Duyuruyu Kapat
Hanimefendi: kadınlara özel bir şekilde sağlık, giyim, beslenme, diyet ve benzeri kısaca her konuda destek veriyor. Türkiye'de tek kaynak olma yolunda hızla ilerleyen Hanimefendi.com, üyeler dışında ziyaretçilere açık yapısıyla da paylaşım mantığının hakkını vermeye çalışıyor. Siz de bunun bir parçası olmak istiyorsanız, hemen ücretsiz kayıt olabilir ve aramıza katılabilirsiniz. Sensiz bir kişi eksiğiz... :)
Duyuruyu Kapat
Instagram 180T
Facebook 10K
Twitter 138T

Adın Bahardı / Yazan : nk83

Konu, 'Hikayelerimiz ve Romanlarımız' kısmında nk83 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    forumtipiadınbahardı.jpg

    Künye
    Hikayenin Adı : Adın Bahardı
    Yazan : nk83

    VLnEJr.gif
    Ana Karakterler / Oyuncular
    Bahar Kaya : Aslı Enver

    Mert Arslan : Henry Cavill

    Erkan Sancak : İlker Kaleli

    Simay Arslan : Zeynep Çamcı

    Konusu
    Bahar geçirdiği kazanın ardından gözlerini bir hastane odasında açmıştı. Ancak onu kötü bir sürpriz bekliyordu. Genç kız maalesef ki orada olma sebebini de hayatıyla alakalı diğer detayları da hatırlayamıyordu. Üzerinden de ne bir kimlik ne de bir telefon çıkmıştı. Sadece elinde sıkı sıkıya tuttuğu buruşuk bir kağıt parçası vardı.

    Bu kağıdın üzerine alelacele yazılmış olan adres ise Mert Arslan adlı genç bir yazara aitti. Bu adresin sahibi olan Mert Arslan hayatında nasıl bir yer kaplıyordu bilmiyordu ama belli ki bu kazayı geçirmeden önce onun yanına doğru gidiyordu.

    Şu an bulunduğu durum sebebiyle de yapılacak en doğru şey o adresteki Mert Arslan'a ulaşıp ondan kendisine yardım etmesini istemek olacaktı. Tanımadığı birinden yardım beklemek Bahar'a ne kadar zor gelse de bunu yapmaktan başka çaresi kalmamıştı. Keşke bu karşılaşmanın Mert için neler ifade edeceğini bilebilseydi.

    Not : Nedendir bilinmez Soner Arıca'nın "Adın Bahardı" adlı şarkısını bir ara o kadar çok dinledim ki aniden aklımda oyuncularıyla beraber bu hikaye canlandı. Esin kaynağım bu güzel şarkı oldu yani.

    ........::::::::____::::::::........

    Şarkıyı dinleyip hikayeyi o şekilde okumaya başlamanızı öneririm. Jönümüzün hislerini yansıtıyor


    Adın Bahardı - Soner Arıca
    Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
    Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
    Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
    Aşkın içimde solardı adın Bahar'dı

    Eteğini koştururdun sokağımızda
    Sokak sus pus olur sana bakardı
    Bilmezdin gizliden izlediğimi
    Gözlerim gözlerinden korkardı
    Hatırlıyorum adın Bahar'dı

    Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
    Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
    Bilmezdin seni her sabah yolcu ettiğimi
    Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
    Hatırlıyorum adın Bahar'dı

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
    #adınbahardı
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 15:43
    askrhpozitif bunu beğendi.
  2. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    hfhfh.png

    1. Bölüm : İlk göz ağrım ilk gönül yaram...

    Mert bütün gece gözünü bile kırpmadan yeni romanı üzerine çalışmış ve sabah saatlerinde de oldukça yorgun bir halde salonundaki kanepesine boylu boyunca uzanmıştı. Niyeti birkaç saat uyuyup sonra da yazmaya yeniden devam etmekti.

    Ancak bu mümkün olmamıştı çünkü kısa bir süre sonra telefonu durmaksızın çalmaya başlamıştı. Önce uykusu tatlı geldiği için açmaya yanaşmasa da birkaç kez daha çaldıktan sonra söylene söylene yerinden kalkmak zorunda kalmıştı.

    Evin dağınıklığına ve etraftaki boş fincanlara yüzünü buruşturarak bakıp üzeri karmakarışık olan çalışma masasının önüne geldiğinde resmen her yer her yerdeydi. O karışıklık içinde kağıtları kaldırıp sonunda telefonunu bulmayı başararak eline aldı. Hastaneden aranıyordu ve bunu anlar anlamaz yorgunluktan neredeyse kapalı bir halde duran gözleri aniden açılmıştı.

    İçinde oluşan korkuyla aranma sebebini sorduğunda da durum ortaya çıkmıştı. Geçirdiği kaza sonrası hafıza kaybı yaşadığı için kimliği belirlenemeyen genç bir kızın üzerinden kendisine ait bir adres çıkmıştı. Aklına bu genç kızın kardeşi Simay olabileceği gelince endişeli gözlerle hemen geleceğini söyleyip telefonunu kapattıktan sonra da askıdan ceketini alarak evden ayrıldı.

    Koşar adım arabasına geçip garajından geri geri çıkarken bir yandan da ailesini arıyordu. Kardeşiyle ilgili bir sorun yaşanıp yaşanmadığını bir an önce öğrenmeliydi. Ancak kardeşi konusunda endişelenmesine gerek yoktu çünkü telefonu bizzat Simay cevaplamıştı.

    derfgtfhgygujlo.jpg

    "Ağabeyciğim nasılsın?"

    "Ben iyiyim de seni merak ettim. Simay sen neredesin?"

    "Evdeyim ağabey"

    "Doğru söyle bak! Bir sorun yok değil mi?"

    "Aslında bu sorundan ne anladığına bağlı"

    "O ne demek şimdi?"

    "Şey... Akşam eve biraz geç gelmiş ve bu yüzden de küçük çaplı bir ailesel kriz yaratmış olabilirim"

    "Neredeydin peki?"

    "Arkadaşımdaydım nerede olacağım? Merve ile ders çalışmaya o kadar dalmışız ki Allah seni inandırsın saate bakmak şuncacık aklımızdan geçmemiş. Yani geçmedi!"

    "Eminim öyledir"

    "Öyledir öyledir"

    "Bu konuda şaibeli bir durum seziyorum. Bunu daha sonra tekrar konuşalım"

    "Konuşmayayım ya boş ver zaten biz bir araya gelene kadar konu bayatlar"

    "Geçiştirmeye çalıştığına göre sen bayağı fırçalık bir şey yapmışsın"

    "Of!"

    "Oflama Simay! Peki annem şimdi nerede?"

    "Bahçede babamla beraber kahve içip hakkımda bir karara varmaya çalışıyorlar. Ağabey sen neden beni bu kadar merak ettiğini söylemeyecek misin?"

    "Önemli bir şey değildi. Simay şimdi araba kullanıyorum ben sonra yine ararım tamam mı?"

    "Peki öyle diyorsan..."

    "Sonra görüşürüz fıstık annemle babama sevgilerimi ilet"

    "Tamam ağabeyciğim öpüyorum"

    Mert sağlıksal yönden kardeşiyle alakalı her şeyin yolunda olduğunu anlayınca derin bir nefes almıştı. Arkadaşlarından da herhangi bir sorun olmadığını öğrenince telefonunu kapatıp tüm dikkatini yola verdi. Artık kim için çağrıldığını da gittiğinde anlayacaktı.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Kısa bir süre içinde hastaneye gelmişti. Arabasını park edip koşar adımlarla içeriye girdikten sonra önce danışmaya sonra da oradaki görevlinin yaptığı yönlendirme ile başhekimin yanına çıktı. Kapıyı tıklatıp içeriye girdikten sonra "Merhaba ben Mert Arslan. Kaza geçiren ve kimliği belirlenemeyen bir hastanız nedeniyle buraya gelmem istendi" dediğinde başhekim oturmasını isteyip hastayla ilgili detaylar vermeye başladı.

    Üzerinde araç anahtarı bulunduğu için bir araba kazası olduğu düşünülüyordu ancak genç kızın bulunduğu yerde aracına rastlanmamıştı. Büyük ihtimalle arabasından çıkmayı başarıp yardım istemek için uzun süre yürümüş ama anayola çıktığında daha fazla dayanamayarak yolun kenarına yığılmıştı.

    Hastaneye geldiğinde ise durumu çok iyi olmasa da tedavilere en iyi şekilde yanıt vermişti. Güçlü bir bünyesi olduğu açıktı. Tek sorun kendisiyle alakalı hiçbir şey hatırlamıyor oluşuydu. Bu işlerini epey zorlaştırmıştı. Ancak bir süre sonra ortaya bu sorunu yok eden bir kağıt parçası çıkmıştı.

    Hemşirelerden biri onu genç kızın yumruk yaptığı elinden alıp o kargaşa da kaybolmasın diye cebine atmış ve sonra da içine bakmayı unutmuştu. Tabii ortalık sakinleştikten sonra aklına gelir gelmez açıp baktığında da o kağıttan Mert'in ismi ve ev adresi çıkmıştı. Yani sonunda ulaşılacak kişiyi bulmuşlardı.

    "Kendisini görebilir miyim?"

    "Tabii ki görebilirsiniz Mert Bey ama sonra sizinle tekrar konuşalım olur mu?"

    "Çıkmadan önce yanınıza uğrarım"

    "Siz şimdi dördüncü kata çıkın. Kat personelimiz durumdan haberdar size yardımcı olacaklardır"

    "Teşekkür ederim"

    Konuşma sonlanınca Mert genç kızın yanına gitmek üzere başhekimin odasından ayrıldı. Elindeki buruşuk ve üzerine kan sıçramış olan kağıda üzgün bir halde bakarken bir yandan da asansörün önüne doğru yürüyordu. Bu kız kim olabilirdi aklı almamıştı. Ailesinden ya da arkadaşlarından biri olmadığına göre belki de kitaplarını takip eden okurlarından biriydi. Bunu da birazdan öğrenirdi elbet.

    Yukarıya çıkıp hasta kabul bölümünde duran görevliye durumu anlattığında Mert'i bir odanın önüne aldılar. Hemşire önden girip birkaç saniye içeride kaldıktan sonra "Buyurun hastanızı görebilirsiniz" diyerek kenara çekildi. Tuhaf bir durumdu çünkü içeride kiminle karşılaşacağını bilmiyordu. Hatta gerçekten tanışıyorlar mıydı o bile muammaydı.

    Mert odanın önünde durup tedirgin bir halde kapıyı tıklattıktan sonra nihayet sorularına bir cevap bulmak için içeriye girmişti. Tabii içeriye girmesiyle yaşadığı şokta gözlerine çok net bir şekilde yansımıştı. Ama bu kız...

    txrcukyoıu.png

    Mert kapının önünde sanki kanı çekilmiş gibi bembeyaz bir yüzle bahsi geçen hastaya bakıp kalırken genç kız da yattığı yerden ona doğru ürkek gözlerle bakıyor kendisine bir şeyler söylemesini bekliyordu. Belki bu adam şu an onun için bir yabancıydı ama Mert için bu kız o kadar çok şey ifade ediyordu ki...

    İkisi de farklı manalar içeren bakışlarıyla birbirlerine bakarken genç kız aralarındaki suskunluğu bozarak "Mert Arslan siz misiniz?" diye sordu. Ses çıkmıyordu. Mert kızın karşısında adeta donup kalmıştı. Gözlerine inanamıyor içinden tekrar ederek "Hayır hayır o değil. O olamaz" deyip duruyordu.

    Adam kendisine öyle acı dolu bir şekilde bakıyordu ki kız gözlerinin dolacağını hissetmişti. Henüz onu tanıyıp tanımadığını bile bilmiyordu ama bu adamın yaşadığı hüzün ona da yansımıştı. Neden böyle olmuştu anlayamıyordu. Sanki kendi halini unutup onu teselli etmek isteği duyuyor gibiydi.

    "Cevap vermeyecek misiniz? Siz Mert Arslan mısınız?"

    Kızın sesiyle kendisine gelen Mert yaşadığı şokla bir şey diyemeden sadece benim dercesine başını sallayabilmişti. Kapıyı örttükten sonra kızın yanına doğru yaklaşıp yatağın sağ tarafında duran sandalyeye oturan Mert gözlerini de üzerinden bir an olsun ayıramıyordu. Şu an gözlerine inanamadığı anlardan birini yaşıyor olmalıydı. Kız yakınlık seviyelerini bilmediği için bakışlarını kaçırıp sessizce dururken Mert'te onun kollarındaki kaza izlerine içi acıyarak bakıp "İyi misin? Canın acıyor mu?" diye sordu.

    Bunu sorarken sesi titriyordu. Bu adam her kimse kendisini seven biri olmalıydı. Genç kız bakışlarını yavaşça Mert'e çevirerek "Dayanılmayacak gibi değil" dedikten sonra ona uzun uzun bakmaya başlamıştı. Bu kadar üzgün göründüğüne göre onunla gerçekten yakın olmalılardı ama yine de aralarında bir mesafe olduğu açıktı. Kim bilir belki de kavga etmişlerdi ve uzun süredir de görüşmüyorlardı. Akrabası arkadaşı ya da sadece bir tanıdığı mıydı acaba? Kimdi ki bu adam?

    "Bir kaza geçirmişsin. Bana öyle söylediler"

    "Bana da öyle söylediler"

    "O güne dair hiçbir şey hatırlamıyor musun? Ufacık bir şey..."

    "Tek hatırladığım şey gözümü açtığımda kendimi bir hastane odasında bulduğumdu"

    "Bana elinde sıkı sıkıya tuttuğun kağıttan ulaşmışlar. Üzerinde adım ve adresim yazıyormuş. Anladığım kadarıyla o kaza olmadan önce benim yanıma geliyormuşsun"

    "Bu söyledikleriniz bana o kadar yabancı geliyor ki. Etrafımdaki her şey o kadar boş ve anlamsız ki. Neden elimde o kağıt vardı bilmiyorum. Neden size geliyordum hiçbir fikrim yok. Sizi ne kadar tanıyorum dost muyuz düşman mıyız yoksa herhangi bir tanışıklığımız var mı yok mu bilmiyorum. Çok garip değil mi?"

    "Öyle olmalı"

    Mert özlemle bakarken genç kız da çekinerek "Peki siz beni hatırlıyor musunuz?" diye sordu. Bunu soruyordu çünkü mesafeli duran Mert hâlâ aralarındaki bağdan ya da yakınlıktan ona bahsetmemişti. O da haliyle tereddütte kalmıştı. Bu soruyla birlikte Mert'in gözünde de onu ilk gördüğü an ve hemen ardından da seneler önce son kez gördüğü an canlanmıştı. İlk anı da küçücük bir kız çocuğuydu.

    tyjubıjşlkpimknjbhvg.png

    Genç kız hatırlamıyordu ama Mert ile aynı mahallede büyümüşlerdi. Mert ne kadar çekingen sessiz sakin bir çocuksa o onun aksine son derece yaramaz ve ele avuca sığmayan bir çocuktu. Bu yüzden o uçuşan eteklerini sıkı sıkı tutarak arkadaşlarıyla sokaklarda koşarken önünden her geçişinde çocuksu hislerle başını eğerdi Mert. Gözlerine bakmaya çekinirdi çünkü. Belki aynı ana denk gelirlerdi de anlardı neler hissettiğini belli mi olurdu?

    Seneler bir bir geçmesine rağmen Mert yanına gitmeye de tanışmaya da cesaret edemezdi. Ama onu izlemekten de kendisini alamazdı. Her sabah okula gidişleri ondan ayrı geçirdiği sıkıntılı saatlere tekabül ediyordu. Dönüşleri ise tam bir bayram havası estiriyordu sokaklarında. Karşılıklı kaldırımlarda o arkadaşlarıyla gülüşüp konuşarak evine doğru giderken Mert'te tek başına onun gülüşünü izleyerek yürüyordu. Yalnızlığını ona hissettirmeyen sıcacık bir gülüştü bu.

    Şimdi ise o kız gelmiş Mert'e beni hatırlıyor musun diye soruyordu. Hatırlamaz mıydı hiç? Bu kız onun hem ilk göz ağrısı hem de ilk gönül yarasıydı. Seneler önce cesaretini toplayarak karşısına çıkmaya hazırlanırken ne yazık ki onu bir başkasıyla el ele göz göze görmüştü. Karşısındaki adama gözlerinin içi gülerek bir şeyler söylüyor adamda onu öpüp sarılarak karşı cevap veriyordu. Sevdiği kız mutlu gözüküyordu. Çok mutlu...

    drgfhgjykuı.gif

    Mert ikisine bakıp kalırken kızla adam bir arabaya binip uzaklaşmışlardı. Elinde ona hediye etmek için getirdiği ilk kitabıyla gidişlerini izledikten sonra apartmana girip kitabını kapısının önündeki gazeteliğe bırakarak oradan ayrılmıştı.

    Okumasını istiyordu çünkü o roman ikisini anlatıyordu. Ona anlatamadığı her şey o kitaptaki satırlarda gizliydi. Yani anlayacağınız ne geçmişte ne de gelecekte doğru ana hiç denk gelememişti Mert. Ya çekindiği için ya da geç kaldığı için kaçırmıştı sevdiğini. Ta ki bugüne dek...

    Tam umudunu kesip hayatına yeni bir yön vererek ilk ve belki de tek aşkı olan bu kızı unuttuğunu sandığı bir dönemde bu sefer de sevdiği ona gelmişti. Kendisini hatırlamıyordu ama şu an yanındaydı ve tam karşısında duruyordu. Mert'ten başka gidebileceği kimsesi de yoktu. Her ne yaşadıysa bu kendisini görmeye gelmesini sağlamıştı. Belki de en zor anında Mert bir kaçış noktası olmuştu ona.

    Aralarında uzunca bir sessizlik olunca genç kız Mert'i dikkatle inceleyip gözlerini kısarak "Daldınız" dedi. Doğru dalmıştı. Bu kız Mert'in hafızasında o kadar güçlü bir yere sahipti ki herhalde bir konuşmaya başlasa saatlerce hiç ara vermeden ondan bahsedebilirdi.

    İlk defa yüzünde tatlı bir tebessüm oluşmuştu genç adamın. Hoş ve güven verici bir bakışla bakarken genç kız umutlanıp "Beni hatırlıyor musunuz diye sormuştum. En azından adımı söyleyebilirsiniz diye umuyorum" diyerek sorusunu yineledi. Mert dişlerini sıkarken gözünün önüne gelen hoş bir görüntüyle genç kıza doğru dönüp aynı romanının sonunda kendi el yazısıyla yazdığı gibi cevabını vermişti.

    "Hatırlıyorum. Adın Bahar'dı"

    dawsdfegrty.gif

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız


     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 15:46
  3. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    zz.png

    2.Bölüm : İlk Aşk

    "Hatırlıyorum. Adın Bahar'dı"

    Mert'in sözü biter bitmez Bahar'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluşmuştu. Nedenini bilmiyordu ama duyduğu şey bu haliyle kulağına çok tanıdık gelmişti. Sanki daha önceden de duymuş gibi gülümseyerek "Demek adım Bahar" dedi. Mert o anlarda gözlerini kaçırarak ellerini birbirine kenetlemişti.

    Bahar'da onun her hareketini dikkatle inceliyordu. Çekingen bir adamdı bu Mert. Sürekli gözlerini kaçırması kelimelerini özenle seçip tedirgince konuşması Bahar'da bu izlenimi uyandırıyordu.

    Mert'in bu hallerini ilgiyle izlerken "Peki soyadım neydi?" diye sorunca genç adam kısa bir an durup sonra da bakışlarını yavaşça ona doğru çevirdikten sonra çok hoş bir bakışla omzunu silkeleyerek "Bilmiyorum" dedi. Çocukken bunu merak edip öğrenme çabası olmadığı gibi büyüdüğünde de karşılaştığı durumlar sebebiyle öğrenme şansı olmamıştı.

    Açıkçası Bahar soyadını bilememesine bir anlam verememişti. Demek ki yakın değillerdi. Akraba olmayı bırakın belli ki bu adam arkadaşı bile değildi. Gözlerini kısarak bakmayı sürdürürken Mert'te derin bir nefes alıp ayağa kalkarak pencerenin önüne doğru gitti.

    Perdenin ucundan dışarıya bakarken çocukluğuna geri dönmüştü sanki. Bacağını kırıp aylarca evden çıkamadığı günlerde sokağı balkonlarından seyrederdi. Bahar'ın annesi de zaman zaman kendi pencerelerinde gözükür "Bahar hadi artık eve gel de dersini çalış!" diye bağırırdı. Mert'te adını ilk defa bu sayede öğrenmişti. Bahar'ın beş dakika daha kalabilmek için annesine verdiği muzur cevaplar yüzünden de gülümsemesine engel olamazdı. Aynı şimdi de olduğu gibi.

    "Anladığım kadarıyla birbirimizi pek tanımıyoruz"

    Mert'in omzunun ucundan kendisine doğru bakarak "Soyadını bilmiyor olmam seni tanımadığım manasına gelmez ama öğrenmek istiyorsan söyleyeyim. Sen beni benim seni tanıdığım kadar iyi tanımıyorsun" demesi Bahar'ı şaşırtmıştı. İyi de neden kendisini gece vakti elinde tanımadığı bir adamın adresiyle yollara atmıştı ki o zaman?

    Nedenini hatırlayabilmek için bunu sesli de dile getirip kendisini zorlarken Mert aklına gelen bir düşünceyle "Seneler önce seni görmeye gelmiştim. Kapına bir kitap bıraktım. Belki de onu okuduktan sonra beni bulmaya karar vermişsindir" dedi. Demek evinin nerede olduğunu biliyordu. Bu iyi bir şeydi değil mi?

    Bahar söylediği şeyi düşünüyor düşünüyor ama bir türlü bir bağlantı yakalayamıyordu. Gergince alnını ovalayarak "Anlayamıyorum. Nasıl olur da sıradan bir kitap beni tanımadığım birine getirebilir ki?" deyince Mert'te yanına yaklaşıp gözlerini Bahar'ın gözlerine dikerek "O sıradan bir kitap değildi" dedi. Bahar'da ona baktığında gözleri ilk defa buluşmuştu. Bu bakışları onun gerçekten sıradan bir kitap olmadığının belgesi gibiydi. Bu sefer tuhaftır ki gözlerini ilk kaçıran Bahar olmuştu.

    sdfghj.png

    "Onu diğerlerinden ayıran özellik neydi peki?"

    "O kitabı ben yazdım"


    Bahar hayretle bakıp "Siz mi? Peki onu neden kapıma bırakmıştınız?" derken şaşkınlığını gizleyemiyordu. Mert ise bu soruyu cevaplamaya gönüllü gözükmüyordu. Kapıya doğru yürüyüp üstü kapalı bir şekilde "Doğru zamanın geldiğini düşünmüştüm ama maalesef ki yanılmıştım" dedikten sonra kapıyı açıp "Başhekim ile konuşmam gerekiyordu. Birazdan geri dönerim" dedi. Mert giderken Bahar'da ardından bakıp kalmıştı.

    Acaba geri dönecek miydi? Belki de başhekim ile konuşmayı bahane ederek onu orada bırakıp evine geri dönecekti. O yüzden mi konuşmalarını kesip aniden çıkmıştı acaba? Yapar mıydı bunu gerçekten? Ama Bahar'ın şu durumda ondan başka güvenebileceği ya da ulaşabileceği kimsesi yoktu ki.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Bahar onun gelmesini beklerken ister istemez uykuya yenik düşmüştü. Mert ise başhekim ile konuştuktan sonra genç kızın yanına geri dönmüş ve uyanmasını beklerken de onu seyre dalmıştı. Bu kızın güzel görünmediği tek bir an var mıydı acaba?

    Mert elini Bahar'ın eline doğru uzatıp sonra da dokunmadan geri çekmiş ve tam o anda da telefonunun sesi duyulmuştu. Yerinden kalktıktan sonra pencerenin önüne gelerek telefonunu cevaplarken Bahar'da sesler yüzünden gözlerini aralamıştı. Merakla başını diğer tarafa çevirdiğinde de açık olan pencereye yaslanıp telefonla görüşen Mert'i görünce derin ve rahat bir nefes almıştı. Geri döneceğini sanmamıştı herhalde.

    "Oğlum sen nerelerdesin? Cebini ayrı evini ayrı arıyorum ama açan yok. Öldüm meraktan Mert"

    "Dışarıdayım anne ne oldu?"

    "Simay'yı aramışsın. Ağabeyimin bir derdi var ama söylemedi kesin kötü bir şey olmuş belli etmiyor dedi"

    "Bak sen şuna! Ben iyiyim anne merak etme. Küçük cadı ortalığı karıştırmak istemiş sanırım. Simay orada mı?"

    "Yanımda ama yüreğim ağzıma geldi be oğlum!"

    "Telefonu ona verir misin? Belli ki haftalık ağabey azarını işitmemiş hanımefendi"

    "Tamam veriyorum. Kendine dikkat et yavrum"

    "Tamam anne öpüyorum"

    "Ağabeyciğim..."

    "Ağabeyciğim demek! Küçük hanım neden ağabeyimin bir derdi var söylemiyor diyerek annemi meraklandırıyorsun?"

    "Aaa aa! Öyle mi demişim? Kuru iftira!"

    "Bir de koskoca kadını yalancı mı çıkarıyorsun? Kendi vukuatını kapatmak için beni öne sürdün değil mi?"

    "Of! Yine kuru iftiraya kurban giden bir Simay kardeş vakasıyla karşı karşıyayız sayın izleyiciler"

    "Sululuk yapma"

    "Tamam o da var ve itiraf etmeliyim ki tam cezam açıklanırken mükemmel bir kurtarıcı oldun. Ama ne yapayım ya senin için de çok endişelendim. Telefonda sesin bir tuhaf geliyordu"

    "Sende gidip annemin yüreğine mi indireyim dedin?"

    "Ya ağabey valla kötü bir niyetim yoktu"

    "Tamam bu sefer uzatmayacağım ama bir daha ki sefere anlamadan etmeden insanları telaşlandırma"

    "Peki tamam bu sondu"

    "Ben şimdi eski bir arkadaşımı görmeye geldim. Bugün uğrayamam ama yarın yanınıza gelirim"

    "Tamam ağabeyciğim bekliyoruz"

    "Görüşürüz ağabeyinin tatlı belası"

    "Ya of!"

    "Ağabeylere oflanmaz Simay bir öğrenemedin gitti!"

    "Tamam oflamıyorum sadece öpüyorum. Görüşürüz"

    Mert gülümseyerek telefonu kapatıp cebine koyduktan sonra dışarıyı izlemeye dalmıştı. O sırada ağabey kardeş arasındaki bu tatlı görüşmeye tanık olan Bahar'da yüzünde hoş bir ifadeyle onu izleyip "Geri dönmeyeceksiniz sanmıştım" dedi. Mert sesini duyar duymaz doğrulup ardına bakmıştı. Sonsuza kadar yanında kalmasını istediği birini nasıl bırakıp gidebilirdi ki?

    Bahar'ın yanına doğru yürüyüp sandalyeye oturduktan sonra "Başhekim ile konuşup son durumun ne olduğunu sordum. O da bana seni gün içinde taburcu etmeyi düşündüklerini söyledi" deyince Bahar'ın yüz ifadesi düşmüştü. İçini bir korku kapladığını inkar edemezdi. Bu halde ne yapar ne eder hiçbir fikri yoktu. Mert ona yardım edecek miydi onu bile bilmiyordu.

    Bahar huzursuz olmuş gibi üzerindeki pikeyi sıkı sıkı tutarak sessiz kalınca Mert'te buna bir mana veremeyip "Sevinirsin sanmıştım" dedi. Genç kız tedirgin bakışlarla "Sevindim tabii ama buradan çıktığımda nereye gideceğimi ne yapacağımı kime güvenip kime güvenmeyeceğimi bilmiyorum ki" deyince Mert onun ne kadar zor bir durumda olduğunu daha net anlamıştı. Bana güvenebilirsin demek istiyordu ancak bunu söylemek bir şey ifade eder miydi emin değildi.

    "Benimle gelmek ister misin?"

    "Nereye?"

    "Benim evime. Eğer istersen kendini toparlayana kadar yanımda kalabilirsin. Hatırlarsan eğer daha önce evine geldiğimi söylemiştim. Kendini iyi hissettiğinde seni oraya götürürüm. Böylelikle seni tanıyacak birilerine ulaşabiliriz. Umarım hâlâ aynı yerde oturuyorsundur"

    "Yardımlarınız için teşekkür ederim. Çok iyisiniz gerçekten"

    "Bana sadece Mert de lütfen"

    "Peki olur"


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Mert hastaneden çıkabilmeleri için gerekli olan işlemleri yaparken Bahar'da hemşirenin yardımıyla giyinip onu beklemeye başlamıştı. Bu adam kimdi bilmiyordu ama yine de yanında olup kendisine destek verdiği için mutlu olmuştu. O olmasaydı ne yapardı nereye giderdi hiç bilmiyordu. Herhalde sokaklarda boş boş gezip başına da bin bir türlü şey gelirdi. Daha önceden kıymetini biliyor muydu orası muammaydı ama Mert gibi bir tanıdığı olduğu için belli ki çok şanslıydı.

    "Hazır mısın?"

    Bu sesin gelişiyle arkasını döndüğünde Mert'te kapıda durmuş ona bakıyordu. Bahar'ın üzerinde kaza geçirdiği gün giydiği kıyafetler vardı ve gerçekten çok kötü görünüyordu. Keşke bilseydi de gelirken ona yeni elbiseler getirebilseydi.

    Mert'in kendisine karşı olan bakışlarını takip eden Bahar perişan bir halde olan kıyafetlerine baktığında çok utanmıştı. Bunun neticesinde de gözlerini kaçırıp "Hazırım" dedi. Kendilerine arabaya kadar refakat etmek için gelen adam da o sırada tekerlekli sandalyeyi Bahar'ın yanına doğru yanaştırmıştı. Artık hastaneden çıkabilirlerdi.

    Odadan çıkıp asansöre geçerek otoparka inerken Bahar'da aynadan Mert'in yüz ifadesine bakıyordu. O an ne düşündüğünü aklından neler geçtiğini bilmek istiyordu ama bu pek mümkün değildi tabii. Asansör durduğunda Mert önden gidip arabasının kapılarını açmıştı. Onlara refakat eden adam Bahar'ın kalkmasına yardım ederken de hemen araya girip "Teşekkür ederim bundan sonrasını ben hallederim" dedi.

    Adam uzaklaşırken Mert'te Bahar'ın oldukça dikkatli bir şekilde araca binmesine yardımcı olmuştu. Kapıyı kapatıp şoför tarafına geçtikten sonra da aynalarını kontrol edip Bahar'ın göz hapsinde olarak torpidodan güneş gözlüklerini çıkardı. O kadar uykusuzdu ki gün ışığı bile gözlerini son derece rahatsız ediyordu.

    "Hâlâ seninle nereden tanıştığımızı söylemedin"

    Mert dikiz aynasından arka tarafa doğru bakarak "Seninle aynı mahallede büyüdük. Evlerimiz karşılıklıydı. Bütün gün bıkmadan usanmadan bir an olsun oturmadan koşuştuğun sokaklar ortak oyun alanımızdı" dediğinde bu duyduğuna biraz şaşıran Bahar'da gülümseyerek "Çocukluk arkadaşıyız o zaman" dedi. Pek öyle sayılmazdı aslında.

