anladım. Ameliyathane hazırmış; az önce haber verdiler. Birazdan ameliyata alırız anneni. Ters bir şey yok şimdilik.” diyerek bilgilendirdi Asude’yi. Asude de annesini hazırlaması gerektiğini söyleyip çıktı odadan. Dr.Ayşenur , Fatih Bey’e dönerek; “Sana kahve getirdim. Bütün gece uyumadın, dinlen biraz. Ameliyatta uyumanı istemeyiz.” diye gülümsedi. Çok teşekkür eden Fatih Bey, kahveyi memnuniyetle kabul etti. Uykusunu bir nebze olsun açabilirdi kahve. Ayşenur Hanım kahveyi bırakıp çıktıktan sonra, son birkaç şeye daha göz gezdirdi kahveyi içerken. Kahvesi bitince de dosyaları kapatıp çıktı odadan.

    Kalbi korku ve heyecanla karışık atıyordu bugün Asude’nin. Sanki annesi değil kendi girecekti ameliyata. Hiç konuşmadan giydirdi annesini. Sedyeye yatırıp ameliyathaneye götürmek üzere Yasemin’le beraber koridora çıkardılar. Yanlarında bir hemşire daha vardı. Annesinin elini sımsıkı tutuyordu Asude. Semiha Hanım tek kelime söylese her şey bir anda toz duman olacakmış gibi susuyor, sadece gözleriyle kızını takip ediyordu. Ameliyathanenin kapısına geldiklerinde Yasemin Asude’yi durdurdu. “Canım bundan sonrasını bize bırak. Semiha Teyze’yi ben yerleştiririm içeride. Her şey yolunda gidecek. Tamam?” diyerek bıraktı kapı dışında ve içeri girdi. Nermin Hanımı koridorda görünce koşup boynuna sarıldı. Belki de günlerdir yapmadığı ve içinde biriktirdiği şeyi yaptı. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

    Fatih ellerinin titrediğini hissediyordu. Halbuki uzun süreli ameliyatlara alışıktı. Haftada en az iki sefer girerdi böyle ameliyatlara. Hemşireye terini silmesi için ikazda bulunduğu sırada, hemşire doktora bakakaldı. “Doktor Bey, elleriniz titriyor? İyi misiniz?” diye sordu telaşla. “Yok bir şeyim, iyiyim ben. Alnımı sil.” diyerek keskin konuştu. Hemşire uzatmadan deneni yaptı. Dr.Ayşenur duyunca konuşmayı, dikkatini Fatih Bey’e vererek; “Fatih, sorun ne?” diye sordu. “Bir şey yok devam edelim.” dedi Fatih . Aradan biraz süre daha geçtiğinde Fatih saati sordu. “16:22” diye yanıtladı hemşirelerden biri. Daha 6,5 saat olmuştu, yaklaşık bir saat daha sürer diye düşündü. Ama gözleri kararıyordu. Ellerinin titremesi de artmıştı. Tekrar terini sildi hemşire. Ameliyat masasına tutundu Fatih . Kalbi çok hızlı atmaya başlamıştı. Ter basıyordu. Ateş içinde kalmıştı. Ayşenur Hanım dikkatlice izliyordu Fatih’i. “Fatih, çık sen. İyi değilsin. Ben devam ederim ameliyatın bundan sonrasına. Fazla bir şey kalmadı. En fazla bir saat.” deyince, zaten ayakta durmakta zorluk çeken Fatih ellerini yıkamak üzere iç bölmeye geçti. Bir müddet orada dinlenmek için oturdu. O sırada Ayşenur , Dr.Sedat Ç.'nin anons edilmesini istedi. Hemşirelerden biri hızlıca ameliyathaneden çıkıp anons yaptırmak üzere lobiye çıktı.

    Asude için saatler geçmek bilmiyor, arada bir Yasemin çıkıp gelişmelerle ilgili bilgi veriyordu. Aylar, yıllar gibi gelen saatlerden sonra ameliyathanede bir koşuşturma başlamıştı. Hemşirenin biri koşar adımlarla ameliyathaneden çıkmış, telefonla konuştuktan sonra geri girmişti. Asude telaşlanmıştı. Odadan her çıkana ne oluyor diye sorsa da bekleyin cevabını alıyordu. Kimse bir bilgilendirme yapmıyor, doktor bey açıklayacak diyorlardı. Asude bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Durmadan ağlıyor, bağırıyordu koridorda. Nermin Hanım sakinleştirmeye çalışsa da fayda etmiyordu. Yasemin çıktığında yakasına yapışmış “Ne olduğunu bana söyle hemen.” diye çıkışmıştı. Yasemin de cevap vermemiş, geçiştirerek ayrılmıştı yanından. Bir müddet sonra Fatih çıktı ameliyathaneden. Elini ovuşturuyordu. “Annem?” diye sordu Asude sert bir ses tonuyla. Yutkunamıyordu bile. Başka hiçbir şey söyleyemeden bekliyordu.

    Ağlamaktan gözleri şişmişti. Fatih de Asude’den farklı değildi. Gözleri şişmiş, elleri titriyordu. “Asude. Her şey yolunda. Tedirgin olmana gerek yok. Ameliyata Dr.Ayşenur devam ediyor. Ona da en az bana güvendiğin kadar güvenebilirsin.” diyerek uzaklaştı hemen yanından. O sırada anonsun sesi yükseldi: “Sayın Dr. Sedat Ç., acilen ameliyathaneden bekleniyorsunuz.” Anonsu da duyunca şaşkınlığı arttı, doktorun ne demek istediğini de anlayamamıştı Asude ama Fatih’e karşı içinde kızgınlık belirmeye başlamıştı. Ters giden şey, her neyse sebebini Fatih’ten bilecekti. Dakikalar gözünde daha da büyüyordu artık. İçeri giren doktordan sonra ses yine kesilmişti. Kimse dışarı çıkıp bilgi vermiyordu. Yaklaşık bir saat daha geçmişti ki Dr.Ayşenur çıktı içeriden. Asude’nin kalbi duracaktı. Göz göze geldikleri an, Asude için tüm dünyanın durduğu andı. Dr. Ayşenur konuşmaya başladı; “Asude Hanım. Ameliyat çok başarılı ilerliyordu son bir saate kadar. Fakat beklenmeyen bir komplikasyon oluştu. Üzgünüm… Hastayı kaybettik.” dediği anda Asude tüm dünyasının karardığını hissetti, söylenenler beyninde zonklamaya başlamıştı ki yere yığılıverdi.


    6.Bölümün Sonu

    -------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...


    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları


    ---------

    Hikaye : Gülsemin,nk83
    Yazan :Gülsemin,nk83
    [COLOR=royalblue]
    [/COLOR]
     
    aysenim, -Gizem-, bitter_im ve 8 kişi daha bunu beğendi.
  7. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    7.Bölüm

    Odanın güneşliğini araladı Emel Hemşire. İçeriye sabah güneşi doldu bir anda. Asude’nin serumunu kontrol ettikten sonra dışarı çıktı. O sırada Asude’ye bakmaya gelen Nermin Hanım, odadan hemşirenin çıktığını görünce, Asude’nin durumunu sordu; “Dün gece kriz geçirdi yine. Uyanır uyanmaz annesini görmek istiyor. Devamlı sakinleştiriciyle uyutuyoruz.” diye yanıtladı Emel Hemşire. Nermin Hanım aklına takılan soruları sorarken hemşireye, Asude gözlerini araladı. İlk önce nerede olduğunu anlayamadı. Etrafına bakındı. Kolunda serum takılı olduğunu fark edince anladı hastanede olduğunu. Sonra birden aklına bir şey gelmiş gibi “Anne!” sözcüğü döküldü ağzından. Bir hışımla kolundaki serumu çekip çıkararak kalktı yataktan. Kapıya geldiğinde Emel Hemşire fark etti Asude’yi. “Asude ne yapıyorsun? Yataktan kalkmaman lazımdı senin, dinlenmelisin. Serumu da çıkarmışsın.” diyerek yatağına götürmek istedi. Nermin Hanım, “Asude iyi misin kızım?” diye soruyordu. Hiçbir söyleneni duymuyordu sanki Asude. Anlamsız anlamsız baktı suratlarına ve hızla koridorda yürümeye başladı. Panikleyen Emel Hemşire kolundan tutarak çekti Asude’yi “Asude dur. Nereye gidiyorsun?” diye sordu telaşla. Asude kolunu silkeleyerek itti Emel Hemşireyi. “Rahat bırak beni. Annemi görmek istiyorum.” diyerek hızlandı yeniden. Nermin Hanım da, Emel Hemşire de peşinden gidiyorlardı. Arkasından seslenmelerine aldırmıyor, hızla ameliyathaneye doğru ilerliyordu. Koridoru döndüğünde Yasemin’le burun buruna geldi. “Ben de seni görmeye geliyordum. Çok üzgünüm Asude. Atlatacağız bunu da.” diyerek sarıldı Asude’ye. Asude ise hala donuk bakışlarıyla bakıyordu etrafa. Elleriyle Yasemin’i itip kendinden uzaklaştırdı.

    Yasemin Asude’nin boş bakışlarına maruz kalmıştı. “Sen niye yatağında değilsin?” diye sordu. Asude transa geçmiş ve hiçbir şey duymuyormuş gibi uzaklaştı Yasemin’den. Ameliyathaneye doğru ilerlemeye başladı. Zorlukla dengede duruyor, sakinleştiricilerin etkisiyle yalpalayarak hareket ediyordu. Ameliyathaneye girecekken durdurdu Yasemin. “Asude ne yapıyorsun?” diye sordu acı dolu bir sesle. “Annemi göreceğim. Engel olma bana Yasemin.” derken sesi çok hissizdi Asude’nin. “Asude, dur.” diyerek mani olmak istedi Yasemin. “Bana yardımcı olmayacaksan engel de olma. Çekil şuradan.” deyip kenara itti Yasemin’i. Ameliyathanenin kapısından içeri girmişti ki, içeriden bir hemşire “Asude buraya giremezsiniz lütfen.” diyerek dışarı çıkardı Asude’yi. Mahzunlaşan ve gözleri yaşla dolan Asude “Ama annemi görmeliyim. Lütfen..” diyerek ısrar etti. “Asude.. Kendine gel. Bunu yapamayacağını biliyorsun. Her uyandığında krize giriyorsun. Önce kendini toparlamalısın.” dediğinde Yasemin, “Şimdi iyiyim Yasemin. Annemi son kez görmek istiyorum. Dünya gözüyle son kez.” diyerek elinin tersiyle yanağına süzülen yaşları sildi. Yasemin Asude’nin ellerini avuçlarının içine alarak “Canım uzun zamandır baygınsın. Biz de uyandığın bir ara senden izin alarak onu defnettik ya. Hatırlamıyor musun?” deyince; Asude, Yasemin’in gözlerinin içine bakarak “Neden bahsediyorsun sen Yasemin? Ben öyle bir izin vermedim” diye bağırdı. Yasemin’in yakasına yapışıp onu hırpalamaya başlamış bir yandan da “Size inanmıyorum. Annemi gösterin bana.” diye bağırmaya devam ediyordu. Yasemin Emel’e işaret ederek sakinleştirici getirmesini söyledi. Emel koşarak uzaklaştı. Yasemin, Asude’yi kollarından tutup yığılmasını önlemeye çalışıyordu. Asude ise bu haliyle bile güçlü yumruklar indiriyor Yasemin’e, bir yandan da hala annesini görmek istediğini haykırıyordu. Gözlerinden yaşlar oluk oluk akıyordu. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. İyice güçsüzleştiği sırada Emel koşarak geldi. Yasemin’in başıyla onaylamasından sonra Asude’nin kolunu sıyırıp, sakinleştirici iğneyi yaptı. İyice güçsüzleşen Asude, tepki veremeden, iğnenin de etkisiyle yarı baygın yığıldı olduğu yere. Sonra da Emel hemşireyle birlikte Asude’yi odasına taşıdılar.

    Neden olmuş olduğu durumdan dolayı suçluluk duyan ve Asude’ye verecek bir cevabı olmadığı için, karşılaşmalarını geciktirmeye çalışan Fatih, bir yandan da olayın sebebini araştırmaya çalışıyordu. Bir hafta geçtiği halde Ayşenur’a ulaşamamış, sorduğunda “İzne ayrıldı.” diyerek oyalamışlardı onu. Telefonlarına cevap vermemesini bir süre için mantıklı karşılayabilirdi ama bir haftadan fazla geçmişti olayın üstünden. O gün neler olduğunu artık öğrenmeliydi. Hâlbuki çok güzel gidiyordu ameliyat. Sonucun olumsuz olması, beklenmedik bir komplikasyonun oluşması binde bir denecek bir vakaydı o dakika için. Ameliyata giren hemşirelerle birebir konuşmaya çalıştı. Üstü kapalı cevaplar alıyordu. Net değillerdi. Telefonun ahizesini kaldırıp 100 numarasını tuşladı. Danışmadan gelen sese karşılık “Büşra, Ayşenur Hanım geldi mi bugün?” diye sordu. Olumsuz cevap aldığı yüzündeki ifadede belli oluyordu. “Tamam anladım. Bana kullandığı telefon numaralarının hepsini bulabilir misin? Acele et ama. Ayrıca hastaneye gelirse bilgim olsun.” diyerek kapattı telefonu. Masanın üstündeki, üstünde ‘Semiha Kalkan’ yazan dosyayı aldı eline. Tek tek inceledi yeniden.

    Bu kaçıncı bakışıydı bu dosyaya bilmiyordu. Yanlış giden bir şeyler arıyordu her seferinde. Ameliyata girenler listesini gözden geçirdi yeniden. İsimlere bakarken içlerinde bir ismin eksik olduğunu fark etti. Asistanlardan Murat da girmişti ameliyata. Peki neden ismi dosyada geçmiyordu? Ahizeyi yeniden kaldırıp danışmanın numarasını tuşladı tekrar. Asistanların dahilisini sorup kapama tuşuna bastı. Danışmadan söylenen numarayı çevirerek bekledi. Karşısında çıkana Murat’ı sordu. Odada olmadığı söylenince geldiğinde derhal yanına uğramasını istedi. Telefonu kapatıp beklemeye koyuldu. Nasıl olur da dosyada ismi yazmazdı Murat’ın? Ameliyatta olduğuna emindi. Düşüncelerle boğuşurken yarım saat kadar geçmiş olacak; Murat kapıyı tıklayıp “Beni çağırmışsınız Fatih Bey.” deyince “Gel içeri Murat. Konuşalım biraz.” diyerek içeri çağırdı. Konuya girmeden önce karşısına oturmasını bekledi. Murat Fatih’in bakışlarından rahatsız olmuştu. Tedirgin bir şekilde “Buyurun Fatih Bey!” diyerek söyleyeceklerini dinlemek üzere beklemeye başladı. “Sen Semiha Kalkan’ın ameliyatındaydın değil mi?” diye sorunca Fatih, evet diyerek başını salladı. “Peki neden dosyasında ameliyata katılanlarda ismin yok?” deyince hiç beklemediği bir soruyla karşılaşan Murat afalladı önce. “Şey. Bilmiyorum ki.. Yani haberim yok doktor bey. Listede adım yok muymuş?” diye kekeledi. “Seni ameliyata kim soktu Murat?” diye sordu keskin bir ses tonuyla Fatih. “İnanın kimse sokmadı doktor bey. Listeye eklemeyi unutmuşlardır dosyada. Yoksa iznim çıkmasa girebilir miyim hiç ameliyata?” diye toparlamaya çalıştı Murat. “Peki, listede olduğunu varsayalım. Benden sonra ameliyatta neler olduğunu anlat. En ince ayrıntısına kadar istiyorum.” diyerek dikti gözlerini Murat’ın gözlerinin içine. Yutkundu konuşmaya başlamadan önce Murat, sözcüklerini seçerek konuşmaya başladı; “Siz çıkmadan önce her şey yolundaydı. Buna rağmen ne denli riskli bir ameliyat olduğunu siz de biliyorsunuz. Ama sonlara doğru ameliyat bitti diye düşünürken kan pıhtılaşması meydana geldi. Vücut ısısı aniden düştü. Kalbi durunca da toparlayamadı Ayşegül hanım. Çok uğraştık. Maalesef kurtaramadık hastayı.” “Nasıl yani iki komplikasyon da aynı anda mı oldu?” “A evet şey.. Aynı anda değil tabi ki. Önce kan pıhtılaşması oldu. Onun için çabalarken vücut ısısı düşmeye başladı. Isı kaybı kalbinin durmasına neden oldu.” “Peki Murat. Neden listede yazmadığını sonra öğreneceğiz. Şimdi gidebilirsin.” “Peki doktor bey.” diyerek çıkınca odadan Murat, bu işin içinde bir iş var diye söylendi Fatih. Tekrar elindeki dosyaya gömüldü ve Murat’ın söyledikleriyle dosyada yazanları kıyaslamaya başladı.

    Asude günlerdir verdikleri ilacın etkisiyle sessiz sedasız uyuyordu. Yasemin yalnız bırakmıyordu Asude’yi. Verilen ilaçlarından yediği yemeğe kadar her şeyiyle bizzat kendisi ilgileniyordu. Fatih de her gün ziyaretine geliyordu. Bu kadar uyutulmasının doğru olmadığını savunuyordu her seferinde. Bir an önce yüzleşmeliydi gerçeklerle. Uyutulması ancak yaşanacakları geciktirmeye yarardı. Son bir iki günde de artık yatıştırıcıları bırakmaları için baskı yapmaya başlamıştı. Yasemin de biliyordu daha fazla uyutamayacaklarını. Serumunu kontrol ederken telefonunun titrediğini hissetti. Cebinden çıkarıp baktığında Alp’in aradığını gördü. Odadan çıkarak cevap verdi telefona. “Merhaba Yasemin. Uyuyan güzelimiz nasıl bugün?” “Uyurken yeterince masum. Uyanınca neler olur bilemiyorum.” diye yanıtladı Alp’in sorusunu. Alaycı bir gülümsemeyle “Umarım prensinin gelip onu öperek uyandırmasını beklemiyorsunuzdur.” diye konuşunca, Alp Yasemin’in yüzünü buruşturduğunu görür gibi oldu, gülümsedi. “O zaman sonuçları görmek için artık uyandıralım esas kızımızı. Burada ona ihtiyacımız var. Bir an önce toparlasın kendini ve işinin başına geçsin.” diyerek konuyu değiştirdi. Söylenenleri onaylayıp uygulamaya koymak üzere telefonu kapattılar. Asude’den sorumlu doktoru arayarak Alp’in söylediklerini kendisine iletti ve onayı alınca odaya geri girdi. Komodinin üzerindeki ilaçları toparlayıp çekmeceye attı. İlaçlı serumu çıkartıp başka bir serum taktı. Mesaisi biter bitmez de toparlanıp çıktı hastaneden Yasemin. Telefonunu çıkarıp hızlı aramadaki bir numarayı aradı. “Doktorla görüştüm yarın taburcu edecek. Bir iki gün de evde geçirsin sonra çağırırsınız işe.” diyerek konuştu telefonun diğer ucundakiyle ve telefonu kapattı.

    Asude verilen ilaçların etkisiyle daha sakin uyanmıştı bu sefer. Artık uyutmuyorlardı. Ama o iyice içine kapanmış annesinin ölümünü sindirmeye çalışıyordu. Kimseyle konuşmuyor, pek yemek yemiyor, odasından da mümkün mertebe dışarı çıkmıyordu. Hastane yönetimi Asude’nin kendini iyice toparlaması için bir hafta daha rapor vermişti ona. Yasemin, Asude taburcu olacağı için hastane çıkış evraklarını imzalatmaya doktora götürmüştü. Asude de onu beklerken eşyalarını hazırlıyordu. Yatağın üstüne oturmuş el çantasını toparlarken Fatih’in kartviziti geçti eline. Göz pınarında biriken yaşı elinin tersiyle sildi. Kartı yırtıp çöp kutusuna atacaktı ki, Yasemin elinde evraklarla girdi içeri. Hızlıca kartı çantasının içine attı. “Her şey tamam imzaları attı doktor. Artık evimize gidebiliriz.” diyerek gülümsedi, Yasemin. Asude karşılık vermese de eşyaları hızlıca toparlayıp odadan çıktılar.

    Günlerdir aynı dosyanın içinde gömülüp kalmış olan Fatih, saatine baktı. Öğleyi geçmişti. Nöbeti biteli saatler olmuştu ama hala hastanedeydi. Gözlerini ovuşturarak artık eve gitmesi gerektiğini düşündü. Masanın üstünde çerçevedeki küçük kızın resmine bakarak iç çekti. Kızı onu heyecanla bekliyor olmalıydı evde. Geç kalmıştı, halbuki kahvaltıyı birlikte yapacaklarına dair söz vermişti kızına. Kafasındaki soruların cevaplarını bulmak için günlerce sabahlamayı göze alabilecek olsa da eve gitmeliydi. Ceketini giydi ve Semiha Hanım’ın dosyasını alışkanlık gereği yine yanına alarak odadan çıktı. Asansör başka bir katta olduğu için merdivenlere yöneldi. Ayşenur’un hastaneden ayrıldığını öğreneli iki gün geçmişti. Bu hareketine bir anlam veremese de altında başka bir şeyler olduğunu seziyordu. Düşüncelerle merdivenlerden indi. Köşeyi dönmesiyle asansörden çıkan Asude’yle göz göze gelmesi bir oldu. Asude’nin buz gibi bakışları karşısında donduğunu hareket edemediğini hissetti. Birbirlerini gördükleri halde selam bile vermediler. Halbuki yanına gidip ona teselli vermeyi ne kadar çok istiyordu. Kendinde bu cesareti bulamayarak, öylece hastaneden çıkmalarını izledi. Hala ayakta dikilmiş kapıya doğru bakıyordu ki Dr. Selim’in sesiyle irkildi. “Çıkmadan seni yakalayayım diye onca katı koşa koşa indim. Şükür ki çıkmamışsın.” diyerek nefeslendi önce. Sonra elindeki evrakları göstererek “Haberler pek iyi değil. Raporu ikinci defa çıkarttırdım.” diye devam etti konuşmaya. Fatih tahlilleri alıp inceledi. “Hayır bir yanlışlık olmalı. Bu şartlarda ameliyat yapmayacağımı sen de çok iyi bilirsin Selim.” diyerek sesini yükseltince; Selim, Fatih’in elindeki evrakları alarak “Bunlar ayaküstü konuşulacak konular değil. Odama gidelim.” dedi ve arkasında Fatih olmak üzere odaya geçtiler. Kapıdan girerken “Senin için iki kere tahlil ettirdim. Yanlış çıkması imkansız. Yüksek dozda yatıştırıcıdan bahsediyoruz Fatih. İnsanın günlük hayatını etkileyecek dozda bir yatıştırıcı.” diye imalı bir bakış attı Fatih’e. Fatih koltuğa oturduğunda başını ellerinin arasına alarak “Neler olduğunu, nasıl olduğunu anlayamıyorum. Beni iyi tanırsın. Ne olursa olsun bu şartlarda ameliyata girmem ben.” diye mırıldandı . İkisi de bu işte bir terslik olduğunu düşünüyorlardı. Kafasındaki onca soruna bir de bu eklenmişti şimdi. Daha fazla bu konuda konuşmak istemediğini söyleyerek Selim’le vedalaşıp dışarı çıktı. Beyni zonkluyor, gözleri alev alev yanıyordu. “Bu düşüncelerden sıyrılmalıyım, en azından bir süre.” diyerek kafasını salladı iki yana. Arabasına binerek kızına doğru gitmek üzere yol aldı.

    Boş bakışlarla Asude taksinin camından dışarıyı seyrediyordu. Yolculuk boyunca tek kelime etmediler. Eve vardıklarında Yasemin şoföre parayı uzatarak taksiden indi. Çantasından anahtarını çıkarıp küçük valizi de eline alarak kapıya yöneldi. “Nihayet evindesin canım hadi gel.” diyerek seslendi Asude’ye. Taksinin gittiğini duyunca aniden arkasını dönüp baktı. Bir an Asude’nin de taksiyle gittiğini düşünmüştü. Ayakta dikilmiş Asude’yi görünce gülümsedi “Hadi canım gel.” diyerek. Asude boş bakışlarla evi izliyordu. Bir adım bile atmamış, ayakta dikiliyordu. Yasemin elinden valizi bırakıp Asude’nin yanına geldi koluna girerek yürümesine yardımcı oldu. “Hadi gel içeri girelim. Ben simdi bir cay koyarım, kendimize geliriz.” dedi ve içeri girdiler. “Bu ev bana hiç bu kadar yabancı gelmemişti.” dedi Asude. Yasemin de omzuna elini koyarak onu teselli etmeye çalıştı. “Yapma lütfen. Seni böyle görmek beni çok üzüyor. Hepsini birlikte atlatacağız. Semiha Teyzemin yeri dolmaz ama yokluğunun da üstesinden geleceğiz. Güven bana.” Teselli edilmek kızdırıyordu Asude’yi. Daha fazla söz duymak istemediği için dinlenmek istediğini söyleyerek odasına çekildi.

    Sessiz sedasız saatler birbirini kovalıyordu bu evde. Yasemin işe gidip geliyor, Asude ise odasından dışarı çok fazla çıkmıyordu. Sabah akşam Asude’nin yanına gidip konuşmaya çalışsa da hep ters tepiyor, odadan çıkması için uygun bir dille uyarı alıyordu. Hastaneden çıkmasının ardından iki gün geçmişti. Alp devamlı arayıp, Asude’nin işe dönmesi gerektiğini söylüyor, Yasemin ise bunun için henüz erken olduğunu düşünüyordu. Ama bu düşüncesi değişmeye başlamıştı artık. Asude’nin bir şeylerle ilgilenmesi, kafasını dağıtması onun yararına olacaktı. Bu nedenle dün gece Demir’i arayıp artık Asude’yi işe çağırmasını söylemişti. Bu gün yarın ararlar diye bekliyordu. İzin günü olduğu için işe gitmemiş fakat uyku da tutmamıştı. Erken saatte uyanmıştı Yasemin. Kalkıp üstünü değiştirmiş, markete gidip ekmek almış, çayı demlemiş pencerenin önündeki koltukta gazetesini okuyordu. Yukardan kapı kapanma sesini duyunca Asude’nin uyandığını düşünerek ona seslendi. Ses gelmeyince yukarı çıktı. Asude uyanmış, lavaboya girmiş sonra tekrar yatağına geri yatmışı. “Canım, hala yatıyor musun? Hadi kalk kahvaltıyı hazırladım. Güzel bir kahvaltı keyfi yapalım seninle.” diyerek yorganı Asude’nin üstünden çekti Yasemin.

    Bir hışımla yerinden doğrulan Asude, “Lütfen beni rahat bırak! Kahvaltı falan istemiyorum” diye bağırdı. “Sürekli uyuyorsun Asude. Senin için endişeleniyorum. Kalk dışarı çıkalım madem. Havan değişsin. Lütfen.” diye üsteledi Yasemin. Üstüne bu kadar düşülmesinden dolayı gerilen Asude kendini tutamayarak “Yasemin istemiyorum, anlamıyor musun? Ne yemek yemek, ne dışarı çıkmak... Hiçbir şey yapmak istemiyorum anla artık. Ve beni rahat bırak.” diye bağırdı. Asude’nin bu çıkışlarına alışmıştı son bir haftadır. Acısını bildiği ve anladığı için ses çıkartmasa da Asude’nin bu davranışlarına içerliyordu, Yasemin. Yatağın ucuna oturdu ve derin bir nefes alıp son kez yumuşatmaya çalıştı ortamı. “Canım, acını anlıyorum. Ben de üzülüyorum. Ama bu şekilde kendini mahvediyorsun. Semiha teyze bu halini görseydi çok üzülürdü.” Asude’nin siniri yüzüne vurmuş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. “Bıktım bu alttan alışlarından. Günlerdir sürekli böyle konuşmandan sıkıldım. Asude kalk yemek ye! Asude çık hava al! Asude, Asude, Asude... Sana beni rahat bırak diyorum. Uzak dur benden. Acımı yaşamama izin ver.” Bu kadarı fazlaydı Yasemin için. Ne kadar bencil diye geçirdi içinden. Oturduğu yerden kalkıp “Özür dilerim. Sanırım gerçekten seni tek başına bırakmak en iyisi." deyip odasına geçti. Sinirlenmişti. Camı açıp ellerini çerçeveye dayadı derin derin nefes alarak havayı içine çekti. Gönlü çok yorgundu. Yanaklarında bir ıslaklık hissetti. Farkında değildi ama gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

    Çantasından bir mendil alıp yüzünü sildi. Küme halinde gezinen bulutlara daldı gözü. Yazın kıra gittiklerinde çimenlerin üstüne uzanır, oğluyla birlikte bulutlara şekil verirlerdi. Gözlerinin önünde canlandı her sahne ayrı ayrı. Gözlerinden yaşlar oluk oluk akmaya başladı. Geçmişin hayali içindeyken aklına mektup geldi. Bir haftadan fazla olmuştu mektuba bakmayalı. Çekmecelere, dolaplara baktı. Çantaların içini kontrol etti. Her yere bakmasına rağmen bir türlü bulamıyordu aradığını Yasemin. Kışlıklarını indirmişti tamamen. Hırkalarının arasına baktı tek tek. Gömleklerinin, ceketlerinin ceplerini kontrol etti. Çekmeceleri karıştırdı. Çıldırmak üzereydi nerdeyse. Emindi, evden almış, gelir gelmez de açmadan çekmeceye koymuştu mektubu. Her satırını kelimesi kelimesine ezberlemişti. Ama adres bilgilerini başka bir kağıda not etmemişti. Bulmalıydı onu. Yatağın üstüne oturup düşünmeye başladı. En son nereye koyduğunu hatırlamaya çalıştı. Yatağın yanındaki komodinin çekmecelerini tek tek çekip yuvalarından çıkarmaya başladı. En alt çekmeceyi de çıkardığında dolabın boşluğunda beyaz bir zarf olduğunu fark etti. Sevinçle aldı eline zarfı. İşte buradaymış diyerek rahat bir nefes aldı. Kontrol etmek için zarfı açacakken üzerinde yazı yazmadığını fark etti. Hızlıca içindeki kağıdı çıkardı. “Yavrum, biricik kızım..” diye başlıyordu mektup. Devamını okumadan katladı yeniden kağıdı, zarfın içine koydu. Asude’nin mektubuymuş diye geçirdi içinden. Teslim etmenin zamanı değildi henüz. Asude’nin biraz daha kendini toparlaması gerektiğini düşündü ve mektubu çekmeceye geri koydu. Odada bakmadığı yer kalmamıştı. “Ya bir daha mektup göndermezse? Ya oğlumu bir daha göremezsem?” diye söylenirken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Nasıl kaybederdi; nereye giderdi ki bu zarf? Daha önceden baktığı her yeri ikinci kez sakin sakin aramaya karar verdi. Dolaba baktı. Yatağın altına baktı. Çekmecelerin olduğu komodini oynattı yerinden, öne doğru çekti. Tekeri halıya takılmıştı. Halının da öne doğru gelmesiyle yerde bir zarf daha gördü; bir rahatlama hissetti yeniden. Eline alır almaz üzerindeki yazıyı okudu; “Gön: Selda Avcı”. Belki isteneni yapıp yapmayacağına karar vermemişti ama. Kendini yeniden güvende hissetti. Tek güvencesiydi bu mektup. Belki de hayatta kalmanın tek çaresi…

    7.Bölümün Sonu


    ---------------------------


    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ---------
    Hikaye : Gülsemin,nk83

    Yazan :Gülsemin,nk83,Aslı Oktay
     
    aysenim, -Gizem-, Lilav ve 5 kişi daha bunu beğendi.
  8. Aslı Oktay

    Aslı Oktay Daimi Üye

    Kayıt:
    30 Haziran 2011
    Mesajlar:
    13.737
    Beğeniler:
    20.276
    8.Bölüm

    Küçük kız gözlerinde yaşlarla “Anneciğim beni bırakma” diye uzun boylu sarışın bir kadının bacaklarına sarılmıştı. Çocuğun ellerini bacaklarından ayırmaya çalışan kadın “Seni almaya geleceğim bebeğim. Yapma ne olur.” diyerek diz çöktü. Ellerini avuçları arasına alarak öptü. “Baban beni bekliyor kızım. Onun yanına gidince seni de alacağız, ağlama artık.” derken bile kendi söylediklerine inanmakta zorluk çekiyordu. Kocasını bir daha göremeyecek olmanın ve kızına söylediği bu yalanın üzüntüsüyle gözlerinden damlayan yaşlar avuçlarındaki o küçük kızın ellerini ıslatıyordu. Ani bir hareketle ayağa kalktı. Gözlerindeki yaşı sildi. “Tamam yeter ağlama artık. Kocaman kız oldun. Bak ben artık ağlamıyorum. Gelip seni alacağım dedim ya. Nedim amcanı sakın üzme. Uslu bir çocuk ol.” diyerek arkada kendisini bekleyen arabaya doğru yöneldi. Sanki onca söz o küçük kıza söylenmemiş gibi annesinin peşinden koşarak bağırmaya başladı “Anneeeee!.. Gitme. Beni bırakmaa…” Çocuğunun haykırışlarını duymamaya çalışarak arabanın kapısını açtı içeri oturdu kadın. Ağzından tek bir kelime döküldü “Gidelim.” Annesinin arkasından dakikalarca koştu küçük kız. “Anneee!” diye haykırışları odanın içinde çınlıyordu sanki. Birden irkilerek uyandı Yasemin. Uyandığında kulağında hala bu haykırışın olduğunu fark ederek, sesin geldiği yöne bakmak üzere ayağa kalktı. Asude’nin odasına doğru yürüdü. Asude annesini sayıklayarak ağlıyordu. Hızla kapısını açıp içeri girdi. “Asude, kendine gel canım. Geçti, bir şey yok. ...Ben yanındayım.” diyerek masanın üstünden aldığı kolonyayı sürdü eline yüzüne. Asude hıçkırıklarına hakim olmaya çalışarak “İyiyim ben” diye geri itti ve yatağın içine girdi yeniden, yorganı da iyice üstüne çekerek “Uyuyacağım ben.” diye kibarca kovdu Yasemin’i. Hiç ses etmeden çıktı Yasemin. Saate baktı. Sabah ezanı bile okunmamıştı. Odasına geri giderek, aklındaki düşünceleri bir kenara itip uyumaya çalıştı.

    Gözlerini açtığında odanın perdesinin açılmış olduğunu gördü. Yasemin’in odasına girdiğini düşünerek sinirlendi. Sonra birden gece ağlayarak uyandığı aklına geldi . Yasemin’i kovunca saatlerce dönüp durmuştu yatağın içinde. Nefes alamıyor, sanki boğuluyor gibi hissediyordu. Hava aydınlanmaya başladığında da pencereyi açıp hava almıştı. O nedenle açıktı perde. Üstünü değiştirip odadan çıkmak için kapıyı açtığında hafif bir müzik sesi geldi kulağına. Merdivenlere yöneldiğinde mutfakta Yasemin’in kahvaltı hazırladığını anladı. Radyoyu açmış nostalji dinliyordu. Birkaç merdiven inince masanın da hazır olduğunu gördü. Her gün kahvaltıyı, yemeği hazırlıyordu Yasemin. Kendi kardeşi gibi ilgileniyordu Asude’yle. Üzüntüsünü ondan çıkardığının farkındaydı. Ama kendisine hakim olamıyordu. Bir adım atmalıydı o da. Mesela masada eksik olan birkaç şeyi de o koyabilirdi. Mutfağa doğru yönelmişti ki telefonunun çaldığını duydu. Yasemin onu daha görmemişti ki o odasına geri çıktı. Arayan Demir’di. Baş sağlığı muhabbetleri kasıyordu onu ama mecburen açtı telefonu. Düşündüğü gibi de Demir başsağlığı diliyordu. O sırada Yasemin Asude’yi kahvaltıya çağırmak için odasına geldiğinde telefonla konuştuğunu gördü. “Kahvaltı hazır diyecektim.” dedi Asude’yle göz göze gelince. Asudenin Demir’le konuştuğunu öğrenince de aşağıda beklediğini söyleyerek geri indi. Demir’e tamam bugün gelirim diyerek telefonu kapatınca Asude de peşinden indi Yasemin’in. Masaya oturduklarında Asude mahzunlaştı birden. “Birkaç ay öncesine kadar kahvaltımızı hep annem hazırlardı. Yani hastalanmadan önce…” derken gözleri doldu Asude’nin. Yasemin havayı değiştirmek için Demir’in ne dediğini sordu. “Önce başsağlığı diledi. Sonra da kibarca sorumluluklarımın hatırlattı.” diye yanıtladı Asude. Bir an boş bulunan Yasemin; “Ne yapmayı düşünüyorsun? İstersen git, kafan dağılır. Senin için de değişiklik olur. Hep böyle sürecek değil ya!” diye fikrini belirtti. Tepeden tırnağa ateş bastığını hisseden Asude o sinirle “Ne kadar da rahat söylüyorsun. Tabi, ölen senin annen değil. Konuş bakalım.” diye tersledi Yasemin’i ve bir hışımla kalkıp masadan odasına gitti. Asude’nin verdiği cevapla afallayan Yasemin, “Ne yaptım ben şimdi?” diyerek kaldı öylece.Aradan bir saat anca geçmişti ki Yasemin, Asude’nin kapısına gelerek soğuk bir sesle “Ben çıkıyorum” diye seslendi hastaneye gitmek üzere. Kapının sert bir sesle kapandığını duyunca Asude, yine neden sinirlendiğini, öfkesine neden hakim olamadığını anlamaya çalıştı. Ama içinde tarifsiz bir öfke vardı çevresindekilere. Aklındaki soruları sormaya cesaret bulamadığı için her geçen gün biraz daha kinle doluyordu içi. Belki de artık Fatih’le konuşmanın vakti gelmişti ama kendini bir türlü buna hazır hissetmiyordu.

    Fatih saatine baktı kızıyla oynamaya doyamamıştı ama işe gitme vakti de gelmişti.Kızının al al olmuş yanaklarına tebessümle bir buse kondurdu. Biraz ateşi mi vardı ne? Hafif bir gülümsemeyle “Sanırım küçük hanım dondurmayı yine fazla kaçırdı. Hasta mı oluyorsun sen bakayım?” diyerek hafifçe gıdıkladı.”Hadi bakalım odana gidelim “dedi ve kucaklayıp odasına götürdü biricik kızını.Sonra Burcu’ya dönerek “Öykü'nün biraz ateşi var, arada ölçün eğer yükselirse hastaneye getirirsiniz” diye tembihledi.Burcu kafasını onaylar bir biçimde salladı.”Merak etme. Ben gerekeni yaparım sen bizi düşünme.” dedi. Fatih kızının emin ellerde olduğunu bilse de aklı kızında hastaneye doğru yola çıktı.

    Hastaneye vardığında aklı hala evdeydi. “Günaydın Fatih Bey! Nasılsınız?” sesiyle bir anda irkildi Fatih. Dalgın dalgın yürürken Yasemin’i farketmemişti. “Günaydın Yasemin. İyiyim teşekkür ederim.” diye cevapladı. Yasemin elindeki bazı dosyaları Fatih'e uzattı. “Bunların imzalanması gerekiyor. Size getiriyordum.” “Tamam Yasemin odaya geçince imzalarım.” diyerek dosyaları Yasemin’in elinden alınca duraksadı önce; sormak ve sormamak arasinda epey tereddüt ettikten sonra çekinerek sordu Fatih. “Şey! Asude nasıl? İyi mi? Hastaneden ayrılırken pek iyi gözükmüyordu.” Yasemin bir anda içini döküverdi Fatih'e.Bilmiyorum Fatih Bey. Ama kendinde değil gibi.Anlamsız yere sinirleniyor,bağırıyor onu sıktığımı ve rahat bırakmam gerektiğini söylüyor."Onun için endişeleniyorum" diyerek iç çekti. “Onu anlamaya çalış Yasemin ağır bir travma geçirdi. Keşke ona yardım edebilsem." diye hüzünlendi Fatih. Asude'nin bu halinden kendisinin sorumlu olduğunu düşünmenin suçluluğuyla. Yasemin bir umutla atıldı Fatih’in yüzündeki merakı görünce: Aslında onunla konuşsanız belki… Fatih Yaseminin cümlesini tamamlamasına izin vermeden söze girdi: “Beni görmek isteyeceğini düşünmüyorum Yasemin .Sen ne olursa olsun onun yanında olmaya devam et. Seni bilerek kırmak isteyeceğini sanmıyorum. Ayrıca sonradan onun da çok üzüldüğüne eminim. "diyerek Asude ile konuşma fikrini Yasemin’in aklından çıkarmak istedi. Yasemin kafasını eğerek "Biliyorum" dedi "Biliyorum ama onu böyle görmeye dayanamıyorum.Fatih "Böyle sürerse profesyonel bir yardım alması gerekebilir Yasemin." dedi. Konuşurken bir taraftan da yürüyerek Fatih’in odasının önüne gelmişlerdi. O sırada telefonu çaldı Fatih'in Yasemin'den izninle diyerek telefonu açtı Fatih.”Efendim Burcu! Bir şey mi oldu?” dedi endişeli bir ses tonuyla."Fatih Öykü'nün ilacını verdim ama ateşi düşmüyor, yükselmeye devam ediyor.Vücudunda da kızarıklıklar olmaya başladı. Ne yapayım? diye sorunca "Tamam sen sakin ol.Hazırlanıp hemen hastaneye gelin" diyerek kapattı telefonu.