    Mert kısa bir an durup "Arkadaş olduğumuzu söyleyemem. Seninle sadece bir kez konuşabilmiştik onda da zaten karşındakinin ben olduğumu fark etmemiştin" dedikten sonra düşünceli bakışlarıyla yola bakmayı sürdürünce Bahar'da şaşırıp "Fark etmedim mi? Ama neden?" diye sordu. O günü düşünürken Mert'in yüzünde tatlı bir gülüş belirmişti.

    "Arkadaşlarınla birlikte saklambaç oynuyordun. Gözükmemek için o kadar çok çaba harcıyordun ki gelen giden olup olmadığına bakarken kayıp yüzüstü çamurun içine düşmüştün"

    "Gerçekten mi?"

    "Siz oynarken ben de uzaktan izliyordum. Senin düştüğünü görünce yardım etmek için yanına koştum. Yüzün gözün çamur içindeydi. Seni kaldırdığımda bir yandan o haline durmaksızın gülüyordun bir yandan da gözlerim yanıyor lütfen bir şey yap diyerek bağırıyordun"

    "Aman Allah'ım düşünmesi bile kulağa çok komik geliyor. Ee! Sonra ne oldu peki?"

    "Çocukluk aklı işte üzerimdeki gömleği çıkarıp gözlerini silmen için sana vermiştim. Sonra da bir yerlerden yüzünü yıkayabilmen için su bulmaya gittim. Geri döndüğümde arkadaşların etrafını sarıp sana yardım etmeye başlamışlardı bile"

    "Yanıma gelmedin mi?"

    "Hayır"

    "Neden?"

    "Çünkü artık bana ihtiyacın yoktu"

    Mert aniden susup tüm dikkatini yola verirken Bahar'da aynadan onu izleyerek "Teşekkür ederim" dedi. Mert bakışlarını ona doğru çevirip neden dermiş gibi baktığında Bahar'da sebebini açıklar bir edayla "O gün bana yardım ettiğin için. Anladığım kadarıyla sana teşekkür etme fırsatım olmamış" deyip gülümsedi. Aman Allah'ım ne güzel gülüyordu o öyle. Sanki gülmüyor güneşin doğuşunu haber veriyordu.

    "Hep böyle misin Mert?"

    "Nasıl?"

    "İhtiyacı olan herkesin yardımına kayıtsız şartsız koşar mısın?"

    "Herkes kadar"

    Verdiği kısa cevap onun böyle konularda övgü almaktan hoşlanmadığını belli eder gibiydi. Bahar'da bunu anladığı için imalı bir tavırla "Demek herkes kadar" dedikten sonra bir an onunla göz göze gelip önüne döndü.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Kısa bir süre sonra evin önüne gelmişlerdi. Mert'te garaja girmeden arabayı kapıya yakın bir yere park etmişti. Gözlüğünü çıkarıp yerine geri koyduktan sonra da arabadan çıkarak Bahar'ın kapısını açtı.

    Genç kızın çıkmak için yaptığı atılım Mert'in kolunu uzatmasıyla kesilmişti. Bu vesileyle de birbirlerine bakarken Bahar elini Mert'in koluna dolayıp rahatça çıkmıştı. Eve doğru ağır adımlarla yürürken Bahar'da sessiz kalıp o sırada evi incelemeye başlamıştı. Ufak tefek bahçeli müstakil bir evdi ama hem sıcacık hem de sempatik bir havası vardı. Sevmişti burayı...

    Mert kapıyı açtıktan sonra aniden evi bıraktığı son hali hatırlamıştı. Bu yüzden de içeriye girmeden önce yüzünü ekşiterek Bahar'a bakıp "Dağınıklık için kusura bakma bütün gece çalıştım da etrafı toparlamaya fırsatım olmadı" dedi. Bahar kibarlık edip sorun olmadığını söyleyerek içeriye girdiğinde evin halini görür görmez bu sözünü geri alırcasına "Aman Allah'ım! Evine bomba düşmüş gibi Mert" dedi. Daha iyi bir benzetme yapılamazdı.

    Mert böyle bir şey söyleyeceğini tahmin etmediği için garip bakışlı gözlerini ona doğru döndürürken Bahar'da Mert'e bakıp "Afedersin bütün gece çalıştım deyince sadece tek bir yerde çalışmışsındır diye düşündüm. Evin geneline bu kadar yayılmış olabileceğin aklıma gelmedi" deyip güldü. Bu söylediği şey Mert'i de güldürmüştü. Hay aksi! Ev gerçekten de bir kasırgaya ev sahipliği yapmış gibi görünüyordu.

    sfdghvjbk.gif

    Ayakkabılarını ve ceketlerini çıkardıktan sonra Bahar salondaki kanepeye geçmiş Mert'te telaşla etraftaki boş bardakları ve ıvır zıvır eşyaları toparlamaya başlamıştı. O kadar hızlıydı ki birkaç saniye içinde kasırganın izleri silinmeye başlamıştı.

    Bahar gözlerini yavaş yavaş evin içinde gezdirirken Mert'te "Acıktın mı?" diye sordu. Acıkmaz mıydı hiç? Hem de kurt gibi acıkmıştı. Bahar acıktığını söyleyip yemek hazırlarken yardım isteyip istemediğini sorunca Mert'te telefonunu eline alıp ona doğru bakarak "İyi günler ben Riva sitesinden Mert Arslan. Pizza siparişi verecektim. Evet evet her zamankinden" deyiverdi. Her zamankinden dediğine göre bu evde pek tencere kaynamıyordu herhalde.

    Bahar tebessüm ederek önüne dönerken gözüne oldukça zengin gözüken kitaplık çarpmıştı. Koltuğun kenarına tutunup yavaşça kalktıktan sonra gözünü ayırmadan kitapların önüne geldi. Garip bir şekilde suskunlaşmıştı. İşaret parmağını kitapların isimleri üzerinde gezdirirken de bir anda geri dönüp "İlk Aşk" adlı kitabı yerinden çıkararak eline aldı.

    dzsxfgcvhjb.png

    Kapağını inceleyip sayfalarına baktıktan sonra her ne hissettiyse aniden durup kitabın en son sayfasına baktı. Bir şey mi hatırlamıştı acaba? O sırada yanına gelen Mert "Bir şey mi oldu?" diye sorunca Bahar'da kitabı hızla kapatıp arka kapaktaki Mert'in yakın çekim resmiyle karşı karşıya kaldı. Evet bir şey olduğu açıktı. Bu cam gibi parlayan mavi gözler ona hafızasını zorlamasını emrediyordu sanki.

    Mert kendisini duymadığı için koluna dokununca Bahar'da refleksle geri çekilip o sırada da elinde tuttuğu kitabı yere düşürdü. Bu dokunuş bile ona tedirgin olduğu şeyler hissettirmişti. Mert'te ne olduğunu anlamamıştı. İkisi sözleşmiş gibi aynı anda eğilip kitabı tutunca ister istemez bakışları da yeniden buluşmuştu. Bahar o resimdeki gözleri en canlı haliyle karşısında görünce nefesini tutup sonra da gözlerini onun gözlerinde gezdirerek Mert'i şaşırtan bir soru sordu.

    "Evimin kapısına bıraktığın kitap bu muydu?"

    :kaalp:
    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 15:50
    okutan bunu beğendi.
  4. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    srdgjkhjl.png

    3.Bölüm : Bir şey hatırladım. Çok kötü bir şey...

    "Evimin kapısına bıraktığın kitap bu muydu?"

    Mert bu soru karşısında ne diyeceğini şaşırmıştı. Bahar'ın şu durumdayken böyle bir şey söyleyebileceğini tahmin etmemişti tabii. Kitabı eline aldıktan sonra Bahar'a doğru tutup onunla alakalı herhangi bir şey hatırlayıp hatırlamadığını sorarak merakla vereceği cevabı beklemeye başladı. Aslında hatırlıyorum demek Bahar'ın durumu için pek de doğru olmayacak gibiydi. O kitapla ilgili bir şey hissetmişti ama bunun neden kaynaklandığını anlayamamıştı.

    Bahar ayağa kalkarken düşünceli bir ifadeyle "Bilmiyorum ama sanki onu daha önce de gördüğümü hissettim" dediğinde aslında daha çok yazarın yani Mert'in resminden bahsediyordu. O bakışlar gözüne çok aşina gelmişti. Mert'te ayağa kalkıp kısa bir an sessiz kaldıktan sonra "Haklısın gördün. Sana hediye ettiğim kitap buydu. Hafıza kaybının geçici bir durum olduğu söylenmişti belki de hatırlamana yardımcı olmalıyız. Bu kitap iyi bir başlangıç gibi görünüyor" dedi.

    Bahar kitabı eline alıp dikkatle bakarken "Tamam ama bu kitap hafızamın geri gelmesine nasıl yardımcı olacak ki?" diye sorunca Mert'te aynı küçükken yaptığı gibi gözlerini kaçırıp başını eğerek "Okumaya başladıktan sonra yavaş yavaş anlayacaksın" dedi. Bahar duyduğu şey ile birlikte sessiz kalıp koltuğa oturarak merakla elindeki kitabı incelemeye almıştı. Genç kız kendi geçmişini okuduğundan habersiz sayfalar arasında dalıp giderken Mert'te çalışma masasının önündeki sandalyesine oturup onu izlemeye başlamıştı.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Yaklaşık 25-30 dakika kadar sonra da kapı telefonunun çalışı duyulmuştu. Bahar elindeki kitabı bırakarak etrafa bakarken Mert'in kolunu masaya yaslayarak uyumuş olduğunu fark etmişti. Yanına geldiğinden beri gözleri oldukça yorgun gözüküyordu zaten. Demek ki sessizlik olunca daha fazla dayanamayarak içi geçmişti.

    Bahar bir iki seslenişin ardından baktı olmuyor yerinden kalkıp kapıya doğru gitmişti. Tedirgince duvardaki kapı telefonu eline alıp "Efendim?" dediğinde siparişlerinin geldiğini ve içeriye gönderildiğini söyleyen güvenlik görevlisine haber verdikleri için teşekkür ettikten sonra Mert'in yanına yaklaştı. Nasıl uyandıracaktı ki şimdi?

    Mert'i korkutmamak için hafifçe kıstığı sesiyle "Mert uyan pizzacı geldi. Mert!" derken bir an susarak ona bakıp kalmıştı. Bahar onu hatırlamayı gerçekten çok istiyordu ama kendisini ne kadar zorlasa da onunla alakalı bir ipucu yakalayamıyordu. Sadece bu karakteristik yüz hatları ona tanıdığı bildiği biriymiş gibi hissettiriyor bu da Mert'e güven duymasını sağlıyordu.

    llıy.jpg

    Bahar hoş bakışlarıyla onu izlemeye dalmışken kapının zili çalmış ve Mert'te aniden o cam gibi parlayan mavi gözlerini açıp kendisine bakan Bahar ile yüz yüze kalmıştı. Mert kendisini izlediğini anlayınca çok şaşırmış Bahar'da bu şekilde yakalanınca çok utanmıştı. Telaşla doğrulup saçlarını toparlaya toparlaya "Seslendim ama uyanmadın. Pizzacı geldi" diyerek geri çekilirken Mert'te ona şaşkın bir halde bakmayı sürdürüp ayağa kalktıktan sonra kapıya doğru gitti.

    "İyi günler Mert ağabey"

    "Nasılsın Emre?"

    "İyiyim ağabey koşuşturup duruyorum"

    Emre pizzayı Mert'te ücreti verirken Bahar'da kenardan onları izliyordu. Çocuk "Az daha unutuyordum" dedikten sonra çantasından bir kitap çıkarıp Mert'e doğru tutarak "Ağabey kız arkadaşıma kitabını hediye edeceğim üzerini imzalar mısın?" dedi. Bahar gülümserken "Tabii ki imzalarım. Kız arkadaşının adı Zeynep miydi?" diye soran Mert'te pizzayı "Evet ağabey Zeynep" diyen çocuğa geri verip kitabı alarak isme özel olarak imzaladı. Çocuk çok mutlu olmuştu. Nasıl olmasın ki?

    "Çok sağ ol ağabey ben artık gideyim. Size afiyet olsun"

    "Dikkatli git sitenin girişi yine kayıyor"

    "Geçen sefer düştüğümden beri buradan çıkarken çok dikkatliyim ağabey merak etme"

    Mert pizzayı teslim alıp çocuğu geçirdikten sonra gözü kenarda duran Bahar'a takılmıştı. Aah tabii ya! Aklından tamamen çıkmış. Oysaki ona giyecek uygun bir şeyler verecekti. Pizzayı masaya bırakıp "Kusura bakma bütün gece çalıştım ve bu yüzden de uyumaya fırsatım olmadı. Önce sana kalacağın yeri göstermeliydim. Şu sağdaki odada rahatça kalabilirsin. Kendine ait bir banyon ve dolapta da giysiler var. İstediğin gibi kullanabilirsin" dedi. Giysiler var derken?

    Giysiler var deyince Bahar'ın yüz ifadesi değişmişti. Kimin kıyafetleriydi ki bunlar? O sessiz kalınca Mert'te sanki aklını okuyormuşçasına "Kardeşim Simay bazı zamanlar buraya gelip benimle kalıyor. Odada kendisine ait küçük bir elbise dolabı var. Umarım bedenleriniz uyuyordur" deyiverdi. He ondan yani! Yoksa bir kız arkadaş ya da eş meş vakası değil.

    Bahar tebessüm eder gibi olup "Teşekkür ederim ama ya kardeşin kıyafetlerinin başkası tarafından kullanılmasını istemiyorsa ne olacak? Sormadan giymem ayıp olmaz mı?" diye sorunca Mert'te yüzündeki hoş gülümsemeyle "Kardeşim böyle şeyleri önemseyecek biri değildir. Hatta o kadar olaydan kopuktur ki emin ol elbiselerinden birini üzerinde görse onun kendi kıyafeti olduğunu anlamaz bile" dedi.

    "O halde ben yemeğe oturmadan önce üstümü değiştirip geleyim olur mu?"

    "Rahatına bak"

    "Hemen dönerim"


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Bahar odanın kapısını kapattıktan sonra elbise dolabının önüne gelerek önce aynada kendisini inceleyip sonra da gördüğü şeyden memnun kalamayarak dolabın kapağını açtı. Askılar arasında gidip gelirken bordo ve oldukça rahat gözüken bir bluz ve kot pantolon seçip yatağın üzerine bıraktı. Bunlar üzerine olabilir gibiydi.

    Bahar üzerini değiştirirken Mert'te mutfağından tabak ve içecekler için bardak alıp geri gelmişti. Masanın düzenini sağladıktan sonra peçete almaya giderken de Bahar odadan çıkıp "Çok beklettim değil mi?" diye sordu. Halbuki gayet hızlıydı.

    Mert ona baştan aşağıya baktıktan sonra başını iki yana sallayıp "Hayır bekletmedin. Hadi pizza hâlâ sıcakken oturup yiyelim. Ben peçeteleri alıp geliyorum" diyerek mutfağa doğru gitti. Bahar'da onun ardından masaya doğru gelerek içecekleri bardaklara doldurmaya başlamıştı. Mert kısa sürede elinde peçeteler ile geri gelmiş ve beraber masaya oturduktan sonra sohbet ederek ilk pizza dilimlerini ellerine almışlardı.

    "Kitabın çok sürükleyici elimden bırakmak istemedim"

    "Beğenmene sevindim"

    "Hikayeyi ağzından dinlediğimiz çocuk..."

    "Ne olmuş ona?"

    "O hayali bir karakter mi?"

    "Neden sordun?"

    "Duygularını ve olayları anlatışı o kadar içten ki sanırım okurken onun gerçek biri olmasını istedim"

    Mert duyduğu şey ile mutlu olup sessizce pizzasını yemeğe devam ederken Bahar'da bir şey söylememesi karşısında ona doğru bakıp gülümseyerek "Bu karakter gerçek biri değil mi? O yüzden hikayesi daha ilk anda kalbime dokundu. Yaşanmış bir hikaye bu" dedi. Böyle söyleyince Mert'in bakışları Bahar'a dönmüştü. Kalbine dokunmuş muydu gerçekten? Başarabilmiş miydi bunu?

    Mert kısa bir an düşündükten sonra yorgun gözlerini Bahar'dan uzaklaştırarak "Evet okuduğun kitabın konusu yaşanmış bir hikayeden alındı" dedi. Bahar bunu duyduğuna sevinmiş gibiydi.

    "Yaşanmış bir hikaye ise peki o çocuk şimdi nerede?"

    "Bunu neden merak ediyorsun?"

    "O küçük çocuğu tanımak isterdim"

    "O artık bir çocuk değil"

    "Büyüdü yani"

    "Evet"

    asredtfgyuhu.png

    Bahar gözlerini üzerine diktiği Mert'e "Onu görüyor musun peki?" derken gülümsemeye başlamış Mert'te pizzasıyla ilgilenerek tatlı bir tebessümle "Evet kendisini sık sık görüyorum" demişti. Evet aynanın önüne her geçtiğinde o çocukla göz göze geliyordu. Verdiği cevap Bahar'ı mutlu etmiş bu da yüzündeki gülüşe yansımıştı.

    "Mert?"

    "Efendim?"

    "Neden bana daha net ve daha açıklayıcı cevaplar vermiyorsun?"

    "Açıklayıcı mı?"

    "Evet"

    Birbirlerine bakarken Mert lokmasını yutup "Tam olarak ne bilmek istiyorsun?" diye sordu. Bahar tatlı bir gülüşle kısa bir an ona doğru bakıp sonra da "Tamam soruyorum ama kaçamak cevaplar vermek yok" dedikten sonra Mert'in kabul etmesiyle de arayı hiç uzatmadan "O küçük çocuk kim?" diye sordu.

    dsftyguh.gif

    Aslında Mert'in yüzündeki ifadeden sanki cevabı tahmin edebiliyor gibiydi. Belki de sadece emin olma derdindeydi. Bunu Mert'te anlamıştı ve bu yüzden de lafı hiç dolandırmadan "O küçük çocuk benim" deyiverdi. Bahar buna şaşırmamıştı çünkü ilk bölümün açılış resminde gördüğü kadarıyla o küçük çocukta aynı Mert gibi ışıl ışıl bakan mavi gözlere sahipti ve onları da mütemadiyen kaçırma eğilimindeydi. Anlatımlardaki çekingen tavırları ve de en önemli ipucu olan iyilikseverliği de göze ilk çarpan detaylardı.

    "Demek kendi hayat hikayeni yazdın"

    "Onun benim hikayem olduğunu söylemedim"

    "Kimin hikayesi peki?"

    "Söylersem büyüsü bozulmaz mı?"

    "Haklısın. Sanırım bu konuda yazara güvenmem gerekiyor"

    Mert sessiz kalırken Bahar pizzasından bir ısırık alıp bir süre düşündükten sonra "Aynı mahallede büyüdüğümüzü söylemiştin. Hikayende bana da küçücük de olsa bir yer verdin mi? Mesela şu çamura düşme anım gibi" diye sordu. Yer vermez miydi hiç? O kitap henüz farkında olamasa da aslında Bahar'ın kendi hikayesiydi. Onu dışarıdan gören bir göz yazmıştı o satırları.

    Mert içeceğinden bir yudum alıp bardağını yerine bırakırken "Bence bu hikayede nasıl bir yer edindiğini kendin bulmalısın" dedi. Bahar ona bakarak düşüncelere dalmıştı. Ne tuhaf... Hafızasını kaybeden biri için fazla rahat değil miydi Allah aşkına? Yani sürekli sorular sorup gerekli cevapları almak için çırpınması ya da en azından Mert'e kendisini oturduğu eve götürmesi için ısrarcı olması gerekmiyor muydu? Ama nedense içinde garip bir dinginlik vardı. Burada huzur bulmuştu sanki.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Yemek sonrası Mert her ne kadar kendisini yormamasını söylese de Bahar onu dinlemeyip sofrayı kaldırmasına yardımcı olmuştu. Kendisini kötü hissetmiyordu. Aksine gayet iyiydi. Bulaşıkları hallettikten sonra Bahar içeriye dönüp kitabı tekrardan eline alırken Mert'te çayı koyup salona geri dönmüştü.

    Tam önünde de rüya gibi bir görüntü vardı. Bahar salonundaki koltuğunda kıvrılmış hoş bir gülüş eşliğinde elinde sıkı sıkı tuttuğu Mert'in kitabını okuyordu. Acaba kitaptaki kızın kendisi olduğunu ne zaman anlayacaktı? Ya da daha da önemlisi acaba o kızı yeniden hatırlayabilecek miydi?

    "Neden kitaptaki kıza hislerinden hiç bahsetmedin Mert?"

    O an daldığı için Bahar'ın sorusunu tam olarak algılayamayan Mert bunu yüz ifadesiyle de belli edince Bahar'da gülümseyip "Kıza diyorum... Yazdıklarından anladığım kadarıyla yıllar geçmesine rağmen hâlâ ona karşı hissettiklerini söylememişsin" dedi. Ama Bahar hile yapıyordu. Belli ki meraktan sayfaları atlaya atlaya gidiyordu.

    Mert'te ne desin ki şimdi? Tekli koltuğa geçip üzerindeki yastığı kucağına aldıktan sonra Bahar'a bakarak kısık bir ses tonuyla "Söyleyemedim çünkü hep geç kaldım" dedi. Bahar bunu duyduğuna çok üzülmüştü. Halbuki Mert'in bu kıza olan sevgisini kıskanılacak ölçüde özel bulmuştu.

    "Neden geç kaldığını düşündün ki? Bence ne olursa olsun bunları bilmeye hakkı vardı"

    "Üzgünüm ama ben öyle bir adam değilim"

    "Nasıl bir adam?"

    "Hayatında başka biri olduğunu bile bile sevdiğim kadına gidip ona olan sevgime karşılık vermesini beklediğimi söyleyecek bir adam değilim"

    Bahar şimdi daha da çok üzülmüştü. Buruk bakışlarla birbirlerine bakarken içten içe hayır demesini isteyerek "Yoksa evlenmiş mi?" diye sordu. Mert başını olumsuzca iki yana sallayarak "Hayır bildiğim kadarıyla evlenmedi. Aslında şu an hâlâ birlikteler mi onu da bilmiyorum" dedi. Ee! İyi ya işte...

    Bahar umut dolu bir ses tonuyla "Bence onu görmeye gitmelisin. Hatta eğer o bahsettiğin adam şu an hayatında değilse ona kesinlikle duygularını söylemelisin" derken yok artık diye düşünen Mert'te "Olmaz bunu yapamam" dedi. Tabii Bahar'da sessiz kalmamıştı ve biraz da üstüne giderek "Neden yoksa korkuyor musun?" diye sordu. O anlarda önüne bakan Mert'te gülümseyerek ona doğru dönmüştü. Bunları gerçekten Bahar ile konuşuyorlar mıydı yoksa bu bir rüya mıydı?

    aserdtfyghu.gif

    "Belki de gerçekten korkuyorumdur"

    "Ama neden? Düşünüyorum da en kötü ne olabilir ki Mert?"

    Ciddileşme anı gelmişti. Bahar'ın bu sorusuyla düşüncelere dalan Mert üzgün bir ifadeyle "Ne mi olabilir? Söyleyeceklerim onun için bir şey ifade etmezse bana olumsuz bir yanıt verip..." dedikten sonra sustu. Devam etmek zor gelmiş gibiydi. Bahar dikkatli gözlerle onu dinlerken Mert aniden susunca meraklanıp "Olumsuz yanıt verirse ne olur?" diye sordu. Ne olurdu biliyor musun? Bu Mert için her şeyin anlamını yitirdiği bir an olurdu.

    Bahar sessizliğini koruyan Mert'e pürdikkat bakarken Mert'te yüz ifadesi çökmüş bir halde ona bakarak "Bir insana yapılabilecek en kötü şey nedir biliyor musun? Umudunu elinden almaktır. Çünkü umudunu kaybedersen bu hayatla olan tüm bağlantını kaybedersin" dedi. Birbirlerine bakıp kalmışlardı. Mert belli ki bu kızı Bahar'ın anladığından çok daha fazla sevmişti. Daha doğrusu hâlâ daha sevmeye devam ediyordu.

    Mert huzursuz bir halde bakışlarını kaçırıp "Ben gidip çayları doldurayım" dedikten sonra yerinden kalkarak mutfağa gitmiş Bahar'da ardından bakıp kalmıştı. Okumaya ara verdiği kitabın sayfasına saçındaki tel tokasını tutturup kenara bıraktıktan sonra da pencereye doğru yaklaşarak dışarıya bakmaya başladı. Resmen kendi derdini unutmuş Mert ve şu meçhul kızla ilgili düşüncelere dalmıştı.

    Bahar dalgın bir halde sessizce dışarıyı izlerken Mert'te elinde çay tepsisiyle içeriye girmişti. Ancak aksilik bu ya tam sehpaya yaklaşırken yerdeki gazeteliğe takılınca dengesini kaybedip tepsiyi ve çay bardaklarını büyük bir gümbürtü ile yere düşürüverdi. İşin garibi yerde un ufak olan bardakların çıkardığı sesin Bahar için hiç de hoş olmayacak şeyler çağrıştırmasıydı.

    erytguhjıkm.gif

    Çıkan sesle birlikte Bahar'ın gözünde bir sahne belirmişti. Bir kavga anı gibiydi. Elindeki şişeyi bağırarak birine fırlatıp ıskalaması sonucu duvara çarpmış aynı şu an çıkan ses gibi büyük bir gümbürtü kopmuştu. Asıl kötü olan şey adamı ikinci sefer de ıskalamıyor oluşuydu. Eline aldığı vazo yüzünü seçemediği adamın başına isabet etmiş ve onun yere yığılmasına neden olmuştu.

    Hissettiği korkuyla arkasını dönen Bahar sanki hayalet görmüş gibi bakıyordu. Mert'te henüz ne halde olduğuna bakamasa da onu korkuttuğu için özür dileyip yerdeki tepsiyi ve kırıkları toparlamaya çalışıyordu. Keşke başını kaldırıp bir baksaydı. Gördüğü şeylerin ne manaya geldiğini anlayamayan Bahar ise kısık bir ses tonuyla "Mert!" diye seslenince nihayet Mert'in dikkatini üzerine çekmeyi başarmıştı.

    Mert kırık camları tepsiye koyarken Bahar'ı duyunca ona doğru dönmüş ve donuk bakışlarıyla karşı karşıya kalmıştı. Elindekileri hemen bırakıp ayağa kalkarak yanına giderken bir yandan da neyi olduğunu soruyordu. Bahar kilitlenmiş gibiydi. O sahnenin öncesini ve sonrasını hatırlamaya çalışıyordu. Kimdi ki o adam? Neden ona zarar vermeye çalışıyordu bir türlü anlayamıyordu. Ancak çok kızgın olduğu açıktı çünkü adama "Senden nefret ediyorum. Nefret!" diye bağırıyordu.

    Bahar ses çıkarmayınca iyice paniğe kapılan Mert'te yüzünü ellerinin arasına alıp "Bahar neyin var? Bahar iyi misin konuş benimle!" diye sordu. Konuşsun ama önce söyleyeceği şeyleri kafasında bir toparlaması gerekiyordu sanki. Bahar dolu dolu olan bakışlarını kaldırıp Mert ile göz göze gelerek "Bir şey hatırladım" dedikten sonra sesi titreye titreye de "Çok kötü bir şey..." dedi. Mert iyice meraklanmıştı. Onu bu denli etkileyecek ne hatırlamış olabilirdi ki?

    Bahar'ı koltuğa oturtup "Ne gördüğünü benimle de paylaşmak ister misin?" diye sorunca Bahar'da tereddütlü bakışlarıyla ona doğru bakıp bir süre düşündükten sonra "Ben... Ben onu öldürdüm galiba" dedi ve zar zor nefes alıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Ne demek onu öldürdüm galiba? Mert hıçkırıklara boğulan Bahar'a sarılıp sakinleştirmeye çalışırken bir yandan da söylediği şeyin şaşkınlığıyla ne yapacağını bilemeden öylece bakıp kalmıştı.

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 15:54
    okutan bunu beğendi.
  5. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    sdfghjk.png

    4.Bölüm : Sen de Kimsin?

    Genç kız neler söylemişti öyle? Resmen birini öldürmekten bahsediyordu. Ama yok böyle bir şey olamazdı. Bu imkansız gibi bir şeydi. Mert'in tanıdığı Bahar durum ne olursa olsun asla böyle bir şey yapabilecek biri değildi. Hem öyle bile olsa Bahar'ın izini hemen bulmazlar mıydı? Sonuçta günlerce bir hastanede kalmıştı. Bir cinayet işlemiş olsa polis çoktan ona ulaşmanın bir yolunu bulurdu.

    Mert'in kafası allak bullak olmuştu. Belki de Bahar adamı sadece bayıltmıştı ve korkup kaçarken de bu kazayı yapmıştı. Ama kendisi bu işin neresindeydi onu bir türlü çözemiyordu. Öyle bir anda yapılacak onca şey varken ya da güvenip gidebileceği bir sürü tanıdığı varken Bahar neden onca insan içinde Mert'i seçmişti ki?

    Mert omzunda uyuyakalan Bahar'ı yavaşça koltuğa yatırdıktan sonra üşümesin diye de odasından pike almaya gitmişti. Durum düşündüğünden daha da karmaşıktı sanki. Ona evine gidip seni tanıyan kişilere ulaşmaya çalışırız demişti ama hâl böyleyse durum açıklığa kavuşana kadar Bahar ortalarda gözükmese daha iyi olurdu. Belki de Mert'in bunu tek başına yapması daha doğru olacaktı.

    Salona geri dönen Mert elindeki pikenin kat yerlerini açtıktan sonra Bahar'ı uyandırmamaya özen göstererek üzerine örtüp karşısındaki koltuğa geçmişti. Gözlerini bir an olsun Bahar'ın üzerinden çekemiyordu. Aklındaki soru işaretlerine makul cevaplar ararken de bir süre sonra ister istemez dalıp gitmişti. Aslında o da uyuyup kafasını toplasa iyi ederdi çünkü doğru düşünebilmesi için biraz dinlenmesi gerekiyordu.


    •●●ERTESİ GÜN·٠•●●•٠·˙


    Sabah olmuştu ama ev o kadar sessizdi ki insanın hiç yataktan kalkası gelmiyordu. Bahar'da saatin tik tak tik tak sesleri sebebiyle gözlerini ister istemez aralamak zorunda kalmıştı. Çok da yorgun hissediyordu. Sanki bütün kemikleri sızlıyor gibiydi.

    raetryty.gif

    Bahar yattığı yerden kalkmadan etrafa bakınırken sehpanın üzerine bırakılmış bir not olduğunu fark etmişti. Aklına gelen ilk şey de Mert'in oraya ekmek almaya gidiyorum birazdan dönerim yazmış olabileceğiydi. Üzerindeki pikeyi çekerek kalktıktan sonra boynunu ovalaya ovalaya uzanıp kağıdı eline aldı. Mert sabah erkenden çıkmış ve Bahar'a da bu notu yazarak evinin bulunduğu yere gidip neler olduğunu kontrol edeceğini yazmıştı.

    Bahar kağıdı okumasına rağmen kenara bırakmıyor Mert'in el yazısını inceleyip duruyordu. Bazı harfleri yazış şekli farklı görünüyordu. Karakteristik bir el yazısı olduğu açıktı. Aynı yüzü gibi. Bu kadar küçük şeyler neden ona tanıdık geliyordu bunu da aklı almıyordu. Alt tarafı bir el yazısı işte.

    O sırada kapı telefonunun sesi duyulmuştu. Bahar tedirgin hislerle sese doğru dönüp ne yapması gerektiğini bilemeden bakarken bir süre sonra telefonun ısrarına dayanamayıp ağır adımlarla yanına doğru gitmeye başlamıştı. İçinden yetişemeden kapansa keşke diye geçirirken de telefonun sesi kesilmişti. Başka bir şey istese olacaktı demek ki. İnşallah evde kimse yok diye gelen kişiyi geri göndermişlerdir çünkü Bahar kendisine ait olmayan bir eve kimi davet edip kimi etmeyeceğini doğal olarak bilemiyordu.

    Derin bir nefes alıp yüzünü yıkamak için banyoya doğru gittiğinde kapıya da bir anahtar sokulmuş ve Mert'in kız kardeşi Simay eve giriş yapmıştı. Kapıdaki güvenlik görevlisi onu tanıdığı için belli ki içeriye girmesinde bir sakınca görmemişti. Simay gayet rahat bir tavırla etrafa bakınıp banyonun ışığını da açık görünce direkt pastaneden aldığı poğaçaları ve simitleri bırakmak için mutfağa girmişti.

    O ağabeyi ve kendisi için tabak hazırlayıp çayı koyarken Bahar'da banyodan çıkıp evin içindeki tıkırtıları duyarak "Mert sen misin?" diye seslendi. Bahar tedirgince bir cevap beklerken Simay onun ne dediğini tam olarak duyamasa da bir kızın seslenişiyle gözlerini sonuna kadar açmış ve elindeki simitte tabakla buluşamadan havada asılı kalmıştı. Ne oluyordu yahu!

    Gözleri seri bir şekilde bir sağ bir sol yapmaya başlamıştı. Eğer ağabeyinin sesi bir yerlerine kaçmadıysa bu ses kesinlikle evinin içinde dolanan bir kıza aitti. Yok yok! Bu imkansızdı. Bu saatte ağabeyinin evinde bir kız... Yok artık!

    Hâlâ bir cevap gelmeyince Bahar korkuya kapılıp hırsız olabileceğini düşünmüştü. Etrafta kendisini savunabileceği bir obje ararken Simay'da elindekileri bırakıp parmak uçlarında yürüyerek kapıya doğru yaklaştı. İkisi de bir diğerinden korkarken aynı anda "Bir... İki... Üç!" deyip birbirlerinin önüne çıkmış ve bu ani çıkışta senkronize bir şekilde atılan çığlıklarla doruğa ulaşmıştı.

    Yüksek frekanslı bu iki çığlığın ardından ikisi de karşısında bir kız bulunca sakinleşmiş ama yine de elleri kalplerinin üzerinde olarak "Sen de kimsin?" deyip birbirlerine garip garip bakmaya başlamışlardı. Sessizliği ilk bozan da Bahar olmuştu ama bir yandan da umarım başka bir şey sormaz çünkü verecek başka bir cevabım yok diye düşünüyordu.

    "Şey... Ben Bahar"

    "Kıza bak ya! Bir de güzelmiş..."

    awegsrht.gif

    "Efendim?"

    "Yok bir şey sen üstüne alınma. Ben sadece içimden içimden kendi kendimle fikir alışverişinde bulunuyordum"

    "Anladım galiba"

    "Sen anladın da ben hiçbir şey anlamadım. Sen de kimsin be! Ne işin var ağabeyimin evinde?"

    Bahar rahatladığını hissedip şaşkın bir ifadeyle "Ağabey mi? Sen şimdi Mert'in kız kardeşi misin yani?" diye sorunca Simay'da gözlerini kocaman açıp "Yok canım ya!" dedikten sonra eliyle olmayan bıyığını düzeltiyor gibi yaparak "Aslında amca oğluyum da bıyıkları yeni kestim o yüzden anlayamaman normal" deyiverdi. Bıyık mı? Tövbe estağfurullah!

    "Hıı..."

    "Şaka yaptım şaka! İnandın mı yoksa? Yok kız bende bıyık mıyık ne arar? Saçım bile zor uzuyor benim"

    "İnanmadım da şaşırdım sadece"

    "Ama itiraf et bir an için beni bıyıklı hayal ettin değil mi?"

    Simay'da böyle biriydi işte. Bahar şu an şaşkınlaşsa da bir saate kalmaz ona alışması yetmiyormuş gibi severdi de genç kızı. Bakmasın şimdi kendisiyle kafa bulduğuna Bahar'dan hoşlanmasa şu an onunla konuşmak yerine kapının yerini gösteriyor olurdu. Gerçi sonra da Mert onu ne yapardı o daha iyi bilirdi.

    "O an değil ama şu an gözümde bir pos bıyık canlanmadı diyemem"

    "Hem de pos! O kadar da uçmasaydın keşke"

    Bahar gülümseyerek elindeki objeyi bir kenara bırakırken Simay'da korku dolu gözleriyle onu takip edip "Nasıl yani! Şansım yaver gitmeseydi onu kafama mı indirmeyi planlıyordun?" diye sordu. Böyle söyleyince Bahar'ın gözleri dolmaya başlamıştı. Yapmadığı şey değildi sonuçta. Emin değillerdi ama belki de bu yüzden bir adamın ölümüne neden olmuştu.

    Bahar'ın gözünden akan yaşı görünce hemen onun yanına gelen Simay kızın saçlarını yüzünden çekerek "Ay çok da hassas yerim! Dur kız ağlama kötü bir şey demedim ki. Valla şimdi ağabeyim şu kapıdan girip seni ağlattığımı görürse benim de anacığımı ağlatır" deyiverdi. Ay ne tuhaf bir kızdı bu Simay!

    Ağlarken bir anda Simay'ın komik tavrına gülmeye başlayan Bahar "Kusura bakma sinirlerim bozuldu" deyince onu omzuna çekip sıkıca sarılan Simay'da dudaklarını bükerek "Aa! Dengesiz de aynı ben! Ağla ağla ferahlarsın sonra da gider kahve yaparız fal bakarım ben sana daha da çok açılırsın" dedi. Ne kahvesi ne falı şimdi?


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Kızlar bir ağlayıp bir gülerek kendi aralarında anlaşırken Mert'te yaklaşık bir saati bulan yolculuk sonrası Bahar'ın evinin sokağına gelmişti. Bildiği kadarıyla Bahar küçüklüğünden beri burada yaşıyordu ama son gelişinden sonra taşınmış mıydı yoksa hâlâ aynı evde mi oturuyordu emin değildi.

    Apartmanın önüne geldikten sonra Mert arabasını park edip telefonunu da alarak aracından indi. Önce dışarıdan apartmana doğru şöyle bakıp sonra da biraz gergin hissederek içeriye girdi. Belki de kapıyı çaldığında karşısına Bahar ile birlikte gördüğü adam çıkar diyeydi bu gerginliği.

    Apartmana girdiğinde gözleri ilk anda posta kutularına gitmişti. Küçükken boyu yetmez içlerinde ne olduğuna zıplaya zıplaya bakmaya çalışırdı ama şimdi içine bakmak için biraz eğilmesi bile gerekiyordu. Yıllar ne çabuk geçip gidiyordu öyle.

    Posta kutularına tek tek göz gezdirirken üzerinde sadece daire ismi bulunan kutunun içindeki zarfı çekerek üzerine baktı. Zarfta "Bahar Kaya" yazıyordu. Yüzünde bir tebessüm oluşmuştu. Elini yazının üzerinde gezdirirken de aniden toparlanıp apartman girişine bakarak zarfı cebine koydu ve yukarıya çıkarak kapıyı tıklattı.

    Belki evde birileri olabilirdi diye düşünmüştü ama maalesef Bahar evinde tek başına yaşıyordu. Anne ve babası yıllar önce Ayvalık'a yerleşmiş ama Bahar İstanbul'da bir düzen kurduğu için kalmayı daha uygun bulmuştu.

    Kapı açılmayınca Mert'in yüzü düşmüştü. Sakin sakin etrafına bakınırken belki bir komşusundan yardım alabilir diye düşünüp karşı kapıya doğru yaklaştı. Ancak o dairenin de zilini çalıp oradan da bir ses çıkmayınca olduğu yerde kalakalmıştı. Şimdi ne olacaktı peki? Bahar'ı tanıyan birileri muhakkak olmalıydı. Ama kim?

    O sırada apartmanın içinde bir ayak sesi duyulmuştu. Biri yukarıya çıkıyordu. Belki de bir komşuydu gelen. Mert sese odaklansa da bir an gözü daha önceden içine kitabını bıraktığı gazeteliğe takılmıştı. İçinde kitabı yoktu elbet ama kurumuş güller vardı. Kim bilir ne zaman ve kimin tarafından bırakılmışlardı.

    Mert eğilip içine baktığında tam köşeye sıkışmış bir de kart olduğunu görmüştü. Eline alıp derin bir nefes alarak yazılanları okurken kaşlarının istemsizce çatılmasına da engel olamıyordu. Belli ki o daha önce de gördüğü adam hâlâ Bahar'ın hayatındaydı.

    "Özür dilerim Bahar yalvarırım beni affet

    Senden ayrı geçecek bomboş ve anlamsız bir hayatım olmasını istemiyorum

    Beni ara konuşalım

    Erkan"

    esrght.jpg

    Bir süre elindeki kartta yazılanlara bakan Mert onu da yanına alıp almamayı düşünürken arkasından yaklaşan birinin "Kime baktınız?" diye sormasıyla kartı cebine atıp ayağa kalktı. Tabii arkasını dönmesiyle de Erkan denilen adamla yüz yüze gelmesi bir oldu.

    Erkan'ın sağ gözünün üst bölgesinde bir bant ve çevresinde de kızarıklıklar vardı. Belli ki Bahar o vazoyu fırlattığında tam da oraya isabet etmişti. Yani adam ölmemişti. Acaba ona Bahar'ın kendi evinde olduğunu söylemeli miydi? Aralarında yaşanmış olması muhtemel şeyleri düşününce Mert bu adama güvenip güvenemeyeceğini pek de bilememişti doğrusu. Önce Bahar ile konuşması daha doğru olacak gibiydi. Eğer o kendisini Erkan ile görüşmek için hazır hissediyorsa o zaman gereken ne ise o yapılırdı.

    Mert kapıya doğru bakarak bir şeyler söylemeye çalışırken Erkan da aralarındaki sessizliği bozup "Bahar'ın arkadaşı mısınız?" diye sordu. Mert'in bakışları bu soruyla birlikte Erkan'a doğru dönmüştü. Erkan da henüz cevabını alamasa da sözlerine "Eğer öyleyse nişanlım burada değil. İsminizi bırakın ben dönünce kendisine geldiğinizi iletirim" diyerek devam etmiş ve söyledikleriyle ne yazık ki Mert'in yüreğine bir ateş düşürmüştü. Nişanlım mı dedi o? Bahar ve bu adam nişanlanmış mıydı? Evleneceklerdi yani...

    Mert zorlukla yutkunmaya çalışıp ifadesini toparlayarak "Evet ben Bahar'ın eski bir arkadaşıyım. Adım Mert. Bu arada nişanlı olduğunuzu bilmiyordum. Tebrik ederim. Ben sizi tutmayayım iyi günler" dedikten sonra adamın ters bakışları altında merdivenlerden aşağıya inmeye başladı. O kadar kötü hissetmişti ki Erkan'ın karşısında duracak gücü kendisinde bulamamıştı. Bir yumru oturmuştu boğazına... Geçecek gibi de görünmüyordu.

    Berbat bir halde dışarıya çıkarken de kapının önünde apartman görevlisine rastlamıştı. Adamı içeriye girerken durdurup ağzını aramak için "Afedersiniz ben Bahar Kaya'nın bir arkadaşıyım. Kendisini arıyorum ama ulaşamıyorum evinde de bulamadım. Sizin bir bilginiz var mı acaba?" diye sordu. Adam tedirgin bir ifadeyle "Bahar Hanım o geceden sonra apar topar gitti daha da gelmedi" dedi. O geceden sonra mı? Belli ki adamın gördüğü bir şeyler vardı.

    Mert bir gözü apartmanın içinde olarak "O gece derken demek istediniz? Bunu sanki bir sorun olmuş gibi söylediniz de merak ettim" dediğinde adamda sanki pot kırmış gibi çekinerek "Bana bir şey sorma beyim! Ahanda Erkan Bey'in arabası burada gidip ona sor" dedi. Adamın bildiği şeyler olduğu kesindi.

    Mert tam ısrarcı olacakken merdivenlerden inen Erkan'ı görünce bunun için uygun bir zaman olmadığını düşünüp vazgeçmişti. Adama iyi günler dileyip arabasına doğru gittikten sonra kapıyı açıp oturduğunda Erkan da apartmandan çıkmış ve göz göze gelmişlerdi. Mert bu adamı ilk gördüğünde de sevmemişti şimdi de.

    Birbirlerine dik dik bakarken Erkan da aracına geçmiş ve arabalarını çalıştırıp herhangi bir sıkıntı yaşanmadan aksi yönlere doğru gitmişlerdi. Erkan az önce görüp konuştuğu adamın şu an Bahar'ın yanına gittiğini bilse ne yapardı acaba?



    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 15:58
    okutan bunu beğendi.
  6. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    rftgyhkj.png

    5. Bölüm : Bir şeyler öğrenebildin mi?

    Mert eve dönüş yolundayken Bahar ile Simay'da sohbet eşliğinde çay ve simitlerini yiyerek birlikte vakit geçirmişlerdi. Hangi ara kaynaşmışlardı belli değildi. Gerçi Simay'ın da bu tatlılıkla kaynaşmadığı biri kalmış mıydı o da ayrı bir tartışma konusuydu.

    Kahvaltının ardından kahvelerde içildikten sonra Simay'ın ısrarıyla fincanını kapatan Bahar belli belirsiz bir halde gülümseyerek falını yorumlamasını beklemeye başlamıştı. Sanki anlattıklarından bir şey anlayabilecekti de...

    "Neyse halin o çıksın falin"

    "Ne?"

    "Ne bileyim fal bakılırken hep böyle denir"

    "İyi madem"

    "Bahar senin için çok sıkılmış"

    "Bildin"

    "Bilirim tabii az önce konuştuk ya! Ama dur şimdi daha derinlere ineceğim asıl o zaman şaşırıp kalacaksın"

    "Tamam bekliyorum"

    "Şimdi ben bir kalabalık görüyorum da insanlar şey gibi... Ne gibi? Böyle yan yana dizilmiş yukarıdan bakınca kırkayak gibi görünüyor. Bu ne be!"

    "Bana mı soruyorsun?"

    "Dur çözerim ben bunu da ne saçma bir görüntü o öyle ya!"

    "Boş ver o zaman başka ne var?"

    "Hee! Anladım. Halay çekiyor bunlar ortalarında da el ele tutuşan bir çift var ama ikisinin de kafaları başka bir yöne bakıyor"

    "Bu konuda yorumsuzum çünkü hiçbir fikrim yok"

    "Senin derdin yakında çözülüyor bak "T" çıkmış. Tez zamanda demek bu"

    "Buna sevindim işte"

    "Derdine derman olacak kişinin adında da "T" harfi olabilir tabii. Aman canım hangisi uyarsa bak tuttu diye ona yorarız "

    "Başka ne var peki?"

    "Başka... Sana bir yol var ama önü kapalı"

    Bunu söyledikten sonra sessizlik olmuştu ama sonra sırıtmaya başlayan Simay imalı imalı omuz attığı Bahar'a "Buraya gelmişsin ama geri dönemiyorsun galiba gidiş yolun kapalı. Ay bu önünde kapı gibi durup yolu ulaşıma kapatan zat kim ki?" deyince Bahar'da Mert'i işaret ettiğini anlayıp utanarak "O ne demek Simay? Tamam bu kadar yeter! Sen falı amacından saptırma niyetindesin belli oldu" dedi. Aa aa! Niye tutuştu ki hemen? Alı var ki alındı derler böylesine...

    Simay haline kıs kıs gülerken Bahar'da elinden fincanını alıp koşar adım mutfağa doğru gitti. Lavabonun önüne geçip fincanını yıkarken bir yandan da gülümsemesine engel olmaya çalışmıyor değildi. Deli kız neler demişti öyle?

    "Film izleyelim mi Bahar?"

    "Olur"

    "Tamam sen mısır patlat ben de filmi seçeyim"

    "Simay..."

    "Efendim?"

    "Şey... Ben ne nerede bilmiyorum ki"

    "Aa doğru ya! Peki... O halde sen filmi seç ben mısır patlatayım"

    "Peki"

    "Televizyonun yerini bulabilecek misin?"

    "Kaybolursam seslenirim Simay"

    "Şakacı kız seni! Bak aynı dilden de konuşmaya başladık görüyor musun? İşin kötüsü bu yüzden ağabeyimin dönünce yapacağı ilk iş beni pataklamak olacak"

    "Merak etme onun yanında dikkat ederim"

    "Yalnız ben seni bayağı tuttum he! Bu aralar yeni kankam sensin Bahar"

    "Hmm... Sağ ol diyeyim o zaman"

    "İyi bir şey söyledim ya"

    "Fark ettim"

    Mısırlar patlatılmış güzel de bir film açılmıştı. Simay izlemeye dalarken Bahar'da bir yerden sonra olaydan biraz kopmuştu sanki. Mert'in işe yarar bir şeyler bulup bulmadığını merak ediyordu. Keşke onunla gidebilmiş olsaydı. Hem belki gözüne tanıdık gelen bir şeyler olabilirdi.

    Bahar mısır almayı kesince Simay'da bunu fark eder etmez ona doğru bakıp "Ne oldu yoksa filmi mi sevmedin?" diye sordu. Aslında filmde sorun yoktu sadece Bahar dikkatini televizyona vermekte biraz zorluk yaşıyordu. Başaramasa da gülümsemeye çalışarak "Hayır film çok güzel sadece bir an dalıp gittim" dediğinde Simay'da elini tutup merak etmemesini çünkü ağabeyinin bir şekilde işleri yoluna koyacağını söyledi.

    "Ağabeyini çok seviyorsun değil mi?"

    "Tabii ki seviyorum. Her nazıma her şımarıklığıma katlanan mükemmel bir ağabeyim var. Sence de öyle değil mi?"

    "Ne öyle değil mi?"

    "Yani fazla iyi değil mi? Aslında bazen insanı gıcık etmiyor da değil. O ne öyle ya misafirden misafire açılan derli toplu salonlar gibi... Salon erkeği diye bunlara mı deniyor acaba?"

    Bahar bu son söylediğiyle gülerken Simay'da ona eşlik edip "Gerçi bazı zamanlar yani kızdığında o salon erkekliğinden çıkıyor o zamanda gözbebekleri kocaman oluyor. İşte o anlarda görüş alanından çıkmakta fayda var" dedi. Bahar Mert'in böyle anlarına hiç şahit olmadığı için Simay'ı destekleyen bir yorum yapamamıştı ama yine de gözlemleri doğrultusunda "Mert çok sakin biri gibi gözüküyor. Sanki hiç kızamazmış hep soğukkanlılığını korurmuş gibi bir hali var" demeyi de atlamamıştı. İyi de her insanın da bir sabır noktası vardır sonuçta değil mi? Mert'in de tüm sinirleri alınmamıştır herhalde.

    Simay gözlerini kocaman açarak "O halde bir gün ona haber vermeden arabasını alıp kaçmalısın. Gör bak o zaman nasıl sıcakkanlı nasıl mülayim biri oluyor. Kulaklarından burnundan her yerinden dumanlar tütüyor dumanlar!" dedi. Acaba bu küçük kardeşinin ehliyeti olmadığı için böyle oluyor olmasın?


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Bir süre sonra kanepenin bir ucunda Bahar kitap okumaya diğer ucunda da Simay kulağında kulaklık başıyla da şarkıya ritm tutarak arkadaşıyla mesajlaşmaya başlamıştı. Mert ise içerideki durumdan habersiz eve gelerek arabasını park ediyordu. Simay'ın geldiğini bilmediği için Bahar'ın epeyce sıkılmış olacağını da düşünmeden edememişti.

    Arabasından çıkıp alışveriş torbalarını alarak bagajı kapattıktan sonra evine doğru yürümeye başladı ve Bahar'ın uyuyor olma ihtimaline karşı anahtarını çıkarıp yavaşça kapıyı açtı. Açtı açmasına da içeriye girdiğinde Bahar'ın kendisine bakmasıyla ona doğru dönen Simay'ın kulaklığını indirerek "Vay! Ağabeylerin ağabeyi gelmiş hoş gelmiş!" deyip yerinden zıplaması da bir olmuştu.

    Simay koşarak üzerine doğru gelirken ona tuhaf tuhaf bakan Mert'te bu görüntüyle tekrardan dışarıya çıkıp kapıyı da üstüne kapattı. Adamı kendi evinden kaçırdı resmen. Bahar bu yaptığına gülerken Simay'da kapıya yaklaşıp "Beni görünce heyecan yaptı ondan böyle oldu yoksa geldiğime sevinmiştir. Yani herhalde sevinmiştir" diyerek kapı kolunu kavradı. O esnada Mert'te kapı önünde derin bir nefes alıp kendi kendisine "Yanlış gördün Mert içerideki kardeşin değil" diyordu. Ama maalesef ki yanlış görmemişti.

    Simay kapıyı açtıktan sonra ağabeyinin boynuna atlayıp yanağına da kocaman bir öpücük kondurarak "Özledin mi beni?" diye soruverdi. Aah! Bunu yapmayacaktı işte. Mert yüzü beş karış halde yanağını omzuna silerek "Sulu sulu öpme insanı en sevmediğim şey!" derken bozulan Simay'da ağız burun bükerek Bahar'a dönüp "Oradan bakınca hâlâ sakin ve soğukkanlı gözüküyor mu?" deyip yerine geçti. Mert bunu söylemesine şaşırmıştı. Ne yani Bahar hakkında böyle mi düşünüyordu?

    "Senin burada ne işin var küçük hanım?"

    "Aa aa! Ne ayıp ya hem de misafirin yanında"

    "Simay!"

    "Kızma ya! Annemler beni ceza olarak senin yanına gönderdiler"

    "Ceza olarak... Emin misin?"

    "Evet eminim. İnanmıyorsan istersen telefon açıp kendin bizzat sor"

    "Bizimkilere ne dedin de seni tatil manasına gelen buraya ceza olarak gönderdiler?"

    "Hiiiç! Sadece ağabeyimle konuştum bana sizden daha çok kızdı. Ne olur bana içinde ağabeyim olan bir ceza vermeyin diğer türlü her cefaya her eziyete razıyım dedim. Biraz da ağladım galiba ama yalan söylemiş de olmayayım çünkü korkudan değil gülemediğim için kendimi biraz sıkmıştım o yüzden de istemsizce gözümden yaş gelmiş olabilir"

    "Bir de yalan söylemeyeyim demiyor mu! Ben şimdi sana ne yapayım?"

    "Beni iyiliğinle ez ağabey! Bana o kadar iyi davran ki bu yaptığım şeyden dolayı utanayım"

    "Hey Allah'ım! Tam olarak ne yaptın peki?"

    "Hay dilimi eşşek arıları soksun emi!"

    "Dinliyorum"

    "Of tamam! Ben Merve'ye gitmiştim. Gerçekten ders çalışıyorduk orası doğru ama sonra kızlar aradı. Böyle yayık yayık biraz da dalga geçer gibi ne o saaaatlerdir inekler gibi ders çalışıp duruyorsunuz deyince... Eee! Bizde de gurur var yani ne o öyle inek minek!"

    "Sadede gel!"

    "Kızlar bana Serhan parti veriyor siz neden gelmediniz herkes burada dediler"

    sdfghj.jpg

    "Serhan kim?"

    "Ayça'nın erkek arkadaşı"

    "Ayça kim ki?"

    "Hakan'ın kardeşi"

    "Çıldıracağım şimdi ama! Hakan da kim?"

    "Hakan şeyin arkadaşı"

    "Neyin arkadaşı?"

    "Şey... Deniz'in arkadaşı yani benim arkadaşımın arkadaşı"

    "Bu Deniz kız mı erkek mi?"

    Mert'in sorusundan sonra Simay kısa bir an boş boş bakıp sonra da ağabeyinin kızdığını görünce "Valla kız mı erkek mi o duruma göre değişir" deyiverdi. Ne demek duruma göre değişir ya!

    Mert sinirlendiği için eliyle yüzünü kapatıp "Tamam sus ben anladım! Bu konuyla sonra özel olarak ilgileneceğim önce bizimkilerle bir konuşup durumu iyice anlamam lazım" dedikten sonra aldıklarını yerleştirmek için mutfağa doğru gitti. Görünen o ki Simay'ın bu konuyu en acilinden ağabeyine unutturması gerekiyordu.

    Bahar Mert'in kardeşini sıkıştırış tarzını ve Simay'ın da onun karşısında kıvıra kıvıra bir hâl olmasını gülerek seyrediyordu ama bir yandan da kendi mevzusu nedeniyle de meraklanmıştı doğrusu. Acaba gittiği yerde bir şeyler öğrenebilmiş miydi?

    "Simay ben gidip Mert'e yardım edeyim olur mu?"

    "Yardıma geleyim diyeceğim ama ağabeyim beni şimdi görmesin. Özlesin azıcık"

    "Bence de"

    Bahar mutfağa girdiğinde Mert'in aldığı sebzeleri sessiz sedasız dolaba yerleştirdiğini görmüştü. Kaşları çatıktı ve canı da biraz sıkkın gibiydi sanki. Haline tavrına baka baka yanına gidip eğildikten sonra torbaların içindekileri çıkarmasına yardım etmeye başladı. Mert'te onu bu sayede fark edince durmuş göz göze gelince de Bahar korktuğu soruyu sorarak "Bir şeyler öğrenebildin mi?" demişti. Maalesef öğrenmez olsaydım diyeceği şeyler öğrenmişti.

    Mert kısa bir an sessiz kalıp sonra da "Öğrendim" dedikten sonra onun meraklı bakışları altında da "Tahmin ettiğim gibi adam ölmemiş. Yaşıyor" dedi. Bahar o kadar rahatlamıştı ki herhalde bunu kelimelerle anlatamazdı. Elini kalbinin üzerine koyup "Şükürler olsun" dedikten sonra Mert'in ifadesine bakarak "Beni tanıyan birine ulaşabildin mi peki?" diye sordu. İşte Mert'in keyfini kaçıran kısım da tam olarak buydu. Başını olumlu anlamda sallayınca onun aksine Bahar'ın gözleri ışıldamıştı.

    Genç kız heyecanlı bir tavırla elini kolunun üzerine koyup "Kim peki? Annem mi yoksa babam mı? Belki de kardeşim ya da bilmiyorum arkadaşım... Kim?" diye sorarken dişlerini sıkan Mert'te gözlerini kaçırarak ayağa kalkıp "Nişanlın... Evine gittiğimde nişanlınla karşılaştım. Kaş bölgesinde bir yara bandı ve göz çevresinde de kızarıklıklar vardı. Anladığım kadarıyla zarar vermeye çalıştığın kişi oymuş ama merak etme iyi görünüyordu" dedi. Nişanlın mı?

    Bir nişanlısı olduğunu öğrenen Bahar'ın kaşları istemsizce çatılmıştı. Aslında normal şartlarda buna sevinmesi gerekmiyor muydu? Sonuçta Mert ona nişanlını gördüm ve görmekle de kalmayıp onunla konuştum diyordu. Ancak Bahar nedenini bilmiyordu ama bunu sevinçle karşılayamıyordu. Aksine korkmuş gibiydi. Onu korkutan endişelendiren şey neydi ki?

    dsfxghj.png

    Bahar bir nişanlısı olduğunu öğrendikten sonra tuhaf bir hisse kapılmış ve bunu duyduğu an ayağa kalkıp istemsizce geri geri gitmesi de Mert'in dikkatinden kaçmamıştı. Yanına yaklaşıp neyi olduğunu sorarak sandalyeye oturmasını sağlarken Bahar'da çatık kaşlarla bakmasına rağmen yine de merakını gizleyemeyerek "O... O nasıl biriydi?" diye sordu. Ne duymayı bekliyordu acaba?

    Birbirlerine bakıp kalmışlardı. Keşke bunu Mert'e sormamış olsaydı. Onun sessizliği karşısında tereddütlü bir ifade takınan Bahar'da çaresizce kolunu tutarak "Mert sen onu gördün lütfen bana bir cevap ver. Nasıl biriydi?" diyerek ısrarını sürdürdü. Mert ne diyebilirdi ki? O adam sevdiği kadının nişanlısıydı. Ayrıca düşündüğü şeyi söylemesi ne derece doğru olurdu bilemiyordu. Sonuçta ne olursa olsun Erkan'ı tanımıyordu. Bu yüzden bu konudaki kararı üstünde herhangi bir ön yargı oluşmadan Bahar'ın kendisi vermeliydi.

    Mert sorusuna cevap vermek yerine yanında getirdiği zarfı ve kartı cebinden çıkararak ona doğru uzatmış Bahar'da böyle yapması yüzünden biraz tedirgin olmuştu. Neden bir şey söylemek yerine kendisine bunları veriyordu ki? O adamla alakalı hoş olmayan düşünceleri vardı da belli etmek mi istemiyordu yoksa?

    Bahar elindekilere düşünceli gözlerle birkaç saniye baktıktan sonra bakışlarını Mert'e döndürerek zarfı ve kartı almış Mert'te canı sıkkın bir halde başka yöne doğru bakmaya başlamıştı. Onda bir haller vardı. Sanki Bahar'ın ulaştığı her yeni bilgi Mert'in huzursuzluğunu daha da çok arttırıyordu.

    Bahar'da önce zarfın üzerine bakıp "Bahar Kaya" yazısına gülümsemiş sonra da tam açmaya çalışırken Erkan'ın kartını yere düşürmüştü. Anlık bir refleksle "Ben alırım" diyen Mert ile aynı anda eğilip karta uzanınca da ikisi de ellerinin birbirine temas etmesiyle durmuştu ama nedense birbirlerine bakmaya çekinmişti. Niye böyle olmuştu ki şimdi?

    Tabii bu durum uzun sürmemişti. Mert elini çektikten sonra kartı kastederek "Nişanlın güllerle birlikte gazeteliğine bırakmış" deyince Bahar'da bir süre yerdeki karta bakmış sonra da içi sıkkın bir halde onu yerden alarak yazılanları okumaya başlamıştı.

    fhgjklş.jpg

    "Özür dilerim Bahar yalvarırım beni affet

    Senden ayrı geçecek bomboş ve anlamsız bir hayatım olmasını istemiyorum

    Beni ara konuşalım

    Erkan"

    Kartta yazılanlar Bahar'a hiçbir şey ifade etmiyordu. Nişanlısı olduğu söylenen bu adam neden kendisinden özür diliyordu ki? Acaba bu Erkan denilen adam yani nişanlısı Bahar'a çok mu kötü bir şey yapmıştı? Gerçi öyle olmasa Bahar neden eline ne geçirdiyse onun kafasına atsın ki? Aman Allah'ım! Bunu yapmış mıydı gerçekten? Yani o gözünde canlanmış olan sahne gerçekten yaşanmış mıydı?