    Yine kabus dolu bir uykunun ardından bitkin bir şekilde odasından çıktı Asude. Boş bakışlarla odaları bir bir gezmeye başladı.Hangi odaya girse annesiyle yaşadığı bir hatıra canlandı gözünde. Gözyaşlarına hakim olamıyordu. Biraz hava almanın kendine iyi gelecegini düşünüp sahile inmeye karar verdi.Yol boyunca başından geçenleri düşünerek vaktin nasıl geçtiğini anlamadan öylece yürüdü. Bir banka oturup uzaklara dalmışken aklına Yasemin geldi. Son günlerde onu istemeden o kadar çok kırmıştı ki bu tavrı yüzünden pişmanlığı gün geçtikçe artıyordu. Aslında onun iyiliği içindi bu kadar üstüne düşmesi farkındaydı.Ne vardı biraz daha kendine hakim olabilseydi. “Bir şekilde gönlünü almalıyım” diye düşündü.Belkide Yasemin'in yanına hastaneye gitmek en güzeliydi.Hemen yola koyuldu .Hastanenin önüne geldiğinde bir türlü içeriye girecek cesareti kendinde bulamadı Asude.“Gireyim mi girmeyeyim mi” diye aklından geçirirken hastanenin önünde duran taksiden yüzü hiç yabancı gelmeyen bir bayanın indiğini gördü.Telaşlı şekilde küçük bir kızı kucağına alıp hızla hastaneye yönelmisti. Asude, biraz daha dikkatli baktığında kim oldugunu hatırlamıştı. Fatih'in yanında gördüğü ama kim olduğunu bilmediği o bayandı. Kucağındaki kız da Fatih Bey'in kızı olmalıydı. Neden bu kadar telaşlı olduğuna anlam veremeyerek arkalarından hastaneye girdi Asude.Ne yazık ki içeriye girmesiyle çalışma arkadaşı olan Nagihan'la karşılaşmasıda bir oldu.”Asude dönmüşsün sen izinde değil miydin?” diye merakla sorular sormaya başladı. Asude bir de Nagihan çıktı başıma diye içinden geçirdi.”İzinliyim!Yasemin’i görmeye geldim…”dedi. Aradan bir kaç saniye geçince bu sefer Asude sordu.” içerideki çocuk Fatih Bey’in kızı değil mi?” Nagihan bir göz gezdirdikten sonra "evet yanındakide Burcu hanım" Asude "Ne olmuş olabilir ki" diye sorar ama Nagihan'ın da birşey bildiği yoktur.Asude'ye işinin olduğunu söyleyerek oradan uzaklaştı. Asude ne olduğunu anlamak için biraz daha yaklaşır acilin kapısına. Doktor geldiğinde kendisine iğne yapmasından korkan Öykü çoktan ağlamaya başlamıştı bile. Doktor ne kadar yapmayacağını sadece muayene edeceğini söylese de küçük kızı ikna etmek o kadar da kolay değildi.Doktor küçük kıza "bak elimde iğne yok sadece boğazına bakmak istiyorum şimdi aç bakalım ağzını küçük hanım" demesine rağmen Öykü ağzını sımsıkı bir şekilde kapatmış ve açmayada hiç niyeti yoktu.Asude hemen dolapta çocuklar için ayrılmış olan boyama kitaplarını ve kalemlerini alıp küçük kızın yanına geldi doktora bakıp olumlu bir bakış aldıktan sonra Öykü'nün yanına oturup "Canım korktuğunu biliyorum ama iyileşmek istiyorsan doktorun dediklerini yapman lazım.Eğer boğazına bakmasına izin verirsen bunları sana verebilirim ne dersin" Küçük kız bir yandan korkuyor bir yandan da resim yapmayı çok sevdiği için kitap ve kalemi almak için can atıyordu. Asude "İstersen şöyle yapalım doktor bey senin boğazlarına baksın sırtını dinlesin bizde o arada seninle boyama yapalım olurmu" diyerek küçük kızı rahatlattı. Doktor muayene ederken,Asude ve Öykü boyama yapmaya başladılar. "Benim adım Asude senin adın ne" diyen Asude’ye utanarak bakan küçük kız "Benim adım şeyyy Öykü" "Demek Öykü,ne kadar güzel bir adın var" Küçük kız gülümserken yanakları al al olmuştu."Biliyormusun Öykü uzun zamandır kimse benimle resim yapmamıştı o yüzden benimle boyama yapmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim" deyince Asude küçük kızın gönlündeki tahta yerini almış oldu.

    Bu sırada her halinden telaşlı olduğu anlaşılan Fatih bir hışımla içeriye girdi. Asude,Fatih’in geldiğini görünce bir an ne yapacağını bilemedi.Henüz onunla karşılaşmak için doğru zaman olmadığını düşündüğü için dikkat çekmeden odadan çıkmanın yolunu arıyordu. Fatih ise meraklı gözlerle kızına bakıp ne olduğunu soruyordu.Burcu ona merak etmemesini söyleyerek durumu açıkladı ”Sen çıktıktan sonra biraz durgunlaştı ateşinin yükseldiğini görünce ilacını verdim ama vücudunda kızarıklıklar oluşmaya başladığını farkettim.Biliyorsun Nadya bugün izinliydi tek başıma ne yapacağımı bilemedim.Önemli birşey olduğunu sanmıyorum ama yine de hastaneye getirmek istedim" diye cevap verdi.Fatih,Asude'nin orada olduğunu farketmemişti ve Öykü'nün yanına gidip saçlarını okşadıktan sonra “Durum ne Filiz neyi varmış.Önemli birşey mi?” diye kızını muayene eden doktorun fikrini almaya çalıştı. Fatih’in de onu farketmemesi Asude'nin işine gelmişti yavaşca uzaklaşmaya çalışıyordu ama bu o kadar da kolay olmadı.Küçük kızın onu bırakmak gibi bir niyeti yoktu ”Aşude gitme boyama yapalım…” dediğinde Asude ismini duyan Fatih arkasına dönünce Asude ile gözgöze geldi.İkisi de bu beklenmedik karşılaşma yüzünden öylece kalakalmıştı.Asude ne yapacağını bilemedi bir yandan Öykü yanına gelmesini istiyor bir yandan da bir an önce oradan çıkmak istiyordu,Asude ile Fatih'i öyle gören Burcu durumdan rahatsız olarak "Öykü hanımefendiyi bırak gitsin.İşi vardır belki" diyerek Asude’ye döndü gergin bir tavırla onu süzdükten sonra "Sizi daha fazla tutmayalım Öykü ile ilgilendiğiniz için teşekkür ederiz" deyip Öykü'nün yanına oturdu.Fatih uzun zamandır bu karşılaşmayı geciktirmeye çalışmasına karşın bir yandan da iyi olup olmadığını kendi gözleriyle görmek için sabırsızlandığı Asude'yi beklemediği bir anda orada görmenin şaşkınlığı ile kalakalmıştı.Asude Fatih’in hiç konuşmamasıyla iyice gerilmişti.En azından nasıl olduğunu sormasını bekliyordu.Ama öylece birşey demeden duruyordu Fatih.Kızının durumunu öğrenmek için az önce susmayan doktoru sorulara boğan adam gitmiş, yerine sessiz bir adam gelmişti.Bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyor ama bir türlü doğru kelimeleri toparlayamıyordu.Asude sessizliği bozarak Öykü'ye gülümseyip "benim şimdi gitmem gerek boyamayı sonra yapalım olurmu" diyerek gönlünü almaya çalıştı.Öykü “söz ver ama” diye üsteledi. Küçük kızın bu ilgisi Burcu'yu iyice huzursuz etmişti Öykü'ye ısrarcı olmaması gerektiğini söyledi.Asude önce bu tavrından hoşlanmadığı Burcu'ya bakıp sonra Öykü’ye dönerek “Tamam canım ne zaman bilmiyorum ama seninle tekrar resim yapacağız söz veriyorum. Ama şimdi gitmem gerek” dedi. Elindeki kalemi bırakıp çantasını aldı Fatih'e sessizce geçmiş olsun diyerek hızla odadan çıktı. Fatih arkasından gitmek istedi fakat kızını bu durumda bırakamazdı öylece Asude’nin gidişini izlemekle yetindi.Asude hastane koridorlarinda yürürken ne kadar gerildiğini farketti sanki bütün duvarlar üstüne üstüne geliyordu. Yasemin'in yanına gitmeden önce biraz hava almanın kendisine iyi geleceğini düşündü.Hastanenin dışına çıktığında karşıdaki ağacın altındaki boş banka oturup derin derin havayı içine çekmeye başladı.Kısa bir süre sonra Öykü'nün kızamık geçirdiği anlaşılmış,gerekli ilaçlar verilerek eve gitmelerine izin verilmişti. Fatih küçük kızını ve Burcu’yu bir taksiye bindirdikten sonra içeriye dönerken bahçede tek başına oturan Asude’yi gördü.Kendisine vereceği tepkiyi görmekten çekinsede bir şekilde konuşmak zorunda kalacaklarının bilincindeydi.Belkide doğru zaman gelmişti.Bu fırsatı kaçırırsa kimbilir bir daha ne zaman göreceklerdi birbirlerini.Kararlı adımlarla bankta oturan Asude'nin yanına gitti.

    “Merhaba Asude.Müsaitsen biraz konuşabilir miyiz?” kelimeler ağzından çıkarken boğazına bir yumru oturuyordu sanki. Ama Asude onun kadar cesaretli değildi kendini tutamayıp söyleyebileceklerinden korkuyordu.Sadece “Merhaba Fatih bey isterdim ama Yasemin’in yanina gitmeliyim.” diyebildi ve gitmek için ayağa kalkmasıyla Fatih'in kolunu tutması bir oldu."Lütfen otur sanırım Yasemin biraz daha bekleyebilir.”Asude’nin oturmaktan başka çaresi kalmamıştı.Fatih "Seni merak ettim hiç konuşma fırsatımız olmadı.” Asude kızgın ve kırgın bir ses tonuyla “Merak etmenize gerek yok iyiyim daha iyi olacağım” dedi ve devam etti; “Asıl siz nasılsınız? O gün…yani ameliyat günü kötü gözüküyordunuz” Fatih duraksayarak “Ben… iyiyim…” diye cevap verdi. Tam da tahmin ettiği gibi Asude onu suçluyordu.Bunu ses tonundan anlamak hiçte zor değildi. “Neyse ki şimdi iyisiniz önemli olan bu tabi” diyerek düşüncelerinin arasına girdi Asude. Fatih susmakla yetindi. Ne söyleyeceğini kafasında toparlamaya çalışıyordu. Bu şekilde kendini ifade etmekte zorlanıyordu belkide en iyisi açıkca konuşmaktı.”Asude ben… ben gerçekten çok üzgünüm…herşey için” bir an durdu yutkundu kelimeler boğazına takılıyordu Fatih’in “Açık konuşabilir miyim ?” Asude “tabiki” diyebildi “O günden sonra benimle karşılaşmamaya özen gösterdiğini farkettim bu beni huzursuz etti.Doğru mu düşünüyorum bilmiyorum ama beni suçladığını düşünmeye başladım.” dedi Fatih.”Estağfurullah neden sizi suçlayayım ki...nihayetinde siz bir doktorsunuz böyle durumlarla karşılaştığınız oluyordur alışık olmalısınız” Asude daha çok şey söylemek istemişti fakat kendini tuttu kendine hakim olamamaktan korkuyordu. Asude’den bu denli bir çıkış beklemeyen Fatih bozulmasına rağmen devam etti.” Tahmin ettiğim gibi beni suçluyorsun bu açık.Böyle bir duruma alışılırmı Asude? Sence ben umursamadım mı sadece bir hasta ne olacak diye mi düşündüm? O gece rahat rahat evime mi gittim umursamadan başımı yastığıma mı koydum sence...” Asude de Fatih’e biraz fazla yüklendiğini farketmişti.” Hayır öyle değil.Ben sadece ne düşüneceğimi bilemiyorum“ diyerek gözlerinin dolduğunu hissetti ellerini sımsıkı sıkmış zorlandığı her halinden belli oluyordu. Fatih bir nebze olsun onu rahatlatmak için Asude’nin ellerini tuttu ve konuşmaya başladı. “ Asude bütün hastalarım benim için çok önemli annen de öyleydi.Doğru bu durumlarla çok karşılaşıyor olabilirim ama bu alıştığım yada canımı yakmadığı anlamına gelmez.Evet belki orada…” diye devam edecekken Nagihan’ın “Doktor bey” diye seslenişi konuşmanın bölünmesine yol açtı.Asude Nagihan'ı görünce ellerini hızla çekip göz pınarlarında duran yaşları sildi. Nagihan’in yüzündeki ifadeden onları gördüğü ve yanlış anladığı açıkça belli oluyordu. Fatih “Ne vardı Nagihan” diye sordu. “103'teki hastanın raporu acil imzalanması gerekiyordu onu getirmiştim.” Asude düştükleri durumdan rahatsız olmuştu. “Fatih bey ben gerçekten gitmeliyim.Yasemini görmem gerek size iyi günler kızınıza geçmiş olsun umarım en kısa zamanda sağlığına kavuşur" deyip yanlarından ayrılmaya hazırlanırken Nagihan durdurdu ve “Asude az önce Yasemin’i gördüm.Geldiğini söylemiştim muhtemelen seni arıyordur.” dedi. Asude Nagihan’a tesekkür ederek oradan ayrıldı.

    İçeriye girdiğinde Yasemin’i etrafına bakınırken buldu Asude. Hemen yanına gitti. “Yasemin merhaba seninle konuşmak için geldim.Kafeterya da birşeyler içelim mi?” diye sorması Yasemin'de bir umut ışığı uyandırmasına yol açtı.Uzun zamandır Asude ile iletişim kurmaya çalışan Yasemin bu teklife çok sevinmişti ama sabah ki kırgınlığını dillendirmeden edemedi. ”Gerçi bu günlük terslenme kontenjanımı doldurdum ama madem buraya kadar geldin gidelim bakalım" diyerek yürümeye başladı.Asude iyice mahçup olmuştu. Arkasından sesini çıkartmadan yürümeye devam etti.İki çay alıp masaya oturdular.“Yasemin söze nasıl başlasam bilemiyorum.Sana bir süredir kötü davrandığımı ve seni cok kırdığımın farkındayım." Yasemin "Farkındasın demek ne güzel" dedi sessizce "Kendime kızıp duruyorum neden böyle yapıyorum bilmiyorum kendime hakim olamıyorum lütfen kusuruma bakma sen benim tek arkadaşımsın.Niyetim asla seni üzmek değil.Bu şekilde herkesi yıpratıyorum ben düşündüm ve kendimi toparlamaya karar verdim.Nasıl yapacağım bilmiyorum ama bir yolunu bulacağım” diye gönlünü almaya çalıştı Asude. Yasemin’de bir an önce onun toparlanmasını istiyordu ve yardım etmek için elinden geleni yapardı Asude için.Bu yüzden çok uzatmadı kırgınlığını.Asude'ye sarılarak “Biliyorum Asude.Yaşadıkların hiç kolay değildi sana kırılmadım sadece gözümü önünde eriyip bitmene yardım etmek isteyince beni itmene katlanamıyorum bu beni üzüyor.Çok içine kapandın bütün istediğim biraz kendini toparlaman. Hiç değilse eve kapanma işinle gücünle ilgilen kafanı dağıt istiyorum.” dedi. Asude hak vermişti arkadaşının sözlerine aralarındaki bu küçük pürüzü de atlatmışlardı.Kafede biraz daha oturduktan sonra “Demir beni bir daha aramadan sanırım işe gitsem iyi olucak” diyerek kalktı. Yasemin "Asude her ne olursa olsun senin hep yanındayım sakın unutma.Güven bana bu durumu beraber aşacağız" Asude ile sarıldıktan sonra ikiside işlerinin başına geçmek için kafeteryadan ayrıldılar.

    Asude işyerine geldiğinde korktuğu başına gelmiş,çalıştığı odaya gidene kadar gördüğü herkes nasıl olduğunu sorup başsağlığı dilemişti.Neyseki odaya varmıştı çalışmaya koyularak kafasını dağıtabilecekti. Aslı ve Demir'e selam verdikten sonra işine koyuldu. Uzun bir sessizliğin ardından Aslı sessizliği bozdu. "Yeni getirdikleri kadın gün geçtikçe iyiye gidiyor özel biri sanırım" dedi. Asude "Hangi kadın?" deyince Demir Aslı'ya ters bir şekilde bakarak "30-35 yaşlarında bir kadın Fikret beyin bir tanıdığı.Ama bu bizi ilgilendirmez değilmi Aslıcığım! bakıyorum bu aralar o küçük burnunu sokmadığın yer kalmadı.” dediği sırada içeri giren Alp ses tonundan rahatsız olduğu Demir'e ” Ne oluyor burada! bu ne gerginlik" Demir ayağa kalkarak "Alp bey afedersiniz.Sorun edilecek bişey değil" Alp sert bakışlarla Demir'i süzdükten sonra "Sorun edilecek bişey değilse o zaman konuşma tarzına dikkat et" azarlanmanın verdiği bozulma ile birlikte "Tekrar özür dilerim Alp bey bir daha olmayacak" dedi.Alp tam çıkmak üzereyken Asude'yi görüp "Asude gelmişsin nasılsın" Asude işte yine başlıyoruz diye içinden geçirerek "İyiyim Alp bey daha iyiyim" demekle yetindi. Alp,Asude'yi fazla zorlamak adına fazla üstüne fazla gitmedi "Güçlü duruşun karşısında etkilenmemek elde değil.Sana olan hayranlığım gün geçtikçe artıyor” diye sözünü bitirdiği sırada başka bir odadan sanki kıyamet koparcasına bir gürültü geldi.Alp “Siz burada kalın Demir sen benimle gel” diyerek hızla sesin geldigi yere gittiler.Asude ve Aslı gözgöze gelip ne olduğunu sorarcasına birbirlerine baktılar.Aslı "Çok yaklaşmadan bakabiliriz sanırım" diye cesaret verdi Asude'ye sesler artmaya başlayınca dayanamayıp onlarda Alp ve Demir’in arkasından gittiler.Kargaşanın yaşandığı yer Fikret Bey’in odası gibi gözüküyordu.Kızların merakı bir kat daha artmıştı.Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı ama bulundukları yerden olayı anlamaları imkansız gibiydi.Kapıya yaklaştıklarında içeriden gelen konuşmaları anlamaya çalıştılar.Asude "Belkide odaya gitmeliyiz.Alp gelmeyin demişti onu dinlemeliydik" Aslı eliyle susmasını işaret etti."Kemal bey sakin olun!" "Alp sen karışma" şeklindeki konuşmalara şahit olan Aslı merakına yenik düştü Asude ile beraber biraz daha yaklaşıp kapı aralığından baktıklarında karşılaştıkları manzara karşısında şok oldular. Yüzünü tam seçemedikleri bir adam gözü dönmüş bir şekilde Fikret bey’e silah doğrultarak konuşuyordu.” kötü birşey olacağını anlamışlardı ki sesler yükseldi "Söyle onun ne işi var burada? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Aileme dokunmayacağınıza söz vermiştiniz...öyle gözüküyor ki anlaşmamız
    bozuldu Fikret" diyerek elindeki silahın tetiğini çekti.

    8.Bölümün sonu


    ----------------------


    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları



    ----------------------

    Hikaye : Gülsemin,nk83

    Yazan :Gülsemin,nk83,Aslı Oktay
     
  9. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    9. BÖLÜM

    Silahın tetiğini çektiğinde tutukluk yaptığını farkeden ve bu yüzden panikleyen Kemal'in durumunu fırsat bilen Alp arkasından yaklaşarak bir anda silahı elinden aldı ve etkisiz hale getirdi.Demir'in, yan odadan aldığı sakinleştirici iğneyi Alp ve güvenlik görevlilerinin zorlanarak tuttuğu Kemal'e vurmasıyla durumu kontrolleri altına aldılar.Kemal iğnenin etkisiyle kısa bir süre sonra bir nebzede olsa sakinleşmişti.Fikret'e "Bundan sonra beni unut.Aramızda dostluk yada profesyonellik gerektirecek her ne varsa bitti" Fikret beklemediği bu durumdan dolayı çok gerilmişti ama bir şekilde durumu düzeltmeliydi "Kemal konuşalım hiçbirşey bilmiyorsun.Durum sandığın gibi değil! Ben senin düşündüğün gibi bişey yapar mıyım? Ben senin dostunum.Böyle bir alçaklık yapacağımı nasıl düşünürsün.Bırak da açıklayayım" derken Fikret'in sesi titriyordu. Adamlarının önünde yaşanan bu durumdan rahatsız olduğu için herkese dışarı çıkmasını emretti. Bir an önce Kemal'le konuşup onu ikna etmeliydi.Dışarı çıktıklarında Alp son derece öfkeliydi. Böyle bir olayın yaşanmasına izin verdikleri için bütün görevlilere bağırıyordu. Kızlar Alp'i görünce hemen uzaklaşmak istediler ve odalarına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladılar. Ama ne yazık ki Aslı ayağındaki topuklunun ses çıkaracağını tahmin edememişti. Kızların ayak seslerini duyan Alp bir bu eksikti diye söylendi.Şimdi onlara geçerli bir açıklama yapması gerekecekti."Erkan sen burada kal.Hadi dağılın herkes yerlerine." diye bağırdıktan sonra Demir'i de yanına alarak kızların yanına gitti. İçeriye girdiklerinde Asude ve Aslı sanki az önce hiçbir şey görmemiş gibi işlerine yoğunlaşmış ellerindeki tüplerle ilgileniyorlardı. Alp kafalarındaki soru işaretini silmek adına gayet rahat bir tavırla açıklama yapmaya başladı "Küçük bir anlaşmazlık olmuş. Ee alkolünde etkisi var tabi. Durum anlaşılınca sorun ortadan kalktı. Umarım bu konu hakkında orada burada konuşulduğuna şahit olmam" dedi ve Aslı'ya döndü. Aslı'nın ağzının çok sıkı olduğu söylenemezdi sonuçta. "Olmam değil mi Aslıcım" diyerek söylediği lafın asıl muhattabının kim olduğunu üstü kapalı bir şekilde söylemiş oldu. Aslı başını hafif eğerek "Şey...elbette" dedi kısık ve korkmuş bir sesle.Alp Aslı'yı tembihledikten sonra odadan çıkmaya hazırlanmıştı ki bir an Asude'nin Kemal'le karşılaşma riskinin olduğunu düşünerek onu uzaklaştırmaya karar verdi. "Bu gün çok fazla oyalanma erkenden git eve. Yarın akşam erken gelmeni isteyeceğim. Yapman gereken ve günlerdir bekleyen bazı işler var." dedi daha yumuşak bir sesle. Asude "Birkaç işim var sonra çıkarım Alp Bey" diye yanıtladı. Asude de gördüklerinin şokunu atlatamamıştı henüz. Bakışlarında hala bir şok havası vardı. Karşısında birileri tetiği çekmiş ve neredeyse cinayet işliyordu ve o buna şahit olmak üzereydi. Donuk bakışlarının karşısında Alp kalmasının ve Aslı'yla muhabbet etmesinin doğru olmadığını düşünerek "Bence bu kadar yeterli. Hem bugün tersten kalktım sanırım, nedendir bilinmez içimde iyilik yapma isteği uyandı.Faydalanmak lazım.10 dakika sonra aşağıda ol ben seni bırakırım" diyerek Asude'nin cevap bile vermesini beklemeden odadan ayrıldı...Asude'nin Alp'le laf dalaşına girmeye hiç niyeti yoktu.Zaten gözü işte değildi.O da bir an önce eve gitmeyi istiyordu. Ayrıca gördükleri hala gözünün önündeydi. Bir yandan silahlı adamın kim olduğunu ve neden böyle bir şey yaptığını merak ediyor bir yandan da şimdi sormanın zamanı olmadığını biliyordu. Yarın Aslı'yla yalnız kaldığı bir arada ona sorabilirdi. Kesin birşeyler biliyor olmalıydı. Bu düşüncelerin yanı sıra bir yandan da Alp'le gitmek için hazırlanıyordu.