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 16:01
  7. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    hanımfefndi.png

    6.Bölüm : Onunla evlenecek misin?


    Bahar kartın üzerindeki notu okuduktan sonra düşüncelere daldığı için ister istemez suskunlaşmıştı. Mert'te onu izlerken çok farklı bir tutum içinde değildi. O kartta yazılanların Bahar için bir şeyler ifade etmesinden o kadar çok korkuyordu ki başaramasa da içten içe bu duruma kendisini hazırlamaya çalışıyordu.

    Endişeli bekleyişi sürerken Bahar'ın "Nişanlı olduğumuzu söylemiştin" dediğini işitip "Evet bana öyle söyledi" dedi. Sesindeki ve halindeki tedirginliği fark eden Bahar onu izlemeye devam ederek "Ayrı olmamızı istemiyor" dedikten sonra Mert ile göz göze gelip sözünü de "Sanırım onu terk etmişim. Parmağımda yüzüğümün olmaması da bunu destekliyor öyle değil mi?" diyerek tamamladı. Mert'in yüzü düştükçe düşüyordu.

    "Bilmiyorum"

    "Sence bu yazdıklarında samimi olabilir mi?"

    "Bilmiyorum"

    "Hiç yardımcı olmuyorsun Mert"

    sedgrtfjı.gif

    "Ne diyebilirim ki?"

    "Sen ondan hoşlanmadın değil mi?"

    "Böyle bir şey söylemedim"

    "Evet ama başka bir şey de söylemedin. Söylememen de bana sebebinin bu olabileceğini düşündürdü"

    Belli ki o an Mert'in sözleri susmuş gözleri konuşuyordu. Bahar yine sesini çıkarmayan Mert'e gülümseyerek "Böylelikle bu düşüncemde de haklı olduğumu öğrenmiş oldum" dedikten sonra kartı sanki üzerinde yazılanları önemsemiyormuş gibi masaya bıraktı. Mert'in gözü de karta takılı kalmıştı. O adamdan gerçekten hiç hoşlanmamıştı. Onda bir terslik olduğunu hissetmişti sanki.

    Bahar bu kez zarfı eline alarak gönderenin kim olduğuna baktı. Soyadları aynıydı ama dürüst olmak gerekirse Çiğdem Kaya ismi ona pek de bir şey ifade etmemişti. Düşünceli bir ifadeyle bakarken aniden toparlanıp zarfın içinde ne olduğuna bakmaya başladı. Zarftan çok güzel üç boyutlu bir kartpostal çıkmıştı. Sanki el yapımı gibiydi. Belki de gönderenin elinden çıkmıştı kim bilir.

    Gülümseyerek kabartmaları inceledikten sonra bunu gönderenin yakın bir akrabası olduğunu anlaması da pek uzun sürmemişti çünkü arkasındaki not "Merhabalar bir tanecik tatliş kuzenim" diye başlıyordu. Bu hitapla yüzü bir anda aydınlanmıştı. O gülümseyince bu Mert'e de yansımış o da yüzündeki hoş tebessümle Bahar'ı izlemeye başlamıştı.

    Bahar ise kartta yazılanlara odaklanmıştı. İşte şu an burada yazılanlara bakarken Erkan'da hissedemediği heyecanı hissetmişti. Bu satırları yazan kişi hiç olmadığı kadar gerçek gelmişti Bahar'a...

    "Beni seviyor"

    "Kim?"

    "Kuzenim Çiğdem"

    "Kuzenin mi?"

    "Evet burada öyle yazıyor. Ne tuhaf..."

    "Tuhaf olan ne?"

    "Onu hatırlayamıyorum ama bana olan sevgisini hissedebiliyorum"

    seryey.gif

    Sonunda Bahar'ın yüzü gülünce Mert'te huzura ermişti. Ancak o anlarda kartın son kısmında yazan şeyleri okuyunca Bahar'ın yüzü endişeli bir hâl almaya başlamıştı. İfadesinin bu kadar büyük bir hızla değişmesi şaşırtıcıydı.

    Mert yüzündeki garip ifade nedeniyle meraklanıp ne olduğunu sorunca Bahar'da ona doğru tedirgin gözlerle bakarak "Ayın 20'sinde evleniyormuşum! Kuzenim davetiyemin ellerine ulaştığını ve hazırlıklara yardım etmek için hafta sonuna kalmadan burada olacaklarını yazmış" dedi. Evleniyor mu? Aah! Bir bu eksikti.

    Oldukça şaşıran Mert kaşlarını çatarak "İptal edilir! Bu durumdayken evlenemezsin. Evlenemezsin öyle değil mi?" dediğinde ona uzun uzun bakan Bahar ne diyeceğini bilememişti. Davetiyeler aynı kuzeni gibi daha birçok kişiye de ulaşmış olmalıydı. Hafızasını kaybetmeden önce belli ki tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Ayın 20'sinde evleniyordu şaka gibi!

    Ne yapacağını da ne düşüneceğini de bilemeyen Bahar dudakları titreye titreye "Evlenmek üzere olduğumuza göre onu çok seviyor olmalıyım" dediğinde aniden bakışlarını ona doğru döndüren Mert bunun ne manaya geldiğini düşünürken bir yandan da "Ne yani onunla evlenecek misin?" diye sordu. Bunu söylerken içinden de sürekli "Hayır de" diye geçiriyordu.

    Bahar bir şeyler söylemek istercesine dudaklarını oynatırken Simay içeriye girerek "Hâlâ torba mı boşaltıyorsunuz? Bütün marketi mi aldın anlamadım ki" dedi ama ikisini o halde görünce aniden sustu. Kardeşi araya kaynayınca konunun kapandığını anlayan Mert yavaşça ayağa kalkarken Bahar'da aniden onun kolunu kavrayıp "Onunla konuşmam gerek. Beni yanına götürür müsün?" diye sordu.

    Erkan'dan bahsediyor olmalıydı. Ayın 20'sine de şunun şurasında ne kalmıştı ki? Bahar'ın her şeyi yoluna koymak için iki haftadan az süresi vardı. Mert bir şey diyemeden buruk bir ifadeyle başını salladıktan sonra ikisini orada bırakıp mutfaktan çıktı.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Akşam olduğunda Mert çalışma masasına geçmiş ve bir süredir üzerinde çalıştığı yeni romanını yazmaya devam etmişti. Açıkçası bu şekilde dikkatini dağıtıp düşüncelerini başka konulara yönlendirmek ona çok iyi gelmişti.

    Bu sırada Bahar ve Simay'da beraber yemek hazırlıyordu. Neyse ki Mert hızlıca hazırlanabilecek bir şeyler almıştı da işleri epey kolaylaşmıştı. Simay ocağın başında kalırken Bahar'da tabakları alıp salona doğru gitmiş ama gözü Mert'e takılınca neden orada olduğunu unutup kendisini onu izlerken bulmuştu.

    Ne kadar konsantre olmuştu öyle. Ayrıca yazım anlamında da çok hızlıydı. Seri düşünüyor ve aynı hızla da yazıyor olmalıydı. Olduğu yerden Mert'e doğru bakıp dalıp giderken mutfaktan elinde bardaklarla çıkan Simay'da onu görür görmez çarpmadan durmak istemiş ama maalesef bunu başaramayıp resmen Bahar'a toslamıştı. Yahu yolun ortasında evin kolonu gibi durulur mu öyle? Durursa Simay'da gelir küüt diye çarpar işte!

    İkisi de ellerindekileri sıkı sıkı tutup birbirlerine afedersin diyerek gülerken onların aksine Mert bu sesler karşısında hiç istifini bozmadan işine devam etmişti. Pes yani! Demek ev yıkılsa dönüp bakmayacak bile. Bu kadar tepkisiz oluşu Bahar'ın dikkatini çektiği gibi kardeşi içinde küçük çaplı bir dalga konusu olmuştu.

    Simay bardakları masaya bırakıp Bahar'a da "Dalmış yine dur bak şimdi ne yapacağım" dedikten sonra yavaşça ağabeyine doğru yaklaştı. Yemek öncesinde aperatif olarak ağabey azarı yiyesi gelmişti herhalde. Bahar'da elindeki tabakları masaya koyup sandalyeye oturarak pürdikkat neler olacağını izliyordu.

    Simay ağabeyinin sol omzundan yazdıklarına bakarak sırıtırken bir anda Yeşilçam ağzıyla bağırıp "Tüp patladı beyim yetiş! Senin mutfak salon ev cayır cayır yanıyor!" dediğinde Bahar gülmeye başlamış Simay'da gülse de ona eliyle susmasını işaret ederek ağabeyine geri dönmüştü. Deliydi bu kız!

    Mert'te artık nasıl daldıysa çıt çıkarmıyordu. Simay bu seferde ses tonunu ayarlayıp babasını taklit ederek "Mert! Kalk hadi balığa gidiyoruz!" dediğinde yaptığı taklide çok şaşıran Bahar eliyle ağzını kapatırken kıkır kıkır gülen Simay'da Mert'in aniden arkasını dönüp "Simay!" diye bağırmasıyla yerinden sıçramıştı.

    O nasıl bağırmak be! Kızın yüreği oynamış sek sek oynar gibi sekerek soluğu Bahar'ın yanında almıştı. Tabii gülmesi de durmuyordu. Korksa da gülerken katılmak üzereydi.

    "Ne biçim bağırıyorsun ağabey ya aklım çıktı! Valla böbreğimde taş olsa kesin düşürmüştüm he!"

    esyrdyr.gif

    Mert çalışırken kendisini rahatsız ettiği için tam kardeşine fırça çekecekti ki Bahar'ın onların bu halini izlerken çok mutlu gözüktüğünü fark edince bir anda ifadesini değiştirip tebessüm etti. Bahar'ın bu gülüşü her şeye değer gibiydi.

    Mert gözlerini ikisinin arasında gezdirirken Bahar'da sabit kalıp "Sende mi bu çatlağa uydun?" diye sorunca Bahar'da şirin bir bakışla omuzlarını yukarıya kaldırıp "Ama sen de o kadar dalmıştın ki kendinden geçmiş gibi görünüyordun. Ayrıca kardeşinin yaptığı taklitler de çok komikti" diyerek gülümsedi.

    Simay olduğu yerden Bahar'ı işaret ederek "En azından birimizin espri anlayışı gelişmiş" derken ağabeyinin sert bakışlarını görünce hemen toparlanıp "Eyvah! İşte yine o saniyeler içinde kocamanlaşan gözbebekleri! O görüş alanımdan hemen kaybol mesajı veren mavişten siyaha dönen korkutucu bakışlar! Gitmem gerek ağabeyimi kardeş katili yapmaya gönlüm el vermez. Onu bu azapla yaşatamam. Bana siper ol Bahar!" dedikten sonra mutfağa kaçtı. Yok yok! Deli değil zırdeliydi bu kız!

    Mert ise gülmekle gülmemek arasında gidip gelirken bir yandan da kendisine tebessümle bakan Bahar'a "Aslında çok normal bir ailem var ama bu Simay kime çekti gerçekten hiçbir fikrim yok" dedikten sonra yazdıklarını kaydetmek için masasına geri döndü. O ne derse desin Bahar ikisini de izlemekten büyük keyif alıyordu.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Yemek sonrası Mert çalışmaya geri dönerken Bahar'da merakla okuduğu kitabını yeniden eline almıştı. Simay ise televizyondaki bir bilgi yarışmasına takılıp kısa bir süre sonra da koltukta sızıp kalmıştı. Onun uyuduğunu da ne Mert ne de Bahar pek anlayamıyordu çünkü ara sıra gözlerini açıp cevabı yalapşap verdikten sonra tekrardan dalıp gidiyordu.

    Mert boşalan fincanını eline alıp yenilemek için sandalyesinden kalkarken Simay'ın uyuduğunu sonunda fark etmişti. Fincanı sehpaya bıraktıktan sonra da yanına eğilerek kardeşinin omzuna küçük dokunuşlar yaparak "Simay... Simay hadi kalk yatağa yat" dedi. Ancak belli ki Simay'ın rahatını bozmaya pek niyeti yoktu.


    Yattığı yere iyice yerleşip gözlerini açmadan "Ağabey bırak şurada kıvrılıp uyuyayım ilişme ne olur" dediğinde Mert'te "Olmaz fıstık böyle uyursan boynun tutulur hadi kalk bakalım" dedikten sonra Simay'ın mızmızlanmaya devam etmesi üzerine kardeşini kucakladığı gibi kendi odasına götürdü.

    Simay yatağa yattıktan sonra uykulu halde kollarını açıp "Öpeceğim ağabey gel barışalım. Valla bundan sonra uslu duracağım artık öyle onun bunun gazına gelmek yok. İsteyen inek desin isteyen manda söz veriyorum bir daha sizden habersiz iş yapmayacağım. Gerçi uykuluyken verilen söze de güven olur mu bilemedim ama şu an tutarım gibime geliyor artık sabaha duruma bakarız" derken ona ne diyeceğine karar veremeyen Mert'te gülerek "O halde bu konuyu sabah bir daha konuşalım. İyi geceler tatlı belam benim" deyip kardeşine sarıldı.

    Mert kardeşinin üstünü örterek salona geri dönerken Bahar'da kitabını okumasına rağmen bir gözüyle de onu takip ediyordu. Kardeşine karşı olan tavırları hoşuna gitmiş gibiydi. Önüne dönerek gülümserken Mert'te fincanını alıp "Kendime kahve alacağım sana da getirmemi ister misin?" diye sordu.

    Bahar bakışlarını ona doğru çevirip bir süre düşündükten sonra hoş bir bakışla da "Kahve sever miyim?" diye sorunca Mert'te kısa bir an sessiz kalıp sonra da "Aslında sevmezsin. Çay da getirebilirim" dedi. Bahar haliyle şaşırmıştı. Sevmediğini nereden biliyordu acaba?

    "Demek kahve sevmiyorum. Bir sebebi var mı?"

    "Hatırladığım kadarıyla sınav zamanları ders çalışırken çok fazla kahve tüketiyordun ve bu yüzden de aranız epeyce bozulmuştu"

    "Sen bunu nereden biliyorsun?"

    "Apartmanın kapısından çıkar çıkmaz seni bekleyen arkadaşlarına doğru bütün gece su gibi kahve içtim midem altüst oldu bir daha asla ağzıma kahve koymayacağım diye bağırmıştın"

    "Ooouv! Peki sevdiğim bir şey var mıydı?"

    "Üzerine çikolata sürülmüş kağıt helva"

    "Ne! Sakın bana küçükken yüz kiloydun deme"

    Mert onun komik yüz ifadesi sebebiyle gülümserken bir an boş bulunup "Hayır aksine çok güzeldin. Yani zayıftın! İnce anlamında güzel" dedikten sonra Bahar'ın bakışları yüzünden çekinip gözlerini kaçırarak başını da önüne eğdi. Az önce pot kırmıştı değil mi? Kahretsin! Evet kırmıştı.

    Mert'in iltifatının ardından sessizlik olmuştu. Bahar'da böyle anlarda Mert'in o utangaç hallerini izlemeyi sevmeye başlamıştı. Onun gerginliğini biraz olsun almak içinde yüzündeki tatlı gülüşle sorularına devam edip "Çocukken en sevdiğim oyun neydi?" diye sordu. Mert ona doğru dönüp hiç düşünmeden "Dokuz taş" dediğinde işin rengi değişmiş ve bu sohbet Simay'ın izlediği bilgi yarışmasının havasına bürünmüştü. Hmm... Her şeyi de biliyor ama bir yerde illaki fire vermeliydi.

    "En sevmediğim?"

    "Körebe"

    "Neden?"

    "Sevmiyordun çünkü arkadaşların dokundukça gıdıklanıyordun. İnsanların sana karşı ani hareketler yapmasından hoşlanmıyorsun"

    "Ne sorsam ne sorsam... Buldum! En sevdiğim ders?"

    kudkuk.gif

    "İptal olan ders"

    "Şaka yapıyorsun!"

    "Yapmıyorum"

    "Kötü bir öğrenci miydim?"

    "Hayır kötü diyemeyiz. Sadece akıllı olmasının yanı sıra biraz da muzur ve yerinde duramayan bir öğrenciydin"

    "Aynı sınıfta mıydık?"

    "Hayır ben bir üst sınıftaydım"

    "Sen nasıl bir öğrenciydin?"

    "Fena değildim ama dikkatim biraz dağınıktı"

    "Dikkatini ne dağıtıyordu? Kitaptaki kız mı?"

    "Konu neden bir anda bana geldi?"

    "Geldi çünkü seni de en az kendim kadar tanımak istiyorum"

    "Bence sana geri dönelim"

    "Hmm... Kapalı bir kutu olarak gizemini sürdürmek istiyorsun demek. Pekala Mert bana geri dönelim. En sevdiğim arkadaşım?"

    "Yeni dönem mi eski dönem mi? Şu sıralar en yakın arkadaşın kim bilmiyorum"

    "Eski dönem diyelim o zaman"

    "Bunu biraz düşünmeliyim"

    "Peki bekliyorum"

    "Hale... Aa! Afedersin Hande isimlerini hep karıştırırım da"

    "İlk aşkım kim?"

    Aah! Bunu niye sordu ki şimdi? Mert boşluğa bakarak "Dağhan" dediğinde Bahar'da şaşırıp "Onu da mı biliyorsun?" diye sordu. Bahar bunu sorduktan sonra başka ne sorsam diye kara kara düşünürken Mert'in keyifsiz bir ses tonuyla "Sınıf arkadaşımdı" dediğini duyup ona doğru döndü.

    Mert bunu söylerken bir yandan da boş gözlerle televizyona doğru bakıyordu. O dönemki hayal kırıklıklarını düşünüyor olmalıydı. Bahar bir süre onu yan gözle izleyip sonra da sanki cevabını biliyormuş gibi bilgiç bir tavırla "En sevdiğim renk ne?" diye sorunca Mert onu da hiç düşünmeden yanıtlayıp "Mavi" diyerek bakışlarını Bahar'a doğru döndürdü.

    fttfff.png

    Tabii bu duyduğu renk Mert'in kendisine döndürdüğü cam gibi parlayan mavi gözleriyle birleşince de enteresan bir etkileşim olmuştu. İtiraf edilmeliydi ki bir insan maviden nefret bile etse onun gözleriyle buluşunca bu renge aşık olabilirdi çünkü Mert rengiyle dikkatleri üzerine toplayan anlamlı bakışlarıyla da insanı içine çeken gözlere sahipti. Tabii kendisi bunun farkında mıydı orası biraz muammaydı.

    Bahar gözlerini Mert'in gözlerinde gezdirirken bir yandan da hafifçe tebessüm ederek "Senin gözlerinin rengi yani..." deyiverdi. Ne dedi o? Ağzından mı kaçtı yoksa bilerek mi söyledi acaba? Bahar'ın yüzüne bakılacak olunursa ağzından kaçmışa daha çok benziyordu.

    Birbirlerine bir şey diyemeden tuhaf bir ifadeyle bakıp bir süre öyle kalınca Mert gözlerini kısıp dikkatini başka yöne vererek "Neyse ben çalışmaya devam edeyim" dedi. Bahar'da söylediği şey yüzünden çok zor bir durumda kalmıştı. Denizin mavisi gibi deseydi ya da gökyüzü gibi deseydi ya! Yahu hiçbiri aklına gelmiyorsa şu örtünün rengi gibi diyeydi ne olurdu yani? İş miydi şimdi adamın yüzüne baka baka en sevdiğim renk senin gözlerinin rengi diye ima etmek!

    Mert ayağa kalkıp çalışma masasına doğru giderken aniden durmuştu. Aah! Akıl mı kalmıştı sanki. Geri döndükten sonra elini kolunu nereye koyacağını şaşıran Bahar'a usulen gülümseyerek sehpadaki fincanını "Kahve almayı unuttum" diyerek eline aldı. Aslında ikisi de o anlarda aynı ölçüde telaşlanmış gibiydi. Yani birbirlerinin bu hallerini yadırgayacak ya da bir anlam yüklemeye çalışacak durumda değillerdi.

    Ne yapacağını bilemeyen Bahar'da su almak için kalkınca Mert bir anda burun buruna geldiği Bahar'ın heyecanıyla tam yanından geçecekken dizini sertçe sehpaya vurdu. Kahretsin! Tam da ucu gelmiş ayağı kasılır gibi olmuştu. Bu nasıl bir acıydı öyle? Çarpma sırasında çıkan sesle beraber ona doğru dönen Bahar kolunu tutup iyi olup olmadığını sorunca Mert'te yüzüne bakmamaya çalışarak başını sallayıp iyi olduğunu belli ettikten sonra hızla mutfağa doğru gitti.

    Ne güzel tatlı tatlı konuşuyorlardı iş nasıl bu noktaya gelmişti anlayamamışlardı. Önce Mert çok güzeldin diye hoş bir pot kırmış sonra da Bahar altta kalmayarak onun potuna gözlerinin mavisine yaptığı göndermeyle karşılık vermişti. Belli ki birbirlerinin yanında kendilerini fazla rahat hissedince içeriden çıkacak sözlerin de neye sebep olacağını pek hesap edememişlerdi.

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 16:05
  8. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    sdgfgh.png

    7.Bölüm : Ben bunları mı yaşadım Mert?


    Mert mutfağa girer girmez fincanını masaya bırakmıştı. Tezgahtan destek alarak ayağının düzelmesini beklerken bir yandan da Bahar'ı düşünüyordu. Seneler geçmiş ama bu kıza olan aşkı hâlâ geçmemişti. Nasıl oluyor da ona karşı olan hisleri ilk günkü sıcaklığını hâlâ koruyabiliyordu anlayamıyordu.

    Bu duyguları bir şekilde içinden söküp atması gerekiyordu. Hiç hoşuna gitmese de Bahar nişanlı bir kızdı ve bugün de anladığı kadarıyla büyük ihtimalle iki hafta içinde o adamla nikah masasına oturacaktı. Tabii böylelikle Mert'te onu sonsuza dek kaybedecek ayakta kalmasını sağlayan umudu da tuzla buz olacaktı.

    Keşke şimdi içeriye gidip "O adam hakkında ne düşünüyorum biliyor musun? O adamın iyi biri olmadığını seni sevmediğini ve mutlu etmekten çok üzeceğini düşünüyorum" diyebilseydi. Ama yapamıyordu. Ya onun hakkında hissettiği kötü şeyler sadece Bahar'ı kendisinden koparıp alacağını düşündüğü içinse? Ya tam tersiyse ve Bahar o adamla çok mutlu olacaksa ne olacaktı? Sadece kendisini düşünerek böyle bir bencillik yapamayacağını hissediyordu.

    Salona geri döndüğünde Bahar'da uyumak için kaldığı odaya doğru yönelmişti. Açık konuşmak gerekirse eğer az önceki telaşlı ruh halleri de yine kendisini her iki cephede de belli etmeye başlamıştı. Mert'in güçsüz bir ses tonuyla "Yatıyor musun?" sorusuna karşılık başını evet dercesine sallayan Bahar'da ona "Ayağını çok kötü vurdun. Şimdi nasıl oldu daha iyi mi?" diye sorup endişeli bir halde cevabını beklemeye başladı.

    Aslında Mert ayağının acısını çoktan unutmuş şimdi Bahar hatırlatınca inceden inceden gelen sızının farkına varmıştı. Buna rağmen durgun bir halde gayet iyi olduğunu söyleyince Bahar'da birkaç saniye sessiz kalıp "Sevindim. İyi geceler Mert" dedikten sonra kapıyı açarak odaya girdi. Keşke gitmeseydi. Keşke uyumak için bile olsa Mert'ten ayrı düşmeyip her baktığında onu görebileceği bir yerde kalsaydı.

    Mert ardından bakarken duyamayacağını bile bile "İyi geceler" dedikten sonra çalışma masasına geri dönmek yerine salondaki koltuğa geçip oturdu. Bahar'ın oturduğu köşeye kıvrılıp kahvesinden bir yudum alsa da içmeye devam edememişti. İçi almıyor gibiydi.

    Kahvesini bitirmeden fincanını sehpaya bırakıp bu seferde başını koltuğa yasladı. Yorgundu ve gözlerini kapatarak Bahar'ın koltuğa sinen o hoş kokusu eşliğinde düşüncelere daldı. Tabii dalış o dalıştı çünkü kısa bir süre içinde uykuya yenik düşmüştü. Belli ki Simay'a derken boynu tutulan kendisi olacaktı.

    Bahar ise üstünü değiştirip hemen yatağa uzanmıştı. Ancak Mert'in aksine onun uykusu pek yok gibiydi. Boş gözlerle yanına aldığı kitabın sayfaları arasında gezerken aniden kitabı kapatıp arka kapağını incelemeye başladı.

    Orada gözlerini kaçırmayan bir Mert vardı ve bu yüzden de Bahar'ın ilgisini başka yöne kaydırmadan tamamen kendisine sabitlemeyi başarıyordu. Bahar resme bakıp istemsizce işaret parmağını üzerinde gezdirirken bir yandan da karşısında kanlı canlı duruyormuş gibi onunla konuşmaya başlamıştı.

    "Kimsin Mert? Hayatımda nasıl bir yer edindin de gecenin bir vakti gidebileceğim tek kişi sen oldun? Sana gelmemi sağlayan şey neydi? Sana bu kadar güvenmemin yanında bu kadar rahat hissetmemin sebebi ne?"


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Bahar kitabı elinden bırakmasa da sonunda uyumayı başarmıştı. Evde de tüm ışıklar kapanmış derin bir sessizlik hakim olmuştu. Koltukta oturur vaziyette uyuyan Mert ise gecenin ilerleyen saatlerinde daha rahat bir pozisyona geçerek uyumaya devam etmişti. Ta ki Bahar'ın odasından gelen çığlık sesine kadar.

    Bu bağırışla gözlerini açtığında önce uyku mahmurluğuyla ne olduğunu anlayamamıştı ama sonra hemen yattığı yerden kalkıp hızla odaların önüne gelmişti. Ses kesildiği için doğru duyup duymadığı konusunda da tereddütte kalmıştı ve bu yüzden de ilk önce kardeşine seslendi. Ancak Simay'dan ses gelmiyordu.

    Kapıyı tıklatıp araladığında kardeşini bilmem kaçıncı uykusunda fosur fosur uyurken bulmuştu. Demek bağıran o değildi. Mert kapıyı ses çıkarmadan kapatırken bu seferde evin içinde ağlama sesleri duyuldu. Bahar'dı bu...

    Kardeşinin kapısından çekilip Bahar'ın kaldığı odanın önüne geldikten sonra kapıyı tıklatarak "Bahar iyi misin?" diye sordu. Mert merakla cevap beklerken Bahar'da bir şey söylemek yerine yattığı yerden fırladığı gibi kapıyı açmış karşısında duran Mert'e gözleri yaşlı bir halde baktıktan sonra da yaklaşarak kollarını beline sarıp ağlamaya başlamıştı.

    Mert ilk anda tepkisiz kalırken kendisini hemen toparlayıp Bahar'a sarılarak neyi olduğunu sordu. Bahar düşünmek dahi istemiyordu ama yine de başını Mert'in göğsüne yaslayıp gözlerini kapatarak "Kabus gördüm. Ama çok gerçek... Çok da tanıdıktı" dedi. Bu kabusun aslında yaşanmış bir şey olabileceği gerçeği Bahar'ı epeyce korkutmuşa benziyordu.

    Mert onu salondaki koltuğa oturtup eline aldığı peçeteyle gözyaşlarını silerken bir yandan da "Ne gördüğünü anlatmak ister misin?" diye sordu. Bahar zorlukla yutkunduktan sonra "Yine o adamı gördüm" dediğinde Mert'te araya girip buruk bir ses tonuyla "Nişanlını" diyerek Bahar'ın lafını düzeltti.

    Böyle söylemesi onun gibi Bahar'a da tuhaf geliyordu. Belki de Mert'in de ikidir sözünü bu şekilde düzeltmesinin sebebi Bahar'ın ondan nişanlım diye bahsetme çünkü belli ki ayrılmışız demesini beklemesiydi. Ancak henüz Bahar'dan böyle bir çıkış gelmiyordu.

    Bahar başını evet der gibi sallayıp "Bir davetteydik. Üzerimizde çok şık giysiler vardı. Mutlu gibiydik gülüp eğleniyorduk. Sonra bir şey oldu. Görüntü bulanıklaştı ve o artık yanımda değildi. Bağrışlar çağırışlar duymaya başladım. Onu tekrar gördüm ve bu sefer elime ne geçirdiysem bağırarak ona doğru atmaya başladım. Ondan nefret ettiğimi bir daha da bana asla dokunmamasını söylüyordum. Çıldırmış gibiydim. O ise her ne olduysa gördüklerimi yanlış anladığımı söyleyerek yanıma gelmeye çalışıp bir şeyler açıklamaya çalışıyordu ama ben bana yaklaşmasına izin vermiyordum. Başına isabet ettiğimde kapının vurulma sesini duyup arkamı döndüm ama bir anda görüntü değişti ve kendimi o kaza yaptığım arabanın içinde buldum. Durmaksızın ağlıyordum. Hızla giderken bir anda ne olduğunu anlamadım ama direksiyonun hakimiyetini kaybettim ve... Sonrası korkunçtu" dedikten sonra minik bir es verip daha da çok ağlayarak "Ben bunları mı yaşadım Mert? Sevdiğim ve beni seven bir adamla alakalı neden iyi şeyler hissetmiyorum? Neden hep ona bağırıp zarar vermek istediğim şeyler görüyorum? Neden adını duyduğumda irkiliyorum? Nasıl bir hayatım var benim? Hatırlamaya çalıştığım şeyler bunlar mı? Eğer öyleyse istemiyorum. Ben bunları hatırlamak istemiyorum!" dedi.

    gdzhfxgmh.gif

    Bahar ağlarken Mert'te içi acıyarak ona doğru bakıp aynı hastanede yaptığı gibi elini yavaşça eline doğru uzatmış ama bu sefer geri çekmeyip Bahar'ın elini tutarak "Hatırlamaktan korkma Bahar... Yüzleşmekten çekindiğin her ne varsa onları zihninde engellemeye çalışma. Bırak serbest kalsınlar. Yaksınlar yıksınlar kırsınlar ama direnme ki bir an önce bitsinler. Bak ben nişanlınla neler yaşadığını bilmiyorum. Neden yıllar sonra benim yanımdasın inan hiçbir fikrim yok ama güven bana kırılıp dökülen parçalarını toparlayıp güçlü bir şekilde ayağa kalkarken etrafında sana destek olmak için bekleyen bir sürü sevenin olacak" dedi.

    Bu son söylediğinden sonra Bahar onun küçükken yaşadıkları bir anıyı anlatışını düşünmüştü. Yine o günkü gibi olmasını istemiyordu. Bu yüzden de gözleri dolu bir halde Mert'e bakıp "Bu sefer o insanların içinde sende olacak mısın?" diye sordu.

    Olmayı çok isterdi ama Bahar hayatına o adamla devam etmeye karar verirse ikisini birlikte görmeye yüreği nasıl dayanabilirdi ki? Onların mutluluğuna şahitlik etmek hatta belki de buna alkış tutmak zorunda kalmak Mert'i yakıp kül ederdi. Böyle durumlarda gözden uzak olma seçeneği en makul görünen seçenekti.

    "Olmayacaksın değil mi?"

    Mert'in sessiz kalışı Bahar'a cevabın olumsuz yönde olduğunu düşündürmüştü. Ses tonunu değiştirip sitemkar bir tavırla "Cevap vermedin. Yine mi düşüncem de haklıyım?" dedikten sonra sorusuna yeni bir soru daha ekleyip "Yoksa yine etrafımdaki insanları görüp sana ihtiyacım olmadığını düşündüğün için benden uzaklaşacak mısın Mert?" diyerek Mert'e bakmaya başladı. Gözleri sakın uzaklaşma herkes gitsin sen kal der gibiydi.

    Bahar bir şey söylememesine üzülmüştü ama o sırada Mert yapamayacağını bilse de yine de ona olan duygularını paylaşmak için doğru bir an olup olmadığını düşünmeye başlamıştı. Evet tam olarak bunu düşünüyordu. Aslında ne diye bu kadar düşünüyordu ki? O adamın da canı cehennemeydi. Kendi gözünden bile sakındığı Bahar'ı neden mutlu değildi? Neden ağlıyordu? Neden gözlerinin içine perişan bir halde "Yardım et! Beni bu durumdan kurtar" der gibi bakıp Mert'in içini paramparça ediyordu?

    Bahar cevap alamamanın üzüntüsüyle ağlarken Mert'te elini yavaşça kaldırıp Bahar'ın yanağına doğru uzattı. İkisi de sessizdi. Bahar gözleri dolu dolu olsa da sonunda sakinleşerek kendisine yaklaşan ele bakmaya başlamış Mert'te çok istese de yine tenine dokunamadan elini geri çekip "Sen istersen gitmem. Kal dersen kalırım" demişti. Bu yeter ki sen üzülme ağlama gerekirse ben aşkımı içime gömer senin için küle dönerim demek oluyordu sanki.

    vfgfdhfd.gif

    Mert'in derinleşen bakışları gibi ses tonu da o kadar kalbe dokunur haldeydi ki Bahar ağlamayı keserken bir yandan da Mert'e bambaşka duygularla bakmaya başlamıştı. Düşündüğü gibi olabilir miydi acaba? Mert ile aralarında sandığının aksine daha özel bir bağ olabilir miydi?

    Mert'in verdiği cevap sonrası Bahar'ın içinden geçen tek bir şey olmuştu. Evet gitmesini istemiyordu. Yanında kim olursa olsun çevresi ne kadar kalabalık olursa olsun Mert'in de bir şekilde yanında kalmasını istiyor onu hatırlamamasına rağmen yanında bu kadar huzur bulabildiği bir adamı kaybetmeyi de hiç istemiyordu.

    Mert'te söylediklerinden sonra daha fazla bir şey diyemeden bakışlarını kaçırıp boşluğa bakmaya başlamıştı. Yine Bahar'ın ona karşı neler hissettiğini anlamasından çekinmiş olmalıydı. Keşke saklamayıp anlamasına engel olmasa...

    Bahar ise bakışlarını bir an bile olsun üzerinden çekmeden baktığı Mert'e "Ben gitmeni istemiyorum. Aksine hep yanımda kalmanı istiyorum Mert" dedikten sonra kolunu tutup dikkatini kendisine doğru çekerek "Artık hatırlamak da istiyorum. Ama bunu sadece tek bir şey için istiyorum. Tek bir şeyi hatırlamak için..." dedi. Herhalde bu tek nedeni şu an ona açıklamak istemiyordu. Dünyadaki tek çekingen insan Mert değildi öyle değil mi?

    Aslında bu anlarda ikisinin de bakışları o kadar çok şey anlatıyordu ki bunları yorumlayamamaları büyük talihsizlik oluyordu. Mert kalbini ısıtan bu cevabın ardından kolundaki ele bakıp sonra da bakışlarını Bahar'a doğru çevirerek "Sen istediğin sürece hep yanında olacağım. Söz veriyorum" deyince Bahar'ın da yüzünde hoş bir gülümseme belirmişti. Şu gülüş Mert için her şeye değer gibiydi.


    •●●ERTESİ GÜN·٠•●●•٠·˙


    Mert sabahın erken saatlerinde evin içinden gelen takır tukur seslerle gözlerini aralamıştı. Aslında yalnız yaşayan bir adam olarak evindeki bu hareketliliği de yadırgamıyor değildi.

    Yerinden doğrulup boynunu ovuşturarak kalktıktan sonra banyoya girip hemen ardından da üzerini değiştirmek için odasına gitti. Mutfakta bir hareketlilik olduğuna göre kızlar çoktan kahvaltı hazırlığına başlamış olmalıydı.

    Açılmaya çalışıp saçlarını düzelterek mutfağa girdiğinde içeride sadece Simay'ın olduğunu görünce şaşkınlığını gizleyememişti. İyi de Bahar neredeydi?

    "Günaydın ağabeylerin en tatlişi!"

    Mert yanağını öpen kardeşine günaydın dedikten sonra merakına yenilip "Simay ben Bahar'ı göremiyorum. O nerede?" diye sordu. Simay elindeki salatalığı katır kutur yiyerek çaydanlığın altını açarken bir yandan da ağabeyinin sorusunu yanıtlayıp "Biraz hava almak istediğini söyledi. Fazla uzaklaşmayacakmış zaten telefonumu yanına verdim bir sorun olursa arayacak" dedi. Nasıl yani! Şimdi Bahar bilmediği tanımadığı sokaklarda tek başına mıydı?

    Kardeşindeki bu rahatlık Mert'e hiç sirayet etmemiş gibi görünüyordu. Hatta aksine Bahar'ın akşamki halinden sonra epeyce de huzursuz olmuştu. Neden bir başına dışarıya çıkmıştı ki? Kendisine söylemiş olsa beraber de gidebilir istedikleri kadar da hava alabilirlerdi. Mert kafasının çok karışık olduğundan emindi. Bahar hatırladığı şeyler ile hissettikleri şeylerin arasında sıkışıp kalmış olmalıydı.

    Simay mutfağın ortasında heykel gibi hareketsizce duran ağabeyinin önüne geçmiş niye öyle durduğunu anlamaya çalışıyordu. Tabii bakıp dursa da buna bir mana konduramamıştı. Uyanamadı mı acaba?

    Elindeki salatalığı ağabeyinin gözlerinin önünde bir sağ bir sol yaptırarak gezdirirken aynı anda da "Hu huu! İyi misiniz Arslan Bey?" diye sorunca Mert'te sofraya şöyle bir bakıp "Ben fırından ekmek alıp geleyim" dedi. Hoppala!

    Simay'ın şaşkınca sofraya bakıp "Ekmek var ya!" dediğinde ise derin bir nefes alarak "O zaman simit alır gelirim" diyerek apar topar evden çıktı. Ben illa gideceğim tut tutabilirsen diyor yani.

    Simay ağabeyinin arkasından ağzını burnunu bükerek "Sanki bunca yıllık ağabeyimizin asıl derdini anlayamayacak kadar kıt akıllıyız! Sen şuna açık açık simit bahane Baharcığım nerede desene yahu! Hey Allah'ım! Bir de simit alayım diyerek kendi kendisine iş çıkarıyor" dedikten sonra elindeki salatalığın son lokmasını ağzına atıp sofrayı kurmaya devam etti.

    Mert simit alma bahanesiyle evden çıkıp sokaklarda dolaşırken Bahar'da gördüğü rüyanın etkisinden henüz kurtulamamış olacak ki nereye gittiğini bilmeden boş sokaklarda keyifsizce yürüyordu.

    Aslında sabah uyandığında hatırladığı bir şey daha olmuştu. Kazayı parmağındaki yüzüğü sinirle çıkarmaya çalışıp camdan dışarıya fırlatırken yapmıştı. O kızgınlıkla söylenerek yüzüğü camdan atıp önüne dönerken de gecenin o karanlığında bir anda arabanın önüne bir köpek atlamış ve Bahar'da ona çarpmamak için direksiyonu kırarak arabanın hakimiyetini saniyeler içinde kaybetmişti.

    Sonrası malum... Araba büyük bir hızla ilerleyip uçurumun kenarındaki ağaca doğru çarparken Bahar'ın da çığlık sesleri yükselmişti.

    tjfhkgj.gif

    Arabadan çıkışını da hatırlıyordu. Kendisine geldikten sonra zorlukla kemerini çözüp kapıyı açmaya çalışmış ama bir türlü dışarıya çıkmayı başaramamıştı. Araba da her ne kadar çarptığı ağacın korumasıyla uçuruma düşmekten son anda kurtulmuş olsa da bir süre sonra yavaş yavaş sallanmaya başlamıştı. Belli ki ağaç onu daha fazla taşıyamayacak haldeydi.

    Bahar şoför tarafından dışarıya baktığında arabanın uçuruma düşmek üzere olduğunu anlamış bu da haliyle onun daha da çok korkmasına yol açmıştı. Tabii korksa da bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu. O arabadan bir şekilde çıkmak zorundaydı.

    El alışkanlığıyla anahtarı alıp dengeyi bozmamaya çalışarak arka tarafa geçtikten sonra kapıyı zorlasa da yine açamamış kırık olan camdan kolunu çıkarıp dışarıdan açmaya çalışmıştı. Zorlaya zorlaya kapıyı açmıştı ama kolunda oluşan cam kesikleri de canını bir hayli yakmıştı.

    Bu kesikler de Mert'in hastaneye geldiği gün Bahar'ın kolunda gördüğü izlere neden olmuştu. Bu kadarla da bitmemişti elbet. Arabadan güç bela çıktığında o sırada oluşan sarsıntılar yüzünden araçta daha fazla dengesinde kalamayıp büyük bir gümbürtüyle uçurumdan aşağıya düşmüştü.

    Bahar bu görüntü eşliğinde kendisini yere bırakıp bir süre dinlendikten sonra zorlanarak yerden kalkıp yardım bulmaya gitmişti. Bir süre düşe kalka yürüdükten sonra da vücudu artık onu daha fazla taşıyamamış ve yol kenarında bilincini kaybederek yere yığılmıştı. Tabii sonra ne olduğu açıktı. Günler sonra gözlerini bir hastane odasında açmış ve tüm bu olanlarla alakalı anılarını kaybetmişti. Ta ki bu sabaha dek...

    Bahar düşünceler arasında kaybolup giderken yeterince de yürümüş gibiydi. Artık nasıl seri adımlar attıysa ayaklarına şu hep bahsedilen kara sulardan inmişti sanki. Keyifsizce etrafa bir göz attıktan sonra geri dönmeden önce kaldırıma oturarak sokaktan gelip geçenleri izlemeye başladı.

    Bugün Mert onu nişanlısının yanına götürecekti. Belki de buradaki son günüydü çünkü büyük ihtimalle nişanlısı onun geri dönmesini istemeyecekti. Bahar onu görünce ne hissedeceğini bilemiyordu doğrusu. Mert'i ilk gördüğünde ona güvenmişti ve bu konuda da yanılmamıştı. Ama ya nişanlısı? Ona bakınca ya gözlerinin önünde kötü şeyler canlanırsa ne olacaktı? Belki de orada kalmak istemeyip Mert ile geri dönmek isteyecekti. Peki bu garip olmayacak mıydı? Hangi adam nişanlısının tanımadığı bir adamla gitmesini isterdi ki?

    Daha da kötüsü Bahar geri dönmek isterse Mert buna asla hayır demezdi ama nişanlısı kalması konusunda ısrarcı davranırsa bu da aralarında istenmeyen bir sürtüşmeye neden olabilirdi. Tamam Bahar'a göre Mert gayet sessiz ve konuşarak anlaşmayı savunan sakin bir adamdı ama böyle bir durumda yine de sessizliğini koruyabileceğini pek sanmıyordu.

    Gitmekten vazgeçtim mi deseydi acaba? Ya da adresi alıp tek başına mı gitse? Of! Neyin doğru neyin yanlış olacağını bir türlü kestiremiyordu.

    Bahar bunları düşünerek dalgın bir halde otururken sokakta "Bahar!" diyen tanıdık bir ses yankılanmıştı. Başını hızla sese doğru çevirdiğinde de kendisine doğru koşar adım gelmekte olan Mert'i görmüştü. Endişeli gözüküyordu. Evet çok endişeliydi çünkü sokağa girer girmez Bahar'ı kaldırıma oturmuş üzgün üzgün düşünürken bulunca ona bir şey oldu diye çok korkmuştu.

    Bahar onu görmenin şaşkınlığıyla "Mert! Senin ne işin var burada?" diye sorarken yanına yaklaşan Mert'te önce onun iyi olup olmadığına bakıp sonra da hiç bozuntuya vermeden "Simit almaya çıktım" dedi. Ne! Sadece simit almak için mi çıkmış yani? Acaba bu masalı kimin külahına anlatsa inandırabilirdi? Ayrıca Bahar simitçiyi daha doğrusu simit satan fırını iki sokak önce görmüştü. Hâl böyleyken Mert'in bu tarafta ne işi vardı ki?

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 16:55
  9. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    hanım.png

    8.Bölüm : Mert beni yakalayamaz!

    "Simit almaya çıktım"

    Demek simit almaya çıkmış. Bahar göz ucuyla Mert'in ellerine bakıp ortada simit falan da göremeyince doğal olarak "Simitler nerede peki?" diye sormadan edememişti. Bu soruyu sorarken gülmesine engel olmaya çalıştığı da çok belli oluyordu. Mert'te ne diyeceğini şaşırdığı için boş gözlerle Bahar'a bakmaya başlamıştı. Buraya gelirken Bahar'ı bulmaya odaklı olduğu için bu sorunun cevabını kendi içinde çalışamamıştı tabii.

    Hay aksi! Yalan söylemeyi de beceremiyordu ki. İçten içe telaşlanıp lafı döndüremeyeceğini düşünse de yine de umudunu kaybetmeyip "Dönüşte alırım diye düşünmüştüm" deyiverdi. Ne düşünmüş ne? Bahar'ın gülümseyerek "Nereden dönüşte?" diye sorması da pes et Mert bu laf buradan asla dönmez demesine yol açmıştı.

    Yakalandığını hissettiği için doğruyu söylemeye karar verip "Tamam itiraf ediyorum simit almak gibi bir çabam yoktu" dedikten sonra çekinerek gözlerini kaçırıp "Ben sadece seni merak ettim. Akşam pek iyi değil gibiydin sabah kalktığımda da seni evde göremeyince biraz endişelendim" dedi. Kendisi için endişelenmiş olması Bahar'ın hoşuna gitmişe benziyordu.

    İkisi de sessiz kalırken Mert aklına gelen bir düşünceyle sözlerine devam edip "Belki de yalnız kalmanın sana daha iyi geleceğini düşünüyorsundur ama ben tüm bunlarla tek başına yüzleşmeye çalışıp zorlanmanı da üzülmeni de istemiyorum. Tabii yine de git dersen giderim" dedi ve vereceği cevabı meraklı gözlerle beklemeye başladı. Git dersen giderim derken ki naif ve kırılgan ses tonu ne olursa olsun kal demeyi hak ediyordu sanki.

    Bahar yüzündeki hoş ifadeyle bir süre Mert'e baktıktan sonra "Hayır gitme. Neden bilmiyorum ama senin yanında daha sakin düşünebiliyormuşum gibi geliyor. Hatta bunu şimdi daha iyi anladım" deyip kaldırıma geri oturdu. Mert duyduğu şeyin mutluluğuyla Bahar'ın yanına oturmuş ve o anki sessizliğe ayak uydurup boş sokağa bakmaya başlamıştı.

    "Benim senin yanında olduğumu biliyor mu?"

    "Simay mı?"

    "Nişanlım"

    "Hayır bilmiyor"

    "Ona söylemedin mi?"

    "Önce seninle konuşmak istedim çünkü böylesi bana daha uygun olacakmış gibi geldi. Onu bir anda karşına çıkarsaydım nasıl bir tepki verirdin emin olamadım. Aslında biraz da bu emrivakiden hoşlanmayabileceğini düşündüm. Bana göre nişanlının yanına onu görmeye hazır olduğunda gitmelisin. Bunun ne zaman olacağına da ben değil sadece sen karar verebilirsin"

    gdkh.gif

    "Böyle yaptığın için teşekkür ederim. Bir nişanlım olduğunu bilmek bile beni sarsmışken onu bir anda karşımda görseydim ne hissederdim ben bile bilemiyorum"

    "Her ne olacaksa onu bugün öğreneceğiz değil mi?"

    Mert yerden aldığı minik taşı durgun gözlerle incelerken Bahar'da aynı anlarda onun sokağın başından kendisine seslenişini düşünüyordu. Sabah kalktığında kendisini göremediği için endişelenen Mert bile böyle bir tepki verdiyse günlerdir ondan bir haber alamayan nişanlısı kim bilir ne haldeydi. Adam çıldırmış olmalıydı.

    Bahar merakına yenilip yan gözle Mert'e doğru bakarak "Üzgün müydü?" diye sorunca ona doğru dönen Mert'te hafifçe çatılan kaşlarıyla "Kim? Erkan'dan mı bahsediyorsun?" diye sordu. Bahar evet dermiş gibi başını sallayarak "Baksana günlerdir benden haber alamıyor perişan olmuş olmalı" deyince Erkan'ın kapı önündeki halini düşünen Mert'te başını çevirip alaycı bir gülüşle yola bakmaya başladı. Adamın hiç de perişan olmuş bir hali yoktu. Ya da çok soğukkanlıydı ve üzüntüsünü dışa yansıtamıyordu.

    "Mert..."

    "Üzülmüştür tabii ama bunu çok iyi gizliyordu"

    "İma seziyorum sanki"

    "Onun hakkında kesin şeyler konuşamam Bahar o adamı tanımıyorum bile"

    Birkaç saniye düşünceli bir halde birbirlerine baktıktan sonra sokaktan gelen cıvıl cıvıl çocuk sesleri Bahar'ın bütün dikkatini üzerlerine çekmişti. İki tane kız çocuğu koşturarak gelip yere bir şeyler çizdikten sonra üzerine bir taş atarak oyun oynamaya başlamıştı. Evet evet seksek oynuyorlardı. Onları izlemeye başlayan Bahar'ın gözü de bu iki şirin kıza takılı kalmıştı. Ne kadar da eğleniyorlardı öyle.

    Bahar'ın bakışlarını takip eden Mert'te dikkatini hemen iki küçük kıza vermişti. Tuhaf bir şekilde ikisi de tek kelime etmeden oyun oynayan çocuklara bakarak dalıp gitmişti. Bir süre sonra da iki küçük o oyundan sıkılmış olacak ki aralarında bir karara varmaya çalışırmış gibi konuşmaya başlamıştı. Bir türlü ortak bir yol bulamıyor gibilerdi ama yine de uzaktan çok tatlı görünüyorlardı.

    Uzun süren istişarenin ardından da sarışın olan kız kumral olan kızın omzuna dokunup "Ebeeee!" diye bağırdıktan sonra gülerek Bahar ve Mert'in önünden geçip koşturmaya başlamıştı. Tabii öbür ufaklıkta durur mu? Aynı hızla o da arkadaşının peşinden koşup duruyordu. Biri yakalamak diğeri de yakalanmamak için büyük bir çaba harcıyor ortaya da izlemesi keyifli görüntüler çıkıyordu.

    Onlar kovalamaca oynarken aniden gözden kaybolunca Bahar'da yüzündeki mutlu ifadeyle Mert'e dönmüştü. Bu görüntü de çok hoştu çünkü Mert'te mutlu gözüküyordu. Nasıl olmasın? O sarışın ufaklığın "Ebeeee!" diye bağırıp gülerek koşuşturması Mert'i eski günlere götürmüştü. Sanki önünden o tanımadığı küçük kız değil de uçuşan eteklerini zapt etmeye çalışarak koşturan küçük Bahar'ın görüntüsü geçmiş gibi olmuştu.

    Ne de güzel gülerdi. Bir gülerdi onunla birlikte Mert'in de yüzünde güller açardı. Bu bulaşıcı bir şey gibiydi sanki. Onun mutlu olması Mert'i de mutlu ediyor onun yarattığı neşeyle hayat daha da keyifli bir hâl alıyordu.

    Bahar yüzündeki hoş gülümseyişiyle Mert'i izleyip sonra da kızların seksek oynadığı yere bakarak ayaklanmıştı. Onun hareketlenmesiyle kendisine gelen Mert ne olduğunu sorunca da "Hadi kalk Mert biz de oynayalım" dedi. Ne oynayacaklardı? Seksek mi! Bu koca kazık halleriyle hem de...

    Mert duyduğu şey ile afallayarak "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sorunca Bahar'da şaka yapmadığını belli etmek için elini ona doğru uzatıp "Hadi ama Mert! Yoksa bir kıza yenilmekten mi çekiniyorsun?" deyiverdi. Bak şimdi! İnsanı nasıl da zor durumda bırakıyordu görüyor musun?

    jknklmş.gif

    "Bahar farkında mısın bilmiyorum ama bu bir kız oyunu"

    "Ne fark eder ki?"

    "Bir erkeksen çok şey fark eder"

    "Beni kıracak mısın? Belki de bu oyunu oynamamız eski günlerimi hatırlamama da yardımcı olur"

    "Bahar ben gerçekten..."

    "Lütfen Mert çok istiyorum. Ne olur!"

    Mert hem söyleyiş tarzındaki hem de bakışlarındaki çocukça masumluğa ister istemez kapılıp gitmişti. Aslında cevabı da o an belli olmuştu ama yine de biraz nazlanacak gibiydi. Bahar'ın kendisine doğru uzattığı eline bakarak "Harika! Şimdi de durumunu kullanıp bana her istediğini yaptırmaya çalışıyorsun" dediğinde Bahar'da istediği cevaba henüz ulaşamadığı için ona doğru eğilip ellerini Mert'in dizlerine koyarak "Etkili oluyor mu peki?" diye sordu. Bu kadar yakın bir mesafeden sevdiği kızın gözlerine bakmayı kastediyorsa evet bunun kayda değer bir etki yarattığı su götürmez bir gerçekti. Açıkçası Mert bunu tartışmaya bile açmaya gerek duymazdı.

    esrgdtfgyj.gif

    Biraz daha bu şekilde kalırlarsa Bahar'ın hislerini anlaması da kaçınılmaz olacaktı çünkü Mert baktıkça ona olan sevgisini daha güçlü hissediyor bunu hissettikçe de Bahar'a karşı olan bakışları daha da derinleşip içinde kopan fırtınayı bakışlarına yansıtıyordu.

    "Hadi Mert! Ne çok nazlandın alt tarafı bir seksek oynayacağız"

    Mert daldığı için ne dediğini anlayamasa da Bahar'ın sesiyle kendisine gelip bu defa uzattığı eli tutarak ayaklanmıştı. Bahar'da kalkar kalkmaz çocuk gibi sevinip onu sürükleyerek hemen oyun alanına doğru getirdi. Elini bırakıp yerden taşı aldıktan sonra da Mert'e dönüp "İlk kim başlıyor?" diye sorduğunda onun tuhaf yüz ifadesinden gerekli cevabı alarak "Tamam ben başlayayım belli ki henüz kendini psikolojik açıdan hazır hissetmiyorsun" dedi. Eyvah eyvah! Dalga geçişlerde başladıysa Mert'in bu kızla işi vardı.

    Mert haline ayrı söylediklerine ayrı gülüp başlamasını isterken Bahar'da taşı atıp önce ilk kareye sonra da ikinci ve üçüncü kareye atlayıp olduğu yerde kaldı. Taşı nasıl attıysa birinci de olması gerekirken dördüncü kareye ulaşmış Bahar'ın da bir şeyleri yanlış mı yaptım telaşı yaşamasına neden olmuştu. Üçüncü karede tek ayak üstünde dururken de yanlış yaptığına iyice kanaat getirip "Şimdi ne yapacağım Mert? Bir şey yap ne olur kaldım böyle!" deyiverdi. Yahu Mert ne yapsın? Oyunu bilmiyordu ki...

    Kendisine omuz silkerek tatlı tatlı "Kal öyle" diyen Mert'in gülüşüne dayanamayıp aynı şekilde karşılık veren Bahar tek ayak üstünde kıpırdayamadan kalırken bir yandan da "Yanlış yaptım galiba taşı alıp kenardan geçeyim mi?" diye sordu. Yok daha neler! Mert gayet ciddi bir ifade takınıp "Olmaz kenardan geçersen yanarsın" deyince olduğu yerde kilitlendiği için kıkır kıkır gülmeye başlayan Bahar'da dengesini şaşırınca istemeden de olsa yanmıştı.

    "Yanlış hatırlamıyorsam eğer oyunun başında biri bana yoksa bir kıza yenilmekten korkuyor musun diye sormuştu. Hangi kızdan bahsediyordu acaba?"

    Bahar mızmızlanarak kenara çekilirken Mert'in kendisiyle dalga geçtiğini duyup "Çok eğlendin bakıyorum ama şimdi sıra senin Mert! Bakalım ilk üçü geçebilecek misin?" deyince Mert'te gülerken bir anda yüzünü ekşitmişti. Of! O değil de şimdi koca adam ciddi ciddi sokak ortasında seksek mi oynayacaktı? Kimse görmese bari.

    Bahar kenara geçerek büyük bir zevkle onu izlerken Mert'te elini ensesine koyarak gergin bir ruh haliyle gelen giden olup olmadığına bakıyordu. Birkaç saniye sonra "Bütün kariyerini gözlerinin önünden geçirmiyorsun değil mi Mert?" diye soran Bahar elindeki taşı sonunda karenin içine atan Mert'in kendisine yan yan bakmasıyla kıs kıs gülmeye başlamıştı. Adamı bu hale soktuğu yetmiyormuş gibi bir de gülüp duruyordu.

    Mert maalesef ki kırk dört numara ayağıyla küçücük karelerin içinden geçerken illa ki çizgilere basıyor Bahar'da bunu gördükçe olduğu yerde zıplayıp "Yandın yandın!" diyerek bağırıyordu. Mert'in de gözleri çok şükür görüyordu ve yandığını da anlayacak durumdaydı ama böyle bas bas bağırmakta olmuyordu yani.

    "Biraz daha yüksek bir sesle bağırmak ister misin Bahar? Belki Simay'da duyar "Aaa! Ağabeyim seksek oynuyor. Yılın olayı!" diyerek oyunumuza katılırdı"

    "Afedersin heyecan yaptım da ondan öyle oldu"

    "Biz bu oyunu beceremeyeceğiz galiba baksana sen bilmiyorsun ben de sığmıyorum"

    Bahar ona şöyle bir bakıp "Bence de... O zaman oyunu değiştirelim" dedikten sonra muzur bir gülüşle Mert'in omzuna dokunarak "Ebeee!" deyip geri geri çekildi. Aah! İşte bu imkansızdı. Göz göze bakarken Bahar heyecanla onun bir tepki vermesini bekliyor Mert ise başını olmaz der gibi iki yana sallıyordu. Seksek tamam ama sokaklarda bir kızı kovalamak... İşte orada dur!

    Bahar önden hızlı adımlarla yürürken bir yandan da omzunun ucundan Mert'e bakıp kısık bir ses tonuyla "Mert beni yakalayamaaaz!" diyerek resmen onu kışkırtmaya çalışıyordu. Tabii Mert'in bu konuda kışkırmaya hiç ama hiç niyeti yoktu. Ona hiçbir güç sokaklarda kız kovalatamazdı. Bu yüzden de elleri cebinde olarak kendisine her baktığında başını olmaz der gibi iki yana sallıyor önünden yürüyen Bahar'ı takip edip sakin sakin yürümeyi sürdürüyordu. Tabii Bahar'ın kendisine şımarıkça takılışlarını izlemekte ayrı keyif oluyordu. Şu halleri rüya gibiydi sanki.

    zxzxzxzx.gif

    Fırının önüne kadar Bahar aynı eski küçük Bahar gibi muzur bakışlarla Mert'in üstüne gitmiş Mert'te onun bu tatlı hallerine kendi tarzıyla karşılık vermişti. Onun ne olursa olsun taviz vermiyor oluşu da Bahar'ın hoşuna gitmişti ama bu yine de ona takılmasına engel olamamıştı.

    Simitleri alıp eve döndüklerinde kapı önünde anahtarı aldın mı almadın mı krizi yaşanmış ama neyse ki Simay'ın evde oluşu sebebiyle bu çok da sorun teşkil etmemişti. Simay'da zili duyar duymaz kapıyı suratı beş karış bir halde açıp "Vicdansızlar! Öldüm acımdan nerede kaldınız?" dedikten sonra ikisini de kollarından tutup çekeleyerek mutfağa doğru götürdü.

    Bahar kendisini kurtarıp ellerini yıkamaya giderken Mert'te simitlerin olduğu torbayı tezgaha bırakıp "Hazırladın mı kahvaltıyı prenses görünümlü küçük cadı!" diyerek kardeşinin saçlarını karıştırmaya başladı. Belli ki Bahar'lı bir gezinti Mert'in serotonin seviyelerinde bir artışa sebep olmuştu.

    "Ya ağabey ya kirli ellerle saçıma başıma dokunmasana!"

    "Sen beni sulu sulu şapur şupur öperken iyiydi ama!"

    "Ben ailenin şımarığıyım öperim ama sen ailenin ağırbaşlı oğlusun yapamazsın"

    "Bak sen! Kim koymuş bu kuralı bakalım?"

    Simay lakayt bir tavırla sırıtarak "Koyan koymuş ya ben ne bileyim!" deyince Mert'te kollarını açıp üzerine doğru gelerek "Hiçbir lafın altında kalmayan çenesi düşük tatlı belam benim!" dedi. Mert kardeşini ezercesine sarıp sarmalarken Simay'da kaşı gözü kaykılarak "Bahar bakma öyle kurtar beni! Ağabeyim işin suyunu çıkardı ya da benim suyumu çıkardı desem daha yerinde olur. Kız gülmesene bir şey yap diyorum!" diyerek can havliyle bağırmaya başladı.

    Bahar'da mutfağın önüne geldiğinden beri ikisinin bu hallerini keyifle izliyordu. Simay ve Mert'in kardeşlik bağı en başından beri çok hoşuna gitmişti zaten. Simay her ne kadar ağabeyinden korksa da belli ki yine de en çok onunla eğleniyordu. Mert'in de kardeşine olan sevgisi gözlerinden okunuyordu zaten.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Keyifli bir sohbet eşliğinde yenen kahvaltı sonrası artık Bahar'ı yaşadığı yere götürme vakti gelmişti. Mert'te bu yüzden yavaş yavaş gerilmeye başlamıştı çünkü Bahar'ın nişanlısını gördüğünde geri gelmeme olasılığı da vardı. Belki de onu görünce bir şeyler hatırlayıp yanında kalmak isteyebilirdi. Bu hiç istemediği bir şey olsa da en nihayetinde mümkündü yani.