    Odadan çıkıp koridora geldiğinde telefonunu alıp almadığını kontrol etmek için durdu. Çantasını kurcalarken gözü, hemen yanında durduğu aralık olan kapıya takıldı. İçerdeki yanıp sönen ışıklar çekmişti asıl dikkatini. Merakla bir iki adım attı ve kapının açık olduğu mesafeden içeriye bakmaya başladı. Üzerlerinde numaraların olduğu monitörlerden binanın çeşitli bölgeleri izlenebiliyordu. Güvenlik ile alakalı olduğunu düşündü önce ama bilmediği bir çok oda vardı monitörlerde.Başka bir yer diye düşündü. Gözünün ilk çarptığı monitörde sırtı kameraya dönük bir hemşire yatakta yatan hastayla ilgileniyordu. Sonra tek tek kameraların bulunduğu odaların görüntülerine göz gezdirirken küçük bir çocuk gördü. Makineye bağlı yatıyordu. Bulundukları yere hiç benzemeyen bu yerin neresi olduğunu ve o çocuğun kim olduğunu düşünürken Alp'in "Asude çıktı mı" diyen sesiyle irkildi. Hızla odanın kapısından uzaklaşmak isterken çantasını yere düşürdü. Çantasından dağılan eşyalarını toparlayıp aceleyle ayağa kalktığında Alp'le burun buruna geldi. Alp'in yüzünden Asude'yi bulduğu konumdan hoşlanmadığı belliydi. "İşinle alakalı olmayan odalara girmemen konusunda uyarıldığını sanıyordum küçük hanım. Yoksa biraz meraklı mıyız? Hadi çıkalım." diyerek Asude'yi kolundan hafifçe tutarak ilerletti ve aralık olan kapıyı içeriye tekrar göz gezdirdikten sonra kapattı.

    Aşağıya indiklerinde havanın iyice soğumuş olduğunu farkeden Alp ceketini çıkartıp Asude'nin omuzlarıni örttü. İlk başta irkilen Asude mahçup gözlerle teşekkür ettikten sonra beraber arabaya bindiler. Kısa bir süre geçmişti ki Alp "Eee Asude uzun bir aradan sonra nasılsın bakalım" diye sordu gayet sempatik bir tavırla. Bir süre duraksadıktan sonra soruyu geçiştirmek yerine samimi bir cevap vermenin daha doğru olacağını düşünerek "Açıkcası bilmiyorum Alp bey. Sadece iyi olacağımı umuyorum. Yani en azından olmam gerektiğini biliyorum." Alp samimiyeti ilerletmek adına "Bey'i iş yerinde bırakalım Asude. Resmiyeten pek hoşlanmam da sadece Alp demen yeterli" diyerek gülümsedi Asude'ye.Bu kelime diline bu kadar yerleştikten sonra Bey'i kaldıramayacağını düşünerek "Ama olmaz ki" deyince "Olur çok güzel olur" şeklinde karşılık verdi.Aksinde iddialaşıp tartışmaya girmek yerine konuyu kapatmak için, "Peki Alp Bey, denerim" diyerek gülümsedi. Alp'in bakışlarından yine bey dediğini farkederek "Ah! Özür dilerim Alp diyecektim" diye kıkırdadı. Alp de hafif tebessüm ederek "Hastanede ki işin devam ediyor değil mi? Zor olmuyor mu? Ben bırakırsın sanmıştım." diye konuyu değiştirdi. Asude gözlerini yola dikti. "Yoo aslında zor olmuyor. Şu ana kadar izindeydim ama yarın çalışmaya başlıyorum. Sabah hastanede, akşam da Fikret Bey'in yanında çalışırken düşünmeye fırsatım olmayacak. Bir yandan da yaşadıklarımı unutmaya çalışacağım anlayacağınız." Alp "Resmileştik" deyince gülümsediler.

    Asude aralarındaki resmiyetin de kalkmasından cesaret alarak "Birşey sorabilir miyim?" dedi. Alp hemen "Kabul ediyorum. Saat kaçta ve nerede?" deyince ona şaşkın gözlerle bakan Asude'ye "Aaa pardon. Birşey sorabilirmiyim dedin ya yemeğe falan davet edeceksin sandım. Lütfen devam et" diyerek muzip bir gülümseme fırlattı. Asude de gülümseyerek "Senin espri anlayışına alışmam zor olacak galiba" diye eşlik etti. Sonra da Alp'in bir gece alkollü geldiğinde ona "bu hayat için çok temizsin" dediğini hatırlatıp ne demek istediğini sordu. Beklemediği bu soruyla şaşıran Alp cevaba sıra geldiğinde kendinden emin bir tavırla "Benim her söylediğime bir anlam yükleme Asude. Özellikle de alkollüyken. Gerçekten iyi saçmalarım. Yasemin'e sor istersen." Asude bir süre Alp'e baktıktan sonra "Yasemin'le çok yakınsınız sanırım. Uzun zamandır birbirinizi tanıyor olmalısınız." diyerek bir başka soruyla daha şaşırttı Alp'i. Alp'in bakışından doğru anladığına kanaat getirerek devam etti "İnsan sevdiğiyle uğraşır denir ya hem didişiyor hem de iyi anlaşıyor gibisiniz" dediğinde Alp iç çekerek "Yasemin. Ah Yasemin. Şimdi söyleyeceğim şeyi sakın ona söyleme bak yoksa bozuşuruz." dedi ve ciddileşti. Asude Alp'in ne diyeceğini meraklı gözlerle beklerken "Kesinlikle aramızda kalacak bana güvenebilirsin" diye onu rahatlatmak istedi. Alp biraz durdu ve Asude'ye bakarak "Güvenilir misin göreceğiz. Yasemin'le didişiriz, kavga ederiz ama ne yalan söyleyeyim canımı teslim edecek kadar da güvenirim. Beni asla yarı yolda bırakmaz." diye sorusunu yanıtladı. Asude insanın bu kadar güvenebileceği birinin olmasının ne kadar güzel bir şey olduğunu söyleyerek mahsunlaştı ve yol boyunca daha fazla konuşmadılar.

    Sessizliğin ardından bir süre sonra eve vardılar. Arabadan çıktıklarında Asude bu ince davranışından ötürü teşekkürlerini iletip omuzlarındaki ceketi çıkarırken Alp birden ceketi tutarak sempatik bir edayla "Çıkartma Asude. Siz kızlar nazik oluyorsunuz, daha eve girmeden şifayı kaparsın. Yarın şirkettesin zaten , gelirken getirirsin" diyerek gülümsedi. Asude itiraz etmeye hazırlanmış "Teşekkür ederim ama siz..." diyerek ceketi üstünden çıkarmak üzereydi ki Alp lafını keserek "Bana birşey olmaz.Hadi içeriye gir.İyi geceler" dedi.Asude havanın ne kadar soğuduğunu iliklerine işleyen soğukla titreyince fark etti. Hiç üstelemeden Alp'e tebessüm ederek "Peki yarın akşam getiririm. İyi geceler" dedi ve eve doğru yürüdü.

    Yasemin ise tesadüfen denk gelmişti dışardaki bu olanlara. Vücudunu ateş bastığını hissediyordu. Pencereden onları izlerken içinden "Ne yaptığını sanıyor bu adam" diye içten içe kızıyordu bir yandan da. Alp'in gidişini izlemeye dalmıştı ki bu sırada evin kapısı açıldı içeriye giren Asude Yasemin'i pencere kenarında görünce şaşrarak "Sen daha yatmadın mı?" diye sordu. Yasemin biraz bozulmuş bir tavırla "Uyku tutmadı. Biraz kitap okudum sonrada seni bekledim. Belki laflarız demiştim." diye hafif bir sitemle karşılık verdi. Asude'nin ceketi portmantoya astığını görünce dayanamayıp "O Alp'in ceketi değil mi? Eve o mu bıraktı seni." diye sordu.Asude,Yasemin'in bu tedirgin ve meraklı haline bir anlam veremese de açıklamasına devam etti. "Evet. Hava serin olunca ceketini verdi. Gördüğüm kadarıyla Alp düşündüğüm gibi biri değilmiş. Tanıdıkça insana daha sempatik geliyor." Asude'nin Alp'e ismiyle hitap etmesi Yasemin'i biraz huzursuz etmişti. Daha dün Alp bey diye hitap ederken, bir anda olan bu yakınlığa bir anlam yükleyememişti. "Eee günün nasıl geçti bir sorun yok değil mi?" diyerek konuyu değiştirdi. Asude bir an olanları kafasından geçirdi ama, anlatamazdı, söz vermişti. İşte olan, yine işte kalmalıydı."Yok. Ne sorun olsun! Her şey bildiğin gibi işte. Neyse ben bir duş alıp yatacağım. İyi geceler Yasemin." diyerek yukarı çıktı.

    Her halinden bu durumdan rahatsız olduğu anlaşılan Yasemin en sonunda dayanamayarak Alp'i aramaya karar verdi. Uzun bir beklemeden sonra açılan telefonun karşısında gayet neşeli olduğu hissedilen Alp'in sesi nihayet duyulmuştu: "Gece kuşu uyumadın mı sen?" Yasemin bu havayı dağıtarak "Asude'ye yaklaşarak ne yaptığını zannediyorsun sen?" dediğinde Alp küçük çaplı bir kahkaha patlattı önce. "Ne demek şimdi bu?.Kendimi karısını aldatan hain kocalar gibi hissettim" diyerek gülmesine devam etti. Yasemin bu kadar vurdum duymaz bir tavırla cevap vermesine iyice sinirlenmişti "Sen ne demek istediğimi çok iyi anladın. Bana sakın laf cambazlığı yapma. Alp bak son kez söylüyorum, Asude ile ilgili o aklından geçirdiğin saçma sapan her ne varsa at kafandan. Ondan uzak dur."diyerek sesini yükseltti. Alp ters giden bir durum olduğunu anlamıştı ama Yasemin'in sinirliyken üstüne gitmekten çok hoşlandığı için sınırlarını zorlamaya çalışıyordu. "Dur bakalım. Yavaş gel. Ne varmış kafamda? Hem niye kıskandın ki sen şimdi? Biz Asude ile sadece arkadaşız. Ha haa bunu hep söylemek istemiştim." Alp'in her zamankinden farklı olmayan tavrına ve o imalı kahkahalarına o an için katlanamayan Yasemin "Seni mi kıskanıyorum. Sen kendini fazla önemsiyorsun. Ben sadece ayağını denk al diyorum. Senin saçma sapan çapkınlıkların yüzünden bu iş mahvolursa seni elimden kimse alamaz Alp! Bunu o koca kafana sok" diye bağırarak telefonu kapattı. Sinirden deliye dönmüştü. Önünden geçtiği cekete eliyle vurarak, odasına gitti..

    Sabah saat 03:00 sıraları bir anda Asude'den gelen sesle uyanan Yasemin hızla Asude'nin yanına koştu. Kabusları devam eden Asude'yi sakinleştirmeye çalışan Yasemin "Asude bir şey yok canım. Sakinleş. Kabustu sadece. Bak ben yanındayım" diyerek rahatlattı. Asude kan ter içinde uyanmıştı. Yasemin’in yan sehpanın üzerinden alarak uzattığı suyu içtikten sonra "Yasemin sana birşey söyleyeceğim ama aramızda kalacak" dedi. Yasemin söyleyeceği şeyi beklerken, Asude "Kameralarla dolu bir odada neresi olduğunu anlayamadığım ve küçük bir çocuğun olduğu bir ekran gördüm" dedi korku dolu gözlerle bakarak. Alnından su gibi ter boşalıyordu. Yasemin merakla "Hayırdır inşallah canım. Eee?" deyince Asude "Hayır Yasemin. Bu rüya değil gerçekti. Dün gece şirketten çıkarken bir odaya girdim.Orada monitörde gördüğüm çocuk rüyama girdi. Yüzü kan içindeydi Yasemin. Annee diye ağlıyor, bağırıyordu korkunçtu. Allah’ım yüzü o bakışı gözlerimin önünden gitmiyor." diye devam etti endişeli bir sesle. Yasemin hayretler içerisinde Asude'nin anlattıklarını dinlerken bir anda şimşekler çaktı beyninde. "Laboratuarın olduğu kattaki odada mı gördün ?Bu gördüğün çocuk kaç yaşlarındaydı Asude?"diye sordu telaşla. Asude gördüğü çocuğu gözünde canlandırırken "Bilmem 4 yada 5 herhalde. Sarışın küçük bir erkek çocuğu." deyince Yasemin şaşkın bakışlarla önce yutkunarak, Asude'ye biraz daha su getireceğini söyleyip odadan ayrıldı.

    Çıktığında kapıya yaslanıp, duyduklarının gerçek olup olamayacağını düşünerek bir süre sessiz bir şekilde bekledi. Acaba soruları beynini kurcalarken bir an portmantodaki ceket geldi aklına. Merakına yenilip ceketin yanına giderek ceplerini karıştırmaya başladı. Bir iz, işaret herhangi küçücük bir delil yeterdi. Elbette Alp’in bildiği bir şeyler vardı ve onları öğrenmenin bir yolu olmalıydı.Eliyle ceketi yoklarken iç cepte bir kabarıklık hissetti ve elini ceketin içine doğru sokarak cepte bir not defteri buldu. Hızlı bir şekilde sayfaları çevirmeye başlamıştı. Bir kaç adres ve telefon numarasından sonra Alp'in yarınki isimlendirmediği ama önemli olarak işaretlediği not dikkatini çekti: yarın mutlaka gidilmesi gerektiği yazılmış saatsiz ve adressiz bir not… Defteri kapatıp şoförünü arayarak, sabah belirttiği saatte kendisini almasını ve bu durumdan kimseye bahsetmemesini tembihledi. Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes alıp "Üzgünüm Alp buna beni sen mecbur ettin. Bakalım benim bilgim haricinde ne işler çeviriyorsun göreceğiz." diyerek derin bir nefes aldı ve tekrar odasına çıktı.

    Sabah olduğunda Asude hazırlanıp aşağıya inmiş mutfakta çayı koyuyordu. Gözleri biraz şiş olsa da uykusunun almış gibiydi. Yasemin onun kadar şanslı değildi, bütün gece düşünmekten gözüne uyku girmemişti. Üstün körü giyinip aşağıya indiğinde Asude Yasemin'in şişmiş olan gözlerini gördü. Merakla iyi olup olmadığını sordu. Yasemin bir yandan kendisine kahve hazırlayıp bir yandan bir sorun olmadığı konusunda Asude'nin sorularını geçiştirmeye çalışıyordu. Biraz işleri olduğunu hastaneye biraz geç geleceğini söyleyip, Asude'yi geçirdikten sonra arka sokakta bekleyen arabasının yanına giderek Alp'in evinin yolunu tuttu. Her ihtimale karşı nottaki saatten erken gelmişti. Yarım saat kadar sonra Alp'in kendi kullandığı araba ile evinden ayrıldığını fark edip takip etmeye başladı.

    Asude ise annesini kaybettikten sonra ilk defa hastanede bir gününü geçirmenin sıkıntısını yaşarken zor da olsa işlerine devam ediyordu. Yasemin’in işe gelmeyişi ve telefonlarına da cevap vermeyişi aklını kurcalıyordu. Sabah halsiz göründüğü için merak edip Yasemin’i aramış, Yasemin ise uyumak istediğini söyleyerek kısa kesmiş ve bir daha da cevaplamamıştı telefonlarını. Bir an önce işlerini tamamlayıp vaktinde çıkmak ve Yasemin’i görmek için acele ediyordu. Bir yandan da yarım kalan konuşmalarını bitirmek isteyecek olmasından dolayı Fatih'ten kaçıyordu. Neyse ki çıkış saati yaklaşmıştı daha fazla kaçmak zorunda kalmayacaktı. Asude üstünü değiştirip çıkmaya hazırlanırken hastanedeki bazı kızların ona bakıp konuştuğunu hatta gülüştüğünü farketti. Neden bu şekilde davrandıklarını anlamaya çalışırken biraz da rahatsız olarak hızlı bir şekilde üzerini değiştirip soyunma odasından çıktı. Tam hastane koridorunu geçmişti ki tüm gün karşılaşmamayı başardığını düşündüğü ve kendini tebrik ettiği bir anda Fatih'le karşı karşıya geldi. Soğuk bir selamlaşmanın ardından Fatih isterse onu bırakabileceğini söyledi ama Asude teşekkür ederek bu teklifi reddetti. Fatih en sonunda "Konuşmamız yarım kaldı. Seni bırakırken belki kaldığımız yerden devam edebiliriz" derken Asude yanlarından geçen kızların, ikisini süzüp garip garip baktıklarını ve fısıldaştıklarını fark etti. Bu durumdan çok rahatsız olan Asude "Fatih bey şimdi aklıma geldi. Çıkmadan önce Hatice hanım yanıma gel demişti. Teklifiniz için teşekkürler ama gitmem gerek" diyerek gözlerini Fatih'ten kaçırdı. Fatih'in "Peki nasıl istersen" demekten başka çaresi kalmamıştı.

    Fatih dışarı çıkarken Asude kızların yanına giderek neden öyle davrandıklarını sordu. Kızlar bir kaç imalı sözden sonra "Bütün hastane Fatih bey ile seni konuşuyor. Haberin yok herhalde" deyince Asude neye uğradığını şaşırmış sinirden yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bu iftiranın nerden çıktığını sordu kızgınlıkla. Kızların "Sizi el ele göz göze görenler olmuş. Boş bir dedikodu değil yani" cevabı üzerine sinirden iyice deliye dönüp köpüren Asude onların yanından ayrılarak hızlı bir şekilde hastaneden çıktı. Bu sırada arabasına binmeye hazırlanan ve aynı zamanda telefonla konuşan Fatih'e çarpınca göz göze geldiler. Asude ne kadar kaçsa da yollar hep Fatih'e çıkıyordu. Özür dileyerek uzaklaşırken Fatih'in seslendiğini bile aldırmadan otopark girişinden Demir'in geldiğini görüp hızla arabaya yöneldi.

    Fatih arkalarından “Bu da kim şimdi?” diye söylenerek arabasına bindi ve durumu anlamak için arkalarından gitmeye başladı.. Bir an telefondan gelen "Fatih orada mısın?" sesiyle kendine gelen Fatih telefondaki arkadaşından özür dileyerek konuşmaya başladı. "Evet Selim buradayım ne diyorduk?" Selim'in ne olduğunu sormasına karşın bir sorun olmadığını söyleyerek geçiştirdi. Işıklara geldiklerinde Asude'lere yetişmiş, bir yandan da Selim'le konuşmaya çalışıyordu "Konuştuk. Ama belli etmemeye çalışsa da tahmin ettiğim gibi beni suçluyor artık eminim" dedi. Selim konuyu daha fazla üstelemedi ama Ayşegül hanımın neden ayrılmış olduğunu öğrenip öğrenmediğini sordu. Fatih sıkkın bir tavırla "Hayır. O tam bir muamma. Ameliyattan hemen sonra izne ayrılmış sonrada hastaneden ayrılmış. Nedenini öğrenemedim. İzini de bulamıyorum. Şimdilik tabi… Böylece gitmesi çok manasız. Elbet ona ulaşıp aklımdaki soruların cevabını öğreneceğim." Işık yandığında ilerlerken araya giren arabayla Asude'leri bir süre gözden kaybeden Fatih Selim'e onu daha sonra arayacağını söyleyerek telefonu kapattı.

    Aynı saatlerde Yasemin de Alp'i tüm gün takip etmenin yorgunluğunu yaşarken son olarak geldikleri esrarengiz yerde aradığını bulma umudunu sürdürüyordu. Arabasını uzak bir yere park edip Alp'in dışarı çıkmasını beklemeye başlamıştı. Neresiydi burası? Aradığı şey böyle bir yerde olabilir miydi acaba? Şimdiye kadar gittiği her yer Yasemin’in de bildiği yerlerdi.Ama geldikleri bu yeri daha önce ne duymuş ne de görmüştü..Aradan 1 saat bile geçmeden Alp çıkıp kapıdaki iki görevliye de bir şeyler söyledikten sonra arabasına binerek uzaklaştı. Uzaktan Alp'in gidişini izledikten sonra arabadan inip yavaş ve tedirgin adımlarla ilerlemeye başladı ama kapıdaki görevlileri atlatabilecek gibi gözükmüyordu. Başka girişi olmalı ya da en azından alçakta kalan bir pencere diye düşündü. Görevlilere kendini fark ettirmeden arka tarafa ilerleyip içeri girebileceği bir kapı ya da pencere aramaya koyuldu. Saatine baktığında epeyce geç olmuştu. En sonunda bu şekilde olmayacağını, içeri girmenin bir yolunu bulamayacağını düşünerek tekrar gelmek üzere oradan ayrıldı.

    Asude ve Demir şirkete geldiklerinde arkalarında onları takip eden birinin varlığından habersiz içeriye girdiler. Fatih ise arabasını park edip geldikleri yeri anlamaya çalışıyordu. Kapıdaki görevli Demir'e malumat verirken Asude laboratuara ilerlemeye başlamıştı bile. Daha önceki kameralı odanın yanından geçtikten sonra bir süre durakladı merakla geri dönüp kapıyı yokladı ama kilitli olduğunu fark ederek yoluna devam etti. İçeride sadece Aslı'nın olduğunu görünce belki de ondan bir şeyler öğrenebilirim umuduyla ağzını aramaya başladı. Başta ben bilmiyorum dese de Aslı ona çocuğun uzun zamandır orada olduğunu, o odadaki monitörlerden tedavi altındaki hastaları takip ettiklerini başka bir şey de bilmediğini söyledi.Asude nedense ikna olmamıştı, Aslı’nın başka bir şeyler de bildiğini düşünerek biraz daha sıkıştırınca aralarında kalması şartı ile çocukla sadece Zeynep hanım ve Alp bey'in ilgilendiğini söyledi. Duydukları karşısında kafasındaki soru işaretleri giderek artıyordu. Burada aklına yatmayan bir şeyler dönüyordu.