    Aslında gerçekçi olmak gerekirse bu Erkan denilen adamın Bahar'ı istese de istemese de yanında tutmak isteyeceği açıktı. Ayrıca yakında gerçekleşmesi beklenen nikah içinde ne olacağı hâlâ belirsizliğini koruyordu. Keşke Bahar burada kaldığı süre içinde her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlamış ve buna rağmen de kalmayı tercih etmiş olsaydı. O zaman bir bayram havası da Mert'in gönlünde eserdi herhalde.

    Mert oldukça ağır hareketlerle hazırlanıp kaçınılmaz sonu biraz olsun geciktirmeye çalışırken Bahar'da salondaki koltukta oturmuş sessizliğini korur vaziyetteydi. O da geri dönmeme ihtimali olduğunu biliyordu. Bu da aynı Mert gibi onun da gerilmesine yol açmıştı.

    Ne tuhaf... Burada çok uzun zamandır bulunmamasına rağmen hem bu eve hem de Mert'e çok alışmıştı. Aaa! Bir de Simay vardı tabii. Onu da çok sevmiş ve bu kısacık zamanda nasıl olduğunu bile anlayamadan arkadaşı oluvermişti.

    Bahar'dalgın bir halde düşünürken elinde telefonuyla yanına geçip oturan Simay'da bir an boş bulunarak "Bahar telefon numaranı söylesene kaydedeyim. Hem belki ara sıra buluşup beraber bir şeyler yaparız" dedi. Telefon numarasını mı söylesin? Nasıl yani? Kızın hafızası sizlere ömürken numarasını nereden hatırlasın da söylesin yahu!

    Bahar ona doğru dönüp boş boş bakınca Simay'da lafını geri alıp "Afedersin ya ne kadar aptalım! Dur o zaman ben sana vereyim ama beni muhakkak ara tamam mı?" dedi. Aramaz mıydı hiç? Tabii ki her fırsat bulduğunda Simay'ın sesini duymak isteyecekti. Bahar arayacağını söyleyerek başını sallarken Mert'te suratı beş karış bir halde salona gelmişti.

    "Hazırsan çıkalım mı Bahar?

    Bahar'ın korktuğu bu soru Mert'in ağzından bir kere de çıkmış ikisinin de aynı anda yüzünün asılmasına yol açmıştı. Belli ki ne Bahar gitmek istiyor ne de Mert onu geri götürmek istiyordu. Keşke bunu birbirlerine de söylemiş olsalardı da bu kadar üzülmeselerdi.

    Bahar oturduğu yerden arkasına doğru bakıp Mert'in üzgün ifadesini inceleyerek "Hazırım çıkabiliriz" dedi. Mert ceketini giyip arabasının anahtarlarını çıkarırken Bahar'da ayağa kalkmış sehpanın üstünde duran kitaba bakıyordu. Eğilip eline aldıktan sonra da "Bunu da yanıma alabilir miyim?" dediğinde Mert ona doğru bakıp neyi yanına alabilir mi diye sordu.

    Kitabın arkasını çevirip Mert'in resmine uzun uzun bakan Bahar ona doğru dönerek "Kitabı... Yolda okuyabilmek için" dediğinde Mert'te dişlerini sıkarak "Tabii ki alabilirsin" dedi. O anlarda Simay ve Bahar sarılırken Mert'te eğilmiş ayakkabısının bağcıklarını bağlıyordu. Vedalaşma konuşmaları da canını sıkmıyor değildi ama yapacak bir şey yoktu.

    "Sende mi gidiyorsun Simay?"

    "Evet artık eve döneyim diyorum ama benim işim belli olmaz tabii. Düşünsene bir dönmüşsünüz ben yine buradayım"

    "Yine de vedalaşalım orada ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum. Belki de ben dönemem belli mi olur?"

    "Öyle deme ya gelirsin yine"

    "Kendine çok iyi bak olur mu?"

    "Bakarım merak etme sende dikkatli ol ve beni unutma"

    "Unutur muyum hiç aşk olsun. Bu arada kıyafetlerini kullanmama bir şey demediğin için teşekkür ederim Simay"

    "Hangi kıyafetlerimi?"

    Mert sana demiştim der gibi bakarken Bahar'da belli belirsiz bir tebessümle "Şey... Buraya geldiğimde giyecek pek bir şeyim yoktu. Hatta üzerimdekilerden başka hiçbir şeyim yoktu. Mert'te bana senin gardolabını kullanabileceğimi söylemişti" dedi. Simay onu baştan aşağıya inceleyip şaşkın bir ifadeyle "Bende tarzımız ne kadar birbirine benziyor diye şaşırmıştım. Demek kıyafetlerimi izinsiz aldın!" deyiverdi. Ne oluyor ya!

    Bu çıkışla beraber yüz şekli değişen Bahar "Özür dilerim ben aslında..." derken Simay'da gülerek "Şaka yaptım kız korkma! Ay hemen de inandı ne saf kalpli kıyamam. Hiç sorun değil bebeğim istediğini giy hem sen artık benim kardeşim sayılırsın değil mi ama?" dedikten sonra Bahar'a sıkıca sarılıp ağabeyine de onun omzunun üstünden göz kırptı. Mert bunu niye yaptığını anlayamasa da yine de buruk bakışlarla gülümsemişti. Deli kız kim bilir o an aklından neler geçiriyordu.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Bahar ayakkabılarını giydikten sonra çantasını ve kitabını alıp Mert'e hazır olduğunu söylemiş ve beraber evden çıkmışlardı. Mert arabaya doğru giderken Bahar'da olduğu yerde kalarak buruk bakışlarla eve doğru bakıyordu. Gözleri evin pencerelerini gezinirken buraya bir daha geri dönemeyeceğini hissetmişti. Bu histen de hiç hoşlanmamıştı. Mert onun durduğunu anlayıp arkasını dönünce Bahar'da ona bakıp hiçbir şey demeden yanına doğru geldi. Bu sefer de Mert ona bakıp kalmıştı.

    "Bahar sen iyi misin?"

    "Bilmem"

    "Eğer oraya gitmeye hazır olmadığını düşünüyorsan bunu erteleyebiliriz"

    "Hazır olduğumu düşünüyorum ama biraz garip hissettim"

    "Nasıl garip?"

    Bahar söyleyip söylememek arasında gidip gelirken eve doğru bakınca Mert'te "Bahar..." diye seslenerek onun dikkatini çekip kendisine bir cevap vermesini beklemeye başladı. Bahar'ın yüzünde çok masum bir ifade vardı. Ne yapacağını bilemez bir halde dudağını kemirirken de aniden derin bir nefes alarak "Evime gideceğim için mutlu olmam gerekiyor biliyorum ama ben sanki evimden ayrılıyormuşum gibi hissediyorum. Buraya çok alışmış olmalıyım. Böyle bir şey hissetmekte bana biraz garip geldi sanırım" deyince bu Mert'i hem mutlu etmiş hem de bir yandan üzmüştü.

    Keşke Bahar hatırlıyor olsaydı ve keşke şu nişanlı hayatlarına hiç girmemiş olsaydı. Ama şartlar tam aksi yöndeydi. Bahar hâlâ bir şey hatırlamıyordu ve o nişanlı da tam ortalarında durmaya devam ediyordu.

    "Oraya nişanlınla konuşmak istediğin için gidiyoruz Bahar"

    "Biliyorum ama ya onunla kalmam konusunda ısrarcı olursa ne olacak? Ben onu tanımıyorum ki Mert"

    "Sen beni de tanımıyordun"

    "Ama sen..."

    "Ben..."

    "Sen onun gibi değildin ki. Bana hiç kötü şeyler hissettirmedin aksine ilk andan beri senin yanında kendimi hep iyi hissettim"

    "Bak bu konuda kendini rahat hissetmeni istiyorum. Eğer orada kalmak istemezsen ya da henüz buna hazır olmadığını hissedersen bunu hiçbir şekilde yapmak zorunda değilsin. Oraya nasıl gittiysek öyle de geri dönebiliriz"

    "Gerçekten mi?"

    "Gerçekten"

    "Bunu duymak iyi geldi"

    "Sakın korkma. Eğer gözlerinden kalmak istemediğine dair küçücük bir işaret alırsam seni orada hiçbir güç zorla tutamaz"

    "Teşekkür ederim Mert"​

    ergthy.png

    "Ne diyorsun peki gidelim mi?"

    "Gidelim"

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
    Son düzenleme: 28 Haziran 2020 17:45
  10. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    dxcfhvbhn.png

    9.Bölüm : Sen beni böyle mi cezalandırıyorsun?


    Arabaya geçtiklerinde sessizlik olmuştu. Mert tüm dikkatini yola verirken Bahar'da yanına aldığı kitabı okumaya devam ediyordu. Ancak birkaç sayfa ilerledikten sonra kitabın içinde eksik sayfalar olduğunu fark etmişti. Aslında daha önce de bir iki sayfanın olmadığını görmüştü ama bu artık tekrar tekrar olunca biraz garip bir hâl almaya başlamıştı.

    Hmm... Bahar'ın saklambaç oynarken yüzüstü çamurun içine düşme hikayesinin anlatıldığı sayfalarda büyük ihtimalle o kayıp parçalara denk geliyordu. Yani Mert kendisini işaret eden ipuçlarını şimdilik bir bir ortadan kaldırmıştı. Bahar'da bunun böyle olabileceğini bilmediği için bu kayıp sayfaların neden ortalarda görünmediğini anlayamamıştı. Eli koparılan sayfanın izleri üzerindeyken gözlerini de o esnada yola bakan Mert'e kaydırmıştı. Kitabındaki eksik sayfalardan haberdar mıydı acaba?

    Mert onun kendisine karşı olan bakışlarını hissedince hemen Bahar'a doğru dönüp "Bir şey mi oldu?" diye sordu. Olmuştu ama umalım ki Bahar'a verebilecek bir cevabı olsun yoksa kızın onu köşeye sıkıştırması kaçınılmaz olacaktı. Mert'in sorusuna karşılık Bahar'da kitabın o haline bakarak dudağını büzmüştü. Söylese mi söylemese mi diye kısa süreli bir tereddüt yaşasa da elini sayfaların üzerinde gezdirirken aniden "Kitabın..." dedi.

    Mert bir ona bir de elinde tuttuğu kitabına bakıp "Ne olmuş kitabıma?" diye sorduktan sonra Bahar'ın gözleri kısık bir halde "Sayfaları eksik. Sakın bana bir kitap kurdu tarafından yenmiş olabilir demeye de kalkma" demesiyle de onu bir hayli şaşırtarak "Merak etme böyle bir şey demem. Eksik olan o birkaç sayfayı ben kopardım" dedi. O mu koparmış? İyi de neden böyle bir şey yapmış ki?

    Bahar ne düşüneceğini bilemeden şaşkınca "Sen mi?" diye sorunca Mert'te bu ifadesi sebebiyle belli belirsiz tebessüm ederek "Evet ben yaptım. Sorun yok yani" dedi. Demek sorun yok. Ama bu işte bir tuhaflık vardı sanki. Ayrıca Mert bir yazardı ve muhtemelen kitap sayfalarının bırakın kopmasına kırışmasına dahi tahammül edemeyecek biri olmalıydı.

    Bahar kısa bir an sessiz kalsa da kitabın sayfalarını çevirirken merakına yenilip yeniden Mert'e dönerek "Neden kopardın ki yoksa bu sayfalarda okumamam gereken bir şey mi yazıyordu?" diye sordu. Aynen öyleydi ama Mert bunu dile getiremezdi.

    Bu kadar net gelen bir soru karşısında Mert gayet soğukkanlı bir şekilde Bahar'a doğru dönüp "Üzerine yanlışlıkla kahve döktüm. Her yer berbat olunca da diğer sayfalar zarar görmesin diye mecburen lekelenen sayfaları koparmak zorunda kaldım" dedi. Kitabın kenar köşesine bakan Bahar buna inansa mıydı acaba? Tabii ki inanmamıştı ama şimdilik inanmış gibi gözüksün bakalım. Elbet bu kitabın üzerine kahve dökülmemiş hali de eline geçerdi ve o da merakını giderirdi.

    asdgfhg.jpg

    Mert'te bu soruyu güzelce geçiştirmişti ama tedirgin olmadığını da söyleyemezdi. Bahar gerçekten de o sayfaları bir gün okuyacaktı değil mi? Yani artık bu kaçınılmaz bir şeydi. Peki o kızın kendisi olduğunu anlayınca ne olacaktı? Ya Mert'e en başından beri kendisine söylemediği için kızıp tavır alırsa ya da bunu hiç hoş karşılamazsa ne olacaktı? Gerçi Mert'in de artık bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. En başından bugünü düşünüp bilgi alışverişini kontrollü tutsaydı şimdi bu soruları kendisine sormuyor olurdu. Bahar'ın buna nasıl bir tepki vereceğini de artık zamanı geldiğinde öğrenebilecekti.

    Trafiğin akıcı olmayışı ve köprü çıkışında yaşanan kaza sebebiyle sürekli dur kalk yapsalar da sonunda Bahar'ın yaşadığı evin önüne gelmeyi başarabilmişlerdi. Mert arabayı park ettikten sonra ikisi de sessizce oturup beklemeye başladı. Bahar tedirgin bakışlarıyla etrafa göz gezdiriyor Mert'te onun iyi ya da kötü bir tepki vermesini bekliyordu.

    Genç kız önünde durdukları apartmana şöyle bir bakıp "Burası mı?" diye sorunca Mert'te öyle olduğunu söyleyerek eliyle oturduğu katın penceresini işaret etti. Bahar o pencerenin tam karşısında ne olduğuna bakıp tanıdık bir detay yakalamaya çalışıyordu ama yok olmuyordu. Bu o kadar kolay değildi maalesef.

    Bahar işaret parmağının ucunu ısırarak korkak bir kız çocuğu gibi bakınırken Mert'te kendi kapısını açıp "Gel biraz da dışarıdan bakalım" diyerek aracından çıktı. Dışarıdan bakmak mı? Aslında geri mi dönselerdi acaba? Nedense Bahar'ın içini bir huzursuzluk kaplamış gibiydi. Mert onun kapısını açtıktan sonra güler bir yüzle elini uzatıp "Hadi gel Bahar" deyince Bahar'da yavaşça elini uzatıp onun yardımıyla arabadan indi.

    Yok yok! Ayakları ileriye değil resmen geri geri gitmeye meyil ediyordu. Niye böyle olmuştu ki şimdi? Sonuçta öyle ya da böyle burası onun kendi eviydi. Yani bir şekilde güvende hissetmesi gereken bir yer olmalıydı. Ama öyle olmuyordu. İkisi yan yana apartmana doğru yürürken içeriden Mert'in daha önceden görüp konuştuğu apartman görevlisi çıkmıştı. O da Bahar'ı karşısında görünce epey şaşırmış gibi gözüküyordu.

    "Bahar Hanım hoş geldiniz! O gece bir gittiniz bir daha da sizden haber alamadık. İyisinizdir inşallah"

    Bahar kim olduğunu bile bilmediği bu adama kem küm ederek "Şey ben..." demeye çalışırken Mert hemen araya girip "Bahar bir kaza geçirmiş ama gördüğünüz gibi şimdi gayet iyi" dedi. Bahar kendisini toparladığı için teşekkür eder gibi Mert'e bakarken adamın geçmiş olsun dedikten sonra küçük bir bilgilendirme de bulunarak "Gittiğiniz günden beri Erkan Bey'im sizden bir haber var mı diye her gün buraya gelip gidiyor. O da eli kulağındadır birazdan gelir herhalde" demesiyle tedirgin olup yine bir iki adım geri çekilmiş Mert'te bunu fark eder etmez hemen eliyle beline dokunarak onu durdurmuştu. Niye böyle bir tepki veriyordu hâlâ anlayamıyordu. Galiba Erkan'ı görmeye hazır değildi ya da belki de içten içe onu görmek bile istemiyordu.

    Bahar'ın huzursuz bir halde kendisine baktığını gören Mert onun burada bulunmaya hazır olmadığını anlamış bu yüzden de "İstersen daha sonra yeniden gelebiliriz" deyip Bahar'ın içini rahatlatmıştı. Bahar'ın cevabı hiç düşünmeden "Evet öyle yapalım" diyerek olmuştu. Aslında Mert bu kadar çabuk dönmek isteyeceğini tahmin etmemişti. Halbuki etrafta biraz gezinebilir tanıdık olabilecek mekanlara girip çıkabilirlerdi. Ama belli ki Bahar buna gerçekten de hiç hazır değildi. Mert gitmek istiyor oluşuna şaşırsa da aksi bir şey söylememişti çünkü Bahar'ın bir şeyi zorla yapmasını ve bunu yaparken de kendisini kötü hissedecek derecede zorlamasını istemiyordu.

    Ancak tam bu noktada Bahar açısından aksilik denilebilecek bir durum yaşanmıştı. Mert tam başını olumlu bir tavırla sallayıp adama da daha sonra yeniden geleceklerini söylüyordu ki arkadan "Bahar! Aman Allah'ım sonunda geri dönmüşsün" diyen bir erkek sesi duyulmuştu. Mert sesi duyar duymaz o yöne dönüp Erkan ile göz göze gelmiş ama Bahar kalbi korkudan güm güm atarken kendisinde ona doğru dönecek gücü bulamamıştı.

    erdgjhj.jpg

    Erkan aracının kapısını kapatıp hızla onlara doğru gelirken Bahar'da tedirgin olduğu için Mert'in kolunu tutarak ona doğru yaklaştı. Neden bilmiyordu ama kendisini ne buraya ne de bu adama ait hissedemiyordu. Hatta Erkan'ın sesini işitmek bile tüm bedeninde çalkalanmaya neden olmuş gibiydi.

    Erkan ters bakışlarla Mert'e bakarak yanlarına geldikten sonra "Seni çok merak ettim Bahar!" diyerek ani bir şekilde kollarını Bahar'ın beline doladı ve onu kendisine doğru çekerek sıkıca sarıldı. Bahar adeta dikenli bir tele sarılıyormuş gibi rahatsız olup kendisini geri çekerken Mert'te bu sahne yüzünden biraz gerilmişti sanki. Adam kızın nişanlısı olduğu için herhangi bir müdahalede de bulunamıyordu ki.

    "Bunca zamandır neredeydin Bahar? Seni o kadar merak ettim ki bakmadığım yer kalmadı. Neden beni hiç aramadın?"

    Erkan endişeli gözlerle Bahar'ı baştan aşağıya inceleyip ellerini de hiç bırakmayacakmış gibi tutarak onu soru yağmuruna tutmaya başlamıştı. Nerede olduğunu sorup tatmin edici bir cevap almak istiyordu ama sessiz kalan Bahar hâlâ onun yüzüne bakmamaya çalışıp bakışlarını kaçırıyordu. Göz göze gelirlerse yeni yeni görüntüler görür diye çekiniyordu çünkü onunla ilgili hissettiği şeyler de gördüğü şeyler de bu zamana kadar Bahar'a hiç olumlu hisler vermemişti.

    Bahar'ın yan gözle kendisine doğru baktığını fark eden Mert'te bunu bir yardım çağrısı gibi algılamıştı. Bu yüzden de Erkan'ın sorusuna Bahar'ın yerine cevap vererek "Bahar benim yanımdaydı ve maalesef onu tanıyan kişilere ulaşacak durumda da değildi" dedi. Erkan'ın bakışlarından adeta alevler çıkıyor gibiydi. Ne demek benim yanımdaydı? Bu adam daha yeni buraya gelip Bahar'ın nerede olduğunu sormamış mıydı? Anlaşılan o ki Bahar zaten hep onunlaydı ve buraya gelip sanki ondan habersizmiş gibi davranarak kendisine resmen yalan söylemişti.

    Mert'in yaptığı açıklama karşısında sakin kalmayı başaramayan Erkan bakışlarını Bahar'a çevirip sinirli de bir tonlamayla "Kim bu adam Bahar! Sen beni böyle mi cezalandırıyorsun?" diye sorunca Bahar gibi Mert'te şaşırmıştı. Cezalandırmak derken bunu neye dayanarak söylüyor olabilirdi ki? Açıkçası ikisi de Erkan'ın neyi kastettiğini hiçbir şekilde anlayamamıştı.

    Mert bu yakışıksız sorudan oldukça rahatsız olmuştu. İkisinin arasında ne yaşandığını bilmiyordu ama Bahar'ın böyle bir şey yapacak biri olmadığını da belli ki ondan daha iyi biliyordu. O bunu bilirken nişanlısı nasıl bilemezdi bunu ise hiç anlayamıyordu. Bahar'ın yanına gelişi asla Erkan'a ceza olsun diye yapılmış bir hareket olamazdı. Kızı ne halde bulduğu da ortadaydı zaten.

    Mert ne diyeceğini şaşıran Bahar'a bakıp "İstersen sen arabada bekle Bahar önce biz bir konuşalım sonra da sen ne yapmak istediğine karar verirsin" dediğinde Bahar'da onu dinleyerek başını tamam dercesine salladıktan sonra hemen arabaya geri döndü. Erkan'da onun ardından bakan Mert'in bakışlarını mercek altına almıştı. Onda hoşlanmadığı bir durum vardı sanki.

    Bahar'da da bir farklılık vardı. Neden kendisini görür görmez bu kadar tepkisiz kalmıştı anlayamıyordu. Tabii ki onca şeyden sonra boynuna atılmasını o da beklemiyordu ama en azından o geceyle ilgili kızgınlığını belli edecek bir söylemde bulunabilirdi. Belki de yanındaki adamdan dolayı bu kadar sessizdi. Onun yanında konuşmak istemiyor olabilir gibi gelmişti Erkan'a...

    "Bir açıklama bekliyorum! Bahar neden bana bir yabancıymışım gibi davranıyor? Sevdiğim evlenmek üzere olduğum kadın yüzüme sanki beni hiç tanımamış hiç sevmemiş gibi bakıyor"

    "Bunu asıl bizim size sormamız gerek"

    "Ne demek bu?"

    "Bahar sizi hatırlamıyor. Aslında kimseyi hatta bugüne kadar yaşadığı hiçbir şeyi hatırlamıyor"

    "Hatırlamıyor mu? Ama bu nasıl olabilir ki?"

    "Buradan ayrıldığı gece arabasıyla bir kaza geçirmiş. Hastaneye kaldırmışlar ama üzerinde kimliğini belli edici herhangi bir şey çıkmayınca kime ulaşacaklarını bilememişler"

    Demek Bahar hiçbir şey hatırlamıyordu. Erkan buna sevinse miydi üzülse miydi bilememişti ama bunu duyunca bir rahatlama hissettiğini asla inkar edecek halde değildi. Öğrendiklerinden sonra arabanın içinde huzursuzca oturan Bahar'a bakıp hemen ardından da kuşkucu bakışlarını Mert'e çevirerek "Senin bundan nasıl haberin oldu peki? Nişanlısını hatırlamayan bir kadının seninle ne işi olabilir ki?" diye sordu. Bunu sormakta haklıydı. Kim olsa soracağı ilk soru bu olurdu zaten.

    Mert alacağı tepkiyi tahmin edebiliyordu ama gerçeği de söylemesi gerekiyordu. Kısacık bir an sessiz kaldıktan sonra "Hastaneye getirildiğinde Bahar'ın elinde bir kağıt varmış. Üzerinde ismimle birlikte evimin adresinin de olduğu bir kağıt... Bana da o kağıdın yardımıyla ulaştılar. Kimliği belirlenemediği için kim olduğunu söylemediler ama hastaneye gittiğimde onu hemen tanıdım. Bahar benim çocukluk... Yani çocukluk arkadaşım" deyince Erkan'da ona kuşkulu gözlerle bakmaya devam edip "Neden bunları bana ilk karşılaştığımızda söylemedin o zaman? Neden Bahar'dan haberin yokmuş gibi davrandın?" diye sordu. Bu da oldukça haklı bir soruydu.

    "Önce Bahar ile konuşmak ve onun onayını almak istedim"

    "Ne onayı?"

    "Sizinle görüşmek isteyip istemeyeceği konusunda bir onay"

    "O benim nişanlım! Tabii ki görüşmek isteyecek"

    "Sizi tanımadığım gibi aranızda ne geçti onu da bilmiyorum. Bu yüzden de sizi görmek isteyip istemediğini ona sormadan bilemezdim. Bu karar bana ait değildi"

    Bahar arabanın içinden ikisinin konuşmasını dikkatle izlerken onu şaşırtan bir şey fark etmişti. Bu iki adam sadece bir kez karşılaşmış olmalarına rağmen birbirlerine sanki düşmanmışçasına bakıyorlardı. Erkan'a karşı kendisinin de negatif hisleri olduğu için onun tavrını yadırgamamıştı ama Mert onu gerçekten şaşırtmıştı. Erkan'a cevap verirken öyle bir bakıyordu ki hissettiği her negatif duygu birebir gözlerine yansıyordu. Halbuki ona Erkan ile ilgili sorular sorduğunda bile bu olumsuz hislerini bu denli belli etmemişti.

    Erkan'da yavaş yavaş sinirleniyor gibiydi. Bu yüzden de Bahar ile aralarında hiçbir şey geçmediğini söylediğinde Mert'in "Bahar neden bu halde o zaman? Neden sizi görmesi sesinizi duyması bile onu tedirgin ediyor?" diye sorması onu fena halde kızdırmış ve Mert'in üzerine yürüyerek "Ne diyorsun sen be! Ne tedirgin olması? Sen kim oluyorsun da bana böyle bir soru sormaya cesaret edebiliyorsun!" demesine yol açmıştı. Bu kadar kızdığına göre suçunu gayet iyi biliyor olmalıydı.

    wsetrdfgh.jpg

    Bahar bu fevri hareketten dolayı kavga çıkabileceği korkusuyla hemen kendisini arabadan dışarıya atmıştı. Mert'te ani bir refleksle elini kendisine doğru bir hamle yapmaya teşebbüs eden adamın göğsüne doğru uzatıp onu sertçe durdurarak "Sizinle olabildiğince düzgün konuşmaya çalışıyorum ama bence şansınızı zorlamasanız iyi olur çünkü herkesin aşılmaması gereken bir sabır noktası vardır. Siz de şu an bu konuşma tarzıyla benim sınırıma haddinden fazla yaklaşmış bulunuyorsunuz. Ben Bahar'ı buraya daha çok korksun daha çok içine kapansın diye değil hayatıyla alakalı bir şeyler öğrenip bunların da hatırlamasına yardımcı olması için getirdim. Ama kendinize hakim olamayacaksanız geldiğimiz gibi geri dönmesini de biliriz hiç sorun değil" dedi. Bunları söylerken kızgın olmasına rağmen çok sakin görünüyordu çünkü Erkan'ın aksine kendilerini izleyen Bahar'ı korkutmak istemiyordu.

    Erkan ise Mert'in sakin görünmesine rağmen bakışlarındaki ani değişim yüzünden geri adım atma isteği duymuştu. Belli ki Mert'in şu an ki bakışları Simay'ın da daha önceden "Eyvah! İşte yine o saniyeler içinde kocamanlaşan gözbebekleri! O görüş alanımdan hemen kaybol mesajı veren mavişten siyaha dönen korkutucu bakışlar!" diyerek bahsettiği bir hâl almıştı. Haklı bir geri çekilişti bu yani...

    Erkan endişeli gözlerle kendilerini izleyen Bahar'ı fark edip tavrını biraz yumuşatarak "Evlenme arifesinde olan her çift gibi saçma sapan bir nedenden dolayı saçma sapan bir tartışma yaşamıştık ama artık hiçbir şey umurumda değil. Nikahımızla alakalı her şey Bahar'ın arzu ettiği şekilde olacak. Sonuçta evlilik denilen müessese kadınlar için bizden çok daha büyük anlamlar içeriyor. İçinde hiçbir şey uhde kalsın istemem" derken Mert'te ona kuşku dolu gözlerle bakarak elini göğsünden çekip aşağıya indirmişti. Ne yani Bahar bu kadar basit bir nedenden dolayı mı gecenin bir yarısı kendisini sokaklara atmıştı? Bir yerlerden bir külah bulalım da Erkan Bey bunları bir kere de ona anlatsın bari.

    Bahar'da tartışmanın kavgaya dönmemesiyle rahatlamıştı ama sonra ani bir şekilde Erkan'ın kendisine doğru yürümeye başladığını görünce tedirgin olup hemen ne oluyor dercesine Mert'e bakmıştı. Erkan'da madem nişanlısı olarak kendisi burada o halde Mert'e gerek kalmadığını düşünmüş olacak ki Bahar'ın yanına geldikten sonra "Çocukluk arkadaşına seni buraya kadar getirdiği için teşekkür edip artık yukarıya çıkalım mı bir tanem? Hem annen ve babanda akşama kalmadan burada olurlar. Yokluğunu hissettirmemeye çalışsam da anne yüreği işte bir şeyler olduğunu hissetti herhalde" dedi. Nasıl yani Bahar'ın ailesi mi geliyormuş?

    dfghj.jpg

    Bahar tek kelime bile edememişti. Bir yandan hemen şimdi Mert ile birlikte buradan ayrılmak istiyor bir yandan da ailesini görebilecek olmasının verdiği heyecanını yaşıyordu. İyi de burada kalmak isterse Mert gönderilecek kendisi de akşama kadar bu adından başka hiçbir şeyini bilmediği adamla birlikte mi kalacaktı?

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
  11. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    1534a198e92ed886784486511762.png

    10.Bölüm : Ne düşünüyorsun Bahar?

    "Çocukluk arkadaşına seni buraya kadar getirdiği için teşekkür edip artık yukarıya çıkalım mı bir tanem? Hem annen ve babanda akşama kalmadan burada olurlar. Yokluğunu hissettirmemeye çalışsam da anne yüreği işte bir şeyler olduğunu hissetti herhalde"

    Bahar buradan Mert ile birlikte gitmek istese de söz konusu ailesi olunca bu isteğini bir türlü yerine getirememişti. Tamam ailesini görmeyi çok istiyordu o konuda herhangi bir sorun yoktu ama onları görmesi Mert'in buradan gitmesine neden olacaksa işte bu o noktada ciddi bir sorun yaratıyordu. Nedense kendisi kalıp Mert giderse yavaş yavaş birbirlerinden koparlar bir daha da kolay kolay yan yana gelmeye şansları olmaz gibi geliyordu ona.

    İyi de Bahar onsuz kendisini güvende hissedemezdi. Hem ailesi de gerçekten gelecek miydi acaba? Ya bu Erkan denilen adam onunla kalsın diye böyle bir yalana başvurduysa ne olacaktı? Bunları belki de sırf Bahar'ın kalması Mert'in de gitmesi için söylüyordu. Kim bilebilirdi ki bunun doğruluğunu?