    Bu sırada Fatih geldikleri bu tenha yerin etrafında birkaç tur atmaya başladı. Ne bir tabela vardı ne de başka bir şey. Hoşlanmamıştı bu yerden. Asude nasıl bir iş yapıyordu? Kimlerle çalışıyordu? Bu soruların cevaplarını merak etse de aralarındaki bu soğukluk geçmeden ne bunları sorabilirdi ne de endişelerini paylaşabilirdi. Aklı Asude'de kalsa da o an için çaresizce evinin yolunu tutmaktan başka yapacağı bir şey yoktu.

    Saatler geçtikçe yorulduğunu hissetmeye başladı Asude. İki iş birlikte kafasını dağıtır diye düşünüyordu ama böyle daha da bir bitap düşecekti sanki. Bir an önce eve gidip uykuya dalmayı hayal etti. Bir süre sonra farkında olmadan kafasını masaya koymuş, gözlerini kapatmıştı.İyice kendinden geçip uyumaya başlayan Asude'yi gören Alp içeriye girip Aslı'ya Asude'yi işaret ederek iyi olup olmadığını sordu. Aldığı cevapla yorgunluktan uyuduğunu anlayan Alp, uyandırmamak adına sessizce çıktı laboratuardan. Kısa bir süre sonra Asude’yi evine göndermek için geri dönen Alp, omzuna dokunup uyandıracakken Asude’nin sayıkladığını fark etti. Ter içinde kalmıştı Asude. Alp’in omzuna dokunmasıyla bir anda sıçrayarak uyandı. Onu tutan Alp sakin olmasını söylerken Asude bir anda "O çocuk kim Alp bey" diye sordu titrek bir ses tonuyla. Neye uğradığını şaşıran Alp "Anlamadım. Hangi çocuktan bahsediyorsun?" diye baktı şaşkın şaşkın.Asude bu sorunun yeri ve zamanı olmadığını, etrafındaki bakışlara bakınca anladı. Geçiştirmek için önemli olmadığını söyleyince Alp iyi gözükmediğini ve artık çıkmasının iyi olacağını söyleyerek eve gitmeye ikna etti. Asude de bu sefer ısrar edecek durumu olmadığını düşünerek Alp'in isteği üzerine evin yolunu tuttu.

    Evin bir sokak ötesinde Yasemin'in bir arabadan indiğini görünce şaşırdı. Bu saatte nereden geliyor evde uyumuyor muydu diye düşündü. Evin önüne geldiğinde çantasındaki anahtarı çıkartmaya çalışıyor ama bir türlü bulamıyordu. Bunun üzerine Yasemin'in gelişini beklerken taşın üstüne oturdu. Kısa bir süre sonra gelen Yasemin kapıda Asude'yi görünce hafif panikledi. Kendisinden önce gelmişti, arabadan inişini görmüş olamazdı. Evde yatıyor olmalıydı şu an. Niye telaşlandım ki şimdi diyerek yatıştırdı kendini. Asude onu görünce ayağa kalktı. Yasemin tam açıklama yapacakken "Yasemin anahtarım yok sendekini kullanalım" deyince bir rahatlama hissetmişti Yasemin. Kapıyı açıp Asude’ye yol verdiği sırada, Asude sitemli bir ses tonuyla "İyi olmana sevindim" diyerek içeriye geçti. Yasemin yüzünde memnuniyetsiz bir ifade ile söylenerek arkasından girdi.

    Yasemin, evde çok bunaldığını o kadar saat yatağın içinde dönüp durduktan sonra bir yürüyüşün iyi geleceğini düşünerek dışarı çıktığını söyledi Asude’ye. Lüks arabadan indiğini gördüğü halde Yasemin’in üzerine gitmedi Asude de. Ama içten içe bir şeyler döndüğünü seziyordu. Ve dönen her neyse Yasemin de bu işin bir parçasıydı. Bir müddet televizyon izledikten sonra ikisi de tok olduğunu söyleyerek yatmak üzere odalarına yöneldiler. Yasemin odasının kapısını açmıştı ki Asude arkasından seslendi: “Şu gece uykumda sayıkladığım, sana da onu Fikret Bey’in orada gördüğümü söylediğim çocuk var ya!.” diyerek söze başladı, Yasemin’in bakışlarından ve yüz ifadesinden anlam çıkarmaya çalışarak. Yasemin’de ise hiç merak belirtisi yoktu. “Eee Ne olmuş?” diye sordu kayıtsız bir şekilde.“Önemli değil.O çocukla sadece Zeynep ve Alp ilgileniyormuş. Belki ilgini çeker diye düşündüm.Nedense. Hadi sana iyi geceler.” diyerek odasına girdi Kapının kapanmasının ardından odasına giren Yasemin sinirden kızardığını hissetti. Aynanın karşısına geçip kızgın bir ifadeyle: “Bir kerede beni şaşırt Alp... Sanırım seninle anladığın dilden konuşmam gerekecek" diyerek odanın ışığını söndürdü ve yatağın içinde kafasında binlerce şey kurmaya başladı.


    9.Bölümün Sonu


    [COLOR=darkslateblue]----------------------


    [COLOR=darkslateblue]Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    [URL="https://www.hanimefendi.com/kendi-kalemimden/54022-asude-okuyucu-yorumlari.html"]-*-Asude-*- Okuyucu Yorumları[/URL]


    [COLOR=darkslateblue]----------------------

    [COLOR=darkslateblue]Hikaye : Gülsemin,nk83


    [COLOR=darkslateblue]Yazan :Gülsemin,nk83,Aslı Oktay
    [COLOR=teal][COLOR=teal]
    [/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     
    aysenim, bitter_im, gülsemin ve 3 kişi daha bunu beğendi.
  10. Aslı Oktay

    Aslı Oktay Daimi Üye

    Kayıt:
    30 Haziran 2011
    Mesajlar:
    13.737
    Beğeniler:
    20.276
    10.Bölüm

    Aklından çıkmıyordu. Asude bile görmüştü. Nasıl da özlemişti mis kokulusunu. Yastığının altından mendile sarılmış bir tutam sarı saçı alıp, kokladı, doyamıyordu. Yeterli değildi bu bir tutam. Bağrına basmalıydı kuzucuğunu. Bir yol olmalıydı! "O binaya girmenin bir yolu olmalı mutlaka" diye söylenip duruyordu içinden. Bu hasrete daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu. Peki ya Alp'e ne demeliydi? Onun bu halini göre göre ne bir haber veriyor ne de görmesini sağlıyordu. Alp'in ilgilendiğini bile Asude'den öğrenmişti. Mutlaka konuşmalıydı onunla. Zaten son günlerde yaptıkları da çileden çıkarmıştı artik. Asude'ye yanaşmaya çalışmasına tahammül edemiyordu. Asude’yi ondan korumak istediği içindi bu evet ama bir yandan da Asude’ye bir şeyler hissedebilecek olması onu kızdırıyordu. Bir plan yapıp, hem o binanın içine nasıl girileceği konusunda ağzından laf alacak hem de Asude'ye yanaşmaması için onu uyaracaktı. Alp'in içki içtiğinde dilinin kemiği olmadığını biliyordu. Yemeğe davet etse ve içmesini sağlasa Alp sapır sapır dökülebilir diye düşündü. Ertesi gün bir şekilde Alp'i arayıp yemeğe çıkmak için davet etmeliydi.

    Sabahın ilk ışıkları gözlerini almaya başlamıştı. Gecenin uykusuzluğuna rağmen kalkıp duşa girdi. Bugün yapacak çok isi vardı. Kafasındaysa tek bir düşünce "oğlunu görebilmek!". Odasından çıkıp aşağıya indiğinde Asude'nin de kalkıp kahvaltıyı hazırladığını gördü. Saatine baktı henüz Alp'i aramak için çok erkendi. Asudeye hayırlı sabahlar deyip dolaptan zeytin peyniri çıkarmaya başladı o kadar dalgındı ki Asude'nin seslenmesini bile işitememişti. "Yasemin Yasemin” diye seslenmesine rağmen yanıt alamayınca yanına gidip kolundan tutarak “Canim iyi misin? 2-3 gündür çok dalgınsın, bu halin beni korkutuyor. Bir sorun mu var? " diye sordu Asude. "Kusura bakma canim, dalmışım. Yok bir sorun, sadece bu aralar isler çok yoğun, çok yoruluyorum sanırım." diyerek geçiştirdi Asude'yi Yasemin. Bir yandan da saatine bakıp duruyor Alp'i arayıp neler söyleyeceğini kafasında toparlamaya çalışıyordu. Kahvaltıdan sonra odasına geçti belli bir sure geçtikten sonra tekrar saatine baktı ve artık Alp'i aramanın vakti gelmişti...

    Numarayı tuşlayıp bir müddet bekledikten sonra Alp'in "Yeni bir güne senin sesinle uyanmak ne büyük bir mutluluk Yasemin" demesiyle hafif bir tebessüm etti, Alp bugün tam da olmasını istediği kıvamdaydı . Yasemin de ona aynı edayla nasıl olduğunu sorduğunda Alp uzun zamandır görmediği bir Yasemin buldu karşısında. Yasemin'in Alp’ten gelen çığlık sesine karşılık ne olduğunu sorması üzerine Alp "Hala rüyada olup olmadığımı kontrol ediyordum, kendimi cimcikleyerek." diye alaycı bir gülüş attı . Yasemin'i uzun süredir hep tetikte huzursuz sinirli görmeye alışık olan Alp bu ilginin nedenini çözememişti ama hoşuna gitmediği de söylenemezdi. Yasemin "Akşam için bir planın var mı?" dediğinde ise gerçekten şaşırmıştı "Varsa bile senin için o planları yerle bir ederim bilirsin" diyebildi heyecanla. Aldığı cevapla doğru yolda olduğunu düşünen Yasemin akşam yemeğini beraber yemeği teklif etti. Alp "Ne diyebilirim benim için seninle yemeğe çıkmak şereftir hanımefendi" dedikten sonra Yasemin gülümseyerek "Seni tanımasam bu kibar haline inanacağım." diye ekledi. Derin bir iç çeken Alp "Ne yazık ki tanıyorsun. Bu da beni senin karşında acizleştiriyor." diye hayıflandığında Yasemin "Tamam 7'de görüşürüz rezervasyonu yapıp sana haber veririm." dedi konuşmasını keserek. Ama Alp, bu tür işleri başkasına yıkmasıyla tanındığı halde, uğraşmamasını akşam yemeğini kendisinin halledebileceğini söyleyip, Yasemin'i şaşırttı. "Hmm masaya mum da koydurtacak mısın?" diye alay etti önce Yasemin, sonra da uzatmasına fırsat vermemek için “Sen böyle işlerle pek kendin ilgilenmezdin şaşırdım.” dediğinde Alp "Şaşırtmayı severim hanımefendi" diye karşılık verdi. Telefonu kapattıklarında Yasemin "Kolay olmayacak ama yapmam gerek, bu şansı kullanmak zorundayım" diyerek çantasını alıp çıktı.

    Asude hastaneye girdiğinde onu karşılayan Nagihan, Hatice hanım'ın onu odasında beklediğini söyledi. Hafif bir huzursuzluk ve merak içinde Hatice hanımın odasına gitmek için üst kata çıkan Asude kapıyı tıklatıp içeriye girdi. Hatice Hanım telefonla konuşuyordu Asude'ye oturması için sandalyeyi işaret etti. İçinde kötü bir his vardı Asude’nin. Onca zaman işini ihmal etmesi ve kızlar arasındaki söylentilerin Hatice Hanımın kulağına gitmesi ihtimali kovulmasına sebep olabilirdi. Merakı kabardığı için elini ayağını nereye koyacağını bilemedi. Kısa sürede Hatice hanımın telefon konuşması nihayete erdi. Gözlüğünü çıkartıp Asude'ye "Güzel üniformanı giymemişsin. Zaten onlara gerek kalmadı artık." dediğinde Asude'nin başından aşağı kaynar sular döküldü. Korkularında ne kadar haklı olduğunu ve işten çıkartılmak üzere olduğunu düşündü. Hatice Hanım tedirginliği her halinden belli olan Asude'ye "Bundan sonra görevine 2. kattaki cerrahi bölümünde hasta kabulde devam edeceksin. Kata çıktığında sana yardımcı olacaklar. Soracağın bir şey var mı?" diye sorduğunda bir an rahatladığını hisseden Asude "Teşekkür ederim. Şey! Ben sanmıştım ki..." diye ekleme yapacakken lafını bölen Hatice hanım "Ne sanmıştın bilmiyorum ama kendini sevdirmişsin hastanede. Bana kalsa böyle bir değişime gerek yoktu. Şimdi çıkabilirsin." dedi.

    Asude ne demek istediğini düşünerek dışarı çıktı. Ne demekti şimdi bu "kendini sevdirmişsin" hastanede onu düşünen bir tek Yasemin vardı o da böyle bir değişimde önemli bir rol oynayamazdı. Merdivenlere yönelip ikinci kata geldi etrafı inceledikten sonra yardımcı olmak için bekleyen Hasret'i gördü. Yanına gittiğinde ona ne yapacağını kısaca anlatmaya başlayan Hasret'i dinlerken bir anda gözü ilerideki kapıya takıldı "Tabi ya kesin o istedi bu değişimi" diye düşündü. Ve Hasret'ten müsaade isteyip odaya doğru ilerledi. Odanın kapısını tıklattığında "Girin" sesini duyar duymaz içeri girdi. “Müsait misiniz?” dedi hafiften kızgın bir tonla. Hiç beklemediği anda Asude'yi görünce şaşıran Fatih müsait olduğunu oturabileceğini söyledi ama Asude'nin oturmaya niyeti yoktu. "Ne hakla hayatıma bu kadar müdahale ediyorsunuz?" diye çıkıştı. Fatih durumu anlamamıştı haliyle. Şaşkın şaşkın Asude’nin yüzüne bakarak "Neden bahsediyorsun?" diye sordu. Ses tonu öyle şefkatli çıkmıştı ki Asude bu sese karşı koyması gerektiğini, Fatih’in bilerek böyle davrandığını düşündü. "Yeter istemiyorum bana iyi davranma! Her gün bir yolunu bulup karşıma çıkma. Konuşmaya çalışma. Bu şekilde vicdanını mı rahatlatmaya çalışıyorsun? Boşuna uğraşıyorsun." Fatih duydukları karşısında ne diyeceğini bilememişti. Onca davranışına böyle bir anlam yüklenmiş olması onu hem kırmış hem de hayal kırıklığına uğratmıştı. Ayağa kalkıp Asude'nin yanına gittiğinde oturması için kolunu tuttu ama Asude, hızlı bir şekilde kolunu çekip sesini daha da yükselterek konuşmaya devam etti. "Anlamayacağımı mı sandın? Hatice hanıma ne dedin? Aaa yazık Asude'nin annesini öldürdük hiç değilse pozisyonunu değiştirelim de hayatını idame ettirebilsin mi dedin?" Pozisyon değişikliği mi? Fatih neler döndüğünü anlamamış ama asla düşünmediği şeyleri Asude'nin onun için düşünmüş olmasına çok üzülmüştü. O da daha fazla tutamadı kendini "Asude sus artık! Nasıl böyle bir şey söylersin? Senin gözünde ne biçim bir insanım ben? Hala benim sana verdiğim değeri nasıl anlamazsın! Bir tek sen üzülüyormuş, acı çekiyormuş gibi davranmaktan vazgeç artık. Bak etrafına sana yardım etmeye çalışan kim varsa düşünmeden kırıp geçiyorsun." Asude önemsemiyordu duyduklarını sadece o ana kadar içinde tutup söyleyemediklerini döküyordu ortaya "Sen bana demedin mi her şey yolunda Ayşenur'a en az bana güvendiğin kadar güvenebilirsin diye. Ben sana güvendim neden bilmiyorum ama sana kimseye güvenmediğim kadar güvendim. Sen ne yaptın? En çok sana ihtiyacımız olan anda ameliyathaneyi terk ettin." deyince Fatih sinirine hakim olmakta zorlanarak "Orada kalsaydım daha mı iyi olacaktı sanıyorsun? Titreyen ellerle ameliyata devam etsem ve annene o zaman bir şey olsa kendimi nasıl affedecektim söylesene." dedi. Asude "Şimdi affediyorsun yani?" diye bağırdı. Fatih zorlanıyordu, sıkıyordu kendini ama o da sonunda dayanamayıp Asude'ye yaklaşarak gözlerine baktı ve "Affettim mi sanıyorsun? Affettim öyle mi?. O ameliyathaneden hastamı bırakıp daha da önemlisi senin anneni bırakıp çıktığımda yaşadığım hissi biliyor musun sen? Her gün buraya nasıl geliyorum seni her gördüğümde neler hissediyorum haberin var mı senin? Kırılmasını üzülmesini zarar görmesini hiç istemediğim birinin her gün birazda benim yüzümden gözümün önünde eriyip gittiğini görmek nasıl bir duyguydu sence?"diye çıkıştı. Bu sözler karşısında biraz durulmuştu Asude "Ben bunu anlamıyorum. Bana bu kadar acı verdiğin halde, hala neden bu denli benimle ilgilisin anlamıyorum." dediğinde Fatih "Bende hala anlamamanı anlayamıyorum." diye karşılık verdi. Asude göz göze gelip fazlaca yakınlaştıklarını hissetmesine rağmen bu çekime engel olamıyordu. Fatih'in "Asude sanırım ben sana .." dediğinde duyacağı şeye hazır olmadığı için bir anda geri adım atıp "Sanırım konuşmamız bitti" diyerek kapıya yöneldi tam bu sırada içeriye "Fatih durum fena Semiha Hanımın.." diyerek hızla giren Selim ile çarpıştı. Elindeki tahlil ve raporlar bir anda yere saçılmıştı. Asude özür dileyerek eğilip dağılan dosyaları toplarken gözüne Fatih'in kanında sakinleştirici saptandığına ilişkin olan rapor ilişti. Henüz ne olduğunu üstünde Fatih’in ismi yazılı olduğu için dikkatini çeken raporları incelemek için eline aldı . Selim Asude’nin elinden raporları almaya çalışınca izin vermedi. Okumaya başladığında, Fatih kendi bile çözemediği şeyi nasıl Asude'ye anlatacağı telaşına düştü. Asude bir an dönüp "Bu ne? Semiha Hanım dedi, sizin tahlil sonuçlarınızın annemle ne ilgisi var?" diye sordu.

    Selim kendisinin çıkıp onların yalnız konuşması gerektiğini söylese de Fatih onu durdurup kalmasını istedi. Asude bir an önce durumu açıklamalarını bekliyordu. Sonunda Fatih "Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Böyle bir şeyin nasıl olduğunu da bilmiyorum. Ameliyat günü fenalaşıp odama giderken Selim'le karşılaştım. Beni kötü görünce bırakmadı ve bir dizi tahlil yaptı. Sonuçlarda..." dedikten sonra duraksayıp Selim'le göz göze geldi ve devam etti "...kanımda sakinleştirici madde buldu" dediğinde Asude duyduklarını doğru anlayıp anlamadığını düşünüyordu.İkisine baktıktan sonra, yerinden kalkıp "Nasıl? Ne demek bu? Yani sen o şekilde mi.." derken Selim lafını böldü "Asude otur lütfen. Fatih'e güveniyorum onun bilgisi dahilinde olan bir şey değildi bu." diye yatıştırmaya çalıştı. Asude iyice sinirlenip "Kanında madde bulunduğunu söylüyorsunuz.Benim dahilimde olacak değil ya!" diye çıkıştı.Selim ortamın daha da kızıştığını anlayarak "Yanlış anlaşmaya mahal vermemek için açık konuşacağım. Nedenini henüz bilmiyorum ama birinin Fatih'e bunu kasıtlı yaptığını düşünüyorum." dedi ve Fatih'le göz göze geldiğinde ondan da onay almak ister gibi bakarak sözüne devam etti "Dr.Ayşenur'un da bu kadar şaibeli olarak ortadan kaybolması bu düşüncemi güçlendirdi." Fatih de öyle olduğunu ima eder bir şekilde başını salladı ve Asude’nin cevap vermemesini fırsat bilip Asude’yi koltuğa oturttu.