    Bahar sessiz kalıp huzursuz bir halde olduğu yerde dururken Mert'in yanlarına gelip "Ne düşünüyorsun Bahar?" diye sormasıyla sessizliğini bozmuş ve ona gitme dermiş gibi bakıp sorusuna da "Sen ne düşünüyorsun Mert?" diye sorarak karşılık vermişti. Sanki Mert "Sen kal ailenle ol ben de gideyim" dese de ona güvenip dediğini yapacaktı "Burada kalamazsın benimle gelmelisin" dese de ona kayıtsız şartsız güvenip geldikleri gibi onunla birlikte geri gidecekti. O an ne yapacağı Mert'e bağlıydı yani.

    jccghj.jpg

    Neyse ki Mert sen ne düşünüyorsunun altında yatan mesajı almıştı. Bu yüzden de "Ben ailenle bir araya gelmenin sana kendini iyi hissettireceğini düşünüyorum" dedikten sonra kendisine sert bir ifadeyle bakan Erkan'a aldırmadan da sözlerine devam edip "Şimdi senin içinde bir sakıncası yoksa eğer sen ben Erkan Bey yukarıya çıkalım ve ailenin gelişini birlikte bekleyelim. Geldiklerinde her şey yolundaysa ve kendini burada iyi hissediyorsan sen ailenle kalırsın ben de gönül rahatlığıyla evime geri dönerim" dedi. Bunu demişti ama o da biliyordu ki Bahar'ı burada bıraktığı takdirde bir daha asla gönlü rahat olmayacaktı.

    Bahar mesajını alarak kendisini bırakıp gitmeyecek olmasına çok sevinmişti. Hoş bir tebessümle "Senin dediğin gibi yapalım" dediğinde Mert'te ona tebessüm ederek arabadan telefonunu alıp geri döneceğini söyledi. Ancak aralarındaki derin bakışmalar Erkan'ı rahatsız etmişe benziyordu. Tabii Bahar'ın Mert'in onayına ihtiyaç duyması ve dediğini de hemen kabul etmesi sinirini de bir miktar bozmuştu. Bu Mert denen adam kim oluyordu da nişanlısının üzerinde böyle güçlü bir etkiye sahip olabiliyordu?

    Gözlerini bir süre ikisinin arasında gezdirip bu rahatsız oluş artınca da ani bir kararla Bahar'ın elini sıkıca tuttuktan sonra "Merak etme yakında beni de unuttuğun her şeyi de hatırlayacaksın. Ben sana yardım edeceğim" diyerek yanağına bir öpücük kondu. İşin kötüsü tam o esnada "Tamam gidebiliriz" diyerek onlara doğru dönen Mert'te bu öpücüğün geliş anına şahitlik etmiş ve hemen ardından da kenetlenmiş halde duran ellerine bakmıştı.

    Tuhaf ve sevimsiz bir andı. Bahar'da Erkan'ın böyle bir şey yapmasını beklemediği için şaşırmıştı ve durumun verdiği şaşkınlıkla hiçbir tepki veremeden öylece olduğu yerde kalmıştı. Tabii Erkan'ın öpüşü Mert'in onları görüşü ve Bahar'ın tepkisiz kalışı öyle zamana yayılmamış her şey saniyeler içinde olmuştu.

    Mert'e yanlış sularda gezdiğini hissettirmeye çalışan Erkan "Hadi gidelim o zaman" diyerek elinden tutmaya devam ettiği Bahar ile birlikte apartmana girdi. Bahar bir yandan onunla yürüyüp bir yandan da geliyor mu diye Mert'e bakıyor Mert'te gördüklerinin verdiği öfkeyle dişlerini sıkıyordu. Bu sahneyi farklı şekillerde de olsa tekrar tekrar yaşamak zorunda mıydı gerçekten? Görünen o ki büyük bir cesaretle ortaya çıkıp kıza karşı olan duygularını alenen belli etmezse bu sahneler ile daha çok karşı karşıya kalacaktı.

    Mert hızlı adımlarla yürüyüp apartmana girdikten sonra kendisini beklemek isteyen Bahar ile göz göze gelmiş ve soğuk bir tavırla da "Geldim" diyerek arkalarından gitmişti. Bahar'da merdivenleri çıkarken sürekli ardına dönüp ona bakmayı sürdürüyordu. Bahar'ın aksine Mert ona bakmıyor başını eğmiş düşünceli bir tavırla merdivenleri çıkıyordu. Bozulduğu o kadar belliydi ki bu Bahar'ı üzmüştü. Hem Erkan hakkında olumsuz bir tavra sahip olup hem de ona karşı bu kadar çabuk yelkenleri suya indirmiş gibi görünmüş olması hoş olmamıştı.

    Hep beraber evin önüne geldiklerinde de Erkan evin anahtarını çıkarıp kilide yerleştirmiş Bahar'da ona tuhaf tuhaf bakıp "Evimin anahtarı sizde ne arıyor?" diye sormuştu. Aslında sorduktan sonra alacağı cevaptan dolayı da tedirgin olmamış değildi. Ne yazık ki korktuğu da başına gelecek gibiydi.

    Erkan yan gözle Mert'e bakıp kapıyı açarken bu soruyu da "Son zamanlarda seninle birlikte kalmaya başlamıştım. Sen de kolaylık olsun diye benim için evin yedek anahtarını yaptırmıştın" diyerek cevapladı ve duyduğu şeyden dolayı kötü hisseden Bahar'ın yanağına elinin tersiyle hafif bir dokunuş yapıp sözünü de "Bu arada bana siz değil sen de çünkü nişanlımla sizli bizli konuşmak bana biraz tuhaf geliyor" diyerek tamamladı.

    Mert gibi Bahar'da duyduklarıyla donup kalmıştı. Her geçen gün yeni yeni şeyler öğreniyordu ve öğrendiği şeyler de ona her seferinde kendisini kötü hissettirmeyi başarıyordu. Açıkçası neden evlenmeden Erkan ile birlikte yaşamaya karar verdiklerini de anlayamamıştı. Düşünüyordu da şu an ki aklıyla bunu yapmaz gibi geliyordu. Ama hatırlamadığı Bahar buna izin vermiş gibiydi. İnsanın kendisine bile yabancılaşması ne kötü bir şeydi.

    Hay aksi! İki nişanlı olarak bu evde evli gibi birlikte kalıyor daha da kötüsü onunla aynı odayı mı paylaşıyorlardı şimdi? Ama apartman görevlisi Erkan Bey'im sizden haber var mı diye her gün gelip gidiyor demişti. Madem burada kalıyor neden haber almak için buraya gelip gidiyordu ki? Belki de yeni kalmaya başladığı için apartman görevlisi henüz bu duruma alışamamış her gün gelip gidiyor olmasını da kalmak için değil kontrol amaçlı sanmıştı.

    Bahar'ın kafası karışmıştı ama Erkan tabii ki de yalan söylüyordu. Burada kaldığı falan yoktu. Bahar ailesi gittikten sonra bu evde tek başına yaşamaya başlamıştı. Yani şu an ki Bahar'ın düşüncesine o zamanda sahipti. O gece Bahar evden apar topar çıkınca Erkan geride kalmış ve çıkarken de anahtarı alıp öyle gitmişti. Tabii Bahar'dan ses seda çıkmayınca da anahtar doğal olarak onda kalmıştı. Ancak bunu şu an onun dışında kimse bilmiyordu. Bu da hazır Bahar hiçbir şey hatırlamıyorken Erkan'ın işine gelen bir durum olmuştu.

    Erkan kapının açılmasıyla yolu açtığında Bahar ağır adımlarla içeriye girmiş ama Mert kapının eşiğinde kalmıştı. Duydukları onun da kötü hissetmesine neden olmuştu. İkisini bu evde düşünürken ayağı bir türlü içeriye girmesini sağlayacak adımı atamıyordu. Böyle olacağını hiç tahmin edememişti. Mert donuk bir ifadeyle içeriden gelen sesleri dinlerken onun yokluğunu hemen fark eden Bahar'da kapının önüne geri dönmüştü.

    "Mert gelmiyor musun?"

    Bahar'ın endişeli bir halde kendisine bakmasıyla Mert zor da olsa "Geliyorum" diyerek içeriye girmek zorunda kalmıştı. Buruk gözlerle etrafa bakarak salona girdiklerinde de bu evde olmak ona çok daha zor gelmeye başlamıştı. Evin çeşitli bölgelerine yerleştirilmiş olan resimler ne yazık ki Bahar'ın Erkan ile olan mutlu günlerinin hatıralarıydı. Bir yerde el ele göz göze dans ederken çekilmiş fotoğrafları diğer yanda eğlenip gülerken çekilmiş doğal pozları bir diğer yanda da nişanlandıkları gün çekilen aile fotoğrafı vardı.

    Bu adamla en son ne yaşadılar bilmiyordu ama o zamana kadar Bahar onun yanında çok mutlu gözüküyordu. Bu Mert'in içini acıtmıştı. Bahar'ın bir hayatı vardı ve belki de gerçekten basit bir sebep uğruna nişanlısıyla tartışmış bunun sonucunda da o an ki öfkeyle başına gelmemesi gereken talihsiz şeyler gelmişti.

    Mert bu fotoğrafların yarattığı hüzünle düşüncelere dalarken Erkan'da önce kendi ceketini çıkarıp sonra da Bahar'ın üzerindekini alarak "Aç mısın hayatım bir şeyler hazırlayayım mı?" diye sordu. Bahar tutulmuş gibiydi. O an bir şeyler yemek değil kaybolan hafızasının geri dönmesini istiyordu. Bunu da her şeyi hatırlasın da kime nasıl davranması gerektiğini bilsin diye istiyor gibiydi.

    Evlenme aşamasına kadar geldilerse belki de bu adama gerçekten de deliler gibi aşıktı ve onsuz olamayacağını hissetmişti ya da belki de kendisine öyle bir şey yapmıştı ki ondan bir daha yüzünü görmek istemeyecek kadar nefret ediyordu. Gördüğü görüntüler gerçeği mi yansıtıyordu yoksa onu yanıltıyor muydu bilmiyordu ama bu adamın yanında mı durmalıydı yoksa hemen şimdi buradan çekip gitmeli miydi anlamalıydı çünkü bu arada kalmışlıktan gerçekten çok sıkılmıştı.

    Bahar dikkatle baktığı Erkan'a karşı ne hissetmesi gerektiğini anlamaya çalışırken bir yandan da "Evet biraz acıktım galiba" deyince Mert'te bu hayatımlı soruya böyle ılımlı bir cevap vermesiyle Bahar'a dönmüştü. Bahar'ın Erkan'a karşı olan yaklaşımının hoşuna gitmediği belliydi.

    Erkan aldığı yanıtın üzerine gülümseyerek Bahar'ın ellerini tutup "Sen benim pesto soslu makarnamı çok seversin. Belki tanıdık bir tat hatırlamana da yardımcı olur" derken Mert'te öyle ya da böyle bu ikili diyaloğu çok kıskanmıştı. Bir şey diyememek Bahar'ı o adamın yanından çekip alamamak o kadar canını sıkıyordu ki bu kelimeler ile anlatılamazdı.

    Erkan mutlu mesut bir halde makarnayı hazırlamak için mutfağa geçmişti. Onun ardından Bahar'da geri gelip gelmediğine bakıp hemen Mert'in yanına yaklaşarak "Bizi biraz yalnız bıraksın diye acıktım dedim yoksa yemek yiyecek halim yok" dedi. Mert kıskançlıktan içi içini yer bir haldeyken içindeki fırtına Bahar'ın bu dediğiyle biraz olsun durulmuştu.

    Mert az önceki huzursuz halini Bahar'a da yansıtmamak için elleri ceplerinde bir halde tebessüm etmeye çalışıp "Bu arada evin çok güzelmiş ama eşyalarındaki tarz uyumsuzluğu beni çok şaşırttı. Bir insan hangi düşünceyle eskitme bir sehpanın üzerine modern izler taşıyan bir lamba koyar ki?" deyince Bahar'da gözlerini kısmış bir halde etrafa şöyle bir bakıp sonra da Mert'e demek öyle dercesine yan yan bakarak "Bunu bana evine düşen bombanın etkisinden ne tarza sahip olduğu bile belli olamayan bir adam mı söylüyor?" dedi. Aah! Öyle güzel öyle tatlı bakıyordu ki Mert şakayla karışık sorduğu bu soruyu cevaplamak yerine onun bu hoş halinin bir saniyesini bile kaçırmamak için gözlerini üzerinden ayıramıyordu. Bahar'a da aşk olsun yani! Hâlâ anlayamıyordu şu adamın ona karşı olan büyük aşkını...

    gılgılf.jpg

    Birbirlerine takılırken Bahar aniden yüzünü ekşitip "Pesto soslu makarnayı gerçekten de sever miyim?" diye sordu. Bu soru ikisini de güldürmüştü. Mert biraz düşünüp sonra da başını iki yana sallayarak "Benim tanıdığım Bahar'a pesto ne diye sorsan "Cipsin içinden çıkan tasolar gibi mi? Aman neyse ne hadi gidip oynayalım!" deyip sokağa koşardı" deyince Bahar'da kızar gibi baksa da yine de kendisine hakim olamayarak gülüp "Sen benim taklidimi mi yaptın?" dedikten sonra Mert'in evet anlamına gelen tatlı gülüşünü görerek "Çok ayıp Mert!" dedi. Bu güzel anlar ne yazık ki uzun sürmemişti.

    "Bahar! Bir saniye gelebilir misin bir tanem?"

    Bir tanemi batsın! Bu adam ne diye zırt pırt hayatımlı bir tanemli konuşuyor ki? Acaba her zaman mı böyleydi yoksa Mert'e taktı diye onun yanında inadına mı yapıyordu? İkincisinin olma ihtimali daha yüksek gibiydi sanki.

    Mert ile gülüşürken içeriden Erkan'ın seslenmesi ikisinin de dikkatini o yöne kaydırmıştı. Tam da zamanında! Bahar'da Mert'te ne güzel onun burada olduğunu unutmuştu. Bahar yüzündeki asıklık sebebiyle Mert'i güldürmek isteyip "Bakalım mutfağımın nerede olduğunu hatırlayabilecek miyim? Kaybolursam beni kurtarman için seslenirim" dedikten sonra ara sıra arkasına bakarak koridorda ilerlemeye başladı.

    Mert'te onun ardından pencereye doğru yaklaşıp dışarıya bir göz atmıştı. Demek Bahar'ın evinin penceresinden sokak böyle gözüküyordu. Gözleri hemen eskiden oturdukları evlerine kaymıştı. Tam karşısındaki balkona baktığında da çocukluk halini görür gibi olmuştu. Ayağında alçı olan Mert sokakta koşuşan Bahar'ı yüzünde tebessümle izliyordu sanki. Güzel günlerdi. Hem de çok güzel...

    Mert anılara dalmışken pencereye yansıyan bir görüntüyle arkasını döndüğünde köşede kalan kitaplığı görmüş sonra da pencerenin önünden uzaklaşıp o yöne doğru gitmişti. Bahar'ın kitaplarına bakarken bir yandan da aklından kendi kitabı da aralarında olabilir mi diye geçiyordu. Ama yoktu. Eline geçmemiş miydi acaba? Mert kitaplığı iki kez kontrol etmesine rağmen kendi kitabının izlerine rastlayamamıştı. Buna üzülse mi sevinse mi karar veremiyordu.

    Bahar ise mutfağa girdiğinde Erkan'ı elindeki makarnayı kaynayan suya boca ederken bulmuştu. Tabii Erkan'ın kapının ucundan kendisine bakan Bahar'ı fark etmesi de uzun sürmemişti. Ellerini cebinden sarkan minik havluya silip "Gelsene Bahar durma öyle" dedikten sonra sandalyeyi çekip kendisine "Neden çağırdınız beni? Yani çağırdın" diye soran Bahar'ın oturmasına yardım ederek "Nişanlımla biraz yalnız kalmak istedim" dedi. Bunu söylerken aynı anda da saçını öpmesi Bahar'ı huzursuz etmişti.

    Bahar omzunun ucundan ona doğru bakar gibi yaparken Erkan'da hemen diğer sandalyeyi önüne çekip oturarak ellerini avuçlarının arasına aldı. Uzun uzun da seyretmişti onu. Bahar'da bu bakışı fark ediyordu ama onunla göz göze gelmemek için bakışlarını mümkün olduğunca başka yöne çeviriyordu. Böyle yaptığı için Erkan'da dikkatini kendisine doğru çekmek adına "Özür dilerim" dedi. Bahar bunu duyar duymaz Erkan'a bakmış ve neden özür dilediğini anlayamadığı içinde onun anlatmasını beklemeye başlamıştı.

    Erkan ise sıkı sıkı tuttuğu ellerini kaldırıp parmak uçlarını öperken bir yandan da özür dilemesine bir açıklık getirmek için "Sen hatırlamıyorsun ama biz sen gitmeden önce biraz tartışmıştık" dedi. Bahar şaşkın bir ifadeyle bakarken aynı anda da daha önceden gördüğü görüntüyü düşünüyordu. Evet tartıştıklarını o da hatırlamıştı ama nedeni hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Erkan'da hatırlamadığını bildiğinden durumu kendi lehine çevirmek için olayı kendince değiştirme yoluna gitmişti. Bu konuda yanıltacaktı Bahar'ı...

    "Aslında her evlilik öncesi olur böyle şeyler..."

    "Ne gibi şeyler?"

    "Çiftler arasındaki anlaşmazlıklar"

    "Biz hangi konuda anlaşamadık ki?"

    "Ben abartılı ve büyük organizasyonlardan pek hoşlanmam biliyorsun. Kalabalıklar boğar beni"

    Bahar'ın bilir miydim der gibi bakan bakışını gören Erkan hemen lafını düzelterek "Afedersin bilmiyorsun ama eskiden bilirdin" dedi. Bahar anlattıklarını dikkatle dinliyordu. Erkan'da onu etkilemek için gözlerine içli içli bakıp sözlerine devam ederek "Ama sen benim gibi değilsin. Canlısın neşelisin hayat dolusun. Eğlenmeyi gülmeyi kalabalık ortamları seversin. Sanırım senin isteklerini görmezden gelip sadece kendi isteklerimi önemsemem ve bu konuda da dayatmam sana bu güne kadar yaptığım en büyük haksızlık oldu. Sonuçta bu benim için olduğu kadar senin içinde çok önemli bir gün. Yıllar sonra düşündüğümüzde bu konuda gönlünün kırık olmasını istemem. Hatalıydım ve gereksiz sert tepkiler verip seni üzdüm. Özür dilerim Bahar... Çok ama çok özür dilerim. Evlilik sürecimiz her detayıyla sen nasıl istiyorsan öyle olacak. Söz veriyorum" dedikten sonra Bahar'ın "Bu kadar mı yani?" demesiyle de tebessüm edip "Sadece bu kadar... Aramızdaki tartışma bu kadar önemsizdi aslında" dedi.​

    setdrtrd.jpg

    Bahar ellerini tutup gözlerinin içine sevgiyle bakan bu adamın söylediklerini düşünüyordu ama durum böyleyse neden bu kadar büyük bir tepki vererek onun başına vazo fırlatıp evden kaçar gibi gittiğini anlayamıyordu. Madem aralarında geçen tartışmanın içeriği bundan ibaretti neden yüzüğünü çıkarıp Mert'in yanına gitmeye çalışmıştı ki?

    Of! Kendisinden de ondan da şüphe eder hale gelmişti. Acaba normal hayatında ufacık şeyleri bile alevlendirip büyüten yaygaracı biri miydi yoksa bu Erkan denen adam gerçekleri saklayıp ona yalan mı söylüyordu? Açıkçası Bahar neye inanması gerektiğini bilememişti. Zor bir durumdaydı yani...

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
  12. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    sgdfhgkhj.png

    11.Bölüm : Ne olur hep benimle kal olur mu? Çünkü ben hep seninle kalacağım


    "Yemek istemediğine emin misin Mert?"

    Açıkçası Mert'in Erkan'ın elinden çıkan herhangi bir şeyi yemek istemeyeceği kesindi ama bunu da bu şekilde söyleyecek kadar da kaba biri değildi. Bu yüzden de Bahar'ın sorusunu başını iki yana sallayıp "Aç değilim Bahar" diyerek cevaplayan Mert hemen ardından sehpanın üzerindeki dergiyi alıp sayfalarını karıştırmaya başlamıştı.

    Gerçek şu ki o dergi ve içinde yazılanlar zerre kadar umurunda değildi ama dikkatini bir şekilde başka şeylerin üzerinde yoğunlaştırması gerekiyordu çünkü bunu yapmadığı sürece gözleri sürekli Bahar'ın dibinden ayrılmayan Erkan'a takılıyordu. Adam inadına yapar gibi Bahar'a samimi bir dille hitap edip gerek saçlarına gerekse ellerine dokunma fırsatlarını bir an bile olsun kaçırmıyordu. Mert buna daha ne kadar katlanabilirdi bilemiyordu.

    Aslında dayanılmaz olan bir diğer şey de Erkan'ın kız isteme ve ardından takılan söz yüzüklerinin videolarını açması olmuştu. Bahar'ın hatırlamasına yardımcı olabileceğini söylese de asıl derdi mutlu oldukları anları göze sokup Bahar'ın güvenini kazanabilmekti çünkü Bahar kendisine hiç olmadığı kadar yabancı davranıyordu. Bu mesafeyi kırmak gerektiğini düşünmüş olmalıydı.

    "Bak Bahar burada sen kahveleri yaparken kuzenin Çiğdem seni gizli gizli çekiyor ama birazdan seni çektiğini anlayacak ve ne kadar heyecanlı olduğundan bahsetmeye başlayacaksın"

    Demek kuzeni Çiğdem oydu. Sempatik ve neşe dolu birine benziyordu. Belli ki iyi de anlaşıyorlardı. Bahar elinde makarna tabağıyla televizyona bakarken Erkan'da ona o gün yaşanılanları anlatmaya devam ediyordu ama hiçbiri tanıdık gelmiyordu maalesef.

    Bu sırada videodaki Bahar kahveleri fincanlara bölüştürürken bir anda kameraya bakarak gözleri ışıl ışıl bir halde "Beni dinle damat bey!" demiş ve Mert'te ister istemez buruk bakışlı gözlerini televizyona çevirmişti. Bahar ise mutluluğu yüzüne yansımış bir halde damat beye seslenip bir gün bu söylediklerini duyacağı ümidiyle konuşmayı sürdürüyordu.

    "Kahvene ne acı ne tuz ne de bol bol şeker koymayacağım merak etme. Yani kız isteme kahveni gönül rahatlığıyla içebilirsin. Kahveni tam da sevdiğin gibi yapacağım çünkü bugünü düşündüğünde sana kötü hisler uyandıran o lezzetsiz kahveyi değil sadece mutlu olduğumuzu hatırlamanı istiyorum. Umarım mutluluğumuz günden güne artarak devam eder. Seni seviyorum Erkan... Ne olur ama ne olur hep benimle kal olur mu? Çünkü ben hep seninle kalacağım"

    eegsrfh.jpg

    Bahar bunları söyledikten sonra Erkan'ın kahve fincanına ruj izini bırakmak için bir öpücük kondurup kahvesini doldurmaya başlamış ve hem videoda hem de şu an bu salonda derin bir sessizlik yaşanmıştı. Bu sevgi dolu sözler Bahar'a da Mert'e de çok ağır gelmişti. İkisi de evlilik mevzusu olduğu için ortada bir sevgi olduğunu bir şekilde biliyordu ama bu kadarını da beklememişlerdi. Hele Mert... Bahar'ın her kelimesi kalbini sanki bir ok gibi delip geçmişti.

    Mert duyduklarından ve gördüklerinden sonra kendisini hiç olmadığı kadar kötü hissetmişti. Göğsüne vuran her atışta ona Bahar'ı hatırlatan kalbi şahit olduğu anlarla bir kez daha yara almış bir kez daha umudunu kaybetmeye adım adım yaklaşmıştı. Aşıktı Bahar... Hem aşık hem de bu adamı kaybetmekten çok korkuyordu. Hep bir arada olsunlar hiç ayrılmasınlar istiyordu. Bu gerçekten de çok ama çok ağır olmuştu.

    Mert buruk bir ifadeyle kalbi acıyarak televizyona bakarken Bahar'da bu duyduklarının şaşkınlığıyla bakışlarını kendisine tebessümle bakan Erkan'a çevirmişti. Kafasının karışmadığını söylerse yalan söylemiş olurdu. Bu adamı bu kadar çok mu seviyordu yani? Kaybetmek istemeyecek kadar hem de....

    Bir ona bir de ekrana yansıyan mutlu mesut görüntülerine bakıyordu da şaşırmamak elde değildi. İsteme bölümü geçmiş yüzükler takılmış Erkan ile birbirlerine sıkıca sarılıp kendilerine yaklaşan kamera eşliğinde bir de söz vermişlerdi. Ölene kadar kalplerinin birbirlerine ait olacağına dair bir söz.

    gdgjhk.jpg

    Bahar düşünceleriyle boğuşurken bir yandan da kendisine bakan Erkan'a zoraki bir şekilde tebessüm etmeye çalışarak elindeki tabağı sehpaya bıraktı. Hakkında hiçbir olumlu şey hissetmediği bu adamın yanında o kadar mutlu gözüküyordu ki sanki dünyalar önüne serilmişti. Kendisini bu kadar mutlu eden bir adamın ona ne gibi bir zararı dokunmuş olabilirdi ki? Belki de hatırlamaya başladığını gösteren o görüntüler gerçeği yansıtmıyordu. Belki de gerçekten de onları bu hale getiren Erkan'ın dediği gibi evlenecek her çiftin yaşadığı sıradan sorunlardı.

    Mert daha fazla dayanamayıp oturduğu yerden kalkarak balkona çıkarken Bahar'da bir yandan hüzünlü gözlerle onu izleyip bir yandan da gördükleri sebebiyle büyük bir ikilem yaşıyordu. Aklı iyiden iyiye karışmışa benziyordu. Ne yapacak bu işin içinden nasıl çıkacak hiç bilemiyordu. Ama şöyle bir gerçek vardı ki hafızasını kaybetmeden önce bu adama yani Erkan'a bayağı bayağı aşıktı. Hayatını onunla birleştirmek konusunda da en ufak bir şüphesi olmadığı gözlerinden okunuyordu. Mutluydu Erkan'ın yanında...


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Saatler ilerlemişti ama gelin bir de bu ilerleyişi Mert'e ve Bahar'a sorun. Mert'in suskunluğu ve onlardan özellikle uzak kalıyor oluşu Bahar'ın da ona yaklaşmasına engel oluyordu. Yaklaşsa ne olacaktı ki? Yine yanına gidip izledikleri görüntüler hakkında "Ne düşünüyorsun Mert?" diye mi soracaktı? Her şey ortadaydı zaten.

    Erkan hazırladığı kahveleri sehpaya bıraktıktan sonra televizyon ünitesinin üzerinde duran büyük kutuyu alarak Bahar'ın yanına oturdu. O sırada Bahar'da ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Erkan kutunun kapağını açıp "Bakalım bunları hatırlayabilecek misin?" diye sorarak Bahar'ın kucağına bırakınca Bahar'da bakışlarını içinde ne olduğunu anlamak adına kutuya çevirdi. İçindekileri bir bir çıkarıp dikkatle bakarken Erkan'da orada bulunan eşyaların ikisi için olan önemlerini anlatıyordu.

    dulkuy.gif

    Bahar ise onu dinlese de gözlerini balkonda tek başına oturup durgun bir halde dışarıyı izleyen Mert'ten ayıramıyordu. Mert'in ikisinin yalnız kalması gerektiğini düşündüğü için orada olduğunu sanıyordu ama işin aslı öyle değildi. Sevdiği kızın bir başkasıyla olan mutluluğunu görüp hiç bilmediği ve normal şartlarda bilmekte istemeyeceği anılarına şahit olmak derinden yaralamıştı genç adamı. Bir mucize olup Bahar'ına kavuşamadığı sürece bugün hissettiği o kaybolmuşluk hissi hiç silinmeyecekti gönlünden.

    Mert canı sıkkın bir halde sokağı izlerken apartmanın önüne bir taksi yanaşmış ve birkaç saniye içinde de Bahar'ın anne ve babası görünmüştü. Mert endişeli bir halde yukarıya doğru baktıklarını görünce yerinden kalkıp içeriye girmiş ve Erkan'ın ardından Bahar'a bakıp "Sanırım ailen geldi Bahar" demişti. Erkan bu duyduğuyla hemen balkona çıkıp doğru olup olmadığına bakarken Bahar'ı da bir heyecan sarmıştı. Bu heyecanı da Erkan'ın "Evet geldiler" deyip kapıya doğru gitmesiyle artmıştı.

    "Neyin var Bahar?"

    "Bilmiyorum Mert... Onlar benim ailem ama ya onları gördüğümde de hiçbir şey hissetmezsem ne olacak?"

    "Hissedemeyebilirsin bunda korkulacak bir şey yok. Hafızanın bir anda geri gelmesini bekleyemeyiz öyle değil mi? Yavaş yavaş olacak her şey sen kendini sıkma rahat bırak olur mu?"

    Bu konuşma sırasında Erkan'ın "Hoş geldiniz yolculuk nasıl geçti?" demesi duyulmuş ve doğal olarak ikisinin de dikkati o yöne kaymıştı. Mert karşılamaları gerektiğini düşündüğü için kendisiyle gelmesini işaret ettiği Bahar ile birlikte kapıya doğru yürürken Doğan Bey'de ceketini Erkan'a verip "Yol anlamında rahat geldik ama Reyhan anneni bilirsin Bahar'ı merak ettiği için biraz huzursuzdu" dedi. Bu sözün üstüne Reyhan Hanım etrafa arar gözlerle bakınarak "Bahar nerede oğlum? Yine geç saate kadar çalışacak deme sakın" derken bir anda kapıda beliren Bahar ile göz göze gelmişti.

    Reyhan Hanım kızının iyi görünmesiyle epey bir rahatlayarak "Şükürler olsun iyisin!" dedikten sonra Bahar'ın yanına gidip onu kendisine doğru çekerek sıkıca sarıldı. Güzel bir andı doğrusu. Ancak Mert anne kızı yüzündeki hoş tebessümle izlerken onun aksine Erkan biraz tedirgin gibiydi. Herhalde Bahar'ın neyi hatırlayıp neyi hatırlamaması gerektiğini kontrol altında tutmayı çok isterdi.

    Bahar'da ilk anlarda sessiz kalsa da kendisine sarılan annesine kayıtsız kalamayıp kollarını ona sıkıca sararak sessizce "Anne" demiş ve o sırada da elinde olmadan gözünden akan yaş yanağını süzülerek geçip gitmişti. Mert bu defa Bahar'ın hatırlayamasa da yine de iyi şeyler hissettiğini anlamıştı çünkü annesinin kollarındayken yüzünde çok hoş bir gülümseme belirmişti.

    Reyhan Hanım geri çekilip kızının yanaklarını tutarak "Erkan iyi olduğunu ve işlerinin yoğunluğu sebebiyle nefes alacak vakit bulamadığını söylemişti ama ben yine de seni çok merak ettim kızım" deyince Bahar'da yan gözle Erkan'a bir bakış atıp sonra da "Şey oldu... Aslında ben..." demeye çalıştı ancak babası araya girip "Tamam canım içeride konuşursunuz bunları! Hem ben daha kızıma sarılamadım bile" deyince sözü yarıda kaldı.

    "Nasılsın bakalım benim küçük prensesim"

    Doğan Bey'in bu sözü yüzlerde gülümsemeye yol açmıştı. Bahar kendisine sarılan babasına gözlerini kısarak bakıp "Küçük prenses mi?" dedikten sonra Doğan Bey'in burnunun ucunu sıkıp "Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor Bahar Hanım sen benim her zaman küçük prensesim olarak kalacaksın" demesiyle bu sefer de Mert'e bakarak "Ben mi?" deyip gülümsedi. Sendin ya...

    "Koridorda kaldınız buyurun içeriye geçelim"

    Erkan'ın içeriye geçmeyi teklif etmesiyle salona girdiklerinde Reyhan Hanım ve Doğan Bey Bahar'ı aralarına alarak koltuğa oturmuş Erkan'da hemen yanlarındaki pufa geçmişti. Mert'te Bahar'ın ailesine bakarken ki o mutlu haline dalıp gidince salon kapısının önünde ayakta kalmıştı. Bahar'ın hem annesi hem de babası iyi insanlara benziyorlardı. Buradan tek başına ayrılması gerekse bile ailesini gördükten sonra biraz olsun içine su serpilir gibi olmuştu.

    Doğan Bey tek başına duran Mert'i hemen fark edip "Delikanlı sen neden ayakta kaldın?" deyince Mert'e kalmadan Bahar söze girip oturdukları koltuktaki boşluğu işaret ederek "Gelsene Mert" dedi. Mert kapının kenarından çekilirken bir yandan da "Ben sizi hiç rahatsız etmeyeyim şuraya otururum" diyerek masanın sandalyesini çekti ve Reyhan Hanım'ın "Sen Erkan'ın arkadaşı mısın oğlum?" demesi eşliğinde yerine oturdu. Erkan'ın arkadaşı mı? Şükürler olsun ki onunla böyle bir yakınlığı yoktu.

    Bu soruyu duyar duymaz Bahar hiç vakit kaybetmeden "Mert benim arkadaşım" diyerek tüm arkadaşlarını tanıyan annesini bir miktar şaşırtmıştı. Ancak birazdan daha da şaşırtacaktı çünkü Reyhan Hanım biraz düşünüp sonra da Mert'e bakarak "Kusura bakma oğlum ben seni hatırlayamadım" deyince Bahar'da boş bulunup "Bende hatırlayamadım zaten" deyiverdi. İyi de böyle deyince de sanki Mert piyangodan çıkmış gibi olmuştu. Doğan Bey aralarındaki konuşmaya "Nasıl hatırlayamadın?" diye sorarak katılınca Bahar'ın "Kurtar Mert!" bakışı hemen Mert'e dönmüştü.

    "Aslında hatırlayamamanız çok normal. Biz ailemle birlikte eskiden tam karşınızdaki apartmanda otururduk. Ben daha çocukken tanımıştım Bahar'ı..."

    "Karşımızdaki apartman... Aaa! Bak şimdi hatırlar gibi oldum işte! Sen Arslan'ların oğlusun değil mi? Fazla samimiyetimiz yoktu ama annenin adı da Leyla olması lazım gerçi geçmiş zaman aklımda öyle kalmış olabilir"

    "Doğru hatırlıyorsunuz annemin adı Leyla"

    Reyhan Hanım Mert'e karşı çok candan bir tavırla "Tamam iyice hatırladım! Görürdüm ben seni çok sessiz sakin efendi bir çocuktun. Bahar'da dahil o kadar kahverengi gözlü çocuğun içinde maviş maviş dolanırdın mahallede ben de ne zaman seni görsem maşallah ne güzel bir çocuk ışıl ışıl bakıyor derdim. Ben renkli gözlüyüm ya çok istemiştim Bahar'da renkli gözlü olsun diye ama kısmet belki ilerde torunuma nasip olur" derken Bahar'da şımarık bir edayla Mert'e doğru gülümseyip dudaklarını oynatarak "Maviş maviş!" deyip ona takılıyordu.

    kjhgfghjk.jpg

    Bahar Mert'e tatlı tatlı takılıyordu ama ikisinin bu halleri de Erkan'ın gözünden kaçmıyordu. Aralarındaki bu yakınlık yüzünden gerçekten çok rahatsız olmuştu. Düşünmek istemiyordu ama sanki ikisinin birbirlerine karşı bir ilgisi oluşmuş gibiydi. Bu bakışların başka bir açıklaması olamaz gibi geliyordu. Bunun olasılığı bile canını hiç olmadığı kadar sıkmıştı. Aah! Mert şu kapıdan bir çıkıp gitse rahat bir nefes alacaktı ama şu an için bu mümkün gözükmüyordu.

    Üçü arasında yaşanan bu birbirlerinden farklı anlamlar taşıyan bakışlar Doğan Bey'in Mert'e dikkatle bakıp eşine de "Delikanlı bir yerden daha tanıdık geliyor diyordum onu da şimdi hatırladım. Bahar'ın okuduğu kitabın arka kapağındaki gence benzemiyor mu? Hani son gelişimizde okuduğu..." demesiyle bıçak gibi kesilmişti.

    Bahar'ın okuduğu kitap der demez Mert son derece tedirgin olurken Bahar'da heyecanla Doğan Bey'e ve Reyhan Hanım'a bakıp "O kitap şimdi nerede biliyor musunuz?" diye sordu. Eksik kalan sayfalar kafasına takılmıştı ve orada ne olduğunu hemen görmek istiyordu.

    Reyhan Hanım "Biz buradayken elinden hiç bırakmamıştın herhalde buralarda bir yerlerdedir" dediğinde Bahar'da oturduğu yerden hızla kalkıp televizyon ünitesinin dolaplarına bakmaya başladı. Mert endişeli bir halde onu izlemekten başka bir şey yapamıyordu ama bugün şahit olduğu şeylerden sonra Bahar'ın orada yazılanları şimdi görmesini hiç ama hiç istemiyordu. Özellikle de kendi el yazısıyla Bahar'a özel yazdığı o son cümleyi...

    Eşinin söyledikleri Reyhan Hanım'ın bir detayın farkına daha varmasını sağlayıp şaşırmasına yol açmıştı. Bu şaşkınlığını da Mert'e ithafen "İsmin Mert soyadın da Arslan ise o zaman sen..." diyen belli edince Bahar'da onlara doğru dönüp annesinin sözünü "O kitabın yazarı Mert" diyerek tamamladı. Reyhan Hanım bu duyduğuyla gülümsemişti. Bak sen şu işe! Demek o küçük maviş gözlü çocuk büyümüş sonra da tanınmış sevilen bir yazar olmuş.

    "Yazarsın demek... Ne güzel bak nereden nereye görüyor musun? Bahar bilir ben de çok meraklıyımdır okumaya hatta birbirimizle de paslaşırız bu konuda..."

    "Ne güzel keşke vaktimiz olsaydı da sizinle kitaplar üzerine uzun uzun konuşabilseydik"

    "Yine konuşuruz. Bak şimdi hatırladım senin son çıkan iki kitabın bende var ama onlar da resmin yoktu ondan simanı hemen çıkaramadım. Galiba sadece Bahar'ın okuduğu "İlk Aşk" kitabında resmin var doğru mu hatırlıyorum?"

    "Evet doğru hatırlıyorsunuz"

    "Çok üzüldüm şimdi! Bilseydim de kitapları getirseydim keşke imzalardın Reyhan teyzene"

    "Estağfurullah efendim"

    "Öyle estağfurullah demekle olmaz! Ben yarın hususi olarak çıkacağım dışarıya alacağım kitabını sen de bir güzel imzalayacaksın bana"

    "Hiç zahmet etmeyin ben size özel olarak hazırlar birkaç gün içinde elinize ulaşmasını sağlarım"

    "Çok zarifsin oğlum teşekkür ederim. Emin ol hem okuyup hem de kitaplığımın en özel köşesinde saklayacağım"

    Mert'in konuşmalarda sürekli odak noktası olması ve aile tarafından sevilmiş görünmesi Erkan'ın canını sıkmıştı. Bu yüzden de konuyu ondan uzaklaştırmak için ansızın Doğan Bey'e dönüp "Aslında biz böyle her şey yolundaymış gibi sohbet ediyoruz ama size anlatmamız gereken önemli bir şey var. Bahar'ın sağlığıyla ilgili..." dedi. Mert konuya paldır küldür girmesini yanlış bulurken Bahar kitabı aramaya son vermiş Reyhan Hanım ve Doğan Bey'de birbirlerine endişeyle bakıp bir ağızdan "Sağlığıyla ilgili mi? Ne oldu Bahar'a neyi var!" diye sormuştu.

    Zamansızca girilen bu konu sonrası Bahar göz göze geldiği Mert'e "Durumu sen anlatır mısın?" dedikten sonra Erkan'ın neden o dermiş gibi ters ters bakmasıyla da bakışlarını ona doğru çevirip "Mert konuya daha hakim çünkü" dedi. Erkan yan gözle baktığı Mert'e "İyi! Madem o kadar hakim Mert Bey anlatsın o zaman" dediğinde Doğan Bey'de dikkatle baktığı Mert'ten neler olduğunu hemen kendilerine anlatmasını istedi.

    Bu açıklamayı da yapmak hep Mert'e düşüyordu ama bir kez daha yapmalı ve bunu yaparken de Bahar'ın ailesini çok da fazla endişelendirmemeliydi.

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
  13. Konu Sahibi
    Konu Sahibi
    nk83

    nk83 Admin + Sitenin Hikaye Yazarı

    Kayıt:
    24 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    64.675
    Beğeniler:
    83.960
    estrdfghkj.png

    12.Bölüm : Sen benim için her zaman çok özel kalacaksın

    Mert olanı biteni olabildiğince telaşa mahal vermeden Doğan Bey'e ve Reyhan Hanım'a anlatmıştı. Tabii Reyhan Hanım'ın bir anne olarak endişelenip bunu da belli etmemesi mümkün değildi. Kadıncağız kızının yaptığı kazaya mı üzülsün yoksa yanında olamadıkları yetmiyormuş gibi hafızası konusunda yaşadığı soruna mı kahrolsun bilememişti. En kötüsü de bunca yıllık kızlarının kendilerini yani anne ve babasını bile hatırlayamıyor olmasıydı herhalde.

    Reyhan Hanım kızının yaşadıklarını gözleri dolarak dinleyip bir yandan da "Artık hep yanınızdayım üzülme ne olur" diyen Bahar'ı göğsüne yatırarak saçlarını okşuyordu. Doğan Bey ise Mert'in anlattıklarından sonra hiç düşünmeden hemen bir aile dostunu arayıp onun vasıtasıyla doktor arayışına girmişti. Kızının bu durumuna çare olacak birileri illaki olmalıydı.

    Konu üzerine konuşulup çareler üretilmeye devam ederken saatte epey ilerlemişti. Açıkçası Mert'te artık gitmesi gerektiğinin farkındaydı. Bu yüzden de Bahar'a bir şeyler söylemek istercesine bakıp onun dikkatini çektikten sonra oturduğu yerden kalkarak mutfağa gitti. Bahar'da arkasından gelmesini istediğini anlamış olacak ki onun ardından su alacağını söyleyip annesinin yanından kalktı ve koridora çıkıp mutfağın önüne geldi.

    Mert onun gelmesini beklerken tezgaha dayanmıştı ve biraz da keyifsiz gibiydi. Nasıl olmasın ki? Birazdan Bahar'ı ailesinin yanında bırakıp bu evden çıkacaktı. Bunu yaptığı takdirde de sanki Bahar'ı tamamen kaybedecekmiş gibi hissediyordu ama onun yanında kalacak ya da onun da kendisiyle birlikte gelmesine neden olabilecek bir bahanesi de yoktu. Sonuçta Bahar'ın yanında annesi babası ve kabul etseler de etmeseler de nişanlısı vardı. Bu aile fotoğrafının dışında kalan da tek kişi vardı. O kişi de Mert'ti maalesef.

    Bahar kısacık bir an kapı ucundan onu izleyip sonra da buruk bir ses tonuyla "Mert" diye seslenerek içeriye girmişti. Onun sesiyle birlikte tezgaha dayanmayı bırakan Mert'te bakışlarını Bahar'a çevirdiğinde keyifsiz oluşunu gizlemeye çalışıp "Aileni sevdim. Harika insanlara benziyorlar" diyerek gülümsedi. Bu konuşmanın sonunun nereye varacağını ikisi de çok iyi biliyordu ve bu da ortamda hüzünlü bir hava oluşmasına neden oluyordu.

    Mert'in sözünden sonra Bahar ağır adımlarla ona doğru yaklaşıp "Ben de çok sevdim ve kendimi onların yanında güvende hissettim" dedikten sonra bakışlarını Mert'ten kaçırarak sözüne devam edip "Bana aynı senin yanına geldiğimdeki gibi hissettirdiler" dedi. Bu dediği Mert'i hem mutlu etmiş hem de ister istemez biraz üzmüştü.

    Üzmüştü çünkü Bahar'ın burada kendisini güvende hissediyor olması demek onsuz geri dönecek olması demekti. Gerçi Mert daha ailesinin nasıl insanlar olduğunu gördüğü anda bunu anlamıştı ama yine de olmayacak bir umuda bile sarılmak istiyordu insan.

    Bahar bir şey söylemesini beklerken Mert'te olayı dramatize etmeden "Böyle hissetmene sevindim. Seni burada ailenin yanında bıraktığımda..." dedikten sonra sözüne devam edemeyip kısacık bir es verse de sonra hemen toparlanıp devamını getirerek "Gönlüm rahat olacak" dedi. Bu söylediğine kendisi bile inanamamıştı. Gönlü rahat falan olmayacaktı. Aksine Bahar'ı bir sonraki görüşüne kadar küçücük bir kafese hapsolmuş kuş gibi çırpınıp duracaktı.

    hfdrdf.gif

    Mert böyle söyleyince Bahar'ın da göğsüne sanki tonlarca ağırlık binmiş gibi olmuştu. Tamam ailesinin yanında kalmak istiyordu ki kalacaktı da ama aynı zamanda Mert'in de yanında olmasını istiyordu. O giderse sanki yine bir yanı eksik kalacakmış gibi geliyordu. O kadar alışmıştı ki ona Mert'siz geçen günler nasıl olurdu nasıl hissettirirdi bilemiyordu. Gerçi bilmese de kulağına hoş gelmeyen bir şeydi bu.

    Bahar destek almak için elini mutfak tezgahına dayayıp bir yandan da "Yoksa gidiyor musun Mert?" diye sorunca Mert'te başını evet der gibi sallayarak "Geç oldu. Hem ailende yoldan geldi değil mi? Büyük ihtimalle dinlenmek isterler ben onları daha fazla ayakta tutmayayım" dedikten sonra bir umutla Bahar'a bakıp "Annene artık hep yanlarında olacağını söylediğini duydum ama yine de sormam lazım. Sana bu konuda bir söz vermiştim çünkü..." dedi. Bahar ona dikkatle bakarken Mert kilit soruyu sormuş ve Bahar'ı da bu soruyla ikilemde bırakmıştı.

    "Peki sen ne istiyorsun Bahar burada ailenle birlikte kalmak istiyor musun? Hazır mısın bunu yapmaya?"

    Bunu sormuştu ama yanıt bir türlü gelmiyordu. Bahar karmakarışık olmuş ne diyeceğini de şaşırmıştı. Ailesi çok tatlı insanlardı ve onlarla olup varlıklarını hissetmek ona çok iyi gelmişti ancak diğer yandan da Mert vardı. Burada ne kadar kalmak istiyorsa Mert'in yanında olmayı da bir o kadar istiyordu. Bahar'ın sessizliği Mert'in yaşadığı ikilemi anlamasına yol açmıştı.

    Mert gözlerini gözlerine sabitleyip "Kararsız mısın?" diye sorduktan sonra Bahar'ın "Bana iyi geleceklerini ve belki de hatırlamama yardımcı olabileceklerini düşündüğüm için onlarla kalmak istiyorum ama bir yandan da... Bilmiyorum Mert" diyerek tereddütlü bir ifadeyle kendisine bakmasıyla da ona bu konuda yardımcı olması gerektiğini hissetmişti.

    Söyleyeceği şeyden kendisi de hoşlanmayacaktı ama bencillikte yapamazdı çünkü bu noktada Bahar'ın hayatı söz konusuydu. Hatırlamasına yardımcı olacak yolları denemesi de onun en doğal hakkıydı. Sonuçta hatırladığı takdirde hayatını nasıl şekillendirmek istediğine kendi hür iradesiyle karar verebilecekti. Mert'in de istediği buydu. Kendisine muhtaç olduğu ya da gidecek başka bir yeri olmadığı için değil gerçekten sevdiği ve bundan sonra yanında olmak istediği için gelmeliydi Bahar.

    "Eğer burada ailenle birlikte kalmak istiyorsan bunda yanlış olan bir şey yok Bahar. Ayrıca ne zaman istersen bana ulaşabileceğini de biliyorsun. Fikrini herhangi bir sebepten ötürü değiştirirsen beni araman yeterli"

    etrytuıo.png

    Bahar başını salladıktan sonra aniden şirin bir ifadeyle bakarak "Sen de burada kalsan olmaz mı?" diye sorunca Mert'te belli belirsiz bir gülüşle "Kalırsam bu ailen tarafından biraz tuhaf karşılanabilir" dedi ama Bahar'ın cevabı hazırdı. Hiç düşünmeden "Annemle babam seni sevdi. Bence sorun olmayacaktır" dediğinde Mert önce biraz sessiz kalsa da sonra ışıldayan gözlerle Bahar'a bakarak "Anne ve babam dedin" dedi. Demişti gerçekten.

    Bahar bu şekilde hitap ettiğini ancak Mert söyleyince fark etmişti. Anne ve babasının kendisinde yarattığı tanıdık hisleri düşünürken de gülümseyip tam "Evet öyle dedim galiba" diyordu ki kapının önünde beliren Erkan ikisini baş başa görünce biraz bozulup "Geç oldu Bahar annenlerin odasını hazırlayalım diyorum. Ne dersin?" diyerek içeriye girdi. Bu geç oldunun altında yatan ima da hem Mert'e hem de Bahar'a misafirlikte bir yere kadar demek gibi gelmişti. Yani Mert'e git diyordu aklınca.

    Mert ile gözlerini dikmiş birbirlerine bakan Erkan kolunu yanına geldiği Bahar'ın beline dolayıp "Mert Bey'i geçirdikten sonra bana yardım eder misin hayatım?" dedi. Bahar belindeki ele bakarken bu sefer de mutfağa Reyhan Hanım girmişti. Bu iyi olmuştu çünkü Erkan'ın Mert'in damarına basmaya yönelik hamleleri bu vesileyle engellenmiş olmuştu.

    Reyhan Hanım neden burada toplandıklarını sorarken Mert söze girip "Siz gelmeden önce Bahar'a ben artık gideyim diyordum da o sırada da Erkan Bey geldi. Onu konuşuyorduk" dedikten sonra Reyhan Hanım'ın biraz daha oturmasını istemesine karşılık "Geç oldu siz de dinlenin yoldan geldiniz" dedi. Bu inceliği Reyhan Hanım'ın hoşuna gitmiş Mert'i de bayağı bayağı sevmişti.

    Hep beraber mutfaktan çıktıktan sonra Reyhan Hanım içeriye doğru seslenip "Doğancığım Mert gidiyormuş" deyince Doğan Bey'de odadan çıkıp "Mert nereye oğlum? Gece vakti çıkma yollara kal burada sabah gündüz gözüyle gidersin" dedi. Bunu duyar duymaz Bahar ben demiştim der gibi Mert'e bakmış Erkan'da Bahar'ın ardından ailesinin de ona karşı samimi olmasından dolayı iyice gerilmişti. Adamda şeytan tüyü mü vardı anlamamıştı.

    Mert bu nazik teklifleri için teşekkür edip yolların bu saatlerde boş olduğunu ve rahat bir şekilde eve varabileceğini söyleyince onlar da ısrar edememiş ve yeniden beklediklerini söyleyerek Mert'i kapıya kadar geçirmişti. Bahar'ın da yüzü fena asılmıştı doğrusu. Birbirleriyle haberleşebilmek için telefon alışverişi yapıldıktan sonra Mert tanıştığına çok memnun olduğunu söyleyerek Reyhan Hanım ve Doğan Bey ile vedalaşmış hemen ardından da Erkan'a dönüp elini uzatarak iyi akşamlar dilemişti. İkisi de tokalaşırken sanki birbirlerine gözdağı verir gibi bakıyorlardı. Bu da Bahar'ın gözünden kaçmıyordu. Hiç sevmemişlerdi birbirlerini artık bundan kesinlikle emin olmuştu.

    Vedalaşma sırası Bahar'a geldiğinde Mert güler yüzlü olmaya gayret ederek "Görüşürüz Bahar" dedi. Aslında ağzı görüşürüz diyordu ama bakışları sanki çok daha fazla şey söylüyormuş gibiydi. Mert'in aksine ailesine ve Erkan'a rağmen ona daha sıcak bir veda yapmak isteyen Bahar'da boynuna sarılıp "Yaptığın her şey için çok teşekkür ederim" dedikten sonra ses tonunu biraz kıstı ve sadece Mert'in duyacağı şekilde sözünü devam ettirerek "Hatırlasam da hatırlamasam da fark etmez... Sen benim için her zaman çok özel kalacaksın. Bundan önce öyle miydi bilmiyorum ama bundan sonra böyle olacak. Bunu sakın aklından çıkarma tamam mı?" dedi. Bu söz Mert'in kalbinde iz bırakan bir söz olmuştu. Bahar'dan bu minvalde bir söz duymak için kaç sene beklemek zorunda kalmıştı bilmiyordu. Hesabı bile zordu gerçekten.

    Ailesi ve nişanlısı orada olduğu için Mert herhangi bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına ifadesine son derece dikkat etmeye çalışıyordu. Onunla aynı ses düşüklüğüyle "Sen zaten benim için hep özeldin bundan sonra da özel kalmaya devam edeceksin" dedikten sonra geri çekilip Bahar ile göz göze gelmemeye çalışarak herkese iyi akşamlar diledikten sonra kapıdan çıktı. Bahar "Sen zaten benim için hep özeldin" deyişinde kalmış ardından bakarken de sadece "Simay'a selamlarımı ilet. Arayacağım onu" diyebilmişti. Mert'te gözlerine bakmamayı sürdürüp olur dercesine başını sallayarak merdivenlerden aşağıya inmeye başlamıştı.

    Açık konuşmak gerekirse oradan uzaklaşmaya pek niyeti yoktu çünkü Bahar'ı öylece bırakıp gitmek istemiyordu. Sonuçta ilk defa kendisinden ayrı bir yerde kalacaktı. Yine kabuslar görüp ağlama krizine girebilirdi ve Mert böyle beklenmeyen bir durum cereyan ederse vakit kaybetmeden yanında olabilmek istiyordu.


    •●●·٠•●●•٠·˙


    Bahar ise Mert çıktıktan sonra direkt balkona doğru gitmişti. Onun apartmandan çıkışını bekliyor Erkan'ın içeriye girmesini çünkü serin olduğunu söylemesini bile işitmiyordu. Umurunda değildi çünkü. Neyse ki Mert'te birkaç saniye sonra apartmandan çıkmıştı.

    Arabasına doğru düşünceli bir ifadeyle yürürken başını yukarıya kaldırıp kendisine doğru bakan Bahar ile göz göze geldi. Tabii yanında duran Erkan'ı fark etmesi de uzun sürmemişti. Onlara bakarken gözlerinin önüne bazı görüntüler geliyordu. Bahar'ın karşısına çıkamadığı ve onun Erkan ile güle oynaya şu apartmandan çıkıp el ele uzaklaştığı görüntüler...

    Mert sol elini yavaşça kaldırıp buruk bir halde tebessüm ettikten sonra arabasına geçip oradan uzaklaşmıştı. Bahar'da onun gidişiyle suskunlaşmış ve Erkan'a tek kelime etmeden içeriye geçerek banyoya girmişti. Ellerini ve yüzünü defalarca yıkadıktan sonra da kurulanıp ellerini havluyla birlikte dolaba dayadı. Gözleri aynayla buluştuğunda nefes alışverişleri gibi yüzündeki ifade de değişmişti. Bir şey düşünmemeye çalışsa da aynadaki görüntüsüne bakarken kafasının fena halde karıştığını anlamıştı. Mert'ti bu karışıklığın sebebi...

    "Baharcığım Erkan çıkıyor kızım"

    Annesinin seslenişiyle kendisine gelen Bahar şaşkın bir ifadeyle banyodan çıktıktan sonra montunu alan Erkan'a yaklaşıp sessizce "Burada kaldığını sanıyordum" dedi. Öyle ya... Madem burada kaldığını iddia etti o zaman ne diye gidiyordu ki? Erkan ceketini giyerken bir yandan da sorusunu cevaplayıp yalanını sürdürerek sessizce "Ailen birlikte kaldığımızı bilmiyordu. Hoş karşılamazlar diye söylememiştik. Bu yüzden onların geleceğini öğrendiğimde eşyalarımı toplayıp bir arkadaşıma götürdüm. Şimdi de onun yanına gidiyorum" dedi. Makul bir açıklama olunca Bahar'da bir şey diyememişti. Adam resmen tek ayak üstünde kırk yalan atmaya meyilli biriydi.

    Erkan elini öptüğü Reyhan Hanım'a "Yarın sabah erkenden sizi almaya gelsem de kahvaltıyı dışarıda hep beraber yapsak nasıl olur anneciğim?" diye sorarken Reyhan Hanım'da ona sarılıp "Ne iyi düşünmüşsün oğlum tamam gideriz" dedikten sonra eşine dönüp "Gideriz değil mi Doğan?" diye sordu. Doğan Bey Erkan'ın elini öpmesi eşliğinde gidebileceklerini söylerken Bahar'da boşluğa bakıp düşünüyordu. O sırada da Erkan yanına yaklaşıp ellerini tutarak "Merak etme artık yanımızdasın ve her şey yavaş yavaş yoluna girecek" dedikten sonra alnını öpüp sessizce "Seni seviyorum bir tanem. Yarın sabah görüşürüz" dedi ve evden ayrıldı.

    Kapı kapatıldığında bu defa Bahar balkona koşmak yerine sessiz sakin bir halde içerideki odaya doğru gitmişti. Reyhan Hanım'da böyle yapmasını yadırgamıştı tabii. Sonuçta hatırlamıyor bile olsa nişanlı olduklarını biliyordu. Yani usulen bile olsa çıkabilirdi o balkona. Reyhan Hanım kızının yanına giderken Erkan'da apartmandan çıkmış balkondan baktığını umduğu Bahar'a el sallamak için başını yukarıya kaldırmıştı. Ancak balkonda kimsenin olmadığını görünce yüzündeki gülümseme saniyeler içinde kaybolmuştu.

    hılıhl.jpg

    Erkan hayal kırıklığıyla arabasına binip oradan uzaklaşırken Reyhan Hanım'da dolapta bulduğu yorganı indirmeye çalışan kızının yanına gelip ona yardım etmeye başladı. Birlikte yatağın nevresimlerini değiştirirken de Reyhan Hanım yan gözle baktığı Bahar'a "Erkan çok iyi ve çok saygılı bir genç" dedi. Bahar bunu duyar duymaz yatağı düzenlemeyi bırakmıştı. Annesi ise Erkan hakkında konuşmaya devam ediyordu.

    "Sana daha önce hiç söylemedim ama evleneceğinizi ilk duyduğumda bunun iyi bir fikir olup olmadığını bilememiştim"

    "Gerçekten mi? Neden böyle hissetmiştin peki?"

    "Çünkü onu tanımıyordum ama Erkan ile tanışıp onunla vakit geçirince içim çok rahatlamıştı. Seni sevdiği üstüne nasıl titrediğinden belliydi. Bize de çok yakın davranıyordu. Gerçi hâlâ öyle... Sağ olsun bir dediğimizi iki etmez kendi anne ve babası kadar sevdiğini hissettirir bize"

    Bahar durgun bir halde yatağa oturduktan sonra bir süre sessiz kalmış sonra da "Anne..." deyip Reyhan Hanım'ın dikkatini üzerine çekerek "Ona nikahı ertelemeyi teklif etsem sonradan bunu yaptığıma pişman olur muyum?" demişti. Reyhan Hanım kızının sorusuyla yanına oturup ellerini tutarak "Neden böyle bir şey söylüyorsun canım?" diye sorunca Bahar'da ona "Onu hatırlamıyorum ki... Ayrıca kim olduğunu bile bilmediğim biriyle günler sonra evlenecek olmam bana çok tuhaf geliyor" dedi.

    "Ama sen bu evlilik kararını Erkan'ı tanırken ve onu severken vermiştin hayatım. Hem bizlerle paylaşırken de çok heyecanlıydın. Kız istemeden nişana nişandan düğün hazırlıklarına kadar her şeyin kusursuz olabilmesi için çok uğraştın çok didindin. Erkan ile evlenmek bir masalın hayata geçmesi gibi geliyordu sana... Ayakların yere basmıyor çok mutlu olduğunu söyleyip heyecanına ortak olmamızı bekliyordun. Hatta tüm sevdiklerinizin nikahınızda eksiksiz bulunabilmesi için çok uğraş verdin. Herkesin bir arada olabileceği ortak bir günü zar zor belirleyip davetiyelerini ulaştırdın onlara... Bazıları çoktan buraya geldi bile. Şimdi nikahı ertelemek sana çok mühim bir şeymiş gibi gelmiyor ama hafızan yerine geldiğinde bunu yaptığın için çok pişman olacaksın biliyorum. Ama üzülmek fayda etmeyecek çünkü iş işten geçmiş olacak. Ayrıca bunu yaparak sana aşık olan ve tüm hayatını seninle paylaşmaya hazır olan o adamı ne kadar üzeceğini bir düşün. Erkan'a nikahı ertelemeyi teklif edersen kalbini çok kırmış olacaksın. Bırak her şey olması gerektiği gibi ilerlemeye devam etsin. Hem belli mi olur belki de nikaha kadar hatırlar öyle evet dersin ona"

    Bahar içindeki sıkıntıyla derin bir iç çekip "O benim için gerçekten de en doğru kişi mi?" diye sorunca Reyhan Hanım'da kızına sarılarak "Bilemem ama bana öyle olduğunu söylemiştin. Erkan'ın sana kendini daha güçlü hissettirdiğini hayata karşı bakış açını değiştirip geleceğe daha umutla bakmana sebep olduğunu söylüyordun. Ben seni daha önce hiç bu kadar mutlu görmemiştim kızım. Sanki onunla birlikte yeniden doğmuş gibiydin" dedi. Nasıl olurdu bu? Bu söylenenler Bahar'a o kadar uzak geliyordu ki...

    Bahar'ın kafası karıştıkça karışıyordu. Ne düşüneceğini ne yapması gerektiğini şaşırmış gibiydi. Her kapı Erkan'ı çok sevdiğine ve onunla evleneceği günü heyecanla beklediğine çıkıyordu resmen. Belki de annesinin dediği gibi her şeyin olması gerektiği gibi ilerlemesine izin vermeliydi. Tek dileği nikah gününe kadar hafızasından silinen her şeyi en doğru haliyle hatırlayabilmesiydi.

    :kaalp:

    Hikaye hakkında yorum yazmak için buraya tıklayabilirsiniz
    nk83'ün Hikayelerine Yorumlarınız
     
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.