    Anlatılanlar karşısında Asude uzunca bir süre sessiz kaldı. Fatih'le Selim sanki onun kendisiyle çatıştığını biliyor gibi hiçbirşey söylemeden bekliyorlardı. Asude ikisi ile de göz göze gelmemek için başını yere eğmiş ve ellerinin arasına almıştı. Fatih Asude'nin yanı başında, Selim ise Asude'nin karşısındaki sandalyede oturmuş ondan bir ses çıksın diye bekliyorlardı. Kafasının içinde binlerce şey canlanırken annesinin bir komploya kurban gidebileceği mantığına hiç yatmıyordu. Kimseyle herhangi bir hesaplaşmaları yoktu; kimsenin de kendileriyle bir alıp veremedikleri... Annesi kendi halinde bir kadındı sonuçta. Ayrıca annesinin başına gelenlerden sonra Fatih'e ne kadar güvenebileceğini de bilmiyordu. Raporu başhekime sunmayı teklif ettiğinde bunun Fatih’in ipini çekmek olduğunu söylemişlerdi. Neden bu kadar karşı çıkıyorlardı? Sakinleştirici almaya cesaret etmek... Üstelik tahlil sonuçlarını saklıyor olmak... Düşündükçe Fatih'in suçlu olabileceği kanaatine varıyordu. Buna inanmak istemiyor olsa da beyninde şimşekler çakıyordu. Hayır dedi kendi kendine. "Bunu bana yapmış olamaz." Bir süredir yatıştırdığı kini yeniden alevlenmeye başlıyordu. Birden ellerini başından çekip doğruldu. Duydukları sonrası yaşadığı şokla sakin ama bir o kadarda nefret dolu gözlerle ikisine baktı "Size inanmıyorum. Test sonuçlarını saklıyorsunuz. Her şeyiniz gizli kapaklı. Annemi kimse öldürmek istemez. Onun kimseye zararı dokunmadı. Bu çok mantıksız. Karşıma geçmiş saçma sapan teorilerinizi anlatıyorsunuz. Bir de benim size inanmamı istiyorsunuz. Ama ben size inanabileceğimi hiç sanmıyorum!" diye sertçe çıkıştıktan sonra odayı terk etmek isterken Fatih peşinden koşup kolundan tuttu "Gitme Asude. Böyle gitme konuşalım. Bu olay nedenlerini öğrenemediğimiz sürece gizli kalmalı. Beni anlaman gerek." diye Asude'yi durdurmaya çalıştı. O sırada kapıya yönelen Asude, kolunu silkeleyip Fatih’i kendinden uzaklaştırdıktan sonra kızgın gözlerle Fatih'e bakıp "İçtiğin sakinleştiricinin suçunu başka insanlara yükleme. Ve sana inanmamı da bekleme.” diyerek odadan bir hışımla çıktı ve hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi. Fatih peşinden gitmek için odadan çıktığında merdivenlerden koridora doğru yönelen iki hemşireyi gördü ve onların görüş alanına girmeden ani bir hareketle odaya geri girdi. Asude'yle hakkında yapılan dedikodular kulağına gelmişti ve üstüne ekleme yapmak işlerini daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramazdı şu an. Daha fazla Asude’yi üzemezdi.

    Akşam olduğunda Yasemin hazırlanıp çıkmak üzereyken eve gelen Asude onun farkına bile varmadan ayakkabıları çıkartıp hızla odasına gitti.Yasemin'in merakla peşinden gidip iyi olup olmadığını sormasına cevaben iyi olduğunu merak etmemesini söyledi.Kapıda öylece kalan Yasemin telefonun çalmasıyla Asude'ye çıkması gerektiğini eğer ihtiyacı varsa kalabileceğini söyledi.Asude bir problem olmadığını keyfine bakmasını söylemesi üzerine çantasını alıp telefonunu açtıktan sonra evin dışına çıktı. Arayan Alp'ti ve onu alması için araba gönderdiğini geleceği yerde onu beklediğini söyledi.Yasemin kapının önüne gelen arabaya yaklaştı şoförün açtığı kapıdan içeri girip yol boyunca söyleyeceklerini kafasından geçirdi.Mekana geldiklerinde Yasemin arabadan inip kapıya yaklaştı kapıdaki görevli "Yasemin hanım değilmi?" dedi.Yasemin biraz şaşırsada onaylar bir şekilde cevap verdikten sonra görevli "Buyurun efendim Alp bey sizi bekliyor" dedi.Yasemin gözleriyle mekanı süzerken gergin bir edayla "Oyun başlıyor" diyerek derin bir nefes aldıktan sonra döner kapıdan içeriye girdi.

    10.Bölümün Sonu


    ----------------------


    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    [COLOR=teal][URL="https://www.hanimefendi.com/kendi-kalemimden/54022-asude-okuyucu-yorumlari.html"]-*-Asude-*- Okuyucu Yorumları[/URL]


    [COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]----------------------

    [COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Hikaye : Gülsemin,nk83


    [COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Yazan :Gülsemin,nk83,Aslı Oktay

    [/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     
  11. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    11.Bölüm

    Yasemin içeriye girdiğinde loş bir ortam eşliğinde ortadaki mumlarla aydınlanan masayı görünce ne kadar kendisine yediremese de bu hazırlıktan etkilenmişti. Masanın yanına yürüyerek tabağın üzerinde bulunan gülü eline aldı, gülün kokusuna öyle dalmıştı ki, gülü koklarken sessizce arkasından yaklaşan Alp’i fark etmemişti bile. Alp ise Yasemin’in şaşkınlığını dudağında alaycı bir gülümsemeyle izlemiş, daha sonra kulağına yanaşarak "Nasıl buldun?" diye sormuştu. Yasemin bir anda Alp’in arkasında belirmesiyle önce irkildi sonra yüzünde şaşkın bir gülümsemeyle "Böyle şık bir yere geleceğimizi bilseydim üstüme daha uygun bir şeyler giyerdim" diyerek arkasını döndü. Alp'i üzerinde kot ve gömlekle görünce yüzündeki şaşkınlık iyice arttı. Alp’in Yasemin’in yüzündeki bu değişimleri fark etmemesi için kör olması gerekirdi. Kim bilir nasıl eğleniyordu Yasemin’i bu şekilde şaşırtarak. Ani bir hareketle "Sorun değil Yasemin. Zaten yemeği burada yemeyeceğiz" diyerek belinden tutup mekanın teras kısmına götürdü Yasemin’i. Yasemin içerideki eşsiz romantizm atmosferinden sonra Alp'in buraya koydurttuğu masayı görünce "İşte şimdi beni şaşırtmayı başardın Alp" diyerek baktı hayal kırıklığıyla. Alp etrafına bakıp iki kolunu da yana açtı ve "Neden beğenmedin mi? Bilirsin ben pek romantik durumlardan hoşlanmam.” diyerek sinsi bir gülümseyiş attı. Yasemin şöyle bir etrafa bakınca manzarasının ne kadar eşsiz olduğunu düşündü ama bu manzaraya bu masa diye hayıflandı içinden. Başka şartlarda diye geçirmişti ki içinden başını iki yana sallayıp aklındaki düşünceyi bertaraf etti hemen. Alp’e doğru döndüğünde “Ama istersen mangalımızı yerken sana kemancı getirtebilirim" diyen her zamanki Alp'in bakışıyla karşılaştı. Aklındaki romantik düşünceleri atıp neden şu an burada olduğunu hatırlattı kendine. "Kemancı değil ama balığın yanında rakı iyi gider Alp" dedi Alp’le aynı ifadeyi takınarak...

    Asude düşünmemek adına kendini kitap okumaya verse de başarılı olamıyordu. Fatih ve Selim'le konuştukları kulaklarında çınlıyor hiç düşünmek istemediği şeyleri kafasında kurmasına yol açıyordu. Bunaldığını hissetmişti elindeki kitabı bırakarak havlusunu aldı ve duşa girdi. Suyun sesini dinleyerek dikkatini dağıtmaya çalışıyordu. Ne kadar başka şeyler düşünmeye çalışsa da, hatta banyoda şarkı söyleme fikrini aklına getirse bile nafileydi. Banyodan çıkıp odasına geldi, yatağına oturdu ve saçlarına sardığı havluyu eline alarak saçlarını kurulamaya başladı. Tüm yaşadıkları bir an bile gözünün önünden gitmiyordu. Nasıl olurdu? Bu kadar güvendiği insan nasıl böylesine hassas bir durumda ihmalkar davranabilirdi? Kalbi her ne kadar Fatih’i aklamaya çalışsa da anlattıkları aklına yatmıyor ve bu konuda Fatih'i düşünmek annesinin hatırasına saygısızlık etmek gibi geliyordu Asude'ye. Oturduğu yerden ayağa kalktı kararını vermişti. Kalbiyle düşünmeyecekti. Bu Fatih'in ipini çekmek olarak algılansa da ortada sebebi belli olmayan bir kayıp vardı ve suçlusu kimse cezasını çekecekti.

    Alp, mangalın üstünde kızaran balıkların mis gibi kokusunu içine çekerken, Yasemin’e elleriyle servis yapıyordu. Yasemin ise, bir an önce sadete gelip, kafasında dönüp duran soruların cevaplanacağı anı sabırsızlıkla bekliyordu. Alp servisi bitirip yerine oturduğunda, rakı kadehini kaldırıp Yasemin'in gözlerine bakarak "Dostluğumuza" diyerek gülümsedi . Alp son derece memnun gözüküyordu halinden. Ve bu durum, mecbur kaldığı için böyle bir oyun oynamak zorunda kalsa bile, Yasemin’i huzursuz hissettirmişti. Onu bu oyunu sürdürebilmesi için güçlü kılan en önemli neden de elbette ki oğluydu. Yasemin kadehini kaldırıp "Dostluğa" dedikten sonra Alp'in kadehine dokundurarak bir yudum aldı kadehinden ve sonra masaya bıraktı. Üzerindeki bu ruh halinin kendisini ele verme riski olduğu için söze başlaması gerektiğini düşünerek "Alp uzun süredir tanışıyoruz..." deyip bir an duraksadı. Alp durmasını fırsat bilerek lafa girdi muzip bir ses tonuyla "Heyecanlandırdın beni Yasemin. İlk defa bir bayandan evlilik teklifi alacağım, dizlerimin bağı çözüldü vallahi." Alp’in ciddiyeti bozmasının şu an için kendisine bir faydası yoktu henüz rakı etkisini göstermemişti. Onun içmesini sağlamak için zoraki bir gülümsemeyle Alp’e bakıp "Üzgünüm Alp sanırım hayallerini yıkacağım çünkü öyle bir niyetim yoktu" dedi. Alp balığından bir çatal alarak sanki bu sözlere yıkılmışçasına dudaklarını büzdü. "Duygularımla oynama Yasemin. Benim de kendime göre bazı zaaflarım var" derken Alp’in kendisiyle kafa mı bulduğunu yoksa gerçekten hislerini mi söylediğini anlayamadı Yasemin. Ama bahsetmiş olduğu o zaafın Asude olduğunun açıkça belli olduğunu söyleyerek Asude'ye olan yakınlığının sebebini sordu. Bu soruyu beklemeyen Alp ise kıskanıldığını düşünüp fırsatı değerlendirmek adına Yasemin’in üstüne gitmeye karar verdi ki Yasemin’in tepkisi pek hoşuna gitmişti. Asude ile ilgili güzel hayaller kurup onları uzun zamandır aklından geçenlermiş gibi anlatmaya başladı. Yasemin de bir yerden sonra bozulmaya başlamış ama onun masal anlatır gibi keyif ala ala hayallerini anlatmasını fırsat bilip ardı ardına biten kadehleri dolduruyordu. Bu şekilde davranmasının yanlış olduğunu ve bu işi sorunsuz halletmelerinin Asude'nin şüphe duyacağı girişimlerden uzak durmakla mümkün olacağını söylerken Alp Yasemini süzer gözlerle baktı. Anlattığı tüm hikayeleri bir kenara atıp alkolün etkisiyle kelimeleri birbirine katarak "İçimden bir ses bu tavrın altında sadece bahsettiğin nedenin olmadığını söylüyor Yasemin. Yanılıyor muyum?" diye sordu. Yasemin rakının etkisini iyice göstermesiyle zamanın geldiğini düşünerek Alp’i şaşırtmasını sağlayan soruyu sordu; "Belki de vardır. Olamaz mı?"

    Asude bir eliyle topladığı saçı dağılmasın diye saçlarını tutarken diğer eliyle odadaki çekmecelerin içinde tokasını arıyordu. Eline geçen birkaç küçük tokayı bunlar saçımı tutmaz diye aynanın önüne bıraktı. Odanın içinde dönüp dururken sinirlenmeye başlamıştı. Kendi kendine söylenirken birden aklına tokayı geçen gün Yasemin’in saçında gördüğünü hatırladı. “Bu eve bir toka az. Yeni toka almalıyız.” diyerek Yasemin’in odasına gitti. Kapısı kapalıydı önce tereddüt etti içeri girmek için. Ama hava öyle sıcaktı ki, saçını salmak işkence gibi gelecekti ona. En sonunda açtı kapıyı, çekingen tavırlarla girdi içeri. Gayet derli topluydu Yasemin’in odası. Ama toka ortalıkta gözükmüyordu. Aynanın önündeki komedinin ilk çekmecesini açtı. İçinde not defterleri, kalemler ve bir kayıt cihazı vardı. Onu kapatıp bir alt çekmeceyi açtı. İşte toka buradaydı. Tokayı aldığında altında birkaç tane mektup olduğunu gördü. Üsttekinin üstünde herhangi bir şey yazmıyordu. Elbette o mektubun annesinin kendisine yazdığı mektup olduğunu nerden bilecekti ki.. Eliyle hafiften kenara itince isimsiz mektubu altındaki mektupta “Selda Avcı” ismini gördü. Nedense bu isim ona çok tanıdık gelmişti. Sanki dilinde aşina olduğu bir isim gibi… Düşüncelerini bir kenara itti ve yaptığından büyük bir huzursuzluk duyarak mektupları gördüğü haliyle düzenleyip hızla çekmeceyi kapattı. “Yeter bu kadar merak hanımefendi.” dedi ve çıktı odadan. . Mutfak masasına oturup yine kendi başına kaldığında tekrardan olanları düşünmeye başladı. Kızgınlığı objektif karar vermesine engel oluyordu. O an için en kolayı uzaktan göründüğü gibi detayları önemsemeden eldeki verilere dayanarak Fatih'i hastasına karşı sorumsuzca davrandığı için suçlamaktı. Olayların göründüğü gibi olmadığını düşünmek korkutuyordu onu. Aslında emindi Fatih de çok huzursuz gözüküyordu. Fatihi suçlamış onu dinlemeyi şiddetle reddetmişti. Şimdiye kadar Fatih’in meslek hayatında hiç böyle bir olayla karşı karşıya kalmadığını biliyordu ve belki de yapmadığı bir şey yüzünden, unvanını kaybetme tehlikesiyle burun buruna gelmesi onurunu çok zedelemişti. Neye inanacağını bilmez bir halde kafası karışmış, duygularıyla mantığı arasına sıkışıp kalmıştı Asude.

    Alp, davranışlarının sebebini çözemediği halde Yasemin'in bu halinden gayet memnun gözüküyordu. Yasemin ise kurduğu yakınlığa ve alkolün Alp'in üstünde yarattığı etkiye güvenerek duymak istediği cevapların peşine düşmeye başlamıştı bile çoktan. Gayet neşeli bir sohbetin içindeydiler, gülüyorlar, kahkahalar atıyorlar; zaman zaman da ilk tanıştıkları günlere dönüp başlarından geçen acı tatlı olayları yad edederek hüzünleniyorlardı. Bunlara ek olarak Yasemin’den hiç beklenmedik zamanlarda çıkan romantik cümlelerle de Alp’in başı iyice dönüyordu. Zamanını kollayıp laf arasında Alp'e dün bütün gün pek haberleşemediklerini sorduğunda Alp hiç bozuntuya vermeden "Buralarda değildim halletmem gereken işler vardı. Oradan bakınca boş gezenin boş kalfası gibi gözükmüyorum herhalde" diyerek geçiştirdi. Elbetteki bu cevaptan tatmin olmamıştı, boşalan bardağını tekrar doldururken Alp’in verdiği cevabın üstüne gitmek üzere derin bir nefes aldı. “Yok, asla böyle bir düşünceye sahip olmadım. Biliyorum birçok şey senin ellerinde dönüyor. Sen olmasan bu tesis tepetaklak olur. Ayrıca duydum diğer tesise gitmişsin. Bir aksilik olmasa sen oraya pek gitmezsin. Her şey yolunda mı?" diyerek dünün ayrıntılarını sormaya devam etti. Yasemin her defasında aynı konu üzerine benzer soruları Alp’in önüne sürerken, Alp halletmesi gereken rutin işlerle ilgilendiğini söyleyip Yasemin'in yolunu tıkıyordu.

    Saatler iyice ilerlemişti. Zaman akıp giderken Yasemin neredeyse bir arpa boyu dahi yol alamamıştı. Şimdiye kadar hep Alp’in sarhoşken çenesinin düştüğünü ve ne dediğini bilmediğini düşünürdü. Ama bu düşüncesi, neredeyse değişmek üzereydi. Sohbet edasıyla bu işin sonuca ulaşmayacağını anladı Yasemin ve hayatını hep yalnız mı geçireceği konusunda Alp’i sıkıştırıp çocuk özlemi olup olmadığını sorarak ağzından laf alma girişimlerini netleştirmeye başladı. Lafı Can'a getireceği anı iple çekiyordu. Alp daha önce hiç konuşmadıkları konular hakkında neden şimdi konuştuklarını anlayamamıştı ama bu konular kendisine ne kadar uzak olsa da bunları Yasemin’le konuşmak ona ayrı bir haz vermişti. "Evlilik ve özellikle babalık benim üstümde eğreti durur Yasemin. Bana göre işler değil bunlar bunu sen de biliyorsun.Ayrıca hiç kimsenin sorumluluğunu yüklenmekte istemiyorum..." diyerek üstünü kapatmaya çalıştı konunun. Yasemin ise tam da istediği cevaplara giderken, konuyu kapatmak şöyle dursun asıl mevzuya giriş yapmak için derin bir iç çekerek "Ben de öyle düşünürdüm. Ta ki Can hayatıma girene kadar..." deyip ortaya Can kelimesini atıverdi. Alp'in hiç tepki vermemesi üzerine konuşmasına devam etti. "Onu görmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki, kokusu burnumda tütüyor. İnan bana Alp evladın olmuş olsaydı bırak onu görmezden gelmek bir saniye olsun yanından ayırmazdın. Benim şu an oğlumu bir saniye dahi görmek için canımı verebileceğim gibi... Ama şu an iyi olup olmadığını bile bilmiyorum." Alp sessizce Yasemin'i dinliyor söze hiç karışmıyor, onu göz hapsine almış gibi ağzından çıkan her kelimeyi takip ediyordu. Yasemin'in ise söylediği sözler karşısında hala bir şey söylememesi, tepkisiz öylece kendisini izlemesi sinirini bozuyordu. Halbuki daha dün oğlunu görmüş nasıl olduğunu çok iyi biliyordu, buna emindi. Yasemin'in bakışları karşısında suskunluğunu bir kenara koyup oturduğu koltukta kendini toparlayıp doğrulan Alp "Eminim emin ellerdedir. Endişe edeceğin bir şey olduğunu sanmıyorum.Lütfen bırak şu daha önce hiç görmediğim ve iyikide görmedim diyebileceğim "anne" duyarlılığını" deyip bardağından son bir yudum aldı. Yasemin önce yutkundu. Alp hiç içmemiş gibi tane tane ve açık bir şekilde kurmuştu cümlelerini. Ama yılmak yoktu. Son bir hamleyle "Eğer... Eğer Can'la ilgili bir şey öğrenseydin bunu benimle paylaşır mıydın Alp? Dostluğumuz adına bunu yapar mıydın?" diye sorarak belki de son şansını kullandı.

    Alp ağzından çıkacak lafı bekleyen Yasemin'in Can konusunda konuşmaya başladığı ilk dakikadan itibaren kadehini gerginlikten dolayı sıkı sıkı tuttuğunu fark edince bir sıkıntı olduğunu anlamıştı. Kısa bir sessizliğin ardından Alp Yasemin'in iş hayatı ve özel hayatın karıştırılmaması konusunda aralarında defalarca geçen konuşmalarını hatırlatıp oturduğu yerden ayağa kalktı. Yavaşça Yasemin'e yaklaşıp elindeki kadehi aldıktan sonra Yasemin'in ellerini avuçlarına aldı ve "Hiç duydun mu bilmem ama rakı içmenin de bir adabı vardır Yasemin. Eğer içmiyorsan içi rakı dolu kadehe dokunmamalısın. Ellerinin sıcaklığı rakıyı ısıtır ve tadını kaçırır." dedi. Yasemin'in sözlerini anlamamış gibi bakması üzerine iyice yaklaşıp Yasemin’in yüzüne sanki burunları birbirine değecekmiş gibi eğildi ve gözlerinin içine baktı. Yasemin aralarında oluşan elektrik karşısında ne yapacağını bilemezken Alp bir anda yüzündeki ifadeyi sertleştirerek "Tıpkı şu an, bu güzel anın tadını kaçırdığın gibi..." diyerek geri çekildi.

    Yasemin anın şokunu hala atlatamamıştı, kalbinin çarpıntısı bütün İstanbul’da duyulacakmış gibi hissetti bir an. Elleri titriyordu ve yüzünün de kıpkırmızı olduğuna emindi, yanaklarından içindeki ateş dışarı fışkıracak gibiydi. Hala gözlerini Alp’ten ayıramıyordu. Yasemin neden bahsettiğini anlamadığını söylediğinde Alp de ifadesini yumuşatarak "Sen ve ben aynıyız Yasemin. Amacın ne bilmiyorum ama iyi denemeydi." diyerek ceketini alıp "Bir an gerçekten beni inandırmıştın. Ama aferin ilerleme kaydediyorsun.Asude ile çok zaman geçirdin ama bu gece gördüm ki içindeki cevher onun içindeki iyiliğe rağmen hala körelmemiş.İşte bu tam da benim Yasemin'im. Yarın görüşürüz günışığım." diyerek mekandan ayrıldı. Arkasından bakakalan Yasemin yaşadığı şoktan ve başarısızlıktan dolayı sinir içinde, beceriksizliği yüzünden kendisine kızıyordu.

    Yasemin sinirini masadan çıkarırcasına eline geçeni kırıp dökerken nasıl olur da Alp bu kadar hissiz, bu kadar duygudan yoksun biri olabilir diye düşünüp daha da sinirleniyordu. Belli ki bu konuda onun ağzında laf alamayacaktı. Saatlerini vermişti onu sarhoş edip, işine yarar birkaç bilgi alabilmek için. İçirdiği bardakların haddi hesabı yoktu, kim bilir kaç şişe devirmişti Alp. Her şeye rağmen kendini tamamen kaybetmemeyi nasıl başarıyor diye hayranlıkla karışık bir merak içine girdi Yasemin. Kapıda endişeyle bakan garsonu bir şey yok diyerek gönderdi. Kendini yatıştırıp olan biteni baştan tartmaya başladı. Belli ki bu şekilde ona yalaşılamayacaktı, başka bir yol düşünmeliydi. Başından beri Alp’in tutumunu, oğluna ulaşabilmek için attığı adımların nasıl geri teptiğini düşünürken bir anda aklına gelen fikirle heyecanlandı. Alp’in ağzını aramasına sebep olan aslında Asude değil miydi? Demek ki Asude bir şeyler görmüştü ve belki de ağzını aradığında Yasemin’in işine yarayacak bir şeyler öğrenebilirdi. Yasemin serinkanlı olmaya çalışarak "Demek senin eski Yasemin'in olmam hoşuna gitti. Peki Alp... Bakalım bu suskunluğun Asude'nin karşısında da sürecek mi? Senin hakkından tek başıma gelemiyor olabilirim ama ikimize birden karşı koyabilecek kadar da güçlü değilsin" diye söylenerek çantasını alıp hızlı adımlarla mekanı terk etti.

    Evin kapısına gelip çantasından anahtarı çıkarttı tam kapının kilidine sokup çevirmeye başlamıştı ki hızlı bir hamle ile Asude kapıyı açıverdi. Bu saatte uyumuş olmalıydın diye düşündü ve yüzüne bakmadan kuru bir merhaba diyerek hızla içeri geçti. Asude ise Yasemin'in donuk merhabasının ardında bir terslik olduğunu anlamıştı. Kapıyı arkasından kapatıp, içeri döndüğünde çantasını sandalyeye asan Yasemin'e bir sorun olup olmadığını sordu. Yasemin Alp'le buluştuğunu söyleyince şaşkınlığını gizleyemeyen Asude "Alp'le olacağını söylememiştin" diyerek karşısındaki sandalyeye oturdu. “Aç mısın? Ben de geç yedim yemek ılık olmalı. Isıtabilirim hemen.” diyerek vereceği cevabı beklemeden henüz oturduğu sandalyeden hemen geri kalktı. “Yok, yok otur tokum ben. Alp’le yemek yedik zaten.” Yasemin’in yüzündeki hüzün gözle görülür şekilde belirgin ve ses tonu insanı meraklandırır cihetteydi. Kısaca gecenin mahiyetini anlatıp, Alp ile konuşması gereken önemli bir konu olduğunu ama onun yardım etmeye yanaşmadığını söylerken gözlerinin buğulaşması Asude'yi iyice etkilemişti. Neden yardımcı olmadığını anlayamadığını ikisinin çok yakın olduğunu sandığını söylerken, bir yandan da Asude'yi süzüyordu. Duygulu bir kızdı Asude; illaki olayı biraz dramatize ederek anlatırsa yardım etmemesi gibi bir ihtimal dahi olamazdı ama öncelikle oğlu konusunda yardım istemesinin doğurabileceği olumlu olumsuz yönleri kafasında tartmalıydı. Çok detaya girmeden konuşmayı burada sonlandırıp biraz daha düşünmeye karar verdi. Asude’nin neler yaptığını sorarak konuyu değiştirdi. Asude, Fatih’le aralarında geçen konuşmadan Yasemin’e bahsedip bahsetmeme konusunda tereddüt yaşarken, bahsedecekse bile şu anın uygun olmadığı kanısına vararak sıradan yaptığı şeylerden bahsetti. Konuşma tatlı bir muhabbete dönüşünce Asude çay demlemek üzere masadan kalktı. Asude’nin arkasını dönmesiyle saçındaki tokaya gözü ilişen Yasemin tokayı Asude’ye ne zaman verdiğini düşündü. Evden çıkmadan önce kendi başında olduğunu anımsıyordu. “Aynı tokadan bir tane daha almışsın.” diyerek yalancı bir gülümsemeyle odaya girip girmediğini anlamak için gözlerini Asude’ye dikti. Asude suç işlemiş bir çocuk gibi mahcup bir ifadeyle odasına izinsiz girdiği için özür dileyip sadece tokayı alıp çıktığını söyledi. Telaş içinde, az önceki gülümsemesini yeniden takınarak “Burası senin evin Asude. Özür dileme lütfen.” deyip, üstünü değiştirip geleceğini söyledi ve yukarı çıktı. Odasına girip etrafa göz gezdirdi hemen. Derin bir nefes alıp etrafta herhangi bir şey bırakmamış olmasına sevindi önce. Mektubu nereye koyduğunu anlamak için çekmecelere bakıyordu ki Asude bir süre bekledikten sonra inmeyen Yasemin'i merak edip yukarı çıkmıştı. Kapıyı aralık görüp tıklattıktan sonra içeri girdi. Yasemin Asude'yi görünce saklamak için çekmeceden çıkarttığı kağıtları ve mektupları hızla toparlamaya çalışırken elinden yere düştüler. Asude de eğilip ona yardım etmek için uzandı mektuplara. Tam Asude mektubu eline almıştı ki Yasemin fark edip “Ah teşekkür ederim Asudecim ben hallederim” diyerek hızla elinden çekmek istedi mektubu.Ama ani hareketi mektubun yırtılmasına sebep olmuştu ve Asude’nin gözü yırtılan kısımdaki yazıya ilişti: "Asudem" Yazının annesine ait olduğunu fark etmesiyle, yatıştığını sandığını duyguları yeniden depreşmişti. Yasemin Asude’yi izliyordu ki; Asude başını kaldırıp bu mektup sende ne arıyor dercesine bakışlarını ona dikince suçluluk duygusuyla bir şey diyemeden öylece kaldı.

    11.Bölümün Sonu

    ----------------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ----------------------

    Hikaye : Gülsemin,nk83
    [COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Yazan :Gülsemin,nk83,Aslı Oktay


    [/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     
    aysenim, bitter_im ve Aslı Oktay bunu beğendi.
  12. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    12.Bölüm

    Asude'nin bakışları altında gerilen Yasemin mektubu ona vermek için doğru zamanı beklediğini başka bir niyeti olmadığını söyleyerek elinde kalan diğer parçayı ona doğru uzattı.Asude yavaşça elini uzatıp kağıdı alarak ayağa kalktı ve kendisine bakan Yasemin'e odasına gideceğini ve bir süre yalnız kalmak istediğini söyledikten sonra odadan ayrıldı.Asude çıktığında yerde dizlerinin üstünde duran Yasemin bir anlık rahatlama ile kendini bırakarak yere oturdu.Etrafa göz gezdirip "Mektuplar karışmadığı için şanslıyım" dedikten sonra sırtını yatağına dayadı ve bir süre durduktan sonra dağınıklığı toplamaya başladı.

    Asude odasına gidip yatağının üzerine mektubu bıraktıktan sonra onu yapıştırmak için çekmecesinden bant çıkarttı.Bir yandan sinirle bandı açmaya çalışıyor bir yandan da ağlamamak için kendini zor tutuyordu.Uzun süre uğraştıktan sonra bir türlü açılmak bilmeyen bandı sinirlenerek yere fırlatırken artık daha fazla engelleyemediği gözyaşları da yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Göz ucuyla baktığı mektubun parçalarını eline alıp koklarken bu yaşananların bir rüya olmasını yarın uyandığında annesinin "Asude hadi kahvaltıya kızım" diyerek kendisine seslenmesini diliyordu.Biraz sakinleştikten sonra elindeki kağıt parçasını açıp bakan Asude mektubun "Yavrum,biricik kızım" diye başlaması karşısında etkilense de zorlanarak mektubun diğer parçalarını da tek tek eline alıp okumaya devam etti.

    Asude bir süre sonra okudukları karşısında şaşırmıştı.Eline aldığı her kağıt parçasında anlamlandıramadığı şeyler yazıyordu.Tahmin ettiği gibi annesi bu mektubu sadece ona veda etmek amacı ile yazmamıştı.Mektupta daha önce bahsetmediği aile sırlarından söz ediyordu. Yırtılan mektubun parçalarını yanyana getirmeye çalışıp incelemeye başladığında annesinin ondan vasiyet niteliğinde birşey yapmasını istediğini anladı.Asude şaşırmış bir şekilde kağıtları tek tek eline aldığında annesinin bahsettiği bayanın sadece ismen bildiği teyzesi olduğunu anladı.Araması için birde telefon numarasını görünce istemsizce "Sevda teyze ne biliyor olabilir ki" dedi.
    [​IMG]
    Düşünceli gözlerle numaraya bakıp annesinin bu isteğine bir anlam vermeye çalışırken bir yandan da eline aldığı bandı açmaya çalışıyordu.Çekmecesinden not defterini çıkartıp kağıt parçasını kaybetmemek için oraya yapıştırdı.Defterini çekmecesine koyup aklındaki bir sürü soru işareti ile yatağına uzandı.

    Ertesi sabah gözleri şiş bir şekilde kahvaltıya inen Asude'yi gören Yasemin üstüne gitmemek için birşey söylemeden çayları doldurup tabağına birkaç birşey aldıktan sonra yemeğe başladı.Asude tabağına aldığı peyniri tırtıklarken Yasemin "Asude belki sırası değil ama senden birşey rica etsem benim için yaparmısın?" diye sordu.Asude'nin kendisine bakarak ne yapmasını istediğini sorması üzerine Yasemin konunun ikisi arasında kalmasının onun için çok önemli olduğunu söyledikten sonra üstü kapalı bir şekilde Aslı'dan Alp'in geçen gün gittiği tesis ile ilgili bir kaç detay öğrenmesini istediğini söyledi.Yasemin sözünü bitirdikten sonra Asude'nin "Alp'e sorsana eminim o sana benden daha fazla yardımcı olur" demesi üzerine Alp ile biraz atıştıklarını bu aralar ondan birşey isteyemeyeceğini söylemek zorunda kaldı. Asude sessiz kalınca tekrardan kendisine yardım edip etmeyeceğini soran Yasemin tedirgin bir şekilde beklerken Asude onun için bu kadar önemli ise tabiki yardımcı olabileceğini söyledi. Yasemin biraz olsun rahatlayarak Asude'ye teşekkür ettikten sonra kahvaltısına geri döndü.

    Yasemin bir nebze olsun rahatlarken Asude'nin Fatih ve Selim ile konuştuğunu söylemesi karşında oldukça meraklanmıştı.Yasemin onu dinlerken Asude hiç istifini bozmayıp "Annemin ölümünde doktor hatası olduğunu düşünüyorum desem yada daha açık konuşacak olursam Fatih beyin sorumsuzluğundan kaynaklandığını düşünüyorum desem ne dersin?" dediğinde şaşıran Yasemin ağzındaki lokmayı yutmaya çalışıp böyle düşünmesine neden olan şeyi sordu.Asude olanları anlattıktan sonra Fatih ve Selim'i şikayet etmeyi düşündüğünü ve bu olayın arkasını kesinlikle bırakmayacağını söylemesi üzerine ne diyeceğini şaşıran Yasemin bir yandan ona acele karar vermemesini söyleyip diğer bir yandan da duyduğu şeyleri kafasında yerli yerine oturtmaya çalışıyordu.Asude Fatih'in de kendisini aklamaya çalıştığını Selim ile beraber olayın üzerine gittiklerini söyledikten sonra yinede onlara inanmadığını söylemesi üzerine donup kalan Yasemin düşüncelere dalmışken Asude konuşmasını bitirmiş bir yandan da çantasını kontrol ederek çıkmaya hazırlanıyordu.Asude'nin dürterek kendisi ile gelip gelmeyeceğini sorması üzerine kendine gelen Yasemin toparlanıp çayın altını kapattıktan sonra eşyalarını alarak evden ayrıldılar.

    Hastaneye yeni giriş yapan Selim odasına gitmeden önce Fatih'in nasıl olduğunu öğrenmek için koridorda ilerliyordu.Kapının önüne geldiğinde Asude'nin yerine bakan bayana "Hastası varmı?" dedikten sonra olmadığını öğrenince kapıyı hızla çalıp içeri girdi. Selim odaya girdiği anda Fatih'in ilaç içtiğini fark edip şaşkın bir şekilde ona bakarken Fatih'te önündeki ilaç kutusunu bir anda çekmecesine atıp ona günaydın dedikten sonra içeri gelmesini söyledi.Selim tereddütlü bakışlarla oturmayacağını sadece nasıl olduğu sormak için geldiğini söyledikten sonra Fatih'e "Ne oldu hasta falan mısın?" diye sordu.Fatih bir sorun olmadığını sadece başı ağrıdığı için ağrı kesici aldığını söylediğinde kendine itiraf edemese de kuşkuya düşen Selim düşünceleri bir kenara bırakıp "Neyse sadece selam vermek için gelmiştim.Birazdan hastam gelir sonra görüşürüz" dedikten sonra Fatih'te yeni yatış yapan bir hastasına bakması gerektiğini söyleyerek yerinden kalktı ve beraber odadan çıktılar.Asude ve Yasemin sessizce hastaneye doğru yürürken Yasemin sessizliği bozarak "Fatih beyin öyle birşey yapabileceğine gerçekten inanıyormusun Asude?" diye sordu.Asude içinden inanmak istemediğini söylemek geçse de tereddütlü bir bakışla "İnanıp inanmamam önemli değil ama bu işin peşini bırakmayacağım Yasemin.Lütfen beni anla" diyerek ne kadar kararlı olduğunu anlamasını sağladı..

    Fatih hastasını kontrol ettikten sonra odasına doğru ilerliyordu ki Asude ve Yasemin'le karşı karşıya geldi.Yasemin selam verirken Asude onun yüzüne bile bakmadan üstünü değiştirmek için yanlarından ayrıldı.Fatih Asude'nin ona karşı geliştirdiği bu tutumdan çok rahatsızdı Yasemin'in onun için zor bir dönemden geçtiğini anlatmasını duymuyordu bile bu sırada yanlarına gelen Selim imalı bir şekilde Fatih'e "Onu buldum galiba" dedikten başıyla gelmesini istemesinin ardından Fatih Yasemin'den izin isteyerek Selim ile beraber gitti.

    Yasemin bir yandan neler olduğunu öğrenmek istiyor diğer yandan da akşam yemeğe gittiklerinden beri haber alamadığı Alp'in ne durumda olduğunu merak ediyordu.Yerine doğru giderken telefonunu eline alıp numarayı tuşladı.Uzun bir bekleyişin ardından açılan telefonda bir kadın sesi alan Yasemin önce şaşırıp bozulsa da sert bir dille "Telefonu Alp'e ver!" diye çıkışırken telefon Alp'e çoktan geçmişti bile.Alp kendisini kıskanması ne kadar hoşuna gitse de bu ses tonundan da bir o kadar hoşlanmadığını belirtirken burnundan soluyan Yasemin "Kapa çeneni senin çapkınlıklarından daha önemli bir sorunumuz var.Rahat konuşabileceğin bir yere geç!"diye çıkıştı.

    Onlar konuşurken Asude yerine geçmiş bir gözü Fatih'in odasında bir gözü gelen hastalardaydı.Kısa bir süre sonra Selim'in dışarı çıktığını görüp ne konuştuklarını merak etse de işine devam edip gelen sıradaki hastaya yol gösteriyordu.O sırada yanına gelen Nagihan Asude'nin Fatih'in odasını göz hapsinde tuttuğunu fark edince "Bu aralar Selim bey ile yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor" deyiverdi.Asude duymamış gibi davranarak neden bahsettiğini sorunca Nagihan ona kızları konuşurken duyduğunu ve yakında buraların hareketlenebileceğini söyledi.Asude bunun ne anlama geldiğini sorunca daha fazla birşey söyleyemeyeceği ima ederek oradan ayrıldı.

    Akşam olmuş çıkış saatine yaklaşılmıştı.Yasemin Asude'nin yanına geldiğinde yerinde bir başkasının olduğunu görünce etrafa bakınıp Asude'nin nerede olduğunu sordu.Görevliden Asude'nin Hatice hanımın yanına çıktığını öğrenen Yasemin oradan uzaklaşıp sessizce "Yapma Asude!" diyerek hızla üst kata çıktı.Bu sırada Selim Fatih'in odasında yaşanan beklenmedik durumun kulağına gelmesiyle aşağıya inmişti.Hızla odaya yaklaşıp içeriye girdikten sonra ne olduğunu anlamaya çalışırken duyduğu şeyler karşısında oldukça şaşırmıştı.Fatih içeridekiler çıktıktan sonra Selim'e bundan sonra yaşayacakları süreç ile ilgili ona bilgi verirken Asude de Hatice hanımın yanından çıkmış ama Yasemin onu gözden kaçırmıştı.

    Asude çıkmak için eşyalarını almaya giderken Fatih'in odasından gelen seslere kayıtsız kalamayıp bir süre orada beklemeye karar verdi. Yasemin yukarıda beklemeyi sürdürürken Hatice hanımın odasında tek başına olduğunu görünce tekrardan aşağıya inmek için merdivenlere yöneldi. Fatih ise eşyalarını toplayıp Selim'le beraber odasından çıkarken karşısında gördüğü Asude'ye yaklaşıp birazda sitemkâr bir şekilde "Seni suçlamıyorum inandığın şeyi yaptın.Senin açından bakılırsa haklısın da...ama bende kendi inandığım şeylerin üstüne giderek bu durumu ortaya çıkartacağım.İşte o zaman bana neden inanman gerektiğini anlayacaksın Asude" dediği anda hızla yanlarına gelen hasta çocuk ve annesinin feryatlarıyla neye uğradıklarını şaşırdılar.

    Yasemin odanın önündeki kargaşayı görüp hızlı adımlarla onlara doğru yürürken onu durduran arkadaşı olanları duyup duymadığını sordu.Yasemin anlatmasını isterken Fatih'in önüne atlayan kadın "Ne olur oğlumu kurtarın doktor bey" diye ağlıyordu.Fatih kadını sakinleştirmeye çalışıp ne olduğunu anlamaya çalışırken Yasemin şaşkın bir halde yanlarına gelmişti.Kadın oğlunun hastalığını ağlayarak anlatıp yardımcı olmalarını isterken raporlarına bakan Selim kadına oğlunun acilen hastaneye yatması gerektiğini söyledi.Selim çocuk ve annesi ile ilgilenirken Fatih elindeki resmi belge ile asansöre doğru yürümeye başladı. Yasemin yanına gelip birşey bilip bilmediğini soran Asude'ye birazda elinde olmadan "Neden böyle birşey yaptın!Acele karar vermemen gerektiğini söylemiştim" diye çıkıştı. Asude neden bahsettiğini sorduğunda Yasemin "İstediğin oldu annenin ölümü ile ilgili soruşturma başlatılıyormuş.Fatih bey açığa alınıyor" diyerek durumu anlattığında Asude donuk bir şekilde "İyi ya herşey ortaya dökülecek işte..." diyerek Fatih'in gidişine durgun gözlerle bakakaldı.

    12.Bölümün Sonu



    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ----------------------

    Hikaye : Gülsemin,nk83,[COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Aslı Oktay
    [COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Yazan :nk83,Aslı Oktay


    [/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     

    Ekli Dosyalar:

    aysenim ve Aslı Oktay bunu beğendi.
  13. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    13.Bölüm

    "Babacığım hadi kalk! İşe geç kalacaksın"

    Fatih gözlerini açtığında kızını baş ucunda ona güzel gözlerle bakarken görünce keyfi birazda olsa yerine gelmişti.Minik kızını öpüp koklarken ona bir süre evde çalışması gerektiğini izah etti.Küçük kız bu durumdan hiçte şikayetçi değildi.Bu haberi sevinçle karşılayıp "Buna çok sevindim artık beraber parka gidebileceğiz" dediğinde ona buruk bir tebessümle bakan Fatih küçük kızının saçını severken kapıda beliren Burcu'yu gördü. Bir anda yattığı yerden toparlanıp kızına hemen geleceğini söyleyerek Burcu ile beraber aşağıya gönderdi.

    Fatih odasının kapısını kapattıktan sonra banyoya gidip traş malzemelerini dolaptan alırken bir yandan da bundan sonra ne yapacağını düşünmeye başlamıştı.Doktorluk onun yapabileceği tek işti ve tüm kariyerine leke düşüren bir suçlama ile işinden uzaklaştırılmıştı.Düşünüp duruyordu. Ayşegül! Ne pahasına olursa olsun ona bir an önce ulaşmalıydı.Sanki tüm sır perdesi onu bulunca ortadan kalkacak gibi geliyordu.

    Asude ise sabah kalkmış her zamanki haliyle kahvaltı sofrasında oturarak Yasemin'in inmesini bekliyordu.Bir yandan da dün yaşananları düşünüp kendince olaylara bir anlam vermeye çalışıyordu.Yasemin telaşla aşağıya inip saçını toparlarken uyanamadığını söyleyip günaydın dedikten sonra masaya oturdu.Tabağına birkaç parça şey alırken Asude'nin kendisine olan bakışları ile durup ona ne olduğunu sordu.Asude donuk bir ifade ile Fatih'i kendisinin şikayet etmediğini söyleyince şaşıran Yasemin gayet net bir tavırla "Saklama Asude sen etmediysen başka kim edebilir ki?" dedi ama Asude tavrından ödün vermeyip "Sakladığım birşey yok sana ben etmedim diyorum. Sanırım biri benden daha cesaretli çıktı" dedi.

    Yasemin kimin söylemiş olacağını düşünürken Asude dünkü olaylar yüzünden Aslı ile konuşmayı unuttuğunu söyleyip öğrenmesini istediği şeyi bugün ona soracağını söyledi.Yasemin teşekkür edip bunun kendisi için öneminin büyük olduğunu belirtirken Asude'de bu kadar önemli olan şeyin tam olarak ne olduğunu düşünüp duruyordu. Yasemin kahvaltısı bitince Asude'ye istediği zaman çıkabileceklerini söyleyip eşyalarını almak için odasına çıktı.

    Hastaneye geldiğinde Asude Yasemin'den ayrılıp yerine geçti. Etrafı toparlarken bir an gözü Fatih'in odasına takıldı. Kapıdaki ismi kaldırılmıştı. İçi burulsa da tekrardan işinin başına dönüp gelen hastalarla ilgilenmeye başladı.Saatler geçiyor gelen giden hasta bitmiyordu.Öğle vakti geldiğinde yemekhaneye giren Asude bir masada oturmuş tek başına yemek yiyen Nagihan'ı fark etti.

    Yemeğini tepsisine koyup yanına giderek izin istedikten sonra boş olan kısma oturdu.Günlük sohbetleri sürerken Asude'nin dünkü hasta çacuğa ne olduğunu bilip bilmediğini sorması üzerine Nagihan "Küçük Ömer değil mi? Ne olduğunu anlamadım ki.Böbreklerinde ciddi bir sorun varmış hatta Selim beyde çok ilgilendi.Bugün yarın hastaneye yatış yapacaktı.Şaşırtıcı olan herşey şu ki ayarlanmıştı ama aile bir anda vazgeçti" dedi.

    Asude şaşkınlıkla neden vazgeçtiklerini sorduğunda o konuda birşey bilmediğini söyledi.Nagihan yerinden kalkıp Asude'ye afiyet olsun derken "Yasemin'e sormadın mı? Eminim o biliyordur.Tüm gün ailenin yanındaydı.Hatta taksiye binerken kendilerine eşlik etti" dedi.Asude bir an ailenin parasızlıktan yakındığını düşünüp "Taksi mi?" diye gevelerken yanından ayrılan Nagihan'ın ardından bakakaldı.

    Tüm gün Yasemin ile karşılaşma fırsatı bulamayan Asude eve gelip üstünü değiştirdikten sonra tekrar çıktı.Artık yorulduğunu hissediyordu. Sabah ayrı akşam ayrı gidip gelmeler bünyesini zorlamaya başlamıştı.Taksiden inip ödeme yaparken kapıda rastladığı Demir ile sohbet ederek içeriye girdi.Koridorda ilerleyip Aslı'yı bulan Asude önce halini hatrını sorup sohbet etmeye başladı. Asude konuşmaları sırasında ne zaman lafı Alp'in gittiği tesise getirse Aslı bir şekilde konuyu değiştirerek cevap vermekten kaçıyordu. Sanki ağzı bu konuda mühürlenmiş gibiydi...

    Asude onun ağzından herhangi bir laf alamayacağına kanaat getirince üstelemeyi bıraktı. Biraz hava alıp geleceğini söyledikten sonra odadan çıkan Asude elleri önlüğünün ceplerinde koridorda ilerlemeye başladı. Yürürken her zaman yaptığı gibi önce birinin gelip gelmediğine bakıp sonrada kameralı odanın kapısını yokladı. Açık olmasını beklemiyordu ama yine de her geçişinde şansını deniyordu.

    Bulunduğu kattan çıkıp boş gözlerle etrafa bakarak yürümeye devam etti. Kapıları camdan olan odaların yanından geçerken kulağına gelen seslere kayıtsız kalamayıp bir anda durdu. Sesin geldiği yöne doğru kulağını kabarttığında bir kadının sesini duydu. Sesinden ağlamaklı olduğu anlaşılan bu kadının söyledikleri tam olarak anlaşılamıyordu. Sonrasında duyduğu bir erkek sesi bazı prosedürlerden bahsedip imzalamaları gereken yerlerin nereleri olduğunu söylüyordu. Kadın okuma yazmaları olmadığını söyleyince parmak basabileceğini söyleyen görevli kısa bir sessizliğin ardından onlara şimdilik başka bir işlemin gerekmediğini söyledikten sonra kapıya kadar eşlik edeceğini söyledi.

    Asude çıkmak üzere olduklarını anlayınca minik adımlarla sanki gelip geçiyormuş izlenimi vermek için yürümeye devam etti. Aile çıktığında arkası dönük olan Asude çocuk sesi duyup anlık refleksle dönerken yan odadan çıkan Alp ile çarpıştı. Birbirlerinden özür dilerken Alp bir an aileyi görüp Asude'yi oradan uzaklaştırmak istercesine kolundan nazikçe tutup "Seni gördüğüm iyi oldu hadi benimle gel..." dedikten sonra onun yürümesini hızlandırırken Asude kısa bir an için arkası dönük yürüyen anne ve çocuğa baktı.

    Alp'in kendisine söylediği şeyleri aklındaki düşünceleden ötürü algılayamayan Asude bir an durup anne ve çocuğu daha önce hastanede gördüğünü ve burada ne gibi bir işleri olduğunu sordu. Alp bu tür anlarda soğuk kanlı ve kendinden emin açıklamaları ile karşısındakinin düşünceleri üstünde hakimiyet kurmasını iyi beceriyordu. Aynı yöntemi şimdi Asude'nin üstünde de kullanıyordu.

    Alp gün içinde Yasemin'in aradığını söyleyip anne ve küçük çocuğun güç durumlarını bildiklerini bu yüzden de onlara yardımcı olmak için ellerinden geleni yapacaklarını anlatıyordu. Asude Alp'in sanki büyük bir lütuf yapıyormuş gibi anlatıyor olmasından hoşlanmamıştı. Ona aileye imzalattıkları belgelerle alakalı sorular sormaya başlayınca Alp tebessüm ederek eliyle Asude'nin omuzlarından tutarken "Bugün ne kadar da meraklıyız böyle. Merak etme bizde en az senin kadar iyi kalpli insanlarız. Küçük çocuğun iyi olması için elimizden geleni yapacağız. Güven bana" dedi.

    Asude'nin tereddütlü bakışlarına maruz kalan Alp çağrı cihazının sesi ile toparlanıp ona kibarca işinin başına geçmesini söyledikten sonra koridorda ilerlemeye başladı. Alp bir gözü kendisini izleyen Asude'de olarak merdivenlerden aşağıya indi.

    13.Bölümün Sonu

    ----------------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ----------------------

    Hikaye : Gülsemin,nk83,[COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue][COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Aslı Oktay
    [COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Yazan :nk83,Aslı Oktay[/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     
  14. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    14.bölüm

    Birkaç hafta sonra

    Asude elindeki işleri bitirmiş dinlenme odalarının bulunduğu yere giderek bir kanepeye kıvrılmış gözlerini dinlendiriyordu. Küçük çocuğun yapılacak tedavi için yatış yapmasının ardından huzursuz günler geçiren Asude bazı geceler rüyasında onu görüyor ama tam ona yardım için elini uzatacakken çocuk bir anda gözden kayboluyordu. Nedenini bilmediği bir sıkıntı hisseden Asude artık bazı şeylerden yorulduğunu hissetmeye başlamıştı.

    Asude gözlerini araladığı esnada kahve makinasının başında duran Demir'i gördü. "Sana da bir fincan hazırlamamı istermisin?" dediğinde gözlerini ovuşturan Asude "Zahmet olmayacaksa sert bir kahveye hayır demem" diyerek gülümsedi. Fincanları eline alıp orta sehpaya bırakan Demir kanepeye oturup kahvesini yudumlarken Asude'ye bakıp yorgun gözüktüğünü söyledi. Asude hafifçe kafasını iki yana sallayıp "Ruhum yorgun bedenim yorgun.Yerimde sayıp duruyorum. Otomatiğe bağlanmış gibiyim. Uyanıyorum,hastaneye gidiyorum ardından buraya gelip eve döndüğümde tekrar uyuyorum. Ve ertesi gün herşey sil baştan yeniden başlıyor..." dedikten sonra eliyle kahve makinesini gösterip sıkıntılı bir tebessümle "Şu kahve makinesinden ne farkım var? O bile ara sıra bozulup kendisini fark ettiriyor. Ben onu bile yapamıyorum" dedi.

    Demir onu dikkatle dinlemişti. "Bunu hissetmenin nedeni kendine gereğinden fazla yüklenmiş olman Asude" dedikten hemen sonra kahvesini sehpaya bırakıp "Kim ne derse desin sen çok zor zamanlar geçirdin. Bana kalırsa dağılmaktan son anda kurtulmuş olman bile oldukça umut verici. Senin sadece şu an bu hayattan ne beklediğine karar vermen gerekiyor" dedikten sonra Asude'nin çok ciddi bir şekilde kendisini dinlediğini görünce ortamı bir nebze olsun neşelendirmek için "Ve belki senin de şu bahsettiğin kahve makinesi gibi "Bir saniye ben bozuldum ve tamire ihtiyacım var" demen gerekiyor" dedi. Asude ve Demir bir an bu sözle tebessüm etmişlerdi. Asude söyledikleri için Demir'e teşekkür edip bu tavsiyesine uyacağını ve kendisini onaracağını söyledi.

    Demir ile beraber kahvelerini alarak odadan çıkan Asude sohbet ederek ilerlerken gözü ilerde telefonla hararetli bir şekilde konuşan Alp'e takıldı. Alp'te onu fark etmiş ve nedense gerilmişti. Birbirlerine bakarken Alp'in gülümseyerek selam verdiğini gören Asude aynı şekilde ama biraz daha soluk bir ifade ile karşılık vererek odasına geçti. Aslı'ya selam verip yerine geçtikten sonra dikkatli bir şekilde çıkan sonuçlara bakan Asude çekmecesini açıp aradığı şeyi bulamayınca yerinden kalkıp dosyaların bulunduğu yere geçti. Aslı ne aradığını sorunca önemli birşey olmadığını söyleyen Asude dosyaları peşisıra öne alırken aradığını dosyayı bulup hıza yerinden çekip masasının başına geçti.

    Dosyayı inceleyip çıkan diğer sonuçla karşılaştırdığında kafası bulanmıştı. Aynı seri numaralı hastaya daha öncede bambaşka bir ilaç ile alakalı testler yapmıştı. Kendi kendine söylenirken onu duyan Aslı'ya elindeki sonuçları gösterip bir yanlışlık olup olmadığından emin olmadığını söyledi. Aslı baktığı anda boş bulunup "Küçük çocuk yani Ömer'in sonuçları bunlar herhangi bir yanlışlık yok" dedi. Asude "Nasıl yok! Bu çocuk yanlış hatırlamıyorsam böbreklerinde ciddi bir sorun olduğu için hastaneye gelmişti. Diğer ilacın onun hastalığı ile herhangi bir ilgisi yok" dedi. Aslı verdiği tepkiyi yadırgamıştı. Kendisinin başka birşey bilmediğini söyleyip gerilince odadan çıktı. Asude'nin canı sıkılmıştı. Sonuçlara tekrardan bakıp keyifsizce sandalyesine oturdu.

    Günler günleri kovalıyordu. Asude aynı Demir'e söylediği gibi kendini onarmaya çalışıyordu. Kendisine zaman ayırması gerektiğini düşünüp bulduğu kısıtlı vakitlerde bile elinden geldiğince bunun için çabalıyordu. Yasemin'de ondaki bu değişikliğin farkındaydı. Bir yandan onun biraz olsun kabuğundan çıkmış olmasına seviniyor bir yandan da gereksiz endişelere kapılıyordu.

    Asude yine bir hastane çıkışı eve gelmişti. Yasemin ile gün içinde olanları konuşup yemeklerini yedikten sonra evden ayrıldı. Taksiden inip binaya yaklaştı. Güvenliğe başıyla selam verip yanından geçerek içeriye girdi. Gayet olağan bir günün ardından büyük bir sükûnetle asansörü beklerken ileriki koridorun orada yaşanan bir konuşma dikkatini çekti. Asansör kata geldiğinde tereddütte kalan Asude anlık bir düşünce sonrası sesin geldiği yöne doğru gitmeye başladı. Yaklaştıkça sesler yükseliyordu. Yükseldikçe de olayın iç yüzü meydana çıkmaya başlıyordu. Asude her adımında düşündüğü şeyin olmamasını dileyerek ilerlemeye devam etti...

    14.Bölümün Sonu


    ----------------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ----------------------

    Hikaye : Gülsemin,nk83[COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue][COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue],Aslı Oktay
    [COLOR=#483D8B][COLOR=teal][COLOR=teal][COLOR=darkslateblue]Yazan :nk83,Aslı Oktay[/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/COLOR]
     
  15. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.533
    Beğeniler:
    83.906
    15.Bölüm

    Asude hızlı adımlarla koridorun sonuna geldiğinde Ömer'in babasını bir görevliyi bağırarak sarsarken görmüş kafasını yan tarafa çevirdiğinde ise çocuğun annesini gözleri yaşlı ve yarı baygın bir şekilde bulmuştu. Gelen güvenlik görevlileri adamı kollarından tutup bir odaya götürürken Asude de kadının yanına giderek onu kendine getirmeye çalıştı. Kadın gözlerini açar açmaz yine feryat figan ağlamaya başlamıştı. Asude sakinleştirmeye çalışırken kadın oğlunu görmek istediğini haykırınca bir an ne yapacağını şaşırmıştı. Asude kadının ısrarı karşısında beklemesini ve gidip oğlu ile ilgili bilgi alıp geri geleceğini söyleyerek yanından ayrıldı.

    Asude olay ile alakalı birilerini bulmaya giderken binaya giren Alp hızla ceketini çıkarıp yanındaki adamına vererek kadının yanından geçip karşısındaki odaya girdi. Asude durumla alakalı bilgi almaya çalışırken hiç kimse ona açıklama yapmaya yanaşmıyordu. Herkes ağız birliği etmişçesine benzer sözler söyleyip işlerinin başına dönmeleri gerektiğini söyleyerek kapılarını kapatıyorlardı.

    Umudunu kesip bir köşede dururken Demir’i asansör beklerken gördü. Seslenerek durmasını sağlamaya çalışırken onu fark etmeyen Demir kata gelen asansöre binip yukarı çıktı. Asude kadının yanına dönerek üzgün olduğunu ama herhangi bir şey öğrenemediğini söyleyecekti ki kadının oğlunun ölüm haberini alınca yaktığı ağıtları duydu. Koşar adım yanlarına gittiğinde kadını odaya alan görevliye bakıp arkasından gitmek istedi. Görevli Asude’ye “Üzgünüm içeri giremezsiniz” derken içeride Alp’i gören Asude çocuğun babasının ona savurduğu tehditleri dinliyordu. Sessiz kalıp suratına kapatılan kapı eşliğinde çantasını oturma bölümüne koyarak beklemeye başladı.

    Çocuk ölmüş müydü? O daha küçüktü. Asude o iki farklı tahlil sonuçlarını ilk gördüğünde herhangi bir şey yapmadığı için kendisini suçlu hissetmişti. Belki o an bunun neden olduğunu araştırıp sorgulasaydı çocuk şu an hayatta olabilirdi.

    Yaklaşık bir buçuk saat sonra kadının feryatları etkisini azaltmaya başlamıştı. Asude kadının yine baygınlık geçirdiğini düşünüyordu. Yanına doğru yaklaşan Aslı ona gözlerini açarak “Sen neden buradasın. Telefonunda cevap vermiyor” dedi. Asude çantasını alıp telefonuna baktığında gerçekten kapalı olduğunu görüp Aslı’ya olanları anlatmaya başladı.

    Aslı onu oradan uzaklaştırmak için yukarıda işlerin biriktiğini ve zor durumda kaldığını söyleyince bunun için ondan özür dileyen Asude yerinden kalkıp isteksizce onunla beraber yürümeye başladı. Aslı ile yan yana olan Asude asansörü beklerken kadın ve adamın çıktığını duyup onlara kulak vermeye başladı. Asude asansöre binerken gördüğü görüntü ile şaşkınlığını gizleyememişti. Az önce feryat eden kadın kocasının yanında süklüm püklüm duruyor adam ise Alp’in kendisine söylediklerini dikkatle dinleyip nerdeyse onun elini sıkmaya hazırlanıyordu. Asansörün kapısı kapanırken bu işte bir gariplik olduğunu düşünmekten kendisini alamamıştı.

    Asude bütün geceetrafı ilefazla ilgilenmeden sessizce işini yapıp eve dönmüştü. Yasemin'de salonda oturmuş film izliyordu. Seslenerek hoş geldin derken çantasını portmantoya asıp yanına gelen Asude kendisini tekli koltuğa bıraktı. Yasemin televizyonun sesini biraz kısarken “Bir sorun mu var?” diye sorunca Asude kafasını olumsuzca sallayıp “Yanlış bir şeyler oluyor ve ben buna engel olamıyorum” dedi. Yasemin telaşlanmış ama bunu belli etmeden gayet rahat bir şekilde “Engel olamadığın şey ne canım?” dedi.

    Tüm olanları gözden geçiren Asude eliyle alnını ovuşturup o an konuşmak istemediğinden “Boşver…zaten bir önemi kalmadı” dedi. Onun bu halinden hoşlanmayan Yasemin “Asude sen görevin ne ise onu yap bırak geri kalanı Alp halletsin” dedi. Asude sorunun içeriğini anlatmadığı halde Yasemin'in sanki biliyormuş gibi konuşmasını yadırgamıştı. Yasemin'e haklı olabileceğini söyleyip suskunlaştı. Yasemin mutfağa giderken Asude'de ardından düşünceli gözlerle onun gidişine bakıyordu. Canı sıkılmıştı. Yasemin'e bir duş alıp yatacağını söyleyerek odasına çıktı. Kapıyı kapatıp bir süre düşündükten sonra aklına gelen bir düşünce ile gözlerini kısıp gayet kararlı bir şekilde yerinden kalkarak havlusunu alıp banyoya girdi.

    Ertesi gün hastane çıkışında aklına gelen fikrin doğrultusunda nasıl ilerleyeceğini düşünerek taksiye bindi. Yol boyunca kafasını toparlamaya çalışmıştı. Daha önce dikkat etmediği ayrıntılar artık gözüne batmaya başlamıştı. Kameralı odadaki çocuğu gördüğünden beri o kapı sürekli kilit altındaydı. Alp'in tavırları hep aynıydı ama onda Asude'nin hoşlanmadığı birşeyler vardı. Yasemin...o da sanki sürekli kendisini susturma halindeydi. Ya sen karışma diyor ya da abartıyorsun Asude diyerek konuyu kapattırıyordu. En çokta küçük Ömer'in ölümü onu hareketlendirmiş gibiydi. Asude artık yavaş yavaş daha emin daha mantıklı düşünerek etrafında olup bitenlere seyirci kalmayacak bir Asude'ye dönüşüyordu...

    Taksiden inip her zamanki gibi merdivenleri çıktı. Binaya dışarıdan bakıp derin bir nefes alarak kapıdaki güvenlik görevlisine selam verip içeriye girdi. Koridorda ilerleyip ceketini çıkararak eline alan Asude odasına girip Aslı ve Demir'e selam verdikten sonra ceketini ve çantasını bırakıp onlara hemen döneceğini söyleyip odadan çıktı.

    Hızlı adımlarla koridorda ilerliyordu. Alp'in adamlarından birini görüp onun nerde olduğunu sorduktan sonra merdivenlerden bir üst kata çıktı. Alp oradaydı. Tek başına arkası dönük bir halde telefonla konuşuyordu. Aralarında biraz mesafe bırakıp konuşmasının bitmesini bekledi. Alp bir çekten bahsediyor çeki verdikleri kişinin gidip gitmediğinden emin olmalarını istiyordu.

    Görüşmesini bitiren Alp arkasını döndüğünde Asude'yi görünce şaşırmış ama her zamanki haliyle ona yaklaşıp "Asude seni bu katta görmeyi beklemiyordum. Bir sorun mu var? " dedikten sonra cool bir bakış atarak "Dur söyleme! Aslına bakarsan sadece seni görmek istedim Alp demeni daha çok tercih ederim " dedi. Asude tebessüm edip "Yapmayın lütfen. Ben sadece size bir teklifte bulunacaktım" dediğinde şaşkınlıkla birlikte çekici bir ifade takınan Alp "Sizden gelecek her türlü teklife açığım" dedikten sonra Asude'nin bakışını görünce ifadesini normalleştirip teklifin içeriğini sordu. Asude "Hafta sonu bir planınız varmı?" dediğinde Alp'in ifadesi görülmeye değerdi...

    Asude eve gelmişti. Yasemin banyodan yeni çıkmış olmalı ki saçları nemliydi. Asude saçlarını kurutmasını yoksa hasta olabileceğini söyleyince bunu umursamayan Yasemin hep bu şekilde bıraktığını söyledi. Tam karşısına oturan Asude dergi okuyan Yasemin'e bakarken "Alp'i haftasonu yemeğe davet ettim" dedi. Yasemin duyduğunu algılayamamıştı. Dergiyi bırakıp "Ne yaptın?" diye sordu. Asude söylediğini tekrarlayınca gerilen Yasemin bunun nereden çıktığını düşünüp şaşkınlığını gizlemeye çalışıyordu. Asude'ye Alp'i davet etmesindeki maksatı sorup "Bir süredir aranız bozuk gibi. Bu yemek size iyi gelecek Yasemin. Eminim aranızdaki buzlar hafta sonu eriyecektir" cevabını alan Yasemin bundan hiç hoşlanmamıştı ama belli etmeden tebessümle "Ne kadar iyisin Asude. Bende Alp ile aramdaki "buzları" eritmek istiyordum zaten. Çok iyi düşünmüşsün" dedikten sonra orada kalamayacağını anlayınca saçlarını tutarak "Ben gidip saçlarımı kurutayım. Islak kaldı başım ağrıyacak" diyerek telaşla salondan çıktı. Odasına girdiğinde sinirden eline aldığı havluyu yatağına fırlatan Yasemin "Alp! Bu teklifi kabul ettin ya bende o lokmaları senin boğazına tıkmazsam bana da Yasemin demesinler!!!" diye söylenip sinirli bir şekilde yatağına oturdu.

    15.Bölümün Sonu


    ----------------------

    Değerli yorumlarınızı bizden esirgememenizi umuyoruz aşağıdaki linke hikaye ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz...

    -*-Asude-*- Okuyucu Yorumları

    ----------------------

    Hikaye : Gülsemin,nk83,Aslı Oktay
    Yazan :nk83,Aslı Oktay